Dil öğrenme yöntemleri
Bu konu başlığı altında 121 tez
CLIL technology for the formation of intercultural communicative competency on senior stages of profile school
Nowadays the approaches to learning foreign languages have changed. One of the effective approaches to teaching students a subject in a foreign language in Europe is the so-called Content-Language Integrated Learning (CLIL). It is often used to describe the method of teaching a subject content through a foreign language, the main purpose of which is to study the subject and master language skills in and recommended by the European Commission, as it enables students to study discipline and foreign language simultaneously. Besides, to learn a foreign language does not require additional hours in the curriculum, which contributes to the intensification of professional training in profile school. CLIL is an extraordinary approach to learning foreign languages which allows to solve many problems in the educational process. With proper consideration of all factors, the implementation of Content-Language Integrated Learning methodology allows: to significantly increase student motivation to learn foreign languages, to teach students to consciously and confidently use a foreign language in everyday communication; to broaden the horizons of students' knowledge, understand and respect other cultures and values; to prepare students for continuing education in their chosen specialty; to develop their critical cultural awareness, and to improve linguistic and intercultural communicative competence through the study of a foreign language. Keywords: Content and language integrated learning (CLIL), Intercultural communicative competence (ICC), Critical cultural awareness (CCA), Curriculum, Profile school.
Basamaklı öğretim programının 9. sınıf İngilizce dersinde öğrencilerin öğrenme stillerine ve akademik başarılarına etkisi
Bu araştırmada, basamaklı öğretim programının 9.sınıf İngilizce dersinde öğrencilerin öğrenme stillerine ve akademik başarılarına etkisi incelenmiştir. Bu araştırma, nicel ve nitel yöntemlerin beraber kullanıldığı karma yöntem kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Nicel boyutta yarı deneysel desenlerden ön test-son test eşleştirilmiş kontrol gruplu desen kullanılmıştır. Araştırmanın nitel boyutunda nicel verileri desteklemek amacıyla durum çalışması deseninden yararlanılmıştır. Araştırma 2016-2017 öğretim yılında Siirt ilinde bulunan Atatürk Anadolu Lisesinde yürütülmüştür. Araştırmaya 9/C ve 9/D sınıflarında okuyan toplam 67 öğrenci katılmıştır. Araştırmada 9/C deney ve 9/D kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Basamaklı öğretim programı doğrultusunda yapılacak uygulamalar Seven Wonders (Dünyanın 7 Harikası) ünitesi kapsamında hazırlanmıştır. Araştırmada nicel verilerin toplanmasında Kolb Öğrenme Stilleri Envanteri ve araştırmacı tarafından geliştirilen İngilizce Dersi Akademik Başarı Testi kullanılmıştır. Nitel veri toplama aracı olarak ise sözlü savunmalar, yarı-yapılandırılmış görüşme formları ve öğrenci etkinliklerinden yararlanılmıştır. Kolb Öğrenme Stilleri Envanteri ve İngilizce Dersi Akademik Başarı Testinin analizinde SPSS 21.0 paket programı kullanılmıştır. Analizlerde Mann Whitney U testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar testi ve Ki-Kare uygulanmıştır. Nitel verilerin analizinde ise betimsel analiz ve içerik analizi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda deney ve kontrol gruplarının öntest ve son test İngilizce dersi akademik başarı testi puanları arasında anlamlı bir farklılık ortaya çıkmıştır. Basamaklı öğretim programının öğrencilerin akademik başarılarını artırdığı tespit edilmiştir. Deney ve kontrol gruplarının ön test ve son test öğrenme stilleri arasında anlamlı bir farklılık olmamasına rağmen yapılan uygulamalar sonucunda öğrencilerin öğrenme stillerinde değişiklikler olduğu görülmüştür. Araştırmanın nitel boyutundan elde edilen veriler ışığında aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır: • Öğrenciler basamaklı öğretim programının sunduğu etkinliklerin eğlenceli, güdüleyici olduğunu ifade etmişlerdir. Kendi öğrenmelerinin sorumluluğunu aldıkları için öğrenme ortamında aktif olmuşlardır. • Basamaklı öğretim programının araştırma, sunum yapma gibi temel becerilerin yanında okuma, yazma, dinleme ve konuşma gibi dil becerilerinin gelişmesinde de etkili olduğu tespit edilmiştir. • Öğrenciler etkinlikleri yerine getirirken araştırma, görsellerden yararlanma, okuma vb. öğrenme stillerini kullandıklarını belirtmişlerdir. • Basamaklı öğretim programının öğrencilerin akademik başarılarına da katkısı olduğu görülmüştür. Öğrenciler, basamaklı öğretim programının yazılı ve uygulama sınavlarında başarılarını artırdığını ifade etmişlerdir.
Ortaöğretim Almanca ders kitaplarında iletişimsel yeti ve dil becerilerinin ele alınması: A1.2 seviyesindeki "Deutsch" ve "Menschen" kitaplarının karşılaştırmalı analizi
Bu araştırma, Türkiye'deki ortaöğretim kurumlarında Almancanın ikinci yabancı dil olarak öğretildiği 11. sınıf düzeyinde kullanılan iki farklı A1.2 seviye ders kitabını; dört temel dil becerisi (dinleme, konuşma, okuma, yazma) ve iletişimsel yeterlik bağlamında karşılaştırmalı olarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanarak 2023 yılında yayımlanan Deutsch A1.2 adlı yerli ders kitabı ile Hueber Yayınevi tarafından yayımlanan, uluslararası ölçekte yaygın biçimde kullanılan Menschen A1.2 (2012) kitabı analiz edilmiştir. Her iki kitap da Avrupa Dilleri Ortak Başvuru Metni (AOBM) çerçevesine dayalı olarak incelenmiştir. Araştırmada nitel yöntem tercih edilmiş; doküman incelemesi, içerik analizi ve uygulama sınavlarına dayalı karşılaştırmalı değerlendirme teknikleri bir arada kullanılmıştır. Her iki kitapta yer alan etkinlikler; sayı, tür, beceriye dağılım, çoklu beceri entegrasyonu, iletişimsel işlev ve otantiklik gibi ölçütlere göre değerlendirilmiştir. Ayrıca kitaplara dayalı olarak geliştirilen uygulama sınavları, 11. sınıf öğrencilerine uygulanmış; elde edilen veriler beş beceri alanında ayrı ayrı analiz edilmiştir. Deutsch A1.2 kitabı, Milli Eğitim Bakanlığı öğretim programına uyumlu sade bir yapıya sahiptir. Etkinliklerin sayısı sınırlı olmakla birlikte, dört temel beceriye dengeli biçimde yer verilmiş; ancak iletişimsel yeterliğe doğrudan yönelik etkinliklerin sayısı düşük kalmıştır. Görevler daha çok yapılandırılmış, yönlendirilmiş ve kontrollü biçimde sunulmuştur. Bu durum, kitapta dil bilgisi ve kelime odaklı ilerleyişin, etkileşim temelli öğrenmenin önüne geçtiğini göstermektedir. Buna karşın Menschen A1.2 kitabı, çoklu becerilerin entegrasyonuna dayalı, öğrenci merkezli ve etkileşim odaklı etkinliklerle öne çıkmaktadır. Kitapta görev temelli öğrenmeye dayalı özgün diyaloglar, kültürel içerikler ve otantik iletişim bağlamları ön plandadır. Beceriler arası geçiş doğal bir akışla sağlanmakta; öğrenciler dili hem işlevsel hem de bağlamsal olarak kullanmaya teşvik edilmektedir. Uygulama sınavları sonucunda, öğrencilerin özellikle konuşma ve iletişimsel yeterlik alanlarında zorlandıkları ve bu becerilere yönelik kitap içeriğinin yetersiz kaldığı görülmüştür. Menschen kitabı bu alanlarda göreli olarak daha işlevsel içerikler sunsa da, her iki kitapta da eksiklikler tespit edilmiştir. Bu araştırma, içerik ve uygulama temelli çok boyutlu bir yaklaşımla gerçekleştirilmiş olup, Almanca öğretmenlerine kitap seçimi ve kullanımında bilimsel dayanak sağlamayı ve yabancı dil öğretim materyallerinin geliştirilmesine katkıda bulunmayı hedeflemektedir.
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde şarkı kullanımı seviye A1
Bu çalışmanın amacı Yabancı Dil Olarak Türkçe öğretiminde İletişimsel Yaklaşımla şarkıların dil öğrenimindeki başarıya etkisini araştırmaktır. Çalışmada nitel araştırma yaklaşımlı doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem ile son 20 yıl içinde yapılan tezler, ulusal ve uluslararası dergilerde yayınlanan makaleler ve Yabancı Dil Olarak Türkçe öğretiminde kullanılan ders ve çalışma kitapları ve bu kitaplarda kullanılan şarkılar, şarkı metinleri ve alıştırmalar incelenmiş, bu etkinlikler ile üniteler arasındaki dağılımları araştırılmıştır. Araştırmada, alanda yapılmış çalışmalar dikkate alındığında Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen öğrenciler için ders içi etkinliklerde şarkı kullanımının başta dinleme ve konuşma olmak üzere okuma, yazma, kelime ve dil bilgisi gibi temel dil becerilerini geliştirdiği ve şarkı etkinliklerinin ders kitaplarında sayıca arzu edilen miktarda kullanılmadığı sonucuna varılmıştır. Çalışmanın sonucunda Yabancı Dil Olarak Türkçe öğreten öğretmenlerin sınıf içinde kullanabilecekleri Türkçe şarkılar etkinlik önerisi olarak sunulmuştur.
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde dil bilgisini destekleyici metin odaklı malzeme geliştirme (A1 düzeyi): Okuma beceresi örneği
Son yıllarda yabancı dil olarak Türkçe öğretimi alanında pek çok araştırma ve geliştirme faaliyeti yapılmaktadır. Araştırmalar alanın eksiklerini veya aksayan yanlarını tespit edip bunları düzelterek katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Uygulamada alanı geliştirmek ve iyileştirmek için ise yabancı dil olarak Türkçe öğretimi için kullanılabilecek öğretim malzemeleri geliştirilmekte ve üretilmektedir. Bu malzemelerin bir kısmı derslerde kullanılmak üzere okuma, dinleme, konuşma ve yazma becerilerini geliştirecek biçimde hazırlanan ders kitaplarından oluşurken bir kısmı da bu becerilerden herhangi birine yönelik hazırlanmış etkinliklerden oluşmaktadır. Dil öğretiminde dört becerinin desteklenmesinin yanında bunların daha etkili ve verimli kullanılması için öğrenilmesi gerekli olan dil bilgisinin desteklenmesi gerekmektedir. Günümüzdeki yaklaşım ve yöntemlerle dil bilgisi, eski yaklaşım ve yöntemlerdeki gibi dil öğretiminin merkezinde değildir. Bunun yerine sağlıklı bir iletişimin sağlanmasına yardımcı olacak bir konumda yer almaktadır. Bu yüzden hazırlanan malzemeler diğer becerilerle desteklenerek hazırlanmaya çalışılmaktadır. Alanda bu şekilde hazırlanan dil öğretim malzemelerinin oldukça az olduğu görülmektedir. Dil bilgisini okuma metinleri ile desteklenmesinin ise öğrenicinin kuralı görmesi, alımlaması ve üretime geçebilmesi için başarılı bir adım olacağı düşünülmektedir. Bu sebeple yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde A1 düzeyinde dil bilgisini destekleyici okuma malzemesi geliştirme çalışmasının gerekli olduğu düşünülmüştür.
The Iraqi EFL pre-service student teachers' on teaching grammar at ELT departments of Salahaddin University in Erbil
This study aims chiefly to know the pre-service teachers' perspectives about learning and teaching grammar at ELT departments in Erbil especially English departments at Salahaddin university-SUE in Erbil, because the majority of pre-service teachers suffer from the pattern and the old methods and basically attempt to teach and learn a foreign language in a new and quick. Consequently, many of pre-service teachers favor at teaching and learning grammar with four skills (listening, speaking, reading and writing). But some pre-service teachers are against this perspective and likes to learn grammar as an independent course. There are obvious that language is null without grammar. Yet, some linguists believe that grammar is not needed while some claim that grammar is necessary and should be taught. If teaching grammar is needed, what approach teachers should follow and use. To investigate the aim of the study, both approaches qualitative and quantitative has been adopted in which the approaches to teaching grammar, the benefits and drawbacks of each approach are discussed. A questionnaire was administered to the participants. The questionnaire was administered to 60 pre-service teachers who were randomly selected from College of Languages, Education and Basic education at Salahaddin University for the academic year of 2015-2016, they were chosen as the sample of this research. The questionnaire was used to gather the data about their perspectives to teaching and learning grammar. The results confirm that students are motivated to learn English language unconsciously and to be exposed to English language for learning it and majority of the pre-service teachers think that grammar should be taught in learning English because grammar plays a crucial role in language learning and teaching and it helps the learners to improve their grammatical and communicative competence. The participants, also think that the pedagogical objectives can be attained in teaching grammar courses and achieve the learning outcomes.
Çocuklara yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde çocuk edebiyatı'nın yeri, önemi ve kullanımı / Küçük Prens romanının b1 düzeyine uyarlanması
Türkçe, dünyada kökleri binlerce yıl öncesine uzanan en zengin dillerden biridir. Ayrıca yüzyıllardır çok geniş bir coğrafyada, farklı ülkeler ve milletler tarafından konuşulan ve yazılan bir bilim, sanat ve kültür dilidir. Bir dilin yaygın, geçerli ve işlevsel olması onun, diğer diller arasındaki konumunu ve kıymetini belirler. Türkçe, bu özellikleriyle dünya dilleri arasında itibarlı ve önemli bir yere sahiptir. Bununla birlikte dünyadaki politik, ekonomik ve kültürel değişim süreci Türkçenin yabancı dil olarak öğretimine hız ve hareketlilik kazandırmıştır. Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen yetişkinlerin yanı sıra çocukların sayısı da yadsınamayacak ölçüde çoktur. Çocuklara yabancı dil olarak Türkçe öğretimi yurt içinde ve yurt dışında oldukça yaygındır. Ancak bu alanda yapılan uygulamalar teorik bir altyapıya sahip olmamakla birlikte çocuklara yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde izlenecek yol, uygulanacak yöntem ve kullanılacak materyallerin eksikliği bir sorun teşkil etmektedir. Çünkü çocukların dünyası, yetişkinlerin dünyasından farklıdır. Bu nedenle öğretim sürecinde, çocukların yaşlarının yanı sıra fiziksel, bilişsel, sosyal gelişimleri ve ailevî, toplumsal, kültürel durumları göz önünde bulundurularak materyal hazırlanmalıdır. Bu bağlamda öğretime uygun temalar içeren çocuk edebiyatı metinlerini, belirlenen dil düzeylerine göre uyarlayarak alana kazandırmak faydalı ve gereklidir. Bu çalışmada, çocuklara yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde ilk önce 'çocuğun özellikleri' göz önünde bulundurularak uygulanabilecek yöntem ve teknikler açıklanmıştır. Bunun yanı sıra çocuklara yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde çocuk edebiyatının yeri, kullanımı ve önemine değinilmiş; okuma becerisini artırmada çocuk edebiyatı metinlerinin ve metinlerle ilgili okuma-anlama etkinliklerinin nasıl yapılması gerektiği üzerinde durulmuştur. Ayrıca, yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde metin uyarlama teknikleri açıklanmış ve bu bağlamda Dünya Çocuk Edebiyatı'nın en önemli eserlerinden biri olan 'Küçük Prens' adlı roman, örnek bir metin olarak B1 seviyesine uyarlanmış ve tezin son kısmına eklenmiştir. Uyarlama yapılırken Diller İçin Avrupa Ortak Öneriler Çerçeve Metni'nin okuma kazanımları ve dil bilgisi yapılarına ilişkin esaslar dikkate alınmıştır. Sonuç olarak hem çocuklara yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde sahadaki eksikliklere dikkat çekilmiş ve bunlara yönelik çözüm önerileri sunulmuş hem de çocuk edebiyatının, öğretim sürecine dâhil edilerek çocukların Türkçeyi öğrenirken edebî okuma zevklerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır.
İlk okuma ve yazma öğretiminde karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri
Araştırmanın amacı, 2018 Türkçe Dersi Öğretim Programını uygulayan sınıf öğretmenlerinin ilk okuma ve yazma öğretiminde karşılaştıkları sorunları ve bu sorunlara yönelik ürettikleri çözüm önerilerini ortaya koymaktır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Uşak il merkezinde görev yapmakta olan 20 birinci sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırma verileri yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Öğretmenlerin yaşadıkları sorunlar ilk okuma yazma öğretiminin hazırlık, sesi hissettirme ve tanıma, hece oluşturma, kelime, metin oluşturma ve serbest okumaya geçiş dönemlerine göre ayrı ayrı tespit edilmiştir. Toplanan veriler doğrultusunda bu dönemler içerisinde yaşanan sorunlar; öğrenciden kaynaklanan sorunlar, veliden kaynaklanan sorunlar, programdan kaynaklanan sorunlar ve öğretmenden kaynaklanan sorunlar kodları altında incelenmiştir. Öğretmenlerin karşılaştıkları sorunlara yönelik ürettikleri çözüm önerileri ise öğretmenlerin çözüm önerileri kodu altında ortaya konulmuştur.
Türkiye'de ve Almanya'daki sığınmacı kadınların ikinci dil edinimine yönelik karşılaştırmalı bir çalışma
Günümüzde en çok tartışılan konuların başında göç ve kaçış gelmektedir. Türkiye ve Almanya dünyanın en çok sığınmacı kabul eden beş ülkesinden ikisi. Sığınma ülkelerine geldikten sonra sığınmacılar, ülkelerin yasal ve dil politikaları çerçeve koşulları ile karşılaşırlar. Bu doktora tezi, Türkiye ve Almanya'daki mülteci kadınların dil edinimlerine odaklanmaktadır. Bu araştırmada temel olarak sığınmacı kadınların nasıl başarılı dil öğrencileri olabilecekleri ve hangi faktörlerin dil edinimini özendirdiği veya geciktirdiği incelendi. Araştırmada karma yöntem tercih edildi ve her iki dilde anket ve görüşme teknikleri geliştirildi ve kullanıldı. Bu temelde karşılaştırmalı çalışma için Berlin ve Adana'da 210 sığınmacı kadınlara dil edinme staratejileri, dil anlama, kurs ve yaşam koşulları soruldu. Nitel ve nicel veriler kategorize edilip, istatiksel olarak analiz edili ve değerlendirildi. Aynı zamanda sığınmacı kadınların dil edinimindeki benzerlikleri ve farklıkları ortaya konuldu. Araştırmada farklılık nedenlerinin yaş, eğitim, birinci ve yabancı dil becerileri, çocuk sayısı, ulusal dilin günlük yaşamda kullanımı ve dil kursuna devam süresi ile ilgili olduğunu, dolayısıyla bu etkenlere önem verilmesi gerektiğini göstermektedir. Çıkarılacak sonuç, esnek kurs sürelerinin, kadın eğitmenlerin dâhil edilmesinin ve dil kursu sırasında çocuk bakımının Almanya'da mümkün kılınması gerektiğidir. Ayrıca, Almanya'da olduğu gibi Türkiye'de de sistematik dil öğretimi ihtiyacı ile Türkçe alanın ikinci dil olarak değerlendirilmesi ve geliştirilmesi, Türkiye'deki sığınmacıların dilsel uyumu için planlanmalı ve bütünleştirilmelidir. Anahtar sözcükler: kaçış, sığınma, sığınmacı kadınlar, dil edinimi, Almanya, Türkiye, Berlin, Adana
A sequential analysis of task entering practices in paired role-play tasks
Assessment of L2 learners' interactional competence (IC) as part of oral proficiency has recently increased since the understanding of L2 speaking has been expanded with social-situational language use. L2 oral proficiency assessment studies have attempted to define what entails IC construct and to provide evidence to its unfolding across different assessment settings including oral proficiency interviews, group/pair discussions, and role-plays. However, there is still scant evidence to what entails IC since previous research has focused on limited interactional setting (e.g., L2 requests, Al-Gahtani & Roever, 2012; L2 refusals, Al- Gahtani and Roever, 2018) and practices (e.g., topic management, Galaczi, 2014; Kley, 2019). Examining 49 paired role-play interactions with conversation analysis (CA), this study investigates how test takers initiate telling their unfulfilled childhood dreams. The findings show that test takers either project their telling through preliminaries (n = 38) or directly launch (n = 11) their telling. Further investigation demonstrates that the test takers transform the initiation of paired role-plays into a collaborative interactional event even when the telling of a childhood dream is directly launched. Additionally, the test takers draw on a variety of preliminary sources that are sequentially consequential, namely pre-pre sequences, pre-question sequences, pre-telling sequences, and story prefaces. Varying practices at the task entrance imply that assessment protocols should start within the task initiation phase and that preliminaries as a defining feature of IC can be used within such moments for scoring. For this purpose, an evidence-based rubric built on the test takers' observed practices are offered. Keywords: interactional competence assessment, conversation analysis, role plays, preliminaries
Turkish adult EFL learners' motivation, participation and performance in Collaborative Strategic Reading classes
The present study aims to explore the effectiveness of Collaborative Strategic Reading (CSR) on Turkish university prep-school students' reading motivation, engagement, and performance. The study was conducted in the 2017-2018 academic year with 39 prep-class B1 level students, who had eight hours of reading classes every week at Yalova University School of Foreign Languages. The participants were allocated to experimental and control groups. The learners in the experimental group had reading classes with CSR for seven weeks while the learners in the control group received no CSR treatment, yet reading instruction was given with the traditional whole class approach. This study adopted a quasi-experimental design, and multiple types of data were gathered through the instruments comprising pre and post reading tests, the Motivation for Reading Questionnaire (MRQ), participation rubrics, self-assessment rubrics, and CSR implementation questionnaire. The statistical results obtained from paired sampled t-test analysis demonstrated that CSR significantly affects the development of motivation towards reading. The pre-test - post-test comparison was also statistically significant in overall reading performance and summary skills. Furthermore, the findings revealed that students' participation significantly differed among groups in six weeks out of seven weeks. According to CSR questionnaire results, the students found CSR more effective on reading comprehension than the traditional approach. Overall, the results verify the assumption that CSR implementation in university-level language classes is worthwhile to cultivate students' motivation, engagement, and performance.
Anadolu liselerinde Almanca öğrenen öğrencilerin yabancı dil öğrenme strateji kullanımlarına yönelik bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, Anadolu Liselerinde birinci yabancı dil olarak Almanca öğrenen öğrencilerin, yabancı dil öğrenme strateji kullanım düzeylerini tespit etmek ve düşük düzeyde kullanılan strateji türlerinin belirlenerek, geliştirilmesi konusunda öneride bulunmaktır. Aynı zamanda strateji kullanımı konusunda cinsiyetin, sınıf düzeyinin ve daha önce edinilen yabancı dil bilgisinin anlamlı bir farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Söz konusu çalışma 2009-2010 Öğretim Yılı Bahar Döneminde Ankarada bulunan üç farklı Anadolu Lisesinde okuyan 493 öğrencinin katılımı ile gerçekleşmiştir. Araştırma kapsamında, veriler Oxford'un 1990 yılında geliştirmiş olduğu SILL-Anketi ile toplanmıştır. Ayrıca ikiden çok gruba ait ortalamalar arası fark kontrolü için Manova analizleri ve t-testleri kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, Anadolu Liselerinde yabancı dil olarak Almanca öğrenen öğrencilerin strateji kullanım düzeylerinin yüksek ve orta düzeyde olduğu belirlenmiştir ve düşük düzeyde kullanım tespit edilmemiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, araştırmaya katılan öğrencilerin, sosyal stratejileri en yüksek düzeyde ve duyuşsal stratejileri en düşük düzeyde kullandıkları belirlenmiştir. Buna göre, Türk öğrencilerin birbirleriyle etkileşim içinde yabancı dil öğrenmeyi ve iletişim içerikli çalışmaları tercih ettikleri söylenebilir. Duyguları ile ilgili konularda ise strateji kullanmayı tercih etmedikleri veya ihtiyaç duymadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Cinsiyetin strateji kullanımı üzerindeki etkisi konusunda anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Buna göre erkeklerin bellek, bilişsel, üstbilişsel ve sosyal strateji türlerini kadınlardan daha yüksek düzeyde kullandıkları görülmüştür. Ayrıca sınıf düzeylerinin artışı ile doğru orantılı olarak strateji kullanımında bir düşüş görülmüştür. Daha önce öğrenilen yabancı dil bilgisinin, ikinci veya üçüncü yabancı dil üzerinde anlamlı bir etkisi tespit edilmemiştir. Araştırma bulguları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.
Erken yaşta yabancı dil olarak Türkçe öğretimi: Oyunların yazma becerisine etkisi
Bu çalışma, oyunla öğretim yöntemi uygulamalarının erken yaşta yabancı dil olarak Türkçe öğrenenlerin yazma becerilerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Diller için Avrupa Ortak Öneriler Çerçevesindeki (AOÖÇ) temel düzey dil yeterlikleri esas alınarak araştırmacı tarafından bu düzeye uygun tasarlanan özgün oyunlar ve yazma sınavları ile erken yaşta yabancı dil olarak Türkçe öğretimi alanında uygulanabilecek oyunla dil öğretim modeli geliştirilmiştir. Karma yöntem ile yürütülen bu çalışmanın katılımcılarını, erken yaşta yabancı dil olarak Türkçe öğrenen A1 düzeyinde 101; A2 düzeyinde 124 öğrenci ve onlara ders veren Türkçe öğretmenleri oluşturmuştur. Kontrol gruplu ön test-son test modeline dayalı olan bu çalışmada, katılımcı öğrenciler seçkisiz atama yöntemiyle deney grubu ve kontrol grubu olarak belirlenmişlerdir. Uygulama sürecinde, kontrol grubunda yer alan öğrencilere herhangi bir müdahalede bulunulmazken; deney grubundaki öğrencilere çalışmanın amaçlarına uygun olarak geliştirilen oyunla öğretim yöntemi uygulanmıştır. Çalışma öncesinde ön testler olarak uygulanan yazma sınavları ile öğrencilerin yazma becerisi düzeyleri belirlenmiştir. Çalışma sonunda oyunla öğretim yöntemi uygulamalarının etkisini belirleyebilmek amacıyla yazma sınavları son testler olarak tekrar uygulanmıştır. Uygulama sonunda elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma kapsamında uygulanan oyunların, öğrencilerin yazma becerilerine olan etkisine yönelik öğretmen görüşlerinin tespit edilmesi amacıyla uygulamanın gerçekleştirildiği sınıfların Türkçe öğretmenlerine görüşme formu uygulanmıştır. Bu görüşmelerden elde edilen veriler içerik analiz yöntemleri ile analiz edilmiştir. Tasarlanan oyunların içeriğinin belirlenmesinde AOÖÇ'de belirtilen temel düzey yazma becerisi kazanımlarından; işlevlerinin belirlenmesinde Esar sisteminden faydalanılmıştır. Bu doğrultuda A1 düzeyi öğrenenler ile on üç hafta; A2 düzeyi öğrenenler ile on yedi hafta süren uygulama sürecinde, A1 düzeyi dil öğrenenlere on üç, A2 düzeyi dil öğrenenlere on yedi oyun uygulanmıştır. Çalışmada, erken yaşta yabancı dil olarak Türkçe öğrenenlerin gereksinimlerine ve ilgi alanlarına yönelik tasarlanmış, özgün içeriğe sahip olan oyunların, öğrenenlerin Türkçe yazma becerilerinin gelişmesine katkı sağladığı, öğrenenlere hedef dili işlevsel olarak kullanabilecekleri ortamlar sunduğu ve öğrenenlerin Türkçe öğrenme motivasyonlarını artırdığı sonuçları elde edilmiştir.
Görsel tasarım ilkelerine göre hazırlanmış çalışma yapraklarının öğrencilerin öğrenme ürünleri üzerine etkisi
Bu çalışmada yükseköğretimde kullanılan görsel tasarım ilkeleri doğrultusunda tasarlanmış İngilizce çalışma yapraklarının İngilizce öğretimine etkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu araştırmada kısmen karma sıralı baskın statülü desen kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak akademik başarı testi (İngilizce dört temel dil becerisi, dilbilgisi ve kelime bilgisi), Motivasyon Ölçeği, öğrenci ve öğretim elemanlarına uygulanan anket ve görüşme formu, kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada çalışma grubunu Ankara İli Çankaya İlçesindeki bir üniversitenin İngilizce Hazırlık Eğitimi Biriminde öğrenim gören dört şubenin öğrencileri ve öğrencilerin ders sorumlusu olan dört öğretim elemanı oluşturmaktadır. Araştırma neticesinde, akademik başarı testinde görsel tasarım ilkeleri doğrultusunda tasarlanmış çalışma yapraklarının uygulandığı öğrencilerin dört temel dil becerisi, dilbilgisi ve kelime bilgisi düzeylerinde artış olduğu tespit edilmiştir. Kişisel bilgi formlarından elde edilen veriler hazırlanmış çalışma yapraklarının, öğrencilerin okul dışındaki haftalık İngilizce çalışma süreleri ortalamalarına herhangi bir katkısı olmadığını göstermektedir. Motivasyon Ölçeği uygulaması sonucunda, hazırlanmış çalışma yapraklarının öğrencilerin İngilizce dersine duydukları motivasyon seviyelerinin artmasında etkili olduğu görülmüştür. Anket ve görüşme formlarından elde edilen bulgular, öğrencilerin yeni çalışma yapraklarını daha düzenli, anlaşılır, iç açıcı, motive edici, eğlenceli ve ilgi çekici bulduklarını; öğretim elemanlarının ise yeni çalışma yapraklarını ferah, kullanışlı, motive edici, düzenli, takibi kolay; kullanılan görselleri ise çekici, sade ve anlaşılır bulduklarını göstermektedir. Anahtar sözcükler: çalışma yaprakları, görsel tasarım ilkeleri, materyal tasarımı, yüksek öğretim, İngilizce öğretimi, İngilizce öğretim programı, İngilizce hazırlık eğitimi
Investigation of emergence of diversity in language: parent oriented teacher selection
In this work, we investigated the emergence of diversity in language. Fundamental game theoretical model for emergence of language has been established and used in several studies. In these studies most basic assumption is that understanding everyone in the population gives evolutionary advantage to an agent. However, being in interaction with everyone is not achievable in reality where various limited resources such as memory and physical availability bind agents. Thus population should be organized in a way that each agent can interact only some percentage of population. In our model, agents select their teachers, who are responsible for the transmission of language, from neighbors of their parents, which forms a social network in population. Our findings include that emerged number of different languages in population is related to the percentage size of neighborhood and is independent of population size. Furthermore, we observe that seeking language-wise similarity in teacher selection makes no evolutionary difference in emergence of language, instead of seeking physical closeness. As a result, we see this study as an important contribution towards understanding the emergence of diversity in languages.
Yabancı dil olarak Arapça öğreniminde lehçelerin etkisi
Yabancı Dil Olarak Arapça Öğreniminde Lehçelerin Etkisi Bu tez, ana dili Arapça olmayan kişilerin bu dili öğrenirken karşılaştıkları sorunları ele almaktadır. Tezde Anadili Arapça olmayanların Arapça öğrenirken özellikle lehçelerin bu dili öğrenmede olumsuz etkilerinin bulunduğuna işaret edilerek bunların çözümünde hangi yöntem ve tekniklerin kullanılması gerektiği ele alınmıştır. Çalışmamda, cahiliye dönemi ve günümüz Arap dünyasında yaygın olarak kullanılan bazı lehçeler ve bu lehçelerin Arap dünyasında bölgesel olarak dağılımına ve her bir lehçeyi diğerinden ayıran özellikler ile lehçe mevzusu ele alınacak, yabancı dil olarak Arapça öğrenenler için ciddi bir sorun olan iki dillilik (fasih Arapça ve yerel lehçelerde iki dillilik) problemi işlenecektir. İkidillilik konusu, edebiyat ve yazı dilinde kullanılan fasih Arapça ile konuşma dili diye tanımlanan ve yerel lehçeler şeklinde toplumda yaygınlaşan günlük kullanım dilleri arasındaki farklılıktır. Çalışmamda, yabancı dil olarak Arapçayı öğrenen kişilerin bu iki dillilik meselesinden nasıl etkilendikleri incelenmektedir. İki dillilik probleminin giderilmesi için bazı çözüm yöntemleri ele alınmıştır. Yabancı dil olarak Arapça öğrenen kişilere uzman eğitimcilerin tahsis edilmesi, modern dil eğitim metodunun uygulandığı kolaylaştırılmış bir müfredatın hazırlanması, buna ek olarak, her öğrencinin seviyesinin değerlendirilip göz önünde bulundurulması ve yabancı dil eğitimine bu durumların dahil edilmesi de işlenmektedir. Çalışmamızın, anket görüşmelerinin ve kişisel görüşlerin de yer aldığı ikinci bölümünde elde edilen veriler analize tabi tutulmuştur. Bu analizler ve saha görüşmeleri neticesinde ortaya çıkan iki dillilikten kaynaklanan sorunlar ve çözüm yolları ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise, yabancı dil olarak Arapça öğrenimine iki dillilik çerçevesinde ışık tutacak bazı önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yabancı dil, Arapça, fasih Arapça, lehçe, iki dillilik
The effects of planning time on English language learners' complexity, accuracy, and fluency in writing
The aim of study is to find out if elementary level English as a foreign language students` written accuracy, fluency, and syntactic complexity levels are affected by planning condition of a task. Secondarily, the relationship between writing anxiety and the three language dimensions is examined. The results of study are reported by following two influential task complexity hypotheses: the Cognition and the Limited Attentional Capacity. The former claims that increasing complexity level of a task leads to an increase in accuracy and complexity thanks to multiple attentional capacity of human brain. The latter supports limited attentional capacity models and states that paying simultaneous attention to both accuracy and syntactic complexity is not probable. In the study, twenty university students studying English produced two different narratives based on two sets of pictures under two different task conditions: pre-task planning (PTP) and no pre-task planning (NP). Accuracy of written language production was measured by ratio of errors per T-unit and errors per 100 words. On the other hand, written fluency was measured by counting words and syllables per minute. Syntactic complexity was measured by mean length of T-units and clauses per T-units. Moreover, writing anxiety was measured by Second Language Writing Apprehension Inventory. As a result of the analysis, it was found out that students produced more error free narratives under simpler task condition (PTP) but the planning type did not impact either fluency or syntactic complexity levels. Regarding writing anxiety, correlation was only found with accuracy.
Identity construction and negotiation among EFL learners: A case study
The aim of this study was to give an elaborate description of the relationship between L2 language learning and identity construction at the English Preparatory Program of a private university in Istanbul, Turkey. This instrumental multiple case study was based on the narrative accounts of five English Preparatory School students collected via interviews, classroom observations, audio recordings and learning diary entries during their English learning studies for over a year including online education during the COVID19 pandemic. The results of the data analysis show that the participants' construction of L2 learner identities during their language learning journey at the school/home was marked with instances consisting of multiple and dynamic negotiations and mediations of identities from past and present learning experiences. The participants' search for a community of practice both face-to-face and online, the fluid nature of their learner/user/speaker positionalities as L2 learners and speakers, their imagined identities before and after starting their L2 learning journey, and their L2 investments are discussed in detail. The results show how the study of L2 identity constructions during the language learning process has implications in the field of applied linguistics and English language teaching and learning in general. Based on the findings of this study, recommendations for further studies and practices in the field of English language teaching and learning are made.
Viola Spolin'in tiyatro yaklaşımına dayalı İngilizce öğretim tasarımının 5.sınıf öğrencilerinin İngilizce dersi akademik başarı ve kalıcılık puanlarına etkisi
Bu araştırmanın amacı, Viola Spolin'in tiyatro yaklaşımına dayalı İngilizce öğretim tasarımının öğrencilerin akademik başarısına ve öğrenmelerinin kalıcılığına etkisini belirlemektir. Araştırmada yarı deneysel araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Aydın ili Efeler ilçesinde iç ve dış göç alan alt sosyo- ekonomik düzeyde bir ortaokulda 5. sınıfta öğrenim gören 51 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen ''İngilizce Başarı Testi'' ön test, son test ve kalıcılık testi şeklinde kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından İngilizce öğretim programında yer alan 3 üniteyi kapsayan Viola Spolin'in tiyatro yaklaşımına dayalı bir öğretim tasarımı hazırlanmıştır. Çalışma 10 hafta sürmüştür. Deney grubunda Viola Spolin'in tiyatro yaklaşımına dayalı öğretim tasarımı uygulanırken kontrol grubunda ise MEB İngilizce öğretim programının öngördüğü kazanım ve etkinlikler temel alınarak ders işlenmiştir. Verilerin analizinde bağımlı gruplar t-testi ve bağımsız gruplar t- testi kullanılmıştır. Veri analizi sonucuna göre deney grubu ile kontrol grubunun son test ve kalıcılık puanları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık ortaya çıkmamıştır. Deney grubunun ön test ve son test puanları istatiksel olarak anlamlı artış göstermiştir. Deney grubunun kalıcılık testi puan ortalaması son test puan ortalamasına göre artmış ve istatiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir. Viola Spolin'in tiyatro yaklaşımına dayalı İngilizce öğretiminin öğrenme kalıcılığına katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.
Learning strategies of fourth grade students in a primary school in Kocaeli (Pandemic time)
In Turkey, the second semester of the academic year of 2020-2021, due to the worldwide crisis of the Coronavirus disease 2019 pandemic, witnessed a closure of schools for a period of three months and this school-closure was compensated through emergency remote teaching. In primary schools while the mode of face-to-face teaching was brought to a halt, the deliverance of lessons temporarily shifted to online teaching. Based on this situation, the present study aims to investigate and compare the foreign language learning strategies preferred by fourth grade primary school students during face-to-face teaching and after the three months of online teaching. The study also aims to examine language learning strategy differences according to students' demographical features such as age, gender, supportive courses and number of siblings. The primary school students' opinions and views on how to improve their foreign language skills are also addressed. The present study was carried out with 110 fourth grade students who were registered at a state primary school during the 2020-2021 academic year in Kocaeli, Turkey. This study was designed as an explanatory sequential mixed method, hence, quantitative data was gathered via an inventory, and semi-structured interviews were performed to collect qualitative data from the students. The quantitative data were analysed by non-parametric tests on SPSS v.23, and the qualitative data were analysed by content analysis. The present research put forth that fourth grade students have high level use of language learning strategies in general, both before and after the emergency remote teaching which was three months of online education. The study also presents various significant differences between the changing demographical groups of students. Finally, the students' opinions, their demands and demographical hindrances are explained. Keywords: language learning strategies, online education, primary school, young learners.
Yabancı dil öğretiminde çağdaş eğilimler
Yabancı dil öğretim sürecinin olabildiğince nitelikli ve uluslararası standartlarda yapılması için bu alandaki gelişmeler ve farklı bakış açıları değerlendirilmelidir. Bu çalışmanın amacı yabancı dil öğretiminde yaygınlaşmakta olan eğilimleri tespit etmektir. Çalışmada bilimdeki paradigmaların tarihçesi, çağdaş eğitim- öğretimin gereksinimleri, yabancı dil olarak Türkçe öğretimi alanyazında yer alan yaklaşım ve yöntemler ve dünya üzerinde yaygınlık kazanmakta olan dil öğretimi yönelimleri incelenmiştir. Bulgular kısmında Asya, Avrupa Birliği, Kazakistan ve Rusya Federasyonu, Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye'nin dil öğretim politikaları ve özellikleri dile getirilmiştir. Elde edilen tüm veriler neticesinde dil öğretimi politikalarının benzerlik ve farklılıkları, öğretim yönelimleri ve dil öğreticilerinden beklenen yetkinliklere dair ülkelerarası karşılaştırma yapılmıştır. Bu çalışmanın Rusça, İngilizce, Kazak ve Türkiye Türkçesinde alanyazın taramasına dayanması ile yabancı dil olarak Türkçe öğretimi sahasının ileriki gelişimi için faydalı olacağı ümit edilmektedir. Türkçenin özellikle yabancı uyruklu kişilere öğretimi, hem Türkçenin dünya dilleri arasındaki konumunun güçlendirilmesi hem de Türk kültürünün değerleri ve tutumlarının unutulmaması için oldukça önemlidir. Bu bağlamda dil öğretimini dil-kültür-insan üçgeni içinde değerlendirerek araştırmanın sonuçlarına göre öneriler getirilmiştir. Anahtar kelimeler: pedagoji, Türkçe öğretimi, yabancı dil, yöntemler
Çevre içerikli belgesel filmlerin yabancı dil olarak Türkçe öğrenen öğrencilerin sözcük dağarcığı gelişimine katkısı: Yuva belgeseli örneği
Çevre içerikli belgesel filmlerin yabancı dil olarak Türkçe öğrenen öğrencilerin sözcük dağarcığı gelişimine katkısının belirlenmesine yönelik sorulara cevap arandığı bu çalışma, deneysel ve nicel desende bir tarama araştırmasıdır. Çalışmanın evrenini Bursa Uludağ Üniversitesi Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde (ULUTÖMER) Türkçe öğrenen hazırlık sınıfı öğrencileri oluşturmaktadır. Bu çalışmada materyal olarak Arthus-Bertrand'ın (2009) "Yuva" isimli çevre belgesel filminin senaryosunda yer alan sözcükler kullanılmıştır. Kullanılan sözcükler -DİAOÖÇ (Diller İçin Avrupa Ortak Öneriler Çerçevesi) B2 düzeyi kazanımlarına uygun olacak biçimde- B2 düzeyine uyarlanarak sözcük dağarcığı testi şeklinde uygulanmıştır. Veriler 2020-2021 güz döneminde ULUTÖMER'de Türkçe öğrenen öğrencilere uygulanan "Sözcük Dağarcığı Testi" formu, "Öğrenci Profili ve Görüş Belirleme" ve "5'li Likert Tipi" ölçekleriyle toplanmıştır. Toplanan veriler nicel veri analiz yöntemleriyle analiz edilerek ön ve son sözcük dağarcığı testleri arasındaki olası farklılıklar belirlenmiştir. Belirlenen farklılıkların ortalamasının, öğrencilerin dil yetilerine, günlük ve çevresel sözcük dağarcığı gelişimine katkı sağlayıp sağlamadığını ortaya koymak için ön-son test arasında bağımlı gruplar t - testi (paired-sample's t-testi) yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Belgesel Film, Sözcük Dağarcığı Öğrenimi, Türkçe Öğretimi, Türkçe Öğretiminde Film, Yuva Belgeseli
Türkiye'de ve Sudan'da dijital oyunlarla yabancı dil olarak Türkçe öğrenimi
Oyun eğitim sisteminin ve yabancı dil öğrenimi sürecinin önemli bir öğesidir ve dijital donanımların gelişmesiyle ortaya çıkan dijital oyunlar da bu süreçte yerini almıştır. Genç kuşağın bilgisayar, tablet, telefon ve konsol benzeri donanımlarla oynanan ve çeşitli türleri bulunan dijital oyunlara büyük ilgi gösterdiği bilinmektedir. Oyun, insanların genellikle boş zamanlarını değerlendirebilmek için yaptıkları, eğlendirici ve öğretici faaliyetlerin tümü olarak adlandırılmaktadır. Bilgisayar oyunları olarak da adlandırılan dijital oyunların tarihçesi 1960'lı yıllara dayanmaktadır (Başaran, 2017). Ancak dijital oyunların eğitim materyali olarak kullanılabileceği fikri özellikle 1990'lı yıllarda bilgisayar oyunlarının büyük ilgi görmeye başlamasıyla ön plana çıkmaya başlamıştır. İlk çıktığı günden bu yana özellikle genç kuşağın büyük ilgisini çeken dijital oyunların popülaritesi günümüzde de devam etmekte ve zamanla artmaktadır. Bilgisayar ve mobil teknolojilerdeki hızlı gelişmeler ile oyunlar dijitalleşmiş ve bilgisayar destekli eğitim araçlarının yaygınlaşmasıyla beraber eğitim-öğretim faaliyetlerini olumlu etkilemiştir. Eğitim-öğretim hizmetlerinde, ders içeriğinin öğrenilmesini kolaylaştırmak ve öğrencinin ilgisini çekmek için eğlencelik dijital oyunlara başvurulmaktadır. Dijital oyunlarla dil öğrenimi alanı özellikle son 20 yılda büyük gelişme göstererek bilgisayar destekli dil öğreniminin üzerinde en yoğun çalışılan alt dallarından biri hâline gelmiştir (Hung ve diğerleri, 2016). Anahtar Kelimeler: Eğlencelik dijital oyunlar, bilgisayar destekli eğitim, yabancı dil, öğrenim
Characteristics of EFL teachers leading to positive language learning behaviors in students
Taking into consideration the role of teachers? leader characteristics in enhancing quality in education, this study aimed to identify what students think the most important characteristics of teachers who enable them to develop positive language learning behaviors are. Finding out whether these traits fall into a particular category or not was also aimed.Due to the lack of a questionnaire directly serving this purpose, a questionnaire including some characteristics of leader teachers helping students develop positive language learning behaviors was constructed for this study. In determining the items in the questionnaire, a group of students? responses to an open-ended question and the review of the related literature were used as the main sources. This questionnaire aimed to find out the most significant category of teacher traits in students? opinion and the reasons why they thought the statements they chose were more important than the others in a particular item.This questionnaire was administered at the end of 2008-2009 spring semester to 303 students in 11 different classrooms at Anadolu University School of Foreign Languages. Each item in the questionnaire included statements belonging to the categories of `personal characteristics?, `physical characteristics?, `pedagogical knowledge? and `field knowledge?. Each item also included a sentence beginning with `BECAUSE? and the participants were expected to complete these sentences to justify their choices.The data were analyzed by calculating the frequencies and percentages of the respondents? choices. Besides, students? explanations concerning why they chose a particular statement as more important than the other statements in a particular item were divided into idea units and they were analyzed and evaluated according to their frequency.The analysis of the data gathered indicated that `personal characteristics? of teachers enabling their students to develop positive language learning behaviors were chosen as the most important group of teacher traits by the majority of students. The statements related to their `pedagogical knowledge?, `field knowledge? and `physical characteristics? respectively follow the ones concerning `personal characteristics? in order of importance. Additionally, in the part in which students are expected to provide explanations regarding their choices, the main points students mostly focused on were the significance of the role of teachers in enhancing student motivation, characteristics of the learning environment which enable them to feel comfortable, some basic issues learners have to deal with during the learning process, the quality of the input they are exposed to and the importance of the quality of student-teacher relationships. After these main points were discussed one by one, some implications were also made in the light of these results.