Adult attachment

90 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve ebeveyn öz yeterliği arasındaki ilişkide yetişkin bağlanma stilleri ve stresle çift olarak baş etmenin aracı rolü

Literatürde, çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve bireylerin kendi ebeveynliklerine yönelik algıladıkları öz yeterlikleri arasında bir ilişki olduğu ve çocukluk çağı olumsuz yaşantıları deneyimlemiş bireylerin ebeveyn öz yeterliklerinin düşük olduğu belirtilmektedir. Çalışmalarda bu ilişki farklı değişkenlerin de etkisi ile incelenmiştir. Ancak hem yetişkin bağlanma stillerinin hem de ülkemizde yeni yeni çalışılmaya başlanan stresle çift olarak baş etmenin seri aracı rollerinin incelendiği bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu tez çalışmasının amacı çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve algılanan ebeveyn öz yeterliği arasındaki ilişkide güvensiz bağlanma (kaygılı ve kaçıngan) ve stresle çift olarak baş etmenin seri aracı rollerini incelemektir. Çalışma 117 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada ebeveyn yaşı kontrol değişkeni olarak ele alınmıştır. Korelasyon ve seri aracı değişken analizleri sonrası, güvensiz bağlanma (kaygılı ve kaçıngan) ve stresle çift olarak baş etmenin, çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve ebeveyn öz yeterliği arasındaki ilişkide seri aracı rollerinin olmadığı bulunmuştur. Ek olarak, çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve ebeveyn öz yeterliği arasındaki ilişkide kaçıngan bağlanmanın aracı rolü olduğu bulunmuştur. Tez çalışmasının sonuçları literatürden ulaşılan bilgiler çerçevesinde tartışılmış ve çalışmanın literatüre katkısı ve sınırlılıkları incelenmiş, gelecek çalışmalar için önerilere ve klinik doğurgulara yer verilmiştir.

Yetişkinlerde bağlanma
Elifnaz Leblebici
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Evli bireylerde evlilik doyumunu yordayan değişkenlerin incelenmesi

Birey ve toplum ilişkisi birbirini tamamlayan temel dinamiklerdendir. Sağlıklı bir toplumun olması içinde bireylerin kendi cinsiyetinin farkındalığını bilen, kendisini yetiştirmiş bireylerle sağlıklı bir etkileşim ve iletişim içinde olan bireylerden teşekkül etmesi önemlidir. Toplumun sağlıklı bir işleyiş içinde olması içinde barındırdığı en küçük toplum biri olan aile ilişkilerinin sağlam bir yapı üzerine kurulması büyük önem arz eder. Günümüzde boşanma oranlarının son yıllarda artmış olması bu evlilik temelli aile ilişkilerini gözden geçirmeyi lüzumlu hale getirmiştir. Çünkü aile toplumun en küçük yapı taşı olup diğer bütün sosyal kurumlarla ilişki içindedir. Evlilik ilişkilerinde olan doyumsuzluk ya da uyumu etkileyen birçok neden bireyin mutsuzluğu ve toplumsal yapının bozulmasına neden olabilmektedir. Evli bireylerin evlilik doyumunu etkileyen birçok değişkenin olduğunu belirten çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmalardaki değişkenler bireyi doğrudan etkileyen değişkenler olan bağlanma örüntüleri, cinsel doyum, toplumsal cinsiyet rolleri, içinde bulunulan cinsiyetten memnuniyet, evli bireylerin kişilik özellikleri, fiziksel, psikolojik ve psikiyatrik rahatsızlıkları, dünyaya bakış açıları, dini, kültürel ve bireysel farklılıkların yanında eşleri ile etkileşimi noktasında dolaylı etkileyen değişkenlerde bulunmaktadır. Bu değişkenlerde yaşanan yerin sosyal yaşantıya etkisi, çocuk sayısı ve çocuk sahibi olma durumu, gelir ve eğitim düzeyi, eşlerin meslekleri, evliliğin ilk ya da sonraki evlilikler olması, evlilik süresi, evlilik biçimi, eşle arada olan yaş farkı gibi değişkenlerdir. Bizlerde bu çalışmamızda özellikle bağlanma stillerinin, toplumsal cinsiyet rollerini benimseme durumunun, cinsel yaşamlarında yaşadıkları doyumun, cinsiyetin, evlenme biçiminin, çocuk sahibi olmalarının, evliliğe bakış açılarının ve evlilikte eşitlik ve paylaşımın evlilik doyumu üzerinde etkisi olup olmadığına bakılacaktır. Bu sayede güvensiz bağlanma, geleneksel toplumsal roller, evlilikte yaşanan olumsuz davranış örüntüleri ve cinsel yaşam sorunlarının evlilik doyumunu etkileyeceği hipotezinden yola çıkarak ortaya konulacak araştırma sonuçlarıyla, evlilik ilişkilerinde yaşanan sorunların ve bunun yarattığı bireyin psikolojik ve sosyal yaşantısına yönelik olumsuz durumların iyileştirilmesine dair çalışmalara olanak sağlanabilmesi hedeflenmektedir. Araştırmamız 18-65 yaş aralığındaki en az ilkokul mezunu olup cinsiyet açısından eşitlenmiş ve İstanbul ilinde yaşayan evli bireylerle çalışılmıştır. Tesadüfi örnekleme yoluyla katılımcılar belirlenip bu bireylerin her toplumsal kesitten olmasına dikkat edilmiştir. Belirlenen katılımcılarımıza sosyo-demoğrafik form ve ölçekler dağıtılıp, aydınlatılmış onamları alındıktan sonra gönüllü olarak çalışmamıza katılıp bize yardımcı olmaları sağlanmıştır. Çalışmamız da araştırmaya katılan bireylerle alakalı en dikkat çekici nokta bazı katılımcıların cinsellikle ilgili soruların cevaplamak istememeleri hususuydu. Bize göre bu soruların cevaplanmak istememesinin nedeni cinsellikle ilgili tabuların hala aşılamadığının göstergesidir. Bu çalışmalar doğrultusunda literatür araştırılmış çalışmamızı destekleyen ya da desteklemeyen yönler taranıp çalışmamız nihayetlendirilmiştir.

BağlanmaBağlanma stilleriCinsel doyum+5
İrem Bedir
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Yetişkin bağlanma biçimleri; benlik saygısı; Duygu düzenleme ve depresif belirtiler: Ankara ve İstanbul'da peripartum/ pospartum döneminde olan ve olmayan kadınlar arasında bir karşılaştırma

Gebelik ve doğum sonrası zamanın anneler için önemli değişmelerin yaşandığı aynı zamanda stres oluşturan pek çok uyarıcının etkisinde olduğu zor bir dönem olduğu bilinmektedir. Bu dönemde annenin sahip olduğu bazı özellik ve beceriler onda bu stresin daha problemli bir hale dönüşmesinde önemli bir etkiye sahiptir. Yapılan daha önceki araştırmalar, güvensiz bağlanma biçimine ve düşük benlik saygısına sahip, duygularını düzenlemede güçlük yaşayan kişilerin depresyon geçirme riskininin yüksek olduğunu söylemektedir. Bu çalışmada; bağlanma biçimleri, benlik saygısı, duygu düzenleme ve peripartum/postpartum depresyon (PPD) arasındaki ilişki, peripartum/postpartum döneminde bulunan kadınlar ve bu dönemde bulunmayan kadınlarla karşılaştırması yapılarak incelenmiştir. Özellikle; duygu düzenleme ve benlik saygısının güvensiz bağlanma biçimleri ve depresyon arasındaki aracı rollerinin ne olduğu hem peripartum/postpartum grubunda, hem de karşılaştırma grubunda araştırılmıştır. Bu çalışmada katılımcılar, Türkiyede Ankara ve İstanbul illerindeki hastanalerde pediatri ünitesine kayıtlı olan kişilerden seçilmiştir. Katılımcılardan iki grup oluşturulmuştur: peripartum/postpartum döneminde bulunan gruba son otuz ay içerisinde bir çocuk doğurmuş anneler, peripartum/postpartum döneminde olmayan gruba ise son otuz ay içerisinde hiç çocuk doğurmamış anneler atanmıştır. Her iki örneklem grubu yaş değişkeni hariç bütün demografik değişkenler bakımından eşit durumdadır. Anket formları 250 anne tarafından doldurulmuştur. Bu formlardan 35 tanesi yarım veya hatalı doldurma nedeniyle hesaplamadan çıkartılmış ve toplamda 215 anket formu elde edilmiştir. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ) Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II) ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) doldurtulmuştur. Peripartum/ Postpartum grubunun, karşılaştırma grubuna kıyasla duygu düzenleme becerilerinde anlamlı şekilde güçlük ve daha yüksek seviyede depresif belirtiler gösterdiği bulunmuştur. Duygu düzenleme güçlüğü sorunu güvensiz bağlanma ve PPD'ye yalnızca peripartum/ postpartum grupta kısmen aracılık ederken karşılaştırma grubunda ise herhangi bir aracı etki gözlenmemiştir. İkinci değişken olarak benlik saygısının güvensiz bağlanma ve depresyon arasındaki aracı etkisi; peripartum/postpartum grubunda yalnızca kaygılı bağlanma ve depresyon arasında kısmi aracı etki gösterirken, karşılaştırma grubunda ise herhangi bir aracı etkiye rastlanmamıştır. Son olarak peripartum/ postpartum depresyona etki eden faktörleri incelemek amacıyla lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Buna göre; sırasıyla duygu düzenleme güçlüğü ve benlik saygısı ve yaş değişkenlerinin PPD üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu, bağlanma biçimlerinin ise anlamlı bir etki ortaya koymadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bağlanma Biçimleri, Duygu Düzenleme, Benlik Saygısı ve Peripartum-Postpartum Depresyonu.

BağlanmaBağlanma stilleriBenlik saygısı+7
Hilal Durak
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Annelerin duygu düzenleme güçlükleri ve erişkin bağlanma stillerine göre 48-72 aylık çocukların duygu düzenleme becerilerinin incelenmesi

Amaç: Araştırmanın amacı; annelerin erişkin bağlanma stilleri, annelerin duygu düzenleme güçlükleri ve 48-72 aylık çocuklarının duygu düzenleme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Ayrıca, bu araştırmada 48-72 aylık çocukların duygu düzenleme becerilerinin, annelerin erişkin bağlanma stillerinin ve annelerin duygu düzenleme güçlüklerinin demografik özelliklere göre incelenmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Araştırmanın örneklemi, İstanbul'da yaşayan 48-72 aylık çocukları olan 491 anneden oluşmaktadır. Araştırmada, annelerden anket onayı almak için Bilgilendirilmiş Onam Formu, anneler ve çocukları hakkında genel bilgi edinmek için Demografik Bilgi Formu, çocuklarının duygu düzenleme becerilerini değerlendirmek amacıyla anneleri tarafından doldurulacak olan Duygu Düzenleme Ölçeği, annelerin duygu düzenleme güçlüklerini değerlendirmek amacıyla Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği ve annelerin erişkin bağlanma stillerini saptamak amacıyla Erişkin Bağlanma Stilleri Ölçeği kullanılmaktadır. Araştırmada Bağımsız Gruplar t Testi, Anova Testi, Korelasyon ve Regresyon analizi kullanılmaktadır. Bulgular: Çocukların duygu düzenleme becerilerinin; annelerin eğitim durumuna, evlilik süresine ve çocukların yaşlarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermediği bulunmuştur. Çocukların duygu düzenleme becerilerinin; çocuğun cinsiyetine, annelerin çalışma durumuna ve annelerin yaşına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterdiği bulunmuştur. Annelerin duygu düzenleme güçlükleri ve çocuklarının duygu düzenleme becerileri arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü bir ilişki olduğu bulunmuştur. Annelerin kaygılı-kararsız ve kaçıngan bağlanma stilleri ile çocuklarının duygu düzenleme becerileri arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü bir ilişki olduğu bulunmuştur. Annelerin güvenli bağlanma stili ve çocuklarının duygu düzenleme becerileri arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü bir ilişki olduğu bulunmuştur. Annelerin duygu düzenleme güçlüklerinin ve annelerin erişkin bağlanma stillerinin ortak etkisine bakıldığında; çocuklarının duygu düzenleme becerilerinin %1' ini açıklayabildiği ve modelin zayıf olduğu bulunmuştur. Araştırma ile ilgili literatür incelenmiş, araştırma bulguları ile karşılaştırılarak tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Sonuç: Bu çalışma, annelerin erişkin bağlanma stillerinin ve annelerin duygu düzenleme güçlüklerinin, çocuklarının duygu düzenleme becerilerini etkilediğini göstermektedir. Aynı zamanda bazı demografik özellikler de (çocuğun yaşı, annenin çalışma durumu, annenin yaşı) çocukların duygu düzenleme becerilerini etkilemektedir. Bu bağlamda, yapılan bu çalışmanın, anne-çocuk arasındaki ilişkinin kalitesine, duygusal becerilerin gelişimine, psikolojik rahatsızlıkları çözümlemede terapistlere ve ülkemizdeki anne- çocuk arasındaki ilişkiye yönelik yapılan araştırmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler; Erişkin bağlanma stilleri, duygu düzenleme becerileri, duygu düzenleme güçlükleri, 48-72 aylık çocuk

AnnelerBağlanmaBağlanma stilleri+4
Burcu Fırat
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerin bağlanma stilleri ve anne-baba çatışmasının aleksitimi üzerindeki yordayıcı rolü ve anne-baba aldatmasının düzenleyici etkisi

Amaç: Yetişkin bireylerde, bağlanma stilleri ve anne-baba çatışma algısının aleksitimi düzeyleri üzerindeki yordayıcı rolünü incelemek ve anne-baba aldatmasının düzenleyici etkisinin değerlendirilmesidir. Ayrıca katılımcıların sosyodemografik özellikleri de bu kapsamda incelenmiştir. Yöntem: Bu araştırmanın örneklemi, 294 kadın, 73 erkek olmak üzere toplam 367 (n=367) katılımcıdan oluşmuştur. Veriler katılımcılardan bir kısmı elden, bir kısmı da internet üzerinden toplanmıştır. Bu kesitsel araştırmada "Çocukların Evlilik Çatışmasını Algılaması Ölçeği-Yetişkin Formu", "Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II" ve "Toronto Aleksitimi Ölçeği" kullanılmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS 25.0 kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin analizi için fark istatistiklerinden bağımsız örneklemler için t Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA); değişkenler arası ilişkilerin belirlenmesi için Pearson Korelasyon Analizi ve düzenleyici etkinin test edilmesi için Çoklu Doğrusal Hiyerarşik Regresyon Analizi uygulanmıştır. Bulgular: Analiz sonucuna göre erkek katılımcıların Toronto Aleksitimi Ölçeği Duygularını İfade Etme Zorluğu alt boyutundan aldıkları puanların kadınlara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Partneri aldatma durumunun aleksitimi düzeyi üzerinde pozitif yordama etkisine sahip olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, katılımcıların kaçınmacı ve kaygılı bağlanma düzeylerinin de aleksitimi düzeyi üzerinde pozitif yordama etkisine sahip olduğu bulunmuştur. Ayrıca, katılımcıların yaş durumunun aleksitimi düzeyi üzerinde negatif yordama etkisine sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Sonuç: Araştırmanın, aleksitimi üzerinde etkili olan faktörlerin belirlenmesi, bireylerin yaşam kalitelerinin arttırılmasına yönelik çalışmalara veri sağlayabileceği ve ilgili araştırmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Klinisyenlerin, aleksitimi ve sonuçları hakkında daha fazla bilgi sahibi olması daha etkili tedavi stratejileri sağlayacaktır. Araştırma sonuçları, ilgili literatür paralelinde tartışılmış ve yapılacak araştırmalara önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Aleksitimi, bağlanma stilleri, anne-baba aldatması, anne baba çatışmasının algılanması

Aile içi ilişkilerAldatmaAleksitimi+5
Cemile Canan Karabulut
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde bağlanma biçimleri, kişilik özellikleri ve bu özelliklerin ruhsal sorunlarla ilişkisinin araştırılması

Kişilik özellikleri, bağlanma biçimleri ve ruhsal sorunların birbiriyle ilişkili olduğu bilinmektedir. Psikopatolojinin kişilik özellikleri ve bağlanma biçimlerinden etkilendiğini gösteren pek çok çalışma vardır. Ancak, hem bağlanma hem kişiliğin farklı boyutlarının farklı psikopatoloji semptomları üzerinde ne tür etkiler gösterdiğini bir arada ele alan çalışmalar kısıtlıdır. Öte yandan eğitim ve cinsiyetin de psikopatolojiyi etkilediği bilinmektedir. Bu çalışma kapsamında, yetişkinlerin bağlanma biçimleri, kişilik özellikleri ve psikopatoloji düzeylerinin ilişkilerini bir arada incelemek amaçlanmıştır. Araştırma İstanbul'da yaşayan, 18 yaş üstü, 100 gönüllü yetişkinle gerçekleşmiştir. Veri toplama aşamasında örneklem grubuna değişkenlerin ölçümü için Sosyo-demografik Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II, Beş Faktör Kişilik Envanteri Kısa Formu ve Kısa Semptom Envanteri uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Demografik değişkenlerle kullanılan ölçekler arasındaki ilişkiyi tespit etmek için t-testi ve tek yönlü (One-Way) ANOVA kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek için pearson korelasyon ve hiyerarşik regresyon analizi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda, yalnızca kaygılı bağlanmanın psikopatolojiyi yordadığı belirlenmiştir. Kaygılı bağlanma kontrol edildiğinde ise anksiyetenin; nevrotizmin %2'sini, depresyonun; dışadönüklük, nevrotizm ve sorumluluğun %11'ini, hostilitenin; nevrotizm ve uyumluluğun %8'ini yordadığı, olumsuz benliğin; nevrotizmi yordamasına rağmen yüzdelik olarak katkı sağlamadığı ve somatizasyonun ise sadece kaygılı bağlanmayı yordadığı başka hiçbir kişilik özelliğini yordamadığı saptanmıştır. Ayrıca, eğitim ve cinsiyetin de psikopatoloji düzeyleri üzerinde hiçbir etkisinin bulunmadığı görülmüştür. Araştırmanın daha heterojen örneklemde tekrarlanması önemli olmakla birlikte bu değişkenlerin bir arada ele alınmasının da ileriki çalışmalara ışık tutacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bağlanma Biçimleri, Kişilik Özellikleri, Ruhsal Sorunlar

Kişilik özellikleriPsikolojik sorunlarYetişkinlerde bağlanma
Bahar Buse Türk
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek kaygı ve depresyon düzeyinin evlilik yaşamı ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada evli bireylerin evlilikleriyle depresyon ve kaygı düzeyleri arasında ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: 18 yaş ve üzeri en az 1 yıldır evli olan, İstanbul İli Kartal, Maltepe, Sarıyer ve Şişli İlçelerinde ikamet eden bireyler arasından amaçlı örnekleme tekniği ile seçilen 263 kişiye anket uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre sürekli kaygı; saplantılı bağlanma, kayıtsız bağlanma ve korkulu bağlanma düzeyini artırırken; güvenli bağlanma düzeyini azaltmaktadır. Durumluk kaygı ise kayıtsız bağlanma ve korkulu bağlanma düzeyini artırmakta; güvenli bağlanma düzeyini azaltmaktadır. Depresyon; kayıtsız ve korkulu bağlanma düzeylerini artırırken, güvenli bağlanma düzeyini azaltmaktadır. Saplantılı bağlanma, evlilik süresi ve çocuk sayısına göre farklılaşmaktadır. Kayıtsız bağlanma; evlilik süresi, çocuk sayısı, eşin eğitim durumu ve aylık kazanca göre farklılaşmaktadır. Korkulu bağlanma; evlilik yaşı, aylık kazanç ve psikolojik destek alma durumuna göre farklılaşmaktadır. Güvenli bağlanma; evlilik yaşı, eşler arası yaş farkı, eş ile akrabalık durumu, çocuk sayısı, eğitim durumu ve eşin eğitim durumuna göre farklılaşmaktadır. Durumluk kaygı; evlilik süresi, evlilik yaşı, eşler arası yaş farkı, evlenme karar şekli, eş ile akrabalık durumu, çocuk sayısı, eğitim durumu, eşin eğitim durumu, aylık kazanç ve psikolojik destek alma durumuna göre farklılaşmaktadır. Sürekli kaygı; cinsiyet, yaş, eşler arası yaş farkı, çocuk sayısı, eşin eğitim durumu, aylık kazanç ve psikolojik destek alma durumuna göre farklılaşmaktadır. Depresyon; cinsiyet, evlilik yaşı, çocuk sayısı, eğitim durumu ve eşin eğitim durumuna göre farklılaşmaktadır.

Beck Depresyon ÖlçeğiDepresyonDurumluk kaygı+6
Beyza Durmuşoğlu Irmak
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde bağlanma stillerinin mutluluk, yaşam doyumu ve depresyon ile ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Araştırmanın amacı yetişkinlerde bağlanma stilleri, mutluluk, yaşam doyumu ve depresyon arasındaki ilişkiyi incelemektir. Ana hipotez, kaygılı ve kaçıngan bağlanan yetişkinlerin mutluluk ve yaşam doyumu puanlarının düşük, depresyon puanlarının yüksek olmasıdır. Ayrıca kaygılı ve kaçıngan bağlanma modelinin mutluluk, yaşam doyumu ve depresyon üzerinde ve bu değişkenlerle birlikte yordayıcı etkisi olması beklenmiştir. Yöntem: Araştırmaya yaşları 18-64 arasında değişen 255 gönüllü katılmıştır. Araştırmada, kaygılı ve kaçıngan bağlanmayı ölçmek için Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri – II, yaşam doyumunu ölçmek için Yaşam Doyumu Ölçeği, depresyonu ölçmek için Beck Depresyon Envanteri ve Sosyodemografik Özellikler ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 23.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bağımsız Örneklem T- testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) gruplar arası farkları belirlemek, Pearson Korelasyon ve Stepwise Regresyon ise araştırmanın sürekli değişkenleri arasındaki ilişkiyi ve yordayıcılığı belirlemek amacıyla kullanılmıştır. Sonuç: Araştırmanın sonucuna göre, hem kaygılı hem de kaçıngan bağlanma depresyon ile anlamlı derecede pozitif ilişkiliyken, yaşam doyumu ve mutluluk ile anlamlı derecede negatif ilişkilidir. Kaygılı ve kaçıngan bağlanma modelleri, mutluluk ve depresyon üzerinde ayrı ayrı yordayıcı etkiye sahiptir. Buna rağmen, kaygılı ve kaçıngan bağlanma modelleri yaşam doyumu üzerinde, çoklu değişkenlerle birlikte anlamlı bir etkiye sahip değildir. Araştırma bulguları literatür ışığında tartışılmış ve gelecek çalışmalar için öneriler yapılmıştır.

Bağlanma stilleriDepresyonMutluluk+4
Cansu Demirel
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bağlanma stillerinin savunma mekanizmaları ve yaşam doyumuyla ilişkilerinin incelenmesi

Amaç: Bireylerin bağlanma stillerinin (güvenli bağlanma, saplantılı bağlanma, korkulu bağlanma, kayıtsız bağlanma) hayatlarının başka alanlarına yansıdığı öne sürülmektedir. Savunma mekanizmaları ise bireyleri iç ve dış stres faktörlerine karşı koruyan bilinçdışı otomatik psikolojik süreçler olarak tanımlanır. Yapılan araştırmalar bağlanma stilleri ve savunma mekanizmaları arasında anlamlı bir ilişki olduğunu belirtmektedir. Yaşam doyumu bireylerin kendilerine koydukları standartlar çerçevesinde sübjektif değerlendirilen bir normdur. Bu çalışmanın amacı; bağlanma stillerinin, kullanılan savunma mekanizmaları ve yaşam doyumu ile ilişkisini incelemektir. Yöntem: Araştırmaya yaşları 18-65 arasında değişen 336 (%28 erkek - %72 kadın) gönüllü kişi katılmıştır. Kullanılan veri toplama araçları; Sosyodemografik Veri Formu, İlişki Ölçekleri Anketi, Savunma Biçimleri Testi ve Yaşam Doyumu Ölçeği'dir. Verilerin analizi için; SPSS (Statistical Package Program for Social Science) for Windows 22.0 programından faydalanılmıştır. Sosyodemografik Veri Formu'ndaki değişkenlerin dağılımları Frekans Analizi ile belirlenmiş, uygulanan ölçekler ile ilişkisini saptamak için Bağımsız T-Testi Analizi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Çok değişkenli varyans analizi MANOVA ile yapılmıştır. Ölçekler arası ilişkiyi saptayabilmek için Pearson Korelasyonu, yordayıcı etkiyi belirleyebilmek için Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan kişilerin bağlanma stilleri dağılımı değerlendirildiğinde; %42'sinin güvenli, %20'sinin korkulu, %8'inin saplantılı ve %30'unun ise kayıtsız bağlanma biçimleri ile bağlı oldukları görülmektedir. Çalışmaya katılan kişilerin büyük çoğunluğunun (336'da 333) ağırlıklı olarak ilkel savunma mekanizmaları kullandıkları saptanmıştır. 336 katılımcısı bulunan çalışmada olgun savunmaları ağırlıklı kullanan 3 kişi olduğu görülmektedir. Nevrotik savunma mekanizmalarını ise anlamlı bir şekilde yüksek oranda kullanan kimse belirlenememiştir. Yaşam doyumu puanları incelendiği zaman ise katılımcıların ortalamasının 23,30 olduğu görülmektedir. Cinsiyet değişkeni üzerinden değerlendirildiğinde; kadınların ortalama kayıtsız bağlanma stili puanlarının erkeklerin ortalama puanlarından anlamlı bir şekilde yüksek olduğu tespit edilmiştir. Yaş değişkeni üzerinden yapılan değerlendirme; saplantılı bağlanma ile bağlı kişilerin yaş ortalamalarının, korkulu bağlanması olan kişilerin yaş ortalamalarından daha yüksek olduğunu bulgulamıştır. Olgun savunma mekanizmalarını kullanan bireylerin ilkel savunma mekanizmalarını kullananlara göre yaşam doyumunun daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışmaya katılan kişilerin güvenli bağlanma stili ile yaşam doyumu arasında pozitif doğrusal bir ilişki saptanmıştır. İlkel savunma mekanizmaları ile güvenli bağlanma arasında negatif doğrusal ve anlamlı bir ilişki bulgulanmıştır. Kişilerin yaşam doyumu ile savunma biçimleri alt faktörlerinden olgun ve nevrotik savunma biçimleri arasında pozitif doğrusal ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Güvenli bağlanmanın yordanmasında, savunma biçimleri alt faktörlerinden ilkel savunma biçiminin negatif katkısı vardır. Kayıtsız bağlanmanın yordanmasında, savunma biçimleri alt faktörlerinden ilkel savunma biçiminin pozitif katkısı vardır.

Bağlanma stilleriSavunma mekanizmalarıYaşam doyumu+1
Annabel Ece West
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde bağlanma stilleri ile sürekli kaygı düzeyi ve sosyotropik-otonomik kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırmada, bağlanma stilleri ile sürekli kaygı düzeyi ve sosyotropik-otonomik kişilik özelliklerinin arasındaki ilişkinin incelenmesi ve bu değişkenlerin örnekleme ait sosyo-demografik veriler açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, İstanbul ilinde yaşayan, 18 yaş üstü kişiler arasından rastgele seçilmiş 503 kişilik bir örneklem üzerinde yürütülmüş ve veri toplama aşamasında örnekleme Sosyo-demografik Bilgi Formu, Erişkin Bağlanma Biçimi Ölçeği, Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri ve Beck Sosyotropi ve Otonomi Ölçeği uygulanmıştır. Veri toplama araçları ile elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 25 programı kullanılarak yapılmış, uygulanan veri analizinde %95 güvenilirlik düzeyi temel alınmıştır. Niceliksel verilerin karşılaştırılmasında Parametrik olmayan iki grup arasındaki farkın analizi için Mann Withney U testi kullanılmıştır. Parametrik olmayan ikiden fazla grup durumunda parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı ve bağımsız değişkenleri arasındaki İlişki Spearman korelasyon analizi ile test edilmiştir. Ölçeklerin birbirine etkisi çoklu doğrusal regresyon ile test edilmiştir. Elde edilen bulgular sonucunda; erişkinlikteki bağlanma biçimleri ile sürekli kaygı ilişkili bulunmuş, sürekli kaygı ile güvenli bağlanma arasında negatif yönde, kaçıngan ve kaygılı bağlanma ile pozitif yönde ilişki saptanmıştır. Bağlanma stillerinin sürekli kaygıya etkisi incelendiğinde ise güvenli bağlanma, kaçıngan bağlanma, kaygılı bağlanma puanlarının sürekli kaygıyı anlamlı düzeyde yordadığı ve sürekli kaygının toplam varyansının yaklaşık %8'ini açıkladığı görülmektedir. Bağlanma ve sosyotropik-otonomik kişilik boyutlarının ilişkisi değerlendirildiğinde; güvenli bağlanma ile sosyotopik ve otonomik kişilik özellikleri negatif yönde bir ilişki içinde iken, kaçıngan ve kaygılı bağlanma ile sosyotropik ve otonomik kişilik özelliklerinin pozitif yönde bir ilişki gösterdiği saptanmıştır. Otonomi ölçeği; güvenli bağlanma ölçeği ile negatif yönlü ve kaçıngan bağlanma ölçeği ile pozitif yönlü ilişki içindeyken, sosyotropi ölçeği kaygılı bağlanma ölçeğiyle pozitif yönde bir ilişki içindedir. Sosyotropi ve otonomik kişilik özelliklerinin sürekli kaygı ile ilişkisine bakıldığında ise sürekli kaygının, sosyotropi ve otonomi ile pozitif yönde ilişkili olduğu görülmektedir. Sosyotropi ve otonomi puanları arttıkça, sürekli kaygı düzeyi de artmaktadır. Araştırmaya katılan kişilerin demografik verileri araştırma değişkenlerine göre incelendiğinde ise; yaşamın ilk 3 yılında anne ve baba ayrılığı yaşamayan grup, ayrılık yaşayan gruba göre daha yüksek güvenli bağlanma gösterirken, boşanmış veya ebeveyn vefatı olan ailelerde büyüyen çocukların çekirdek ailelerde büyüyen çocuklara oranla daha yüksek kaygılı bağlanma puanı aldıkları görülmüştür. Çocukluk veya gençlikte anne ve baba sevgisi alan gruplar, almayan gruplara göre anlamlı şekilde yüksek güvenli bağlanma sergilerken, sevgi görmeyen gruplar, sevgi gören gruplara göre yüksek kaçıngan ve kaygılı bağlanma göstermiştir. Şiddet faktörü değerlendirildiğinde ise güvenli bağlanma ile baba şiddeti arasında negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır. Bununla beraber anne ve babaların eğitim düzeyi ile bağlanma ilişkisine bakıldığında hem anne hem de babanın eğitim düzeyi ile güvenli bağlanmanın pozitif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Babanın eğitim seviyesinin düşmesiyle kaygılı bağlanma düzeyindeki yükselme olmaktadır. Evli kişiler, bekar veya boşanmış kişilere oranla daha yüksek güvenli bağlanma puanları alırken, bekar ya da boşanmış kişilerin evli kişilere göre kaçıngan ve kaygılı bağlanma boyutlarından daha yüksek puan almış olmaları ve eşi ile yaşayan kişilerle; ailesi, arkadaşı ve yakın akrabasıyla yaşayan kişiler kıyaslandığında, her üç grupta da eşiyle yaşayan kişilerin daha yüksek güvenli bağlanma gösterdikleri saptanmıştır. Yine yalnız, ailesi, annesi, arkadaşı ve yakın akrabasıyla ile yaşayan grupların, eşiyle yaşayan gruba göre daha yüksek kaygılı bağlanma puanları aldıkları görülmüştür. Elde edilen bulgular, erişkinlikte bağlanma stillerinin, sürekli kaygı ve sosyotropik-otonomik kişilik boyutları ile ilişkisini göstermektedir. Sürekli kaygı ile sosyotropi ve otonomi arasındaki ilişkinin incelenmesi, bu üç değişkenin beraber değerlendirilmesine fırsat tanımıştır. Aynı zamanda bağlanmanın kişilik yapıları, erişkinlikteki ilişki tarzları ve psikopatoloji oluşumu üzerindeki rolü araştırılmış ve bu açıdan da literatüre katkı sağlamak amaçlanmıştır.

BağlanmaBağlanma stilleriKişilik özellikleri+3
Deniz Senem Demir
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İlişki odaklı ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtileri yordamada bağlanma stillerinin ve evlilik uyumunun rolü

Yetişkinlikte yakın ilişkilerde güvensiz bağlanmanın ilişkinin niteliğini etkilediği ve çeşitli psikopatolojileri öngördüğü bilinmektedir. İlişki ve partner odaklı obsesyon ve kompulsiyonlar literatüre son yıllarda kazandırılmış bir kavram olmakla birlikte, psikopatoloji olarak ele alındığı görülmektedir. Güvensiz bağlanma ile ilişkili olan ilişki ve partner odaklı obsesyon ve kompulsiyonların bir arada ele alındığı çalışmalar romantik ilişkiler kapsamında değerlendirilse de evli bireyler için araştırılmamıştır. Bu çalışmanın amacı, yetişkin bağlanma stilleri ile evlilik uyumunun, ilişki ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler üzerindeki yordayıcı rolünü araştırmaktır. Araştırmanın örneklemi, İstanbul'da yaşayan 22-70 yaş (M=40.75, SS=10.57) aralığındaki 380 evli bireyden (200 kadın, 180 erkek) oluşmaktadır. Çalışma kapsamında katılımcılara, Sosyodemografik Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar-2 Envanteri (YİYE-2), Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ), Romantik İlişki Odaklı Obsesyon ve Kompulsiyonlar Ölçeği (RİOKÖ) ve Partnere İlişkin Obsesif Kompulsif Belirtiler Ölçeği (PİOKBÖ) verilmiştir. Pearson korelasyon analizi, bağımsız gruplar T-testi, ANOVA tek yönlü varyans analizi, basit doğrusal regresyon ve çoklu regresyon analizleri yapılmıştır. Bulgulara göre, katılımcıların kaygılı ve kaçınmacı bağlanma stili ile evlilik uyumu, ilişki ve partner odaklı obsesif kompulsif belirti düzeylerini pozitif yönde anlamlı olarak yordamaktadır. Araştırma bulgularının, Obsesif Kompulsif Bozukluğun romantik ilişkilerde ortaya çıktığı düşünülen ilişki ve partner odaklı türünün iyileştirilmesinde, bağlanma ve evlilik uyumunun rolünün göz önüne alınması konusunda klinisyenlere yol gösterici olması beklenmektedir.

BağlanmaBağlanma stilleriEvlilik+6
Ebru Pelin Özel
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Evli bireylerde mizah tarzlarını yordamada bağlanma stilleri ve aleksitiminin rolü

Amaç: Bu araştırmanın amacı, yetişkin bireylerdeki bağlanma stilleri, aleksitimi, mizah tarzları arasındaki ilişkiyi incelemek ve bağlanma stilleri ile aleksitiminin birlikte mizah tarzları üzerindeki yordayıcı etkisini araştırmaktır. Bunların yanı sıra değişkenler, yaş, cinsiyet, evlilik süresi, eğitim, gelir durumu gibi sosyodemografik özellikler açısından da incelenmiştir. Yöntem: Araştırmaya 254'ü kadın, 184'ü erkek olmak üzere toplamda 438 evli birey katılmıştır. Örneklemin yaş ortalaması 40.01±10.09 ve evlilik süre ortalaması 12.55±10.60 yıldır ve büyük çoğunluğunu üniversite mezunu (%58), çalışan (%68) bireyler oluşturmaktadır Tüm katılımcılara www.docs.google.com üzerinden Sosyodemografik Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE–II), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Mizah Tarzları Ölçeği (MTÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan analizler sonucunda kaygılı bağlanma stilinin kendini yıkıcı ve saldırgan mizah tarzları ile pozitif yönde anlamlı ilişkisinin olduğu saptanmıştır. Kaçınmacı bağlanma stilinin ise katılımcı ve kendini geliştirici mizah tarzları ile negatif, kendini yıkıcı mizah tarzı ile pozitif yönde anlamlı ilişkisinin olduğu gözlenmiştir. Bununla birlikte, aleksitimi uyumlu mizah tarzları ile negatif, uyumsuz mizah tarzları ile pozitif yönde ilişkili bulunmuştur. Bulgularımıza göre aleksitimi ile kaygılı bağlanma stili kendini yıkıcı mizah tarzını ve aleksitimi ile kaçınmacı bağlanma stili ise katılımcı mizah tarzını yordamaktadır. Sonuç: Çalışmamızda, güvensiz bağlanma stillerinin olumsuz mizah ile ilişkili olduğu gibi aleksitiminin olumsuz mizahı yordayan rolüne dair bulgular elde edilmiştir. Araştırma sonuçları ilgili literatür ışığında tartışılmıştır.

AleksitimiBağlanmaBağlanma stilleri+5
İdil Çağıl Toğrul
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bağlanma stillerinin somatizasyon ve depresyonla ilişkisi ve sosyal desteğin aracı rolü

Amaç: Bu çalışma yetişkin bağlanma stillerinin, depresyon ve somatizasyonla ilişkisini ve bu ilişkide algılanan sosyal desteğin aracı rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Çalışmanın örneklemi yaş ortalaması 32.53±8.95 yıl olan 202'si kadın (%43.3) ve 265'i erkek (%56.7) olmak üzere toplam 467 kişi dahil edilmiştir. Katılımcılara, Sosyodemografik Özellikler ve diğer Bilgiler Formu, Yakın ilişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (SDÖ), Beck Depresyon Envanteri (BDE), ve Somatizasyon Ölçeği uygulanmıştır. Veri analizinde Bağımsız Gruplar T Testi, Tek yönlü Anova, Pearson Korelasyon ve Hiyerarşik Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Örneklemin YİYE-II kaygı boyutu puanları ile SDÖ ve BDE ölçeklerinden elde edilen puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Örneklemin YİYE-II kaygı boyutu puanları ile SDÖ ve BDE ölçeklerinden elde edilen puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Örneklemin YİYE-II kaygı ve kaçınma boyutu ile SDÖ puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Örneklemin SÖ puanları ve BDE puanları arasında negatif yönde ilişki bulunmuştur. SDÖ puanlarının YİYE-II kaçınma boyutu puanları ile SÖ arasındaki ilişkide anlamlı bir tam aracı değişken olduğu bulunmuştur (B=0.021, p>0.05). SDÖ puanlarının YİYE-II kaçınma puanı ile BDÖ puanları arasında aracı değişken olmadığı bulunmuştur. SDÖ puanlarının YİYE-II kaygı boyutu ile SÖ puanları ve BDÖ puanları arasında aracı değişken olmadığı bulunmuştur. Sonuç: Bağlanma kaygısı ve bağlanma kaçınması düzeyleri arttıkça depresyon ve somatizasyon düzeyleri de artmaktadır. Bağlanmanın kaygısı ve bağlanma kaçınması düzeyleri arttıkça algılanan sosyal destek düzeyi düşmektedir. Algılanan sosyal destek, bağlanma kaçınması ile somatizasyon arasındaki pozitif yönlü ilişkide anlamlı bir aracı etkiye sahiptir.

Algılanan sosyal destekBağlanmaBağlanma stilleri+3
Arzu Açık
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çekingen kişilik inançları ve çocukluk çağında deneyimlenen duygusal ihmal arasındaki ilişkide yetişkin kaygılı ve kaçıngan bağlanma türlerinin aracı rolü

Çocukluk çağında deneyimlenen ihmal ve istismar, nesilden nesle aktarılabilir ve ilerleyen dönemlerde farklı psikolojik problemlerin gelişimine zemin hazırlayabilir. Ancak literatür incelendiğinde, istismar ve ihmalin özellikle duygusal türünün incelendiği araştırmaların yetersiz olduğu gözlenmiştir. Araştırmanın amacı, çocukluk çağındaki duygusal ihmal yaşantısı ve çekingen kişilik inançları arasındaki ilişkide, yetişkin kaygılı ve kaçıngan bağlanma türlerinin aracı rolünü incelemektedir. Yaşları 18-65 yaş arasında değişen 393 katılımcı (O = 33.24, SS = 11.72) araştırmaya katılım sağlamıştır. Veriler, Kişilik İnançları Ölçeği (KİÖ), Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (CTQ-33) ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II) aracılığı ile çevrimiçi olarak toplanmıştır. Analiz sonuçları, duygusal ihmal ve istismar, fiziksel ihmal ve aşırı koruma-kontrol ile çekingen kişilik inançları ve yetişkin güvensiz bağlanma stilleri arasında anlamlı ve pozitif yönlü korelasyon bulunduğunu göstermektedir. Fiziksel ve cinsel istismar ile negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamsız ilişkiler saptanmıştır. Çoklu regresyon sonuçları, çocukluk çağı olumsuz yaşantılarından duygusal istismar ve ebeveynin aşırı koruma-kontrol davranışının çekingen kişilik inançları üzerinde pozitif yönde yordayıcı etkisi bulunduğunu göstermektedir. Benzer şekilde, güvensiz bağlanma stillerinin her ikisinin de çekingen kişilik inançları üzerinde yordayıcılık etkisine sahip olduğu bulgulamıştır. Diğer alt boyutlarla karşılaştırıldığında, özellikle duygusal istismarın ve kaygılı bağlanma stilinin etkilerinin ön planda olduğu belirlenmiştir. Kaygılı bağlanma ve duygusal istismar arasında stepwise metodu kullanılarak yapılan regresyon analizi, romantik ilişkilerdeki kaygılı bağlanmanın çekingen kişilik inançları üzerinde çocukluk çağında duygusal olarak ihmal edilmeye kıyasla, daha etkili olduğunu göstermektedir. Paralel aracılık modeli sonuçları, erken dönemde maruz kalınan duygusal ihmalin, çekingen kişilik inançları üzerindeki yordayıcılık etkisinin erişkinlik dönemi kaygılı bağlanma stili üzerinden sağlandığını göstermektedir. Çoklu regresyon analizi sonucunda, duygusal ihmalin çekingen kişilik inançlarını üzerinde yordayıcılık etkisinin olmadığı saptanmıştır. Bu nedenle çocukluk çağı ruhsal yaşantıları ile alternatif bir model kurulmuştur. Alternatif model de özellikle kaygılı bağlanma üzerinden giden ilişkilerin anlamlı olduğunu saptamıştır. Araştırmanın bulguları, mevcut literatür ışığında tartışılmış ve gelecek araştırmalara, klinisyenlere ve ailelere önerilerde bulunulmuştur.

Bağlanma stilleriDuygusal ihmalKaygılı ve kaçınan bağlanma+7
Yağmur Aksoy
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Erişkin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu şiddetinin bağlanma stili, belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü ile ilişkisinin incelenmesi

Yapılan çalışmada 18-45 yaş arası erişkin bireylerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu şiddetinin bağlanma stili, belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Hedef doğrultusunda dışlama ve dahil edilme kriterleri belirlenmiş ve semptomları manipüle edebilecek etkenlerin dışarıda bırakılması için katılımcıların nörolojik rahatsızlıktan bağımsız olabilmesi için maksimum 45 yaşında, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı almamış, bu tanıya istinaden ilaç kullanmayan, herhangi bir psikiyatrik ilaç kullanmayan bireylerden oluşması sağlanmıştır. Veriler online olarak toplanmış, toplamda 343 katılımcının katıldığı araştırmada dışlama kriterleri doğrultusunda çalışmadan çıkarılan 139 katılımcı sonrasında 204 katılımcının verileri ile çalışma sürdürülmüştür. Araştırmada Demografik Bilgi Formu, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği (ASRS), Erişkin Bağlanma Biçimi Ölçeği (EBBÖ), Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Form (DDGÖ-16) ve Olumlu Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (O-DDGÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS-25 programı kullanılmış, DEHB şiddeti, bağlanma stili, belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü demografik bilgilere göre incelenirken bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Analizlerde ortaya çıkan anlamlı farklar içinse post-hoc testlerinden biri olan Tukey testi kullanılmıştır. Ek olarak DEHB şiddeti, bağlanma stili, belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla pearson korelayson analizi ve hiyerarşik regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu şiddetinin, kaygılı bağlanma, kaçıngan bağlanma, belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü ile arasında pozitif; güvenli bağlanma stili ile negatif yönlü anlamlı bir ilişkisi olduğu bulunmuştur (p<.05). Kaygılı ve kaçıngan bağlanan katılımcıların DEHB şiddeti güvenli bağlananlara göre daha yüksek olduğu, katılımcıların belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme güçlüğü düzeyi arttıkça da DEHB şiddetinin arttığı bulunmuştur.

Bağlanma stilleriBelirsizliğe tahammülsüzlükDikkat+5
Su Demirkol
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde bağlanma stili ve kaygı düzeyi arasındaki ilişkide duygu düzenlemenin aracı rolü

Bu çalışmada yetişkin bireylerde bağlanma stili ile kaygı düzeyi arasındaki ı̇lişkiyle bu ilişkide duygu düzenlemenin aracı rolü araştırılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, çevrimiçi ortamda rastgele seçilmiş Türkiye'de yaşayan 18-60 yaş arası 308'ü kadın ve 69'u erkek olmak üzere toplam 368 kişi oluşturmuştur. Veriler, "Google Formlar" uygulaması kullanılarak elektronik ortamda toplanmıştır. Veri toplama evresinde örnekleme Sosyo-demografik Bilgi Formu, duygu düzenleme güçlüğünü ölçmek için Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği, anksiyete düzeyini ölçmek için Beck Anksiyete Ölçeği ve bağlanma stillerini belirleyebilmek amacıyla Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği uygulanmıştır. Ulaşılan bulgular çerçevesinde, güvenli bağlanma stili puanları ile anksiyete düzeyi arasında negatif korelasyon, kaygılı- kararsız bağlanma stili ve kaçıngan bağlanma stili puanları ile anksiyete düzeyi arasında pozitif korelasyon olduğu bulunmuştur. Yetişkin bireylerin güvenli bağlanma stili puanı arttıkça anksiyete puanında azalma ve duygu düzenlemede güçlük puanında ise artma olduğu bulunmuştur. Yetişkin bireylerin duygu düzenleme güçlüğü puanlarının, güvenli bağlanma stili puanlarına bakılarak kestirilebilir olduğu, anksiyete puanlarının ise güvenli bağlanma stili puanlarına bakılarak kestirilebilir olmadığı ve anksiyete düzeyinin duygu düzenleme güçlüğüne bakılarak kestirilebilir olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Aracı değişken olarak ele alınan duygu düzenleme güçlüğünün bağlanma ile anksiyete düzeyi arasındaki ilişkide tam aracılık etkisine sahip olduğu, bağlanma stili ile anksiyete düzeyi arasındaki ilişkinin duygu düzenleme güçlüğü üzerinden sağlandığı sonucuna ulaşılmıştır.

BağlanmaBağlanma stilleriDuygu düzenleme+7
Melike Topuz
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınlarda bağlanma stilleri ile sezgisel yeme ve yeme farkındalığı ilişkisi

Bu araştırma, bağlanma stillerinin kaygı ve kaçınma boyutlarının 25-50 yaş arasındaki kadınlarda sezgisel yeme ve yeme farkındalığını ne derecede etkilediğini kapsamaktadır. Bağlanma stilleri ile sezgisel yeme ve yeme farkındalığı ilişkisinin incelenerek literatüre katkı sağlamak çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Literatür taraması sonucunda, bağlanma stilleri ile yeme bozuklukları arasındaki ilişkiyi araştıran birçok çalışmaya rastlanmıştır. Ancak yeme bozukluğu tanısı almamış kişilerde bağlanma stillerinin kaygı ve kaçınma boyutları ile sezgisel yeme toplam puanı ve alt boyutları, yeme farkındalığı toplam puanı ve alt boyutları arasındaki ilişkiyi inceleyen bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu sebepten ötürü bu çalışmanın ileriki çalışmalara ve literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Veri toplamak amacıyla Demografik Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II, Sezgisel Yeme Ölçeği-2 ve Yeme Farkındalığ Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda değişkenler arasında bazı anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Sezgisel yeme puanları ve yeme farkındalığı puanları, kaygılı bağlanma puanları ile sezgisel yeme puanları, kaçınmacı bağlanma puanları ile sezgisel yeme puanları, kaygılı bağlanma puanları ile yeme farkındalığı puanları ve kaçınmacı bağlanma puanları ile yeme farkındalığı puanları arasında anlamlı ilişki bulunmaktadır. Kaygılı bağlanma ve kaçınmacı bağlanma puanlarını; sezgisel yeme ve yeme farkındalığı puanları yordamamakta sadece yaş değişkeni yordamaktadır. Evli katılımcıların kaçınmacı ve kaygılı bağlanma stiline ilişkin ortalamaları bekar katılımcıların ortalamalarından anlamlı derecede düşüktür. Diyetisyen desteği alanların sezgisel yeme puan ortalamaları ve yeme farkındalığı puan ortalamaları, diyetisyen desteği almayan katılımcılara göre anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Psikolog desteği alan katılımcıların kaygılı bağlanma puan ortalamaları, destek almayan katılımcılardan anlamlı düzeyde daha yüksektir. Düşük gelir düzeyine sahip kişilerin, diğer katılımcılara göre kaçınmacı ve kaygılı bağlanma ortalamaları anlamlı düzeyde daha yüksektir. Yeme farkındalığı ortalamaları, güvenli bağlanma kümesinde yer alan katılımcıların, saplantılı bağlanma kümesinde yer alan katılımcılardan anlamlı düzeyde yüksektir. Kaygılı bağlanma kümesinde yer alan katılımcıların yeme farkındalığı ortalamaları, güvenli ve kaçınmacı bağlanma kümesinde yer alan katılımcılardan anlamlı düzeyde düşüktür. Bağlanma stillerine göre kadınların yeme farkındalığı puanı farklılaşmaktadır.

BağlanmaBağlanma stilleriDuygusal yeme+5
Nur Gizem Şeber Bozdoğan
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Psikolojik danışmanlık merkezine başvuran kadınların çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik bağlanma biçimi ve aleksitimi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Yapılan araştırmanın temel amacı çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi arasındaki ilişkinin incelenmesi ve kliniğe başvuran kadınların demografik özelliklerine göre çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi düzeylerinin farklılık gösterip göstermediklerinin belirlenmesidir. Araştırmanın örneklemi Psikolojik Danışmanlık Merkezinde kliniğe başvuran 114 kadından oluşmaktadır. Araştırmanın verilerini incelemek için; Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (CTQ); Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II); Toronto Aleksitimi Ölçeği - TAÖ-20 (Toronto Alexithymia Scale (TAS-20); ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmanın analizinde IBM SPSS 23 programı kullanılmıştır. Değişkenler arasında ilişki olup olmadığını belirlemek amacıyla korelasyon analizi yapılmıştır. Katılımcıların demografik özelliklerine göre çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi düzeylerinin farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla iki kategorili değişkenler için bağımsız örneklem t testi ve üç ve daha fazla kategorili değişkenler için tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Buna göre kliniğe başvuran kadınların çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi düzeyleri arasında istatistiksel olarak pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi ölçeklerinin alt boyutlarının da kendi aralarında ilişkisi olduğu görülmektedir. Kliniğe başvuran kadınların çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi düzeyleri önceden almış oldukları psikiyatrik tanılarına göre farklılık göstermektedir. Kadınların yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimlerinin eğitim durumlarına göre farklılık gösterdiği sonucu elde edilmiştir. Bununla birlikte aleksitimi düzeylerinde de çalışma durumlarına göre farklılık olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı travmaları, Yetişkin bağlanma biçimi, Aleksitimi

AleksitimiDanışmanlıkDanışmanlık hizmetleri+7
Duhan Günay Kök
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Evli çiftlerin ayrılma-bireyleşme düzeyleri, bağlanma stilleri, kaygı düzeyleri ve aile işlevselliği arasındaki ilişki

Çocukluk döneminde ayrılma-bireyleşme sürecinin nasıl geçirildiği, yetişkinlikte bireyin psikolojik ve sosyal sağlığını etkilemektedir. Ayrılma-bireyleşme sürecinin başarılı geçirilememesi düşük öz saygıya, yüksek kaygıya, iletişim problemlerine, ikili ilişkilerde sorunlara yol açabilmektedir. Bu durum evlilik yaşantısını ve aile işlevselliğini olumsuz etkileme riskini taşımaktadır. Toplumun psikolojik ve sosyal sağlığının korunması ve geliştirilmesinde işlevsel ailelerin önemli bir yeri vardır. Tüm bu bilgilerin ışığında bu tezin temel amacı, evli çiftlerin ayrılma-bireyleşme düzeyleri, bağlanma stilleri, kaygı düzeyleri ve aile işlevselliği düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Araştırma nicel bir araştırmadır ve ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini evli çiftler oluşturmaktadır. Ancak tüm evli çiftlerin listesine ulaşmak mümkün olmadığı için, olasılıklı olmayan örnekleme yöntemlerinden kartopu örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu doğrultuda 237 evli bireye ulaşılmıştır. Araştırma verileri toplanırken, araştırmacı tarafından geliştirilen sosyo-demografik bilgi formu ve çiftleri/evliliklerini tanıtıcı bilgi formu, Ayrışma–Bireyleşme Ölçeği, Bağlanma Stilleri Düzeyleri Ölçeği, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ve Aile İşlevsellik Tarzı Ölçeği kullanılacaktır. Etik Kurul izni alındıktan sonra gönüllü katılımcılardan veriler toplanmıştır. Araştırmanın nicel veri analizinde SPSS 24.0 programı kullanılmıştır. Çalışmada ölçek puanları hesaplanmış ve puanların normal dağılım gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Puanların normal dağılım göstermesi nedeniyle çalışmada parametrik test teknikleri kullanılmıştır. Ölçek puanının demografik özelliklere göre farklılık gösterme durumunun analiz edilmesi için t testi ve ANOVA testi kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişkileri incelemek için korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Güvenli bağlanan bireylerin, yüksek ayrılma-bireyleşme düzeyine sahip olduğu, ayrılma-bireyleşme düzeyi azaldıkça kaygı düzeylerinin arttığı ve aile işlevsellik düzeyinin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın sonuçları, ilgili kuram bilgisi ve diğer araştırmaların bulguları/sonuçları ile tartışılarak konuya ilişkin önerilerde bulunulmuştur.

Ayrılık kaygısıAyrışma-bireyleşmeDurumluk kaygı+3
Yaren Tekin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Erişkin bireylerde bağlanma stili ve aleksitimi arasındaki ilişki

Bu araştırmada, erişkin bireylerde bağlanma stilleri ve aleksitimi arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda kişisel bilgiler ile araştırmanın değişkenleri arasındaki ilişkiler araştırılmış, değişkenler arası farklılık olup olmadığı incelenmiştir. Kesitsel nitelikteki bu araştırmada katılımcıların bağlanma stilleri ve aleksitimi düzeyleri geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmış ölçekler aracılığıyla ölçülmüştür. 2021 yılında İstanbul'da yaşayan 18-25 yaş arası 400 üniversite öğrencisi ile yürütülen çalışmanın ölçekleri şu şekildedir: ''İlişki Ölçekleri Anketi (İÖA) ve Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20''. İlişki Ölçekleri Anketi'nin geçerlik ve güvenirlik çalışması Sümer ve Güngör (1999) tarafından; Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ 20)'nin geçerlik ve güvenirlik çalışması ise Güleç ve arkadaşları (2009) tarafından yapılmıştır. İlgili ölçekler aracılığıyla elde edilen veriler SPSS 22 bilgisayar temelli istatistik programı ile çözümlenmiştir. Verilerin güvenirliği Cronbac Alpha analizi ile test edilmiştir. Araştırma bulgularına göre erişkin dönemdeki bireylerde bağlanma stili ile aleksitimi arasında pozitif yönlü orta derecede ilişki olduğu bulunmuştur. Güvenli bağlanma ile aleksitimi arasında negatif yönlü düşük derecede ilişki olduğu bulunmuştur. Benzer şekilde kaçıngan bağlanma ile aleksitimi arasında pozitif yönlü düşük derecede ilişki olduğu bulunmuştur. Son olarak kaygılı bağlanma ile aleksitimi arasında pozitif yönlü düşük derecede ilişki olduğu bulgulanmıştır. Sonuç olarak güvenli bağlanmanın duyguları tanıma ve ifade etmede önemli bir değişken olduğu görülmüştür.

AleksitimiBağlanmaBağlanma stilleri+4
Mesude Eldem
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Romantik ilişkisi olan yetişkinlerin ebeveynleri ile olan bağlanma ve cinsel doyum ilişkisinin incelenmesi

Çalışmada, romantik ilişkisi olan yetişkin bireylerin ebeveynlerine bağlanmaları ile cinsel doyum arasındaki ilişkiyi incelemek için bireylerin geriye dönük ebeveynlerine bağlanma düzeyleri incelenmiştir. Bireylerin erken çocukluk döneminde ebeveynlerine olumlu bağlanma geliştirmelerinin, cinsel doyum düzeyleri ile olumlu yönde ilişkili olabileceği varsayılmaktadır. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu, Yeni Cinsel Doyum Ölçeği, Ana-Baba Tutumları I-II Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma örneklemini romantik ilişkisi olan yetişkin bireyler oluşturmaktadır. Anket sorularını 212 (%75,1) kadın ve 70 (%24,8) erkek olmak üzere 282 birey yanıtlamıştır. Araştırmaya katılan bireylerin çoğunluğu (%66.3) 18-24 yaş grubu olmuştur. Araştırma sürecinde ölçme araçlarından elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre erkek-kız arkadaş tipinde kararlı bir ilişki içinde olarak tanımlanan bireyler, kendilerini geçici bir ilişki içinde olarak tanımlayan bireylere göre cinsel olarak daha fazla doyuma sahiptirler. Üç yıldan fazladır romantik ilişkiye sahip olan katılımcılar, üç aydan daha az zamandır romantik ilişkisi olan katılımcılara kıyasla cinsel olarak daha fazla doyuma sahiptirler. Bireylerin ebeveynlerine bağlanmalarında babaların kontrolü veya aşırı koruması, diğer bağlanma boyutlarına kıyasla artan cinsel tatmin için pozitif bir öngörücü faktördür. Ayrıca bağlanma ilişkisinde babaların kontrol veya aşırı koruması, cinsel ilişki doyumunun eş/partner merkezli cinsel aktivite merkezli boyutundan (partnerin cinsel davranışı/tepkileri ve cinsel aktivitelerin çeşitliliği ve/veya sıklığı) elde edilen cinsel tatminin pozitif ve önemli bir belirleyicisidir. Anahtar Kelimeler: Romantik İlişki, Bağlanma, Cinsel Doyum

BağlanmaCinsel doyumDuygusal ilişki+6
İrem Yavuz
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde bağlanma stilleri, bilişsel esneklik ve öz yeterlilik arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada yetişkin bireylerde bağlanma stilleri, bilişsel esneklik ve öz yeterlilik arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırma grubu İstanbul, Hatay, Adana, İzmir ve Konya illerinde yaşayan, yaş aralığı 18-65 arası olan 146'sı kadın 72'si erkek olmak üzere toplam 222 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Veriler 'Sosyodemografik Bilgi Formu, 'Erişkin Bağlanma Biçimleri Ölçeği', 'Bilişsel Esneklik Ölçeği' ve 'Genel Öz Yeterlilik Ölçeği ' aracılığıyla değerlendirilmiştir. Çalışmada ilişkisel tarama modeli ve verilerin analizinde; Bağımsız Örneklem t- Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson Korelasyon Katsayısı ile incelenmiştir. Analiz değerlendirmelerinde p değer .05 olarak alınmıştır. Yapılan analizler sonucunda; bağlanma stilleri cinsiyete göre farklılık göstermemektedir. Bilişsel esnekliğin kendini kontrol etme alt ölçeği ve öz yeterlilik cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermektedir. Erkek katılımcıların kendini kontrol etme ve öz yeterlilik düzeyleri kadınlara kıyasla daha yüksektir. Katılımcıların bağlanma stilleri, bilişsel esneklik ve öz yeterlilik düzeylerinin yaşa ve eğitim düzeyine göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Araştırma kapsamında yer alan katılımcıların güvenli bağlanma düzeyleri medeni durumlarına göre farklılık göstermektedir. Evli olan katılımcıların güvenli bağlanma düzeyleri bekar olan katılımcılara kıyasla daha yüksektir. Korelasyon analizi sonucunda, katılımcıların kendini kontrol etme düzeyleri ile güvenli bağlanma ve alternatifler üretme düzeyleri arasında pozitif ilişki; kaçıngan bağlanma ve kaygılı bağlanma düzeyleri arasında negatif ilişki vardır. bilişsel esneklik düzeyleri ile alternatifler üretme ve kendini kontrol etme düzeyleri arasında pozitif ilişki vardır. Öz yeterlilik düzeyleri ile güvenli bağlanma, alternatifler üretme, kendini kontrol etme ve bilişsel esneklik düzeyleri arasında pozitif ilişki vardır. Anahtar Kelimeler: Bağlanma Stilleri, Bilişsel Esneklik, Öz Yeterlilik

Bilişsel esneklikYetişkinlerYetişkinlerde bağlanma+2
Kevser Mazı
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde bağlanma stilleri ile başa çıkma stilleri ve yaşam doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bağlanma kuramları, bir çocuğun erken çocukluk döneminde birincil bakıcıyla olan ilişkisinin gelecekteki ilişkisinde çok önemli olduğunu vurgular. Erken çocukluk döneminde çocuk, birincil bakım verenle kurduğu ilişki çerçevesinde bakıcı ve kendisi hakkında zihinsel modeller oluşturur ve bu modeller yaşam boyu devam eder ve her dönemde kurulan ilişkinin temelini oluşturur. Bunun nedeni, iletişim ve başa çıkmanın, problem durumunun bilişsel bir yorumunu ve kendinize ve başkalarına ne kadar güvenebileceğinize dair bir kararı içermesidir. Özellikle son yıllarda yetişkinlerde büyük önem taşıyan yaşam doyumu ile ilgili araştırmalar giderek artmaktadır. Araştırmada yetişkinlerde bağlanma stilleri ile başa çıkma stilleri ve yaşam doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır.

BağlanmaBağlanma stilleriBaşa çıkma+4
Gizem Samav
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bağlanma stillerinin yetişkin dönem kendilik algısı ve öz şefkat düzeyleri açısından incelenmesi

Amaç: Bu araştırmada, çocuk sahibi bireylerin bağlanma stillerinin yetişkin dönem kendilik algısı ve öz şefkat düzeyleri açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca çalışmanın demografik değişkenleri ile bağlanma stillerinin yetişkin dönem kendilik algısı ve öz şefkat düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi yapılmıştır. Yöntem: Bu araştırmada değişkenler arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilen 18-65 yaş aralığında ve bakım verilen en az bir çocuğa sahip olan, 181 kadın 70 erkek olmak üzere 251 yetişkin birey oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri İzmir ilinde yaşayan katılımcılardan yüz yüze, diğer illerde yaşayan katılımcılardan internet aracılığıyla toplanmıştır. Veri toplama aşamasında araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri- İlişki Yapıları Global Formu, Sosyal Karşılaştırma Ölçeği ve Öz Duyarlık Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS 29 paket programıyla analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmada elde edilen bulgulara göre; katılımcıların genel güvensiz bağlanma stilleri ile olumlu kendilik algıları arasında istatistiksel olarak negatif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Genel güvensiz bağlanma stilleri olumlu kendilik algıları arasında istatistiksel olarak negatif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Genel güvensiz bağlanma stilleri ile genel öz şefkat düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Olumlu kendilik algısı ile genel öz şefkat ve arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç: Çocuk sahibi bireylerin güvensiz bağlanma stilleri olumsuz kendilik algısı arasında negatif ilişki bulunmuştur. Çalışma sonuçlarında güvensiz bağlanma öz şefkat alt boyutlarından ortak paydaşımı azalırken, izolasyonu artmaktadır. Kaçınmacı bağlanma stili bireyin olumlu kendilik algısının ve öz şefkat alt boyutlarından ortak paydaşımın gelişimini azaltmaktadır. Kaygılı bağlanma puan ortalamaları arttıkça olumlu kendilik algısı ve öz şefkat düzeyi düşmektedir. Olumlu kendilik algısı ile genel öz şefkat ve arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur.

BağlanmaBağlanma stilleriBenlik algısı+6
İlayda Atıcı
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2023
00

Related subjects