Legislation
121 theses under this subject heading
27 Mayıs Askeri Müdahalesi ve Milli Birlik Komitesi'nin yasama faaliyetleri
27 Mayıs 1960'ta yönetime el koyan askerler kendilerine Milli Birlik Komitesi (MBK) adını vermişlerdir. MBK 6 Ocak 1961 tarihine kadar ülkeyi tek başına yönetirken, 6 Ocak 1961 tarihinden itibaren üstlendikleri yürütme görevinin yanı sıra oluşturdukları çift başlı Kurucu Meclis yapısı içerisinde Temsilciler Meclisi ile birlikte 25 Ekim 1961 tarihine kadar yasama faaliyetlerinde bulunmuşlardır. 25 Ekim tarihinden sonra yeni açılan çift başlı TBMM'nin "Cumhuriyet senatosu" kanadını oluşturmuşlardır. MBK üyeleri kendi içinde aynı düşüncede olmayan kişilerden oluşmaktaydı. Bu durum fikirsel olarak çatışmalarına neden olmuştur. Ordunun yönetimi hemen sivillere terk etmemesi gerektiğini savunan 14'ler olarak da tarihe geçen grup 13 Kasım 1960'ta Milli birlik Komitesinden tasfiye edilmesine neden oluştur. MBK'nın bu tasfiye kararı ordu içeresinde rahatsızlığa neden olmuştur. Tepki olarak ordu içerisinde Silahlı Kuvvetler Birliği diye adlandırılan yeni bir oluşum ortaya çıkarmıştır. Bu durum Ordu içerisinde örgütlenen Silahlı Kuvvetler Birliği olarak adlandırılan grup ile MBK üyelerinin karşı karşıya gelmesine neden olacaktır. Bu sancılı süreç MBK başta bulunduğu süre içeresinde varlığını korumaya devam etmiştir. Milli Birlik Komitesinin görevi; başa geldikleri ilk günden beri yeni bir anayasa yapmak ve Cumhuriyet yapısına uygun düşecek şekilde yeni bir seçim kanunu oluşturma düşüncesinde olmuşlardır. Anahtar Kelimeler: Milli Birlik komitesi, 27 Mayıs Askeri Darbesi, Yasama Faaliyetleri, Demokrat Parti
Türkiyedeki mevzuat açısından engelli hakları
Engellilik tarih boyunca insanoğlunun anlamaya, tanımlamaya ve ortadan kaldırmaya çalıştığı bir olgu olmuştur. Engellilerin yasadığı zorluklar ilk önce bir sağlık sorunu olarak algılanmıştır. Ancak daha sonra zorlukların nedeni olarak toplum görülmeye başlanmıştır. Engellilerin öncelikli sorunları erişim, istihdam ve ayrımcılık olmaktadır. Devletler bu sorunları çözmek için çeşitli hukuki düzenlemeler yapmaktadırlar. Özellikle engelli ayrımcılığına karsı ciddi önlemler alınmıştır. Engellilerin hakları her zaman korunmalıdır. Zira sonuç olarak insanlar ya engellidir ya da bir gün muhakkak engelli olacaklardır. Çalışmamızın birinci bölümünde engelli kavramı, engelli türleri ve engelli durumunu açıklayan görüşler açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde ise, engelliler ile ilgili yasal çerçeve ve ilkelerden bahsedilmektedir. Son bölümde ise, Türkiye ve Yabancı ülkelerin engelliler ile ilgili mevzuat ve uygulamaları karşılaştırılmıştır.
Stoklar ve hasılatın, Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TFRS), büyük ve orta boy işletmeler için finansal raporlama standardı (BOBi FRS) ve Türk Vergi Mevzuatına göre karşılaştırılması
Bu çalışmada işletmeler için büyük önem taşıyan iki unsurun; hasılat ve stokların ülkemizde muhasebe uygulamalarına yön veren Türk Vergi Mevzuatı ile Büyük ve Orta Boy İşletmeler İçin Finansal Raporlama Standardı (BOBİ FRS) ve Türkiye Finansal Raporlama Standardı / Türkiye Muhasebe Standartları (TFRS / TMS) açısından değerlendirmesi yapılmıştır. Bu amaçla hasılat ve stoklar, Standartlar ve Türk vergi mevzuatı açısından ele alarak karşılaştırmaları yapılmıştır. Bu çalışmadan anlaşılıyor ki uluslararası ilkelere uyumlu bir muhasebe sisteminin oluşması için ülkemizde uygulanan vergi kanunlarının, muhasebeye bakış açısını değiştirmek ve uluslararası standartların tüm alanda uygulanabilir hale getirilmesini sağlamak büyük önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: TFRS 15, TMS 2, BOBİ FRS, Türk Vergi Mevzuatı, Muhasebe, Hasılat, Stoklar
Besi sığırlarında refah
Bu çalışmada, besi sığırı yetiştiriciliğinde refah kavramı, refah ile stres, bakım-besleme, yönetim, yetiştirme sistemleri ile refahın karkas kalitesine etkisi gibi başlıkların bilimsel veriler ışığında ve mevzuatlar çerçevesinde açıklanması amaçlanmıştır. Çalışmanın materyalini, hayvan refahına ilişkin konuları yayınlayan tez, kitap, dergi, makale, bildiri, internet belgeleri ile Resmî Gazete'deki kanun ve yönetmelikler oluşturmuştur. Besi sığırları, hayvan refahı konusundaki bilimsel veriler ve yasal mevzuatlar dikkate alınarak, stres faktörlerinden uzak tutulduğunda, hayvanın biyolojik, fizyolojik ve psikolojik bütünlüğü korunacak, böylece hayvanın besi performansı ve karkas kalitesinde sorunlar oluşmadan, hayvan başına karkas veriminde artışın sağlanabileceği, işletmelerde refah olgusu altında ekonomik sürdürülebilir besi sığırı yetiştiriciliğinin yapılması durumunda, işletmelerin gelirlerini önemli ölçüde arttırabileceği ve ülke ekonomisine katkı sağlayacakları söylenebilir. Anahtar kelimeler: Besi sığırı, Refah, Stres, Mevzuat,
Finansal okuryazarlık: Yüzüncü Yıl Üniversitesi ve Trakya Üniversitesi İİBF öğrencileri üzerine bir çalışma
Bu araştırmanın temel amacı, üniversite öğrencilerin finansal okuryazarlık düzeyinin ölçülmesi ve üniversite öğrencilerinin finansal okuryazarlık düzeyinin araştırmada kullanılan demografik değişkenlerle ilişkisinin tespit edilmesidir. Araştırmanın örneklemini Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi ve Trakya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültelerinde öğrenim gören 252 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında, öğrencilerin finansal okuryazarlık düzeyinin ölçülmesi amacıyla 38 sorudan oluşan Finansal Okuryazarlık Anketi uygulanmıştır. Anketten elde edilen veriler SPSS programında analiz edilmiştir. Analizler sonucunda, Araştırmaya katılan üniversite öğrencilerinin finansal okuryazarlık düzeyinin orta düzeyde olduğu ve öğrencilerin en başarılı oldukları finansal okuryazarlık alanının vergi ve mevzuat, en başarısız oldukları finansal okuryazarlık alanının ise yatırım alanı olduğu bulgusu elde edilmiştir. Buna ek olarak, erkek öğrencilerin finansal okuryazarlık düzeyinin kadın öğrencilere göre, kredi kartı kullanan üniversite öğrencilerinin finansal okuryazarlık düzeyinin kredi kartı kullanmayan öğrencilere göre, internet bankacılığı kullanan öğrencilerin finansal okuryazarlık düzeyinin internet bankacılığı kullanmayan öğrencilere göre, dördüncü sınıf öğrencilerinin finansal okuryazarlık düzeyinin üçüncü sınıf öğrencilerine göre, gümrük, bankacılık ve işletme bölümlerinde öğrenim gören öğrencileri finansal okuryazarlık düzeyinin diğer bölümlerde öğrenim gören öğrencilere göre daha yüksek olduğu bulgusu elde edilmiştir. Ayrıca, finansal okuryazarlığın yaş, bireysel emeklilik sistemine katılım durumu ve anne-baba eğitim düzeyine göre anlamlı fark göstermediği tespit edilmiştir. Elde edilen bu bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılmış ve konunun ilgililerine öneriler sunulmuştur.
Türkiye'de gümrük mevzuatı açısından "yetkilendirilmiş gümrük müşavirliği" uygulaması
Bu çalışmada, Yetkilendirilmiş Gümrük Müşavirliği uygulaması incelenmiş ve/veya irdelenmiştir. Burada çalışmanın amacı; bazı gümrük tespit işlemlerini yapmak üzere yetkilendirilen veya görevlendirilen yetkilendirilmiş gümrük müşavirliği sistemi ile gümrük müşavirliği çerçevesinde yaratacağı katkıların ortaya konulması olarak belirlenmiştir. Öncelikle; dolaylı temsil yolu ile iş takibi yapan gümrük müşavirliği ile çalışmamızın konusunu oluşturan yetkilendirilmiş gümrük müşavirliği sistemi meri mevzuata göre tanıtılmış, daha sonra yetkilendirilmiş gümrük müşavirliği mesleğinin görev, yükümlülük, sorumluluk alanları ve işleyişi ortaya konularak, verilen bilgiler ve mevzuat düzenlemeleri ışığında sistemin veya uygulamanın yaratacağı sonuçlar üzerinde değerlendirme ve önerilerde bulunulmuştur. Mesleğin güvenli bir müessese haline getirilmesi ve uygulamanın doğru, bağımsız ve tarafsız müşavirler tarafından kullanılması durumunda; vergi kayıplarının ve bürokratik işlemlerin azaltılması, gümrük işlemlerinin daha hızlı ve kısa bir sürede sonlandırılması, vatandaşa daha kaliteli ve etkili bir gümrük kamu hizmeti sunulması, gümrük kaçakçılığının önlemesi ve işlemlerin çoğunun da kayıt altına alınması gibi faydalar beklenmektedir. Son dönemlerde mevzuatta yapılan bazı köklü değişiklikler ve bu konuda literatürde yer alması gereken yeni bir akademik çalışma ihtiyacı karşısında; bu yeni yapının veya mesleğin incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekliliği bulunmaktadır.
Türkiye'de tüketiciler açısından kredi uygulamalarına ve mevzuata ilişkin genel değerlendirme
Finansal piyasalarda bankaların lehine olan bilgi asimetrisi, tüketicilere sunulan ürün çeşitliliğinin fazla olması, ürün ve hizmet sözleşmelerinin karmaşıklığı gibi faktörler tüketicilerin tarafı oldukları işlemleri sağlıklı olarak değerlendirmelerini zorlaştırmaktadır. Tüketicilerin kredi işlemleri konusunda tam ve doğru bilgilendirilmesi konusu başta olmak üzere kredi süreçlerinde tüketicilerin aleyhine olacak şekilde yanlış ve mevzuat dışı uygulamalarının olması finansal karar alan tüketicilerin mağdur olmasına sebep olmaktadır. Bu araştırma; konut ve tüketici kredileri bağlamında, kredi kullanan tüketicilerin kredi kullanımına ilişkin temel bilgi ve bilinç düzeyinin belirlenmesi, yasal yükümlülüklerini yerine getirme ve uygulama açısından bankaların mevcut durumuna ilişkin tüketici algısının ve güveninin ortaya konulması, tüketicilerin korunmasına dair meri mevzuatın tüketici ve banka ilişkileri açısından getirdiği yükümlülüklerin ve bu yükümlülüklerin tüketici tarafından bilinirliğinin irdelenmesi ve elde edilen bilgiler ışığında mevcut durumunun ortaya konularak sistemin sağlıklı işleyişine katkı sağlamaya yönelik öneriler sunulması amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Bu çerçevede, araştırma Türkiye'de yaşayan ve en az bir kez Türk Lirası cinsinden sabit faizli tüketici veya konut finansmanı kredisi kullanmış 276 erkek 252 kadın olmak üzere toplam 528 katılımcı üzerinden yürütülmüştür. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde ve analizinde IBM SPSS 26 programı kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezlerini test edebilmek için bağımsız değişkenlerin nominal ya da aralıklı ve bağımlı değişkenin sürekli olduğu durumlarda sırasıyla bağımsız örneklem t-testi ya da tek yönlü varyans analizi, iki değişken arasında ilişkinin incelendiği hipotezlerde ise Pearson Momentler Çarpımı Katsayısı kullanılmıştır. Araştırmada; tüketicilerin kredi kullanımına dair mevzuat bilgi düzeyleri ile kredi kullanımı bilinç düzeylerinin oldukça düşük, kredi kullanma eğilimlerinin fiilen yüksek, kredi kullanımında kendilerine sunulan yasal haklara ilişkin algılarının olumsuz, kredi kullandıkları bankalara karşı güven düzeylerinin de düşük olduğu saptanmıştır. Kredi kullanma eğilimi arttıkça kredi kullanımı bilinç düzeyinin arttığı, kredi kullanımına dair mevzuat bilgi düzeyi yükseldikçe yasalarla korunduğuna dair olumlu algının yükseldiği, yasal haklara ilişkin olumlu algı arttıkça tüketici güveninin arttığı, kredi kullanımı bilinç düzeyi arttığında kredi skorunun da arttığı bulunmuştur.
İlkokul bahçelerinin mevzuata uygunluğu ve eğitim paydaşlarının okul bahçesinin kullanımına ilişkin görüşleri
Bu araştırmada, ilkokul bahçelerinin mevzuata uygunluğunun ve eğitim paydaşlarının okul bahçelerinin kullanımına ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, okul bahçelerine ilişkin mevzuat incelenerek; okul yöneticilerinin görüşlerine dayalı olarak ilkokul bahçelerinin ilgili mevzuata uygunluğu değerlendirilmiştir. Ayrıca ilkokul öğretmenlerinin görüşleri yoluyla da ilkokul bahçelerinin kullanımına ilişkin mevcut durumu ve ideallerindeki okul bahçelerine ilişkin görüşleri belirlenmiştir. Araştırmanın evrenini Ankara ili Çankaya ilçesi ilkokullarının okul yöneticileri ve öğretmenleri, örneklemini 2017-2018 örneklemini 2017-2018 akademik yılında Çankaya ilkokullarında çalışan 352 ilkokul öğretmeni ve 59 okul yöneticisi oluşturmuştur. Araştırmada nicel araştırma yöntemi ve tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak iki farklı anket formu kullanılmıştır. Okul yöneticilerinin mevzuata ve ilkokul öğretmenlerinin okul bahçelerine ilişkin görüşleri araştırmacı tarafından geliştirilen anket formları ile belirlenmiştir. Ayrıca araştırmacı ziyaret ettiği okulların bahçelerini incelemiş ve okul yöneticilerinden izin alarak bahçelerin fotoğraflarını çekmiştir. Çekilen fotoğraflar ilgili başlıklar altına yerleştirilerek bulguların desteklenmesi amaçlanmıştır. Verilerin analizinde Sosyal Bilimleri için İstatistik Paket Programı 20 (IBM SPSS Statistics 20) kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde yüzde, frekans, aritmetik ortalama gibi teknikleri içeren betimsel istatistiklerden yararlanılmıştır. Çalışma sonucunda, Çankaya ilçesindeki okul bahçelerinin mevcut durumları ile mevzuatta yer alan okul bahçeleri arasında bazı uyumsuzlukların olduğu, okul bahçelerinin öğrencilerin ve öğretmenlerin ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığı sonuçlarına ulaşılmıştır.
Alkol bazlı el dezenfektanlarının analizi için yöntem geliştirilmesi ve alkol içeriklerinin mevzuat kapsamında hukuki değerlendirmesi
Kullanımı çok yeni olmamakla beraber özellikle Covid-19 salgını sonrası kullanımının toplum nezdinde aşırı derecede arttığı alkol bazlı el dezenfektanlarının üretiminde veya kullanımında yapılacak yanlışların gerek halk sağlığını gerekse halk sağlığını korumayı amaçlayan kamu otoritelerini yakından ilgilendirdiği bilinmektedir. Çalışmada alkol bazlı el dezenfektanlarının kimyasal içeriklerinin hem halk sağlığı kapsamında toksisite doğurmayacak şekilde üretilmesi ve kullanılması hem de kamu idareleri ve kanun koyucu tarafından tanzim edilecek yasal düzenlemelere ışık tutması için tespitine yönelik yöntem geliştirilmiştir. Bu amaçla piyasada bulunan birbirinden farklı üreticiler tarafından üretilen farklı marka el dezenfektanları yöntem geliştirmek adına numune olarak toplanmıştır. Toplanan numuneler gaz kromatografisi ile tepe boşluğu tekniği ve FID dedektörü kullanılarak analiz yöntemi geliştirmek için kullanılmıştır. Çalışmada stok çözeltiler hazırlandıktan sonra belirli konsantrasyonlarda oluşturulan kalibrasyon örnekleriyle kalibrasyon eğrisi çizilmiş ve geliştirilen yöntem valide edilmiştir. Daha sonra geliştirilen yöntemle elde edilen bulgular ortaya konmuş ve ürün açıklamalarında yazan alkol çeşidi ve oranı ile karşılaştırma yapılmıştır. Alkol bazlı el dezenfektanlarının tabi olduğu mevzuat da yöntemle birlikte açıklanmıştır. Ortaya çıkan sonuçlar ile ürün açıklamaları karşılaştırılmış örneklem kapsamında ürün açıklaması ile analiz sonrası ortaya çıkan gerçek sonuçlar arasında karşılaştırma yapılarak farklı marka ürünlerde bulunan açıklamalar ile elde ettiğimiz sonuçlar arasında bulunan benzerlik ve farklılıklar ortaya konmuştur.
İşyeri ruhsat usulü ile gürültüye yönelik yasal mevzuatın entegrasyonu
Günümüz dünyasında gürültü önemli bir sorundur.Gürültünün kaynakları çeşitlidir.Kentsel ve kırsal alanlarda kaynak farklılıkları söz konusudur.Sanayileşme ve kentleşme gürültüyü önemli bir sorun haline getirebilmektedir.Ekonomik faaliyetler içinde hiç şüphesiz işyerleri önemli aktörlerdendir.Ekonomikaktivitelrinbüyümesi,birey taleplerinin değişmesi işyerlerinin sayı ve niteliğini de etkilemiştir. Gürültü bir çevre sorunudur.Ayrıcagörültü işyerleri bakımından iş sağlığı ve güvenliği konusudur.Bu çalışmada işyerlerinin ruhsatlandırma süreci ile gürültü ve ilgili mevzuat ilişkisi araştırılmıştır.Bu çerçevede ulusal ve uluslararası literatür taranmıştır.Ayrıca kapsamlı olan işyeri ruhsat mevzuatı ve gürültü mevzuatı incelenmiştir. Çalışmada işyeri ruhsat hukuku ile gürültü mevzuatı arasında gürültüyü önlemeye yönelik bir bağlantı kurulamadığı tespit edilemiştir.Elde edilen bulgulardan hareketle işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenmesi sürecinde gürültüyü değerlendiren yeni bir model önerilmiştir.Bu kapsamda işyeri ruhsatlandırma sürecinde bazı işyerleri için ''Gürültü Analizi Olumlu Raporu'' istenmesinin zorunlu hale getirilmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Birey, Çevre, Gürültü, İşyeri, Ruhsat
II. Abdülhamid Döneminde basın hürriyeti
Hukuk tarihi ve genel kamu hukuku ilkeleri nazara alınarak hazırlanan bu çalışmada II. Abdülhamid döneminde basın hürriyeti incelenmiştir. Çalışmada, dönemin gazete, dergi ve kitaplarından ve o devirde yapılan mevzuat düzenlenmelerinden yararlanılmıştır. Ayrıca literatür taraması yapılmıştır. Kendi döneminin özellikleri göz önünde tutularak ve yer yer anakronizme düşmeden günümüz ile karşılaştırmalar yapılarak ortaya konan çalışma, konuyu hukukî bir bakış açısıyla ele almak suretiyle farklılık arz etmektedir. Gerek Avrupa'da gerek Amerika'da matbaanın ülkeye girişi ile devletlerin basına ve basın hürriyetine ilişkin müdahaleleri olmuş ve devlet aleyhine yayın yapanlara yönelik idama varan cezalar öngörülmüştür. Tanzimat sonrası, Osmanlı Hukuku açısından yerli ve iktibas edilen kanunların bir arada bulunduğu ve bu nedenle mevzuat karmaşasının yaşandığı bir dönem olmuştur. Osmanlı Devleti'nin ise basın ve basın hürriyetine yönelik oluşturduğu gelenek, izin sistemi üzerinden kurulmuştur. Basın faaliyetleri için ön görülen izin şartı, II. Abdülhamid döneminden önce süregelen ve bu dönemde de devam eden bir içtihat haline gelmiştir. II. Abdülhamid döneminde basın organlarının kurulması ve geliştirilmesi desteklenmiş, yayın faaliyetlerinin yapılmasına müsaade edilmiştir. Nitekim bu dönemde yayıncılık faaliyetlerinin artması ve çeşitlenmesi, basın hürriyeti açısından olumlu gelişmelerdir. Ancak çeşitli nedenlerden dolayı uygulamada basın hürriyetine sınırlamalar getirilmiş ve gazete, dergi, kitap gibi yayınların kontrolünü ve denetimini yapan memurların düzensiz, keyfi ve maksadı aşan tutumları basın hürriyetini olumsuz etkilemiştir.
Serbest muhasebecilik serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik mevzuatının muhasebe uygulamalarına ve eğitimine etkisi
ÖZET Bu çalışmada, muhasebecilik ve mali müşavirlik mesleklerinin tarihi gelişimi, örgütlenme, eğitim ve uygulama konuları incelenmiştir. Çalışmanın, birinci bölümünde Dünyada ve Türkiye'de "Muhasebecilik Mesleği "nin tarihi gelişimi ele alınmıştır. Ülkemizde, uzun bir bekleyiş döneminden sonra, çeşitli kesimler den gelen taleplerin de etkisiyle, ekonomik kalkınma için bir zorunluluk durumuna gelen meslek, 1989 yılında yasallaştırılmıştır. İkinci bölümde ; "3568 Sayılı. Meslek Yasası" ve ilgili yönetmeliklerle getirilen düzenlemeler ve mesleğin örgütlenme si incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise; meslek adaylarının ve meslek men suplarının eğitim sorunu ele alınmış, teorik ve pratik eğitim ile staj, sınav gibi konulara değinilmiştir. "uygulamada ve Eğitimde Uyumlaştırma" üzerinde: durularak, geliştirilen önerilerle çalışma tamamlanmıştır.
Çalışma yaşamında cinsiyet eşitsizlikleri ve eşitsizlikleri gidermeye yönelik ulusal ve uluslararası mevzuat
Bu çalışmanın amacı, toplumsal cinsiyet perspektifinden kadın işgücünün bir analizini yapmak, sosyal güvenlik ve çalışma yaşamına ilişkin düzenlemelerin toplumsal cinsiyet temelindeki uygulamalarını değerlendirmektir.Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde; eşitsizlikleri anlamak için, eşitlik, ayrımcılık ve toplumsal cinsiyet eşitliği kavramları tanımlanmış ve bu kavramların özellikleri açıklanmıştır.İkinci bölüm, Türkiye'de kadınların işgücüne katılımlarının düşük olmasının ardındaki nedenleri değerlendirir. Türkiye'deki kadın işgücünün durumu TÜİK'ten alınan istatistikî veriler kullanılarak analiz edilir.Üçüncü bölüm, cinsiyet eşitliği bakımından ulusal ve uluslararası düzenlemeleri ve mevzuatı kapsar. Çalışma yaşamında cinsiyet eşitliği ile ilgili mevzuatımız bu bölümde değerlendirilir. BM, ILO, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği gibi çeşitli uluslararası örgütler ayrımcılığın önlenmesine yönelik uluslararası belgeler düzenlemişlerdir. Ayrımcılığın yasaklanması ve cinsiyet eşitliği hakkındaki sözleşmeler, tavsiye kararları ve direktiflerde bu bölümde yer alır.
Türk ve Afganistan hukuklarında ticari işlerde faiz
Bu çalışmada, ticari işlerde çok yaygın olan bir konu olarak faiz, Afganistan ve Türk mevzuatında karşılıklı olarak incelenmektedir. Bu amaçla, öncelikle faizin ne olduğunun anlaşılması için, faiz hakkında genel bilgi verilmektedir. Faizin tarihsel gelişimi de çalışmanın bu kısmında ele alınmaktadır. Sonraki bölümlerde ise Türk ve Afganistan mevzuatında ticari işlerde faiz konusunun, ayrıntılı bir şekilde incelenebilmesi için, her iki ülkenin hukukunda faizle ilgili düzenlemeler açıklanmaktadır. Özellikle ticari işlerde faizin özellikleri, faizin oranı, faizin türleri ve benzer konular, iki ülkenin mevzuatında incelenmektedir. Böylece, çalışmamızda, Türk ve Afganistan mevzuatında, ticari işlerde faizin nasıl olduğu ve bu iki ülkenin konuyla ilgili düzenlemelerinde ne kadar benzerlikler ve farklılıklar bulunduğu kısaca anlatılmaktadır.
Türkiye'de erkler ayrılığı ve dokunulmazlıklar
Devleti oluşturan kuvvetler, yasama, yürütme ve yargı olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Demokratik toplumlarda kuvvetler ayrılığı ilkesi ve hukuk devleti kavramı, hayati öneme haiz konulardır. Tarihsel süreç içerisinde, dokunulmazlıklar, çeşitli şekillerde yer almıştır. Türkiye de siyasi tartışmaların merkezinde yasama dokunulmazlıklarının yer almasına karşın, diğer tüm erklerde de dokunulmazlıkların varlığı söz konusudur.Tüm dokunulmazlıklar toplum vicdanını rahatsız etmektedir. Fakat dokunulmazlıkların amacı ayrıcalıklı bir sınıf oluşturmak değildir. Asıl amaç, kamusal faaliyette görev alanları haksız isnatlardan korumaktır. Böylelikle kamu görevlileri görevlerini güvence içinde ifa edebileceklerdir. Bu da ancak hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilebilmesi ile sağlanabilecektir.Dokunulmazlıklar, ayrıcalıklı bir sınıf oluşturmayı engelleme ve aynı zamanda güven içerisinde kamusal faaliyeti icra edebilme, arasındaki dengeyi sağlamalıdır.Öncelikli olarak, toplumun adalet duygusunu güçlendirmek için, mümkün olan en kısa zamanda, Türkiye de yeni bir yargı reformu yapılmalıdır. Dolayısı ile bu yeni yargısal reforma göre dokunulmazlıklar yeniden değerlendirilmelidir.
Ailenin korunması hakkı bağlamında kadın ve aile ile ilgili mevzuatın analizi
Aile, evlilik veya kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar ve kardeşler arasında akrabalık ilişkilerin yaşandığı toplum içindeki en küçük birimdir. Aynı zamanda aile, toplumların kültürel aktarımının sağlandığı, ekonomik, eğitim, sosyal, siyasal bütün özellikleri içinde barındıran bir kurumdur. Ailenin bu özelliklerinin korunması güçlü ve sağlıklı toplumun devamını oluşturmaktadır. Modernleşme, kentleşme ve sanayileşmenin yaşanması, aile kurumunda da değişikliklere neden olmuştur. Geniş aileden tek ebeveynli aileye geçiş, aile içi iletişimin azalması, aile içi ekonomik düzenin değişmesi, evlilik oranlarında azalma ve boşanma gibi aile içinde pek çok değişim yaşanmıştır. Aile içi yaşanan değişimler aile kurumunun sürekliliğinin bozulmasına neden olmaktadır. Ailenin kurumunun bozulması ve sürekliliğinin sağlanamaması, gelecek nesillere kültürel normlar, örf ve adetler, gelenek-göreneklerin aktarılmasında sorun yaşanmasına ve güçlü toplumların oluşmasına engel teşkil etmektedir. Son dönemlerde boşanma oranlarındaki artış ile evlilik birliğinin oluşmasında azalmalar görülmektedir. Bu nedenle aile kurumunun korunmasına yönelik çalışmalar, önleyici ve koruyucu tedbirler alınması önem arz etmektedir. Bu çalışma aile korunmasını ve sürekliliğinin sağlanmasına yönelik ulusal ve uluslararası mevzuatta değerlendirilmektedir. Aynı zamanda aile ile ilgili aktörlere de yer verilerek ailenin korunması ve sürekliliği için öneriler getirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile, Ailenin Korunması Hakkı, Ailenin Korunması, Aktörler, Ulusal ve Uluslararası Mevzuat
İlköğretim okul müdürlerinin mevzuattaki görevlerini yapabilme açısından kendilerini yeterli hissetme düzeyleri
Bu araştırmanın amacı; eğitim sisteminin en temel birimi olan ilköğretim okullarındaki eğitimin yöneticisi konumunda olan okul müdürlerinin, mevzuattaki ?görev tanımlarında? belirtilen görevleri yapabilme açısından kendilerini yeterli hissetme düzeyleri ile ilgili algılarını belirlemek ve bu algıların müdürlerin bireysel özelliklerine göre değişip değişmediğini tespit etmektir. Böylece okulların yöneticisi konumunda bulunan, eğitimin niteliğinin yükseltilmesinde etkin rol oynayan ve çok yönlü görevler yüklenen müdürlerin, bu görevleri yerine getirmeleriyle ilgili güçlü, zayıf ve eksik yönler belirlenebilir.Araştırmada yeterlik; kişinin mevzuatta geçen görevleri yerine getirebilme gücünü sağlayan, özel bilgi, ehliyet, görevini yerine getirme gücünün seviyesi kabul edilmiştir.Bu araştırma; müdürlerin görevlerini yerine getirmeleri sırasında kendilerini yeterli hissettikleri ve eksik hissettikleri alanların tespit edilmesiyle; a) müdürlerin görev tanımlamaları yapılırken daha somut ve bilimsel metinler için öneriler geliştirmekte, b) görevlerini etkili bir şekilde yerine getirebilmeleri için gerekli yeterlilikleri kazanmaları ve bunları örgütün amaçları doğrultusunda kullanmalarında yardımcı olacaktır.Araştırmanın evrenini; 2008-2009 eğitim-öğretim yılında Ordu ili resmi ilköğretim okulları oluşturmaktadırAraştırmada elde edilen bulgular sonucunda okul müdürlerinin kendilerini Düşük Düzeyde Yeterli, Az Yeterli ve Orta Düzeyde Yeterli hissettikleri bir görev tanımına rastlanmamıştır. Ölçme aracında belirtilen 49 maddelik görev tanımının tamamında kendilerini yeterli ya da yüksek düzeyde yeterli hissetmektedirler. Okul müdürlerinin mevzuatta geçen görev tanımları ile bu görevleri yerine getirebilme açısından kendilerini yeterli hissetme düzeyleri arasında ilişkinin doğru orantılı olduğu söylenebilir. Bu durum okul müdürlerinin mevzuattaki görev tanımlarını yerine getirebilme açısından kendilerini hiçbir açıdan Düşük Düzeyde Yeterli, Az Yeterli ve Orta Düzeyde Yeterli hissetmedikleri; aksine, tüm görevlerle ilgili kendilerini Yeterli ya da Yüksek Düzeyde Yeterli gördükleri sonucuna dayanmaktadır.Anahtar Kelimeler : İlköğretim okulu, müdür, yönetim, yeterlilik, görev, görev tanımları,
Türk anayasa hukukunda yasama fonksiyonunun sınırlılığı
Tezimizin konusunu Türk hukukunda yasama fonksiyonunun sınırlılığı meselesi oluşturmaktadır. Tezimizin ilk bölümü, temel aldığımız geçerlilik anlayışı olan normatif pozitivist görüşün esas aldığı geçerlilik anlayışının açıklanması, kavramsal çerçevenin çizilmesi ve yasama fonksiyonunun diğer fonksiyon ve iktidar türlerinden farklarının ortaya konmasına ayrılmıştır. Ardından da yasama fonksiyonunun sınırlılığının temel olarak diğer fonksiyonların sınırlılığı ile aynı bağlam içerisinde değerlendirilmesi gerektiği, dolayısıyla sınırlılığın yasama işlemlerinin unsurları bakımından benzer sonuçlara sahip olduğu savunulmuştur. Tezimizin ikinci bölümünde, yasama fonksiyonunun sınırlılığının, yasama işlemlerinin dış unsurları olarak kabul ettiğimiz yetki, usul ve şekil unsurları üzerindeki sonuçları izah edilmiştir. Sınırlılığa ilişkin kabul ettiğimiz standartlar bağlamında özellikle yetki un-suru hakkında önemli sonuçlara ulaşılmıştır. İçtihatta ve doktrinde kabul edilen yasama yetkisinin asliliği ve genelliği ilkelerinin Türk hukuku bakımından neden geçerli olamaya-cağı açıklanmıştır. Bunun yanı sıra yetki unsurunun geçerlilik ve hukuka uygunluk bağlamında önemli sonuçları olduğu ve parlamento kararları ve kanunlar arasındaki sınırı oluşturduğu vurgulanmıştır. Daha sonra da sınırlılığın usul ve şekil unsuru üzerindeki yansımaları ve geçerlilik ile bağlayıcılık meseleleri bağlamındaki belirleyiciliği açıklanmıştır. Tezimizin üçüncü bölümünde de sınırlılığın yasama işlemlerinin iç unsurları olarak kabul ettiğimiz sebep, konu ve amaç unsurları bağlamında sonuçları ve bu sınırların tespitinde bü-yük önem arz eden takdir yetkisi kavramı açıklanmıştır. Sebep unsuru bakımından yetkinin sınırlılığı konusundaki kabullerimiz doğrultusunda hukuki sebep kavramının yasama işlemleri için de kabul edilebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda Anayasada sebep unsurunun nasıl düzenlendiğine veya düzenlenmemesine ilişkin bağlanan sonuçlar değerlendirilmiştir. Konu unsuru bakımından da Anayasanın bu unsuru nasıl düzenlediği ve buna bağlanan sonuçların ne olduğu meselesi açıklanmıştır. Amaç unsuru bağlamında ise bu unsurun belirleyicisi olan kamu yararı kavramı açıklanmış ve Anayasanın yasama işlemleri için belirlediği özel amaçlar hakkında değerlendirmelerde bulunulmuştur. Tezimizin son bölümünde de ulaştığımız sonuçlar özetlenmiştir.
Yaş sebze ve meyve sektörü mevzuatının dağıtım kanalları açısından incelenmesi (1953-2013); 5957 sayılı Kanundan beklentiletiler
azarlama, ürünlerin üreticilerden nihai tüketiciye doğru akışını sağlayan eylemler bütünüdür. Diğer bir deyişle Pazarlama, kişilerin veya örgütlerin amaçlarına uygun şekilde değişimi sağlamak üzere; ihtiyaçları tatmin eden mal ve hizmetlerin üretilmesi, fiyatlandırılması, satış çabası, dağıtımı ve tutundurulması sürecidir. Pazarlama dağıtım kanalları vasıtası ile yapılır. Pazarlamada dağıtım kanalları, bir mal veya hizmetin üreticisinden tüketiciye ulaşana kadar izlediği süreçtir. Diğer bir tanımla, değişim değeri olan ürünleri üretildiği yerden, tüketildiği yere kadar ulaştıran, bunun için çalışan, birbiriyle ilişki halinde olan kişi, kurum, kuruluşların oluşturduğu sistemdir. Bu çalışmamızda sebze ve meyve ticaretinde dağıtım kanalları incelenmeye çalışılacaktır. Ulusal ve uluslararası ekonomide önemli bir yere sahip bulunan meyve ve sebze yetiştiriciliği, tarımsal kalkınmamıza büyük katkıda bulunan bir faaliyet alanı olma özelliğini göstermektedir. Gerçekten meyve ve sebze üretimi bugün toplam tarımsal üretimin yaklaşık %8?ini, tüm tarımsal ihracatın % 33?ünü oluşturmaktadır. Türkiye ekolojik yapısı açısından çok çeşitli meyve ve sebze üretimine elverişlidir. Tropik ürünler hariç, tüm yaş sebze ve meyve çeşitleri ülkemizde yetiştirilebilmektedir. Yaş sebze ve meyvenin yurtiçi dağıtım sistemi ve dağıtım kanalları yasalarla belirlenmiş ve yaş sebze ve meyvenin bu yasal düzenlemeler çerçevesinde üreticiden tüketiciye ulaşması amaçlanmış, dahası bu dağıtım kanallarının dışına çıkılması da yasaklanmıştır. Bu düzenlemelere uymayanlara ciddi yaptırımlar uygulanması hükme bağlanmıştır. Bu çalışmamızın konusu, gerek ekonomimiz, gerek ihracatımız, gerek sanayimiz gerek yaşamımız için vazgeçilmez unsurlardan olan yaş sebze ve meyvenin dağıtım kanallarının, bu kanalların yaşadığı hukuki aşamalarının incelenmesi ve mevcut durumun analiz edilmesidir. Çalışmamızda son elli yıl içinde uygulamaya konulan 1960tarihli ve 80 sayılı Kanun, 1995 tarihli ve 552 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2010 tarihli ve 5957 sayılı Kanun ele alınarak incelenmeye, aralarındaki ilişkiler irdelenmeye, getirdikleri düzenlemelerin içerikleri analiz edilerek kümülatif bir değerlendirmeye tabi tutulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Pazarlama, ürün, üretici, üretici, tüketici, kurum, kuruluş, örgüt, mal, hizmet, fiyat, dağıtım, meyve, sebze, tarımsal üretim, tarımsal kalkınma, 80 sayılı Kanun, 552 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, 5957 sayılı Kanun
E-ticaret ve hukuksal altyapısı
İnsanlığın gördüğü en hızlı değişim süreçlerinden birisinin tam ortasındayız. Daha birkaç yıl öncesine kadar bilgi teknolojilerinden haberdar olmayan insanlar bugün sınırsız bilginin kullanıcıları haline geldiler. Bu gün teknolojinin ulaştığı seviye, bireylerin ve devletlerin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi faaliyetlerini dijital bir ortamda yapmalarına imkan sağladı. Bu durum piyasaların küreselleşmesine, tek bir Pazar haline gelmesine yol açtı. Artık içinde yaşadığımız ekonomi, bilgi ekonomisi ve haberleşmedir. Toplum alanında, ekonomide ve diğer tüm alanlarda ortaya çıkan çok boyutlu ve dinamik gelişmelere özellikle bilişim teknolojisindeki gelişmelerin eklenmesi ile ticaret de değişikliğe uğrayarak geleneksel usulleri aşıp teknolojik ortamda gerçekleştirilebilecek bir niteliğe kavuşmuştur. Günümüzde taraflar fiziki bir bağlantı ya da değişime girmeksizin elektronik ortamda karşılıklı olarak alışverişte bulunmaları ve daha bunun gibi sayısız işlem ve faaliyetleri gerçekleştirmeleri, bilinen terimiyle e-ticaret yapmaları mümkün oldu. Hiç şüphesiz sanal ortamda yapılan bu faaliyetler karşılanması gerekli yeni ihtiyaçları ve cevap bekleyen sayısız sorulan da beraberinde getirdi. Bugün tüm elektronik ticaret ve ilgili faaliyetlerini sağlıklı ve güvenli bir sisteme kavuşturacak olan yegane formül etkin ve güvenilir bir yasal çerçevenin oluşturulmasıdır. İnternete ilişkin düzenlemelerin önündeki en büyük problem, internetin özgür ortamı ile hukukun niteliği gereği düzenleyici ve kısıtlayıcı olan karakterleri arasındaki çatışmanın uzlaştırılabilmesidir. Bu problemi devletlerin iç hukuk hükümleri ile çözmek imkansızdır. Buradaki yegane çözüm tüm dünyayı kapsayan bir düzenlemeye, işbirliğine gidilmesidir. Ülkemizde internet ve hukuk konusunda ne mevzuatın, ne doktrinin ne de yargı uygulamalarının yeterli olduğu söylenemez. Dünyadaki internet kullanım oranına göre çok düşük kullanıcıya sahip olan ülkemizde internet hukuku da henüz emeklemeye başlayan bir çocuk gibidir.
Kas iskelet sistemi sonucu oluşan maluliyet durumunun "Amerikan Tıp Birliği (American Medical Association) yaralanma kılavuzu" ile ülkemizde yürürlükte olan "çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranı tespit işlemleri yönetmeliği" cetveli ile olgular üzerinden karşılaştırılması ve öneriler
Giriş ve Amaç: Maluliyet kelimesinin sözlükteki karşılığı "sakatlık" olarak belirtilmiş olup herhangi bir kısıtlama veya bir şekilde bir insan için normal sayılan ölçüler dâhilinde bir faaliyet gerçekleştirme yeteneğinin eksilmesi ya da tamamen yitirilmesi durumudur. Bu çalışmada; 31.12.2020 tarihinden önce kas iskelet sistemi yaralanması nedeniyle Gaziantep Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalında "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre maluliyet raporu düzenlenmiş rastgele seçilen 200 olguya ait yaralanma ve sekellerinin uluslararası alanda kabul görmüş Amerikan Tıp Birliği(American Medical Assocination) Kalıcı Engellilik Değerlendirme Kılavuzuna göre yeniden değerlendirilerek muayene ve oransal standardın sağlanmasına ışık tutmak ve uluslararası nitelikte ihtiyaç duyulan yeni düzenlemelere önerilerde bulunmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 31.12.2020 tarihinden önce kas iskelet sistemi yaralanması olan adli makamların istemiyle maluliyet raporu düzenlenmiş rastgele seçilen 200 olguya ait cinsiyet, olay tarihindeki yaş, olay türü, olay tarihi ile değerlendirme arasında geçen süre, başvuru merkezi, yaralanma türü, yaranın anatomik lokalizasyonu, operasyon öyküsü, sinir yaralanması eşlik edip etmediği, yaralanma ve sekellerinin "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" D ve E cetveline göre oransal karşılıkları, oran tespitinde takdir kullanılıp kullanılmadığı retrospektif olarak tarandı ve değerlendirildi. Amerikan Tıp Birliği(American Medical Assocination) Kalıcı Engellilik Değerlendirme Kılavuzu 5. Baskı kullanılarak yeniden oransal hesaplamalar yapıldı. Veriler SPSS programında değerlendirildi. Bulgular: Çalışma kapsamında değerlendirilen 200 olgunun %70.5'inin erkek, %29.5'inin kadın olduğu, en yüksek başvuru nedenini %96.5 ile trafik kazalarının oluşturduğu, en yüksek yaralanma oranının %49.5 ile izole alt ekstremite yaralanmalarına ait olduğu, maluliyet oranı hesaplanan olguların %66'sına takdir uygulandığı belirlendi. "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" D ve E cetveli ile AMA kılavuzuna göre elde edilen fonksiyon kayıp oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi. Sonuç: Elde edilen bulgular ışığında "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" cetveli, birçok ülkede kullanımda olan uluslararası nitelikteki AMA kılavuzuna göre eksiklikler barındırmaktadır. Ülkemiz için kişinin mesleğine ve yaşına göre maluliyet oranının tayin edilebileceği, ancak bunu yaparken sorgulamaya ve takdir kullanımına mahal vermeyen, trafik kazaları, iş kazaları, meslek hastalıkları, terör, vazife ve harp mallüllüğü gibi durumlarda tek başına kullanılabilecek, objektif ve güncel normlara uygun bir kılavuz oluşturmanın en doğru yaklaşım olacağı kanaatindeyiz.
Türk hukukunda adli yıl açılış konuşmalarının sosyolojik analizi (1943-2001)
Türkiye'de her yıl adli yıl açılış töreni ve Yargıtay Başkanı tarafından yapılan açılış konuşması ile yeni bir adli yıla girilmektedir. 1943 yılında başlayan ve 1956 ilâ 1960 yılları arasında kısa bir süre terk edilen bu uygulama, günümüzde de devam etmektedir. Türkiye'de, yargı erkinin toplumsal olaylara bakış açısı genel itibarıyla, adli yıl açılış konuşmalarında somutlaşmaktadır. Bu konuşmalar bazen yargısal sorunların dile getirildiği, bazen siyasal rejim kaygılarının körüklendiği, bazen de topluma veya hükümete istikamet çizme gayretlerinin somutlaştığı nutuklar olarak ortaya çıkmıştır. Hem Cumhuriyet'in kuruluş dönemlerindeki ulus devlet olma sürecinde hem askeri darbe dönemlerinde, yargı erki yaşanan siyasal ve toplumsal süreçlere kayıtsız kalmamıştır. Dost-düşman ikilemi çerçevesinde ortaya konulan toplumsal tehlike algısına ilişkin de yargı erki tarafından bir çok değerlendirme yapılmıştır. Öte yandan yargı erki yıllar itibarıyla bu konuşmalarda, yasama ve yürütme erkinden karşılanmasını talep ettiği ihtiyaçlarını hem kamuoyuna hem de muhataplarına deklare etmiştir. Bu çalışmada yargı erkinin toplumsal ve siyasal olaylara bakış açısı, yasama ve yürütme erkleriyle olan münasebetleri ve bu bağlamda kendine atfettiği misyon adli yıl açılış konuşmalarından hareketle ortaya konmaya ve hukukun üstünlüğü, bağımsızlık ve tarafsızlık gibi evrensel hukuki prensiplerin yargı erkinde ne derece hâkim olduğu anlaşılmaya çalışılmaktadır.
Dış ticaretin kolaylaştırılması ve yetkilendirilmiş yükümlü statüsü uygulamaları
Gelişen Dünya ekonomisi içerisinde yer alan tüm paydaşların ticaret ekosistemine dahil olması Dünya'da yer alan kıt kaynakların herkese kolayca ulaştırılması açısından önem taşımaktadır. Ölçekleri fark etmeksizin dış ticarete katılmak isteyen tüm işletmelerin küresel pazara arz edecekleri ürün ya da hizmetlerin önünün açılması, zorluklar çıkarılmaması gerekmektedir. Karmaşık sistemlerin yerine basit kurallar ve düzenlemeler getirilerek daha verimli arz zinciri süreci yaratmak mümkündür. Ticareti kolaylaştırmanın etkisiyle sisteme dahil olacak küçük ve orta ölçekli işletmeler, pazarda yer alan ürünlerin çeşitlenmesine sebep olurken diğer taraftan büyük ölçekli işletmelerin prosedürlerin azalmasıyla maliyet ve zaman yönünden tasarruf sağlamasının önünü açılmış olacaktır. DGÖ ve DTÖ bünyesinde yürütülen çalışmalar neticesinde ticaret ekosistemi içerisinde yer alan ticaretin yasal zemininde faaliyetlerini yürüten işletmelerin güvenilir firmalar olarak adlandırılarak bir takım kolaylaştırmalardan yararlanmalarının önü YYS uygulamasıyla açılmıştır. Böylece kaçakçılık ve terörle mücadelede meşru firmaların ayrılarak kıt olan personel ve zaman kaynaklarının verimli kullanılması imkanı yaratılmıştır. Bu çalışmada Dış Ticaretin Kolaylaştırılması ve Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü Uygulamaları incelenmeye alınarak hem uluslararası alanda yapılan kolaylaştırmalar hem de ulusal çalışmalar üzerine değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmada Ticaretin Kolaylaştırılması kavramı detaylı olarak incelenmiş, Ülkelerin ticareti kolaylaştırmada verimliliklerini ölçmek için hazırlanan raporlar üzerinde durulmuştur. DGÖ tarafından geliştirilen YYS programının Türkiye'nin yasal mevzuat çerçevesinde yeri detaylandırılmış ve yıllara göre YYS uygulamasının gelişimi izlenmiştir. Çalışmanın sonucunda ticareti kolaylaştırmak için yapılan çalışmaların ve YYS uygulamasının Türkiye'nin dış ticaretini artırmada önemli bir rol oynayacağı sonucuna varılmıştır.
Türk Ceza Hukukunda hukuka uygunluk nedeni olarak kanunun hükmünü yerine getirme
Bu çalışmada, Türk ceza hukukunda hukuka uygunluk nedeni olarak kanunun hükmünü yerine getirme konusu, kavramsal çerçeve, tarihi gelişim, karşılaştırmalı hukuktaki durum, kanunun hükmünü yerine getirme şartları, kanuni bazı özel düzenlemeler ve sonuçları açısından incelenmiştir. Kanun hükmünün yerine getirilmesi biçimindeki hukuka uygunluk sebebi, suç olan fiildeki hukuka aykırılığı ortadan kaldırarak, hareketin başından itibaren hukuka uygun doğmasını sağlamaktadır. Böylece faile her hangi bir sorumluluk yüklenemeyecektir. Bunun sebebi ise toplumsal menfaatlerin, kanun hükmünün yerine getirilmesi sonucunda zarar gören özel menfaatlerden daha üstün tutulmasıdır. Bu çerçevede otorite ile özgürlükler arasında bir denge kurulmalı, kanunu uygulayacakların mevzuat dahilinde hareket etmesini sağlayacak uygun kanuni bir çerçeve oluşturulmalıdır.