Radyasyon dozajı
65 theses under this subject heading
Diyarbakır ilinde radyoloji çalışanlarının radyasyondan korunma durumları ve sağlık yakınmaları
Radyasyona en fazla maruz kalan kişiler olan radyoloji çalışanlarının, radyasyonun biyolojik olarak meydana getireceği olumsuz etkilerden somatik veya genetik olarak etkilenme olasılıkları genel toplumdan daha yüksek beklenmektedir. Bu çalışmada radyoloji birimi çalışanlarının sağlık durumlarının araştırılması, mevcut hastalık ve sağlık şikayetlerinin ortaya konulması, koruyucu önlem alışkanlıklarının belirlenmesi ve eğitim materyali aracılığı ile radyasyondan korunma yöntemleri hakkında bilgi verilmesi amaçlandı. Tanımlayıcı özellikte olan bu çalışma için Gaziantep Üniversitesi Etik Kurulundan 19/11/2013-404 karar no' lu etik kurul onayı alındı. Diyarbakır İli Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği'ne bağlı hastanelerde mevcut olarak çalışan toplam 250 radyoloji çalışanından, araştırmaya katılmayı kabul eden 220 kişiye sözlü onayları alınarak, halen çalıştıkları sağlık kuruluşunda yüz yüze görüşme tekniğiyle soru kağıdı uygulandı. Evrene ulaşım hızı %88 olarak gerçekleşti. Radyasyondan korunma yöntemleri ile ilgili bir eğitim materyali hazırlanarak soru kağıdı uygulaması sonrası radyasyondan korunma yöntemleri hakkında bilgi verildi. Radyoloji çalışanlarının, radyasyondan koruma araçlarından en fazla % 66,8 ile kurşun önlük ve % 65,5 ile kurşun paravanı kullandığı belirlendi. Radyoloji biriminde çalışan ve mesleki olarak radyoloji eğitimi almamış sağlık personellerinin radyasyondan korunma eğitimi alma durumlarının anlamlı düzeyde düşük olduğu görüldü (P=0,000). Radyoloji çalışanlarında en çok görülen sağlık yakınmaları % 75,9 ile yorgunluk ve % 72,7 ile halsizlikti. Kendi beyanlarına göre anemi % 24,5 ve migren % 22,3 ile en çok görülen hastalıklar olarak belirlendi. Ayrıca çalışmaya katılan iki radyoloji çalışanında kanser (% 0,9), üç radyoloji çalışanında ise infertilite (% 1,4) olduğu görüldü. Araştırmaya katılan kadınların %19,6'sıın en az bir kere istemsiz düşük, % 5,9'unun en az bir kere ölü doğum yaptığı görüldü. Araştırma sonuçlarına göre radyoloji çalışanlarının gebelik komplikasyonu yaşama ve düşük yapma oranının, genel topluma göre fazla olduğu ve mesleki olarak radyoloji eğitimi almamış olan çalışanların radyasyondan korunma eğitimlerinin eksik olduğu belirlendiğinden, özellikle doğurganlık çağındaki radyoloji çalışanlarının radyasyondan korunma konusunda uyarılması gerektiği düşünülmektedir. Radyoloji birimlerinde ergonomik olarak daha rahat çalışılabilecek şartların oluşturulmasının ve hizmet içi eğitim kapsamında hastane eğitim birimleri tarafından çalışanlara radyasyon güvenliği konusunda belirli aralıklarla eğitimin tekrarlanmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.
Baş boyun bölgesi kanseri tanısı konmuş hastalarda yoğunluk ayarlı radyoterapinin doz dağılımının araştırılması
Lokalizasyon ve cinsiyete göre baş-boyun kanserlerinin görülme oranı tüm kanserlerin %6?sını oluşturmaktadır. Yoğunluk ayarlı radyoterapi normal doku dozlarını azaltarak tümörlü dokuların daha etkin doz almasını sağlar. Çalışmamızdaki amaç Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi (YART) tekniği kullanılarak tedavi edilen baş-boyun kanser tanılı hastaların doz dağılımları incelenerek uluslar arası doz tolerans tavsiyeleri ile karşılaştırmaktır. Çalışmamızda 2009-2012 yıllarında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalında YART tekniği ile tedavi edilen 30 baş-boyun kanser tanılı hastanın retrospektif incelenmesi yapılmıştır. Hasta grubu yaş ortalaması 60 (20-80) ve erkek-kadın oranı 9/1 idi. Hastaların YART tedavi planları (28 tanesi 9, 1 tanesi 7 ve 1 tanesi 6 tedavi alanı ile) 1,8-2,0 Gy/Fr haftada 5 gün şeklinde oluşturulmuştur. Çalışmamızda YART PTV 70, YART PTV 60 ve YART PTV 46 hedef hacimlerin ortalama dozları, homojenite indeks ve konformite indeks değerleri ICRU62?ye ve ICRU83?e göre incelendi. Tedavi alanlarına giren riskli organların doz dağılımları analiz edildi. Çalışmamızda hastaların YART PTV70 ve YART PTV60 hedef hacimlerine verilmek istenen 70 Gy ve 60 Gy dozların tamamının %100± %5?i homojen bir şekilde verilmiştir. 46 Gy verilmek istenen dozlar YART PTV46 hedeflere ortalama %102,8 oranında verilmiştir. 15 hastanın hedef hacimlere giren parotis bez dozları ve 13 hastanın hedef hacimlere giren oral kavite dozları önerilen tolerans doz seviyelerini aşmıştır. Maksimum spinal kord dozu en yüksek değeri 50 Gy altında kalmış. Göz ve lens maksimum dozları bir hasta hariç maksimum doz sınırını aşmamıştır. 4 hastanın maksimum beyin dozu 60 Gy doz sınırını aşmıştır. Diğer riskli organ dozları tolerans seviyelerinin altında kalmıştır. Sonuç olarak YART yönteminin amacı; hedef hacme tanımlanan dozu tam olarak verirken, çevre sağlam dokulardaki dozu en aza indirmektir. YART yöntemi ile tedavi edilen baş-boyun kanseri hastalarda hedef hacimlerin homojenite indeks değerleri yüksek dozlarda 1,0 (ICRU62?ye göre uygun değer) ve 0,0 (ICRU83?e göre uygun değer) değerine daha yakın olduğu tespit edilmiştir. Hedef hacimlerin ortalama konformite indeks değerleri ICRU 62?ye göre 0,98 ve ICRU 83?e göre 0,95 olduğu tespit edilmiştir. Radyoterapide öncelikli amaç tedavi etkinliğini arttırmaktır. Hasta tedavi edilirken tümör kontrolünü sağlamak için hedef hacme giren riskli organ doz sınırlarının aşılması gerekmiştir. Anahtar Sözcükler: Radyoterapi, Baş-boyun kanseri, Hedef hacim, YART PTV 70, Homojenite indeks.
Mide kanserinin tedavisinde uygulanan yoğunluk ayarlı radyoterapi planlama sistemi ile 3D konformal radyoterapi sisteminde kritik organ dozlarının karşılaştırılması
Çalışmamızda cerrahi uygulanmış mide kanseri tanılı on hastada dört alanlı üç boyutlu konformal radyoterapi (3BKRT) tekniği ile yedi alanlı yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) tekniği kullanılarak her iki planın birbirine üstünlüğü test edilmiştir. Bu amaçla bilgisayarlı tomografi (BT) cihazında sırtüstü pozisyonda çekilmiş hasta görüntüleri Tıpta Dijital Görüntüleme ve İletişim Sistemi (DICOM) aracılığı ile Oncentra 4.3 tedavi planlama sistemine (TPS) aktarılmıştır. 3BKRT planları dört alan tekniği kullanılarak 15 mega volt (MV) foton enerjisi ile yapılmıştır. Planlanan hedef hacime (PTV) %95'lik izodoza 1.8 Gy fraksiyon dozu ile toplam 50.4 Gray (Gy) olacak şekilde plan yapıldı. YART planları Oncentra 4.3 planlama sisteminde çizilmiş olan aynı hedef hacim değiştirilmeden Monaco 5.0 planlama sistemine aktarılarak YART planları oluşturulmuştur. Tedavi planlarında 6 MV foton enerjisi ile yedi alan tekniği kullanılmıştır. Hedef hacim ve kritik organların almış olduğu dozların analizleri yapılmıştır. Çalışmamız sonucunda 3BKRT ile YART teknikleri karşılaştırıldığında PTV hacminin %95'inin aldığı doz açısından istatistiksel olarak fark bulunamamıştır (p=0.909). 30 Gy üzeri doz alan karaciğer yüzdesi için YART tekniği istatistiksel olarak üstün bulunmuştur (p=0.001). 30 Gy ve üzeri doz alan spinal kord yüzdesi için planlama teknikleri karşılaştırıldığında YART tekniği istatistiksel olarak üstün bulunmuştur (p=0.001). Tüm kritik organların ortalamalarının yüzdesine bakıldığında yüzde doz alan hacimlerin YART tekniğinde daha düşük bulunmuştur. Abdominal radyoterapi (RT) alan hastalara kritik organları daha iyi korumak için klinik yoğunluk dikkate alınarak YART önerilebilir.
Türkiye ve Almanya'da iş sağlığı ve güvenliği mevzuatlarının radyasyonla çalışmalarda güvenlik temelinde karşılaştırmalı analizi
Bilim adamları 19. yüzyılın sonuna doğru radyoloji alanında çok büyük başarılara imza atmışlardır. Fakat çağın teknolojik bilgisi bazı konularda onları aydınlatmada yetersiz bırakmıştır. Yıllarca hiçbir korunma olmadan deneylerini ve çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Korumasız çalışmaları sonucunda bilim insanları lösemi, kanser, radyodermit ve katarakta yakalanarak, kimileri vücut fonksiyonlarını yitirmiş, kimilerinde ölmüştür. Bu doğrultuda radyasyon konusunda genel bir açıklama yapılmıştır. Daha sonrasında görüntüleme birimine ait risk değerlendirme analizi yapılarak analiz sonucunda; 37 tane risk unsurunun düşük risk düzeyinde yer aldığı, 9 tane risk unsurunun ise orta risk seviyesinde bulunduğu ve bu risk seviyelerinde alınması gerekilen önlemler ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir. Son bölümde ise, Türkiye radyasyon yönetmenliği ile Almanya radyasyon yönetmenliklerinin benzer ve farklı yönleri ortaya koyulmuştur. Sonuç olarak Türkiye'nin İSG mevzuatı çerçevesinde radyasyon yönetmenliğinde bulunması gereken birçok madde öneri olarak belirtilmiştir.
Adana ili Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde çalışan sekreterlerde dijital göz yorgunluğunun prevelansı ve elektromanyetik alan ile ilişkisi
Giriş ve Amaç: Tüm dünyada her yaş grubundan insan elektronik dijital cihazları hem mesleki hem de eğlence amaçlı kullanmaktadır. Hayatımızı kolaylaştıran bu cihazlar yanlış kullanıldığında insan sağlığına zarar verebilmektedir. Bu nedenle, küresel dijitalleşme radyasyonun sağlık üzerine etkilerini yeniden gündeme getirmiş ve bu konuda birçok araştırma yapılmıştır. Evde ve işte kullandığımız birçok cihaz non-iyonize radyasyon olan 'Düşük frekanslı ve yüksek frekanslı elektromanyetik alanlardan oluşmaktadır. Düşük frekanslı elektromanyetik alana maruziyet sonrası baş ağrısı, bulantı, kaslarda kasılma, gözlerde ışıksız ortamda ışık görme (retinal fosfen) başta olmak üzere görme ile ilgili birçok hassasiyetler ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle elektromanyetik alana maruziyet sonrası oluşabilecek sağlık etkilerinden korunmak için ülkeler kendi ulusal standartlarını belirlemişlerdir. Dijital göz yorgunluğu sendromu (CVS) da gözlerde sulanma, yanma, batma, kuruluk hissi, ışık çakması ve baş ağrısı gibi benzer semptomları tanımlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, Adana ili Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinin farklı anabilim dallarında çalışan sekreterlerde dijital göz yorgunluğu sendromunun prevalansını belirlemek ve elektromanyetik alan (EMA) ile ilişkisini saptamaktır. Materyal ve Metod: Bu çalışma kesitsel niteliktedir, hastanenin farklı departmanlarında çalışan 143 sekretere ulaşılmıştır. Bireylere Computer vision syndrome questionnaire (CVS-Q) ölçeği, Oculer Surface Disease İndex (OSDI) ölçeği, Cornell Kas İskelet Sistemi Anketi de uygulandı. Sekreterlerin çalışma ortamlarında maruz kaldıkları Düşük frekanslı manyetik alan ölçümleri 6010 Gauss/Teslametre cihazla, yüksek frekanslı manyetik alan ölçümleri Narda NBM-520 cihazla ölçüldü. Ortamın ışık şiddeti de LX-1102 Cihazla ölçüldü ve sonra göz muayeneleri yapıldı. Her sekreter dijital göz yorgunluğu sendromu açısından göz doktorları tarafından değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 143 kişinin yaş ortalaması 39.61 yıldır. Katılımcıların %25,2'si erkek, %74,8'i kadındır. Katılımcıların CVS-Q ölçeği sonucuna göre %83.9'unda dijital göz yorgunluğu sendromu olduğu gözlendi. CVS gelişimi açısından cinsiyet ve yaş yönünden anlamlı fark bulunamamıştır. CVS-Q ile EMA arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki olduğu bulundu. EMA ölçümleri ile her iki göz schirmer ölçümleri arasında negatif yönde orta güçte bir ilişki bulundu. CVS olan kişilerin çalışma ortamı EMA değerleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). CVS riskini artıran faktörler; çalışma ortam EMA'sının yüksek olması (>1725 µT, OR=3.27) işte çalışma süresinin artması (OR=1.09), ekran üzerine güneşten ya da iç ortam kaynaklı lamba yansımalarına/parlamalarının olması (OR=4.15), bilinen göz hastalığı olması ve gözlük-lens kullanımı olarak bulunmuştur. Lineer regresyon analizinde ise ortamın düşük frekanslı EMA'sında bir birimlik artış CVS-Q skorunda 0.004 birimlik artışa neden olmaktadır. Sonuç: Çalışmanın sonucunda düşük frekanslı elektromanyetik alan ile dijital göz yorgunluğu sendromu ile EMA'ların arasında orta düzeyde bir ilişki olduğu bulundu. Bu nedenle kişilerin çalışma ortamlarında maruz kaldıkları EMA'ların düzenli olarak ölçülmesi, riskli bölgelerde çalışanlara yönelik koruyucu davranışların geliştirilmesi (mola aralıkları, 20-20-20 kuralları vb.) ve non-iyonize radyasyondan korunmak için gerekli eğitimlerin verilmesini tavsiye ediyoruz. Anahtar Kelimeler: Dijital Göz Yorgunluğu Sendromu; Göz Kuruluğu; Elektromanyetik Alan
Nadir toprak elementleri ile katkılandırılmış itriyum tabanlı fosforların termolüminesans özelliklerinin incelenmesi
Termolüminesans Dozimetre araştırmalarında termolüminesans özelliklerin belirlenmesi oldukça önemlidir. Bu çalışmada itriyum tabanlı fosforlar katıhal reaksiyon yöntemi ile Y2O3, Eu2O3, Tb4O7, Ta2O5, Nb2O5 den oluşan karışımın Na2SO4 karıştırıcı madde ile homojen karıştırılmasısonucu elde edilmiştir. Eu+3 ve Tb+3 nadir toprak iyonları fosforları aktive etmek amacı ile karışımlara eklenmiştir.X-ışını kırınımı (XRD) ve taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile analiz edilen malzemelerin radyolüminesans ve fotolüminesans spektrumları incelenerek enerji geçişleri hakkında bilgi sağlanıp, termolüminesans ışıma eğrileri incelenmiştir. Bu çalışmada bahsedilen fosforların beta, UV (311 nm), X-ışını radyasyonu ile uyartımın ardından termolüminesans karakteristikleri ilk defa keşfedilip belirtilmiştir.UV (311 nm), ß ve X- ışınına karşı duyarlılığı, kararlılığı, tekrarlana birliği, doğrusal doz cevap aralığına sahip olmaları ile üretilmiş itriyum tabanlı fosforlar, termolüminesans dozimetrik malzemelerin gelişimine katlı sağlamaktadır.
Mobil telefon radyasyonun erkek genital kanallarında oluşturabileceği yapısal değişimler
Günümüzde; cep telefonu, kablosuz telefonlar ve telsizgibi elde taşınabilen haberleşme araçları oldukçayaygın olarak kullanılmaktadır. Kişisel haberleşmede kullanılan bu araçlar çalışırkenözellikle kullanıcının baş bölgesineçok yakın mesafede tutulurlar. Bu nedenle bu araçların yoğun kullanımına bağlı olarak kullanıcılar zararlı düzeyde EMA? a etkin kalmışlardır.Teknolojinin hızla değişmesininbir parçası olarak ülkemizde de mobil iletişim araçları; özellikle cep telefonları kullanımı yaygınlaşmış, GSM (Global System for Mobile Communications) operatörlerinin kapsama alanlarını genişletmeleri ve kullanıcısayısının artmasına bağlı olarak servis sunduklarıbaz istasyonları sayı ve yaygınlığı artmıştır. Bunun sonucunda bu iletişim sistemlerinden kaynaklanan manyetik alanlardan etkilenen insan sayısı da artmıştır. 1990?lı yıllarda GSM operatörleri sadece 900megahertz (MHz) radyofrekans (RF) dalgaları ile yayın yapmakta iken yıllar içinde bu konuda beklentilerin artması ile 1800 MHz RF dalgaları kullanılmıştır. Günümüzde rayofrekans dalga şiddeti 2100 MHz değerine ulaşmıştır.Bu çalışmanın amacı,üçüncü nesil cep telefonlarının oluşturduğu 2100 MHz elektromanyetik alana etkin bırakılan sıçanların ductusepididimis ve ductusdeferenste meydana getirebileceği yapısal değişimlerin incelenmesini sağlamaktır.131Çalışmamızda 8 haftalık 36 adet Wistar Albinocinsi erkek sıçanlar kullanıldı. EMA uygulaması, sıçanların konulduğu kafesin yaklaşık 5 cm uzaklığa yerleştirilen EMA jeneratörü ile günde 30 dakika (Türkiye? de tahmin edilen günlük ortalama konuşma süresi), haftada 6 gün olmak üzere 4 ve 8 hafta boyunca yapıldı. Uygulamanın sonunda sıçanlara yapılan yüksek doz ketamin-ksilazin enjeksiyonuile ötenazileri gerçekleştirildi. Ötenazi sonrası sıçanlar sakrifiye edilerek, ductusepididimis ve ductusdeferens dokuları alınıp tartılarak ağırlıkları kaydedildi. Organların değerlendirilmesi için dokulara histokimyasal olarak Hematoksilen-eozin ve Masson trikrom boyamaları ve immünohistokimyasal olarak apoptozisin belirlenmesi için caspase-3 ve vaskülarizasyonun belirlenebilmesi için VEGF immunohistokimyasal boyamaları yapıldı.Yapılan değerlendirmelerde, 1 ay boyunca günde 30 dakika 2100 MHz radyofrekans elektromagnetik alan (RF-EMA) uygulanan sıçan ductusepididimise ait bazı kanallarda spermatozoongözlenmezken, bazı kanallarda da spermatozoon yoğunluğunda azalma olduğu dikkati çekti.Kanallar arası intersitisyel bağ dokuda ödematöz alanlar, bağ dokusu kaybı ve hasarı izlendi. Ayrıca kanallar arası intersitisyel bağ dokuda kontrol ve sham gruplarınagöre göreceli olarak vaskülarizasyonun ileri derecede artmış olduğu gözlendi. Aynı grupta yapılan caspase-3 immunohistokimya boyamasında 1 ay kontrol ve sham gruplarına göre epididimisi oluşturan kanallar arasındaki intersitisyel bağ dokusunu oluşturan yapılarda immünreaktivitenin ( caspase-3 tutulumu) artmış olduğu izlendi.VEGF ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus epididimis dokularının incelenmesinde 1aylık EMA uygulaması yapılmış gruplarda 1ay kontrol ve sham gruplarına göre ductusepididimisi oluşturan peritübüler bağ dokusu içindeki damarların endotel hücrelerinde immunreaktivitenin ( VEGF tutulumu) artmış olduğu izlendi132Ductusdeferens ile yapılan değerlendirmelerde, 1 ay boyunca günde 30 dakika 2100 MHz radyofrekans elektromagnetik alan (RF-EMA) uygulanan sıçan ductusdeferens dokularında pseudostratifiye stereosilyalı epiteli oluşturan hücrelerin düzenleniminde 1 ay kontrol ve sham gruplarına göre bozulma, hücre çekirdeklerinde yer değiştirmeler, lamina propriyayı oluşturan gevşek bağ dokusunda ayrılmalar dikkati çekti. Caspase-3ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus deferens dokularının incelenmesinde 1 ay kontrol, 1 ay sham ve 1 ay uygulama gruplarında belirgin bir fark izlenmedi. VEGF ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus deferens dokularının incelenmesinde, 1 ay uygulama grubunda damar endotel hücrelerindeki immünreaktivitenin kontrol 1 ay ve sham 1 ay grubundaki immünreaktiviteye göre artmış olduğu dikkati çekti.2 ay boyunca günde 30 dakika 2100 MHz radyofrekans elektromagnetik alan (RF-EMA) uygulanan sıçan ductusepididimisine ait kanalların bazılarında spermatozoon kaybı gözlendi. epitel hücrelerinin düzenleniminde bozulma yüksekliğinde yer,yer azalmalar, stereosilya kaybı izlendi. Kanallar arası intersitisyel bağ dokuda ödematöz alanların varlığı ve 2 aylık kontrol ve sham grubuna göre kanlanmanın arttığı belirgin olarak gözlendi. Aynı grupta caspase-3ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus epididimis dokularının incelenmesinde , 2 ay kontrol ve 2 ay sham grubuna göre ductusepididimisi oluşturan kanallar arası intersitisyel bağ dokusunda artmış immünreaktivite gözlendi. Yine aynı grupta VEGF ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus epididimis dokularının incelenmesinde 2 ay kontrol ve sham gruplarına göre ductusepididimisi oluşturan peritübüler bağ dokusu içindeki damarların endotel hücrelerinde immunreaktivitenin ( VEGF tutulumu) artmış olduğu izlendi.1332ay boyunca 2100 MHz RF-EMA etkin bırakılan uygulama grubuna ait sıçan ductus deferens ile yapılan değerlendirmede pseudostratifiye stereosilyalı epitel ile altındaki lamina propriyada ayrılmalar ve düzenlenim bozuklukları dikkati çekti. Caspase-3ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus deferens dokularının incelenmesinde 2ay kontrol, 2 ay sham ve 2 ay uygulama gruplarında caspase-3 immunohistokimya boyamada gruplar arasında immünreaktivite farkı gözlenmedi. VEGF ile immunohistokimyasal boyama yapılmış sıçan ductus deferens dokularının incelenmesinde 2 ay uygulama grubunda ise 2 ay kontrol ve 2 ay sham grubuna göre VEGF immünreaktivitesi damar endotel hücrelerinde belirgin olarak dikkati çekti.Çalışmamızda deney gruplarının ductus epididimis ve ductus deferensağırlıkları karşılaştırıldığında çalışma sonucunda gruplar arasında istatistiksel olarak ağırlık bakımından anlamlı bir değişikliğin olmadığı gözlendi.Sonuç olarak, üçüncü nesil cep telefonlarının oluşturduğu 2100 MHz? lik EMA? nın erkek genital kanallarında yapısal bazı değişikliklereneden olduğu gözlend
Cep telefonu radyasyonunda melatonin kullanılmasının testis dokusuna olası koruyucu etki
Bulunduğumuz ortamda çevre, gürültü ve elektromanyetik kirlilik gibi sorunlar yaşamı olumsuz etkilemektedir. Son yıllarda cep telefonu kullanımındaki artış beraberinde, yeni baz istasyonlarının kurulmasını gündeme getirmiştir. Yaşadığımız alanda elektrik akımı taşıyan kablolar, radyo ve televizyon vericileri, cep telefonları ve baz istasyonları, yüksek gerilim hatları, trafolar, mikrodalga yayan ev aletlerinin yarattığı elektromanyetik alan, elektromanyetik kirliliği oluşturmaktadır. EMA kaynakları arasında, özellikle cep telefonları vebaz istasyonları bulunmaktadır. 21. yüzyılın başlarında ise günümüzde yaygın olarak kullanılan üçüncü nesil telefonlar üretilmeye başlanmıştır. Yoğun bir şekilde etkin kalınan bu elektromanyetik dalgalar ve bununla ilgili olarak cep telefonlarının biyolojik etkileri son zamanlarda bilimsel çalışmalara konu olmaya başlamıştır. Biyolojik sistemlerde prooksidan/antioksidan dengenin bozulmasıyla oluşan oksidatif stres, birçok patolojik durumla ilişkilendirilmektedir. Epifiz bezinin esas salgısı olan melatoninin antioksidanlar içerisinde en güçlü radikal tutucu olduğu öne sürüldüğünden, MEL?e olan ilgi artmakta ve antioksidan özelliği gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, elektromanyetik alana kronik etkin kalmanın testis dokusunda oluşturabileceği yapısal değişimler ve bunlara melatoninin koruyucu etkisinin incelenmesini sağlamaktır. Çalışmamızda 24 Wistar albino cinsi erkek sıçan 4 eşit gruba ayrıldı. 90 günlük deney süresince; kontrol grubuna hiçbir uygulama yapılmaz iken, 2.gruba her gün deri altımelatoninuygulaması, 3.gruba her gün30 dakika 2100 MHz radyasyonuygulaması, 4.gruba ise radyasyon uygulamasından 40dk önce deri altı melatonin ve 30 dakika radyasyon uygulaması yapıldı. Çalışma süresince deneklerin vücut ağırlıkları her gün ölçülerek kaydedildi. Deney bitiminde yüksek doz anestezi altında feda edilen deneklerden testis dokusu alındı, ağırlıkları ölçüldü ve histolojik izleme yöntemlerinden geçirildi. Değerlendirme için alınan kesitlere Hematoksilen-Eozin, Masson trikrom ve PAS boyaları uygulandı ve ışık mikroskobunda resimleri çekildi. Yapılan değerlendirmede; Hematoksilen ? Eozin ile yapılan boyama sonucunda, kontrol grubuna ait testis dokusunda normal testis dokusu yapısı gözlenirken, melatonin uygulanan grupta kontrol grubuyla benzer yapıların yanında, spermiyogenez aşamasını geçiren spermatidlerin lümene doğru yayıldığı, bunların yuvarlak ve uzamış şekilli oldukları ilgiyi çekti. Radyasyon uygulanan grupta ise seminifer tübüllerde düzenli yapının bozulduğu yer yer ödemsi görünüm ve ayrışmalar dikkati çekti. Belirgin ödeme karşı spermatogenik epitel boyunun oldukça kısa olduğu da ayırtedildi. Lümende olgun spermiyumlar son derece azdı. Radyasyon+melatonin uygulaması yapılan grupta seminifer tübül yapısının radyasyon grubuna karşı korunduğu; epitel boyunun kontrole benzer görünümde olduğu görüldü. Masson trikrom boyası bulgularında ise; kontrol ve melatonin grubundaki bulgular Hematoksilen-Eozin boyamasındaki testis dokusu örneklerine eşteşti. Radyasyon uygulanan grupta seminifer tübülleri oluşturan hücrelerdeki tüm yapısal değişimler ve epitel boyunun kısalması belirgindi. Radyasyon +melatonin uygulanan grupta da tüplerdeki dejenerasyonun azaldığı dikkat çekti.İstatistiksel olarak da; radyasyon uygulanan grupta seminifer tübül çapının genişlediği ve epitel boyunun azaldığı belirlendi. PAS boyaması bulguları değerlendirildiğinde; kontrol ve melatonin grubunda bazal membran belirgin olarak ayırt ediliyordu. Radyasyon uygulanan grupta seminifer tüplerin şekillerinin bozulmasına koşut olarak bazal membranın kıvrıntılı seyir gösterdiği yer yer kalınlaştığı dikkati çekti. Radyasyon+ melatonin uygulanan grupta ise bazal membranın yer yer kalınlığını koruduğu izlenirken yapının oldukça normal olduğu ayırt ediliyordu. İstatistiksel olarak da, radyasyon ve radyasyon+ melatonin gruplarında bazal lamina kalınlığının arttığı belirlendi. Işık mikroskobik ve istatistiksel bulgular birbirlerini destekliyordu. Sonuç olarak yüksek doz cep telefonu radyasyonunun testis histolojik yapısına, özellikle spermatogenezis ve spermiyogenezis düzeyinde etkili olduğu belirlenirken, melatoninin koruyucu özellik gösterdiği kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler : Cep telefonu, Radyasyon, Melatonin, Testis
Radyasyon uygulanan ratlarda D vitamininin asimetrik dimetil arjinin(ADMA) ve çinko düzeyleri üzerine etkisinin araştırılması
Bu çalışmada; gama radyasyon uygulanmış ratlarda D vitamini uygulamasının karaciğer ve böbrek dokularındaki ADMA, SDMA ve Zn düzeylerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Karaciğer ve böbrek dokusu SDMA düzeyleri radyasyon grubunda azalmakla birlikte bu azalış istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). Radyasyon, radyasyon+D vitamin ve D vitamin grupları kontrol grubu ile karşılaştırıldığında karaciğer dokusu ADMA düzeyleri anlamlı olarak artmış bulundu (p<0.05). Radyasyon ve radyasyon+D vitamin grupları kontrol grubu ile karşılaştırıldığında böbrek dokusu ADMA düzeyleri azalmakla birlikte bu azalış istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). D Vitamin grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında böbrek ADMA düzeyleri anlamlı olarak azalmış bulundu (p<0.05). Radyasyon ve radyasyon+ D vitamin grupları kontrol grubu ile karşılaştırıldığında karaciğer dokusu Zn düzeyleri anlamlı olarak artmış bulundu (p<0.05). D Vitamin grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında karaciğer Zn düzeyleri artmakla birlikte bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). Radyasyon ve D vitamin grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında böbrek dokusu Zn düzeyleri artmakla birlikte bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak; çalışmamızda radyasyona maruz kalan hücre ve dokularda oluşabilecek hasara karşı D vitamini uygulamasının karaciğer ve böbrekte endotel fonksiyon bozukluğunun önlenmesinde etkili olabileceği düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: ADMA, SDMA, Zn, D vitamin, Radyasyon, Endotel hasar
Radyasyon uygulanan ratlarda asimetrik dimetil arjinin, homosistein ve d vitamini düzeylerinin incelenmesi
Günümüzde radyasyon gerek tanı gerekse tedavide kullanılmaktadır. Bununla birlikte radyasyon biyolojik sistemlerde yer alan biyomoleküller ile etkileşerek moleküllerin elektron almasına veya elektron kaybetmesine neden olmaktadır. Serbest radikaller başta lipidler olmak üzere protein veya enzim inaktivasyonu ve DNA kırık lezyonları gibi oksidatif hasarı tetiklemektedir. Radyasyon tedavisi tümör kitlesinde gerilemeye neden olurken aynı zamanda sağlıklı dokularda da oksidan hasarın oluşumuna neden olmaktadır.Radyasyon uygulaması vücutta endotel yapıyı da olumsuz etkilemektedir. Endotel fonksiyon bozukluğunun patofizyolojisinde etkenlerden birisi ise artmış serum ADMA ve Hcy düzeyleridir. Özellikle D vitamini uygulamaların endotelyal fonksiyon bozukluğunda bu parametrelerin artışını engellediğine dair çalışmalar mevcuttur.Radyasyonun Asimetrik Dimetil Arjinin (ADMA), D vitamini ve Homosistein (Hcy) düzeyleri üzerindeki etkisini HPLC yöntemini ile gözlemledik. Deney için 24 adet rat kullanıldı ve bunları dört gruba ayırdık (n=6 kontrol grubu, n=6 radyasyon grubu, n=6 radyasyon+vitamin d grubu, n=6 vitamin d grubu ).Radyasyon grubunun (grup 2) SDMA düzeyi kontrol grubuna (grup 1) göre yüksek bulundu. İstatistiksel olarak anlamlı olduğunu gözlemledik (p=0,006).Grup 2 ile Grup 1'in vitamin D düzeyleri karşılaştırıldığında grup 2 vitamin D düzeyi grup 1'e göre düşük bulundu. İstatistiksel olarak anlamlılık tespit edildi (p=0,01).Radyasyon+vitamin D grubu (grup 3) vitamin D düzeyleri grup 2 ye göre yüksek bulundu. Bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,004).Grup 4 vitamin D düzeyleri kontrol grubuna göre yüksek bulundu. Bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,004).Vitamin D grubu (grup 4) ADMA düzeyi grup 3'e göre düşük tespit edildi. Bu azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0,213).Radyasyona maruz kalan hücre veya dokularda oluşabilecek hasara karşı D vitamini uygulamasının ADMA ve homosisteinin tetiklediği endotel fonksiyon bozukluğunun önlenmesinde etkili olabileceğini düşünmekteyiz.Anahtar kelimeler: ADMA, SDMA, Hcy, D vitamini, endotel hasar, radyasyon.
Yoğunluk ayarlı radyoterapi uygulamasında dinamik ve statik çoklu segmentli ışınlama tekniklerinin karşılaştırılması
Yoğunluk ayarlı radyoterapide (YART) her alanının doz yoğunluğu çok yapraklı kolimatör yardımıyla karmaşık bir yolla değiştirilir. Bu yüzden oluşturulan YART planlarının dozimetrik olarak doğrulanması zorunlu hale gelmiştir. Bu çalışmanın birinci amacı, 10 nazofarenks kanseri hastasının YART tedavi planlarını Eclipse tedavi planlama sisteminde Varian lineer hızlandırıcıyla hem dinamik çoklu segment planıyla hem de farklı segment seviyelerindeki (5, 10 ve 20) statik çoklu segment planlarıyla hedef hacim, kritik organ dozları, monitör unit (MU) değerleri ve ışınlama süreleri bakımından karşılaştırmaktır. İkinci amacı ise, her plan için aynı hasta grubuyla oluşturulan kalite kontrol (KK) planlarının doğruluğunu ölçerek araştırmaktır. Oluşturulan planlar, doz volüm histogramları kullanılarak karşılaştırıldı. YART KK planları oluşturuldu. Bu planların doz akı haritaları Elektronik Portal Görüntüleme Cihazı (EPGC) ölçüm sistemi kullanılarak ölçüldü. Doz akı haritalarına ait gama analizleri, %3DD ? 3DTA kriterlerine göre %10 filtreleme ile EpiQA yazılımıyla yapıldı. Her hasta için oluşturulan planlar karşılaştırıldığında hedef hacim ve kritik organ dozları bakımından benzer bulundu. Planlardan elde edilen MU değerleri analiz edildiğinde statik çok yapraklı kolimatör (SÇYK) planlarının, dinamik çok yapraklı kolimatör (DÇYK) planına göre yaklaşık %25 daha az MU değeri verdiği görüldü. Işınlama süresi açısından bakıldığında ise en az süre DÇYK planı ile elde edildi. SÇYK KK planlarında hesaplanan doz akı haritaları DÇYK planının doz akı haritalarıyla karşılaştırıldığında ve %10 filtre uygulandığında segment seviyesinin artmasıyla gama indeks değerlerinin de artış gösterdiği ve 20 segment seviyesinde %97 oranında uyumlu olduğu görülmüştür. Elde edilen KK planlarının hesaplanan ve ölçülen doz akı haritaları karşılaştırıldığında ise, DÇYK planları ortalama % 95 gama indeks değeri verirken, SÇYK5 için %86, SÇYK10 için %94, SÇYK20 için %97 değerleri elde edildi. Sonuç olarak; baş boyun kanserleri tedavisinde SÇKY ve DÇKY tekniklerinin farklı avantajları göz önüne alınarak güvenle kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Statik YART, Dinamik YART, Gama analizi, Tedavi planlama sistemi
Prostat kanserli hastalarda yoğunluk ayarlı radyoterapi uygulamasında flattening filter kullanılan ve kullanılmayan planların karşılaştırılması
Lineer hızlandırıcılardan düzleştirici filtrenin kaldırılması, doz hızını arttırırken periferik dozu azaltır. Bu çalışmada Truebeam-STx linakta tedavi edilen 10 prostat kanserli hasta için 10 MV enerjideki, düzleştirici filtrenin uygulandığı (FF) ve uygulanmadığı (FFF) yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) planları incelenmiştir. Hedef hacimler PTV1 (prostat), PTV2 (seminal vezikül); risk altındaki organlar rektum ve mesanedir. FF ve FFF planlardan elde edilen doz dağılımları hedef ve sağlıklı dokular için karşılaştırılmıştır. Bunun yanında düzleştirici filtrenin kullanılmamasının; IMRT planlarındaki MU değerine, PTV1 için doz homojenitesi ve konformalitesine etkisi araştırılmıştır. PTV1 ve PTV2 hedef hacimleri içerisindeki sıcak doz noktası FFF için FF?e göre anlamlı olarak fazla idi (PTV1 için p=0.031, PTV2 için p=0.00); ancak her iki hacim için fark %1 ile sınırlı idi. Aynı şekilde sıcak doz noktası risk altındaki organlar için FFF planlarda FF göre artmıştır. Rektum ve hedefin içermediği rektum hacimlerindeki sıcak doz nokta farkı %1? dir (p=0.009, p=0.008). Mesane hacmi için sıcak doz noktası FFF planlarda FF? e göre anlamlı olmamakla beraber %4.31 artmıştır (p=0.301). Hedefi içermeyen mesane hacmi için de sıcak doz noktası FFF planlarda anlamlı olarak %0.8 fazladır (p=0.00). Doz homojenitesi FFF planlarda anlamlı olmamakla beraber %5 oranında daha iyidir (p=0.815). Doz konformalitesi FF uygulanan planlarda anlamlı olarak %6.84 daha başarılıdır (p=0.001). MU değeri FFF için FF? e göre anlamlı olarak %20 artmıştır (p=0.00). Sonuç olarak; FF planlarda daha iyi doz sarımı ve OAR koruması FFF planlara göre daha az MU değeriyle başarılmıştır.
Volümetrik ark tedavi tekniği ile pelvik radyoterapi uygulanan hastalarda flattening filter free kullanımının etkisi
Bu çalışmada, 10 prostat kanserli hastanın dozimetrik verileri kullanılarak IMRT bazlı VMAT tekniği üzerinde çalışılmıştır. Tedavi planları ECLİPS tedavi planlama sisteminde, çift ark VMAT tekniği kullanılarak, 10 MV enerjide, FF uygulanan (FF) planlarda 600 MU/dk doz hızı ve FF uygulanmayan (FFF) planlarda 800 MU/dk doz hızı ile Truebeam-STx lineer akselatöründe planlanmıştır. Hedef hacimler PTV1 (prostat), PTV2 (Seminal Vesicle), PTV3 (pelvik lenf nodu) olarak, risk altındaki organlar (OAR) ise rektum ve mesane olarak belirlenmiştir. Her bir hasta için FF ve FFF planlar yapılmıştır ve doz dağılımları elde edilmiştir. Hedef ve OAR maksimum doz değerleri, PTV1?in homojenite ve konformalitesi ve MU değerleri FF ve FFF planlar için karşılaştırılmıştır. Dmax değerleri PTV1, PTV2 ve PTV3 için sırasıyla 1.74%, 0.61% ve 0.58% oranında FFF planlarda yüksek bulunmuştur. Sadece PTV1 için anlamlı bir değer vardır (p=0,00). PTV1 için her iki homojenite ve konformalite değerleri FF planlarda FFF planlara göre Homojenite için; anlamlı olarak (p=0.00) 17,6% oranında, konformalite için, anlamlı olmamakla beraber 2.54% oranında iyi çıkmıştır. Maksimum OAR dozları FF planlarda FFF planlara göre rektum için anlamlı olarak (p=0.039) 1.17% ve mesane için anlamlı olmamakla beraber 0.51% oranında düşüktür. MU değerleri FFF planlarda FF planlara göre 40% oranında yüksek bulunmuştur (p=0.00). Sonuç olarak, FF uygulanan planlarda daha iyi konformalite, homojenite ve riskli organ korunumu sağlanırken, FFF planlarda daha yüksek MU değerleri bulunmuştur.
Manuel ve ınverse optimizasyon yöntemleri ile elde edilen yüksek doz hızlı tandem çift ovoid brakiterapi planlamalarında doz hacim histogramı parametrelerinin karşılaştırılması
Brakiterapi tedavi planlamasında farklı optimizasyon yöntemleri kullanılmaktadır. Bu çalışmada, manuel ve inverse optimizasyon yöntemleri ile elde edilen doz hacim histogramı (DHH) parametreleri karşılaştırılmıştır. Çalışmaya dahil edilen 15 hasta, tandem-çift ovoid uygulaması yapıldıktan sonra, Ir-192 kaynaklı Varisource 200 yüksek doz hızlı (YDH) brakiterapi cihazıyla tedaviye alınmıştır. Bilgisayarlı tomografi (BT) görüntülerinde gros tümör hacmi (GTV), yüksek riskli klinik tümör hacmi (YR CTV) ile riskli organlar rektum ve mesane belirlenmiştir. Oluşturulan manuel ve inverse optimizasyon planlarında, doz tanımı YR CTV?ye yapılmıştır. International Commission on Radiological Units and Measurements (ICRU) 38?e göre belirlenen rektum, mesane noktaları ve sağ-sol A noktası dozları hesaplanarak, hedef hacimler ve kritik organlar için DHH karşılaştırılması yapılmıştır. Manuel ve inverse optimizasyon planları karşılaştırıldığında, YR CTV (p=0.046) ve GTV?nin (p=0.001) %90?nının aldığı en düşük doz değerleri, inverse optimizasyonda anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Sağ ve sol A noktası doz değerleri, inverse optimizasyonda anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p=0.04). Rektum D2cc hacminin aldığı doz değerleri inverse optimizasyonda daha düşük olmakla beraber azalma istatistiksel olarak anlamlı değildir. Mesane D2cc değerleri ise inverse optimizasyonda, anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p=0.001). Inverse optimizasyonda, tedavi sürelerinin anlamlı olarak daha kısa olduğu belirlenmiştir (p=0.01). Kaynak duruş sürelerindeki farklılıkların, tandem aplikatöründeki duruş sürelerinden kaynaklandığı görülmüştür. Inverse optimizasyon yönteminde, hem hedef hacmin doz dağılımının daha iyi olduğu hem de kritik organ dozlarının daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Inverse optimizasyonda daha kısa tedavi süresi ile tedavi planları oluşturulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Brakiterapi, inverse planlama, iridyum-192, serviks kanseri, yüksek doz hızı,
Küçük alanlı tedavi planlarının dozimetrik ölçümlerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada; farklı alan boyutlarında, iyon odası detektörleri ve diyot detektörler kullanılarak, su fantomunda output, yüzde derin doz ve profil verileri 6MV foton enerjisinde ölçülmüştür. Output ölçümlerinde alan boyutu küçüldükçe okuma değerlerindeki değişim ile iyon odaları ve diyot detektörler arasındaki okuma farklılıkları incelenmiştir. Özellikle küçük alanlarda etkin ölçüm hacmi büyük olan iyon odalarının okumalarının olumsuz etkilendiği görülmüştür. Output ölçümlerinde diyot detektörlerin iyon odalarına üstünlüğü grafik ve sayısal değerlerle açıklanmıştır. Yüzde derin doz ölçümlerinde geniş alanlarda detektörlerlerin okumaları grafik ve sayısal değerlerle değerlendirilmiş olup fark gözlenmemiştir. Ancak küçük alanlardaki ölçüm değerlerinde diyot detektörlerin %5.3`lük farkla daha üstün olduğu gözlenmiştir. Bu farkın en önemli sebeplerinden biri hacim etkisi olup ikincisi ise normalizasyon değeridir. Profil ölçümleri, yığılma bölgesindeki yük dengesizliğinin giderilmiş olmasından dolayı 50mm derinlikte alınmıştır. Yapılan ölçüm sonuçları, diyot detektörlerin iyon odalarına göre daha doğru sonuçlar verdiğini göstermiştir. Diyot detektörlerin doğruluğu ise Gauss dağılım fonksiyonuna göre değerlendirilmiştir. Sonuç olarak küçük alanlarda diyot detektörlerin daha hassas ve doğru ölçüm aldıkları görülmüş olup, küçük alanlarda tedavi planlama sistemi için gerekli ölçümlerin diyot detektörle alınmasının daha doğru doz değerleri vereceği gösterilmiştir. Diyot detektörlerin kullanılamadığı durumlarda ise uygun iyon odası ölçümü alındıktan sonra Gauss dağılım fonksiyonuna göre yaklaşım hesabı yapılarak iyon odasıyla alınan ölçümün diyot detektörle alınan ölçüme modellenebileceği öngörülmüştür.
Sol meme kanserli hastalara uygulanan çeşitli radyoterapi tekniklerinin farklı hesaplama algoritmaları için hedef ve kritik organ dozları açısından karşılaştırılması
Sol Meme Kanserli Hastalarda Planlanan Çeşitli Radyoterapi Tekniklerinin Farklı Hesaplama Algoritmaları için Hedef Hacim ve Kritik Organ Dozlarının Karşılaştırılması. Radyasyon tedavisinin başarısı, hedefi ışınlayarak tümör hacmini kontrol altına almanın yanı sıra, sağlam dokuları ne ölçüde koruyabildiğimizle doğrudan ilişkilidir. Son yıllarda gelişen radyoterapi teknikleri, hem istenilen dozu tümöre verebilmeyi, hem de kritik organları korumayı başarıyla sağlamaktadır. Meme kanserli hastalara uygulanan radyoterapi sırasında korunması gereken sağlam organlar, akciğer, karşı meme, kalp, ön inen arter (Left Anterior Descending, LAD) ve spinal korddur Özellikle sol meme kanserli hastalar için, kalp radyoterapi alanına girmekte ve yüksek dozda radyasyona maruz kalabilmektedir. Bu çalışmada, 6 farklı radyoterapi planlama tekniğinde ve 3 farklı doz hesaplama algoritması olan anizotropik analitik algoritma (AAA), kalem demet evrişimi (PBC) ve Acuros XB (AXB) ile hesaplanmış ve doku inhomojenitesi olan hedef bölgelerde hesaplamalar yapılmıştır. Bu çalışmada, seçilen 11 sol meme kanserli hastaya, klasik 3 boyutlu konformal radyoterapi (3B-KRT), 4, 6, 9 alanlı yoğunluk ayarlı radyasyon tedavisi (YART), yoğunluk ayarlı ark tedavisi (YAAT), irregüler yüzey kompansatörü (İYK) olmak üzere 6 farklı radyoterapi tekniği uygulanmış ve her bir plan AAA, PBC ve Acuros XB hesaplama algoritmaları ile hesaplanmıştır. Sol akciğer V5, Sol akciğer V20, Sol akciğer ortalama dozu, kalp ortalama dozu, kalp maksimum dozu, LAD ortalama dozu, iki akciğer V5, değişkenleri için, yoğunluk ayarlı ark terapi tekniği dışında tüm planlama tekniklerinde istatistiksel anlamlı fark saptandı (p<0.001). Acuros XB algoritaması ile hesaplanan sol akciğer V5 ortalaması anizotropik analitik algoritmasına göre istatistiksel anlamlı fark görüldü (p=0.003). İki akciğer V20 için 6 ve 9 alan yoğunluk ayarlı radyoterapi, spinal kord için 6 ve 9 alan yoğunluk ayarlı radyoterapi teknikleri, ve yoğunluk ayarlı ark terapi tekniği için istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. İki akciğer değişkeni için 3 boyutlu konformal radyoterapi tekniğinde, V>107 değişkeni için, 3 boyutlu konformal radyoterapi ve irregüler yüzey kompansatörü tekniklerinde istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. Farklı yoğunluklu dokular için gerçekçi doz hesabı, her yeni geliştirilen doz hesaplama algoritması ile daha keskin ve doğru yapılabilir hale gelmektedir. Sonuçlarda görülen algoritmalara karşılık farklı değerler, AAA, PBC, AXB'nin AAA'na göre ortamdaki radyasyon taşınımını daha iyi modellemesine dayandırılabilir.
Robotik kollu lineer hızlandırıcı cihazı tedavi planlamasında kullanılan monte carlo ve ray tracıng hesaplama algoritmalarının karşılaştırılması
Bu çalışmada, robotik kollu lineer hızlandırıcı cihazı tedavi planlamasında kullanılan Monte Carlo ve Ray Tracing hesaplama algoritmalarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Robotik kollu lineer hızlandırıcı cihazı ile yapılan uygulamalar, "Ray Tracing" ve "Monte Carlo" hesaplama algoritmaları ile farklı fantom setler kullanılarak karşılaştırılmıştır. Ayrıca küçük hücre dışı akciğer kanseri tanısı alarak Cyberknife ile tedavi uygulama endikasyonu konulan 10 hastada tedavi planlamaları yine Ray Tracing ve Monte Carlo hesaplama algoritmaları kullanılarak karşılaştırılmıştır. Homojen ve heterojen ortamlardaki algoritma farklarını gözlemlemek amacı ile 3 farklı fantom set oluşturulmuştur ve iki algoritma ile doz dağılımları karşılaştırılmıştır. Fantom setlerindeki Monte Carlo hesaplamaları % 1'lik belirsizlik değeri ile hesaplatılmıştır. Küçük hücreli dışı akciğer kanserli hasta için Ray Tracing ile Monte Carlo planları, aynı hedef kapsanması ve aynı normalizasyon planları yapılarak iki farklı şekilde karşılaştırılmıştır. Ayrıca Monte Carlo algoritması % 0,5'lik, % 1'lik ve % 2'lik belirsizlik hesaplamaları kendi içinde karşılaştırılmıştır. Çalışmada hedef dozları; CI, HI, hedef kapsam değeri, MU, sıcak nokta doz değerleri ve kritik organ dozları; spinal kord, karşı ve ışınlanan taraftaki akciğer dozları karşılaştırılmıştır. Yapılan hesaplamalar sonucunda, fantom setlerde iki algoritma arasında homojen ortamda % 2 fark gözlemlenirken, heterojen ortamlarda, yani hava yoğunluğu fazla setlerde referans ölçüm noktalarındaki doz değerlerinde ortalama ± % 3 fark gözlemlenmiştir. Hasta planı karşılaştırılmalarında ise algoritmalar arasında ortalama % 14 'lük bir hedef kapsam farkı vardır ve Ray Tracing algoritmasının 54 Gy tanımlanan dozun Monte Carlo algoritması ile yapılan hesaplamalarda 46.5 Gy 'lik doza karşılık geldiği gözlemlenmiştir. Monte Carlo algoritmasında, Ray Tracing ile aynı hedef kapsanma değerine ulaşmak için ise, normalizasyon değeri ortalama % 5 azalmıştır. Monte Carlo algoritması farklı belirsizlik değerleri arasında yapılan planlarda ise hesaplama süreleri ve kritik organ dozları belirgin farklar yaratmıştır. Monte Carlo algoritması ile farklı belirsizlik değerlerinde yapılan planlamalar sonuncunda spinal kord maksimum dozunda anlamlı bir fark görülmemiştir (p = 0,232). Işınlanan ve karşı taraftaki akciğer minimum ve ortalama dozları incelendiğinde anlamlı fark olduğu görülmüştür (p = 0,001). Ray Tracing ve Monte Carlo algoritmalarının, hedef kapsam değerleri aynı tutulatak yapılan planlarda spinal kord değerlerinde anlamlı bir farka ulaşılmıştır (p = 0,028), fakat normalizasyon değerleri aynı tutularak yapılan planlamalarda bu fark anlamsızdır (p = 0,508). Hedef kapsam değerleri aynı tutularak yapılan planlamalarda ışınlanan taraftaki akciğer dozlarında maksimum (p = 0,037), karşı taraftaki akciğer dozlarında ise minimum (p = 0,015) değerlerde anlamlı fark gözlemlenmiştir. Normalizasyon değerleri aynı tutularak yapılan planlarda ise ışınlanan taraftaki akciğer maksimum doz değerleri (p = 0,007) ile 20 Gray alan hacim (V20) değerlerinde (p = 0,024) ve karşı taraftaki akciğer minimum (p = 0,011) ve ortalama (p = 0,011) dozlarında anlamlı farklar olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Monte Carlo, Ray Tracing, Cyberknife, Belirsizlik Değeri
Kraniospinal radyoterapide konformal ve yoğunluk ayarlı ark tedavi tekniklerinin dozimetrik olarak karşılaştırılması
Kraniospinal radyoterapi genellikle çocukluk çağı beyin tümörleri tedavisinde kullanılan kompleks bir tedavi yöntemidir. Farklı konformal radyoterapi teknikleri yanı sıra son yıllarda kullanıma giren yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) teknikleri de doz dağılım avantajları nedeni ile kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada 6 çocuk medullablastoma hastasında yoğunluk ayarlı ark terapi (YAAT) ve konformal radyoterapi teknikleri kullanılarak iki teknik arasındaki dozimetrik farklar karşılaştırılmıştır. YAAT tekniğinde kranyum, üst spinal alan ve alt spinal alan olarak tasarlanan 3 ayrı alanın her birinde 2 ark kullanılmış ve alanlar arasında 1,5-2cm kesişme verilmiştir. Konformal teknikte ise yine kranyum, üst spinal alan, alt spinal alan olarak 3 ayrı alan kullanılmış, üst spinal alan ile alt spinal alanın kesişiminde fraksiyonlar arasında kaydırma yapılarak sıcak-soğuk nokta oluşumu azaltılmıştır. 2 tekniğin karşılaştırılmasında sağ-sol lens maksimum dozu, özefagus ortalama ve maksimum dozları, kalp ortalama dozu, spinal kord maksimum ve %1 lik hacmin aldığı doz, akciğerin 5Gy ve 20Gy alan hacimleri, toplam Monitor Unit(MU), konformalite indeksi, homojenite indeksi, vücuttaki maksimum doz, oral kavite ortalama dozu, sağ-sol böbrek ortalama dozları, karaciğer ortalama dozu, 18-24-40Gy alan vücut hacimlerinin bulguları göz önüne alınmıştır. Sağ-sol lens maksimum doz, toplam MU değerlerinde konformal teknik YAAT a göre üstün bulunmuştur (p=0.028). Özefagus ortalama ve maksimum dozları, kalp ortalama dozu, spinal kord maksimum ve %1'lik hacmin aldığı doz, konformalite indeksi, homojenite indeksi, vücuttaki maksimum doz, karaciğer ortalama dozu, 18-24-40Gy alan vücut hacmi açısından bakıldığında YAAT tekniği konformale göre üstündür (p<0.05). Akciğerin 5Gy alan hacmi konformal teknikte anlamlı olarak daha üstünken (p=0.028), 20Gy alan hacmi YAAT tekniğinde daha üstün bulunmuştur (p=0.028). Sağ-sol ortalama böbrek dozlarında 2 teknik arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0.075).
Akciğer kanserli hastalarda farklı tedavi planlama tekniklerinin hedef hacim ve kritik organ dozları açısından karşılaştırılması
Akciğer kanseri, görülme sıklığı bakımından ülkemizde ve dünyada en yüksek sıklığa sahip bir kanser türüdür. Günümüz akciğer kanseri radyoterapi tedavisinde kullanılan konvansiyonel ve konformal radyoterapi tekniklerinin yanında, yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) ve hacimsel yoğunluk ayarlı radyoterapi (VMAT) gibi yeni tedavi teknikleri de kullanılmaktadır. IMRT ve VMAT gibi tekniklerin diğer tekniklerden en önemli farkı, istenilen doz dağılımına ulaşabilmek için optimizasyon yapılmasıdır. Optimizasyon, hedef hacim (HH) ve kritik organ (KO) dozlarının istenilen seviyeye getirilmesi için yapılan iteratif hesaplama konseptine dayanır. Her bir iterasyon sırasında ideal doz hacim grafiği (DVH) ve ideal akı haritası yaratılır. DVH ve ideal akı istenen değerlere ulaştığında, optimizasyon tamamlanır, sistem gerçek DVH ve gerçek akıyı hesaplamak için 3 boyutlu (3B) hesaplama işlemini gerçekleştirir. 3B hesaplamaların ardından elde edilen sonuç, optimizasyon sırasında elde edilen sonuç ile karşılaştırıldığında çok ciddi bir fark göstermektedir. Optimizasyonda elde edilen ideal DVH, ideal akı ile 3B hesaplama sonunda elde edilen gerçek DVH ve gerçek akı arasındaki bu ciddi farkın temel sebebi, optimizasyon sırasında heterojenite etkisi, yaprak geçirgenliği, yaprak sızıntısı, efektif SSD gibi gerçek durum ile ilgili parametrelerin iterasyon sırasında hesaba katılmaması, diğer taraftan 3B hesaplarında ise dahil edilmesidir. Bu bağlamda, optimizasyon kaynaklı, gerçeğe yaklaşamama problemini, ilk hesap sırasında elde edilen gerçek akıyı, temel plan olarak tanımlayıp, bu plan optimizasyonun içine yerleştirilerek ideal DVH, ideal akı ile gerçek DVH ve gerçek akı arası farkları en aza indirmektedir. Bu çalışmada 12 çeşit temel plan yöntemi IMRT ve VMAT olarak ikiye ayrılmış ve kendi içlerinde araştırılmıştır: İlk grupta karşılaştırmak için orijinal IMRT planı yaratılmıştır. Ayrıca; 5 farklı plan oluşturulmuştur; 1)Orijinal IMRT planı kendi kopyasından yaratılan IMRT planı için temel alınmıştır. 2) Orijinal IMRT 'de DVO3 özelliği olan intermediate doz hesabı yapıldı. 3) Orijinal IMRT planı, farklı IMRT açılı plan ile temel alınmıştır. 4) Konformal plan orijinal IMRT planı ile temel alınmıştır. 5) Orijinal IMRT, eş ağırlıklar kullanılarak temel IMRT planı ile toplandı. İkinci grupta ise karşılaştırmak için orijinal VMAT planı yaratıldı. Ayrıca 5 farklı plan oluşturulmuştur; 1) Orijinal VMAT, kendi kopyasından yaratılan VMAT planı için temel alınmıştır. 2) Orijinal VMAT planı, PRO3 özelliği olan intermediate doz hesabı yapıldı. 3) Orijinal VMAT planı, IMRT planı ile temel alınmıştır. 4) Konformal plan orijinal IMRT planı ile temel alınmıştır. 5) Orijinal VMAT planı, eş ağırlıklar kullanılarak temel VMAT planı ile toplanmıştır. Bu çalışmada tasarlanan temel planlar için 15 küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastası (KHDAK) kullanılmış ve PTV için Dmin, Dmax, Dmean, V110%, V107%,V95%, CI, HI, orijinal planlar ve farklı temel alınan 5 plan için elde edilen değerler ile karşılaştırılmıştır. KO olarak akciğeriçinV5Gy, V10Gy, V20Gy, V30Gy, Dmean; Spinal kord için Dmax, D1cc; Kalp için, V30Gy, V40Gy, V45Gy,V60Gy,Dmean; Özefagus için V55Gy, V66Gy,Dmean değerleri incelenmiştir. IMRT grubu için, orijinal IMRT planına aynı IMRT planı temel alınarak yapılan planlar, PTV kriterleri açısından en üstün sonucu vermiş ve diğer planlara göre bakılan bütün kriterlerde anlamlı farklılık oluşturmuştur. (Tüm kriterler için p<0.001). Akciğer için incelenen değerler temel alınan IMRT planında daha üstün çıkmış, orijinal IMRT planına göre V5Gy ve V10Gy değerlerinde anlamlı fark göstermiştir. (Sırasıyla p =0.027, p =0.014). Özefagus için bakılan V55Gy, V66Gy, Dmean kriterlerinde anlamlı fark sağlamıştır (p =0.001, p=0.001, p= 0.001) Kalp için anlamlı fark sadece V60Gy veDmean kriterleri için çıkmıştır. (Sırasıyla p =0.037, p =0.032). Spinal kordda incelenen Dmax, D1cc kriterlerinde de anlamlı fark çıkmıştır. (Sırasıyla p=0.019, p=0.014) VMAT grubu için, orijinal VMAT planına aynı VMAT planı temel alınarak yapılan planlar ile intermadiate VMAT ile yapılan temel plan en üstün olarak ortaya çıkmıştır. Bu temel planlar PTV kriterleri açısından daha üstün sonucu vermiş ve diğer planlara göre bakılan bütün kriterlerde anlamlı farklılık oluşturmuştur. (Tüm kriterler için p<0.001). Akciğer için incelenen değerlerde konformal temeli VMAT planı daha üstün çıkmış, orijinal VMAT planına göre V5Gy ve V10Gy değerlerinde anlamlı fark göstermiştir.(Sırasıyla p =0.011, p =0.037). Özefagus için temel VMAT planı, orijinal VMAT planından daha üstün çıkmış, bakılan V55Gy, V66Gy, Dmean kriterlerinde anlamlı fark sağlamıştır (p =0.001, p=0.001, p= 0.001) Kalp için intermadiate VMAT temel planı, orijinal VMAT planına göre daha üstün çıkmış ve anlamlı fark sadece V30Gy ve V40Gy kriterleri için çıkmıştır. (Sırasıyla p =0.010, p =0.044). Spinal kordda sadece D1cckriterindeVMAT temel planı orijinal VMAT planından daha üstün çıkmış ve anlamlı fark bulunmuştur. (p=0.032) Elde edilen bulgular ışığında hangi tür optimizasyon ile başlanırsa başlansın, temel planlama tekniği gerçek akıyı istenen düzeye getirme konusunda başarılıdır ve bunu optimizasyon sırasında gerçekleştirdiği için alternatifi yoktur. Her teknik çok başarılı olmasına rağmen, optimizasyon yapıldığında IMRT temelli IMRT planı aralarındaki en iyi yöntem olarak diğerlerinden üstün olduğu gözlenmiştir ve optimizasyonlarda kullanılmalıdır. VMAT açısından incelediğimizde ise konformal temelli VMAT veya intermadiate VMAT planları diğerlerinden üstün çıkmıştır ve kullanılmalıdır. Sonuç olarak temel planlama tekniklerinin hepsi KHDAK hastalarında orijinal konformal, orijinal IMRT veya VMAT planlarına göre HH ve KO dozları bakımından üstünlük sağlamıştır.
AAA ve Acuros XB algoritmaları ile hesaplanan evre III akciğer kanserli hastaların hacimsel ayarlı ark terapi (VMAT) ve yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) planlarında farklı grid size'ların izodoz dağılımına etkisi
Radyoterapide tanımlanan dozun uygulanmasında, kullanılan doz hesaplama algoritması belirleyicidir. Bu çalışmada, cerrahi uygulanmayan evre III küçük hücre dışı akciğer kanserli (KHDAK) hastalara, VMAT ve IMRT teknikleri ile Acuros XB ve AAA doz hesaplama algoritmaları kullanılarak, farklı grid size'ların risk altındaki organ (OAR) ve hedef doku dozlarına etkisi incelenmiştir. Seçilen 10 hastanın her biri için, Acuros XB ve AAA algoritmaları kullanılarak VMAT ve IMRT teknikleri ile farklı grid size'larda planlar hesaplatıldı. Hedef hacmin ve kritik organların, almış olduğu doz ve akciğerlerin V20 ve kalbin V40 hacimleri için farklı grid size değerlerine göre değişimi doz hacim eğrisi (DVH) yardımıyla incelendi. Aynı teknik ve algoritma kullanılarak yapılan planlarda, farklı grid size'lar PTVtm kapsamasında ve yüksek sıcaklık bölgesinde anlamlı doz farklılığı oluşturdu (p=0,000 - 0,045); OAR dozları ve akciğerlerin V20 ve kalbin V40 hacimlerinde oluşan fark anlamlı görüldü (p=0,005 – 0,037). Aynı grid size ve algoritma kullanılarak farklı teknikler ile plan yapıldığında PTVtm'nin yüksek sıcaklık bölgesinde anlamlı fark görüldü (p=0,001 – 0,0096), OAR'lerin aldığı dozlar ve akciğerlerin V20 ve kalbin V40 hacimlerinde oluşan fark anlamlı görülmedi (p=0,959 – 0,139). Aynı grid size ve teknik kullanılarak farklı algoritmalar ile doz hesabı yapıldığında PTVtm'nin kapsamasında anlamlı fark görüldü (p=0,000); OAR'lerin aldığı dozlar ve akciğerlerin V20 ve kalbin V40 hacimlerinde anlamlı fark görüldü (p=0,005 – 0,047). Sonuç olarak; düşük yoğunluklu bölgede ve sıcak nokta dozu hayati önem taşıyan seri organlarda dozun doğruluğu için bilgisayarlı tomografi (BT) görüntülerinin kesit kalınlığı ve doğru grid size seçimi önemlidir.
Farklı hesap algoritmaları ile hesaplanan tedavi planlarında yüzey dozu ve alan dışı doz değerlerinin radyokromik film ölçümleri ile karşılaştırılması
Radyoterapide alan dışı dozların ve yüzey dozunun doğru modellenmesi klinik değerlendirme açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, tedavi planlama sisteminde (TPS) bulunan hesap algoritmalarının alan dışındaki ve yüzeydeki doz dağılımını iyi modellemesi gerekmektedir. Bu çalışmada Eclipse TPS'de bulunan Analitik Anizotropik Algoritma (AAA), Acuros XB (AXB) ve Kalem Demet Evrişim Algoritmasının (KDEA) yapmış olduğu alan dışı doz ve yüzey dozu hesaplamaları, radyokromik film ölçümleri ile karşılaştırılarak algoritmaların güvenilirliğinin kontrol edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, alan dışı doz değerlendirmesi ve yüzey dozu değerlendirmesi için TPS üzerinde üç boyutlu konformal radyoterapi (3BKRT), yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) ve volumetrik ark terapi (VMAT) tedavi planları hazırlanmıştır. 3BKRT planları 5x5 cm2, 10x10 cm2 ve 20x20 cm2 alan boyutlarında 1.5 cm, 5 cm ve 10 cm derinlikte ayrı ayrı tasarlanmıştır. Tasarlanan tüm tedavi planları Eclipse TPS'de bulunan hesap algoritmalarının her biri ile ayrı ayrı hesaplatılmıştır. Yüzey dozu ve alan dışı doz değerlendirmesi için ayrı ayrı tasarlanan ve hesaplatılan tedavi planlarının ilgili kesitlerindeki iki boyutlu doz dağılımları, radyokromik filmler ile karşılaştırmak amacıyla tek tek dışarıya aktarılmıştır. Planların dışarıya aktarılan iki boyutlu doz dağılımları ile Varian Trilogy Tx cihazında ışınlanmış olan radyokromik filmler, Film QA. Pro. yazılımı aracılığıyla karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. 3BKRT'nin alan dışı doz değerlendirmesinde hesap algoritmalarının, alan boyutu ve derinlik arttıkça, alan dışı dozu daha iyi modelleyebildiği görülmüştür. 3BKRT, YART ve VMAT tedavi tekniklerinin hepsinde, hesap algoritmaları alan dışı dozu olduğundan düşük hesaplamaktadır. Yüzey dozu değerlendirmesinde de benzer sonuçlar elde edilmiştir. Üç tedavi tekniğinde de TPS hesap algoritmaları, yüzey dozunu ve alan dışı dozu olduğundan düşük hesaplamışlardır. TPS hesap algoritmaları arasında yüzey dozunu ve alan dışı dozu gerçeğe en yakın modelleyen algoritma, AAA hesap algoritmasıdır. Ancak AAA ve AXB hesap algoritmasının arasındaki fark çok küçüktür.
Kontrast maddenin dozimetrik etkisi
Bazı olgularda radyoterapi tedavi planlaması için çekilen bilgisayarlı tomografi (BT) görüntülerinde hedef volümleri belirlemek zor olabilir. Hedef volümleri daha iyi belirlemenin yollarından birisi ise BT esnasında radyo-opak bir materyal olan kontrast maddelerin kullanılmasıdır. Ancak bunun tedavi planlama sisteminde (TPS) yapılan planların doz dağılımına bir etkisi olacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda, bu tez çalışmasında KM nin dozimetrik etkisi incelenmiştir.Baş-boyun ca ile akciger ca olan 40 hastanın KM içeren ve içermeyen BT görüntüleri üzerinde tedavi planları yapıldı. RT planlarında mönitör unit, konformite indeksi, homojenite indeksi maksimum doz parametreleri açısından kıyaslandı. Tedavi planlarının aynı koronal kesitinden alınan iki boyutlu doz dağılımları gamma analizi yöntemi ile karşılaştırıldı. Katı fantom üzerine farklı alan sayıları, farklı alan büyüklükleri ve farklı KM konsantrasyonlarında üç boyutlu konformal radyoterapi (3B-KRT), yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) ve volümetrik ark terapi (VMAT) teknikleri kullanılarak tedavi planlama sisteminde planlar yapıldı. Daha sonra lineer hızladırıcı cihazında fantom üzerinde iyon odası kullanırak ölçümler alındı. Akciğer ve baş boyun planları incelendiğinde kontrast maddenin doz dağılımına etkisinin %2 içinde kaldığı görülmüştür. Gamma analizi sonuçlarıda bu karşılaştırmayı desteklemektedir. Fantom ölçümleri ile TPS sonuçları arasında %1 fark görülmüştür. Sonuç olarak KM nin doz dağılımına etkisi klnik tolerans dahilinde kalmaktadır. Böylece KM madde içeren BT görüntüleri üzerine tedavi planlarının yapılabileceği düşünülmektedir.
Çoklu beyin metastazlarında iki farklı tedavi cihazının planlarının karşılaştırılması
Stereotaktik radyocerrahi (SRC) küçük çaplı lezyonların tedavisinde kullanılan bir tedavi yöntemidir. Bu nedenle beyin metastazları ve çoklu beyin metastazları tedavisinde de kullanılabilmektedir. CyberKnife (CK) ve Lineer hızlandırıcı (Linak) bu tedavi yaklaşımı için tasarlanmış cihazlardır. Bu çalışmada Linak ve CK cihazı için çoklu beyin metastazlarında SRC planlamalarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Tek fraksiyonda bir plan üzerinden Linak ve CK planlamaları arasındaki farklar belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma için metastaz sayısı 3-8 olan 17 hasta için planlamalar yapılmıştır. Bu planlamaların sonucuna göre optik sinir, kiazma, kohlea, beyin sapı kritik organlarının aldıkları nokta doz ve hacimsel doz değerleri incelenmiştir. Beyin dokusunun 8, 10, 12 Gy alan hacim değerleri yüzde ve cc cinsinden karşılaştırılmış, MU değerlerinde oluşan farklar incelenmiştir. Bu çalışmada, Linak için yapılan VMAT planlarında 6 MV, 6 FFF ve 10 FFF enerjilerinin 3 ve 4 ARK'lı kombinasyonları olmak üzere toplam 6 farklı plan yapılmıştır. Bu planlar için kritik organ dozlarına, beyin dokusunun aldığı doz değerine, CI, GI, HI, MU değerlerine bakılmıştır. Planlama sonuçları istatistiksel olarak incelendiğinde 6 farklı plan türü içerisinden herhangi bir plan türü diğerinden üstün değildir. Bu nedenle en iyi plan türünü seçmek için puanlama tablosu yapılmıştır. Puanlama tablosu incelenen tüm verileri kapsayacak şekilde oluşturulmuştur. Puanlama tablosu verileri ile her hasta için en iyi Linak planı seçilmeye çalışılmıştır. Puanlama verilerine göre 3-4 lezyonlu hastalar için 6 FFF enerjisi kullanılan planlama değerleri daha iyi, 4'ten fazla lezyonlu hastalarda ise 6 MV ve 6 FFF enerjisi kullanılan planlamalar daha iyi sonuç vermektedir. Lezyon sayısına bağlı olmadan 10 FFF enerjisi tüm hastalarda belirli bir üstünlük sağlamamıştır. Kullanılan ARK sayısı ile ilgili elde edilen sonuç açısından herhangi bir genelleme yapılamamaktadır. Elde edilen en iyi Linak ile CK planı karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma sonuçlarına göre Linak ile CK cihazları arasında kritik organ dozları açısından istatiksel olarak fark bulunmasına rağmen bu fark klinik olarak kabul edilebilir düzeyde kalmaktadır. Bunun dışından beyin dokusunun almış olduğu V8 (%), V8 (cc), V10 (%), V10 (cc), V12 (%) ve V12 (cc) değerlerinde Linak cihazı CK cihazı planlamalarına göre daha iyi sonuç vermiştir (p<0,05). MU değerleri açısından Linak planları istatistiksel olarak daha iyi sonuç vermiştir (p<0,05). MU değerlerinde ki bu fark tedavi sürelerinin de farklı olmasına neden olmuştur. Beyin dokusunun aldığı doz değerleri ve MU değerleri dikkate alındığında Linak cihazı planlamaları bu çalışma için CK cihazı planlamalarından daha iyi sonuç vermiştir. Elde edilen verilere göre bu çalışma sonucunda Linak cihazı planlamaları CK cihazı planlamalarında üstün olduğu görülmüştür. Linak ve CK cihazları SRC tedavilerinde kullanılan cihazlardır. Çalışmamızda elde edilen cihazlar arası farklılıklar kullanılan yöntem ve hasta seçimleri ile ilgili olduğundan sadece bu çalışma sonuçlarına göre Linak verileri CK verilerine göre daha iyi bulunmuştur.
Nazofarenks, prostat, akciğer kanseri tedavilerinde volumetrik ark tekniğiyle yapılan planlamaların dozimetrik kalite kontrollerinin karşılaştırılması
Nazofarenks, Prostat, Akciğer Kanseri Tedavilerinde Volumetrik Ark Tekniğiyle Yapılan Planlamaların Dozimetrik Kalite Kontrollerinin Karşılaştırılması Radyoterapi, 1895 yılında X-Işınlarının keşfinden bu yana sürekli teknolojik ilerlemelere dayanıyor. Radyoterapi, normal dokuları koruyarak tümör hacminde optimal izodozu oluşturmayı hedefler. Birçok kanser türünde rast gele yapılan deneyler (meme, prostat ve rektum) sayesinde etkinliği ve toleransı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Hastanın yaşamı için büyük önem taşıyan bu tür başarılar, son on yılda bilgisayar destekli teknolojiyle liner hızlandırıcılar tarafından teşvik edilmiştir. Yakın zamanda bu gelişmeler yeni tedavi teknikleriyle güçlendirildi. Bu gelişmelerden biri hedef hacim kapsamı ve kritik dokuların korunmasında konvansiyonel radyoterapi tekniklerine oranla iyileştirilmiş VMAT tedavi tekniğidir ve dünyadaki klinik kullanımı önemli ölçüde artmaktadır. Yeni tedavi teknikleri beraberinde yeni kalite kontrol yöntemlerinin gelişimini sağladı ve bu gelişim geleneksel yöntemlerden farklıdır. Bu çalışma, nazofarenks, prostat ve akciğer kanser tedavilerinde kullanılan VMAT tedavi tekniğinin 3 boyutlu hastaya özgü kalite kontrolü için Compass ve Arccheck 3DVH yazılımı arasındaki doz hacim histogramını değerlendirmek amaçlamaktadır. Compass (IBA Dosimetry, Schwarzenbruck, Almanya) ve Arccheck (Sun Nuclear Corp., Melbourne, ABD) ticari yarı 3-boyutlu dozimetre kalite kontrol sistemleridir. Temel ve ileri klinik uygulama için Compass ve Arccheck DVH'leri değerlendirildi, gelişmiş klinik uygulama için heterojen (nazofarenks, prostat ve akciğer ) bölgelere dönük VMAT tedavi planları incelendi, DVH'ler, korunan organların doz kritiklerine (OAR) göre Eclipse tedavi planlama sisteminden (TPS) hesaplama yapıldı, DVH'lerin üretilmesi için tedavi planları Compass ve Arccheck sistemlerine yüklenip ışınlandı. Compass ve Arccheck sistemleri korunan organların doz kritiklerine göre TPS'e benzer sonuçlar verdi ve bulgular değerlendirildi. Anahtar Kelimeler: Compass, ArcCheck, TPS, Prostat, Akciğer, Nazofarenks, VMAT, 3DVH