Kapitalizm

149 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Kapitalizmin evriminin diyalektiği: Bir Veblen soyutlaması

Çalışma, Marx'ın yöntemini kullanmak suretiyle yani gerçek somuttan başlayarak soyutlama vasıtasıyla düşüncedeki somuta doğru ilerlemeye yönelik bir yöntem izlemeye çalışmıştır. Gerçek somut, burada bize kendisini sunduğu şekliyle Veblen'in kapitalizm soyutlamasıdır.Çalışmada Veblen'in kapitalizm soyutlamasının soyutlamasını yapma çabasında düşüncedeki somuta (yani zihnimizde yeniden inşa edilmiş ve kavranmış haliyle var olan bütüne) ilerlemeye yönelik bir yöntem izlerken kapitalizmin mekânı, Amerika Birleşik Devletleri; doğası, makine süreci; kurumları, aylak sınıf ve özel mülkiyet; aktörü ise finans kaptanı olmuştur. Veblen'in kapitalizm soyutlamasında kapitalizmin en belirgin özelliği, üretimin parasal bir olgu haline gelmesidir. Üretimin doğasının bu şekildeki gelişimi; iş adamlarının faaliyetlerini endüstriyel faaliyetlerden daha ziyade finansal faaliyetlere yöneltmesine yol açmıştır. Kapitalist sistemin gelişme sürecinde girişimciliğin geçirdiği bu değişim, girişimcinin sanayi kaptanlarından finans kaptanlarına dönüşmesi şeklinde olmuştur. Başka bir şekilde ifade edilirse; eski tip girişimci olan sanayi kaptanları, kapitalist gelişme süreci içerisinde yeni bir tip olan finansal girişimcilere dönüşmüştür. Modern kapitalizmde iş adamları, daha çok parasal işlevlerle uğraşarak reel üretim faaliyetlerini geri plana itmektedir. Veblen, genel olarak iş adamlarının kurumsal evrim sürecinde değişen bu yöndeki tutumlarının endüstrinin üretken olarak çalışmasını engellediğini ifade etmektedir. Aynı zamanda iş adamları bu tutum ve faaliyetleri sonucunda, üretim sürecinde gerçekleşebilecek teknik ilerlemelerin ortaya çıkmasını da engellemektedir. Çünkü dönemsel ticari hayatın çıkarının bir gerekliliği olarak, üretimin kâr amacı doğrultusunda kısıtlanması gerekmektedir. Özellikle yeni üst yapıyı kredi, borç ve hayali sermaye artırımlarını oluşturan finans sektörü; alt yapıyı ise, toplum temsil etmektedir. Bu bağlamda üst yapı, alt yapıyı belirlemektedir.

Amerika Birleşik DevletleriAmerikan tarihiEndüstriyel kapitalizm+3
Burçin Sarak
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Kapitalizm, Kayseri ekonomisi ve işadamları

KAPİTALİZM, KAYSERİ EKONOMİSİ VE İŞADAMLARIİnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim DalıDoktora Tezi: Mayıs-2012Danışman: Prof. Dr. Beylü DİKEÇLİGİLÖZET VE ANAHTAR KELİMELERAraştırmanın konusu kapitalist ekonomik sistem içerisinde, Kayseri ekonomisinin temel aktörleri olan işadamlarının ürettiği ve kentin ekonomik yapısına da karakterini veren sosyoekonomik süreçlerdir. Sosyoekonomik süreçlerle de, iş adamlarının maddi koşulları, zihniyet dünyaları ve davranışları ile bunlar arasındaki bağlantılar sonucunda ortaya çıkan etkileşim örüntüleri kastedilmektedir.Çalışmanın nihai hedefi ise kapitalist süreç ile bağlantılı olarak Anadolu'nun ekonomik gelişmesinde öncü bir rol üstlenen Kayseri ekonomisinin ve Kayserili sanayicilerin başarılarında/başarısızlıklarında sosyokültürel özelliklerin oynadığı rolü, mevcut kuramsal açıklamaların dışında kendi bağlamında açıklayabilme potansiyeline sahip bir kuramsal çerçeve oluşturmaktır.Araştırmanın metodolojik yaklaşımı bütüncül sosyolojik yaklaşımdır. Yöntem olarak sosyal hayatı kendi akışı içinde, derinlemesine anlamaya ve açıklamaya yönelik olan nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Araştırma tekniği olarak ise, alandan elde edilen verilere dayalı olarak bir kuram oluşturma amacı taşıyan temellendirilmiş kuram kullanılmıştır. Alandan elde edilen veriler Nvivo programında analiz edilmiş, analizlerin sonucunda ortaya çıkan kavramsal çerçevelerin modelleri oluşturulmuştur.Kayserili işadamlarının ve Kayseri ekonomisinin kapitalizme uyum süreci iş adamlarının arayışları ile gerçekleşmiştir. Bu arayışa yön veren ve onu biçimlendiren yapısal ve nedensel koşullar ise Kayserili işadamlarının kapitalizmin temel niteliklerine ilişkin algılarıdır. Bu nitelikler; sermaye algısı, pazar arayışı, uluslar arası rekabet, ülkeler hiyerarşisi, kapitalist ekonomik sistemde devletin rolü ile kaygan ve belirsiz ekonomik zemindir. Arayışın içinde gerçekleştiği Kayseri'ye özgü sosyoekonomik süreçler ile bu süreçler çerçevesinde oluşan uyum mekanizmaları paradigma modelinin bağlam ve eylem/etkileşim stratejileri unsurunu oluşturmaktadır. Bunlar; ticari birikim, devlet yatırımları, üretim mekânları, küreselleşme algısı ve oturmalardır. Nedensel yapısal koşullar ile bağlam ve eylem stratejileri neticesinde ortaya çıkan sonuçlar ise şu şekilde sıralanabilir: Temkinli girişimci, sektörel akışkanlık ve sektörel sıçrama, hâkim firmaların sunduğu imkânlar ve yol açtıkları sınırlamalar, ülkeler arasında eşitlenme eğilimi ve kurumsallaşma çabası.ANAHTAR KELİMELER: Kapitalizm, Girişimci, Kayseri Ekonomisi, Temellendirilmiş Kuram

GirişimcilerKapitalizmKayseri+6
Aylin Yonca Gençoğlu
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Ekolojik krizi kapitalist sistem içerisinde çözme (Yeşil kapitalizm) arayışlarına karşı bir alternatif olarak ekososyalizm düşüncesi

Ekoloji kavramı 1800'lü yıllarda ortaya çıksa da ancak 1900'lü yıllarda biyolojinin bir alt dalı olarak nitelendirilmeye başlanmıştır. Bazı koşullara bağlı olarak bir alt dal olmaktan çıkan ve farklı anlamlar yüklenilen ekoloji kavramı günümüzde artık disipliner bir niteliğe sahiptir diyebiliriz. Ekoloji kavramının bu şekilde bir gelişim göstermesinde en büyük etki ise yaşanan ekolojik krizdir. 20. yüzyılda bölgesel olarak başlayan, giderek derinleşen ve küresel bir sorun haline gelen ekolojik kriz, son yüzyılda insanlığın baş etmek zorunda kaldığı ve gündemi meşgul eden önemli bir sorundur. Ekolojik krizin temel sebebi üzerine birçok tartışma yürütülmektedir. Özellikle 1970'li yıllardan sonra başlayan yeşil düşünce hareketleriyle birlikte küresel iklim değişikliği ve çevre sorunları daha çok gündeme gelmeye başlamıştır. Yaşanan krizin nedenleri ve çözümlerine dair yapılan tartışmalar birçok politik hareketin doğuşuna vesile olmuştur. Bu hareketlerden olan ve iki zıt kutup olarak değerlendirilebilen yeşil kapitalizm ve ekososyalizm hareketleri, bu tezin ana konusunu oluşturmaktadır. Çevre sorunları bir piyasa başarısızlığı olarak değerlendirilmekte ve bu yüzden de mevcut kapitalist sistem içerisinden çıkacak bir çözümün, yaşanan soruna gerçekten çözüm olamayacağı düşünülmektedir. Ancak yeşil kapitalizm bu düşüncelerin aksine çözüm yolunun kendi sistemleri içinden olabileceğini savunmaktadır. Bu sebeple yeşil kapitalizm, kapitalist sistem dahilinde bazı reformist sayılabilecek girişimler ile ekolojik krize çözümler sunmaktadır. Ekososyalizm, çevrecilik anlayışında radikal bir bakış açısına sahip olduğundan yeşil kapitalizmden tamamen farklı bir seyir izlemektedir. Ekososyalizm, ekolojik krizden çıkış için kapitalist sistemin terkedilmesinin de gerekliliğinden bahsetmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, yeşil kapitalizmin ve ekososyalizm düşüncelerinin, ekolojik krize bakış açılarını sergilemek ve hangi görüşün ekolojik krize dair daha gerçekçi, uygulanabilir bir çözüm yolu sunduğunu tartışmaktır. Bu değerlendirme yapılırken ekososyalist bir perspektif ile eleştirel bir yaklaşım sergilenmiştir. Anahtar Kavramlar: Ekoloji, Sermaye Birikimi, İnsan-Doğa İlişkisi, Yeşil Kapitalizm, Ekososyalizm, Ekolojik Devrim

EkolojiEkolojik krizEkososyalizm+3
Esra Balcı
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Erken modern çağ ve avangard sanatta akılcılık eleştirileri

Bu tez çalışmasında Avrupa'da akılcılık düşüncesinin gelişimi, bu düşüncenin modernite ve kapitalizm arasındaki bağlarının incelenmesi ile başlanmış, akılcılık olgusuna yönelik eleştiriler felsefe ve avangard sanat alanlarında araştırılmıştır. Romantik gelenek, Baudelaire ve Nietzsche'nin düşünceleri akılcılık eleştirileri çerçevesinde sanat alanını göz ardı etmeden incelenmiş, yakın çağımızın düşünürlerinden örnekler ile karşılaştırılmıştır. Akılcılık ve modernite arasındaki bağ, avangard sanatçıların bakış açıları doğrultusunda incelenmiş, akıl ve modern yaşam hakkındaki görüşleri karşılaştırılarak eserler ile örneklendirilmiştir.

AvangardAvangard sanatEleştiri+6
Kadir Kayserilioğlu
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İmparatorluktan millete, milletten imparatorluğa siyasal tahayyüllerin tarihsel seyri

Gerek küresel siyasette gerek yerel siyasette ulus kavramının ve ulus devletlerin herkes ve her şeyden fazla bir ayrıcalığı ve bir ağırlığı vardır. Diğer bir ifade ile gazeteler, dergiler, kitaplar, internet v.b. gibi bilgi akışı sağlayan kaynakların hangisi ele alınacak olunursa olsun ulusal ilkenin genel-geçer bir meşruiyete sahip olduğu görülecektir. Yani toplumlar milli devletlerin ve milliyetçi düşüncenin doğallığı ve gerekliliği konusunda bir anlaşmaya varmış gibi görünmektedir. Bu durum bir takım bilim insanlarını şu soruyu düşünmeye itmiştir: Ulusal ilke hem yerel hem de küresel siyaseti düzenleyici bir kural olmak zorunda mıdır? Başka bir siyasal kavrayış mümkün değil midir? Bu noktada Michael Hardt ve Antonio Negri İmparatorluk fikrini ortaya atmışlardır. Onlara göre postmodern ekonomi ile birlikte siyasette de postmodern bir döneme geçilmiş ve ulus devletlerin iktidarları dışında yeni bir iktidar biçimi peyda olmuştur. Bu bağlamda postmodern imparatorluk; ulus devletlerin dışında, üzerinde ve onu kapsayacak şekilde konumlanan ve iktidarını finansal akışlar üzerine kuran esnek hudutlara sahip, akışkan ve çok biçimli bir iktidar biçimidir. Bu tez çalışmasında temel argüman; siyasal tarihin ekonomik paradigmalar eşliğinde bir salınım içinde olduğu, imparatorluklardan ulus devletlere değişen siyasal anlayışın serbest bırakılan bir sarkaç gibi imparatorluk noktasına geri döndüğüdür. Bu analiz için ilk bölümde milliyetçilik, ikinci bölümde klasik imparatorluklar ve üçüncü bölümde postmodern imparatorluk konuları incelenmiş ve bu salınımın karakteri ekonomik değişim süreçleri çerçevesinde değerlendirilmiştir.

KapitalizmNegri, AntonioOsmanlı Devleti+6
Burak Gökalp
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Batı ve Yakınçağ Osmanlı toplumunda servete bakış açısı

Servet konusu ilk ve ortaçağda bir anlam belirtmemesine rağmen Tanrı'nın vermiş olduğu bir iyilik olarak görülmektedir. Adam Smith tarafından ele alınan servet kavramı; kapsamlı olarak ele alınarak sonraki düşünürlere öncülük etmiştir. Bu düşünürler Smith'in servet anlayışını eleştirip yeni fikirler ortaya koymuşlardır. Batı toplumunda Adam Smith'ten farklı düşünce geliştirenler serveti, insana fayda sağlayan gerekli maddi değerler olarak görmüşlerdir. Bunun yanında kıt olup da değer içeren şeyler de servetten sayılmaktadır. Değer belirten örneğin, tablolar, heykeller, müzikle uğraşanların, doktorların ortaya koyduğu maddi-manevi değerler servet kabul edilmektedir. Genel olarak bakıldığında insana mutluluk veren, fayda sağlayan şeyler servet kabul edilmektedir ve servet iyi olarak değerlendirilmektedir. Fayda sağlamayan, mutluluk vermeyen servet ise kötü olarak değerlendirilmektedir. Osmanlı toplumu ele alınmadan İslam dünyasında servete bakış, insanlara saygınlık kazandıran, rütbe onur sahibi olarak belirtilmektedir. Yakınçağ Osmanlı toplumunda serveti, tasarruf yapılabilen, mübadele edilen, insanların ihtiyaçlarını karşılayan şeyleri servet saymışlardır. Denizi, toprağı, havayı servet kaynağı olarak görmüşlerdir. Cumhuriyet dönemindeki düşünürlerden Ülgener, servetin bir kere kullanıldığında tekrar yerine getirilmeyeceğini, mal ve serveti sadece hava atmaktan ibaret olduğunu belirtmiştir. Sabahattin Zaim ise, emek olmadan servet sahibi olunmayacağı görüşündedir. "Güzel insan" yetiştirerek verimlilik sağlanacağını, her insanın kendi alanında çalışarak o işe yoğunlaşması gerektiğini söyleyerek emeğe önem vermiştir ve serveti güzel insan yetiştirmeye bağlamıştır.

BatıBatı toplumuEkonomik hayat+7
Melek Yıldırım
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Modernliğin bugünü: modernist, postmodernist ve alternatif yaklaşımlar

Modernlik, toplumların tarihsel süreçte ulaştıkları son insanlık durumudur. Rönesans, Reformasyon ve Aydınlanma süreçleri, modernliğin hazırlanmasında düşünsel anlamda etkili olmuştur. Amerikan ve Fransız Devrimleri modernliğin şekillenmesinde politik dayanakları oluşturmuş, Endüstri Devrimi ise modern toplumun ekonomik altyapısını meydana getirmiştir.Feodal ve Tanrı merkezli dünyayı ortadan kaldırarak toplumsal bir dünyayı oluşturan bireyler, modernlikle birlikte her türlü dışsal otoriteden bağımsızlaşarak yaşamlarını kendi denetimlerine almaya başlamışlardır. Erken dönem modernliği kendi aklı ile karar verebilme ve dünyayı dönüştürebilme yeteneğine sahip bireylerin, kendisinin efendisi olduğu, bir ulus-devlet içinde hukuk aracılığıyla garanti altına alınan bireysel hakların ve karşılıklı çıkarların yurttaşlık çerçevesinde hayata geçirildiği, doğanın bilim aracılığıyla insanın denetimine alınmasının başarıldığı bir toplumsal dünya olarak ilerleme hedefiyle karakterize edilir.Öte yandan, modernliğin ilk ekonomik sistemi olarak ortaya çıkan kapitalizmin toplumu sınıflar halinde bölmesi, karşıtlıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yirminci yüzyılla birlikte modernlik, ekonomi sahasından kaynaklanan dönüşümler içine girmiştir. Modernliğin dönüşümleri önce sosyal devlet çatısı altında kolektivist olarak, daha sonra da neo-liberal bir anlayışla çokkültürcü ve bireyci olarak gerçekleşmiştir. Modernliğin neo-liberal döneminde eşitlik söyleminin ve politikanın öneminin azalarak, özgürlük taleplerinin ve kültürel farklılıkların baskın hale gelmesi, postmodern toplum teorisinin modernliğin sonunu işaret etmesine yol açmıştır.Postmodernizm, modernliğin ilkelerinin yoruma açık oluşunu yadsıyarak, günümüz dünyasını açıklamakta başarısız olmaktadır. Modernlik, bir çeşitlilikler dünyası olarak, çelişkileri içinde barındırmaya devam etmektedir. Habermas'ın belirttiği gibi, Aydınlanma projesi olarak modernlik, henüz hedeflerini gerçekleştiremediği ve çelişkilerini çözemediği için tamamlanmamıştır. Bu yüzden, modernliğin bugününü bir yeniden yapılanma süreci olarak görmek daha doğru olacaktır.

AydınlanmaKapitalizmModernlik+2
Orçun Girgin
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Modern dünyanın özgürlük yanılsaması

Modern dünyamız büyük bir bunalımı yaşamaktadır. Kültürel, politik,ekonomik, dinsel, kimliksel olarak bu bunalım kendisini gezegenin her yanındahissettirmektedir. Modern dünyada insanlar kendilerini güvende hissedemiyorlar. Savaş,çatışma, ekonomik kriz ve salgın hastalıklar, insanlar üzerinde büyük bir korku unsuruoluşturmaktadır. Kavramların içerikleri politikalar tarafından değiştirilmekte ve çıkarpolitikaları doğrultusunda bu kavramlara (özgürlük, eşitlik, demokrasi, adalet vb.)anlamlar yüklenmektedir. Özgürlük adı altında savaşlar yapılmakta, onlarca insanhayatını kaybetmekte ve onlarcası da yurtlarından sürgün olmaktadır. Olanakların veuygun çözüm politikalarının olmasına rağmen, dünyamız yağmalanmakta, yoksullukartmakta ve ekolojik felaketler çoğalmaktadır. Demokrasi ise sözde olarak hepvurgulanır, öneminden sözedilir, ancak içerik olarak yaşanmaz. Demokrasi araçsal akılve politikalar doğrultusunda şekillenmekte olup, demokrasi modern dünyanın hiçbiryerinde tam olarak yaşanmamaktadır. İktidarları, yönetimleri seçimler değil, savaşlar vesilahlar belirlemektedir. İletişim olanakları ve insan ihtiyaçlarını karşılayacak ürün vegıda olanakları bol olduğu halde insanların büyük bir çoğunluğu yoksul yaşamaktadır.Açlıktan hergün onlarca insan yaşamını yitirmektedir. Ayrıca iletişim çağındayaşanmasına rağmen insanlar arasındaki iletişimsizlik artmaktadır. Savaş, çatışma veküresel kapitalizm sonucunda meydana gelen küresel ısınma dünya ve canlılar üzerindebüyük yıkım ve tahribatlara yol açmaktadır. Tüm bunlar modernitede ortaya konulanhedeflerin (demokrasi, özgürlük, eşitlik, daha güzel bir dünya) gerçekleşmediğinigöstermektedir. Modern olanaklar bir azınlık tarafından daha çok kullanılırken, büyükbir çoğunluk ise bu imkanlardan yararlanamamaktadır. Tüm bunlar modern dünyanınbir özgürlük yanılsamasının içinde olduğunu bize göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Ekoloji, Kapitalizm, Modernite, Özgürlük, Teknoloji.

AdaletDemokrasiKapitalizm+3
Sebatullah Tekin
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk imgesi, oyun ve oyuncak: Sosyo-kültürel bir analiz

Çocukluk imgesi, çocuğa yüklenen anlamı, çocukluk anlayışını ifade eder. Çocukluk imgesi, çağlar boyunca farklı anlamlara sahip olmuştur; dolayısıyla çocukluk imgesi, toplumsal bir kurgudur. Oyun kültürü de, çocuk kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Değişik toplumsal süreçlerde değişik çocukluk imgelerinden bahsedilebildiği gibi, değişik çocuk oyunlarından/oyuncaklarından söz edilebilmektedir. Dolayısıyla çocukluk ve çocuk kültürü, toplumdan topluma, kültürden kültüre farklılık göstermektedir. Çocuk oyunları ve çocukluk imgesi, toplumsal değişimlerden en çok etkilenen ve toplumsalı da en çok niteleyen alanlardan biridir.Günümüzde çocukluk ve çocuk oyunları kültürü hızla değişmektedir. Yaşadığımız küreselleşme sürecinde, post-modern çocukluk imgesinden, sosyal oyunların ve geleneksel oyuncakların ortadan kaybolmasından söz edilmektedir. Dünyada ve Türkiye'de yaşanan toplumsal değişimlerin, çocuk oyun kültürünün ve çocukluk kavramının değişimine etkisi söz konusudur.Bu çalışmada çocukluk'un, oyun ve oyuncağın sosyolojik anlamda neleri ifade ettiği; değişen sosyo-kültürel süreçlerden çocukluk'un ve oyun kültürünün nasıl etkilendiği, değiştiği ve değişimin ne yönde olduğu ele alınmıştır. ?Geleneksel, modern ve post-modern? kavramsallaştırması kullanılarak, çocuk kültürünün toplumsal değişim kaynakları olan sanayileşme, kentleşme, teknolojik ilerlemeler, kapitalizm, tüketim kültürü ve küreselleşme süreçleriyle ne şekilde değiştiği tarihsel karşılaştırmalı yöntemle incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Çocukluk imgesi, oyun, oyuncak, toplumsal değişim, geleneksel, modern, post-modern, sosyo-kültürel analiz.

AydınlanmaBireysellikBireysellik+32
Fulya Sormaz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Kapitalist mülkiyet anlayışının oluşum süreci ve Türkiye'de kapitalist sistemin gelişimi

Bilindiği gibi, tarihsel olarak incelendiğinde, mülkiyet kavramının ortaya çıkışı, ilkel, sınıfsız toplumdan sınıflı topluma geçişi bir zorunluluk haline getirmiştir. Sınıflı topluma geçiş, sermayenin azınlık elinde toplanmasına ve dolayısıyla sömürü kavramının da hayata geçişine neden olmuştur. Toplumsal ve ekonomik dönüşümler mülkiyet ilişkilerine de yansımış, bu değişimler tarihsel olarak önemli olayların da oluşumuna sebebiyet vermiştir.Çalışmanın ilk bölümünde, mülkiyet kavramının tanımı yapılmış, mülkiyet biçimleri ve mülkiyet kavramına ilişkin temel yaklaşımlar ortaya konmuştur. Mülkiyet kavramının tarihsel olarak ortaya çıkmasında yatan nedenler, insanların komün halinde yaşamalarından kapitalist mülkiyet anlayışına kadar olan değişimler, Avrupa'da meydana gelen önemli iktisadi, dini ve siyasi olaylar bağlamında irdelenmiştir. İktisadi yaşama düşünceleriyle katkıda bulunmuş önemli bilim adamları, düşünürlerin mülkiyet kavramına ilişkin bakış açıları ve belli başlı kuramsal mülkiyet anlayışları incelenmiştir.Çalışmanın ikinci bölümünde, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ekonomik yapı, Osmanlı İmparatorluğu'nda iç ve dış ticaret ilişkileri, üretim ilişkilerinin ve sosyal yapısının özellikleri ve Kapitalist Sistem'le olan ilişkisi üzerinde durulmuş, Osmanlı'da mülkiyet ilişkilerine yönelik tartışmalar incelenmiş ve İmparatorluğun çöküşünün Kapitalist üretim ilişkileriyle olan bağlantısı irdelenmiştir.Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşadığı olumsuz ekonomik tablodan başlayarak, ekonomi politikalarda meydana gelen değişiklikler, bu politikaların Türkiye ekonomisinde yarattığı olumlu veya olumsuz sonuçlar ortaya konmuş, Cumhuriyet'in kuruluş yılı olan 1923 yılından başlayarak ekonomik sistemimizin Kapitalist ekonomiye geçiş süreci ve bu süreçte yaşadığı başarı ya da başarısızlıklar incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Kapitalist Mülkiyet Anlayışı, Feodalizm, Tımar Sistemi, İzmir İktisat Kongresi, Düyun-u Umumiye

Cumhuriyet DönemiDuyun-u UmumiyeEkonomi politikaları+9
Mine Demirçelik
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Kitle iletişim araçlarında ailenin ve ataerkinin yeniden üretimi (Örnek olaylar: Zuhal Topal'la İzdivaç programı ve Geniş Aile dizisi)

ÖZETKİTLE İLETİŞİM ARAÇLARINDA AİLENİN VE ATAERKİNİN YENİDEN ÜRETİMİ (ÖRNEK OLAYLAR: ZUHAL TOPAL'LA İZDİVAÇ PROGRAMI VE GENİŞ AİLE DİZİSİ)ŞAHİN, HaticeYüksek Lisans Tezi, Sosyoloji Ana Bilim DalıTez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Şehriban ŞAHİN KAYATemmuz, 2011, 123 sayfaBu tez insanlar için son derece önemli bir duygusal destek alanı olan aile kurumunun ataerkillik, popüler kültür ve kapitalizm üçgeninde nasıl tekrar üretildiği, ?aile son buluyor? tartışmaları arasında kadını ikincilleştiren ataerkilliğin kitle iletişim araçlarında nasıl temsil edildiğini ?Geniş Aile? ve ?Zuhal Topal'la İzdivaç? örnek olayları üzerinden ortaya koyma hedefindedir. Bu çalışmada ailenin ve kitle iletişim araçlarının tarihsel gelişimi ve teorik yaklaşımları üzerine basılı yayın araştırması yapılmıştır. ?Geniş Aile? ve ?Zuhal Topal'la İzdivaç? programları üzerine uygulanan gözlem, içerik analizi ve görüşme teknikleri kullanılmıştır.20. ve 21. yüzyılın insanları günlük hayatın her anında ve her alanında kitle iletişiminin ürettiği kimliklere ve imajlara maruz kalırlar. Kitle iletişim araçlarında üretilen anlamlar, üretim ve tüketim ilişkilerini içerir. Üretim ve tüketimin söz konusu olduğu her noktada güç ilişkileri devreye girer. Kitle iletişim araçlarından söz edildiği noktada popüler kültür ve tüketim toplumu ilişkisine bakılması bir zorunluluktur.Çağdaş toplumlarda herkes bir tüketicidir. Tüketim, ister insanın yiyecek, giyecek, barınma ihtiyacı olsun isterse de kültürel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olsun kitleleri yönlendiren popüler kültürün egemenliği altındadır. Popüler kültür bir eğlence kültürü olarak kitle iletişim araçları tarafından tekrar tekrar üretilmektedir. Popüler kültürün yeniden üretimi esnasında toplumun içinde yaşayan kültür sorgulanmadan gösterime sokulur. Gösterime sokulan görüntü toplumu çağdaşlaştırmanın ötesinde sadece gelirlerini en üst seviyeye çıkarmanın peşindedir.Üreme, seks güdüsü ve duygusal bağlılıklar sonucu ortaya çıkan aile kurumu özel mülkiyet anlayışı ile birlikte ataerkil sistemin tahakkümü altına girmiştir. Kapitalizm kendinden önceki tüm kavramları, yaşam biçimlerini geleneksel olarak niteleyerek kendini farklılaştırmıştır, ancak ataerkillik konusunda bir süreklilik göstermiştir. Kitle iletişim araçları gelirlerini korumak ve artırmak için ataerkil kapitalist sisteme sıkı sıkıya bağlıdır. Kitle iletişim araçları, özellikle televizyon ataerkil aile yapısını korumak için toplumun ataerkil kültürel varlıklarını sorgulamadan ekrana taşır. Geniş Aile dizisi toplumdaki ataerkil aile imajını en iyi yansıtan örneklerden biridir.Zuhal Topal'la İzdivaç programına katılan kişiler çoğunlukla modern yaşam şartlarıyla yalnız kalan insanlar, ekonomik sıkıntı içinde olan ve bir erkeğin bakımına ihtiyaç duyan kadınlar ve kendilerine ev içindeki ihtiyaçlarını karşılayacak beceriler kazandırılmamış erkeklerdir. Geçmiş dönemlerde insanlar yaşlı anne ve babalarının bakımını üstlenmekteydi. Son dönemlerde yaşanan toplumsal ve ekonomik koşullar bunu engellemektedir. Geniş ailelerin parçalanmasıyla birlikte insanlar yaşlılıklarında yalnız kalmaktadır. Bu durumdan kurtulmak için çözümü evlilikte bulmuşlar ve en kolay yol olarak da toplum tarafından sevilen insanlarca sunulan televizyon programlarını tercih etmektedirler.Anahtar Kelimeler: Aile, Ataerkillik, Kapitalizm, Popüler Kültür, Tüketim Toplumu, Kitle İletişim Araçları.

AileAtaerkilKapitalizm+6
Hatice Şahin
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksellikten neo-liberal muhafazakârlığa Türkiye'de İslamcılığın dönüşümü

Modern bir ideoloji olarak İslamcılık, belirli bir tarihsel dönemde ortaya çıkmıştır. İslamcılık, toplumun temelleri ve yapısı itibariyle yukarıdan aşağıya İslamileştirilmesini hedeflemektedir. İslami bir devlet ve toplum inşasını amaçlayan İslamcılık, modernlikle olan ilişkisinde, modernliği sorgulamasına karşın onu reddetmemektedir.Türkiye'de 1970'li yıllarla birlikte bağımsız siyasal bir parti etrafında örgütlenen İslamcı hareket, 1990'lı yıllara dek milliyetçi, muhafazakâr ve radikal bir politik güç olarak yükselmiştir. Bu dönemde İslamcılık; öz İslam'dadır, hakikati İslam'da aramak ve İslam'ın altın çağına dönmek gibi politik söylemlere sahiptir. Ancak, 1990'lı yıllardan itibaren İslamcılık, küreselleşme, neo-liberalizm ve ulus-ötesi kapitalizmle bütünleşerek ve önceki ideallerinden vazgeçerek dönüşmüştür. Türkiye'de İslamcılığın dönüşümü, İslamcı hareketin Batı ile olan ilişkisinde açıklık kazanmaktadır. 1970'li yıllarla 1990'lı yıllar arasında İslamcılık, Batı karşıtı bir ideoloji olarak gelişme gösterirken, 1990'larla birlikte ve 2000'li yılların başında İslamcılık dönüşerek Batı siyasal formu olan liberal demokrasilerle bütünleşme çabası içinde olmuştur. Bu nedenle, 2000'li yılların başında muhafazakâr İslamcı iktidar partisi AKP, yeni muhafazakâr hareket olarak politik kimliğini ?muhafazakâr demokrat? olarak ifade etmiştir.Anahtar Kelimeler: İslamcılık, Küreselleşme, Neo-liberalizm, Ulus-ötesi Kapitalizm, Yeni Muhafazakârlık, Dönüşüm

DönüşümKapitalizmKüreselleşme+3
Kerem Özbey
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Modern dünyanın bunalımı karşısında radikal bir eleştiri ve alternatif çözümler: Ivan Illich

Bu çalışma Toplum Felsefesi alanında olup, 20.yy'da yaşamış, Avusturyalı filozof ve toplum eleştirmeni olan Ivan Illich'in çağdaş batı kültürü ve kurumları ile modernite problemlerinden olan kapitalizm, endüstri, medeniyet, teknoloji ve tüketim toplumu gibi sorunlara yönelik eleştiri ve çözüm önerilerine yer vermeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde Illich'in hayatı, eserleri ve entelektüel biyografisine yer verilecektir. İkinci bölümde modernite eleştirilerinden bahsedilecek olup, çalışmanın son bölümü olan üçüncü bölümde ise Illich'in bu sorunsala ürettiği çözüm önerileri ele alınacaktır. Bu çalışmada, Illich'in bir ideoloji olarak gördüğü yenilik fikri üzerinde durulmakla beraber bu kavramın toplumu gelenekten kopuşa sürükleme aşamaları incelenecektir. Bu aşamalar ise modernizmin bir sorunsal boyut getirdiği ekonomik, çevresel, sosyo-kültürel ve etik zemindeki bozulmalar üzerinde olacaktır. Bu problematikler mekanik bir dünya oluşturduğu için çalışmada insani değerlerin kaybı ve bireyin kendi ürettiklerine bağımlı olması etüd edilecektir.

EndüstriIllich, IvanKapitalizm+6
Dönüş Sarıtaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Göçmenlerin yerleşik kimlik inşası: Gaziantep'te Suriyeli esnaflaşması

İçinde yaşadığımız şehir olan Gaziantep göçün sonuçlarına her açıdan şahit olan bir şehirdir. İç ve dış göçlere tarih boyunca "ev sahipliği" yapan Gaziantep, denildiğinde –özellikle 2011 yılı sonrası süreçlerde- akla Suriyeli göçmenler gelmektedir. Kapitalist dünya sisteminde her bireyin paylaştığı ortak bir noktası vardır: varoluşu devam ettirmek. Bugün ülkemizde beş milyona yakın Suriyeli göçmenden bahsedilirken emek piyasası içinde "Suriyeliler"in hayatını devam ettirebilme ve ihtiyaçlarını karşılayabilme stratejileri; "onlar"ın, daha önce aidiyet duygusu geliştirdikleri Suriye toplum yapısından, başka bir toplumun kültürel, ekonomik ve siyasal hegemonyası altında yeniden kimlik oluşturabilmelerini birçok farklı açıdan etkilemektedir. Sosyal hayatta maruz kaldıkları dışlanmışlığın ve ikinci sınıf olma konumunun ekonomik hayatta da yansımaları görülmektedir. Ekonomik hayatta kazanılmış olan ikinci sınıf olma(ötekilik) duygusu ise bir kabulleniş olarak uyum sağlayabilme ve yerel halkla ilişki kurabilme çabası şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ötekilik, Gaziantep'te esnaf kültürü, Suriyeliler, kimlik/benlik, kapitalizm.

EsnaflarGaziantepGöçler+7
Eda Özçellik
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Neoliberal küreselleşmenin siyasal ve felsefi boyutları

Bu çalışma ile kapitalizmin zamanın ruhuna uygun olarak evrildiği bir ideoloji olan neoliberal küreselleşmenin, ortaya koyduğu dünya tasavvuru ve onun siyasal ve felsefi boyutlarının incelenmesi yapılmıştır. Bu ortaya koyulurken, neoliberal küreselleşmeye kaynaklık eden liberal felsefenin, ortaya çıkmasını sağlayan düşünsel ortam, liberal felsefeyi savunan düşünürler ve liberal felsefenin savunduğu temel meseleler işlenmiştir. İlerleyen süreçte, liberal felsefenin bir ideolojiye dönüşmesi, bu olurken uygulanan devlet politikaları ve kapitalizm, emperyalizm kavramlarının bu süreç içerisindeki yeri belirtilmektedir. Liberalizmden, neoliberalizme doğru yaşanan felsefi ve iktisadi dönüşüm ele alınarak, neoliberalizmin ortaya çıkışı, daha sonra küreselleşme olgusunun, neoliberal araçları ifade edilmiş ve onun küreselleşmeyle birlikte tesirleri incelenmiştir. Son olarak ise, neoliberal küreselleşme sürecenin siyasal ve felsefi boyutları teferruatlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Emperyalizm, Kapitalizm, Küreselleşme Liberalizm, Neoliberalizm, Neoliberal Küreselleşme

EmperyalizmKapitalizmKüreselleşme+4
Burak Özmaden
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kapitalizm ve korku

Bu çalışma kapitalist toplumda üretim ve tüketim alanındaki öznenin, Marx, Foucault ve Lacan'nın özne üzerine tartışmalarından hareketle korku ve kaygı üzerinde temellenen nasıl bir öznellik geliştirdiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Günümüzde kapitalist sistem devamlılığını sağlarken, insanı da kendisiyle birlikte dönüştürmektedir. Üretim ilişkileriyle kendisine bağladığı insanı gün geçtikçe çeşitlenen tüketim ürünleriyle de kendisine bağlamaktadır. Diğer taraftan kapitalizm dünyayı tehdit eden risklerin küresel düzeyde artmasıyla insanları korku durumlarını çoğaltan bir sistemdir. Bu çalışma kapitalist sistemin ilerlemesiyle birlikte insanların genel kaygı ve korku düzeylerinin arttığını, çalışmanın hayatta kalmak için zorunlu para kazanma kaynağı haline dönüşmesiyle, insanların üretim ilişkilerine mecburen eklemlenmesi sonucu yaşadığı korku ve kaygı durumlarını tartışmaktadır. Burada üretim ilişkilerinin bir egemenlik ilişkisine dönüşürken, çalışmanın bir statü halini alması, statü endişesini oluştururken, esnek üretime geçmeyle birlikte iş güvencesizliğinin getirdiği korku ve kaygıya değinildi. Diğer taraftan tüketimin artık bir ihtiyacı karşılamak yerine bizzat kendisinin bir ihtiyaç halini almasıyla tüketim toplumuna girdiğimizi ilan eden Baudrillard?dan hareketle, insanın salt kendisi istediği için değil, kendine ?rasyonel? diye sunulan davranışları yapmak, ürünleri tüketmek zorunda hissetmesiyle birlikte bu uyumlulaştırma sürecinin modern insanda açtığı korku ve kaygının varlığı ortaya konulmaya çalışıldı. Öznenin kapitalist toplumda artık nesneler, göstergeler ve resmin şiddetine maruz kaldığını tespit ettik. Büyüsü bozulan dünyada gösteri toplumu her şeyi temsile bırakıp kaçarken öznenin nasıl anlamsızlık dünyasında kaldığına ulaşıldı. Marx bize sosyalizm fikrini sunarken onu istememiz ve sosyalizmi kurmamızın en büyük nedenlerinden birisi olarak insanın kendi değerini kendi belirlemesi olarak ortaya koyar. Tüketim ve üretim ile çevrilmiş toplumun hiçbir zaman kendi değerini kendinin biçemediği, artık tükettikçe yok olan, sahip oldukça var olduğu yanılsaması yaşayan bir öznenin olduğu tespit edildi. Öznenin kendi değerini bulduğunu sandığı nesneler ve gösteri dünyası, yaşamanın anlamı gibi görünen üretim ilişkileri, öznenin kendisini kaybederek kendini gerçekleştirdiği, kendi hakikati olabilmek için başkası haline geldiği bir ortam olduğunun altı çizildi. Anahtar Kelimeler: Kapitalizm, Korku, Kaygı, Marx, Baudrillard, Tüketim, Üretim, Gösteri Toplumu, Özne, Öznellik, Debord, Tüketim Toplumu

Baudrillard, JeanKapitalizmKorku+7
Olkan Senemoğlu
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni kapitalizm ve insan: Tüketim toplumunda yaşam pratikleri

1970'lerden itibaren kapitalist üretim tarzındaki değişimlerin yalnızca ekonomik değil, toplumsal ve kültürel alanlar üzerindeki etkileri sosyal bilimlerin farklı disiplinlerinde de üzerine yoğunlaşılan konulardan olmuştur. Esnek üretim tarzının yanında teknolojinin gelişiminin de etkisiyle ürünlerin nasıl üretileceğinden ziyade, nasıl pazarlanacağı kapitalist sistem için asıl sorun haline gelmiştir. Buna bağlı olarak kapitalist sistemin odak noktası üretimden satışa yani tüketime kaymıştır. Çeşitli adlandırmalarla karşımıza çıkan; çalışmada kapitalizmin yeni bir evresi olarak ele aldığımız ve yeni kapitalizm, esnek kapitalizm, yeni ekonomi, post-modern ekonomi olarak ifade edilen dönemde belirgin olan husus, esneklik ve tüketimin önemli bir rol almış olmasıdır. Üretimin her şeyden daha çok pazarlama imkânlarına göre gerçekleştirildiği ve çeşitli araçlar vasıtasıyla tüketimin teşvik edildiği bu toplum yapısı tüketim toplumu olarak adlandırılmaktadır. Çalışmada yeni kapitalizm ve tüketim toplumu tartışmalarına yer veren literatürden hareketle, kapitalist üretim tarzının dönüşümlerinin etkisinden yola çıkarak ve esnek üretim tarzının yeni normlarının sonuçlarıyla birlikte toplumun bir tüketim toplumuna dönüşümü ve tüketim toplumunda yaşayan insanların yaşam pratikleri araştırılmıştır. Bu anlamda kapitalizm ve insan ilişkisi ekseninde çalışmada, esnek üretim tarzının ön plana çıkardığı tüketim odaklı düzenlemelerin insanı hem üretim hem de tüketim alanında nasıl etkilediği konusu üzerine yoğunlaşılmıştır. Çalışmada tüketim kültürünün hâkim olduğu bir toplumda yaşayan insanın hayatının her anında tüketim yönlendirmesi ile karşılaştığı tespit edilmiştir. Tüketim araçlarının aynı zamanda bireylerin denetlenmesinin bir aracı olduğu iddia edilmiştir. Kapitalist sistemin kendini yeniden gerçekleştirmesi adına bir zorunluluk olan tüketimin devamlılığının sağlanması için, sistemin tüketiciler olarak ele aldığı insanlar için de tüketimin en önemli amaç haline getirilmekte olduğu görülmektedir. Kapitalist sistemin tüketimi arttırmak kaygısı ile kullanıma soktuğu çeşitli araçların insanların yaşamını derinden etkileyen sonuçlara sebebiyet verdiği ve bunun yanında tüketim toplumunun giderek bir borçlular toplumuna dönüştüğü sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yeni Kapitalizm, Esneklik, Tüketim, Tüketim Toplumu, Borçlular Toplumu

EsneklikKapitalizmTüketim+2
Nermin Kılıç
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Kapitalizmde metalaşan sanatın sosyolojik çözümlemesi

Sanatın metalaştırılmasını belirleyen kapitalist ekonomik ve politik düzen kendi sanat akımını oluşturmuştur. Bu yeni düzen içerisinde kapitalizm tüm sanata ait kuralları yeniden tanımlayarak ve yorumlayarak kendi sanat yaratmış ve sanata yapay bir değer katmıştır. Sanatçının ürettiği en önemli şey olan eser, fert ve toplum için oldukça kolay bir tüketim nesnesi şeklini almıştır. Mevcut düzen ve referans noktaları yerini maddi ve ölçülebilir referanslara bırakmıştır. Muhaliflerin kapitalist düzene karşı koymak için önceleri kendilerini ifade etmek için kullandıkları sanatsal faaliyetler şimdi kapitalist süzenin bir parçası olma yolunda hızla ilerlemektedir. Sanatsal açıdan herhangi bir anlam ifade etmeyen eser, bir kapitalist düzen içerisinde önemli bir değer olabilmektedir. Sanatçı, eserini maddi gerçekler şekilde okumakta ve bunu karşı tarafa kabul ettirdiği ölçüde değerlidir. Kapitalist düzende eser, sanatçının emeğini hiçe saymakta, meta olarak parasal değeriyle var olmak zorunda bırakılmaktadır. Bu durum sanat ve sanatçıların tüm estetik kaygılarını kenara itmelerine zorlamaktadır. Bu çalışmada kapitalist düzen içerinden yeniden yorumlanan ve kuralları yeniden tanımlanan sanatsal faaliyetler tartışılmıştır.

KapitalizmMetalaşmaSanat+3
Tuğçe Nilay Kurhan
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

21. yüzyılda devletin ekonomide değişen rolü

21. yüzyılda neoliberal düşünce sistematiği içerisinde ilerlemesi beklenen dünya düzeni farklı bir yöne evrilmiştir. 20. yüzyılın sonlarına doğru Asya, Latin Amerika ve diğer bölgelerde yer alan gelişmekte olan ülkelerde yaşanan krizler, neoliberal modellere yönelik şüpheleri ve eleştirileri artırmıştır. 2000'li yılların başından itibaren Çin, Hindistan, Güney Kore, Tayvan, Singapur gibi Asya ülkelerin büyük atılımı bu bölgeye yönelik ilgiyi artırmıştır. Çünkü bu ülkeler IMF, WB gibi kapitalist kuruluşların önerdiği pür liberalleşme eğilimiyle başarı sağlamamış tam tersine "kalkınmacı devlet" modeliyle devlet müdahaleciliğinin doğru stratejilerle bir araya getirildiğinde ülkelerin çok önemli başarılar elde edilebileceğinin güzel bir örneğini sunmuşlardır. Asya kıtasında yaşanan bu yeni ekonomik paradigma, dünya ekonomisinin ağırlık merkezinin buraya doğru kaymaya başlamasına yol açan süreci de tetiklemiştir. Devlet müdahaleciliğinin 21. yüzyılda değişen rolünün şekillenmesinde etkili olan unsurların başında ABD'de yaşanan 2008 küresel finans krizi gelmektedir. Sebepleri ve sonuçları itibariyle 1929 buhranına benzese de buradan çıkan en önemli sonuç, Keynesyen iktisadın politika önermelerine mutlak anlamda olmasa da yeniden dönme eğiliminin ortaya çıkmasıdır. Sadece gelişmekte olan ülkelerde değil özellikle gelişmiş ülkelerde devlet; kurtarma paketleriyle batmakla karşı karşıya olan şirketleri kurtarmış, mali teşvikleri piyasaya sürmüş, düzenleyici ve denetleyici araçları uygulamaya koymuştur. Özellikle kriz sonrası dönemde devletin rolünün değişikliği en fazla merkez bankalarının mikro ihtiyati politikalar yerine makro ihtiyati politika hedeflerini benimsenmelerinde yaşanmıştır. Sistematik olarak krize yol açan finansal sistemin bir bütün olarak denetlenmesini içeren bu yeni yaklaşım devlete önemli görevler yüklemiştir. Krize karşı alınan bu önlemler alışıla gelen liberal devlet anlayışından oldukça farklı bir yapıyı işaret etmektedir. 2010'lu yıllardan itibaren ise küreselleşme olgusuyla birlikte korumacı önlemlerin ve ulus-devletlerin rollerini öne çıkaran bir döneme girilmiştir. 2010 yılında yaşanan borç krizinin etkilerinin giderilmeye çalışıldığı dönemde İngiltere'nin AB'den ayrılma kararı ve bunun diğer ülkeler üzerinde domino etkisi yaratma ihtimali, Ortadoğu'da yaşanan mülteci kriziyle birlikte gelişmiş ülkelerin ve Türkiye'nin göç konusundaki yeni konumları ve küresel göç yönetimine karşı gösterdikleri refleksler, 2016 yılında ABD Başkanı seçilen Donald Trump'ın milliyetçi ekonomi politikalarını birer birer uygulamaya koyması ve özellikle Çin'in kurlar üzerinden "ticaret savaşı" başlatmakla suçlanması üzerine Çin'e karşı dış ticarette yüksek koruma önlemleri alması, Çin'in de buna misilleme yapması, bir yanda serbestleşme eğilimlerinin sürdürülmesi gerektiğine yönelik inanç diğer yanda bu söylemlerin tersi yönde uygulanan politikaların yol açtığı çoklu küresel dengeler, devlet mülkiyetli şirketlerin uluslararasılaşması yönünde yeni trendlerin öne çıkması, eşitsizliğin, nüfus sorunsalının ve iklim değişikliğinin küresel sorun hâline gelmesi karşısında devletin, küreselleşme çağında sanılanın aksine daha fazla önem çıkmasına neden olmuştur. Türkiye özelinde ise 2017 yılından itibaren geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ekonomide teknoloji, enerji, ulaştırma, sanayi, bankacılık ve daha birçok sektörü içine alan yapısal dönüşümler, devletin ekonomik rollerini daha kritik hâle getirecek şekilde öne çıkmıştır. Bu gelişmeler bağlamında neoliberal küreselleşme çağında devletin rollerinin azaldığı yaklaşımının sadece söylem düzeyinde kaldığı dolayısıyla ulus-devletlerin ekonomik rollerinin dünya ekonomisinde farklı formlar altında hâlâ baskın olduğu, ülke deneyimleri ışığında güncel ekonomi-politik gelişmeler dikkate alınarak ortaya konulmaya çalışılmıştır.

21. yüzyılDevletDevlet müdahalesi+4
Orhan Cengiz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Neoliberal küreselleşme, hegemonya ve Wall Street'i İşgal Et Hareketi: Neo-Gramşiyan bir analiz

Kapitalist uluslararası ekonomik sistemde 2008 yılında yaşanan ekonomik krizin, dünya çapında pek çok ülkenin ulusal ekonomilerinin büyüme hızlarında dramatik düşüş, hatta iflasa varan durgunluk, işsizlik oranlarında artış gibi sonuçları oldu. Bu ve bundan önceki yapısal krizler nedeniyle sarsılan ve sorgulanan, neoliberal küreselleşmenin temsilcisi ABD'nin hegemonyasına, karşıt-hegemonik meydan okuma New York'un finans merkezinde 2011 yılı Eylül ayında "Wall Street'i İşgal Et! (Occupy Wall Street-OWS)" protestoları ile başlatıldı. Temel isteklerinin sosyal adalet olduğunu vurgulayarak kendilerine biz %99'uz diyen protestocular, ABD'nin %1'ini oluşturan en zenginlerini protesto ediyordu. Bu çalışmada, OWS hareketi ile ABD sivil toplumunda hegemon neoliberal düzenden duyulan rahatsızlığın dile getirilmesinin, özgürleştirici güçlerin kültürel değişim için vereceği uzun soluklu bir mücadele ile alternatif dünya düzeninin kurulmasının başlangıcı olacağı savunulmaktadır. Bu bağlamda hareket, mevcut düzenin sürdürülmesi kadar sivil toplumdaki dönüşüm mücadelesini de analizinin merkezindeki hegemonya kavramı ile açıklayan Neo-Gramşiyan Yaklaşım ile değerlendirilecektir. Ayrıca günümüz toplumsal hareketlerini politik ve kültürel boyutlarıyla birlikte değerlendiren, hâkim norm, kimlik ve egemenlik ilişkilerini eleştirel yaklaşımla analiz eden Yeni Toplumsal Hareketler Teorisinden de faydalanılacaktır.

Amerika Birleşik DevletleriEkonomi politikalarıGramsci, Antonio+7
Sinem Toprak
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Habermasyan teoride kapitalizm

Avrupa'nın yaşamış olduğu büyük sosyal dönüşümlerden biri de kapitalizmdir. Kapitalizm, yaratıcı-yıkıcı bir sistem olarak tanımlanır. Yani geleneksel kurumları ve ilişki tarzlarını kökünden söküp atarak yerine yeni kurum ve ilişkiler inşa eder. Bu ilişkiler çerçevesinde kültür, toplum ve kişilik de derinden etkilenir ve değişir. Doğal olarak bu köklü değişiklik son derece patolojik sonuçları da beraberinde getirir. Bu sonuçları Habermas anlam ve özgürlük kaybı, demir kafes, yeni putperestlik, şeyleşme ve yabancılaşma, meşruiyet krizi olarak ifade eder. Bu patolojileri hafifletebilmek için yeni bir teori geliştirerek insanlığa sunar. Düşünürün bu teorisinin ismi 'iletişim-rasyonellik' teorisidir. Bu teori insanın hiçbir şekilde araçsallaştırılamayacağını odak alır. Ekonomik gelişme ve refah yolunda mesafe alan ve çok çaba sarf eden ülkemizin kapitalist toplumların düştüğü patolojik durumlara düşmemesi için yeni paradigmalar belirleyip gelişmesini sağlaması gerekir. Bu yolda ülkemiz politika yapımcıları ve akademik çevrelerinin Habermas'ın ilgili teorisini dikkate alması son derece önemlidir.

Anti kapitalizmFelsefeHabermas, Jürgen+1
Mustafa Çakır
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Max Weber'de rasyonelleşme ve iktisadi gelişme ilişkisi

Ekonomik gelişme modern dönemlerin en önemli amaçlarından biridir. Ekonomik gelişmeyi sürdürülebilir bir düzeyde gerçekleştirebilmek için toplumun tüm maddi ve beşeri kaynaklarını seferber etmesi yanında onları en verimli ve en etkin şekilde kullanması da gerekir. Bunun için toplumun çerçevesi iyi belirlenmiş bir rasyonellik ilkesini benimsemesi, içselleştirmesi ve kurumsallaştırması kalkınması için olmazsa olmaz bir modernleşme sürecidir. Rasyonelleşme, en genel ifadeyle bireylerin düşünce yapılarına ve eylemsel faaliyetlerine akılcılığın hakim olması sürecidir. Çıkarların ön planda tutulması, amaçlara en kısa ve en uygun yoldan ulaşılması, amaçlara ulaşmada kullanılan araçların en az maliyetle temin edilmesi gibi özellikler rasyonelleşme sürecini niteler. Rasyonelleşme sadece kapitalist ekonomide olan bir şey değildir, aynı zamanda yönetim, bilim, sanat, etik ve inanç gibi alt sistemlerde de söz konusudur. Weber, rasyonelleşme olgusuyla, modern Batı toplumlarının iktisadi gelişmesini açıklamaya giriştiğinde karşılaşır. Weberyen sosyolojide rasyonelleşme süreciyle kapitalizmin gelişmesi (dar anlamda ekonomik gelişme) arasında yakın bir ilişki vardır. Bu çalışmada mantıksal bir süreç takip edilerek öncelikle Weber?de rasyonelleşme olgusu; kısaca çeşitleri, içeriği, geçirdiği tarihi süreç ve bu süreçte karşımıza çıkan diğer olgular ve toplumsal ve psikolojik sonuçları incelenecek, ardından Weberyen sosyolojide rasyonelleşme ile iktisadi gelişme (genel anlamda kapitalizm) arasındaki ilişki ele alınacaktır.

Ekonomik gelişmelerKapitalizmRasyonalleşme+2
Ahmet Çamlı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kapitalist öncesi ve sonrası dönemde sosyal yapı-ekonomik yapı ilişkisi

Geçmişten günümüze toplumların yaşayışlarını belirleyen temel kurumlar ekonomi, siyaset, hukuk, din gibi kurumlar olmuştur. Marx gibi bazı düşünürler bunlardan sadece birini (ekonomi) temel belirleyici olarak ele alıp indirgemeci bir yaklaşımı tercih ederken, Weber gibi bazıları hepsinin etkili olduğunu benimsemişlerdir. Bu çalışmada biz de kapitalizm-öncesi, kapitalizm ve kapitalizm-sonrası dönemlerde toplumlarda sosyo-kültürel yapı ile politik ve ekonomik yapının ilişkilerini ele alacağız. Çalışmamızda daha fazla İbn Haldun, Karl Marx, Emile Durkheim, Max Weber, Jürgen Habermas ve Anthony Giddens gibi bilim insanlarının din, toplum, siyaset ve ekonomi arasında keşfettikleri ilişkilerini vermeye çalışacağız. Çalışmada genel anlamda Eski Yunan'dan Avrupa feodalizmine ve Osmanlı Timar rejimine kadar temel üretim tiplerinde söz konusu ilişkiyi belirlemeye gayret edecek ve daha sonra kapitalizm ve kapitalizm-sonrası dönemde bu ilişkilerin niteliğini analiz edeceğiz.

Ekonomik yapıKapitalizmSiyasi yapı+3
Yaşar Alkan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya federasyonunun dış ticaret ve siyasetinde oligarkların yeri

SSCB'nin yıkılması ile Rusya kapitalist sisteme geçiş yaptı. Ekonomik ve siyasî kabuk değiştirme sürecinde 20. yüzyılın başlarında Rusya'da oligark olarak bilinen oldukça zengin işadamları ortaya çıktı. Rus ekonomisinde önemli bir paya sahip olan oligarklar aynı zamanda Rusya'nın siyasî sahnesinde de etkili oldular. Bu çalışma, Rusya'daki oligarkların Rusya'nın siyasî hayatına ve dış ticaretine etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır.Siyasî ve ekonomik alanda Rusya'da oldukça etkili olan Rus elitlerini kavramak için çalışmanın birinci bölümünde Rus elitlerinin tarihsel arka plânı hakkında bilgi verilmiştir. Eski dönem Rus şehirleri, Rus İmparatorluğu ve bu dönemlerdeki Rus seçkinlerinin yapısı hakkında araştırmalar ortaya koyulmuştur.Çalışmanın ikinci bölümünde Rusya'da oligarşik yapının temelini oluşturan nomenklatura adlı yapıya ilişkin bilgi verilmiştir. Yine bu bölümde, oligarkların oluşum sürecinde önemli rol oynayan Gorbaçov ve Yeltsin dönemindeki reformlar hakkında bilgi verilmiştir. Bunların yanısıra, Rus siyasî seçkinlerinin Rusya'daki değişimle beraber yaş, cinsiyet, sosyolojik özellikler vs. gibi dönüşümlerini ortaya koyan analizlere yer verilmiştir.Üçüncü bölümde, Yeltsin döneminde özelleştirmeler ile ortaya çıkan oligarklar, özelleştirme faaliyetlerindeki yolsuzluklar ve Yeltsin oligarklarının siyaset sahnesindeki rolü üzerine bulgular ortaya koyulmuştur.Dördüncü bölümde, Yeltsin ve Putin dönemi oligarkları hakkında bilgi verilmiştir. Yeltsin dönemindeki oligarkların siyasetle ilişkileri, Putin dönemi ile beraber bazı oligarklara karşı yolsuzluk, rüşvet gibi iddialar, buna karşın Putin döneminde ön plana çıkan oligarklar ve oligarkların Rusya'nın dış ticaretine etkileri hakkındaki araştırmalar ortaya koyulmuştur.

KapitalizmOligarklarOligarşik+5
Merve Eser
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00

Related subjects