Bilinç
69 theses under this subject heading
1980 dönemi Türk romanında bilincin sunumu
1970'lerin sonunda artık keskinleşmiş olan ideolojik ayrımlar, kaotik durum ve ekonomik sıkıntıların ciddi bir boyuta gelmesiyle 12 Eylül 1980 tarihinde hükûmete karşı askerî darbe gerçekleştirilmiştir. Darbe hükûmetinin oluşmasından toplumsal baskı artırılmış modernleşme ve kentleşmenin de etkisiyle insanlar, içe kapanmaya başlamışlardır. Bu içe kapanma sürecinden edebiyat da etkilenmiş, dış gerçekliği anlatmaktan vazgeçerek bireye, içe, bilince yönelmiştir. Bu tezde bireyin kendine döndüğü bu dönem ve dönemin romanları mercek altına alınmış, on yıllık evrenden seçilen örneklem Dorrit Cohn'un Şeffaf Zihinler kitabında beliren bilinç aktarım kuramıyla ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Dorrit Cohn da çalışmasında anlatıcı ve kurmaca karakteri arasındaki ilişkiyi ele almıştır. Bu tezin ilk bölümünde, Dorrit Cohn'un Şeffaf Zihinler: Kurmaca Eserlerde Bilincin Sunumu eserindeki görüşleri özetlenerek birinci ve üçüncü şahıslı eserlerde, anlatıcı-karakter ilişkisinin irdelenmiştir. İkinci bölümde, 1980 döneminden sonraki on yıllık süreçte yazılmış on iki roman seçilerek Dorrit Cohn'un anlatıcı-karakter ilişkisini birinci ve üçüncü şahıs bağlamındaki bilincin sunumu kuramı baz alınarak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Cohn, monolog, bilinç, anlatıcı, karakter.
Gerçekçilik döneminin özelliklerine göre çocuk resminin biliçlendirme öncesi ve bilinçlendirme sonrası değerlendirilmesi
İnsanın yaratıcı güçlerinin ortaya çıkarılmasında sanat eğitiminin önemi büyüktür. Resim-İş Eğitimi, genel eğitimin bütünü içerisinde düşünülmekle beraber kendine özgü eğitim yasaları ve yöntemleri olan bir alandır. Çocuklar bu derste algılama, düşünme ve bedensel eylemlerinde katıldığı süreç içerisinde kendilerini ifade ederler. Bu nedenle Resim-İş eğitimi sadece boş zamanların iyi değerlendirilmesi gibi süsleyici bir işlevi olan etkinlik değildir. Gerçekleştirdiği endüstrileşme ile teknolojinin yarattığı yeni hayat biçiminin tutsağı olmak tehlikesi ile karşı karşıya olan çağımız insanı, gittikçe duyarlılığını yitirme endişesi içindedir. Bu nedenle çağımızı sadece araç-gereç dünyası olmaktan kurtarmalı ve sanatla zenginleştirerek eğitimin temel amaçlarından biri olması için çaba gösterilmelidir. Resim-İş dersleri sadece sanat eğitimi vermekle kalmaz, öğrencilerin tüm gelişimlerine (kişilik, ruhsal, bedensel vb.) yardımcı olur. Sanat yoluyla insanlar kişisel bütünlüğe kavuşurlar ve dolayısıyla toplumsal bütünlük sağlanmış olur. Bu neden ile sanat eğitiminde yapılan yöntem hataları kişilerin, dolayısıyla toplumun geleceğinden geri dönülmez sonuçlar doğurur. – Her çocuğun farklı algı, bilgi, sezgi, duygu dünyası ve geçmiş hayat tecrübesine sahip olduğu ve uygulamalarda bireysel farklılıkların gözönünde bulundurulduğu, – Öğrencinin kendini ifade edebilmede estetik değerlerden yararlanma yeteneğini kazandırarak çalışma yapılmıştır. Çizgi, biçim, doku, leke, yapı, mekan, renk gibi görsel sanat öğeleri ile denge, vurgu, ahenk, değişiklik, hareket, ritimi dereceleme, oran-orantı gibi sanatsal düzenleme ilkelerinin, seçilen etkinlik, önerilen yöntem ve teknikler eşliğinde, duyuşsal ve devinimsel kazanımlara yönelik uygulamalar içinde sezdirildiği, hissettirildiği, geliştirildiği ve pekiştirildiği bir öğrenme alanı alanı olduğu bilinciyle çocukların çalışmaları uygulanmış ve tamamlanmıştır. Çalışmalarda iyi-kötü kıstası aranmamıştır.
Toplumsal mekân ve mekânsal bilinç
Bu çalışmada varlığın ve toplumsal ilişkilerin temel kategorilerinden biri olan mekân ve bu bağlamda gelişen mekânsal kavrayışlar, "mekânsal bilinç" kavramıyla tartışılmaktadır. Mekânın dışında değil, içinde ve onun tarafından sarılı olan özneler ve toplum için bütünsel ve ilişkisel analizler, mekân kavrayışlarının ön koşulu sayılarak, öncelikle modern öncesi düşünce biçimlerinde mekân kavramı açıklanmaktadır. Daha sonra, değişen kapitalist üretim ilişkileri ve toplumsal ilişkiler özelinde, mekân kavramının ve kavrayışlarının ele alınışı, buna bağlı olarak da mekânsal bilincin konumu tartışılmaktadır. Son olarak, kapitalist ilişkilere eşlik eden modernlik aracılığıyla çoklaşan mekânsal kavrayışların analizi ve mekânın zihinsel örgütlenişi, mekânsal bilincin çelişkileriyle tartışılmaktadır. Tüm bu izlekte ve ilişkilerde gerçekleştiği varsayılan düşünsel yarılmalara, mekânın ontolojik konumuna bağlı çelişkilere ve toplumsal alanda görünmez kılındığı düşünülen mekân kavramına, mekânsal bilinç aracılığıyla bütünsel ve ilişkisel bir sorgulama zemini oluşturmak amaçlanmaktadır. Anahtar Sözcükler: Mekân, Mekânsal Kavrayış, Mekânsal Bilinç, Toplumsal Mekân.
Aile hekimliği polikliniğine başvuran 18-65 yaş arası bireylerin metabolik sendrom ile ilgili bilgi ve bilinç düzeylerinin değerlendirilmesi
Metabolik Sendrom bir halk sağlığı sorunu haline dönüşmüş olan bozulmuş açlık glisemisi, yüksek kan basıncı, dislipidemi ve abdominal obezite ile karakterize bir sendromdur. Neden olabileceği hastalıklar açısından değerlendirme yapmak,danışmanlık hizmeti sunmak,ilgili branşa hastayı yönlendirmek bu hastalıkları yönetmede önemlidir. Aile Hekimliği polikliniğine başvuran 18-65 yaş arası bireylerin Metabolik Sendrom ile ilgili bilgi ve bilinç düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız 384 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri ve metabolik sendrom ile ilgili bilgi ve bilinç düzeylerinin değerlendirmeye yönelik literatür eşliğinde hazırladığımız anket yüz yüze görüşme metodu ile uygulanmış ve yanıtlardan elde edilen veriler kaydedilmiştir. Verilerin analizi ve değerlendirilmesinde IBM SPSS v20 programı kullanılmıştır. Analiz sonucu P<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Katılımcıların %49,5'i 18-35 yaş aralığındaydı, %94,5'i üniversite mezunuydu, %6'sı beslenme konusunda yeterli bilgiye sahipti. Bilgi Düzeyi sorularından alınan puanlar 16,0-36,0 arasındaydı, ortalaması 29,9±6,0'ydı ve 51 yaş ve üzerindekilerin, diğer meslek grubundakilerin, üniversite mezunu olmayanların, gelir düzeyi 4501-9000 arasında olanların bilgi düzeyi puanı daha düşük,sigara içmeyenlerin, sağlıklı beslenme-yaşam konusunda yeterli bilgisi olanların ve bu bilgiyi televizyondan elde etmeyenlerin,haftada en az birkaç gün spor yapanların bilgi düzeyi puanları daha yüksekti. Çalışmamızda katılımcıların Metabolik Sendrom, risk faktörleri ve sağlıklı beslenme-yaşam konusunda bilgi düzeylerinin yetersiz olduğu saptanmıştır. Farkındalığın artırılabilmesi için Metabolik Sendrom ve risk faktörlerinde erken tanının mortalite ve morbiditeyi azalttığı anlatılmalı, tedaviye uyumun gerekliliği vurgulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimliği, metabolik sendrom, bilgi düzeyi, bilinç
Ergenlerde internet bağımlılığının sosyal duygusal sağlık ve bilinçli farkındalık düzeylerine etkisi
İletişim kurmak ve bilgiyi aktarmak insanın en temel ihtiyaçlarındandır. Muhakkak ki, yaşadığımız dönemin en etkili iletişim araçalarından birisi internettir. İnternet kullanımındaki artış beraberinde bir takım problemleri de doğurmuş ve yüzılımızın en önemli problemlerinden biri olan internet bağımlılığı sorununu oluşturmuştur. Bireyin kimlik ve karakter yapısının oluşmasında en etkili dönemeçlerden olan ergenlikte bu sorun başka bir çok problemin de oluşmasına neden olabilmektedir. Türkiye'de nufüsun büyük çoğunluğu gençlerden oluşmaktadır. Sağlıklı bir yaşam için sosyal ve duygusal sağlık ile bilinçli farkındalık kavramları önem kazanmaktadır. Bu çalışmada internet bağımlılığı, bilinçli farkındalık ile sosyal ve duygusal sağlık arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Bu çalışma İstanbul ilinin Eyüp ilçesinde bulunan 4 ayrı lisedeki öğrenciler üzerinden yürütülmüştür. 14- 18 yaş arası, 184 (%53) kız öğrenci, 166 (%47) erkek öğrenci olmak üzere toplam 350 tane öğrenci anketine ulaşılmıştır. Araştırmanın sonucuna göre; 60 (%17) internet bağımlısı, 290 (%83) internet bağımlısı olamayan öğrenci mevcuttur. İnternet bağımlılığı ile bilinçli farkındalık arasında anlamlı ters yönlü zayıf bir ilişki olduğu görülmüştür. Bunun yanında internet bağımlılığı ile sosyal ve duygusal sağlık arasında ters yönlü anlamlı düzeyde zayıf bir ilişkinin olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: İnternet bağımlılığı, ergenlik, bilinçli farkındalık, sosyal duygusal sağlık.
Nurses' knowledge toward care of unconscious adult patients at teaching hospitals in Nasiriyah city
The study was conducted to evaluate the knowledge level of nurses who care for unconscious adult patients. The research is a descriptive cross-sectional study. It was conducted between December 2022 and April 2023 in teaching hospitals in Nasiriyah. The research population consisted of nurses working in these hospitals. The sample of the study consisted of 150 male and female nurses who agreed to participate in the study at the time the data were collected. "Socio-demographic information form" was used to collect data. In addition, "Nurses' caregiving knowledge scale for unconscious adult patients" was used. The largest number of the study group was between the ages of 28% 25-34 age, 80.70% females, 56.00% a graduate of associate diploma degree. 67.3% had a good knowledge of the "Nurses' knowledge of caring for unconscious adult patients" scale. There is a statistically significant effect between age, gender, education level, experience in nursing, ICU experience period and working shift and nursing knowledge towards caring for unconscious adult patients (p<0.05). Nurses with 21 years or more of experience and night shift nurses were found to have higher levels of knowledge about unconscious adult patient care (p≤0.05). The results of the study showed that nurses in teaching hospitals in Nasiriyah city have a good level of knowledge towards caring for unconscious adult patients. The study is limited to only two hospitals in the city of Nasriyah. Therefore, a more comprehensive study is recommended.
Zihin felsefesinin tarihsel gelişimi
Zihin felsefesinin kökleri Antik Yunan'a kadar dayanmaktadır. Ruh düşüncesi, insanın düşünen canlı olarak bilinmesi, insanı diğer tüm şeylerden ayırmaktadır. İnsan-ruh-beden tartışmalarında genel olarak ruhun bedeni kontrol eden güç olarak düşünülmektedir. Platon ise ruh ve beden konusunda ruhu özne olarak görmektedir. Modern dönemde, Descartes'te de görülen düalist yaklaşım Çağdaş döneme kadar etkinliğini korumaktadır. Dil felsefesinde Wittgeinstein'in dil oyunu ve nörolojinin etkisiyle zihin felsefesi beyinsel etkileşim ve yapay zekâlar üzerinden tartışılmaya başlanmaktadır. Ruh kavramı yerini bilinç kavramına bırakmıştır. Searle bilinç, algı kavramlarını beyinsel faktörler üzerinden incelerken, Turing Testine karşı yapay zekânın insan gibi düşünemeyeceği konusunda Çin Odası Argümanını geliştirmektedir.
COVID-19 pandemi sürecinde Türk toplumunun aşı bilinci ve aşılama davranışının değerlendirilmesi
COVID-19 Pandemi Sürecinde Türk Toplumunun Aşı Bilinci ve Aşılama Davranışının Değerlendirilmesi Amaç: Çalışmamızın amacı, COVID-19 pandemisinin Türk toplumunda yarattığı endişe düzeyini ölçmek, pandemi döneminde Türk toplumunun aşı bilinç, tutum ve davranışını değerlendirmek, aşılar konusunda elde edilen bilgilerin kaynağını saptamak ve COVID-19 aşı kabul oranını belirlemektir. Yöntem: 5 Ekim 2020 ile 1 Kasım 2020 tarihleri arasında tüm Türkiye'de 2032 kişinin online katılımı ile gerçekleşen anket verilerini uygun istatistiki çalışma ile analiz ettik. Anket çeşitli medya kanallarında ve sosyal medyada duyurularak katılımcılara ulaştırıldı. İstatistiksel analizler için SPSS programı kullanıldı, p<0,05 değeri anlamlı, p<0,01 değeri ise çok anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Ankete katılanların yaş ortalaması 36,47±12,11 yıl ve %62 (1260) 'si kadındır. COVID-19 salgınının tehlikesi konusundaki endişe düzeyleri 3,56±2,14 (min 1,max 10), aşı bilinci ve aşılama davranışı 1,68±0,32 (min 1, max 5), ebeveynlerde çocukluk aşılarına yönelik bilinç ve davranışı 2,51±0,32 (min 1, max 5), aşı güvenliği ve etkinliği konusunda endişe oranı 2,56±1,05 (min 1, max 5), toplumumuzda aşı bilinci 3,74±0,73 (min 1, max 5), COVID-19 aşı davranışı 3,52±1,0 (min1, max 5) olarak bulundu. Ankete katılanların % 51,3'ü (1006'sı) bulunan COVID-19 aşısını yaptırabileceğini belirtti. COVID-19 aşı tereddüdü sorgulandığında % 20,9 (424'u)'unun herhangi bir tereddüdü bulunmadığı, kalan kısmın ise en yüksek oranla % 27,9 (506) aşının güvenirliliği konusunda tereddüt ettiği tespit edildi. Tartışma ve Sonuç: Çalışmamız sonucunda aşı güvenliği ve etkinliği endişesiyle, COVID-19 aşı davranışının cinsiyete göre değiştiği saptandı. Aşılama tutum ve davranışında eğitim düzeyine göre anlamlı farklılık tespit ettik. COVID-19 virüsünün ölümcül olabileceği ve COVID-19 pandemisine yönelik endişenin yaşla ters orantılı olduğunu saptadık. Katılımcılar aile hekimlerinden aşılarla ilgili aldıkları bilgilere yeterince güvenmemekteydi. Ayrıca, COVID-19 aşı kabulünün, virüs endişesi ile doğru orantılı olduğunu tespit ettik. Bu sonuçlara dayanarak uygun cinsiyet ve yaşa göre yapılması gereken bilinçlendirme çalışmaları ile aşılama davranışı ve aşı bilinci geliştirilebilir. Aksi halde mevcut COVID-19 aşı kabul oranı toplumsal bağışıklamanın sağlanmasına yetmeyecektir. Anahtar Kelimeler: Türk Toplumu, Aşı Bilinç ve Davranışı, COVID-19 Pandemisi, Aile Hekimliği
Gebelerin doğuma hazır oluşluk, doğum korkusu ve bilinçli farkındalık düzeylerinin doğum şekli tercihlerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Araştırmanın amacı gebelerin doğum şekli tercihlerinde doğuma hazır oluşlukları, doğum korkuları ve bilinçli farkındalık düzeylerinin etkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma analitik kesitsel tipte planlandı. Araştırmanın evrenini Manisa Merkez ilçe aile sağlığı merkezlerine kayıtlı gebeler (N= 4881); örneklemini ise bu aile sağlığı merkezleri arasından kura ile seçilen 6 aile sağlığı merkezine kayıtlı, araştırmaya katılmaya gönüllü 363 gebe oluşturdu. Veriler "Gebe Tanıtım Formu", "Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği'nin "Doğuma Hazır Oluş ve Doğum Korkusu" alt ölçekleri ve "Bilinçli Farkındalık Ölçeği" ile toplandı. Verilerin analizinde normal dağılıma uygunluk testi, tek değişkenli analizler ve çoklu lojistik regresyon analizi kullanıldı. Bulgular: Gebelerin yaş ortalamalarının 27,69±5,31 ve %56,7'sinin orta gelir grubunda olduğu, %25,3' ünün lise mezunu olduğu, %37,7' sinin sezaryen, %62,3'ünün ise normal doğum tercih ettiği, %39,4'ünün ilk gebeliği olduğu, %58,62'sının daha önce normal doğum yaptığı saptandı. Gebelerin doğum şekli tercihi ile Doğuma Hazır Oluş ve Doğum Korkusu Alt Ölçekleri ve Bilinçli Farkındalık Ölçeği puanları arasında anlamlı fark olduğu saptandı (p<0,05). Yapılan binary lojistik regresyon modelinde gebelerin doğum şekli olarak sezaryen doğum tercih etmelerindeki varyansın %65,2'sinin model ile açıklandığı belirlendi. Modelde önceki doğum şekli, en uzun süre yaşanılan yerleşim birimi ve doğum korkusu yer aldı. Ancak primiparlar için bu kararda, gebenin yaşı, çalışma durumu ve doğum korkusu belirleyici olarak bulundu (Varyansın 40,2'sini açıklayan). Sonuçlar: Gebelerin doğum tercihlerinde doğuma hazır oluş, doğum korkusu ve bilinçli farkındalık düzeyleri etkili ancak, doğum korkusu hem primiparlar hem de tüm gebeler için en temel belirleyicidir. Araştırma sonucunda bilinçli farkındalık temelli, doğum korkusuna yönelik eğitimlerin rutin doğum öncesi hizmetler kapsamına alınması önerilebilir. Ayrıca doğum korkusunu açıklamaya yönelik nitel araştırmalara gereksinim vardır. Anahtar Kelimeler: Bilinçli farkındalık, Doğum korkusu, Doğum şekli, Doğuma hazır oluş
Beden fenomenolojisinden heterofenomenolojiye: Bilincin bilimine doğru
Bu çalışmada bilincin zor problemini açıklamaya yönelik iki farklı geleneğin önemli temsilcilerinin, Maurice Merleau-Ponty'nin ve Daniel Dennett'ın zihin ve beden sorununa ilişkin yaklaşımları karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmada bu iki düşünürün aralarındaki farklılıklardan çok paralellikler öne çıkartılmıştır. Öncelikle Merleau-Ponty ve Dennett insan zihnini anlamakta birbirlerinden epey farklı yöntemler kullansalar da her ikisi de düalizme karşı bedenin merkezde olduğu monist bir zihin beden kuramı ortaya koymaktadırlar. Merleau-Ponty insan bilincini canlı, tene sahip, uzamlı, hareket eden, algılayan ve çeşitli yönelimsel davranışlarda bulunan bir bedenle açıklamaktadır. Dennett'a göre beyin ve bedenin tamamına yayılmış olan sinir sistemi zihin ve bilinç işlevi görmektedir. Dennett için her ne kadar zihin, beyin olsa da zihnin ve bilincin doğasını incelemek önemlidir çünkü zihne ve beyne ilişkin "zor" felsefi problemleri sadece nörolojik bulgulara bakarak cevaplayamayız. Dennett Merleau-Ponty gibi bilinci insan bedeninden yola çıkarak ve bedenin yönelimselliğine bakarak açıklamak gerektiğini savunur. Benzer şekilde, Merleau-Ponty için de yaşayan ve algılayan bilincin dünya ile ilişkisini anlamak ve bilinci açıklamak için öncelikle davranışların incelenmesi gerekir. Dolayısıyla, Merleau-Ponty de Dennett gibi bilinci anlamakta içe bakış yöntemini kullanmamaktadır. Zihin beden ikiliği her iki düşünüre göre de geleneksel felsefenin sebep olduğu yanılgıdan kaynaklanmaktadır. Bu ikiliğe hem Dennett hem de Merleau-Ponty insan bedeninin hareketlerini işaret ederek karşı çıkmaya çalışırlar. Bunun yanı sıra insanın toplumsal bir varlık olduğundan hareketle, özneler arasılığın insan bilinci ve zihinsel süreçleri üzerindeki etkisine işaret ederler. Bilinci açıklamakta fenomenolojik ve nörobilimsel geleneği birbirine rakip olarak görmek yerine bu iki yaklaşımı birbirini tamamlayan açıklamalar olarak ele almak bizi bilinci açıklamaya daha fazla yaklaştıracaktır. Dennett'ın bilinci açıklamakta ampirik çalışmalardan daha fazla yararlanması, Dennett'ın heterofenomenolojisini Merleau-Ponty'nin beden fenomenolojisinden daha açıklayıcı kılsa da Merleau-Ponty'nin bedene dair ayrıntılı açıklamaları Dennett'ın kuramına daha sağlam bir zemin sağlamaktadır.
Ben bilinci ve diğer zihinler: Dennett ve Nagel'ın kuramlarının karşılaştırılması
Zihin felsefesinde bilinç, bilincin ortaya çıkışı, kişinin kendi bilinçli olma durumunun ve diğer zihinlerin bilinip bilinemeyeceği soruları uzun süre tartışılmıştır ve hala tartışma konusudur. Bu çalışmada bilincin niteliğine dair düalist, materyalist ve naturalist yaklaşımların karşılaştırılarak, ben bilinci ve diğer zihinlerin bilinmesi problemlerine çözüm önerileri araştırılmıştır. Bilince dair düalist yaklaşımlar zihni bedenden ayrı bir statüde ele alırlar ama bu yaklaşım, zihin ve beden arasındaki etkileşim problemini beraberinde getirir. Hem materyalizm hem de naturalizm zihin beden probleminde monist bir yaklaşımı benimser, böylelikle bilincin bedenden ayrı ontolojik bir statüsü olmaz. Bu çalışmada materyalist bir bilinç açıklaması sunan Dennett'ın ilk önce ben bilincini ispatı ve ardından diğer zihinlerin bilinebilmesi için öne sürdüğü hetero-fenomenolojik yaklaşımı ele alınmıştır. Bilincin gizemli statüsü ve bilincin nesnel bir biçimde açıklanamayacağına dair kanı, Dennett'ın materyalist kuramıyla çözülmeye başlamıştır. Ardından Nagel'ın natüralizminin ve nesnel fenomenolojisinin ben bilinci ve diğer zihinler sorunlarına çözüm olup olamadığı tartışılmıştır. Nagel'ın panpsişizm savunusu ve öznel deneyimi koruma çabası, bilinci bilimsel açıklama temelinden uzaklaştırırken, diğer zihinlerin özellikle de insan dışı diğer canlı türlerin zihinsel süreçlerinin bilinmesini zorlaştırır. Oysa Dennett, evrim kuramından ve sinir bilimlerinden aldığı ampirik destekle, hem bilinçli olmanın, iç dünya deneyimlerinin hem de diğer zihinlerin bilinebilmesini mümkün kılmıştır. Dennett'ın hetero-fenomenolojik yöntemi, Nagel'ın nesnel fenomenolojisinden temelde üç başlıkta daha açıklayıcı ve desteklidir: bilincin ortaya çıkışı, bilincin ve zihinsel durumların nesnel olarak bilinebilmesi; başka insanların ve insan-dışı diğer canlı türlerin zihinlerinin bilinebilmesi.
Searle'ün ve Dennett'in bilinç kuramlarının bir karşılatırılması
Bilimsel gelişmeler arttıkça beyin hakkında bilgi birikimimiz de artmaktadır. Bununla birlikte bilinç halen gizemli görünmektedir. Bilincin gizemi, sinir bilimciler, biyologlar, zoologlar, psikologlar, bilgisayar bilimciler, antropologlar ve felsefeciler tarafından çözülmeye çalışılmaktadır. Bilimlerin beyne ve bilince dair ortaya koydukları veriler, felsefeciler tarafından bütünlüklü bir bilinç kuramına dönüştürülmelidir. Bu bağlamda, son yıllarda zihin felsefesine artan ilgi umut vericidir. Bu çalışmada zihin felsefesi alanında iki önemli düşünürün, John Rogers Searle'ün ve Daniel C. Dennett'ın bilince ilişkin kuramları ve bilinci anlama yöntemleri kıyaslanmaktadır. Searle zihnin biyolojik ve doğal yönünü vurgulamakla birlikte bilincin öznel birinci şahıs bakış açısı ile bilinebileceğini savunur. Dennett ise zihin konusunda materyalist bir tavra sahiptir ve bilincin üçüncü şahıs perspektifinden açıklanabileceğini kanıtlamaya çalışır. Bu çalışmada öncelikle Searle'ün biyolojik doğalcılığı, monizmi, ünlü Çince Odası düşünce deneyi, yapay zekâ ve diğer zihinler konusundaki tutumu incelenmiştir. Searle'ün zihin felsefesinin ana hatları ortaya konulduktan sonra, bilinci neden birinci şahıs bakış açısından anlayabileceğimiz argümanı ele alınmıştır. Ardından Dennett'ın materyalist bilinç kuramı, bilincin evrimi ve çoklu taslaklar modeli, bu çalışmanın sınırları ölçüsünde açıklanmıştır. Peşi sıra Dennett'ın materyalist zihin felsefesinin temel yöntemi olan heterofenomenolojinin bilinci nasıl nesnel bir şekilde yani üçüncü şahıs perspektifinden açıklayabileceği Dennett'ın kendi sunduğu gerekçelerle ortaya konmuştur. Bu iki düşünürün eserlerinde birbirleriyle polemik halinde oldukları bilinir. Bilinci anlamada kullandıkları yöntemlere ilişkin tartışmaları ve birbirilerini düalist olmakla suçlamaları bu tezin son bölümünün konusunu oluşturmaktadır. Bu tartışmada, Searle'ün argümanlarının daha zayıf olduğu görülmektedir. Searle her ne kadar bilinci biyolojik ve doğal bir varlık olarak açıklamaya çalışsa da bilincin nesnel bir şekilde bilinemeyeceğini iddia etmesi, onun kuramını zayıflatmaktadır. Dennett ise bilince dair daha somut verilerle hareket eder ve bilinci bilim çerçevesinde aydınlatmaya çalışan bir tavır sergiler. Dennett'ın heterofenomenolojik yöntemi bilinci nesnel bir şekilde açıklarken, neden bize öznel göründüğünü de açıklar. Anahtar Kelimeler: Zihin Felsefesi, Bilinç, John Searle, Daniel Dennett, Birinci Şahıs Bakış Açısı, Üçüncü Şahıs Perspektifi, Biyolojik Doğalcılık, Materyalizm, Heterofenomenoloji.
Tasarruf bilinci oluşturmada coğrafya eğitiminin yeri ve önemi
Bu araştırmanın temel amacı, tasarruf bilincine sahip bireylerin yetiştirilmesinde coğrafya eğitiminin yerini ve önemini ortaya koyarak coğrafya biliminin gelişimine katkı sağlamaktır. Belirlenen amaç ekseninde elde edilen sonuçların değerlendirilmesi ile hem doğal ve beşeri kaynakların sürdürülebilirliğine yönelik adımlar atılabilecek, hem de alınacak önlemler ve yapılacak düzenlemeler ile ülke ekonomisine büyük katkılar sağlanmasında önayak olacaktır.Araştırmanın amacına ulaşabilmek için 2009-2010 Eğitim Öğretim yılında Ordu İli merkez ilçesinde Ortaöğretim 9. ve 12. sınıfta öğrenim gören 498 öğrenciye anket uygulanmıştır.Araştırmanın alt problemlerinin çözümlenmesinde; tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmış; frekans, yüzde ve aritmetik ortalama değerleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgularda cinsiyet ve sınıf değişkenine göre anlamlı bir fark olup olmadığını belirlemek amacıyla t-testi uygulanmıştır. Araştırmanın anlamlılık düzeyi 0.05 olarak kabul edilmiştir.Araştırma sonucu elde edilen verilere göre; öğrencilerin tasarruf bilinci oluşturmasında aile ve eğitim en önemli etkenlerdir. Ortaöğretim kademesinde yer alan dersler arasında tasarruf bilinci oluşturmada en etkili olan ders coğrafyadır. Öğrenciler tasarruf konularını öğrenebilecekleri ve öğrendikleri en uygun dersi coğrafya olarak belirtmişlerdir. Tasarruf bilinci düzeyi bakımından 9. sınıf öğrencileri ile 12. sınıf öğrencileri arasında 12. sınıf öğrencilerin lehine; sözel bölüm öğrencileri ile sayısal bölüm öğrencileri arasında sözel bölüm öğrencilerin lehine anlamlı fark ortaya çıkmıştır. Bu sonuçlar ise öğrencilerin aldıkları coğrafya eğitimi arttıkça tasarruf bilincine sahip olma düzeylerinin de arttığını ortaya koymuştur. Ayrıca, gelir seviyesi arttıkça tasarruf bilincinin azaldığı ve kız ile erkek öğrenciler arasında tasarruf bilinci bakımından anlamlı bir fark olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Coğrafya Eğitimi, Tasarruf Bilinci, Sürdürülebilirlik.
Bergson'a göre varoluşsal konumu bakımından insanın durumu
Bu çalışmada Henri Bergson'un felsefi sisteminde varlığın değerlendirilmesi açısından insanın konumu tartışılmaktadır. Bergson'un felsefe anlayışında varlığın yapısı sürekli bir oluş olarak sunulduğundan, insanın bu oluşsal konum açısından nasıl konumlandırdığı önem kazanmaktadır. Bu sürekli değişmeler alanında, insanı insan yapanın ne olduğu bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada bu sorun ayrıntılı olarak incelenmeye çalışılmıştır.Henri Bergson'un felsefesi temel olarak onun zaman anlayışına dayalıdır ki o bunu süre olarak adlandırır. Bergson süre kavramını düşüncesinin ilk dönemlerinde daha açık bir şekilde insanla ilişkili olarak ortaya koyduktan sonra, bu kavramı daha da genişleterek evrenle özdeşleştirmiştir. Daha sonraki çalışmalarında Bergson insanı bir süre varlığı olarak ortaya koymuştur. Bergson varlık düşüncesini ortaya koyarken hayat hamlesi, bellek, bilinç ve evrim kavramlarını kullanmıştır. Hayatın kendini oluşturmaya koyarken ki çabası evrim olarak belirir. Hayat maddenin kendisine karşı olan direncini aşmaya çalışır, maddeye özgürlük sokmaya çalışır. Hayat bu bağlamda çeşitli gelişim aşamalarından sonra, kendini gerçek anlamda ve özgür bir şekilde insanda ortaya koymuştur. Dolayısıyla insan hayatın kendini gerçekleştirdiği varlık olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Bergson'un hem varlık düşüncesinde hem de insan anlayışında bellek önemli bir yere sahiptir ki bu kavram da süreyle ilişkilidir.
Ani bilinç değişikliği nedeniyle izlenen çocuk hastaların etyolojik yönden araştırılması
Bilinç bozukluğu yüksek morbidite ve mortaliteyle seyredebilen acil bir durumdur. Acil servis başvurularının ve yoğun bakım hastalarının önemli bir kısmını bilinç bozukluğu gelişen hastalar oluşturmaktadır.Beyin fonksiyonlarını etkileyecek birçok neden çeşitli seviyelerde bilinç değişikliğine yol açabilir. Uygun tedavinin verilebilmesi ve prognozun öngörülebilmesi için etyolojinin aydınlatılması şarttır. Etyolojiyle beraber bazı laboratuvar, elektroensefalografi (EEG) ve görüntüleme bulgularının ve tabloya eklenen komplikasyonların prognostik değeri vardır.Daha önce yapılmış çalışmalarda, etyoloji ve prognoz araştırılırken, travmatik ve travma dışı nedenler genellikle ayrı çalışmalarda değerlendirilmiştir. Bu çalışmada travma ve travma dışı nedenlerle çeşitli seviyelerde bilinç değişikliği gelişen 250 hasta geriye dönük olarak incelenmiştir.Etyolojiye bakıldığında, yapısal nedenlerden travma en sık neden olarak gözlendi (%32). Ardından sırasıyla entoksikasyonlar, status epileptikus, enfeksiyöz-enflamatuvar ve metabolik-sistemik nedenler bilinç değişikliği nedeni olarak saptandı. Glasgow sonuç ölçeğine göre, hastaların %72'sinin tam olarak iyileştiği, %12'sinin orta ya da şiddetli derecede özürle taburcu edildiği ve %16'sının öldüğü gözlendi. Morbidite için risk faktörleri; etyolojik nedenlerden intrakraniyal kanama, enfeksiyöz ve enflamatuvar nedenlerin bulunması, nöbetin 1 saatten uzun sürmesi; EEG'de bozukluk, kraniyal görüntülemede ödem, difüz aksonal hasar, demiyelinizasyon, leptomeningeal tutulum, kortikal/ekstrakortikal sinyal değişikliği ve hidrosefali bulunması olarak tespit edildi. Mortalite için risk faktörleri; etyolojide neoplazik nedenlerin varlığı, Glasgow koma skorunun <8 olması, görüntülemede subaraknoid kanama, ventrikül içi kanama, ödem, infratentoryal kitle görülmesi, hipotansiyon, hiperglisemi, hiponatremi, hipernatremi, hipokalsemi, hipopotasemi, anemi, protrombin zamanında uzama, dissemine intravasküler koagülasyon, pH'da düşüklük, pozitif inotrop ve ventilatör gereksinimi olarak bulundu. Ateş ve sepsis ise hem morbidite hem de mortalite için risk faktörü olarak saptandı.Anahtar kelimeler: Ani bilinç değişikliği, etyoloji, prognoz
Acil servise başvuran iskemik ve hemorajik serebrovasküler hastalıklı hastalarda "ubikuitin C-terminal hidrolaz-LI" düzeylerinin araştırılması
Acil servis başvurularında şuur bulanıklığı şikayeti önemli bir yer tutmaktadır. Acil servise şuur bulanıklığı ile başvuran hastalarda sık görülen nedenler arasında serebrovasküler hastalıklar (SVH) ve metabolik bozukluklar önemli bir yere sahiptir. Çalışmamızda Ubikuitin C-Terminal hidrolaz – L1'in (UCH-L1) nöronlara olan özgüllüğü, yüksek düzeylerde bulunması ve nöropatolojik tablolarda artması nedeniyle, nontravmatik SVH olan hastalardaki düzeyinin sağlıklı kontrol ve metabolik nedenli şuur değişikliği olan gruplarla kıyaslanarak tanı, prognoz ve mortalite ile ilişkisinin araştırılması amaçlandı. Çalışmaya, gönüllü olarak bu çalışmaya katılmayı kabul eden 80 iskemik SVH, 40 hemorajik SVH, 80 metabolik nedenli şuur değişikliği olan hasta ve 40 sağlıklı kontrol grubu olmak üzere toplam 240 kişi dahil edildi. Çalışmamızda iskemik SVH hastalarında UCH-L1 düzeyleri metabolik şuur değişikliği olan hastalara göre daha yüksek idi (p=0,004). Ayrıca hemorajik SVH hastalarında da UCH-L1 düzeyleri metabolik şuur değişikliği olan hastalara göre daha yüksek (p=0,002) olarak tespit edildi. Sonuç olarak UCH-L1, iskemik ya da hemorajik SVH'ların metabolik şuur değişikliği olan hastalardan ayrımında bir marker olarak kullanılabilir. Anahtar kelimeler: İskemik serebrovasküler hastalık, hemorajik serebrovasküler hastalık, Ubikuitin C-Terminal hidrolaz–L1, metabolik şuur değişikliği
Çağdaş spor bilincinin oluşmasında spor yöneticilerinin görüşleri
Bu çalışmanın amacı; ülkemizde sporun en önemli sorunlarından birisi olan çağdaş spor bilincinin oluşması konusunda spor yöneticilerinin görüşlerini tespit etmektir.Araştırmada, hâlihazırdaki bir durumu ortaya çıkarmayı amaçlayan, betimsel modellerden özaktarım araştırma yöntemi kullanılmıştır. Özaktarım araştırması katılımcılara uygulanan anket aracılığıyla gerçekleştirilmiştir.Araştırmanın çalışma grubunu GSGM, Özerk Federasyonlar, TFF, Spor Kulüpleri, Belediye Tesisleri, TMOK, TASKK, ASKF ve TMPK vb. gibi kuruluşlarda görevli spor yöneticileri oluşturmuştur. Bu kuruluşlarda görev yapan 227 katılımcıya anket uygulanmıştır. Anketlerden elde edilen veriler SPSS 17 istatistik paket programında analiz edilmiştir. Anket verilerinin değerlendirilmesinde frekans ve yüzde dağılımları kullanılmıştır. Ayrıca çeşitli değişkenlere göre spor yöneticilerinin görüşlerinde anlamlı farklılıklar aramak için tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Bulunan anlamlı farklılıkların karşılaştırılması için Tukey HSD çoklu karşılaştırma testi ve grup dağılımlarının homojen olmadığı durumlarda Games-Howell Karşılaştırma testi kullanılmıştır.Araştırma sonunda; ülkemizde çağdaş spor bilincinin oluşmadığı görüşü ortaya çıkmıştır. Çağdaş spor bilincinin oluşturulamamasındaki temel sebep, bu yöndeki çabaların kurumsal boyutlarda yapılamaması olarak belirlenmiş ve çağdaş spor bilincinin oluşturulması için spor altyapısının, spor eğitiminin ve spor mevzuatının, bu amaca uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerekliliği vurgulanmıştır.
Linguistic features of free indirect discourse in D.H. Lawrence's Women in Love
Regarding linguistic and literary perspectives, this stylistic study aims to analyse D. H. Lawrence's use of free indirect discourse in Women in Love. The account of the study is prompted primarily by the results of the content analysis of the relevant narrative text in terms of certain linguistic features indicating free indirect discourse. The selected technical terminology pertaining to these features are (a) syntactic patterns, (b) deictic expressions, and (c) lexical patterns, provided by Monica Fludernik (1993). In addition, the study investigates Oltean's three functions of free indirect discourse (1993): (a) integrative function, (b) evaluative function, (c) referential function. Since the study is projected to develop a mixed-method for analysis, a combination of qualitative and quantitative methods is used and corpus-based tables are also incorporated to the study. The study argues that the author's use of free indirect discourse helps to reverberate the characters' process of self-actualization, self-awareness, self-reflection, emotional disruption, destructive instincts, alienation, stirred but submerged feelings, multitudinuous thoughts, self-deception, inarticulate outburst, anachrony, emotional upheaval, self-assessment, and efforts for exploration of future selves and possible selves. Moreover, the study shows how the author exploits free indirect discourse to represent spontaneous consciousness, reveal the character's inner self; contributes to polyvocality; makes the character's subjective voice heard; invokes irony, creates a sense of detachment as well as arousing empathy in Women in Love. Keywords: free indirect discourse, spontaneous consciousness, empathy, irony, polyvocality
Orta Öğretim 10. Sınıf seviyesindeki öğrencilerin çevre bilinci düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma, lise 10. sınıf öğrencilerinin çevre bilinci düzeylerini ölçmek amacıyla yapılmış bir çalışmadır. Lise öğrencilerinde çevre bilincinin tutum, farkındalık ve davranış alt boyutları incelenerek, öğrencilerin sosyal ve kültürel çevreleri ile biyoloji öğretim programının çevre bilinç düzeyine etkisi araştırılmıştır. Araştırmanın amacı, lise öğrencilerinde çevre bilinç düzeyinin oluşmasında etkili faktörleri ve eksiklikleri belirlemektir.Araştırmada Ankara ilinde farklı bölgelerdeki liselerde eğitim öğretim gören öğrencilerin çevre bilinç düzeylerindeki farklılığın ölçülmesi amaçlandığı için Mamak ve Çankaya bölgeleri seçilmiş, bu bölgeler karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Araştırmada Mamak ve Çankaya Bölgesinin seçilmesinin sebebi bu bölgelerin sosyal ve kültürel farklılıklarından ileri gelmektedir.Araştırmanın evreni Mamak bölgesi ve Çankaya bölgesi 10. sınıf öğrencileridir. Araştırmanın örneklemini ise Ankara ili Mamak ilçesi ortaöğretim kurumlarından seçilmiş olan Gülveren Lisesi 10. sınıf seviyesinde 83 öğrenci ve Ankara ili Çankaya bölgesi ortaöğretim kurumlarından seçilmiş olan Kurtuluş lisesi 10. sınıf seviyesinde 80 öğrenci, toplam 163 öğrenci oluşturmaktadır.Araştırma ayrıca 2007 yılı Biyoloji dersi müfredat programının baştan yapılandırılmış olması, bu programın çevre bilinç düzeyi oluşmasındaki etkilerini de tespit etmiştir.Araştırmada öğrencilerin çevre bilinci oluşumunda yer alan tutum, davranış ve farkındalıklarını ölçen tutum ölçeği uygulanmış, uygulanan okullar basit yansız örnekleme yöntemiyle belirlenmiştir. Tutum ölçeği 10. sınıf öğrencilerine, biyoloji dersi müfredat programında yer alan çevre konuları işlenirken, her iki grupta eş zamanlı uygulanmıştır. Araştırmada t-testi ve varyans analizi kullanılmış ve veriler değerlendirilmiştir.Araştırmada, Ortaöğretim kurumlarında öğrencilerin sosyo ekonomik çevreleri ve biyoloji dersi müfredat programında işlenen çevre üniteleri öğrencilerde çevre bilinci oluşumunda etkilidir sonucu bulunmuştur. Bu bağlamda şehirleşmenin gelişmediği bölgelerde, anne baba eğitim durumu ve öğretmenlerin çevre eğitimi konusundaki yönlendirmelerinin çevre bilinci oluşumunda etkili olduğu sonucu bulunmuştur.Araştırmanın sonucunda şu öneriler getirilmiştir: 2007 yılında yürürlüğe giren biyoloji dersi programının öğretmenler tarafından iyi kavranıp uygulama yöntemlerinin konulara göre doğru belirlenmesi gerekmektedir. Biyoloji dersi müfredat programında anlatılan çevre konuları hakkında öğretmenler gerekli bilgi ve becerilerle donatılmalıdır. Okul yöneticilerinin ve öğretmenlerinin çevre ile ilgili yapılan çalışmalar konusunda bilgilendirilmesi ve öğrencileri yönlendirmeleri gerekmektedir. Çevre ile ilgili yapılan toplum çalışmaları ve çevre faaliyetlerinin öğretmenler tarafından takip edilmesi ve öğrencilerin katılımının sağlanması gerekmektedir. Bu tür çalışmaların orta öğretim seviyesindeki öğrencilerin çevre bilinç düzeyini daha da arttıracağı düşünülmektedir. Çevre konularının işlenmesi teorikle birlikte uygulamalı olmalıdır.
Fen bilimlerinde üretilen bilimi kullanan bilim tüketicilerinin bilinçliliği üzerine bir çalışma
Bu çalışmanın amacı, Fen bilgisi öğretmen adaylarının ve ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin fen bilimlerinde üretilen bilimin farkındalıkları, kullanma durumlarını, bilimi kullanma sıklıklarını ve kullanılması aşamasındaki bilinçlilik düzeylerini belirleyebilmektir.Araştırma Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Fen Bilgisi Öğretmenliği Anabilim Dalında öğrenim görmekte olan son sınıf öğrencileri ile Ankara ilindeki Ziya Gökalp İlköğretim Okulu, Onuncu yıl İlköğretim Okulu, Emniyetçiler İlköğretim Okulu, Gazi İlköğretim Okulu ve Anıttepe Yücetepe İlköğretim Okulunda öğrenim görmekte olan sekizinci sınıf öğrencileri ile 2006?2007 bahar ve 2007?2008 güz yarıyıllarında yürütülmüştür.Tarama modelinin esas alındığı araştırmada hem nicel hem de nitel araştırma teknikleri kullanılmıştır. Fen okuryazarlık düzeylerini belirlemek amacıyla kullanılan "doğru" "yanlış" ve "bilmiyorum" şeklinde üç seçimli olarak hazırlanan Temel Bilimsel Okuryazarlık Testi ve çoğunluğu 5'li likert tipi maddelerden oluşan ve bilime, teknolojiye ve bunları kullanmaya yönelik bilgi ve tutumlarını ölçmeye ve farkındalıklarını belirlemeye yönelik hazırlanan "Fen ve Teknolojiyi Kullanma ve Bilinçlilik Envanteri"nden elde edilen veriler nicel olarak istatistiksel teknikler kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların fen ve teknoloji ile ilgili düşüncelerini ve geçmişten getirdikleri bilgileri ortaya çıkarmaya yönelik açık uçlu sorulardan oluşan "Fen ve Teknoloji nedir" testi ve "Bilimi Günlük Hayatta Kullanmaya Yönelik Bilgi Testi"nden elde edilen veriler ise açık kodlama tekniği ile kodlanmış ve Hyper Research 2.0 nitel veri analizi bilgisayar programıyla çözümlenmiştir.Araştırmada ölçme aracı olarak kullanılan Temel Bilimsel Okuryazarlık Testinden elde edilen verilerin analizi sonucunda, öğretmen adaylarının ve ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin bu testten aldıkları puanların ortalamalarının 0,50'nin üzerinde olduğu için bilimsel okuryazarlık düzeyinin iyi olduğu görülmektedir. Öğretmen adaylarının aldıkları puanlarının daha yüksek olması, bilimsel okuryazarlık seviyelerinin daha da ileri düzeyde olduğunu göstermektedir.Fen ve Teknolojiyi Kullanma ve Bilinçlilik Envanterinden elde edilen verilerin analizi sonucunda öğretmen adaylarının bilim ve teknoloji hakkında ilgilerinin ilköğretim öğrencilerine nazaran daha fazla olduğu bunun yanı sıra ilköğretim öğrencilerinde teknoloji merakının bilimden daha fazla olduğu sonucuna varılmıştır. Aynı zamanda her iki katılımcı grubunun da bilim ve teknolojiye ve bilim insanlarına güvendikleri, bu alandaki gelişmelerin ülkemizin daha fazla gelişme ve kalkınmasına fırsat sağlayacağını düşündüklerini, yaşam koşullarının iyileşmesinde vazgeçilmez unsur olarak gördükleri sonucuna varılmıştır.Bilimi Günlük Hayatta Kullanımına Yönelik Bilgi Testiyle katılımcılardan elde edilen bulgular sonucunda öğretmen adaylarının fizik, kimya ve biyoloji alanlarıyla ilgili günlük hayatta karşılaştıkları durumları açıklayabildikleri ve bilimsel bağlantıyı kurabildikleri görülmüştür. Ancak ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin fen kavramlarını yeterli düzeyde bilimsel olarak değerlendirip yorumlayabilme ve günlük hayatta karşılaştıkları problemlerle ilişkilendirebilmede yeterince başarılı olmadıkları görülmüştür.Yukarıda ifade edilen sonuçlar doğrultusunda, araştırmanın, bu alanda yapılacak yeni çalışmalar için kaynak oluşturması ve rehber olması umulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Fen Bilimlerinde Üretilen Bilim, Bilimsel Okuryazarlık, Bilimin Doğası, Teknoloji, Bilinçlilik, Farkındalık
Periodontal durum ve ağız sağlığı bilinç düzeyi arasındaki etkileşim: Klinik ve sosyodemografik faktörlerin analizi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, periodontal sağlık durumu ile ağız sağlığı bilinç düzeyi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek ve bu ilişkide klinik ve sosyodemografik faktörlerin rolünü analiz etmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı'na başvuran 315 katılımcı dahil edildi. Katılımcılar klinik periodontal muayene bulgularına göre 2017 AAP/EFP periodontal hastalık sınıflamasına uygun olarak Sağlıklı (S), Gingivitis (G) ve Periodontitis (P) gruplarına ayrıldı. Her periodontal sağlık grubuna, klinik muayene ile uygunluk kriterlerini gösteren bireyler arasından eşit sayıda katılımcı dahil edilmiştir (n=105). Periodontitis grubu ayrıca evre ve derece alt sınıflandırmalarıyla değerlendirildi. Katılımcıların, sosyodemografik verileri ve ağız hijyeni alışkanlıkları ile ağız sağlığı bilinç düzeyini kapsayan anket uygulandı. Klinik muayenede; plak indeksi, gingival indeks, sondalamada cep derinliği, klinik ataşman kaybı değerlendirildi. Veriler istatistiksel analiz yöntemleri kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 41 yıl olup %48,6'sı kadındı. Periodontal sağlık grupları arasında; yaş, eğitim düzeyi, gelir durumu, sigara kullanımı, diş fırçası kullanım sıklığı, arayüz temizliği kullanım sıklığı ve diş hekimi ziyaret sıklığı açısından anlamlı farklılık saptandı (p<0,001). Periodontitis grubunda ileri yaş, düşük gelir, düşük eğitim düzeyi, yetersiz ağız hijyeni alışkanlıkları, azalmış diş hekimi ziyaret sıklığı ve daha yüksek sigara kullanımı görüldü (p<0,001). Klinik parametrelerin (PI, GI, PPD, CAL) medyan değerleri incelendiğinde, gruplar arasında anlamlı farklılık göstermiş olup en yüksek değerler periodontitis grubunda tespit edildi (p<0,001). Ağız sağlığı bilinç düzeyine göre periodontal parametreler incelendiğinde, plak indeksi ortalama değeri, düşük bilinç düzeyinde 1,91±0,61 iken yüksek bilinç düzeyinde 0,99±0,63 olarak saptandı. Gingival indeks ortalama değerleri sırasıyla 1,89±0,63 ve 1,02±0,70 olarak görüldü. Sondalamada cep derinliği ortalama değeri, düşük bilinç düzeyinde 3,14±1,32, yüksek bilinç düzeyinde ise 1,87±0,95 olarak ölçüldü. Klinik ataşman kaybı ortalama değeri, düşük bilinç düzeyinde 2,67±2,33, yüksek bilinç düzeyinde ise 1,16±1,93 olarak saptandı. Sonuç: Bu çalışma, periodontal sağlık durumu ile ağız sağlığı bilinç düzeyi, sosyodemografik faktörler ve ağız hijyeni alışkanlıkları arasında çok yönlü bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Yüksek farkındalık düzeyinin daha iyi periodontal sağlık sonuçları ile ilişkili olduğu, buna karşılık düşük bilinç düzeyinin periodontal hastalıkların özellikle ileri formlarının daha yüksek prevalansı ile örtüştüğü ortaya konmuştur.
Sanatı "ben" ile kurgulamak; sanatçının içe bakışı
Tezin konusu "Sanatı 'Ben' İle Kurgulamak; Sanatçının İçe Bakışı"dır. Bilinç, çocukluğumuzda aynaya bakmakla başlayan ve ölene kadar sürekli şekillenen bir süreçtir. Bilinçli bir şekilde kendimize yönlendiğimizde de benliğimiz ortaya çıkmaktadır. Sanat, özü gereğince, felsefidir. Çünkü özünde yaşamın anlamı, kaynağı ve nedeninden bize söz etmektedir. İnsanların, varoluşunu kavramasında yardımcı olup dünya görüşünü geliştirmektedir. Bir sanat eseri sanatçısının dünyayı algılayışı ile var olmaktadır. Sanatçının, felsefi ve estetik görüşleri ne denli ilerici olursa, insanların da ondan o derece feyz alma ve etkilenmesi mümkün olacaktır. Bu da bizim bireyden itibaren toplumsal gelişimimizi ve ilerlememizi sağlayacaktır. Bundan dolayıdır ki felsefe ile sanat birbirlerini tamamlar niteliktedir. Çalışmanın kapsamı, felsefe ile sanatın birleştiği nokta da 'ben' nedir? Sorusuna yanıt aramaktır. Bunun yanıtını tezde ayrıntılı bir şekilde irdelenmektedir. Rönesans'la birlikte sanatçılar, mesleklerinde entelektüel yetenek ve bilginin de gerekliliğine inanmaya başladıklarından; felsefeye, edebiyata ve diğer sanat dallarına da ilgileri artmıştır. Şairler, mimarlar, ressamlar bir araya gelip tartışıp konuşmuşlardır. Böylelikle, bir ressam bir şiirden, bir edebiyatçı bir resimden etkilenerek eser üretebilmiştir. Tez amacını, sanatçıların sanat akımları içinde, Rönesans'tan başlayarak günümüz sanatına kadar gelen dönemde, 'ben'in sanat üzerindeki etkisi nedir? Sanatçılar benliklerini sanatları ile nasıl ortaya koymuştur? Sorularının arayışı üzerine oluştururmuştur. 'Ben'in felsefi bakış açısından, akımlar, dönemler, sanat ve sanatçı açısından neye ve nasıl etkileri olmuştur? Sorularına yanıt aranmıştır. Anahtar Kelimeler: Ben, bilinç, sanat, sanatçı, felsefe
Senkop ile başvuran çocuklarda QT dispersiyonun klinik öneminin değerlendirilmesi
Amaç: Senkop, postür ve tonus kaybıyla giden ve kendiliğinden düzelen geçici bilinç kaybıdır. Bu çalışmada senkop şikayeti ile başvuran hastalarda kolay uygulanan, girişimsel bir yöntem olmayan QT dispersiyonu değerlendirilerek, senkop türü, aritmi, ani ölüm ve tekrarlama riski açısından bir belirteç olarak kullanılıp kullanılamayacağının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç Ve Yöntem: Çalışmamızda Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Çocuk Kardiyolojisi Bilim Dalı'na senkop şikayeti ile başvuran 52 hasta ve 50 kontrol grubu karşılaştırılarak elektrokardiyografi (EKG)'de QT dispersiyonu bakıldı. Hastaların cinsiyet, yaş, ekokardiyografi (EKO), ayakta ve otururken tansiyon değerleri, hematokrit değeri, elektrolit değerleri, karaciğer fonksiyon testleri, böbrek fonksiyon testleri, EKG'de QTd ve QTcd değerlerine bakıldı. EKG'de QT dispersiyonu hesaplanarak aritmi, ani ölüm ve senkopun tekrarlama riskinin araştırılması planlandı. Senkop nedeni olabilecek ek hastalığı olanlar çalışma dışı bırakıldı. Bulgular: Çalışmaya senkop nedeni tarafımıza başvuran 28 erkek (%53,8), 24 kız (46,2) hastadan oluşan toplam 52 hasta alındı. Yaşları 7-17 yıl arasında değişen hastaların ilk senkop geçirme yaşı ortalaması 13,9±2,4 yıl idi. Hastaların takip süresi 5-18 ay arasında değişmekte olup ortalama 10±5 ay idi. Başvurudaki ortalama senkop sayısı 2,8±2,2 idi. Kontrol grubuna 50 sağlıklı çocuk alındı. 22'si kız (%44) ve 28'i erkek (%56) idi. Yaş ortalamaları 13,8 ± 2,3 yıl ve yaş dağılımları 11-17 yıl idi. Senkop nedeni ile başvuran hastalarımızda QTd (72±46 ms) ve QTcd (77±45 ms) ile kontrol grubunun QTd (34±14 ms) ve QTcd (33±14 ms) değerleri arasındaki fark anlamlı derecede uzun bulundu (p<0,001). Hastalara tanıya yönelik yapılan tetkikler sonucuna göre yapılan senkop sınıflamasında gruplar arasında yaş, cinsiyet, QTd ve QTcd değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Hastaların başvuruda senkop sayısına göre ve tilt testine göre yapılan sınıflamada ise gruplar arasında yaş, cinsiyet, QTd ve QTcd değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Tartışma: Bu çalışmada senkoplu çocuk hastalarda QT dispersiyonu ve QTc dispersiyonun anlamlı derecede uzadığı bunun da ancak senkop yinelemesi üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı tespit edilmiştir. Tilt testi sonucunun yineleme süreci üzerine etkili olmadığı saptanmıştır. Hastaların şikayetlerinin sadece hekime müracaatı ve hekim önerileri ile ciddi oranda düzelme gösterdiği tespit edilmiştir. İzlemde senkoplu hastaların hastalıkları ile ilgili eğitim ve günlük yaşamda alınabilecek koruyucu önlemlere vurgu yapılmalı ve gereken olgularda ilaç tedavisine başlanabileceğini vurgulamak istiyoruz. Anahtar kelimeler: Çocuk, senkop, QT dispersiyonu, yineleme
Evrimci materyalist bilim anlayışı açısından bilinç sorunu
Birinci şahıs perspektifinden öznel ve içsel olarak erişilebilen zihin durumlarının ve bu bağlamda bilinçliliğin, üçüncü şahıs perspektifinden nesnel bilimin konusu olup olamayacağı, çağdaş zihin felsefesinin en çok tartışılan sorularından birisidir. Günümüzde en çok bilinen ve referans olarak kullanılan düşünce deneyleri de bilince bu ayrıcalıklı erişime veya iç niteliklere göndermede bulunarak, bilinçliliğin varlığının materyalist dünya görüşüne uyumsuzluğunu göstermeyi amaçlar. Bu tezde karşıt görüşler incelenerek açıklandıktan sonra, Daniel Dennett'ın inşa ettiği bilinç kuramı üzerinden bilinçli organizmanın materyalist evrende nasıl ortaya çıktığı ve üçüncü şahıs perspektifinden nesnel bilimin nasıl konusu olabileceği ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bilinçli organizmanın ortaya çıkışını Darwinci evrimin doğal seçilim kuramı ile adım adım açıklayan Dennett, Heterofenomenoloji adını verdiği yöntemi ile de bilincin bilimsel olarak incelenebilirliğini gösterir. Tezde son olarak da, bilinci materyalist dünya görüşünün ve dolayısıyla bilimin dışında tutmayı amaçlayan, zihin felsefesinin en bilinen ve değinilen düşünce deneylerine Dennett'ın yanıtları ele alınır. Böylece bilinç sorununun bilimsel bir açıklamasının yapılabileceği; bilincin, bilimin yöntem ve kavramlarının dışında kalmadığı, doğaüstü bir fenomen olmadığı görüşü ortaya konulmuş olur. Anahtar Kelimeler: Bilinç, Dil, Evrim, Materyalizm, Öznellik, Yönelimsellik