Kidney transplantation

175 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Prediyaliz hastalarının depresyon, umutsuzluk durumları ve böbrek nakline bakış açıları

Bu çalışma, prediyaliz hastalarının depresyon ve umutsuzluk durumlarını belirlemek, hastaların böbrek nakline bakış açılarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı nitelikte planlandı. Araştırma, Nisan-Eylül 2018 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Nefroloji Bilim Dalı Polikliniğinde yapıldı. 18 yaş ve üzeri, kronik böbrek yetmezliği tanısı alan, hemodiyaliz ve periton diyalizi almıyor olan, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 208 hasta araştırmanın örneklemini oluşturdu. Veriler, 'Hasta Bilgi Formu', 'Beck Umutsuzluk Ölçeği', 'Beck Depresyon Ölçeği' formları kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde, ortalama, standart sapma, medyan, sıklık, oran, student t, ANOVA, Kruskal Wallis, Pearson Ki-Kare, Mann Whitney U, Pearson korelasyon ve Spearman's korelasyon testleri kullanıldı. Sonuçlar % 95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Çalışmamızdaki hastaların yaş ortalaması 64,29±12,03 olup, %52,9'unun erkek olduğu saptandı. Prediyaliz hastalarının %39,9'unun 2-5 yıldır kronik böbrek hastası, %36,5'inin üçüncü evrede olduğu, %80,8'inin böbrek nakli hakkında bilgi sahibi olmadığı saptandı. Prediyaliz hastalarının, Beck Depresyon Ölçeği puan ortalaması 17,67±11,53 olup, hastaların %67,8'inde depresyon olduğu, Beck Umutsuzluk Ölçeği puan ortalamasının 9,55±3,56 olup, hastalarda orta düzeyde umutsuzluk olduğu saptandı. Hastaların depresyon ve umutsuzluk durumları arasında pozitif yönde orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (r:0,389, p:0,001). Prediyaliz hastalarının ileri yaş, kadın cinsiyet ve hastalığı ile ilgili endişeli olma halinin depresyon durumunu etkilediği ve umutsuzluk durumunun ise ileri yaş, bekar olma durumu ve düşük eğitim düzeyinden olumsuz etkilendiği bulundu (p<0,05). Böbrek nakli ile ilgili olumlu görüş bildiren hastaların umutsuzluk puan ortalamalarının ve depresyon görülme durumunun daha az olduğu saptandı.

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliBöbrek yetmezliği+4
Filiz Malkoç
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Böbrek transplantasyonu yapılan hastaların immünsüpresif ilaç kullanımına uyum ve yaşam kalitesi düzeylerinin belirlenmesi

Böbrek Transplantasyonu Yapılan Hastaların İmmünsüpresif İlaç Kullanımına Uyum Ve Yaşam Kalitesi Düzeylerinin Belirlenmesi Kronik Böbrek Yetersizliği (KBY), tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmakta ve yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Son dönem böbrek yetersizliğinde tedavi seçeneklerinden biri de transplantasyondur. Yapılan nakil sonrasında immünsüpresif tedaviye uyum oldukça önemlidir. Hastanın uyumu, tedavi başarısını arttırarak semptom yoğunluğunu azaltabilir ve yaşam kalitesini olumlu yönde etkileyebilir. Bu araştırma, Böbrek Transplantasyonu (Tx) yapılan hastaların uyum düzeylerinin, yaşam kalitelerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Çalışma öncesi etik kuruldan ve kurumdan izin alındı. Araştırmanın evrenini, özel bir hastanenin Böbrek Transplantasyonu ünitesine kayıtlı 244 böbrek Tx hastası oluşturdu. Örneklem seçiminde evrenin tamamına ulaşılması hedeflendi ve 206 hastaya ulaşıldı. Veriler yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması 41,40±11,88'olarak bulundu. Hastaların %92,7'sinin 46-59 yaşları arasında, %54,4'ünün canlı donörden nakil olduğu, %54,9'unda yan etki, %2,9'unda uyumsuzluğa bağlı rejeksiyon geliştiği saptandı. En yüksek uyum skorlarına "46-59" yaş gurubunun sahip olduğu belirlendi. Rol-güç fiziksel fonksiyon ve rol-güç emosyonel fonksiyon skorlarının her ikisinin de erkeklerde yüksek olduğu, uyum puanlarının yan etki oluşmayan grupta daha yüksek olduğu saptandı. Hastaların yaşı ve böbrek yetersizliği (BY) süresine göre uyum skorlarında anlamlı bir değişiklik olmazken, Tx süresi arttıkça uyumun düştüğü, uyum skoru arttıkça fiziksel fonksiyon, vitalite ve mental sağlık skorlarının da arttığı belirlendi. Bu çalışmanın sonuçları dikkate alındığında; uyum ile yaşam kalitesi arasında anlamlı ilişkiler olduğu, uyumun artırılması ile yan etki gelişme sıklığının azalacağı ve yaşam kalitesinin artacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Kronik böbrek yetmezliği; uyum; yaşam kalitesi

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliBöbrek yetmezliği-kronik+4
Hatice Güzel
Sanko University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Böbrek nakli olan hastalarda idraryolu enfeksiyonu açısından laboratuvar bulgularının değerlendirilmesi

Böbrek nakli, son dönem böbrek yetmezliği için en ideal tedavi yöntemi olan majör bircerrahi müdehaledir. Böbrek nakli sonrasında en önemli risklerden biri organ reddi diğeriiseenfeksiyonlardır.Böbreknaklisonrasıorganreddiniengellemekamacıylauygulanan immünsupresif tedavi ile nonpatojenorganizmalar dahi patojenhalegelebilmektedir.Ürinersistemenfeksiyon açısından riskliolduğundan nakil öncesi ve sonrasında değerlendirilmelidir. İdraryolu enfeksiyonu tanısı anamnez ve klinik semptomlar ile konulabilse de, kesintanı için tam idrar analizinin yapılması,idrarkültürününçalışılmasıgerekmektedir.Buçalışmaileböbreknakliolanhastalarınidraryolu enfeksiyonu açısından laboratuvar bulgularını değerlendirmek amacıyla GaziantepSANKOÜniversitesi SaniKonukoğluUygulamaveAraştırma Merkezi'nde tam idraranalizi veidrarkültürüçalışılmışolmakşartı ileböbreknakli olan erişkinhastalarınlaboratuvarsonuçlarıileenfeksiyonaetkenmikroorganizmalarincelenmiştir.Çalışmaya böbrek nakli olmuş 57 hasta dahil edilmiş, böbrek nakli sonrası TİT ve kültürsonuçları incelenmiştir. Çalışmamızda renal transplantasyon alıcılarında İYE için etkenmikroorganizmaları sırasıyla, E.coli (%58,33), Enterococcus spp. (%25), K.pneumoniae(%8,33), C. topicalis (%8,33) olarak saptanmıştır. Çalışmamızda kültür sonucuna göre İYEtanısı alma süresi (n=7) %57,1 (n=4) vakada transplantasyon sonrası ilk bir ay olarak tespitedilmiştir.TamotomatikidraranalizcihazlarıTİTiçinyeterlitanısaldoğruluğusağlayabildiğinden idrar yolu enfeksiyon varlığı takiplerinde kullanılabilecek ucuz ve hızlıyol gösterici cihazlardır. Nakilli hastalarda her ne kadar en sık asemptomatik bakteriürigörülse de,İYE takibinde TİTsonucunun etkin birşekilde değerlendirilmesi gereksizyapılankültüristemleriaçısındanönemlidir.

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliBöbrek yetmezliği-kronik+4
Leyla Pekel
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Böbrek nakli olan hastalarda öz yönetim ve immünsupresif ilaç uyumu incelenmesi

Bu çalışma böbrek nakli olan hastaların nakil sonrası öz yönetim düzeylerini ve immünsupresif ilaç uyumunun incelenmesi amacıyla uygulanmıştır. Araştırmanın evreni Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Nefroloji - Organ Nakli Polikliniğine 2009 yılından 2021 yılına kadar başvuran 413 böbrek nakli olmuş 134 hasta oluşturmuştur. Veri toplama araçları; sosyo demografik ve tanıtıcı özellikler formu, Böbrek Nakli Alıcılarında Öz Yönetim Ölçeği ve Organ Nakli Hastalarında İmmünsupresif Tedaviye Uyum Ölçeğidir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik ve ortalama değerleri, Kolmogorov Smirnov Testi t testi, varyans analizi veya nonparametrik Kruskal Wallis H testi, Mann-Whitney U kullanılmıştır. Çalışmaya başlamadan önce gerekli izinler alınmıştır. Çalışma bulgularına göre hastaların %63'ü erkek, %27'si 31-40 yaş grubunda, %76'sı evli, %84'ü ilkokul – ortaokul öğrenimine sahip ve %48'inin gelir giderine eşittir. Böbrek Nakli Alıcılarında Öz Yönetim Ölçeği'nin alt boyutlarından "normal olmayan durumları erken dönemde fark etme ve bunlarla baş etme" puanı 3,065±0,524, "günlük yaşamda öz bakım davranışları ve stresle baş etme" puanı 3,046±0,459, "kendi kendine izleme" puanı 2,485±0,882 olarak hesaplanmıştır. Hastaların cinsiyet, alkol kullanım durumu sorularına verilen yanıtlar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Bunların dışında ölçek puan ortalamasıyla sigara kullanım durumu, fiziksel egzersiz yapma durumu ve donör türü arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Organ Nakli Hastalarında İmmünsupresif Tedaviye Uyum Ölçeği toplam puan ortalaması 3,051±0,417 olarak hesaplanmıştır. Ölçeğin puan ortalaması ile cinsiyet, alkol kullanım durumu, fiziksel egzersiz yapma durumu, nakil sonrası ilaç kullanımı ve diğer yapmanız gerekenler hakkında eğitim alma durumu, donör türü sorularına verilen yanıtlar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Bunların dışında ölçek puan ortalamasıyla sigara kullanım durumu arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Böbrek Nakli Olan Hastalarda Öz Yönetim ve İmmünsupresif İlaç Uyumunun İncelenmesi'nde öz yönetim ve uyumun birbiri ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. İmmünsupresif tedaviye uyumu artırmak ve öz yönetimi sağlayabilmek için periyodik olarak eğitimler yapılmalıdır.

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliBöbrek yetmezliği-kronik+3
Şule Karslı
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Böbrek nakli öncesi ve sonrası bireylerin kardiyovasküler hastalık ve diyabet riskinin beslenme durumu ve yaşam doyumu derecesi ile değerlendirilmesi

Çalışma kapsamında, hastaların demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, biyokimyasal parametreleri ve yaşam doyumu düzeyleri değerlendirilmiştir. Genel anket formu, üç günlük besin tüketim kaydı, yaşam doyumu ölçeği (YDÖ), Subjektif Global Değerlendirme (SGD) ve WHO/ISH Kardiyovasküler Hastalık Risk Skorlaması gibi çeşitli araçlar kullanılmıştır. Katılımcıların %83,3'ü evli, %33,3'ü lise mezunu olup, hastaların %43,3'ü sigara içmemekte, %85,3'ü alkol tüketmemektedir. Hastaların %46,7'sinin nakil öncesinde diyet tedavisi uyguladığı bu tedavinin içeriği genellikle sodyumdan fakir (%26,7) olmuştur. Ayrıca, SGD'ye göre erkeklerin %65'i ve kadınların %50'si malnütrisyon riski altında bulunmuştur. Nakil öncesi kardiyovasküler riskin %10-20 aralığında orta risk grubunda olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, transplantasyon sonrası HDL kolesterol düzeylerinde anlamlı bir artış gözlemlenmiş ve Yeni Başlayan Diyabet (NODAT) oranı %38,09 olarak bulunmuştur. Erkek hastaların ortalama enerji alımı nakil öncesi 2153 kkal/gün iken, kadınlarda değer1579 kkal/gün bulunmuştur. Nakil sonrası ise günlük enerji alımında artış tespit edilmiştir. Erkeklerin enerji alımı 24,1 kkal/kg iken kadınlarda 20,1 kkal/kg olarak saptanmıştır. Nakil öncesi erkeklerin protein alımı 0,82 g/kg/gün iken kadınlarda 1 g/kg/gün 'dür. Nakil sonrası dönemde protein alımı erkeklerde ortalama 1,2 g/kg/gün, kadınlarda ise 0,9 g/kg/gün olarak saptanmıştır. Nakil sonrası hastaların yaşam doyumu anlamlı ölçüde artmış olup, öznel mutluluklarının arttığı görülmüştür. Nakil öncesi yaşam doyumu puan ortalaması 15,3 iken, nakil sonrası bu değer 20,53'e yükselmiştir (p<0,05). Yaşam doyumu ölçeği sonuçlarına göre, böbrek nakli sonrası hastaların yaşam kalitelerinde anlamlı bir iyileşme tespit edilmiştir. Böbrek naklinin sadece fiziksel sağlık üzerinde değil, aynı zamanda psikolojik ve yaşam kalitesi açısından da olumlu etkileri olduğunu ortaya koymaktadır. Nakil sonrası dönemde tıbbi beslenme tedavisi ve yaşam tarzı değişikliklerinin uygulanması, hastaların uzun vadeli sağlık sonuçlarını iyileştirme ve komplikasyon risklerini azaltmada etkili olduğu görülmüştür.

Beslenme durumuBöbrek nakliDiabetes mellitus+2
Meltem Demirci
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

MTOR inhibitörü kullanan renal transplantasyon hastalarında ilaç yan etkilerinin retrospektif değerlendirilmesi

Son dönem böbrek hastalığının en ideal tedavi yöntemi böbrek naklidir. Tek yumurta ikizleri hariç pratik olarak tüm böbrek allogreft alıcılarına immünosüpresif tedavi uygulanır. Böbrek nakil hastalarında uzun dönemde greft fonksiyonları üzerine olumlu etkilerinden dolayı mTORi`leri son dönemlerde seçili hastalarda daha fazla kullanılmaya başlanmıştır. mTORi`leri her ne kadar böbrek fonksiyonları üzerine olumlu etki gösterse de yan etkileri nedeni ile hastaların önemli bir kısmında ilacın bırakılması gerekmektedir. Çalışmamızda mTORi`lerinin böbrek nakli hastalarında etkinliğinin ve yan etkilerinin retrospektif değerlendirilmesi planlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim dalında takip edilen ve takiplerinin her hangi bir döneminde mTOR inhibitörü kullanan 154 böbrek nakli alıcısının verileri değerlendirildi. mTOR inhibitörü başlama anında kreatinin 1,53 [0,61-4,04] mg/dL, GFH 50 [15-135] ml/dak, proteinüri 168 [19- 4100] mg/gün değerleri ile altmışıncı aydaki kreatinin 1,35 [0,70-4,73] mg/dL, GFH 63 [10- 110] ml/dak, proteinüri 297 [76-1146] mg/gün karşılaştırıldığında altmışıncı aydaki kreatinin daha düşük (p=0,012), GFH (p=0,004) ve proteinürinin (p<0,001) daha yüksek olduğu görüldü. Sirolimus grubunda 29 (%53,7) hasta, everolimus grubunda 32 (%32,0) hastada tedaviyi kesmek gerekmiş olup sirolimus grubunda tedavi kesme oranı anlamlı olarak daha yüksekti (p=0.009). Toplamda 46 (%29,9) hastada proteinüri, 62 (%40,3) hastada kemik iliği supresyonu, 32 (%20,8) hastada hiperlipidemi gelişmişti. Gruplarda proteinüri (p=0,07), kemik iliği supresyonu (p=0,142), hiperlipidemi (p=0,07) ve rejeksiyon (p=0,11) açısından anlamlı fark bulunmadı. mTORi kesilme nedeni olarak %42,6 oranla ilk sırada proteinüri saptandı. %76,6 hastanın fonksiyone böbrek ile yaşamına devam ettiği saptandı. Everolimus (%86,0) grubunda sirolimus (%59,3) grubuna kıyasla fonksiyone böbrek ile yaşamına devam eden hasta sayısı daha fazlaydı. (p<0,001). Sonuç olarak mTORi`leri böbrek fonksionu üzerine olumlu etkileri olsa da toleransları düşük ilaçlar olarak gözükmektedir. Anahtar kelimeler: Böbrek nakli, mTOR inhibitörleri, etkinlik, yan etki

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliBöbrek yetmezliği-kronik+5
Sabır Israfılov
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Renal transplant alıcılarında gelişen post-transplant diabetes mellitusta mikrovasküler komplikasyonların değerlendirilmesi

Renal Transplant Alıcılarında Gelişen Post-Transplant Diabetes Mellitusta Mikrovasküler Komplikasyonların Değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Uzmanlık Tez, Ankara, 2022 Transplantasyon sayıları artması, değişen tedavi modaliteleri sayesinde transplant hastalarında artan yaşam süresi, ile primer transplantasyon kaynaklı mortalite önemli olmaktan çıkmaya başlayıp, artan sağ kalım ile metabolik komplikasyonların artışı dikkat çekmeye başlamıştır. PTDM de bunlardan biridir. Bu çalışmada renal transplantasyon alıcılarında transplantasyon sonrası gelişen Diabetes Mellitusun mikrovasküler komplikasyonlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde 1985-2017 arasında renal transplant olan 771 böbrek alıcısından oluşan bir kohorttan beş yıldan uzun süredir diyabeti olan 44 hasta PTDM grubu olarak kabul edildi. PTDM tanısı olmayan 50 renal transplant hastası kontrol grubu olarak kabul edildi. Diyabetik retinopati, fundus fotoğrafı ve optik koherans tomografi (OCT) ile değerlendirildi. Diyabetik nefropati taraması için spot idrar albümin/kreatinin (mg/g) ve glomerüler filtrasyon hızı (GFR) hesaplandı. Periferik nöropati değerlendirilmesi için hastalara Michigan Nöropati Tarama Sorgusu (MNSI) yapıldı. Nöropati muayenesinde ayakların görünümüne ve ayak bileği refleksine bakıldı. 10 gr monofilaman test ile ampütasyon riski değerlendirildi. Kantitatif duyusal testler ve vibrasyon CASE-IV cihazı ile uygulandı. Diyabetik nöropatinin erken tanısında kullanılan korneal konfokal mikroskopi uygulandı. Kardiyak otonom nöropati taraması için ELA Medical SpiderView Holter Cihazı 24 saatlik kayıt ile kalp hızı değişkenliği verileri incelendi. Fundus fotoğrafı ve OCT le değerlendirmede %20,5 hastada diyabetik retinopati izlendi. OCT de PTDM ve NPTDM (PTDM tanısı olmayan renal transplant alıcıları) grupta retinal liflerde benzer şekilde incelme izlendi. GFR ve spot idrar albümin/kreatinin ölçümlerinde gruplar arasında fark yoktu. MNSI klinik muayene bulgularında hastaların %20,5'inde diyabetik periferik nöropati mevcuttu. Korneal konfokal mikroskopik (CCM) değerlendirmede korneal sinir lif dansitesi (CNFD) PTDM grupta ve diyabetik nöropatisi olan grupta anlamlı düşüktü. Kardiyak otonom nöropati PTDM grubun yarısından fazlasını, NPTDM grubun yaklaşık beşte birini etkilemişti. PTDM seyrinde gelişen mikrovasküler komplikasyonlar Tip 1 ve Tip 2 diyabet seyrine uymayan benzersiz şekilde seyredebilmektedir. Ortaya çıkan mikrovasküler komplikasyonlar renal transplant hastalarında morbidite ve mortaliteye sebep olabilir. Bunun önlenmesi için PTDM seyrinde görülen mikrovasküler komplikasyonların tarama modaliteleri oluşturulması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Posttransplant Diabetes Mellitus (PTDM), NODAT (New Onset Diabetes After Transplantation), diyabetik retinopati, diyabetik nefropati, diyabetik periferik nöropati, korneal konfokal mikroskopi, kardiyak otonom nöropati

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliBöbrek yetmezliği-kronik+7
Başak Çelik Kavaklılar
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Böbrek nakli hastalarında tüberküloz, sitomegalovirus ve pnömosistis jirovecii profilaksi etkinliğinin değerlendirilmesi

Böbrek nakli hastalarında enfeksiyonlar önemli morbidite nedenleri olup enfeksiyonlarla savaşma stratejisinde profilaktik tedaviler ve aşılamalar önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmada 01.10.2001- 01.02.2021 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Hastanesi'nde yapılan ve Erişkin Nefroloji Bölümünce takip edilen 630 hasta, aldıkları tüberküloz (TB), sitomegalovirus (CMV) ve Pneumocystis Jirovecii pnömonisi (PJP) profilaksileri açısından değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı CMV ve PJP profilaksilerinin etkinliğini araştırmak ve literatürde önerilmesine karşın yan etki profili, direnç riski nedeniyle TB profilaksisi uygulanmayan hastanemizde hastaların TB enfeksiyonu sıklığını, morbidite ve mortalitesini araştırmaktır. Rutin TB profilaksisi kullanılmamasına rağmen 630 hastanın sadece 2'si TB enfeksiyonu geçirmiş olup bu iki hasta takiplerinde başarılı bir şekilde tedavi edilmiştir ve graft kaybı veya mortalite olmamıştır. 3 hasta profilaktik izoniazid (INH) tedavisi almışken bu hastalarda karaciğer fonksiyon testlerinde ılımlı bir bozulma olmuş, ciddi komplikasyon olmamıştır. Hastların %59.1'i CMV profilaksisi almış, bu gruptan %80.1'i profilaktik tedaviyi tamamlayabilmiş, kalan grupta başta sitopeni ve kreatinin artışı nedeniyle valgansiklovir profilaksisi kesilmiştir. Profilaksi alan hasta grubunda almayana göre CMV viremisi (p=0.003), rejeksiyon (p=0.07) ve ölüm (p<0.001) anlamlı derecede az görülmüştür. CMV profilaksisinin 3 aya tamamlanmasının ise mortaliteye bir etkisi yokken, viremi riskini azalttığı görülmüştür. (p=0.030). Hastaların %54,1'1 PJP için profilaktik trimetoprim-sulfametaksazol (TMP-SMX) profilaksisi almış, bunların %66'sı profilaksi tamamlayabilmiş, kalan grupta başta kreatinin artışı ve sitopeni nedeniyle TMP-SMX profilaksisi kesilmiştir. PJP profilaksisi alan hasta grubunda almayana göre PJP enfeksiyonu (p=0.008), rejeksiyon (p= 0.025) ve ölüm (p<0.001) anlamlı derecede az görülmüştür. 3 ay ve 6 ay profilaksi alan hastalar arasında mortalite açısından anlamlı fark saptanmamıştır(p=0.328). Hastalarda CMV ve PJP profilaksisi birlikteliği anlamlı derecede yüksek görülmüştür (p<0.001). Sonuç olarak CMV profilaksisi ve PJP profilaksisinin morbidite, mortaliteye etkisi çalışmamızca desteklenmiştir. PJP profilaksisi 3 ve 6 ay uygulanmış hastalarda mortalite ve rejeksiyon açısından fark görülmemiştir. Kliniğimizde TB profilaksisi uygulanmamasına rağmen sadece 2 hastanın TB bulguları göstermesi TB profilaksisinin sorgulanması gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliBöbrek yetmezliği+7
Gülsüm Umay Topçu Karadenizli
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Renal transplantasyon yapılan hastalarda diyare yan etkisi sebebiyle mikofenolattan azatioprine geçilmesinin etkinlik ve güvenliği

Mikofenolat, renal transplantasyon sonrasında sık kullanılan bir immunsupresif ilaçtır. Mikofenolat tedavisinin klinik pratikte en sık karşılaşılan yan etkilerinden birisi ishaldir. Mikofenolat tedavisi altında ilaca bağlı ishal gelişen hastalarda, azatioprin tedavisine geçilmesi alternatif yollardan birisidir. Çalışmamızda ishal sebebiyle mikofenolat tedavisi kesilerek azatioprin tedavisi başlanan hastaların, tedavi değişikliği sonrasında ishal şikayetinde ne oranda düzelme olduğunun ve bu tedavi değişikliğinin rejeksiyon gelişimi ve greft ve hasta sağ kalımına etkisinin araştırılması planlanmıştır. Çalışmaya 59'u azatioprine geçilen gruptan, 118'i kontrol grubundan olmak üzere toplam 177 hasta katılmıştır. Çalışmaya katılan hastalardan, azatioprine geçilen gruptaki bazal glomerüler filtrasyon hızının, kontrol grubuna göre daha düşük olduğu (p < 0,0001); bazal kreatinin (p = 0,001) ve bazal proteinüri (p = 0,004) değerlerinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. İshal sebebiyle azatioprine geçilen hastaların %89,8'inde ishal şikayetinin düzeldiği gözlenmiştir. Azatioprine geçilmesine rağmen ishal şikayeti düzelmeyen hastalar incelendiğinde, hastaların %83,3'ünün amiloidoz tanılı hastalar olduğu görülmüştür. Çalışmamızın sonucunda, azatioprin kullanan hastalarda, mikofenolat kullanan hastalara göre daha çok greft kaybı olduğu gözlenmiştir (p = 0,004). Özellikle glomerüler filtrasyon hızı 30 ml/dk'nın altında olan hastalarda, ishal sebebiyle mikofenolattan azatioprine geçiş yapıldığında, greft kaybı riskinin arttığı gözlenmiştir. Uygun hastalarda, ishal sebebiyle mikofenolat tedavisinin kesilip azatioprin tedavisine başlanmasının, ishal şikayetinin düzelmesinde etkili bir yaklaşım olduğu saptanmıştır.

AzatioprinBöbrek hastalıklarıBöbrek nakli+4
Serhat Sekmek
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Renal transplant alıcılarında gelişen post-transplant diabetes mellitus seyrinde mikrovasküler komplikasyonların değerlendirilmesi

Solid organ transplantasyonu sonrası meydana gelen hiperglisemi iyi bilinen metabolik bir komplikasyondur. Nakil sonrası immünolojik ve enfeksiyöz komplikasyonların iyi yönetilmesi nedeniyle greft ve hasta sağ kalımı uzamış, bununla beraber artan metabolik komplikasyonlardan olan Post-transplant Diabetes Mellitus'un (PTDM) insidansı artmış ve uzun dönem klinik seyrinin anlaşılması ihtiyacı doğmuştur. Nakil alıcılarında gelişen PTDM seyrinin diğer diyabet türlerine benzer olup olmadığı bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı, beş yıldan uzun süredir PTDM tanısı ile izlenen renal transplant alıcılarında mikrovasküler komplikasyonların değerlendirilmesidir. Nakil öncesi diyabet tanısı olmayan, beş yıldan uzun süredir PTDM tanısı ile takip edilen, 18 yaş ve üzeri toplam 43 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların 27'si (%62,8) erkek ve yaş ortalaması 50,12±12,2'dir. Diyabetik retinopati değerlendirimesi için hastalara fundus fotoğrafı ve optik koherans tomografi (OKT) çekildi. Diyabetik nefropati taraması için spot idrar albümin/kreatinin (mg/g) ve glomerüler filtrasyon hızı (GFR) hesaplandı. Periferik nöropati değerlendirilmesi için hastalara Michigan Nöropati Tarama Sorgusu (MNSI) yapıldı. Nöropati muayenesinde ayakların görünümüne ve ayak bileği refleksine bakıldı. Nörotezyometre ile ayak baş parmak vibrasyon duyusu ölçüldü. 10 gr monofilaman test ile ampütasyon riski değerlendirildi. Kantitatif duyusal testler CASE-IV cihazı ile uygulandı, ince lif nöropatisi değerlendirildi. Kardiyak otonom nöropati taraması için ELA Medical SpiderView Holter Cihazı ile kalp hızı değişkenliği verileri incelendi. Hastaların %58'ine canlı donörden nakil yapıldığı görüldü. Prednizolon (%93), mikofenolat mofetil (%83,7), siklosporin (%44,2) ve takrolimus (%30,2) sırasıyla en çok kullanılan immünsupresif tedaviler arasında yer almaktaydı. Ortalama diyabet takip süresi 8,4±4 yıl ve HbA1c %6,5 bulundu. Diyabet tedavisi olarak hastaların %55'i günde en az bir doz insülin, %41,9'u oral antihiperglisemik ajan kullanmaktaydı. Ortalama diyabet süresi sekiz yıl olmasına rağmen iki (%4,7) hastada diyabetik retinopati, dokuz (%20,9) hastada OKT ile retinal liflerde incelme saptandı. Biyokimyasal testlerde ortalama kreatinin 1,9±2,1 mg/dl, GFR 48,8±16,8 ml/dk/1,73m² ve albümin/kreatinin oranı 285,9±478,8 mg/g olarak hesaplandı. Albümin/kreatinin oranı 30-300 mg/g arasında olan 23 (57,5%), ≥300 mg/g olan sekiz (20%) hasta vardı. MNSI sorgusundan üç (%7) hasta ≥4 puan, fizik muayene kısmından dokuz (%20,9) hasta ≥2,5 puan aldı ve diyabetik nöropati olarak değerlendirildi. 10 gr monofilaman testinde beş (%11,6) hastada azalmış yanıt alındı, bir (%2,3) hastada ise yanıt alınamadı. Kantitatif duyusal testler ile yapılan değerlendirmede beş (%11,9) hastada diyabetik ince lif nöropatisi saptandı. Ortalama kalp hızı 84±14,6 atım/dk bulundu. Kalp hızı değişkenliği verileri incelendiğinde hastaların %55'inde parasempatik, %67'sinde sempatik sistem tutulumu saptandı. Sonuç olarak PTDM ile izlenen renal transplant alıcılarında gelişen mikrovasküler komplikasyonların, Tip 2 diyabet seyrinde beklenen komplikasyonlardan daha az sıklıkta ve daha hafif seyirli olduğu gösterilmiştir.

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliBöbrek yetmezliği-kronik+6
Özge Aybı Özdemir
Hacettepe University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Renal transplantasyon hastalarında immunsupresif tedavinin takibi ve tedaviye uyuncun iyileştirilmesi

Renal transplantasyon; daha düşük maliyet, daha yüksek mesleki rehabilitasyon, daha iyi yaşam kalitesi ve diyalize kıyasla daha uzun sağ kalım sağlamasıyla son dönem böbrek hastalığı için en iyi tedavi seçeneğidir. Ancak renal transplantasyon hastaları, ilaç tedavisine yüksek oranda uyunçsuzluk gösterirler. Çok az girişimsel çalışma, ilaç uyuncunu artırmayı amaçlayan yaklaşımları içermektedir. Bu çalışmanın amacı, klinik eczacının davranışsal ve eğitim stratejisinin böbrek nakli hastalarının tedaviye uyunç üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Yeni renal tranplantasyon hastaları (n = 62) iki gruba ayrılmıştır: kontrol grubu (n = 31; rutin nakil eğitimi) ve eğitim grubu (n = 31; rutin nakil eğitimi artı klinik eczacı eğitimi). Üç ay sonra İmmunsupresif Tedaviye Uyunç Ölçeği (İTUÖ) 1., 2. sorularına verilen yanıtların ve toplam ortanca İTUÖ skorunun eğitim grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu görülmüştür (sırasıyla; p=0,006, p<0,001 ve p<0,001). Ortalama takrolimus kan düzeyi eğitim grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,001). Üç ay sonra takrolimus kan düzeyi eğitim grubunda %20 artarken kontrol grubunda %24 azalmıştır. Laboratuvar bulgularında (örneğin böbrek fonksiyonu), hastaneye başvuru sayısı, akut organ reddi, yeni başlayan hipertansiyon varlığı ve yeni başlayan diyabet varlığı sayısında anlamlı fark saptanmamıştır. Bir yıldan fazla süredir nakil olan hastaların (n=175), klinik eczacının eğitimi öncesi ve sonrası olmak üzere karşılaştırması yapılmıştır. Üç ay sonra İTUÖ 1., 2., 4. sorularına verilen yanıtların ve toplam ortanca İTUÖ skorunun eğitim sonrası daha yüksek olduğu görülmüştür (sırasıyla; p<0,001, p<0,001, p=0,025 ve p<0,001). Ortalama takrolimus ve siklosporin kan düzeyinin eğitim sonrasında daha yüksek konsantrasyonlara ulaştığı tespit edilmiştir (p<0,001). Eğitim sonrası takrolimus ve siklosporin kan düzeylerinde sırasıyla %33,33 ve %100 artış görülmüştür. İkinci görüşmede yeni ve eski immunsupresif ilaç dozlarının kan düzeyine göre düzenlenmesi sonucunda günlük takrolimus, siklosporin ve toplam immunsupresif ilaç (takrolimus artı siklosporin) maliyetlerinde istatistiksel olarak anlamlı azalma sağlanmıştır (p<0,001). Ayrıca kreatinin (p<0,001), kan üre nitrojen (p=0,034), ürik asit (p=0,035) ve hemoglobin (p=0,028) düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme sağlanmıştır. Hastalara uygulanan 26 soruluk ankete verilen yanıtlar değerlendirildiğinde klinik eczacının, yeni ve bir yıldan fazla süredir nakil olan hastalarda nakil sonrası ne yapılması gerektiği konusunda hastanın farkındalığına (sırasıyla 4 ve 12 soruda) anlamlı katkıda bulunduğu belirlenmiştir (p<0,05). Bu tez çalışmasında, renal transplantasyon hastalarının immunsupresif ilaçlar hakkındaki algılarına ve bilgilerine yönelik klinik eczacının davranış ve eğitim stratejisinin bir sonucu olarak immunsupresif tedaviye uyunç önemli ölçüde artmış ve bunun sonucu olarak da tedavi sonuçlarında ve maliyetinde iyileşmeler görülmüştür.

BöbrekBöbrek hastalıklarıBöbrek nakli+5
Kamer Tecen Yücel
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Böbrek nakli vericilerinde uzun süreli takip sonucunda kronik böbrek hastalığı gelişme riski ve etkili faktörler

Günümüzde yapılan böbrek nakillerinin önemli bir kısmı canlı vericilerden gerçekleştirilmektedir. Bu çalışmada böbrek vericilerinin uzun dönem takibinde kronik böbrek hastalığı (KBH) gelişme riski ve etkili faktörlerin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 338 canlı böbrek vericisi dahil edildi. Vericilerin %64,2'si kadındı ve ortanca yaş 47 (39-54) yıl olarak bulundu. Ortanca 71 aylık takip süresince 64 (%18.9) vericide KBH geliştiği görüldü. 14 vericide evre 1-2, 50 vericide evre 3 KBH gelişti. Evre 4 ve 5 KBH gelişen hasta olmadı. Nakil zamanında yaşın ileri olması ve nakil öncesi glomerüler filtrasyon hızı (GFH)'nın düşük olması evre 3 KBH gelişimi üzerine etkili faktörler olarak saptandı (p<0.001, p<0.001). Yapılan receiver operating characteristic (ROC) analizi sonucu evre 3 KBH gelişiminde kestirim yaş değeri 50.5 yıl olarak saptandı. Donör nefrektomi sonrasında vericilerin hem albüminüri, hem de proteinüri değerlerinde artış görüldü (p=0.040, p=0.020). Albüminürinin, takip süresi 71 aydan uzun olan vericilerde daha fazla olduğu görüldü (p=0.012). Nakil öncesi ve son kontrol değerleri karşılaştırıldığında LDL-kolesterol, trigliserid, glikolize hemoglobin, açlık plazma glukozu değerlerinde artış görüldü (p=0.011, p<0.001, p<0.001, p=0.001). Nakil sonrasında 57 hastada (%16.8) yeni gelişen hipertansiyon saptandı. Glomerüler filtrasyon hızı, 60 ml/dk/1.73m2'nin altında olanlarda hipertansiyon %42 oranında görülürken, GFH>60 ml/dk/1.73m2 olan grupta %19.4 oranında görüldü (p<0.001). Vericilerin 15 yıllık son dönem böbrek yetmezliği (SDBY) riski, literatürde tanımlanan formüle göre hesaplandı. 15 yıllık SDBY riskinin her iki cinsiyette 60 yaşına kadar arttığı sonrasında azaldığı görüldü. Erkeklerin SDBY riski kadınlardan yüksek bulundu. Çalışmada ortanca 6 yıllık takipte 9 vericinin öldüğü görüldü. Hesaplanan kaba mortalite hızı binde 4.4 olarak bulundu. Bu sonuçlar, canlı böbrek vericisi olmanın metabolik göstergelerde bozulma, hipertansiyon ve KBH gelişimi ile ilişkili olduğunu; KBH gelişiminde nakil zamanındaki yaş ve GFH değerlerinin belirleyici olduğunu göstermektedir.

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliBöbrek yetmezliği-kronik+3
Güldehan Haberal
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Renal transplantasyon öncesinde bakılan anti-HLA antikor düzeylerinin greft sağkalımına etkisi

Anti-HLA antikorların renal transplantasyondaki önemi her geçen gün artmaktadır. Antikor saptama yöntemlerinde zaman içerisinde yaşanan gelişmeler, transplantasyon başarısızlığına neden olan bu problemin tanınmasına yol açmıştır. Tek antijen boncuk yönteminin kullanılmaya başlanmasıyla birlikte tespit edilen antikorların çeşitleri artmış ve daha düşük düzeyde antikorların saptanması mümkün hale gelmiştir. Yapılan çalışmalar anti-HLA antikor MFI düzeyi yüksek olan hastalarda rejeksiyon riskinin arttığını göstermiştir. Fakat MFI düzeyi düşük olan antikorların klinik önemi hala aydınlatılamamıştır. Bu çalışmada, Hacettepe Üniversitesi Nefroloji Bilim Dalı'nda renal transplantasyon yapılan hastaların, renal transplantasyon öncesinde tek antijen boncuk yöntemiyle saptanan düşük düzeyli antikorları dahil bütün anti-HLA antikorlarının türünün ve düzeyinin renal greft sağkalımına etkisi araştırılmıştır. Çalışmaya 2016-2020 yılları arasında renal transplantasyon yapılan toplam 140 hasta dahil edilmiştir. Çalışmamızda pretransplant dönemde bakılan DSA sayısı, sınıf II DSA MFI düzeylerinin toplamı ve tüm antikorlar içinde en yüksek MFI değerinde artış ile toplam rejeksiyon gelişimi arasında anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. (p<0,05) Bununla birlikte DSA sayısı, en yüksek DSA MFI değeri ve DSA MFI değerlerinin toplamındaki artışın hücresel rejeksiyon gelişmesi açısından anlamlı olduğu saptanmıştır. (p<0,05) Bizim çalışmamızda DSA ve non-DSA sayıları ve antikor MFI toplamları ile humoral rejeksiyon gelişimi arasında anlamlı ilişki gösterilememiştir. Sonuç olarak pretransplant dönemde bakılan DSA sayısının fazla olması ve ayrıca sınıf II DSA MFI toplamının yüksek olması rejeksiyon gelişimi için risk faktörü olabilir. Ayrıca DSA sayıları, non DSA ve class II DSA MFI toplamları hücresel rejeksiyonu öngörmek açısından yol gösterici olabilir.

AntikorlarBöbrekBöbrek hastalıkları+3
Feride Özkara
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Canlı böbrek vericilerinde böbrek hacmi, serum ve idrar uromodulin düzeylerinin mevcut böbrek fonksiyonlarıyla ilişkisi

Uromodulin nefron kütlesinin ve tübüler fonksiyonun bir belirteci olarak bilinmektedir. Çalışmamızda canlı böbrek vericilerinde kalan böbreğin hacmi, serum uromodulin (Sumod) ve idrar uromodulin (Uumod) düzeylerinin mevcut böbrek fonksiyonlarıyla ilişkisini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya 100 canlı böbrek vericisi (Yaş ortalaması 52.46±10.38, 65 kadın) dahil edildi. Böbrek hacimleri nefrektomi öncesi çekilen abdomen bilgisayarlı tomografiler ve son poliklinik kontrolü sırasında yapılan abdomen manyetik rezonans görüntülemeler kullanılarak hesaplandı. Kan ve idrar uromodulin düzeyleri uromodulin insan ELISA kiti (Brno, Çekya; RD191163200R) ile ölçüldü. Ortalama izlem süresi 63.23±56.82 aydı. İzlem süresi boyunca 16 hastada kronik böbrek hastalığı (KBH) gelişti. Sumod ile glomeruler filtrasyon hızı (GFH) (r=0.29, P=0.006), kreatinin (r=-0.25, P=0.02) ve yaş (r=-0.36, P<0.001) arasında korelasyon bulundu. KBH gelişen 16 hastanın Sumod ortalaması gelişmeyenlere göre düşüktü (78.12±34.19 karşı 94.03±32.55 ng/ml, P=0.047). KBH hastalarında Uumod ile GFH arasında güçlü bir ilişki mevcuttu (r=0.64, P=0.007). Uumod'un izlem süresiyle paralel olarak değiştiği saptandı (r=0.28, P=0.006). Uumod ile proteinüri farkı arasında ilişki gösterildi (r=-0.32, P=0.002). Nefrektomi sonrası kalan böbreğin hacminin %22 arttığı tespit edildi. Hacimdeki artış, GFH (r=0.34, P=0.001) ve izlem süresiyle (r=0.37, P<0.001) koreleydi. Sumod, Uumod ve kalan böbreğin hacmi arasında ilişki bulunamadı. Çalışmamız canlı böbrek vericilerinde Sumod, Uumod ve kalan böbrek hacminin böbrek fonksiyonuyla ilişkili olduğunu, KBH gelişen vericilerde böbrek fonksiyonlarını Uumod'un daha iyi yansıttığını ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Uromodulin, Tamm-Horsfall proteini, böbrek hacmi, canlı böbrek vericisi, böbrek nakli

BöbrekBöbrek fonksiyon testleriBöbrek fonksiyon testleri+7
Arda Erdut
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediatrik renal transplant alıcılarında transplantasyon sonrası yeni gelişen diyabetes mellitus riskini arttıran faktörler

Amaç: Nakil sonrası yeni gelişen diyabetes mellitus (NODAT), böbrek naklinin önemli bir komplikasyondur. Bu çalışmanın amacı, tek bir merkezdeki böbrek nakli alıcıları arasında NODAT insidansını ve ilişkili faktörleri değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Mayıs 1994 – Temmuz 2018 ayları arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Kliniğinde böbrek transplantasyonu yapılan 1-19 yaş aralığında 138 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Daha öncesinde diyabetes mellitus tanısı olmayan, en az 6 aylık izlem süresi olan hastalar çalışmaya dahil edildi. Literatürde bildirilen risk faktörleri araştırılarak demografik, antropometrik ve laboratuvar parametrelerine ilişkin veriler kaydedildi. Hastalar istatistiksel karşılaştırma için NODAT olan ve olmayan olarak iki gruba ayrıldı. Bulgular: Çalışma süresince böbrek nakli olan toplam 145 hastadan 138 böbrek nakil alıcısı analize dahil edildi. NODAT insidansı %9,4 (n=13) olarak saptandı. NODAT grubunda kız cinsiyeti %84, yaş ortalaması 13,9±2,5, kadavra vericiden nakil %84 idi. NODAT tanı alma ortanca süresi nakil sonrası 60 (10-750) gün olarak saptandı. Bu hastaların 9'u (%69) ilk 6 ay içerisinde tanı almıştı. NODAT gelişmeyen grupta (n=125) kız cinsiyeti %42,9, yaş ortalaması 11,2±4,3, kadavra vericiden nakil %46,4 idi. Kız cinsiyet ve kadavra vericili nakil açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (sırasıyla p=0,004, p=0,009). Erkek verici cinsiyeti, 13 yaş ve üzeri alıcı yaşı, periton diyaliz öyküsü NODAT grubunda daha fazla sıklıktaydı, ancak iki grup istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Takrolimus alan hastalar (%14,1), siklosporin alan hastalardan (%3,3) daha yüksek NODAT insidansına sahipti. Alıcı cinsiyetine bakıldığında kız erkeğe göre 6,7 kat NODAT gelişimi açısından daha riskli saptandı (p=0,013). Verici tipine göre ise kadavra vericili nakil, canlı nakile göre 5,6 kat daha riskli bulundu (p=0,024). İlk yıl takrolimus kan düzeyi ortalamasına göre ilaç kan düzeyi arttıkça NODAT gelişim riski 1,34 kat arttığı (p=0,02), 2. yıl takrolimus kan düzeyi ortalamasına göre ilaç kan düzeyi arttıkça riskin 1,37 kat arttığı saptandı (p=0,02). Sonuç: Pediatrik böbrek nakli alıcılarımızda, özellikle nakil sonrası ilk 6 ay NODAT insidansı yüksekti. Kız cinsiyeti, kadavra vericili nakil ve yüksek takrolimus kan düzeyi risk faktörleriydi. İmmünsüpresif tedavi seçimi, anlamlılığa ulaşan tek değiştirilebilir risk faktörüydü. Yakın izlem ve modifiye edilmiş protokoller takrolimusun yan etkilerini en aza indirmeye yardımcı olabilir. Risk faktörlerinin daha net anlaşılması, nakil sonrası izlemede ve klinik karar vermede rehberlik edebilir.

Böbrek nakliBöbrek yetmezliği-kronikDiabetes mellitus+6
Gülçin Kayan Kaşıkçı
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Böbrek nakilli hastalarda sitomegalovirus (CMV) infeksiyonu sıklığı, risk faktörlerinin değerlendirilmesi, uzun dönem greft ve hasta sağ kalımı üzerine etkisi

Kronik böbrek yetmezliği (KBY), çeşitli hastalıklara bağlı olarak nefronların ilerleyici ve düzelmesi mümkün olmayan kaybı ile karakterize bir sendromdur. KBY'de glomerüler filtrasyon hızı (GFH)'nın 15 ml/dk/1.73 m2 nin altında olması son dönem böbrek yetmezliği (SDBY) olarak adlandırılır. SDBY'de hastaların yaşamlarını sürdürebilmeleri periton diyalizi, hemodiyaliz ve böbrek naklini içeren renal replasman tedavilerinden biriyle mümkün olur. Böbrek transplantasyonu SDBY'nin en seçkin tedavi yöntemidir. Günümüzde etkin immünsupresif ilaçların kullanıma girmesine rağmen, böbrek nakli, greft fonksiyonunun geri dönüşümsüz kaybı ile sonuçlanabilen pek çok komplikasyonla ilişkilidir. Greft kaybının en sık rastlanan nedenleri ölüm ve kronik rejeksiyondur. Ülkemizde Türk Nefroloji Derneği'nin yayınladığı 2013 yılı diyaliz ve transplantasyon kayıtlarında, infeksiyonların en önemli ölüm nedeni olduğu (%51,4) saptanmıştır. Tüm solid organ nakli alıcılarında en sık görülen viral infeksiyon etkeni sitomegalovirüs (CMV)'dir . Böbrek nakli sonrası; uygulanan immünsupresif ilaçlar, indüksiyon veya rejeksiyon tedavisi için antilenfosit antikorların kullanımı, yaş, eşlik eden hastalıklar ve nötropeni varlığı, CMV infeksiyonu için risk faktörleridir. Renal transplant alıcılarında CMV infeksiyonu/hastalığı akut rejeksiyona, greft disfonksiyonuna, oportünistik infeksiyonlara ve malignitelere neden olabilir. Ayrıca CMV kardiyovasküler hastalık ve kronik greft rejeksiyonu ile ilişkilidir. Günümüzde tüm böbrek nakli alı¬cılarında (negatif CMV serolojisine sahip alıcı ve vericiler dışında) nakilden sonraki en az 3 ay boyunca ve T hücre eksiltici antikor tedavisi sonrasında 6 hafta boyunca CMV infeksiyonu için oral gansik¬lovir veya valgansiklovir ile kemoprofilaksi yapılması önerilmek¬tedir. Bu çalışmada Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde böbrek nakli yapılmış hastalarda sitomegalovirüs (CMV) infeksiyonu sıklığı, risk faktörlerinin değerlendirilmesi ve uzun dönem greft ve hasta sağ kalımı üzerine etkisinin retrospektif olarak araştırılması amaçlanmıştır.

BöbrekBöbrek hastalıklarıBöbrek nakli+7
Orhan Kır
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Böbrek fonksiyonları normal olan renal transplant hastalarında serum asprosin düzeyleri ile insülin direnci, nabız dalga hızı, santral kan basıncı ve diğer kardiyovasküler risk faktörleri arasındaki ilişki

Amaç: 2016 yılında keşfedilen bir adipokin olan asprosinin, renal trasnplantlı bireylerde serum düzeylerinin belirlenmesi ve bu parametrenin insülin direnci, nabız dalga hızı ve kardiyovasküler belirteçelerle olan ilişkisini incelemeyi hedeflemekteyiz. Materyal ve Metod: Çalışmaya Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nefroloji Organ Nakil polikliniklerinde takip edilen renal transplantasyon yapılmış 70 hasta ve 18 sağlıklı kontrol grubu dahil edildi. Bu bireylerde biyokimyasal ve antropometrik ölçümler yapıldı. Serum asprosin düzeyleri Human Asprosin Elisa Kit ile ELİSA yöntemi kullanılarak tespit edildi. Nefroloji Polikliniğimizde rutin olarak kullandığımız MobilGraph New Genereation S/N C299843 cihazıyla nabız dalga hızı ve santral kan basıncı ölçümleri yapıldı. Hastalar ve sağlıklı kontrollerin Karotis intima-media kalınlığı (CIMT) ve plak değerlendirmesinde Siemens S3000 ultrason cihazındaki 18/6 lineer prob ve tiroid ayarı kullanıldı. Plak değerlendirmesi B-mod ultrasonla yapıldı. Araştırmada elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 18.0 paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Çalışmamızda renal transplantlı bireylerde serum asprosin düzeyini sağlıklı kontrol gurubuna göre anlamlı olarak daha yüksek tespit ettik (p=0,036). Asprosin düzeyi ile BMI, insülin düzeyi, HOMA-IR düzeyi ve HDL ile pozitif yönlü anlamlı korelasyon tespit edildi (r ve p değerleri sırasıyla; r=-0,445; p<0,001; r=0,323; p=0,006; r=0352; p=0,003; r=0,248; p=0,039). Serum asprosin düzeyleri insülin direncinin bir öngördürücüsü olduğunu saptadık. Asprosin düzeyleri ile nabız dalga hızı arasında herhangi bir ilişki saptayamadık. Sonuç: Serum asprosin düzeyleri renal transplantlı hastalarda yüksek saptanmıştır ve insülin direncinin bir öngördürücüsüdür. Nabız dalga hızı ile bir ilişki saptayamadık ancak hasta sayısının az olmasından dolayı daha geniş popülasyonun yer aldığı çalışmalara ihtiyaç vardır.

AsprosinBöbrek fonksiyon testleriBöbrek hastalıkları+7
Ömer Faruk Usca
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Böbrek nakli sonrası yeni gelişen diyabetes mellitus (NODAT) risk faktörleri ve tedavi yönetimi

AMAÇ NODAT nakil sonrası çeşitli sebeplere bağlı olarak gelişen, değişen derecelerde insülin direnci ile karakterize metabolik bir hastalıktır. İnsidansı %4 ile %25 arasında bildirilmiştir. NODAT gelişiminde değiştirilebilen, kısmen değiştirilebilen ve değiştirilemeyen bir çok faktör etkili olabilmektedir.Çalışmamızın amacı hastanemizde diyabetik olmayan ve böbrek nakli yapılan hastalarda NODAT insidansı, NODAT gelişimi için öngörülebilecek risk faktörlerinin değerlendirilmesidir. METOD Kasım 2010 ile Ekim 2012 tarihleri arasında T.C. İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi Şişli Florence Nightingale hastanesinde böbrek nakli operasyonu yapılan 72 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, boy, kilo, vücut kitle indeksi değerleri, primer hastalığı, diyaliz öyküsü, HLA doku uyumu, böbrek vericisi yaşı, cinsiyeti, alıcının hepatit B veya C öyküsü,tiroid hormonları, lipid profilleri, magnezyum değerleri, sistolik kan basınçları, açlık, tokluk kan şekeri ve HbA1c değerleri, postoperatif insülin ihtiyacı, kreatinin değerleri, immünsüpresif ilaç türleri ve kan düzeyleri, pulse steroid öyküsü, hücresel veya hümoral red öyküsü, CMV infeksiyonu öyküsü,piyelonefrit öyküsü, antihipertansif kullanımı ve NODAT için hastalara verilen tedaviler kaydedildi. NODAT gelişimi için risk faktörleri istatistiksel yöntemlerle çalışıldı. BULGULAR Çalışmaya alınan 72 hastanın 33'ü erkek (%46), 39'u kadındı (%54). 17 hastada (%23,6) NODAT gelişirken, 55 hastada (%76,4) NODAT saptanmadı. Tek değişkenli analizlerde yaş?45 (p<0,0001), nakil öncesi ve 1.ay VKİ?30kg/m2 (p=0,009, p=0,002), postoperatif insülin ihtiyacı(p<0,0001), nakil öncesi ve 2., 3., 4. hafta bozulmuş açlık kan şekeri(p<0,0001, p=0,001, p=0,004, p<0,0001), nakil öncesi bozulmuş glukoz toleransi (p=0,009) ve takrolimus kan düzeyi?10ng/dl olması (p=0,006) NODAT gelişim için istatistiksel olarak anlamlı risk faktörleri olarak bulundu. Çok değişkenli analiz sonucunda ise yaş?45 (p=0,01), nakil öncesi bozulmuş açlık kan şekeri (p=0,001), postoperatif insülin ihtiyacı (p=0,01) ve 1. ay takrolimus kan düzeyi (p=0,04) NODAT gelişimi için istatistiksel olarak anlamlı bağımsız risk faktörleri olarak saptandı SONUÇ VE TARTIŞMA Hastalarımızda tespit edilen NODAT risk faktörleri literatürle benzerlik göstermektedir. Bu risk faktörleri göz önünde bulundurularak hastaların tanı,takip ve tedavisi planlanmalıdır.

Adrenal korteks hormonlarıBöbrek hastalıklarıBöbrek nakli+5
Fatih Gökhan Akbay
Demiroğlu Bilim University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Böbrek nakli bekleme listesindeki hastaların sürekli öfke düzeyleri ve öfke ifade tarzları ile obsesif kompulsif semptomları arasındaki ilişkinin sosyo - demografik değişkenler eşliğinde incelenmesi

Bu araştırmanın temel amacı, böbrek nakli bekleme listesindeki hastaların sürekli öfke düzeyleri ve öfke ifade tarzları ile obsesif kompulsif semptomları arasında ilişki olup olmadığının belirlenmesidir. Araştırma Şişli Florence Nightingale Hastanesi Böbrek Nakli Bekleme Listesinde tedavi görmekte olan hastalar oluşturmaktadır. Böbrek Nakli Bekleme Listesinde kayıtlı bulunan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 106 hasta oluşturmaktadır.Çalışmaya katılan 106 hastanın yaş ortalaması (55) yıl olarak hesaplanmıştır. Hastaların Maudsley OKSL ve SÖÖİTÖ'nden aldıkları puanların birbirleri ile ilişkisi incelendiğinde, Sürekli Öfke alt boyutu puanı ile Kontrol Etme, Temizlik, Yavaşlık, Kuşku alt boyutları ve Toplam puan arasında pozitif yönlü zayıf ilişki olduğu; Ruminasyon alt ölçeği ile arasında pozitif yönlü orta dereceli ilişki olduğu belirlenmiştir. Öfke Kontrol alt boyutu ile Maudsley OKSL'nin alt boyutları arasında negatif yönlü zayıf ilişki olduğu; ancak Temizlik alt boyutu ile arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. Öfke içe alt boyutu puanı ile kontrol etme, yavaşlık, kuşku ve renimasyon alt boyutları arasında pozitif yönlü zayıf ilişki olduğu; ancak temizlik alt boyutu ile arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür.Öfke Dışa alt boyutu ile Maudsley OKSL'nin hiçbir puanı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı saptanmıştır. Maudsley OKSL ile SÖÖİTÖ için verilen yanıtların iç tutarlılığı incelendiğinde, Maudsley OKSL'ye verilen yanıtların oldukça tutarlı olduğu, SÖÖİTÖ'ye verilen yanıtların ise nispeten daha az tutarlılığa sahip olduğu belirlenmiştir.Hastaların Maudlesy OKSL'nin alt ölçeklerinden ve toplamından aldığı puanlar cinsiyete göre değerlendirildiğinde, Kontrol Etme puanları ortancası erkek ve kadınlarda sırasıyla 2.0-5.0 olarak hesaplanmıştır. Kadınların erkeklere göre anlamlı düzeyde daha yüksek Kontrol Etme puanına sahip olduğu belirlenmiştir. Erkeklerin Temizlik puanı ortancası 4.0, kadınların Temizlik puanı ortancası 6.0 olarak elde edilmiştir. Kadınların erkekleregöre Temizlik alt ölçeğinden daha yüksek puan aldıkları tespit edilmiştir. Kadınların diğer alt ölçek puanları ve toplam ölçek puanlarının da, erkeklerin puanlarından anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür.Hastaların SÖÖİTÖ alt boyut puanları cinsiyet bazında ele alındığında, Sürekli Öfke puanı ortancası erkek hastalarda 16.0, kadın hastalarda ise 18.0 olarak hesaplanmıştır. Kadınların Sürekli Öfke puanlarının erkeklere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. Öfke Kontrol ve Öfke İçte alt boyutları için erkeklerin puanlarının kadınlara göre yüksek olduğu tespit edilmiştir. Öfke Dışta alt boyutunda puanların cinsiyete göre benzer olduğu görülmüştür.

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliHasta psikolojisi+5
Alihan Atile
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

A-V fistülü olan hastaların klinik takiplerinin değerlendirilmesi

Materyal ve Yöntem: Araştırmanın örneklemi İstanbul Şişli FNH'de böbrek nakli öncesi diyalize girmek için A-V fistül açılan, nakil sonrası sonrası fistülleri çalışan hastalar oluşturmaktadır. Yürütülen çalışmaya 22-65 yaş arası (ortalama=41,29±10,63 yıl) böbrek nakli yapılmış olan 100 kişi katılmıştır. Verilerin analizi için sosyal bilimlerde sıkça kullanılan SPSS.21 paket programı kullanılmıştır. Araştırmada yer alan sosyodemografik bilgiler için frekans ve betimleyici istatistik yöntemleri kullanılmıştır. Kategorik değişkenler içi farklılığı bulmak için ki-kare homojenlik ve kategorik değişkenler arası farklılığın tespiti için ki-kare bağımsızlık analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Analizler sonucunda fistüllerin böbrek nakli sonrasında için yaşadıkları problemler arası farklılık görülmüştür. Kadın hastalar daha çok fistülün görüntüsünden rahatsız oldukları için kapatılmasını istemişlerdir. Fistül takılan hasta grubunda 22-40 yaş arası ve düşük eğitim seviyesi için günlük aktiviteleri daha çok etkilediği görülmüştür. Nakil sonrası fistülünün kapatılmasını en çok isteyen hastalar 22-40 yaş arası hastalar ve fistülü sol kolunda bulunan hastalardır. Fistülü sol kolunda bulunan bireylerin daha çok kalp problemi yaşadıkları görülmüştür. BUN ve KREATİN değerlerinin fistülün kapatılmasını isteme veya istememe durumunda istatistiksel fark bulunmamıştır. Sonuç: Elde edilen bulgular %95 güven aralığında ve p=0,05 anlamlılık düzeyinde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Diyaliz, Hemodiyaliz, Fistül, Böbrek Nakli, Hasta

Arteriovenöz fistülBöbrekBöbrek fonksiyon testleri+6
Rukiye Erdoğan
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Hepatit b ve hepatit virüsleriyle karşılaşmış olan böbrek nakilli hastaların klinik seyrinin izlenmesi

Amaç: Bu çalışmada Hepatit B ve Hepatit C virüsleriyle karşılaşmış ve böbrek nakli yapılmış hastaların böbrek fonksiyon testlerinin, karaciğer enzimlerinin ve kan değerlerinin Hepatit B ve Hepatit C virüsleriyle karşılaşmamış böbrek nakli olmuş hastalarla karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, İstanbul Bilim Üniversitesi Şişli Florence Nightingale Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalında 2008-2016 yılları arasında böbrek nakli yapılmış 872 hasta dosyası retrospektif olarak taranıp hepatit B ve hepatit C virüslerinin hasta ve greft sağ kalımına etkileri incelenmiştir. Bulgular: Araştırmaya dahil edilen hastaların HBV(+) grubundakilerin %86,7'si, HCV(+) grubundakilerin tamamı ve kontrol grubundakilerin %97'si için greft tipinin canlı olduğu belirlendi. Hastalık nedenleri içinde; hipertansiyon HBV(+) hastalarda HCV(+) hastalara, kontrol grubu ise hem HBV(+)hem de HCV(+) hastalara göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Hastaların en son kotrol BUN değerine bakıldığında, HCV(+) grubu kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek bulundu. Hastaların 5.yıldaki AST değerine bakıldığında, HCV(+) grubun kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek bulundu. Hastaların taburcu oldukları an ki ürik asit değerine bakıldığında, HBV(+) grubunun ortalama HCV(+) grubundan anlamlı olarak yüksek bulundu. Sonuçlar: Bulgularımız böbrek transplantasyonu hastalarında hepatit B ve hepatit C virüs enfeksiyonun böbrek fonksiyonları üzerinde etkisi olmadığı gibi nakil sonrasında gelişebilecek komplikasyonlar üzerindede etkisi yoktur. Dolayısıyla Hepatit B ve hepatit C virüs enfeksiyonunun hasta sağ kalımına ve greft sağ kalımına etkisi olmadığı düşünülebilir.

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliBöbrek yetmezliği-kronik+6
Gülümser Oral Taraktaşlı
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Böbrek transplantasyonunda alıcı ve vericilerin ameliyat öncesi kaygı düzeylerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma böbrek transplantasyonunda alıcı ve vericilerin ameliyat öncesi kaygı düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Araştırma Mart 2018 – Haziran 2018 tarihleri arasında İstanbul'da özel bir hastanenin böbrek transplantasyon servisinde 30 verici ve 30 alıcı üzerinde yapıldı. Verilerin toplanması için Kişisel Özellikler Formu ve Durumluluk Sürekli Kaygı Ölçeği kullanıldı. Bulgular: Çalışmada alıcıların yaşları 23-64 yaş arasında vericilerin yaşları 21-80 yaş arasında değişmektedir. Araştırmaya katılan alıcıların %40'ı kadın, %60'ı erkek vericilerin %33.3'ünü kadın, %66.7'sini erkek oluşturmaktadır. Alıcı ve vericilerin durumluk sürekli kaygı ölçeği puanları, alıcı ve vericilerin daha önce ameliyat olma durumuna göre karşılaştırıldığında, vericilerin sürekli kaygı boyutu puanları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Değerlendirme sonuçlarına göre daha önce ameliyat olan vericilerin sürekli kaygı boyutu puanları (38,80 ± 6,647), daha önce ameliyat olmayan vericilerin puanlarına göre (33,15 ± 6,777) istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Sonuç: Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda alıcı ve vericilerin transplantasyona ilişkin kaygıları dikkate alınarak buna yönelik bakım planı oluşturulması, ameliyat öncesi dönemde hasta ve yakınlarının transplantasyona ilişkin bilgilendirilmesi ve eğitimin gereksinimlere uygun olarak planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Böbrek transplantasyonu, alıcı, verici, kaygı, ameliyat.

AnksiyeteBöbrek hastalıklarıBöbrek nakli+7
Çiğdem Özadlı
Demiroğlu Bilim University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Böbrek transplantasyonu uygulanan hastaların sosyal destek düzeylerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırma; böbrek transplantasyonu uygulanan hastaların sosyal destek düzeyinin değerlendirilmesi amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı nitelikte bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini, özel bir hastanede yatan böbrek nakli olan hastalardan araştırmaya katılan 61 kişi oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan 'Hasta Bilgi Formu', Arkar ve Eker tarafından hazırlanan 'Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeğinin Gözden Geçirilmiş Formu' kullanılarak toplandı. Bulgular: Hastaların Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeğinin Gözden Geçirilmiş Formu'na verilen cevaplara göre; hastaların yaşları (p<0,05) , aile (p<0,05) ve gelir durumu (p<0,05) istatiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi. Sonuç: Böbrek transplantasyonu uygulanan hastalarda en çok aile desteğinin izlenmesi, gelir durumu yeterli olmayan hastalarda ekonomik destek kaynaklarının araştırılması, her hastada sosyal destek düzeylerinin değerlendirilmesi önerildi.

AileBöbrek nakliBöbrek yetmezliği-kronik+3
İremnur Çiftçi
Demiroğlu Bilim University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Renal allograft biyopsilerde aktivite ve kronisite skorlarının klinik parametreler ile ilişkisi

Amaç: Böbrek allograft biyopsilerinin değerlendirilmesinde iki senede bir güncel literatür verilerine göre yenilenen Banff sınıflandırılması kullanılmaktadır. Banff sınıflaması graft böbrek biyopsisinde belli histolojik lezyonları yaygınlık ve şiddetine göre değerlendirmektedir. Güncel Banff 2019 konferansında sınıflandırmanın karmaşık ve yanlış yorumlamaya açık olduğu ile ilgili tartışmalar olmuştur. Graft sağ kalımını öngörmede Banff sınıflandırmasında yıllardır süregelen hücresel ve humoral rejeksiyon için ayrı ayrı oluşturulan aktif/akut, kronik aktif ve kronik kategorilerinin yerine ISN/RPS Lupus nefriti klasifikasyonundakine benzer şekilde rejeksiyon tipi + aktivite ve kronisite skorlarının bildirilmesi önerisi gelmiştir. Bu çalışmada canlı ya da kadavradan böbrek nakilli erişkin hastalarda allograft endikasyon biyopsisi sırasında kaydedilen histopatolojik ve klinik özellikler incelenecek, hastalık aktivitesi ve kronisitesini yansıtan histolojik lezyonların varlığı ve yaygınlığı ile elde edilecek aktivite ve kronisite skorlarının graft kaybını öngörmede etkili olup olmadığı araştırılacaktır. Gereç ve Yöntem: 2005-2021 yılları arasında AÜTF Tıbbi Patoloji Anabilim dalında incelenmiş yetişkin alıcılara ait 341 adet renal allograft endikasyon biyopsisi çalışmaya dahil edilmiştir. Biyopsilere ait renal allograft biyopsilerin rutin histopatolojik değerlendirmesinde kullanılan Hematoksilen&Eozin, PAS (Periodic acid schiff), PASM (Periodic acid methenamine silver), trikrom boyalı histolojik preparatlar ile C4d, CMV, SV40 özel immünhistokimya boyalı preparatlar arşivden çıkartılarak ışık mikroskobik olarak güncel Banff sınıflamasına göre tekrar değerlendirilmiştir. Banff elementer lezyonları yaygınlık ve şiddetine göre skorlanmıştır. M.Haas ve ark.larının önerdiği yöntem ile aktivite ve kronisite skorları belirlenmiştir. Alternatif olarak S. Sethi ve ark.larının native biyopsilerde kullanılmasını önerdikleri kronisite skoru da hesaplanmıştır. Hastalara ait demografik veriler, prognozla ilişkili klinik değişkenler hastane bilgi sisteminden ve hasta takip formlarından elde edilmiştir. Aktivite ve kronisite skorlarının graft prognozu ile korelasyonu, duyarlılık ve seçicilik değerleri hesaplanmıştır. Verilerin analizi "SPSS for Windows 11,5" paket programında yapılmış, p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda rejeksiyon tipinin graft kaybı ve graft sağkalım süresi ile ilişkisi saptanmamıştır. Graft kaybı olan ve olmayan gruplar arasında Kronisite skoru-Haas, total biyopsi skoru, kronisite skoru-Sethi anlamlı olarak farklı bulunmuştur. Aktivite skoru ise sınırda anlamlı düzeyde fark göstermiştir. Graft kaybı olan grupta, olmayan gruba göre biyopsi anındaki kreatinin (Cr) düzeyleri daha yüksek, eGFR düzeyleri daha düşük ve nakil-biyopsi arası süre daha uzun bulunmuştur. Graft sağkalım süresi kronisite skorları ve total biyopsi skoru ile ters yönlü ilişki göstermiştir. Biyopsi sonrası 1. yıl Cr değeri kronisite skorları ve total biyopsi skoru arttıkça istatistiksel anlamlı olarak artış göstermektedir. Aktivite skoru graft sağkalım süresi ve biyopsi sonrası 1.yıl Cr değeri ile ilişkisiz bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda rejeksiyon tipi ile graft prognozu açısından ilişki saptanmamıştır. M. Haas ve S. Sethi'nin önerdiği kronisite skoru ve total biyopsi skoru hesaplamasının graft sağkalım süresi ile ilişkisinin bulunması sebebi ile biyopsi raporunda tanı kategorisi yanında aktivite ve kronisite skorunun bildirilmesinin faydalı olacağı düşünülmüştür. Bu şekilde Banff sınıflandırmasının tanısal sınıflandırma sistemi olması ile birlikte bu sınıflandırmanın prognostik performansı da artabilir. Hastaların tekrar eden biyopsilerinde lezyon skorlarındaki değişim ile progresyon ya da regresyon daha kolay takip edilebilir. Bu haliyle raporlamanın klinisyenler için hasta izlemi ve tedavi yönetiminde standardizasyonu kolaylaştıracağı öngörülmüştür.

AllogreftBiyopsiBöbrek hastalıkları+3
Elif Özgür
Ankara University
2023
00

Related subjects