Koroner arter bypass

75 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter hastalarında propofol ile propofol/ketamin indüksiyonunun hemodinami ve EKG değişiklikleri üzerine etkisi

Giriş ve Amaç: KABG cerrahisi uygulanacak olguların anestezi indüksiyonunda kardiyovasküler stabilitenin sağlanması için anestezik ajanın seçimi önemlidir. KAH'ı olan olguların perioperatif dönemde aritmiye eğilimleri vardır. KAH'da ketamin ve propofolün arteriyel basınç ve KH üzerindeki zıt etkileri yerleşmiş bir kardiyak stabilite sağladığından ayrı ayrı kullanımından ziyade bir arada kullanımları üstün olabilir. Çalışmamızın amacı KAH'ı olan olgularda ketamin-propofol kombinasyonunun hemodinamik yanıta ve EKG değişikliklerine etkisini araştırmaktır.Yöntem: Hastalar propofol (Grup P, n=32) ve ketamin-propofol (Grup KP n=31) olarak iki gruba ayrıldı. Grup P'de propofol 20 mL'lik enjektörde 10 mg/mL, Grup KP'de ise ketamin ve propofol kombinasyonu ( konsantrasyonları 10 mg/mL ketamin, propofol 10 mg/mL) hazırlandı. Her iki gruba da ilaçlar iv 2 mg/kg yapıldı. Ardından 3-5 mcg/kg iv fentanil ve 0,1 mg/kg iv vekuronyum bromür yapıldı. Hastanın akciğerleri hastanın tam kas gevşemesi sağlanana kadar %100 O2'le maskelenerek manuel olarak havalandırıldı.EKG kayıtları anestezi indüksiyonundan önce (Bazal,T0), propofol veya ketamin-propofol injeksiyon başlangıcından 2 dk sonra (T1), entübasyondan önce (T2), entübasyondan 30 sn (T3), 1 dk (T4) ve 5 dk(T5) sonra kaydedildi.Bulgular: Olgular yaş, kilo, boy, cinsiyet yönünden benzerdi. Gruplar arası değerlendirmede KH, SAB, DAB, OAB QTc intervali ve Tp intervali değerleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0.05).Grup içi değerlendirmede her iki grubun SAB, DAB, OAB değerleri giriş değerine göre anlamlı olarak azalmıştı (p<0.05). KH ise; T2 döneminden itibaren anlamlı olarak azalmıştı (p<0.05).Grup içi değerlendirmede Grup P'de QTc intervali indüksiyon sonrası anlamlı olarak azalmışken, Grup KP'de fark yoktu (p>0.05). Her iki grupta entübasyon sonrası tüm dönemlerde QTc intervali anlamlı olarak artmıştı (p<0.05). Tp intervali yönünden istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik yoktu (p>0.05).Sonuç: Ketaminin-propofolle kombinasyonu QTc intervalini indüksiyondan sonra değiştirmezken, entübasyondan sonra propofole benzer olarak uzatmıştır. Ancak tüm dönemlerde Tp intervalinde değişiklik olmaması ve entübasyona hemodinamik yanıtın baskılanması nedeniyle anestezi indüksiyonunda bu kombinasyonun güvenle kullanılabileceğini düşünüyoruz.

Cerrahi-kardiyovaskülerCerrahi-kardiyovaskülerKetamin+5
Erdinç Koca
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pulmoner hipertansiyonlu olgularda koroner bypass cerrahisi; erken ve geç dönem sonuçları

Amaç: Pulmoner hipertansiyon farklı hastalıklarda gelişebilen hemodinamik ve fizyopatolojik bir durumdur. Açık kalp cerrahisinde mortalite ve morbiditeyi artıran nedenlerden biridir. Bu çalışmada preoperatif pulmoner hipertansiyonun, koroner arter bypass cerrahisi sonrası erken ve geç dönem sonuçları incelenerek koroner arter bypass cerrahisinin pulmoner hipertansiyon üzerine olan etkisi araştırıldı.Yöntem: Etik kurul izni alındıktan sonra retrospektif olarak 69 hasta çalışmaya alındı. Kliniğimiz veri tabanından preoperatif, peroperatif, erken ve geç postoperatif dönem verileri incelendi. Pulmoner arter basıncı, ejeksiyon fraksiyonu, NYHA FS, aritmi gibi parametreler ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası dönemde yapılan son kontrol tarihi itibariyle değerlendirildi.Bulgular: Çalışmamızda yapılan ortalama bypass sayısı 2.25 ± 0.83 (1-5), ortalama yoğun bakım takip süresi 2.83±1.19 (1-8) gün, ortalama hastanede kalış süresi 7.65 ± 3.26 (6-32) gün hesaplandı. Postoperatif erken (? 30 gün) dönemde ensık rastlanan (%14.4) problem atrial fibrilasyon oldu. Olguların %84'ünün NYHA fonksiyonel sınıflamasında artış yoktu. Preoperatif ve postoperatif ortalama ejeksiyon fraksiyonu 45.28±9.67 (25-65), 46.03±12.4 (20-65) (p=0.447), ortalama pulmoner arter basıncı 36.67±6.81 (30-60) mmHg, 37.81±10.07 (20-70) mmHg (p=0.378) hesaplandı. Olguların %5.79'unda geç dönem mortalite görülürken 33.9 ± 17 (9-100) aylık takip süresinde yaşam beklentisi ortalama %94.7 hesaplandı.Sonuç: Çalışmamızda preoperatif değerlendirme doğrultusunda uygulanan peroperatif ve postoperatif medikal tedavi ile koroner bypass cerrahisi düşük mortalite ve morbiditeyle uygulanabilir sonucuna varılmıştır. Olguların erken dönem sonuçları iyi olup geç dönem sonuçları tatminkardır. Pulmoner hipertansiyonun cerrahi revaskülarizasyon sonrası geç dönemde anlamlı değişiklik göstermediği ve yaşam kalitesi üzerine olumsuz etkisi olmadığı görüldü.Anahtar Kelimeler: Pulmoner hipertansiyon, koroner bypass cerrahisi, erken dönem sonuçlar, geç dönem sonuçlar, komplikasyon

Cerrahi-kardiyovaskülerHipertansiyon-pulmonerKomplikasyonlar+2
Barış Akça
İnönü University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass cerrahisi geçiren hastalarda bisiklet ve kol ergometresi egzersizlerinin fiziksel ve psikososyal fonksiyonlara etkisi açısından karşılaştırılması

Bu çalışma, Koroner Arter Bypass Cerrahisi geçiren hastalarda bisiklet ve kol ergometresi egzersizlerini fiziksel ve psikososyal fonksiyonlara etkisi açısından karşılaştırılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 52-65 yaş aralığında bisiklet ergometresi (n=23) ve kol ergometresi grubu (n=16) olmak üzere iki gruptan oluşan, toplam 39 olgu ( 35 erkek, 4 kadın) dahil edilmiştir. Demografik veriler kaydedildik-ten sonra çalışmaya katılan tüm bireylere eğitim öncesinde ve sonrasında fiziksel fonksiyonları 6 dakika yürüme testi, bioempedans analizi ve HDL, LDL, Trgliserid ve Total kolesterol değerleri ile psikososyal fonksiyonları ise beck depresyon ölçeği, modifiye borg skalası ve SF-36 anketleri ile değerlendirilmiştir. Tüm katılımcılara 6 hafta, haftada 5 seans olmak üzere toplam 30 seans boyunca bisiklet veya kol ergometre egzersizleri yaptırılmıştır. Sonuçlar karşılaştırıldığında bisiklet ergometre grubunda kol ergometre grubuna göre yürüme mesafesinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış bulunmuştur (p<0.05). Aynı zamanda kol ergometre grubunda bisiklet ergometre grubuna göre SF-36 alt parametrelerinden genel sağlık parametresinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık belirlenmiştir (p<0.05). Bu çalışmanın sonuçları bisiklet ve kol ergometre egzersizlerinin Koroner Arter Bypass Cerrahisi geçiren hastaların fiziksel ve psikososyal fonksiyonlarını benzer şekilde iyileştirdiğini göster-miştir. Ancak fonksiyonel kapasitenin geliştirilmesinde bisiklet egzersizlerinin daha avantajlı olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: KABG, bisiklet ergometre, kol ergometre, fiziksel fonksiyon, psikososyal fonksiyon, yaşam kalitesi

Egzersiz tedavisiErgometreFizik tedavi+5
Elif Dilara Durmaz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Health Sciences
2016
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter bypass cerrahisi sonrası görülen atriyal fibrilasyon gelişiminin kardiyak SİRT 1 proteini, mikro RNA 195-199A ile ilişkisi

Giriş: Koroner arter bypass cerrahisi sonrası gelişen atriyal fibrilasyon (AF) hayatı tehdit edici potansiyele sahip bir komplikasyondur. Postoperatif AF (POAF) olan hastaların kardiyak dokusunda antioksidan özelliği olan kardioprotektif SİRT 1 protein ekspresyonu artmıştır. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda SİRT 1 protein düzeyini regüle eden mikro RNA lar, SIRT proteini ve POAF arasındaki ilişkiyi inceleyen veriler yetersizdir. Gereç ve Yöntem: Koroner arter bypass greft (CABG) yapılan ve aortic kross klemp öncesi sağ atriyal apendiksten biyopsi alınan 63 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Bütün postoperatif hastalar taburcu olana kadar 24 saatlik ritm holter ile monitörize edildi, POAF ve sinüs ritmi olarak 2 gruba ayrıldı. Gerçek zamanlı PCR ile miRNA 199a ve mirRNA 195 ekspresyonları ölçüldü. SİRT 1 protein düzeyi Western Blot analizi ile ölçüldü. Bulgular: POAF grubunda miRNA 199a ekspresyonu kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşüktü, miRNA 199a ile POAF arasında ters korelasyon mevcuttu. MiRNA 195 ile POAF arasında korelasyon saptanmadı. POAF gelişen hastaların doku örneklerinde SİRT 1 protein ekspresyonu anlamlı olarak daha fazla saptandı. Sonuç: SİRT 1 proteinini regüle eden miRNA 199a'nin azalması POAF gelişimi ile ilişkili bulunmuştur. Bu sonuçla kardiyak cerrahi sonrası miRNA 199a, POAF'ı öngörmede kullanışlı bir biyobelirteç olabilir.

Atriyal fibrilasyonGenlerKoroner arter bypass+5
Sıtkı Küçükbuzcu
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preoperatif BNP(brain natriuretik peptid) değerlerinin koroner bypass cerrahisi uygulanan hastaların prognozunun degerlendirilmesindeki rolü

PREOPERATİF (BNP) BRAİN NATRİÜRETİK PEPTİD DEĞERLERİNİN KORONER BYPASS CERRAHİSİ UYGULANAN HASTALARDA PROGNOZUNDEĞERLENDİRİLMESİNDEKİ YERİÖZETBNP(Brain Natriüretik Peptid), ventrikül fonksiyonundaki değişikliklere hassas ve aynı zamanda bu değişikliklerin spesifik belirleyicisi olan ventiküler bir hormondur. Asemptomatik sol ventrikül yetmezliği için BNP örnek görüntüleme testidir. Bu çalışmanın amacı ,koroner bypass yapılacak hastaların preoperatif plazma BNP düzeyleri ile erken morbidite arasındaki ilişkinin araştırlmasıdır.11 aylık dönem boyunca koroner bypass yapılan 22 ardışık hastayı geriye dönük olarak değerlendirdik.Hastaların başka bir sistem ile ilgili ve ek kardiak problemi mevcut olmamakla birlikte EF leri %50 ın altında değildi.Operasyon öncesi plasma BNP düzeyleri ,erken postoperatif morbidite bulgularıyla istatistiksel olarak karşılaştırıldı.BNP analizi, Electrohemoluminescent immunassay metodu ve Roche Dıagnostıc İndıanapolis ,İndiana ProBNP Elecsys 1010 autoanalyzer tekniği ile yapıldı.125 pg/ml üzeri düzey kardiak fonksiyonlardaki bozukluğun göstergesi olarak kabul edildi.Post operatif morbidite kriterleri şu şekilde belirlendi;yoğun bakım ünitesinde 4 günden,hastanede 10 günden daha fazla kalış suresi ,48 saatin üzerinde mekanik ventrilatör desteği,IABP(inta aortik balon pompası) desteği veya inotropik ihtiyacı.Tüm analizler SPSS 9.0 istatistiksel yazılım grubu kullanılarak yapıldı.Morbidite kriterlerinin bir yada daha fazlası 22 hastadan 12'sinde(%54) rastlandı.Morbidite saptanan ve saptanmayan hastalar arasında demografik bulgular açısından bariz farklılık yoktu.Morbidite gözlenmeyen 10 hastada pre operatif plasma BNP düzeyi 113 ± 47pg/ml iken ,morbidite saptanan 12 hastada plasma BNP düzeyleri 763± 53pg/ml idi.Elde edilen sonuçlara göre, ,pre operatif plasma BNP düzeylerinin koroner bypass yapılacak hastalarda erken postoperatif morbidite açısından güvenilir bir belirleyici olduğu sonucuna varılmıştır.ANAHTAR KELİMELER: Kardiyopulmoner bypass, BNP (Brain Natriüretik Peptid), Postoperatif morbidite

Cerrahi-kardiyovaskülerKardiyopulmoner bypassKoroner arter bypass+1
Mustafa Kemal Avşar
Çukurova University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter by-pass cerrahisi yapılan hastalarda greft öncesi nativ arterlerdeki ateroskleroz progresyonunun perkütan koroner girişim yapılan hastalarla karşılaştırılması

Koroner Arter By-pass Cerrahisi Yapılan Hastalarda Greft Öncesi Nativ Arterlerdeki Ateroskleroz Progresyonunun Perkütan Koroner Girişim Yapılan Hastalarla KarşılaştırılmasıKoroner arter by-pass greft (KABG) ameliyatı geçiren hastalarda nativ arterler ve by-pass greftlerinde aterosklerotik süreç devam eder. Bunun sonucu, var olan lezyonlarda progresyon oluşabileceği gibi yeni lezyonlar da gelişebilir. By-pass sonrası yapılan değerlendirilmelerde genellikle greftler veya greft distalindeki nativ arter lezyonları incelenip, tedavi stratejisi belirlenmektedir. Ancak by-pass greft öncesindeki nativ arterlerde de lezyon progresyonu oluşabilir. Bunun klinik önemi henüz bilinmemektedir. Biz çalışmamızda KABG ameliyatından sonra nativ arterlerde greft öncesi bölgelerdeki lezyonlarda progresyonu ve lezyon progresyonunu etkileyen faktörleri inceledik. PKG yapılan hastalarda, PKG yapılan bölgenin proksimalindeki nativ arterlerde aterosklerotik progresyonla karşılaştırdık.Çalışmaya koroner arter hastalığı tanısı ile izlenen 100 hasta (50 KABG ve 50 PKG) (79 erkek, 21 kadın ve ortalama. yaş: 60.1 ± 9.6 yıl) alındı. Çalışmaya KABG veya PKG sonrası kontrol koroner anjiografi yapılan hastalar seçildi. Hastaların öyküleri, demografik verileri, risk faktörleri dosyalarının retrospektif incelemesinden kayıt edilerek tüm anjiografileri analiz edildi ve KAH ciddiyet skoru Gensini skorlaması kullanılarak hesaplandı. Kontrol KAG' de %20' lik artış olması veya yeni meydana gelen %20 ve üzerindeki lezyonlar ateroskleroz progresyonu olarak kabul edildi .KABG uygulanan 42 (84%) hasta ve PKG uygulanan 25 (50%) hastada koroner arterlerin girişim yapılan bölgesinin proksimalinde ateroskleroz progresyonu saptandı. KABG yapılan hastalarda greft öncesi nativ arterlerdeki ateroskleroz progresyonu istatiksel olarak önemli oranda daha fazlaydı (p=0,001). Girişim ya da greft anostomozu yapılan bölgenin distalindeki ateroskleroz progresyonu açısından KABG ve PKG uygulanan hastalar arasında anlamlı fark saptanmadı (sırası ile %30 ve %14).Sonuç olarak, KABG hastalarında greft yapılan bölgenin proksimalinde önemli miktarda ateroskleroz progresyonu meydana gelmektedir. Bunun klinik önemi henüz bilinmemektedir ve bu konuda ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

AterosklerozCerrahi-kardiyovaskülerKalp hastalıkları+2
Mehman Hüseynov
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolesterol düşürücü tedavinin koroner arter bypass cerrahisi sırasında lima mekanik parametrelerine etkisi

Amaç: ASKH bilindiği gibi özellikle koroner arterleri tutan aterosklerotik prosesin bu damarlarda yarattığı daralma veya total oklüzyon sonucu kalp kasının işlev yitirmesi ile karakterize bir klinik durumdur. ASKH'da lipit düşürücü tedavi ve de CABG operasyonu başarılı prosedürler olarak literatürde yerini almıştır. CABG sırasında venöz greftler sıklıkla kullanılmaktadır ancak arteryel greftler özellikle de LİMA ateroskleroza drenci, açık kalım sürelerinin üstünlüğü nedeni ile CABG operasyonlarının vazgeçilmez grefti olarak kardiyovasküler cerrahideki yerini almış durumdadır. Bu amaçla kullanılan statinlerin piyasaya çıktığından bu yana kolesterol düşürücü etkileri yanında pleitropik etkileri adını verdiğimiz kolesterol düşürücü etkilerinden bağımsız etkileri ortaya çıkmıştır. Bu etkilerin birçoğu endotelyal fonksiyonları koruyucu etkilerdir. Biz LİMA üzerindeki olumlu etkileri bulmayı hedeflemekteyiz.Gereç ve yöntem: Çalışmamızda CABG operasyonuna alınacak hastalardan kolesterol düşürücü tedavi olarak yine bir statin olan atorvastatin etken maddeli ilaç kullanan hastaların operasyon sırasında alınan LİMA'nın atık örnekleri üzerinde kasılma ve gevşeme kuvvetlerini araştırdık. Bu amaçla 40 adet atorvastatin kullanan hastanın LİMA örneklerini, 33 adet herhangi bir lipit düşürücü ilaç kullanmayan hastanın LİMA örnekleri ile karşılaştırdık.Bulgular: Guruplar arasında tek başına kasılma ve tek başına kasılma değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulamadık. Ancak her bir hasta için kasılmaya oranla gevşeme yüzdesi hesap edilerek yaptığımız karşılaştırmalı sonuçta atorvastatin kullanan gurupta anlamlı farklılık ortaya çıktı.Sonuç: Atorvastatin kullanan gurupta LDL değerleri de yüksek çıkmasına rağmen elde ettiğimiz bu sonuç bu gurup ilaçların endotelyal etkinliklerinin daha iyi anlaşılmasında yol gösterici olduğunu düşünmekteyiz.Anahtar kelimeler: Atorvastatin, LİMA, CABG, Endotelyal fonksiyon

AtorvastatinCerrahi-kardiyovaskülerEndotelyum+4
İhsan Bayraktar
Çukurova University
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Koroner arter hastalığı nedeniyle koroner bypass ameliyatı olan hastaların perikardiyal sıvısındaki mikroRNA'ların ve st2'nin (Growth stimulation expressed gene 2) araştırılması

Koroner arter hastalığıyla (KAH) ilişkili bir çok biyobelirteç perikard sıvısına (PS) ve plazmaya geçmektedir. KAH'ın etiyopatogenez değerlendirilmesinde diagnostik olarak miRNA'lar, prognostik olarak soluble ST2 (sST2) kullanılabilmektedir. sST2 kardiyovasküler hastalığı olan bireylerde kötüleşen prognozun bir biyobelirteci olarak kabul edilmektedir. Birçok hastalıkta önemli rollere sahip olan miRNA'lar ise KAH ile ilişkili endotel disfonksiyonu, ateroskleroz, inflamasyon, apopitoz ve anjiyogenezde etkindir. PS kalp fonksiyonunu yansıtabilme potansiyeline sahip olup bazı maddelerin PS konsantrasyonları birçok patofizyolojik mekanizmaların anlaşılmasını sağlamaktadır. Çalışmamıza koroner arter bypass ameliyatı olan 40 gönüllü hasta dâhil edilerek PS ve kan plazmasında ELİSA yöntemi ile ST2 seviyesi, qRT-PCR yöntemi ile ST2 ve ST2'yi hedefleyen bir grup miRNA'nın (miR-125b-5p, miR-320b, miR-34a-5p, miR-16-5p, miR-320a ve miR-15a-5p) gen ifade düzeyleri çalışıldı. Araştırmada ELİSA ile ortalama sST2 değeri PS'de 223.992 ng/ml, Plazmada ise 390.357 ng/ml olup bu durum istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.0020). PS'de ST2 gen ifade düzeyi Plazmaya göre 2.27 kat daha düşük çıkmış olup bu durum istatistiksel açıdan anlamlı (p=0.000265) bulunmuştur. ST2'yi hedefleyen miRNA'ların gen ifadesinde PS'de 7.35 kat daha düşük ifade edilen miR16-5p ile 4.07 kat daha düşük ifade edilen miR320b istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (sırasıyla p=0.000014 ve p=0.00814). Plazmada ise miR34a-5p ile ST2 arasında negatif korelasyon bulunmuştur (r= -0.399, p=0.039). ST2'nin protein düzeyi ve gen ifadesi ile miR 16-5p ve miR 320b'nin gen ifade düzeyinin PS'ye göre plazmada daha yüksek çıkmasının sebebi ekstramiyokardiyal kaynaklar olabilir. Kardiyovasküler hastalıklar açısından olumsuz etkiye sahip olan miR 16-5p ve miR 320b'nin ST2 ile beraber yüksek seviyelerde bulunması ve plazmada daha fazla ifade edilmesi bunların biyobelirteç olarak kullanılma potansiyelini kuvvetlendirmektedir. Daha önce başka çalışmalarda sadece PS'ye özgü olarak tanımlanan miR320b'nin ayrıca plazmada da tespit edilmesi bu miRNA'nın sadece PS'ye özgü olmadığını göstermektedir.

Enzime bağlı immünosorbent testiKoroner arter bypassKoroner arter hastalığı+5
Reşat Dikme
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Koroner arter hastalarında bypass greft cerrahisi öncesi ve sonrasında iskemi/reperfüzyon ile ilişkili mikroRNA ekspresyon düzeylerinin araştırılması

Koroner arter hastalığı, koroner damarların tıkanması ile karakterize kardiyovasküler bir hastalıktır. Koroner damarların tıkanmasına bağlı olarak gelişen iskemik hasar kardiyak remodelling adı verilen hücresel ve moleküler birtakım olayların başlamasına neden olmaktadır. Pekçok organizmada post-transkripsiyonel olarak gen ifadesini düzenleyen mikroRNA(miRNA)'lar bu süreçte önemli role sahiptir. MikroRNA'ların miyokard enfarktüsü ve kalp hasarının önlenmesinde kardiyak belirteç olarak değerlendirilebileceği bildirilmektedir. Bu çalışmada koroner arter hastalarında bypass greft cerrahisi öncesi ve sonrasında iskemi/reperfüzyon ile ilişkili hsa-miR-21-5p, hsa-miR-199a-5p, hsa-miR-199b-5p, hsa-miR-320a-5p ve hsa-miR-181a-5p miRNA düzeylerinin kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmaya 46 hasta ve 48 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Hastalardan koroner bypass greft öncesinde ve bypass greftten 1 ve 24 saat sonra kan örnekleri alındı. MikroRNA düzeyleri real-time PCR ile saptandı ve delta Ct metoduna göre hesaplandı. Hasta grubundaki tüm miRNA düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük bulundu (p<0.001). Hasta grubundaki miRNA düzeyleri zamana bağlı olarak değerlendirildiğinde sadece 1. ve 24. saat sonra ölçülen miR-199a-5p düzeyleri arasında anlamlılık bulundu (p<0.044). Sonuç olarak, miR-199a koroner bypass cerahisi sonrası iskemi/reperfüzyon ile ilişkili olabilir. Ayrıca miR-199b-5p, miR-320a-5p ve miR-181a-5p'nin düşük seviyelerde bulunması, koroner arter hastalığı patogenezinde inflamasyonla ilişikili yolakların aktive edilmesinde rolü olabilir. Bu bulguların güçlendirilmesi için yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Bypass greft cerrahi, İnflamasyon, İskemi/Reperfüzyon, MikroRNA, Koroner arter hastalığı,

Koroner arter bypassKoroner arter hastalığıMikro RNA+4
Erman Kandilli
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft ameliyatı yapılan hastalarda verilen planlı eğitimin ameliyat sonrası kinezyofobi ve öz-etkililik düzeyleri üzerine etkisi

Amaç: Bu araştırma, koroner arter bypass greft ameliyatı geçiren hastalara verilen planlı eğitimin hastalarda kinezyofobi ve öz etkililik düzeyleri üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla uygulandı. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini Mayıs 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında Manisa Şehir Hastanesinde koroner arter bypass greft ameliyatı geçiren hastalar oluşturdu (N=137). Araştırmaya katılmayı kabul eden hastalardan, basit rastgele randomizasyon yöntemi ile % 95 güven aralığında güç analizi (power analizi) sonucunda n=41 hasta kontrol, n=41 hasta deney grubunu oluşturdu. Veriler,'Kişisel Veri Toplama Formu', 'Hasta İzlem Formu', 'Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ)' ve 'Barnason Etkililik Beklenti Ölçeği (BEBÖ)'nin Kardiyak Cerrahi Versiyonu' kullanılarak elde edildi. Deney grubuna literatür bilgisine dayanarak hazırlanan 'Koroner Arter Bypass Greft (KABG) Ameliyatı Geçiren Hastalarda Ameliyat Öncesi ve Sonrası Dönem İçin Hasta Eğitim Kitapçığı' verildi. Kontrol grubuna klinik rutinlerine göre sözlü bilgilendirme yapıldı. Demografik özellikleri tanımlamak için sayı yüzde dağılımı ve tanımlayıcı istatistikler, grupların homojenliğini değerlendirmek için ki kare testi, normal dağılmayan verilerde Mann Whitney U testi ve normal dağılan verilerde ise bağımsız gruplarda t testi yapıldı. Bulgular: Deney grubundaki hastaların TKÖ grup içi ortalama puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0,05) saptandı.Deney ve kontrol grubu hastalar arasında ameliyat sonrası kinezyofobi davranışları açısından anlamlı fark olmadığı bulundu (p>0,05).Deney ve kontrol grubundaki hastaların gruplar arası BEBÖ ve alt boyutları ameliyat sonrası ortalama puanları arasında anlamlı fark olmadığı bulundu (p>0,05).Deney ve kontrol gruplarında yaş ve beden kitle indeksinin ameliyat öncesi ve sonrası TKÖ ortalama puanları ile ameliyat sonrası BEBÖ ortalama puanları arasında korelasyon olmadığı saptandı (p>0,05). Sonuç ve Öneriler: Planlı eğitimin, deney grubunda ameliyat sonrası kinezyofobi davranışlarını azaltmaya ve taburculuk sonrası yeterli öz-etkililik düzeylerine ulaşmasına yardımcı olduğu belirlendi.Ancak ameliyat sonrası sonuçların iki grup arasında anlamlı bir fark oluşturmadığı bulundu. Bu açıdan ameliyat öncesi dönemde verilen planlı eğitimin kinezyofobi ve öz-etkililik düzeylerine etkisi konusunda benzer özellikteki daha büyük örneklem gruplarıyla kanıt temelli çalışılarak literatüre katkı sağlanması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Hemşirelik, koroner arter bypass grefti, hasta eğitimi, kinezyofobi, öz-etkililik

Cerrahi-kardiyovaskülerHareket korkusuHasta eğitimi+5
Arzu Yıldırım
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner bypass cerrahisi uygulanan hastalarda aterosklerozun mitokondriyal dna gen mutasyonu ile ilişkisinin araştırılması

Ateroskleroz atar damarları etkileyen patolojik sürecin sonucudur. Atardamarlar da plak adı verilen yapılar ile dolaşıma engel olan sistematik bir hastalıktır. Hayati öneme sahip kalp, beyin gibi organlarda yeterli perfüzyon sağlanmayarak kalıcı hasarlara neden olmaktadır. Mitokondriyal Deoksiribo Nükleik asit (mtDNA) ökaryotik canlılarda Deoksiribo Nükleik asit (DNA) 'in küçük bir bölümüdür. Hücrelerin çekirdek kısmı dışında mitokondri organellerinde bulunan bağımsız bir DNA parçasıdır. Çekirdekte bulunan DNA 'da iki yönlü bilgi akışı olduğu için bazı kodlamaların eksik, yetersiz olması sonucu bilgiler anlamsız hale gelebilmektedir. Mitokondriyal kalıtımın döllenme evresinde sperm mitokondri tarafından itici güç ile kuyruk kısmında bulunmakta ve bazen de kaybolmaktadır. Kalıtımın çoğu zaman maternalik yapı oluşturması ile evrim takip edilerek çok önemli bilgilere ulaşılabilmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda ateroskleroz mtDNA mutasyonu ile ilişkisi farklı gen bölgelerinde olduğu ispatlanmıştır. Yeni keşfedilen bu mutasyonlar hakkında daha detaylı bilgi edinmek için daha çok araştırma yapılması ve bilinmeyen özelliklerinin ortaya çıkarılması gerekmektedir.

AterosklerozDNA mutasyon analiziDNA-mitokondrial+3
Emre Ebem
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner anjiyografi sonrası koroner arter bypass greft cerrahisi önerilen hastalarda hemşirenin eğitici hasta danışmanlığı rolünün hastanın anksiyete ve cerrahi kararına etkisi

ÖZET KORONER ANJİYOGRAFİ SONRASI KABG CERRAHİSİ ÖNERİLEN HASTALARDA HEMŞİRENİN EĞİTİCİ HASTA DANIŞMANLIĞI ROLÜNÜN HASTANIN ANKSİYETE VE CERRAHİ KARARINA ETKİSİ Mehmet AHRAZ, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Hemşirelik AD Yüksek Lisans Tezi Gaziantep 2018 Koroner anjiyografi sonrası KABG cerrahisi önerilen hastalarda hemşirenin eğitici hasta danışmanlığı rolünün hastanın anksiyetesi ve cerrahi kararına etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde koroner anjiyografi (KA) olan ve KABG önerilen hastalarda yapılan kontrol ve çalışma gruplu yarı deneysel araştırmadır. Araştırmanın kontrol grubu (KG) verileri 27.01.2016-25.05.2016, çalışma grubu (ÇG) verileri ise 09.11.2017-15.04.2017 tarihleri arasında toplanmıştır. ÇG hastalarına araştırmacı tarafından KA ve KABG hakkında bilgi ve eğitim verilmiş, KG hastaları kliniğin rutin uygulaması sürdürülmüştür. Araştırmaya 40 kontrol ve 40 çalışma grubunda olmak üzere 80 hasta araştırmaya dahil edilmiştir. Veriler Hasta Tanılama Formu ve STAI aracılığıyla toplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 23 for Windows paket programında yapılmış, istatistik anlamlılık için p<0.05 değeri kabul edilmiştir.Yaş değişkeni hariç diğer tanıtıcı özellikler açısından hastalar benzerdir (p>0.05). KG'nun %77.5'inin, ÇG'nun %100'ünün KA hakkında bilgi sahibi oldukları, ÇG'nun %70'i, KG'nun %3.2'si sadece hemşireden bilgi almıştır. KABG cerrahisi hakkında ÇG'nun %100.0'ü, KG'nun %30.0'unun bilgi aldığı, ÇG'nun %72.5'inin, KG'nun %8.3'ünün sadece hemşireden bilgi aldıkları belirlenmiştir (p<0.05). KG'nun %10.0'u, ÇG'nun %70.0'ı aldıkları bilgiyi yeterli bulduğunu belirtmiştir (p<0.05). KA sonrası KABG cerrahisini kabul eden KG'nun oranı %47.5, ÇG'nun oranı %62.5 olmuştur. KABG cerrahisini kabul etmelerinde KG'nun %57.9'u, ÇG'nun %68.0'i yapılan bilgilendirmenin etkili olduğunu belirtmiştir (p>0.05). STAI I'e göre KG 'nun %57.5'inde, ÇG'nun %62.5'inde orta düzeyde durumsal anksiyete saptanmıştır (p<0.05). KA sonrası KABG cerrahisi önerilen ÇG hastalarına KA ve KABG cerrahisi hakkında yapılan bilgilendirmenin, ÇG hastalarının KABG cerrahisini kabul etmelerinde ve cerrahiye bağlı anksiyetelerinin azalmasında yararlı olduğu kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Koroner arter bypass greft, Hemşirelik Rolleri, Anksiyete, Koroner Anjiografi, Cerrahi Karar, Danışmanlık

AnjiyografiAnksiyeteHasta eğitimi+6
Mehmet Ahraz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Koroner arter baypas greft cerrahisi sonrası uyanma sürecinde yoğun bakımda aile varlığının cerrahi stres yanıta etkisinin incelenmesi

Koroner Arter Baypas Greft (KABG) cerrahisi sonrası uyanma sürecinde hastalar aileden ayrılma, yabancı bir çevrede bulunma gibi nedenlerle korku ve güvenlik kaygısı yaşarlar. Bu durum cerrahi stres yanıtın artmasına katkı sağlar. Koroner arter baypas greft cerrahisi sonrası Yoğun Bakım Ünitesi (YBÜ)'de uyanma sürecinde bilgilendirilmiş ve hazırlanmış bir aile üyesi varlığının hastaların kaygı, cerrahi stres yanıt, serum kortizol, insülin ve glikoz seviyelerine etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Ocak-Temmuz 2018 tarihleri arasında, Gaziantep Medikal Park Hastanesi'nin kalp damar cerrahisi kliniğinde yapılan nonrandomize kontrollü klinik bir araştırmadır. Örneklem ölçütlerini karşılayan ve araştırmaya katılmaya gönüllü 36'sı Çalışma (ÇG), 37'si Kontrol Grubu (KG) olmak üzere 73 hasta ile araştırma tamamlandı. Önce KG, daha sonra ÇG hastalarına ilişkin veriler toplandı. KG hastalarına yönelik araştırma kapsamında müdahalede bulunulmadı, yoğun bakımda rutin tedavi ve bakım uygulamaları sürdürüldü. ÇG'de yoğun bakımda rutin tedavi ve bakım uygulamalarına ek olarak araştırma kapsamında kendi seçtikleri bir Bilgilendirilmiş Aile Üyesi (BAÜ) uyanma sürecinde yoğun bakıma alındı. Her iki gruptaki hastalardan cerrahiden bir gün önce sabah 0900'da (T0), cerrahi günü ekstübasyondan altı saat sonra (T1) ve cerrahiden bir gün sonra sabah 0900'da (T2) serum kortizol, insülin ve glikoz düzeyini belirlemek için kan örneği alındı. Yaşam bulguları ölçüldü, Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ) ile ağrısı değerlendirildi ve kaygı değerlendirmede Stait Trait Anxiety Invantory (STAI) kullanıldı. Serum kortizol, insülin ve glikoz düzeyi; Enzim Linked İmminosolbent Assay (ELISA) yöntemi ile belirlendi. İstatistiksel analiz SPSS for Windows 21.0 paket programında yapıldı. İstatistiksel anlamlılık için p<0.05 değeri kabul edildi.Çalışma ve kontrol grubundaki hastalar tanıtıcı özellikleri açısından benzerdi (p>0.05). Her iki gruptaki hastaların T0'da ölçülen serum kortizol düzeyleri ve durumluk kaygı puanları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). T1'de ölçülen serum kortizol ve durumluk kaygı puan ortalamaları ÇG'de KG'den daha düşüktü (p<0.05). ÇG'de yoğun bakımda kullanılan midozolam ve propofol miktarları, KG'den daha düşüktü (p<0.05). ÇG'de entübasyon, sedasyon ve yoğun bakımda kalma süreleri, KG'den daha kısa ölçüldü (p<0.05). KABG cerrahisi sonrası yoğun bakımda uyanma sürecinde BAÜ varlığı serum kortizol seviyesini, durumluk kaygıyı, sedatif ilaç gereksinimini, entübasyon, sedasyon ve yoğun bakımda kalma sürelerini azaltmada etkili bulundu. YBÜ'de BAÜ varlığının KABG cerrahisi sonrası cerrahi stres yanıtı azaltarak hastaların iyileşmesine olumlu katkılar sağlayabileceği kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Kaygı, Koroner Arter Baypas Cerrahisi, Aile Merkezli Bakım, Yoğun Bakım, Serum Kortizol Seviyesi, Cerrahi Stres Yanıtı

AileAnksiyeteCerrahi-kardiyovasküler+6
Aynur Koyuncu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Merkezimizde 2010-2020 yılları arasında aorta koroner bypass operasyonu yapılan hastaların demografik verileri ve mortalite üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Koroner arter hastalıkları ülkemizde ve dünyada tüm yaş gruplarında en önemli mortalite nedenidir. Koroner arter hastalığının yüksek oranda görülmesine bağlı olarak aorta koroner arter bypass cerrahisinde de artış olmaktadır. Amaç: Ocak 2010 - 2020 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim dalında aorta koroner bypass yapılan vakaların demografik özelliklerini, risk faktörlerini, preoperatif - peroperatif bulgulari ile postoperatif erken dönem izlem sonuçlarını ve bu sonuçların morbidite ve mortalite ile olan ilişkisini incelemektir. Yöntem: Bu çalışmada Ocak 2010 ve Ocak 2020 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği'nde aorta koroner arter bypass ameliyatı uygulanan 482 olguyu retrospektif olarak; preoperatif, peroperatif ve postoperatif erken dönem izlem verileri ile değerlendirildi. Hastaların dosyalarından anestezi-cerrahi bilgileri, yoğun bakım takip formları, hastane çıkış epikrizleri incelenerek elde edilen veriler değerlendirildi. Olguların taburcu olmasını takiben erken ve geç mortalite takipleri yapıldı. Bulgular: Yapılan incelemede 482 hastanın % 70,5'i erkek, % 29,5'i kadın populasyonuna aitti. Çalışmaya dahil edilenlerin % 40,9 (n=197)'unun sigara kullandığı, % 27,8 (n=134)'sinde aile öyküsü varlığı saptandı. Ayrıca anastomoz sayısı ortalama 3,08 bulundu. LİMA kullanımı % 47,9 idi. Operasyonda kardiyopulmoner bypassta kalma süresi ortalama 113±35 dk, kros klemp süresi 65±22 dk saptadı. Postopoperatif en sık komplikasyon % 11,8 ile ritim bozukluğu, ikinci olarak % 9,3 ile böbrek komplikasyonu oldu. Çalışmamızda erken mortalite % 9,1, genel mortalite 26,7 olarak bulundu. Sonuç: Risk faktörlerinin iyi değerlendirilip önlenmesi, arteryel greft kullanımının artırılması ve yoğun bakım takibinin daha dikkatli yapılması mortalite ve morbidite oranlarının azaltılabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Ateroskleroz, Aorta koroner bypass ameliyatı, Koroner arter hastalığı.

AterosklerozCerrahi-kardiyovaskülerDemografi+4
Onur Benli
Çukurova University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter baypas greft cerrahisi uygulanan hastalarda uyku ve uykuyu etkileyen faktörlerin incelenmesi

. Koroner Arter Baypas Greft (KABG) cerrahisi uygulanan hastalarda Uyku Bozukluğu (UB) yaygın görülen bir problemdir. UB'nin hastalar üzerinde oluşturduğu zararlı etkiler bilinmesine rağmen uykuyu etkileyen faktörler bilinmemektedir. Bu çalışma ile KABG cerrahisi uygulanan hastaların cerrahi sonrası erken dönemde uyku algılarını ve uykuyu etkileyen faktörleri belirlenmesi amaçlandı. Araştırma 01 Eylül 2019- 01 Şubat 2020 tarihleri arasında bir eğitim ve araştırma hastanesinin kalp-damar cerrahisi servisinde yapılan tek merkezli prospektif tanımlayıcı türde yapılmış bir çalışmadır. KABG cerrahisi uygulanan örneklem ölçütlerini sağlayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 92 hasta araştırmanın örneklemini oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen uykuyu etkileyen faktörler soru formu ve Richards Campbell Uyku Ölçeği (RCUÖ) ölçeği aracılığı ile toplandı. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 25.0 programı kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık için p<0.05 değeri kabul edildi. Alışılmadık bir ortamda bulunmak, durumunun aniden kötüleşeceğinden endişe etmek, ağrı, bulantı, kusma, konstipasyon vb. şikayetlerin olması, vücuda takılmış tıbbi cihaz dren ve sondaların bulunması, hareket kısıtlılığının bulunması, yatış pozisyonun rahat olmaması, alışılan pozisyonda uyuyamama, sık yapılan izlem işlemleri, ilaç tedavisi amacıyla yapılan girişimlerin uykuyu çok etkilediği belirlendi. Hastaların uykusunu en çok etkileyen faktörler ağrının olması, bulantı, kusma, konstipasyon vb. şikayetlerin olması ve vücuda takılmış olan tıbbi cihazlar, dren, sondanın olması bulundu. RCUÖ toplam uyku algısı puanlarının cerrahinin ikinci gününde 15.88±12.50, üçüncü gününde 24.76±7.50, dördüncü gününde ise 32.35±7.56 olduğu bulundu. KABG cerrahisi uygulanan hastaların toplam uyku algılarının cerrahi sonrası ikinci günde çok kötü olduğu, üçüncü ve dördüncü günlerde ise kötü olduğu bulundu. Hastaların uyku algıları belirlenmeli, UB'ye neden olan faktörler konusunda önlem alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Baypas Cerrahisi, Uyku, Uyku kalitesi, Uyku bozukluğu, Hemşirelik

Cerrahi hemşirelikCerrahi-kardiyovaskülerKalp hastalıkları+5
Raife Gökbayrak
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sanal hasta ziyaretinin koroner arter baypas greft cerrahisi sonrası stres yanıta etkisinin incelenmesi

Sanal hasta ziyaretinin stres yanıta etkisi bilinmemektedir. Bu çalışma ile sanal ziyaretin koroner arter baypas greft cerrahisi sonrası serum kortizol seviyesi ve durumluk kaygı puanına etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Araştırma 1 Aralık 2022-1 Mart 2023 tarihleri arasında bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Kalp Damar Cerrahisi YBÜ'de yapılan önce-sonra kontrollü klinik bir çalışmadır. Araştırmaya başlamadan önce etik onay alındı (Onay no: 2022/221). Koroner arter baypas greft cerrahisi sonrasında en az 12 saatini doldurmuş hastalar, 20-30 dakika aile üyeleri ile görüntülü görüşme programı (zoom) ile görüştürüldüler. Hastalar sanal ziyaretten bir saat önce (T0) ve sanal ziyaretten bir saat sonra (T1) değerlendirildiler. Serum kortizol; Enzim Linked İmminosolbent Assay (ELISA) yöntemi ile kaygı ve ağrı seviyesinin belirlenmesinde görsel kıyaslama ölçeği kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık için p<0.05 değeri kabul edildi. Hastaların yaş ortalaması 62.80±9.13, BKI ortalaması 27.62±4.47, %78.7'si erkek, % 78.7'si evli, % 75.4'ü ilköğretim mezunudur. Hastaların T0 serum kortizol seviyeleri 36.50±15.69, T1 serum kortizol seviyeleri 34.93±15.37 dir. Karşılaştırıldığında aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). T0 ölçümünde durumluk kaygı seviyesi puan ortalaması 3.75±3.31 T1 ölçümünde durumluk kaygı puan ortalaması 2.30±2.66 olarak ölçüldü. Karşılaştırıldığında ise aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p=0.002) (p<0.05). T0 ve T1 ölçümlerinde serum kortizol seviyesi ile durumluk kaygı puanları arasında pozitif yönde orta seviyede bir korelasyon olduğu belirlendi (sırasıyla; p=0.001, p=0.005). T0 ölçümüne göre T1 ölçümünde hastaların %72'sinin serum kortizol seviyesinin azaldığı, %23'ünün arttığı, hastaların %62'sinin kaygı seviyesinin azaldığı, %28'inin ise arttığı bulundu. Sonuç olarak, sanal hasta ziyaretleri hastaların önemli bir bölümünün stres düzeylerini olumlu etkilemektedir. Bu konuda farklı hasta gruplarında geniş örneklemli çalışmalar yapılmalıdır. Sanal ziyaretin hastalar üzerindeki etkilerinin niteliksel çalışmalar ile de araştırılmasını önermekteyiz.

AnksiyeteDurumluk kaygıGörüntülü telefon+7
Yasemin Eren
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tek damar off pump ve on pump (lima-lad) koroner arter bypass cerrahisi yapılmış hastalarda major kardiyovasküler olay insidansının karşılaştırılması

Bu çalışmada tek damar LİMA-LAD off-pump ve on-pump CABG yapılan hastaların erken dönem ve orta dönem kardiyovasküler risk insidansını değerlendirmeyi amaçladık. Kardiyovasküler cerrahinin ve anestezinin mortalite ve morbiditesi yüksek olduğundan, bu alanda birçok komplikasyonu görebilmek mümkündür. Daha önce yapılan çalışmalarda tek damar CABG operasyonu yapılan hastalarda off-pump ve on-pump karşılaştırılması yapılmadığından, bu komplikasyonların daha çok hangi olaylarla ilişkili olduğunun, bu ilişkiye katkıda bulunacak faktörlerin belirlenmesi ve hastanede kalış sürelerinin kardiyovasküler komplikasyon sıklığına etkisi araştırılmadığından bu konuya açıklık getirilmesi planlandı. Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi kliğinde 2007 ve 2013 yılları arasında aterosklerotik tek damar LAD koroner arter lezyonu nedeniyle LİMA-LAD off-pump CABG operasyonu yapılan 23 hasta, on- pump CABG cerrahisi yapılan 17 hasta çalışmaya alındı. Araştırma sonucunda; yaş, cinsiyet, kilo, MI, DM, HT, KOAH, PAH, SVO, geçirilmiş revaskülarizasyon, sigara kullanımı, EF, kreatinin gibi demografik özellikler benzer bulundu. Grupların postoperatif erken dönem takiplerinde; yoğun bakım ünitesinde kalış süreleri, hastanede kalış süreleri off-pump CABG operasyonu yapılan grupta on-pump CABG operasyonu yapılan gruba göre daha kısa bulundu. Atriyal fibrilasyon gelişme sıklığı off-pump CABG operasyonu yapılan grubta on-pump CABG operasyonu yapılan gruba göre daha az görüldüğü bulundu. Bu çalışmamızın sonucunda kardiyo pulmoner bypass'ın vücuttaki tüm sistemleri etkilediği göz önüne alınırsa; tek damar LAD lezyonu olan hastalarda off-pump CABG de agresif manipulasyon gerekmemesi, kardiyak stabilazatörlerin yardımı ve cerrahın deneyimi ile CPB'de olduğu gibi tam revaskülarizasyonun sağlanabileceğini bu nedenle uygun vakalarda off-pump koroner arter bypass tekniğinin ilk seçenek olabileceğini düşünmekteyiz.

Cerrahi-kardiyovaskülerKalp hastalıklarıKardiyovasküler fizyolojik fenomen+4
Özlem Karaarslan Yüksel
Manisa Celal Bayar University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa bölgesinde "ST segment yükselmesi olmayan miyokard infarktüsü" tanısı alan hastalarda kardiyovasküler risk faktörlerine göre koroner lezyonların dağılımının incelenmesi

Çalışmamızda NSTEMI tanısıyla kardiyoloji kliniğinde interne edilmiş bir grup hastanın; klasik kardiyovasküler risk faktörleriyle, koroner lezyonların ciddiyetinin arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçladık. Bu amaçla; Manisa bölgesinde yaşayan, 2012-2014 yılları arasında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Kliniği'ne NSTEMI tanısı ile interne edilmiş, koroner anjiyografileri Judkins Yöntemi ile yapılmış, 31-113 yaş(ortalama yaş:64,81± 12,63) arasındaki 222 hastanın(82 kadın, 140 erkek) verileri retrospektif olarak tarandı. Koroner arter hastalığının ciddiyeti ve lezyonların dağılımı Damar Skoru ve Gensini Skorlama Sistemi'ne göre değerlendirildi. Bu skorlama sonuçlarıyla klasik kardiyovasküler risk faktörleri(erkek cinsiyet, DM, HT, sigara kullanımı, KBY, Dislipidemi) ilişkisi karşılaştırıldı. Çalışmamıza 18 yaş altında olan ve daha önceden CABG operasyonu öyküsü olan hastalar dahil edilmezken; bunlar dışındaki 18 yaş üstü hastalar alındı. Çalışmamızın sonucunda; NSTEMI tanısı nedeniyle interne edilmiş ve tetkik edilmiş hastalarda; erkek cinsiyet, DM, hipertansiyon, sigara, KBY gibi klasik risk faktörlerinin koroner arter hastalığının ciddiyetini istatistiksel olarak anlamlı derecede arttırdığı görülmüştür. Dislipideminin de koroner arter hastalığı ciddiyetini oransal olarak arttırdığı görülmüştür. Fakat bu grupta istatistiksel bir anlam görülmemiştir. Bunun da sebebinin; dislipidemi grubunun içine lipid düzeyleri önemsenmeksizin lipid düşürücü ilaç kullanan hastaların da dahil edilmesinin olmuş olabileceği, özellikle statinlerin kolesterol düşürücü etkilerinin yanı sıra pleotropik etkileri nedeniyle istatistiksel bir anlam elde edilememiş olabileceği düşünüldü. Klasik risk faktörlerinin bir arada bulunmasının koroner arter hastalığının ciddiyetini oransal(sayısal) olarak arttırdığı görüldü. DM+HT ve DL+sigara grubunda istatistiksel olarak da bu durum saptandı. Fakat DM+HT+DL, HT+DL+sigara, HT+DM+DL+sigara gruplarında bu risk faktörlerinin bir arada bulunması oransal(sayısal) olarak koroner arter hastalığı ciddiyetinin arttırdığını gösterse de istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç çıkmamıştır. Bu durumun da çalışmamızda bu hasta gruplarındaki hasta sayılarının az(yetersiz) olmasından kaynaklanmış olabileceği düşünüldü. İskemik SVO şu an için klasik bir kardiyovasküler risk faktörü kabul edilmemekle birlikte çalışmamızda bu grubu da inceledik. SVO grubunda koroner arter hastalığı ciddiyetinin daha yüksek olduğu oransal(sayısal) olarak görülmüş olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç gösterilememiştir. Çalışmamızdaki bu gruptaki hasta sayısı da çok az(yetersiz) olduğundan bu konudaki daha kapsamlı çalışmaların sonuçlarını dikkate almanın daha uygun olacağı düşünüldü. Bu sonuçlar göz önüne alındığında; kardiyovasküler olaylardan kaynaklanan mortalite ve morbiditeyi azaltmak için değiştirilebilir klasik kardiyovasküler risk faktörlerinin optimal biçimde tedavi edilmesi çok büyük önem taşımaktadır.

Anjiyoplasti-balon-koronerHiperlipidemilerKardiyovasküler hastalıklar+7
Eda Özlek
Manisa Celal Bayar University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft cerrahisi olan bireylerde sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının incelenmesi

Bu çalışma koroner arter bypass ameliyatı olan hastaların sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının belirlenmesi amacıyla yapılan tanımlayıcı ve kesitsel bir çalışmadır. Araştırma Aralık 2022 ve Haziran 2023 tarihleri arasında Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, Kardiyoloji poliklinik ve servislerinde yapıldı. Çalışma yazılı ve sözlü onamı alınan 127 birey ile gerçekleştirildi. Araştırma, en az üç ay önce Koroner Arter Bypass ameliyatı olan, 18 yaş üstü, mental hastalığı ve iletişim sorunu olmayan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan hastalarda yapıldı. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanılama Formu", "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II" kullanıldı. Araştırmaya katılanların %72,4'ünün erkek, %95,3'ünün evli, %44,1'inin 70-75 yaş gurubunda olduğu, %50,3'nün ilkokul mezunu, %41,7'sinin sigarayı bırakmış olduğu saptandı. Hastaların SYBD toplam puanının 117,78 olduğu, en yüksek puanın kişilerarası ilişkiler ve manevi gelişimden, en düşük puanın fiziksel aktiviteden alındığı görüldü. 65-69 yaş grubunda olanların beslenme puanları ve stres yönetiminin daha yüksek olduğu, erkeklerin fiziksel aktivite puanları ve manevi gelişim puanlarının kadınlardan yüksek olduğu, bekârların sağlık sorumluluğu puanlarının yüksek olduğu, eğitim düzeyi yükseldikçe kişilerarası ilişkiler puanında yükseldiği, gelir düzeyi yüksek olan hastaların fiziksel aktivite puanları, manevi gelişim puanları, SYBD toplam puanlarının daha yüksek olduğu, sigara kullanan hastaların kişilerarası ilişkiler, manevi gelişim ve SYBD toplam puanlarının düşük olduğu bulundu.

Kardiyovasküler hemşirelikKoroner arter bypass
Yasenya Demir Barutçu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter cerrahisi hastalarında preoperatif ve postoperatif NT-proBNP düzeyleri ile postoperatif atriyal fibrilasyon sıklığı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, kardiyopulmoner bypass ile koroner arter cerrahisi uygulanan hastalardaki postoperatif erken dönemde ortaya çıkan Atriyal Fibrilasyon sıklığı ile preoperatif ?Brain Natriuretic Peptid? düzeylerinin yüksekliği arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidirNT-proBNP, kalpte sentezlenen Natriuretik peptitlerden biridir. Atriyumların gerilmesi ve sol ventrikül basınçlarının artmasıyla bu hormonun salgısı artar. Postoperatif Atriyal Fibrilasyon, tromboembolik olaylara, hastanede yatış süresinde uzamaya ve sağlık harcamalarında artmaya neden olabilir. Bizim bu çalışmadaki amacımız, kardiyopulmoner bypass ile koroner arter cerrahisi uygulanan hastalarda, preoperatif NT-proBNP düzeyinin, postoperatif Atriyal Fibrilasyon gelişmesine etkisini değerlendirmektirElektif koşullarda kardiyopulmoner bypass ile koroner arter cerrahisi uygulanan 39 hasta çalışmaya dahil edildi. Böbrek yetmezliği, yeni geçirilmiş miyokard enfarktüsü, kombine kalp kapak hastalığı, preoperatif dönemde ciddi obstrüktif akciğer hastalığı, olan hastalar ile ejeksiyon fraksiyonu % 30'un altında olanlar ve 80 yaş üzerindeki hastalar çalışmaya alınmadı. Bütün hastaların plazma NT-proBNP düzeyleri 5 kez (T0: preoperatif, T1: kardiopulmoner bypass sonrası, T2: postoperatif 4. saat, T3: postoperatif 12. saat ve T4: postoperatif 24. Saat) ölçüldü ve kaydedildi. Hastalar preoperatif NT-proBNP düzeyleri ?100 pg/ml olanlar (Grup A) ve 100 pg/ml'nin üzerinde olanlar (Grup B) olarak iki gruba ayrıldı. Hastalar Yoğun Bakım Ünitesinde yatmakta iken kalp ritmi devamlı olarak monitörize edildi. Yoğun Bakım Ünitesinden Servise alındıklarında günde iki kez EKG çekilerek kardiyak ritm takipleri yapıldıÇalışmaya alınan toplam 39 hastadan 11'inde (% 28,2) postoperatif dönemde Atriyal Fibrilasyon geliştiği gözlendiGrup A ve Grup B Atriyal Fibrilasyon gelişmesine göre karşılaştırıldığında Grup B'de Grup A'ya oranla daha sık olarak PostAF geliştiği gözlenmiştir. Grup A'da 19 hastanın 2'sinde (% 10,5), Grup B'de 20 hastanın 9'unda (%45) PostAF gelişmiştir. İki grup arasındaki bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (P<0,05).Grup A ve Grup B hastaları arasında T1, T2, T3 ve T4 değerleri arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05).Sonuç olarak: preoperatif dönemdeki yüksek NT-proBNP düzeyleri, koroner arter cerrahisinden sonraki dönemde Atriyal Fibrilasyonun habercisi olarak değerlendirilip ona göre tedbir alınabilir.

Koroner arter bypass
Mazhar Eserdağ
Manisa Celal Bayar University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter cerrahisinin solunum fonksiyonlarına etkilerinin solunum fonksiyon testi ile değerlendirilmesi

Amaç:Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ve Koroner Arter Hastalığı (KAH) birlikteliği sık görülmektedir. KOAH, koroner arter bypass cerrahisinde (KAB) mortalite ve morbidite açısından tespit edilen en önemli preoperatif risk faktörlerinden biridir. Bu yazıda izole KAB uyguladığımız hastalarda, KAB'ın solunum fonksiyonlarına etkisini preoperatif ve postoperatif dönemde yapılan solunum fonksiyon testi ile araştırdık.Hastalar ve Metod:Eylül 2010 ? Eylül 2011 tarihleri arasında kliniğimizde izole koroner arter bypass cerrahisi uygulanan 50 hasta çalışmaya dahil edildi. Preoperatif solunum fonksiyon testinde FEV1 değeri <%70 olan toplam 24 hasta KOAH grubunu (Grup 1), geri kalan 26 hasta ise kontrol grubunu (Grup 2) oluşturdu.Bulgular:KOAH grubunda mekanik ventilasyonda kalış süresi (Grup 1'de 16.5 ± 2.6 saat, Grup 2'de 14.9 ± 2.7 saat; p=0.0001) ve hastanede yatış süreleri (Grup 1'de 13.8 ± 5.4 gün, Grup 2'de 10.1 ± 2.5 gün; p=0.004) bakımından kontrol grubuna göre anlamlı olarak uzamış idi. Solunum fonksiyon test parametrelerine bakıldığında KOAH grubunda zaten düşük olan değerlerde anlamlı bir düşme gözlenmezken, Kontrol grubunda postoperatif değerlerde preoperatif değerlere göre anlamlı bir düşme gözlenmiştir.Sonuçlar:KAB geçirecek hastalara preoperatif dönemde KOAH tanısının konması ve şiddetinin belirlenmesi; preoperatif dönemde gerekli tedavinin başlanması, intraoperatif ve postoperatif dönemde gelişebilecek komplikasyonları azaltmak ve/veya önlemek, takip edilecek stratejiler ve alınacak önlemler açısından önemlidir. Bu nedenle KAB geçirecek her hastaya preoperatif dönemde solunum fonksiyon testi rutin olarak uygulanmalıdır.

Akciğer hastalıkları-obstrüktifCerrahi-kardiyovaskülerCerrahi-kardiyovasküler+5
Tolga Onur Badak
Manisa Celal Bayar University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner by-pass cerrahisi geçiren hastalarda beta bloker kullanımının morbidite ve mortaliteye etkilerinin retrospektif olarak araştırılması

AmaçBeta blokerler, ß blokaj etkileri ile, kalp hızı, sistolik basınç ve ventriküler kontraktiliteyi azaltırlar. Koroner plak stabilizasyonunu sağlayıcı ve plak volümünü azaltıcı antiinflamatuar özelliklere de sahiptirler.Çalışmanın amacı, koroner baypas cerrahisi geçiren preoperatif dönemde beta bloker ajan kullanan ve beta bloker ajan kullanmayan hastalar arasında, operasyon sonrası bir ay ve bir yıl içinde görülen komplikasyonlar ve yaşam süreleri arasında fark olup olmadığını retrospektif araştırmaktır.Gereç ve YöntemKalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı kliniğinde koroner arter cerrahisi uygulanmış hastaların araştırma parametreleri mevcut hastane kayıtlarından elde edildi. Olgular operasyon öncesi kullandıkları beta blokerin tipine bakılmaksızın, beta bloker kullanıp kullanmadıklarına göre iki gruba ayrıldılar: Beta bloker kullanmakta olan olgular beta bloker grubuna (Grup B), beta bloker kullanmayan olgular kontrol grubuna (Grup K) dahil edildiler. Hastaların yaş, cinsiyet ,euroskore ,ejeksiyon fraksiyonu, yandaş hastalıkları, intraoperatif sıvı miktarı, intraoperatif inotrop ajan kullanımı, kross klemp süresi, cerrahi süre, postop inotrop ajan miktarı, postop 1 aylık morbidite, mortalite, 1 yıllık morbidite, mortaliteleri oranları ve nedenleri araştırıldı.BulgularGruplarda, hastaların karakteristik özellikleri benzerdi (p>0.05). Bir aylık morbidite oranı beta bloker grubunda ve kontrol grubunda benzer idi (sırası ile % 2.7 ve 2.1). Bir yıllık mortalite oranı ise beta bloker grubunda % 2.6, kontrol grubunda % 8.5 idi (p>0.05). Beta bloker grubunda birinci ayda en sık (% 2) gözlenen morbidite nedeni atriyal fibrilasyon idi. Ajitasyon- deliryum (% 2.5) ve sternum yara yeri enfeksiyonu (% 3.5) görülme oranları, istatstiksel anlamlı olmasa da beta bloker grubunda kontrol grubuna göre daha düşük idi(p).Sonuç olarak, bu çalışmada koroner arter cerrahisi geçiren olgularda beta blokerlerin operasyon öncesi kullanılıyor olması, olguların bir aylık ve bir yıllık mortalitesini değiştirmemiştir.

Adrenerjik beta antagonistleriCerrahi-kardiyovaskülerCerrahi-kardiyovasküler+4
Ahmet Asım Koçan
Manisa Celal Bayar University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik hastalarda kardiyak cerrahi sonrası akut böbrek yetmezliğinin erken dönem teşhisinde yeni indikatörler: NGAL ve sistatin C

Amaç: Çalışmamızda koroner arter baypas cerrahisi uygulanan diyabetik hastalarda, akut böbrek yetmezliğinin erken dönem indikatörleri olan NGAL ve Sistatin C'nin kreatinin ve glomerüler filtrasyon hızına üstünlüğü olup olmadığını araştırdık.Gereç ve Yöntem: Eylül 2011- Aralık 2011 tarihleri arasında KAH nedeniyle opere edilen 44 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar 22 diyabetik 22 nondiyabetik olarak seçildi. Bu hastaların Erkek/Kadın oranı 33/11 iken yaş ortalaması 61,4 idi. Tüm hastalar KPB kullanılarak opere edildi. Hastaların preoperatif, KPB çıkışı, postoperatif 1 ve 2. gün NGAL ve Sistatin C değerleri ile Skr ve GFH karşılaştırıldı. ABY erken tanı belirteçleri araştırıldı.Bulgular: Opere edilen 44 hastamızda mortalite izlenmedi. Hastalarımızda ABY gelişmedi. Diyabetik ve nondiyabetik hastalar karşılaştırıldığında NGAL ve Sistatin C arasında anlamlı farklılık olmadığı görüldü. Ancak halen kullanılan Skr ve GFH'de her iki grup arasında anlamlı fark olduğu görüldü.Sonuç: Günümüzde sık uygulanan KPB ile yapılan CABG sonrası ABY gelişme riski yüksektir. Nefropati, diyabetin mikrovasküler bir komplikasyonudur. Dolayısı ile KPB ile CABG uygulanan diyabetik hastalarda ABY gelişme riski daha yüksektir. Son çalışmalar rutin klinik kullanımda tercih edilen Skr ve GFH'nın ABY'nin erken dönem tanısında yetersiz kaldığı yönündedir. Bu bağlamda erken dönemde tanıyı koymaya yönelik indikatör arayışı içine girilmiş ve bu amaçla NGAL ve Sistatin C için araştırmalar yapılmıştır. Yapmış olduğumuz çalışmada diyabetik ve nondiyabetik hastaların preoperatif ve postoperatif dönemleri arasında NGAL ve Sistatin C açısından anlamlı bir fark bulunmadı. Ancak klinikte halen kullanılan Skr ve GFH'de anlamlı farklılıklar tespit edildi. NGAL ve Sistatin C'nin diyabetik ve nondiyabetik grupta da yükselmesi KPB'ye bağlı inflamatuar yanıtın bir göstergesi olduğunu düşündürmektedir. Bu anlamda daha ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler: Koroner Arter Hastalığı, Koroner Baypas Cerrahisi, Akut Böbrek Yetmezliği.

Böbrek yetmezliği-akutCerrahi-kardiyovaskülerDiabetes mellitus+8
Ceylan Kuran Akıt
Gaziantep University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft cerrahisi uygulanan hastalarda postoperatif tramadole deksmedetomidin eklenmesinin etkileri

Çalışmamızda, koroner arter bypass operasyonlarında postoperatif tramadol ile tramadol+deksmedetomidinin ağrı kontrolü, sedasyon, hemodinami ve solunum fonksiyonları üzerindeki etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmaya elektif koroner arter bypass greft (CABG) cerrahisi geçirecek ASA II-III, 18-80 yaş grubundaki 40 hasta alındı. Postoperatif dönemde tüm hastalara HKA cihazı bağlanıp, 400 mg tramadol 100 ml %0.9 NaCl içine katılarak 50 mg tramadol yükleme dozu verildi ve hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Grup 1'e (Tramadol grubu) 50 mg yükleme dozu verildikten sonra 5 mg/saat infüzyon dozu, 5 mg bolus doz ve 20 dk kilitleme süresi ayarlanıp 24 saat uygulandı. Grup 2'ye (Deksmedetomidin+Tramadol grubu) grup 1'e ek olarak deksmedetomidin yükleme dozu verilmeden 0.4 mcg/kg/saat olacak şekilde iv infüzyon 24 saat yapıldı. VAS değeri 5'in altına indiğinde tramadol infüzyon dozu yarıya düşürüldü. Postoperatif dönemde; hemodinamik veriler, kan gazları, ağrı skorları, sedasyon skorları, solunum fonksiyon testi değerleri ile yan etkiler kaydedildi. Grupların yapılan istatistiksel analizlerinde grup 2'de dinlenme esnasındaki ağrı skorlarında ekstübasyon sonrası 1., 8., 12., 16., 20. ve 24. saatlerde anlamlı azalma, öksürme esnasındaki ağrı skorlarında ekstübasyon sonrası 2., 4., 8., 12., 16., 20. ve 24. saatlerde anlamlı azalma ve sedasyon skorlarında ise ekstübasyon sonrası 1., 2., 4., 8. ve 12. saatlerde anlamlı artış bulundu (p<0.05). Gruplar arası hemodinamik değerler (KAH, SKB, DKB ve OKB) grup 2'de postoperatif 2., 4., 8., 12., 16., 20. ve 24. saatlerde anlamlı olarak düşük bulundu (p<0.05). Total tramadol tüketiminde ve analjezik istek sayısında grup 2'de anlamlı azalma bulundu (p<0.05). Yan etki olarak ağız kuruluğu grup 2'de anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0.05). Gruplar arası SFT değerlerinde anlamlı olarak fark yoktu (p>0.05). Çalışmamızda, tramadole eklenen deksmedetomidinin başarılı bir ağrı tedavisi sağladığı, tramadol tüketimini önemli derecede azalttığı görülmüştür. Ayrıca solunumsal ve hemodinamik olarak belirgin yan etki oluşturmadan yeterli sedasyon sağladığı saptanmıştır. Deksmedetomidinin açık kalp cerrahisi sonrası uygulanan ağrı tedavisinde etkin ve güvenilir adjuvan ajan olduğu kanaatindeyiz.Anahtar kelimeler: HKA, Deksmedetomidin, Tramadol, CABG, SFT

AnaljeziAnaljeziklerCerrahi-kardiyovasküler+3
Fatih Yendi
Gaziantep University
2010
00

Related subjects