National Struggle
156 theses under this subject heading
Büyük güçlerin kıskacındaki "küçük müttefik": Birinci Dünya Savaşı'nda ve sonrasında Nasturiler
Bu tezin amacı, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma sürecinde Büyük Güçlerin vaatleri çerçevesinde isyan eden Nasturilerin, neler yaşadıklarını ve isyanlar sonunda neler elde ettiklerini ayrıntılı bir şekilde incelemektir. Bu tez, Nasturilerin savaş sırasında yaptıklarının karşılığı olarak, savaş sonunda kendileri için bir Nasturi devletinin kurulmasının gerekliliğine ilişkin olarak savundukları iddialara odaklanmaktadır. Tezde öncelikle Nasturilerin kim olduğu ortaya konulmaya çalışılmış, daha sonra millet sistemi içerisindeki Nasturilerin konumu ele alınmıştır. Misyonerlik faaliyetlerinin Nasturilere olan etkisi incelendikten sonra, Birinci Dünya Savaşı sürecinde Nasturilerin faaliyetleri irdelenmiştir. Son olarak, Türk İstiklâl Savaşı sürecinde Nasturilerin nasıl hareket ettikleri tespit edilmiştir. Bu tezde, birincil ve ikincil kaynaklara müracaat edilmiştir. Birincil kaynak olarak ATASE ve Milletler Cemiyeti'nin arşiv belgeleri kullanılmıştır. Yaşanan olaylar kronolojik bir sıra takip edilerek incelendiğinden dolayı olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkisi net bir şekilde ortaya konmuştur. Konuya belgeler ışığında bakıldığında, Büyük güçlerin bölgedeki siyasi emelleri doğrultusunda Nasturilerden istifade ettikleri tespit edilmiş ve bununla birlikte Nasturilerin talepleri karşılanmayınca savaş sonunda yaşadıkları bölgelerden göç etmek durumunda kaldıklarını gözlemlemek mümkün olmuştur. Anahtar Kelimeler: Nasturiler, İsyan, Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı, Büyük Güçler
Millî Mücadele Dönemi'nde Amerikan Wilson propagandası
Millî Mücadele, sadece yurdun işgaline karşı Türk Milleti'nin bir araya geldiği silahlı bir direniş hareketi değildir. Çok yönlü bir ulusal ve ulusçu mücadeledir. Osmanlı Devleti'nin çöküş sürecinden itibaren toprakları üzerinde siyasî, iktisadî ve dinî alanda nüfuzu giderek artan Avrupa devletleri, nitekim I. Dünya Savaşı sonrasında yine bir Yeni Dünya Düzeni'nin sağlanmasında (19. Yüzyılın kongreleriyle beraber anılan Viyana, Paris ve Berlin olarak bilinen üç düzeni) belirleyici olma mücadelesi vermişlerdir. Bu mücadeleyi verirken kendi iç ulusal ve dış uluslararası kamuoyuna uygun politikalar da izlemişlerdir. İç ve dış kamuoyunu kendi tezleri üzerinden yönlendirmek üzere politik propaganda makinesini çalıştırmışlardır. Bu çalışmada I. Dünya Savaşı'nın bloklaşması içinde Müttefik Kuvvetleri'nin safında yerini almış olan ABD'nin Savaş sonrası Osmanlı Topraklarının ve Devleti'nin geleceği konusunda karar verilirken kendi çıkarları, müttefikleri uyuşarak ve uyuşmayarak bu doğrultuda biçimlendirdiği Amerikan propagandasının Türk Millî Mücadele Hareketi'nde nasıl yer bulduğu, Millî Mücadele'nin aklının ve politik, askerî heyetinin, başta önderi olarak Atatürk'ün Amerikan propagandasına karşı izlediği politikalar ve seçilen yöntemler, Türk ve Amerikan tarafındaki aktörler dönemin kitle iletişim araçları tahlil edilerek incelenmiştir. Bu tahlil, Türk ve Amerikan taraflarının hafızalarında karşılıklı olarak toplumların hakkında yerleşik ve eski ile yeni çelişkileri çerçevesinde toplumsal ve kültürel imgenin oluşumu ve varlığında tarihsel süreç üzerine inşa edilmiştir.
İkinci Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Kocaeli Kenti'nde müzik (1908-1998)
ÖZET Kocaeli Kenti müzik yaşantılarının II. Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e (1908-1998) kadar geçen süreçte dönemsel gelişmeler ışığında araştırıldığı bu çalışma sonucunda, müzik etkinliklerinin, beş başlıkta yapılandığını söylemek olanaklıdır. 1908'den Milli Mücadele dönemine kadar olan süreçte, İzmit Sancağı'nda yaşayan azınlıkların gündelik yaşantılarına ve inançsal müzik yaşantılarına ilişkin müzikleri tespit edilmiştir. Araştırma sürecinde, bu dönemde özellikle azınlıklar içinde Ermeniler, müzik yaşantıları hakkında en çok bilgiye ulaşılan topluluk olmuştur. Yine bu dönemde Türkler tarafından kurulan ilk müzik topluluğu olan Heveskâran Musikî Cemiyeti'nin kurulması dönemin en önemli gelişmesi olarak öne çıkmaktadır. Milli Mücadele dönemine gelindiğinde ise (1914-1921) kentte milli mücadele ruhunu yansıtan marşları çalan, karşılama törenlerine katılan askerî ve sivil bandolar müzik yaşantıları açısından öne çıkmıştır. Özellikle Mustafa Kemal Paşa'nın kenti ziyareti esnasında törenlere iştirak eden bando, dönemin mücadele ruhunu pekiştiren marşlara repertuvarında yer vermiştir. Cumhuriyet dönemiyle beraber Kocaeli kentinde müzik yaşamı çeşitlilik göstererek gelişmeye başlamıştır. Atatürk ve İnönü dönemlerinden oluşan (1923-1950) tek parti dönemi kentte müzik adına, ulus devlet ideolojisinin yön çizdiği müzik devrimi doğrultusunda yapılanmalar görülmüştür. Özellikle İzmit Halkevi ve Arifiye Köy Enstitüsü ses getiren müzik etkinlikleri düzenlemişlerdir. İzmit Halkevi bünyesinde açılan müzik kurslarında batı kökenli çalgıların eğitimi ücretsiz kurslarla gerçekleştirilmiş ve kurslara katılanlarla konserler düzenlenmiştir. Yine İzmit Halkevi bünyesinde oluşturulan "Koro" ve "Orkestra" topluluklarının da verdikleri konserlerle kent müzik yaşamına katkı sağladıkları görülmüştür. Kocaeli'nin diğer ilçelerinde açılan Halkevlerinde de çeşitli müzik etkinlikleri düzenlendiği görülmüştür. Kocaeli Arifiye Köy Enstitüsü ise köy enstitülerinin müzik derslerinin genel amaçları doğrultusunda müzik etkinliklerine yer verdiği ve kentte konserler düzenlediği ve köy ile kent arasında kültürel bir bağ oluşmasına katkıda bulunduğu görülmüştür. 1950 sonrası çok partili yaşama geçilmesi ile müzik yaşantılarının da çeşitli kurumlar ve yapılar bünyesinde düzenlenip kent yaşamında yerini aldığı görülmüştür. Türkiye'nin değişen sosyolojik yapısı ile köyden kente göçü en çok yaşayan kentlerden biri olan Kocaeli'de, ülke genelindeki müzik akımlarından etkilenmiş, popüler müzik alanında dönem ruhunu yansıtan grup müziği geleneğini kentte sergileyen pop müzik gruplarının konserlerine tanık olmuştur. Bu dönemlere ilişkin genel bir sınıflamayla etkinlikler şöyle gruplanabilir: 1. Dernekler ve dernekler yoluyla yapılan müzik etkinlikleri; 2. Düzenlenen Festivaller ve festival içeriğinde yer verilen müzik etkinlikleri; 3.Yerel yönetimlerin düzenlediği toplu etkinliklerde (düğün, sünnet, açılış vs.) yer verilen müzik etkinlikleri, 4. Sanayi kuruluşlarının sosyal yaşama katkıları doğrultusunda bünyelerinde gerçekleştirdikleri müzik etkinlikleri; 5. Kocaeli Fuarı'nda düzenlenen Halk Konserleri; olarak gruplandırılabilir. Dernekler içerisinde İzmit Türk Musikisi Derneği ve Yarımca Sinema ve Sanat Severler Derneği ve Kocaeli Yüksek Öğrenim Derneği düzenledikleri müzik etkinlikleri ve konserlerle kent müzik yaşamına yön vermişlerdir. Müzik türleri klasik batı müziği ve Türk Müziği ağırlıktadır. Festivaller ve yerel yönetimlerin düzenlediği diğer etkinlikler içerisinde yine müzik yaşantılarına geniş yer verildiği görülmüştür. Bir sanayi kenti olarak Türkiye'nin en önemli kentlerinden olan Kocaeli'deki sanayi kuruluşlarının da kentin sosyal yaşamını ve müzik yaşantılarını destekledikleri ve konserler ve müzik etkinlikleri düzenledikleri görülmektedir. Önce bir sanayi fuarı olarak açılan Kocaeli Fuarı, daha sonra bünyesine kültür ve eğlence fuarı kimliğini de alınca, fuar süresince fuar içerisinde düzenlenen halk konserlerinde popüler müzik adına her müzik türünde ünlülerin konserlerine yer verilmiştir. Erken Cumhuriyet Dönemi'nde Halkevleri, Köy Enstitüsü; müzik yaşamında etkili olmuştur. Çok Partili dönemle beraber; dernekler, festivaller, yerel yönetimler, sanayi kuruluşları ve Fuar alanındaki halk konserleri Kocaeli Kenti Cumhuriyet Dönemi Müzik Yaşantılarını oluşturduğu söylenebilir. Ayrıca TRT repertuvarında yer alan Kocaeli türkülerine de çalışmada yer verilmiştir. TRT repertuvarında henüz yer almayan Karamürsel ilçesine ait üç türkü de çalışmada yer almıştır. Sonuç olarak, imparatorluktan ulus devlete Kocaeli Kenti'nin müzik yaşantılarını tespit etmeye yönelik bu çalışmada, Kocaeli'de kentle birlikte yaşayan ve evrilen bir müzik yaşamı olduğu ve kentte müzik adına bir kültür oluştuğu tespit edilmiştir.
Muhammed Tahir el-Karakhi'nin tarihçiliği'nde Kuzey Kafkasya'da Rus işgaline karşı mücadele ve imam Şamil
Dağıstan'ın ünlü âlimi Muhammed Tahir el- Karakhi tarafından yazılan "Barikatü's Suyufid-Dağıstaniyye fi Gazavat aş-Şamiliyye" (Şamil'in Bazı Gazavatlarında Dağıstan Kılıçllarının Parıldaması) adlı eser Kuzey Kafkasya'da Çarlık Rusyay karşı yapılan Milli Mücadele'nin tarihinin öğrenilmesi bakımından çok önemlidir. İmam Şamil'in bizzati isteği üzerine kaleme alınan bu eser aynı zamanda tek yerel kaynak olma özelliğine de sahiptir. Gazavatname özelliğine de sahip olan bu eserde genel olarak İmam Gazi Muhammed, İmam Hamzat Bey ve İmam Şamil dönemindeki olaylar konu edilmiştir. Takdim ettiyimiz bu tezde, Muhammed Tahir el- Karakhi tarafından kaleme alınan "Barikatü's suyufid-Dağıstaniyye fi gazavat aş-Şamiliyye" eserinin verileri işığında Çarlık Rusya'ya karşı Kuzey Kafkasya'da imamlar önderliğinde yapılan Milli Mücadele'nin değerlendirilmesi yapılacaktır.
Atatürk'ün başyaveri Salih Bozok'un hayatı ve kişiliği (1881-1941)
Selanik'li Cafer Bey'in oğludur. Annesi Hatice Hanım, eşi Nuriye Hanımdır. Selanik Askeri Rüştiyesini ve İdadisini bitirdikten sonra İstanbul Harp Okuluna geçmiştir. 1903'te Harp okulunda teğmen olarak diploma almıştır. Harbiyeyi bitirince önce Muratpaşa'da Bulgar sınırında bir karakola atanmıştı. Mustafa Kemal ile Selanik'te mahalle ve okul arkadaşı idi. Uzaktan akrabalıkları da vardı. İlk subaylık yıllarında beraber bulundular. 1908'de Hürriyetin ilanından sonra yolları yine Selanik'te buluşmuştu. Mustafa Kemal, onu bu yıllardan itibaren yoldaş olarak seçmişti. İlk gençlik yıllarında hep " Salih, senden hiç ayrılmayacağım, seni kendime yaver yapacağım." demişti. Mustafa Kemal Milli Mücadeleyi başlatmak için Anadolu'ya geçmeden önce ve Suriye Cephesinde bulunduğu sırada Salih Bey'i Başyaver olarak yanına getirtti ve sürekli beraberlik bu şekilde başladı. Salih Bey yarbaylıktan emekliye ayrıldıktan sonra bile hep Mustafa Kemal'in yakınında kaldı. 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM'nin toplanması ve Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığa seçilmesinden sonra'da Başkanlık Başyaverliğine atanmıştı. Kurtuluş savaşı boyunca Mustafa Kemal Paşa'nın yanında oldu. Kıdemi nedeni ile önce binbaşılığa daha sonrada yarbaylığa terfi etti. Büyük Zaferden sonra Mustafa Kemal Paşa'nın yanında İzmir'e geldi. Daha sonra onun Latife Hanımla evlenmesi sırasında O'nun şahidi olarak bulundu. Latife Hanım, Salih Bey için "ikinci babamdır." deyimini kullanırdı. TBMM'nin 2. Dönemi için yapılan seçimde Mustafa Kemal Paşa tarafından, tarihi ismi Bozok olan Yozgat'tan namzet gösterilerek Milletvekilliğine seçilmiş ve Başyaverlikten ayrılmıştır. Milletvekilliği sırasında da Atatürk'ün adeta sivil başyaverliğini yapmış. O'nun 10 Kasım 1938'de vefatı üzerine "Başkomutan Yaversiz gidemez." diye intihara teşebbüs etmişse de müdahale sonunda kurtarılmıştır. Milletvekilliği devam ederken, İstanbul'da bulunduğu sırada 25 Nisan 1941'de vefat etmiş ve cenazesi Ankara'ya nakledilerek büyük bir törenle Cebeci Şehitliğine defnedilmiştir. Anahtar Kelimler; Salih Bozok, Atatürk, Milli Mücadele, TBMM, Başyaverlik
Hatıratlar ışığında Suriye-Filistin cephesi
Suriye-Filistin Cephesi, neticesinde Osmanlı İmparatorluğu'nun tasfiye edildiği ve modern Ortadoğu'nun temellerinin atıldığı bir mücadele alanı olmuştur. Yine Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Savaşı'ndaki en büyük ve yıkıcı yenilgiyi burada almış, nihayetinde mütareke imzalayarak savaştan çekilmek mecburiyetinde kalmıştır. Bu ehemmiyetine binaen, cephede görev yapan komutanlar çeşitli vesile ve amaçlarla bu cepheye dair hatıralarını neşretmişlerdir. Bu çalışmada Mülazım-ı Evvel (Üsteğmen) ve mafevki olan rütbelerdeki komutanlara ait 18 hatırat; dış tenkit, mukayese, konjonktür analizi metotları kullanılarak değerlendirilmiştir. Fernand Braudel'in zaman tasnifi kullanılarak, hatırat yazımı "kısa zaman" tasnifi içerisinde bir olay olarak kabul edilmiş ve anlaşılabilmesi için "konjonktür" adı verilen daha geniş ve anlamlı bir zaman dilimi içerisinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı incelenen hatıratlar üzerinden cephedeki lojistik problemine ve sevk-idare tartışmalarına ışık tutabilmektir. Bu değerlendirmeler sonucunda, askeri elitin gözünden lojistik problemi tasvir edilmiş ve sebepleri ortaya konulmuştur. Ayrıca, sevk-idare noktasındaki farklı fikirler ve anlatılar mukayese edilmiştir. Askeri elitin anlatısının sadece askeri terminoloji kullanılarak izah edilemeyeceği, her bir kumandanın aynı zamanda bir şahıs olarak; kültürel çevresinin, travmaların ve popüler fikir cereyanlarının etkisinde kaldığı ve bu etkinin eserlerine ve sevk-idare tarzına sirayet ettiği gösterilmeye gayret edilmiştir.
Milli Mücadele Döneminde Anadolu'da eğitim faaliyetleri
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Anadolu toprakları, galip devletler tarafından işgal edilmeye başlanılmıştır. İşgalin getirdiği sosyal, kültürel ve ekonomik buhran ortamı Anadolu insanını, hayatın her anında derinden etkilemiştir. Eğitim sistemi de bu buhrandan etkilenenler arasında yer almıştır. Sistemin içerisindeki öğretmen, öğrenci, okul ve idareci unsurlarının her biri farklı yönlerden etkilense de genelde eğitim sisteminin kısmen ortadan kalkması söz konusu olmuştur. Bu süreçte öğretmenler maaşlarını düzenli olarak alamamışlar ve bu nedenle öğretmenlik mesleğini terk etmeye başlamışlardır. Meslekte kalan öğretmenler ise ek işler yaparak geçimlerini sağlamaya çalışırken öğretmenlik mesleğine olan rağbet azalmıştır. Okullar, söz konusu dönemde, öğrenci sayısına oranla yetersizdir. Sınıflar, fiziki olarak eğitim-öğretim faaliyetleri için uygun değildir ve yeterli eğitim-öğretim materyali yoktur. Ders araç gereçlerinin yetersizliği ve fiziki şartların elverişsizliği, eğitimin kalitesinin düşmesine neden olmuştur. Tüm bunlara ek olarak okulların, işgal güçlerinin doğal hedefi haline gelmesiyle bu mekanlar; basılmış, içerisindeki öğrenciler dışarı atılmış ve askerlerin konaklama alanı ve hastane olarak kullanılmaya başlanılmıştır. İlgili dönemde ilkokul zorunlu olmasına rağmen işgal şartlarının getirdiği yokluk, yoksunluk ve diğer sebeplerle öğrencilerin sayısı zamanla azalmıştır. Okul çağındaki çocukların çok büyük bir kısmı eğitim sistemi dışında kalmıştır. Bu çocukların sistem içerisine çekilmesi, işgal süresince mümkün olmamıştır. Türk/Müslüman eğitim sistemine en büyük zararı Batı Anadolu bölgesini işgal eden Yunan kuvvetleri vermiştir. Bu zarar hem İzmir yerelinde kurulan Yunan Yerel İdaresi eliyle hem de işgal güçleri komutanları aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Türk/Müslüman eğitim sistemine zarar verilmesinin yanı sıra Rum eğitim sistemi desteklenmeye ve geliştirilmeye çalışılmıştır.
Milli Mücadele dönemi'nde Said Molla ve faaliyetleri
Bu çalışmada 1880-1930 yıllarında yaşamış olan Said Molla'nın Milli Mücadele döneminde Anadolu'daki milli uyanışı yok etmek üzere yapmış olduğu faaliyetler odaklı olarak hayatı ele alınmıştır. Said Molla, İstanbul'da bürokrat ve ulema sınıfa mensup isimlerin bulunduğu bir ailede, Sultan II. Abdülhamid'in yönetimi döneminde dünyaya geldi. Özel okullarda eğitimini tamamladıktan sonra kadı yetiştiren Medresetü'l Kudat'tan mezun oldu. İlmiye sınıfına mensup olan Said Molla'nın memuriyet hayatı II. Abdülhamid döneminde başlayıp, İttihat ve Terakki dönemi, mütareke dönemi ve Milli Mücadele döneminde de devam etmiştir. Damat Ferit Paşa'nın sadareti döneminde memuriyet hayatındaki en yüksek mevkie ulaşarak, Adliye Müsteşarlığı yapmıştır. İttihat ve Terakki düşmanlığı ile ön plana çıkmasının yanı sıra, bunun devamı olarak nitelendirdiği Milli Mücadeleye karşı da düşmanca hareket etmiştir. Bu noktada Milli Mücadele Hareketi'ni durdurmak amacıyla, İngilizlerle iş birliği yaparak zararlı cemiyetlerin kurulmasına önayak olmuştur. Ayrıca Kuva-yı Milliye'yi yok etmek maksadıyla, İngilizlerden aldığı maddi ve manevi destekle Anadolu'da isyanlar çıkarılmasında rol oynamıştır. Devletin kurtuluşunun yalnızca İngiliz himayesinde olduğunu savunan Said Molla, İngiliz müzaheretini sağlamak için her dönemde girişimde bulunmuştur. Milli Mücadele'nin başarıyla sonuçlanmasının hemen ardından yurt dışına kaçmış olsa da, gittiği farklı ülkelerde Milli Mücadele Hareketi ve Ankara Hükümeti aleyhine faaliyetlerde bulunmaya devam etmiştir. Yurt dışında bulunduğu dönemde, yüzellilikler listesine alındığı için Türkiye'ye dönemeyen Said Molla 1930'da Atina'da ölmüştür. Çalışmamızda, Said Molla'nın hem sarayla olan ilişkisi hem de İngiliz Gizli İstihbarat Servisi üyeleri ve İngiliz Yüksek Komiserleri ile olan ilişkileri göz önünde bulundurularak, Milli Mücadeleyi durdurmak üzere yürütülen faaliyetlerde ne denli önemli bir noktada olduğunu ortaya koymaya çalıştık. Bunu yaparken, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden, Cumhurbaşkanlığı Arşivi'nden, ATASE Arşivi'nden, TİTE Arşivi'nden, İngiliz Arşivi'nden, gazetelerden ve döneme şahitlik etmiş isimlerin hatıratlarından yararlanarak döneme ışık tutmaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: Said Molla, İngiliz Muhipler Cemiyeti, Hürriyet ve İtilaf Fırkası, Rahip Frew, İsyanlar.
Harp prensipleri ışığında Güney Cephesinde Kuvayı Milliye (Gaziantep örneği)
Sykes-Picot gizli antlaşması ile parçalanması planlanan Anadolu toprakları, Mondros Mütarekesi ile bu plan kapsamında işgal edilmişti. İngilizler, işgal bölgelerinde Rusya ile arasına tampon görevi yapmak üzere başlangıçta Fransızlara verdiği Anadolu'nun güney kısımlarını, Rusya'da rejimin yıkılması ve kendi iç sorunlarına dönmesi üzerine, Musul petrollerine karşılık geçici olarak işgal etmiş, Suriye İtilafnamesi ile Musul bölgesini alınca, Güney bölgesini Fransızlara bırakarak çekilmişti. İngiliz işgal dönemi, bölgede nispeten sükûnet içinde geçmiş ancak Fransızların Ermenilerle birlikte bölgeye gelmesi, bölgede direnişi artırmıştı. Güney cephesinin önemli bir bölümünü oluşturan Antep cephesinde direniş ve örgütlenme faaliyetleri Sivas Kongresi sonrası başlamıştı. Önce Kılıç Ali'nin, arkasından Özdemir Bey'in şehir içi savunma organizasyonunu düzenlemeleri ile şehir içi savunma için hazırlık yapılmıştı. Şehir içi savunmaya paralel olarak bölgedeki yerel kaynaklardan temin edilen personel ile oluşturulan 2'nci Kolordunun, Fransızları bölgede sürekli taciz etmesi sonucu, Fransız işgali Maraş ve Urfa'dan çekilmeyi müteakip, Antep bölgesi ile sınırlı kalmıştı. Bu kapsamda; Antep Savunmasına katılan Milli Kuvvetler, Sivas Kongresinde tespit edilen Milli Mücadelenin askeri stratejisinde kendisine verilen Fransız işgalinin sınırlandırılması ve Fransızların sürekli tedirgin edilmesi hedefini; kanı, canı pahasına elde etmiş, Fransız Kuvvetlerini şehre sokmamış fakat açlığa teslim olmuştur.
Millî Mücadele'de uygulanan askerî strateji
Mehmet ÇANLI. Millî Mücadele'de Uygulanan Askerî Strateji, Doktora Tezi, Ankara, 2018. Osmanlı İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı'nda dört yıl boyunca birçok cephede savaştıktan sonra topraklarının çoğunu kaybetti. Artık savaşı yürütemeyecek duruma gelince, 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak savaştan çekildi. Fakat İtilaf Devletleri, mütarekenin ardından Osmanlı İmparatorluğu'nun kalan topraklarını da işgal etmeye başladılar. Bu işgaller üzerine, devleti kurtarmak için değişik çevrelerce bazı girişimler başlatıldı. Bu girişimler, 19 Mayıs-11 Eylül 1919 tarihleri arasında Mustafa Kemal Paşa ve çevresindeki kadro tarafından teşkilatlandırıldı. Bu teşkilat, Anadolu'nun üç stratejik bölgesi olan Murat Başyaylası-Uzunyayla-Erzurum Yaylası ile Karadeniz ve Akdeniz'e paralel olarak uzanan sıradağlar arasında kalan alanı güvenli bir bölge haline getirdi ve bu bölgenin kaynaklarıyla savaşı örgütlemeye başladı. 16 Mart 1920'de İstanbul işgal edilince, güvenli bölgedeki tüm işgalci güçler dışarıya çıkarılarak bu bölgede tam hâkimiyet sağlandı. Bu bölge içindeki stratejik bir mevki olan Ankara'da TBMM açıldı ve savaşın yönetimi tek merkezde toplandı. Bundan sonra, ülkenin iç hat konumuna uygun olarak, kuvvet mevcut tehditlere karşı sırayla kullanılmaya başlandı. İlk olarak doğuda Ermenilere karşı stratejik taarruza geçildi. İkinci olarak Güney Cephesi'nde Fransızlar etkisiz hale getirildi. Batı Cephesi'nde ise üç aşamalı bir strateji uygulandı. Önce, ülke derinliklerinde stratejik savunma yapılarak Yunan ordusu anakarasından ve ikmal üslerinden uzaklaştırıldı. Bu şekilde zayıflatılan Yunan ordusu, Sakarya Meydan Muharebesi'nde yenildi ve stratejik denge sağlandı. Bu safhada diğer cephelerden de bazı birlikler getirilerek yeterli kuvvet oluşturuldu ve stratejik taarruz safhasına geçilerek Yunan ordusu ülkeden çıkarıldı. Boşta kalan birliklerle boğazlar ve İstanbul'daki İtilaf Devletleri kuvvetlerine karşı zorlama konsepti uygulandı ve bu devletler barışa zorlandı. Anahtar Sözcükler Cephe, Ankara, Harekât, Millî Mücadele, Mondros Mütarekesi, Mustafa Kemal Paşa, Savaş, Strateji, TBMM.
Milli Mücadele Döneminde Mizah basını: Ay Dede ve Güleryüz (1922)
1922 Yılının Ocak ayında Saray basını ile Ankara basını arasındaki mücadele, Refik Halid tarafından çıkarılan Ay Dede ve Sedad Simavi tarafından çıkarılan Güleryüz mizah gazetelerinde karikatür ve mizah üzerinden ilerlemiştir. Ocak ayından Kasım ayına kadar bu mücadelenin şiddeti gitgide sönmüş ve Büyük Taarruz'dan sonra Ankara'nın ve dolayısıyla Güleryüz'ün kesin zaferiyle sonuçlanmıştır. Araştırmamızda bu süreç, bahsi geçen iki mizah dergisinde yer alan karikatürler üzerinden incelenmiştir. İncelemenin teorik zemini mizah kuramlarına ve özellikle de üstünlük kuramına dayandırılmıştır. Karikatürleri tarihsel düzleme oturtmaya yardımcı bilgi ve yorumlara yer verilmeye çalışılmıştır. Teorik incelemenin bulguları ise sonuç kısmında verilmiştir.
Tasvir-i Efkâr gazetesi üzerine bir inceleme (Yıl: 1922/ Sayı: 3231-3590)
Bu tez çalışmasında Tasvir-i Efkâr gazetesinin 1922 yılı sayıları (3231-3590) incelenmiştir. 1922 yılı, yaşanan siyasî ve sosyal olaylar gereği son derece önemli bir yıldır. Tasvir-i Efkâr gazetesi, Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki millî kurtuluş mücadelesi destek veren ve dönemin önemli konuları hakkında bilgi ve belgeleri okuyucularına büyük bir hassasiyetle ulaştıran etkili bir yayım organıdır. Gazetedeki başmakalelerin genelinde Ebüzziyazade Velid'in imzası vardır. Bu makalelerde Millî Mücadele'nin hassasiyetlerini de içeren pek çok fikrî ve siyasî makale kaleme almıştır. Siyasî konferans ve toplantılar da bu dönemde önemli bir yere sahiptir. Gazetede ilk olarak İtilaf Devletleri tarafından 1922 yılının ilk aylarında gerçekleştirilen Cannes Konferansı ve ardından toplanan Cenova Konferansı hakkında teferruatlı bir bilgi akışı vardır. Ardından gazete yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin de kuruluş taşlarını döşeyen ve 30 Ağustos zaferiyle birlikte ilk olarak Mudanya Mütarekesi'ne ve ardından Lozan Konferansı'na sahne olan önemli olaylar okuyucuya olduğu gibi aktarılmıştır. Bu uluslararası toplantılarda alınan kararlarla beraber gelişen olaylar hakkında önemli bilgi ve belgeler gazeteye yansımıştır. Gazete bu konularda çalışanlar için önemli bir kaynak niteliğindedir. Bu gelişmelerle beraber 1 Kasım 1922'de TBMM'nin kararıyla saltanatın kaldırılması yine bu yıl içerisinde yaşanan önemli siyasî olaylardan olup gazetenin sayfalarında yerini almıştır. Diğer bir yandan Avrupa'nın da desteğini alarak yıllardır kurmuş olduğu Bizans İmparatorluğu hayalini gerçekleştirmek amacıyla uğraşan Yunanistan'ın bu amaç doğrultusunda Anadolu'da yapmış olduğu zulümleri ve tahribatları; gazete gerekli bilgi, belge ve görseller aracılığıyla okuyucusuna ulaştırmıştır. Gazete, Millî Mücadele'de cepheden günü gününe bilgi akışı sağlamıştır. 30 Ağustos Büyük Taarruz zaferi ile Türk Ordusu'nun kazanmış olduğu büyük zaferi sayfalarından okuyucusuna büyük heyecan ve coşkuyla duyurmuştur. Bu zaferle birlikte yurt içi ve yurt dışında gelişen sevinç ve tepkileri, Yunan ordusunun kaçarken İzmir ve havalisinde yapmış olduğu yangın, tahribat ve zulmü sayfalarına taşımıştır. Tasvir-i Efkâr gazetesi 1922 yılındaki yayımlarında döneminin siyasî ve sosyal olaylarının yanında edebî, kültürel, tarihî, dinî ve bilimsel konulara da yer vermiş olup çok geniş bir yazar kadrosuna sahiptir. Bu geniş yazar kadrosunda hangi yazarlar olduğu bilgileri bu çalışmanın Yazar Kadrosu başlıklı kısmında görülebilir. Bu çalışma da gazetenin 1922 yılı sayılarının tamamındaki metinler ve görsel malzeme ayrıntılı bir tablo halinde gösterilmiş olup ardından bütün malzeme türüne göre tasnif edilmiştir. Bünyesinde barındırmış olduğu yazı ve görsel malzemeden dolayı pek çok değerli araştırmacının eserlerine kaynaklık edecek niteliktedir. Bu çalışma ile eski harfli Türkçe süreli yayımlar içinde önemli bir yere sahip olan Tasvir-i Efkâr gazetesinin 1922 yayım yılını kütüphanelerin tozlu raflarından kurtarmış ve ilim âleminin istifadesine sunmuş olmak gurur vericidir.
Birinci mecliste Isparta milletvekilleri ve siyasi faaliyetleri (1920-1923)
I. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti yenik sayılmış ve Mondros Ateşkes Antlaşması imza edilmiştir. Bu ateşkes antlaşması ile yurdumuz imzalanan Mondros Mütarekesi ile yurdumuz İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmeye başlanmıştır. Yapılan işgalleri Türk milleti yaptığı mitinglerle protesto etmiş ve ülkenin birçok yerinde cemiyetler kurarak teşkilatlanmıştır. Isparta da işgallerle birlikte teşkilatlanarak Milli Mücadele'ye iştirak etmiştir. Isparta şehri yurt genelinde cephelere asker göndermiş özellikle Balıkesir Afyon çevresinde fiilen mücadeleye katılarak aktif rol oynamıştır. İşgaller karşısında İstanbul Hükümeti'nin sessiz kalıp acizlik göstermesi üzerine Anadolu halkı Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Milli Mücadele'ye iştirak etmiştir. Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya geçtiği andan itibaren kurtuluşun milletin azim ve kararı ile mümkün olabileceğini belirterek bu yönde çalışmalarına başlamıştır. Osmanlı Mebuslar Meclisi 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul'un resmen işgali ile çalışamaz duruma gelmiş ve 11 Nisan 1920 tarihinden itibaren tamamen kapanmıştır. Bunun üzerine Mustafa kemal Paşa'nın direktifleri ile tamamen millet egemenliğine dayalı bir meclisin Ankara'da açılması için Anadolu halkı tüm gücüyle ve içtenliğiyle seferber olmuştur. Mustafa Kemal Paşa'nın 19 Mart tarihli genelgesine istinaden Isparta'da seçim çalışmalarına başlanmıştır.6 Nisan 1920 tarihinde yapılan seçimler neticesinde Isparta'dan; Cemal Paşa (Mersinli), Hacı Tahir Bey (Kucur), Hafız İbrahim Efendi (Demiralay), Hüseyin Hüsnü Efendi (Özdamar), İsmail Remzi Bey (Berkün), Mehmet Nadir Efendi (Süldür) milletvekili olarak seçilmişlerdir. Bu milletvekillerin tamamı Meclis'in Birinci Dönemi'ni bitirmişlerdir. Birinci Dönem Isparta Milletvekilleri'nin tamamı Meclis'te birinci grupta yer almışlardır. Isparta Milletvekilleri gerek seçilmeden önce gerekse seçildikten sonra Milli Mücadele yanında yer almışlar ve aktif olarak vatan için çalışmışlardır. Yeni Türk devletinin temellerini atan ve kuran Birinci Meclis'e Isparta altı milletvekili ile iştirak etmiştir.
Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisine katılan Konya milletvekillerinin faaliyetleri
Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi, olağanüstü şartlar altında 23 Nisan 1920'de açılarak demokrasi ve millet adına büyük bir adım atılmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisine katılacak üyeler iki kez seçimle belirlenmiştir. Bu olay Türk inkılabının organı olan ilk Meclisi farklı yapan unsurdur. Olağanüstü yetkilere sahip olan kurucu Meclise, her sancaktan 5 üye seçilerek Ankara'ya gönderilmiştir. TBMM'nin ikinci oturumunda Mustafa Kemal Atatürk, 110 TBMM üyesinin oyu ile Meclis Başkanlığına seçilmiştir. Meclis Başkan Vekilliğine ise Konya Mevlana Dergâhı Postnişi Abdülhalim Çelebi 91 oy ile görevlendirilmiştir. Konya'dan katılan üye sayısı ilk günler 5 kişiyken Mebusan Meclisi'nin kapatılması üzerine temsil heyetinin çağrısına uyan mebusların Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisine katılmaları ile sayısı 10'a çıkmıştır. Meclis-i Mebusan'dan katılan TBMM üyeleri: Mehmet Vehbi Efendi, Yalvaçlı Ömer Vehbi Efendi, Hacı Kurrazade Bekir Efendi, Halil Kazım Hüsnü Bey ve Musa Kazım Efendi'dir. Konya'da yapılan seçim sonucunda katılanlar ise: Abdülhalim Çelebi Efendi, Bekir Refik Koraltan, Hacı Arif Bey, Saatçizade Mehmet Rıfat Efendi ve Hulusi Bey'dir. Vatanın kurtuluşunda Konya'yı temsil eden TBMM üyeleri olarak, hepsi birer Kuva-yı Milliye taraftarı olmuşlardır. Birinci TBMM'de Konya'dan katılan TBMM üyeleri önemli görevlerde yer almışlardır. Anahtar Kelimeler: Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi, TBMM Üyesi, Konya, Seçim, Ankara.
İşgal yıllarında Anadolu'da kültürel talan: Eski eser kaçakçılığı (1918-1922)
30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi'nden sonra Osmanlı topraklarında başlayan işgallerde işgalciler, eski eserlerle yakından ilgilenmiş hem araştırma ve kazı yapmış hem buldukları eserleri yurt dışına kaçırmış hem de bu eserler sayesinde Anadolu'daki varlıklarını anlamlandırma ve tescilleme gayreti içine girmişlerdir. Bu kapsamda İngiliz, Amerikan, Fransız, İtalyan ve Yunan işgal güçlerinin hepsinin, Anadolu'da, eski eser kaçakçılığı yaptığı görülmüştür. Her ne kadar işgal döneminde Müze-i Hümâyûn başta olmak üzere bürokrasi, eski eser kaçakçılığını önlemeye çalışmışsa da çoğunlukla buna gücü yetmemiş ancak yine de her bir ihbar değerlendirilmiş ve her sorun çözülmeye çalışılmıştır. Çalışmada eski eserin ve kaçakçılığın ne olduğu, Osmanlı Devleti'nde eski eser kaçakçılığının mahiyeti ve bu kaçakçılığı engelleme faaliyetleri incelenmiş; ilk müze teşebbüslerinden başlanarak hukuki düzenlemeler ve diğer girişimlerle bu konuda alınan önlemler, bilhassa da işgal döneminde yapılan uygulamalar açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada başta eski Müze-i Hümâyûn, şimdiki İstanbul Arkeoloji Müzeleri Arşivi olmak üzere, Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi ve Cumhurbaşkanlığı Arşivi tetkik edilmiş; günün gazeteleri, mecmuaları ve dönemin tanıklarının yazdıkları taranmış, konuyla ilgili önceki çalışmalarla bu dönem incelenmeye çalışılmıştır.
Milli Mücadele Döneminde mitingler (1918-1920)
I. Dünya Savaşından yenik çıkan Osmanlı imparatorluğu, 30.Ekim.1918 tarihinde, galip devletlerle Mondros Mütarekesini imzalamıştır. Bu anlaşma ile devletin bağımsızlığı ortadan kalkmış ve Türk yurdu yer yer düşman işgaline uğramıştır. Mondrosla başlayan bu işgal süreci 15.Mayıs.1919'da İzmir'in Yunanlılarca işgaline varmıştır. Anlaşma koşullan ve savaşın sonlarına doğru ortaya atılan Wilson ilkeleriyle çelişen bu haksız işgaller, Türk toplumunun büyük tepkisine yol açmıştır. Bağımsızlığı tarihiyle yaşıt olan Türk ulusu, vatanının böyle bir tehlike altına girmesi karşısında, tarihte eşine ender rastlanan nitelikte bir özgürlük mücadelesini başlatmıştır. Ulusal Kurtuluş Savaşının hazırlık döneminde Türk toplumunun, bu haksız işgallere gösterdiği tepki, tezimizin asıl konusunu oluşturmaktadır, işgallere karşı miting ve protestolar şeklinde ortaya çıkan bu tepki, bağımsızlık savaşımızın itici gücünü oluşturmuştur. İzmir'in işgalinden itibaren Trakya'dan, Anadolu'nun diğer ucuna kadar uzanan bu başkaldırış, aynı tarihte Samsun'a hareket eden Mustafa Kemal Paşa'nın öncülüğünde organize edilen ulusal kurtuluş hareketiyle bütünleşerek bu yöndeki temel hedefin belirleyicisi olmuştur. İşgaller karşısında Türk kamuoyunu yaratan en önemli unsurlardan biri olan mitingleri, inceleme kolaylığı açısından iki ana grupta ele aldım. Bazı yönlerden farklılık gösteren İstanbul mitinglerini ayrı bir bölümde, Anadolu'da yapılan mitingleri ise ayrı bir bölümde inceledik, özellikle düzenleniş koşulları bakımından farklılık gösteren mitinglerin temel işlevi, Türk ulusunu, vatanı işgallerden kurtarma yönünde harekete geçirmektir. Müdafaa-i Hukuk düşüncesinden haraket edilerek düzenlenen mitinglerde, İtilâf Devletlerine, Amerika Birleşik Devletlerine, Padişaha, Sadrazama ve diğer makamlara çarpıcı mesajlar verilerek Türk ulusunun uğradığı haksızlığın ortadan kaldırılması istenmiştir. Bu makamlara gönderilen mesajlara gereken duyarlılığın gösterilmeyişi, Türk ulusunu harekete geçirmiş ve başlattığı kurtuluş mücadelesini "kendi azim ve kararına" dayandırtmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde İzmir'in işgali ve bunun doğurduğu tepkiler ana hatlarıyla verilmiştir. Son bölümde ise mitinglerin çeşitli yönlerden değerlendirilmesi yapılmıştır.
Milli Mücadele'de İstanbul'da spor faaliyetleri (1919-1922)
I. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin ardından Osmanlı Devleti ile imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918) şehri işgale açık hale getirmiştir. Başkent İstanbul bu dönemde İtilaf Devletleri tarafından iki kez işgal görmüştür. Birincisi Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanmasının ardından 13 Kasım 1918 yılında yaşanan fiili işgal, ikincisi ise 16 Mart 1920'de yaşanan resmen işgaldir. Beş yıl süren işgal sürecinde şehrin dokusu tamamen tarumar edilmiştir. Gündelik hayatta içme suyu sorunu, ulaşım sorunu, açlık, yokluk, kömür buhranı gibi çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalınmıştır. İşgalin yarattığı bu zorlu sürece rağmen hayatın devam ettiğine dair en belirgin hareketlilik ise spor faaliyetlerinin aktif şekilde devam etmesinde görülmüştür. İşgal askerleri ve Türk toplumunun kaynaşma aracı ve rekabet unsuru düzenlenen spor müsabakaları olmuştur. Futbol takımlarımızın yabancı takımlar ile düzenledikleri maçlar halk için umut ve motivasyon kaynağı olmuş ve toplum üzerinde belirgin bir etki yaratmıştır. İstanbul halkı ayrıca modern sporlardan basketbol, voleybol, kriket, beyzbol vs. gibi oyunları da izleme olanağı bulmuştur. İşgal Kuvvetleri Komutanlığı'nın belki teşvik belki de müsamahasıyla da İstanbul ligi de devam etmiştir. 1919 yılında Türk spor basınının en zengin içerikli dergisi Spor Âlemi yayın hayatına İstanbul'da başlamıştır. 1921 yılında Galatasaray ilk kez yurtdışına çıkarken, 1922 yılında da İstanbul'da mini olimpiyat oyunları gerçekleştirilmiştir. İşgal yıllarında ayrıca sporun kurumsallaşmasına da tanıklık edilmiş Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı kurulmuştur. Anadolu'nun birçok kenti yasaklarla rahat hareket edemezken İstanbul'da kısmi bir özgürlük söz konusudur diyebiliriz.
Milli Mücadele Dönemi edebi eserlerin sosyal bilgiler programı'ndaki değerlere göre incelenmesi
Değer; toplumun tamamı tarafından kabul edilen, toplumun işleyişinde ve devamlılığında önemli bir etkisi olan; soyut, somut, olumlu veya olumsuz öğelerin tümüdür. Bu öğeler zaman içerisinde yeni nesillere aktırılmaktadır. Bu aktarım ailede başlamakta ve okulda devam etmektedir. Okullarda belli bir programa oturtulan değer eğitimi, aile ve çevrenin değer aktarımından daha etkili olduğu düşünülmektedir. Sosyal bilgiler dersinde ise Milli Mücadele konularının aktarımında öğrencilerin milli, manevi, kültürel ve ahlaki değerleri kapsayan; laik, demokratik ve bağımsız bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetini tanıyan; görev, hak ve sorumluluklarının farkında olan; demokratik bilgi, beceri ve değerlere sahip; bilimsel düşme becerisi gelişmiş; insan haklarına saygılı; vatan sevgisi gelişmiş, işbirliği içerisinde çalışabilen bir vatandaş olarak yetiştirmek amaçlanmaktadır. Milli Mücadele konularını işlenirken roman, tarihi roman, hikaye, hatıra, gezi yazısı, fıkra ve şiir gibi edebi ürünlerin okutulması, öğrencilerin derse duyduğu ilgi artırırken aynı zamanda kazandırılmak istenen bilgi, beceri ve değerlere katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda; araştırmanın amacı Sosyal Bilgiler Programı'nda yer alan değerlerin, belirlenen Milli Mücadele Dönemi konulu romanlarda var olma düzeyini belirlemek ve dönemin ön plana çıkardığı değerleri tespit etmektedir. Araştırmanın evreni Milli Mücadele konulu romanlardır. Araştırmanın örneklemi ise alan uzmanı dört akademisyenden görüş alarak "Ateşten Gömlek", "Halas", "Yaban", "Üç İstanbul", "Esir Şehrin İnsanları", "Kalpaklılar", "Küçük Ağa", "Sahnenin Dışındakiler", "Yüzbaşı Selahattin'in Romanı" ve "Şu Çılgın Türkler" romanları belirlenmiştir. Örneklem olarak seçilen romanlarda, Sosyal Bilgiler Öğretim Programı'nda yer alan; adalet, aile birliğine önem verme, bağımsızlık, barış, bilimsellik, çalışkanlık, dayanışma, duyarlılık, dürüstlük, estetik, eşitlik, özgürlük, saygı, sevgi, sorumluluk, tasarruf, vatanseverlik ve yardımseverlik değerlerine yönelik cümle ve ifadeler tespit edilmiştir. Doküman incelemesi yöntemiyle elde edilen bulgular, içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiş, değerlere ait frekans ve yüzdeler tablolarla belirtilmiştir. Araştırmanın bulguları incelendiğinde; on romanda toplam 5243 değere rastlanılmıştır. Bu romanlar arasında en çok değer içeren roman 1351 ile Şu Çılgın Türkler olmuştur. En az değer içeren roman ise 126 değer ile Yaban adlı roman olmuştur. En çok vurgulanan değer ise %20,71 oranı ile "vatanseverlik" olmuştur. Bu on romanda yer verilen değerler ise; adalet, aile birliğine önem verme, bağımsızlık, çalışkanlık, dayanışma, duyarlılık, dürüstlük, estetik, eşitlik, özgürlük, saygı, sevgi, sorumluluk, vatanseverlik ve yardımseverlik olduğu görülmüştür. Bu sonuçlardan hareketle, Milli Mücadele konulu romanların değerler eğitimi bakımından uygun ve faydalı bir içeriğe sahip olduğu söylenebilir.
Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin aydın ve çevresindeki faaliyetleri (1912-1939)
Osmanlı İmparatorluğu'nun son yüzyılında art arda aldığı Trablusgarp, Balkan ve I. Dünya savaşlarındaki yenilgiler sonucunda topraklarının büyük kısmı elden çıkmış ve Anadolu işgal edilme noktasına gelmiştir. Mondros Ateşkes Antlaşması'nda alınan kararlarla Anadolu İtilaf Devletleri tarafından işgal bölgelerine ayrılmış olup, Batı Anadolu'nun Yunanlılarca ilhakı kararı alınmıştır. Yunanlıların işgali sadece İzmir'le sınırlı kalmamış kısa sürede Anadolu'nun içlerine doğru işgal alanlarını genişletmeye başlamıştır. Aydın, Manisa, Çanakkale, Bursa, Afyon, Eskişehir ve Kütahya gibi şehirler işgal edilmiş, işgaller sırasında Yunan Ordusu ve yerli işbirlikçileri Müslüman Türk halkına yapmadıkları işkence ve eziyet bırakmamıştır. Kaçmayı başaranlar çareyi İtalyan işgal sahalarına gitmekle bulurken kaçamayanlar ise uluslararası statüde dokunulmazlığı bulunan hastanelere ve Hilâl-i Ahmer şubelerine sığınmıştır. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti, Batı Anadolu'da yaşanan işgaller karşısında hemen İmdat Heyetleri oluşturmuş ve halkın yaralarını sarmaya başlamıştır. Bir yandan halkın iaşe, giyecek, barınma ve sağlık sorunlarıyla ilgileniyor diğer yandan direnişte yer alan Kuvay-ı Milliye ve düzenli ordunun yaralılarıyla ve hasta askerlerini tedavi ediyordu. Aydın'daki işgallerin çok kanlı ve barbarca olmasından dolayı Aydın Hilâl-i Ahmer Merkezi'ne çok büyük işler düşmüştü. Böyle bir durum karşısında Hilâl-i Ahmer Cemiyeti işgal alanlarına dağılarak insanların hem canını kurtarmış hem de halkın yemek ve barınma gibi temel ihtiyacını karşılamıştır. Bu çalışmada Aydın Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin kuruluşu ve faaliyetleri arşiv belgeleri ve büyük oranda ikinci el literatüre dayalı olarak ele alınmıştır.
Millî Mücadele Döneminde Anadolu'da aşiretler
Anadolu'daki aşiretler, tarihsel süreç içerisinde sosyal, siyasi ve hatta askeri etkiye sahip olmuştur. Bu tez, Türkiye tarihinde aşiretlerin, özellikle de Milli Mücadele dönemindeki kritik önemini derinlemesine incelemektedir. Osmanlı Devleti'nde aşiretler, hem merkezi otorite için bir güç kaynağı hem de yönetim açısından bir zorluk teşkil etmiştir. Devlet, aşiretleri iskân ederek, vergi toplamak suretiyle ve askeri birlikler oluşturarak merkezi otoritesini güçlendirmeye çalışmıştır. II. Abdülhamid döneminde kurulan Hamidiye Alayları gibi aşiretlerden oluşan askeri birlikler, özellikle Doğu Anadolu'da güvenliği sağlamada önemli bir rol üstlenmiştir. Milli Mücadele döneminde ise aşiretler, hem cephelerde savaşarak hem de siyasi arenada yer alarak önemli katkı sağlamışlardır. İtilaf Devletleri, aşiretleri kendi lehlerine çekmeye çalışsalar da birçok aşiret, Milli Mücadele'ye destek vermiştir. Aşiret reisleri, hem cephelerde savaşmış hem de TBMM'de mebus olarak yer alarak milli iradeye katkı sağlamışlardır. Aşiretler, özellikle Doğu ve Güney Cephelerindeki savaşlarda önemli zaferler kazanılmasında büyük başarılar ortaya koymuştur. Bu süreçte TBMM Hükümeti, yasal tedbirler alarak aşiretlerin desteğini kazanmaya çalışmıştır. Öte yandan hükümet, savaş koşullarında kısıtlı imkânlarla ülkeye göç etmek isteyen aşiretlerin iskânı ile uğraşmıştır. Aşiretlerin Milli Mücadele'ye sağladıkları destek, yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atılmasında önemli etki oluşturmuştur. Ancak aynı zamanda, bazı aşiretlerin ülkedeki birlik ve beraberliği bozacak zararlı eylemleri olsa da Anadolu'daki aşiretlerin önemli bir kısmı Milli Mücadele'ye aktif destek vermiştir. Bu tezin çalışma sonucunda, Anadolu'daki aşiretlerin Türkiye tarihindeki karmaşık ve çok yönlü rolü, özellikle de Milli Mücadele dönemindeki kritik önemi ortaya çıkarılmıştır.
I. Dönem TBMM Mersin Milletvekilleri ve siyasi faaliyetleri (1920-1923)
İtilaf Devletleri; I.Dünya Savaşı'nın ardından Anadolu topraklarını işgale başlamışlardır. Mersin şehri de 4 yıl kadar işgal altında kalmıştır (17 Aralık 1918- 3 Ocak 1922). Bu durumdaAnadolu halkı; Mustafa Kemal önderliğinde işgale karşı direnişe geçecek, Kuvâ-yi Milliye hareketiyle vatanını savunacaktır. Mustafa Kemal'in, düşündüğü kurtuluş çaresi;bir an önce Anadolu'ya geçmek, işgalden uzak yerde bir meclis açmak, bu mecliste bir hükümet ve ordu kurarak ülkeyi işgalden kurtarmak düşüncesidir. Mustafa Kemal, aynı zamanda milli egemenliğe dayalı, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmayı amaçlamaktadır. Böylece 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anadolu'da yeni bir Türk devletinin de temeli olmuştur. Anadolu'da açılan bu ilk meclis, ülkede yeniden yapılan seçimle belirlenen ve yine İstanbul'dan Ankara'ya kaçıp gelebilen Osmanlı Mebusan Meclisi üyelerinden oluşmuştur. Bu çalışmada; bu mecliste yer alan Mersin Milletvekillerinin özgeçmişleri ile birlikte, siyasi faaliyetleri hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Yüksek lisans tezi olarak ele aldığımız bu çalışmada ilgili kaynak ve literatür taranarak yeni bilgilere ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın konusu; Mersin Milletvekilleri ve siyasi faaliyetleri olduğu için, milletvekillerinin meclis konuşmalarının tamamı tezin içerisinde yer almıştır. Bu bağlamda TBMM'nin kurulmasından önceki ve sonraki gelişmeler, TBMM'de görev alan Mersin Milletvekillerinin özgeçmişleri, meclis konuşmaları, kanun teklifleri ve takrirleriele alınmış ve milletvekilleri hakkında geniş bilgiler verilmeye çalışılmıştır.
II. TBMM Urfa milletvekilleri ve siyasi faaliyetleri (1923-1927)
Osmanlı Devletinin ağır ve yorucu geçen Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile Anadolu toprakları, İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmiştir. Anadolu halkı, işgallere karşı yerel direnişlerde bulunmuştur. Bu dönemde, en büyük tepki ve topyekün bağımsızlık mücadelesini, Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya geçip milletle bütünleşerek verecektir. Milli Mücadele'nin hazırlık aşamaları çerçevesinde; Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongrelerini düzenleyen Mustafa Kemal Paşa, bağımsızlık fikrini ateşlemiştir. Düşmana karşı bir taraftan bağımsızlık savaşı başlatılırken, bir taraftan da milli birlik ve milli mücadele adına önemli adımlar atılmaya başlanmıştır. Bunlardan birisi de; Mebusan Meclisi'nin yeniden açılmasıdır. Ancak İtilaf Devletleri, 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul'u işgal edecek ve Mebusan Meclisi'nin dağıtacaklardır. Osmanlı Mebusan Meclisi'nin dağılmasından sonra Mustafa Kemal Paşa Ankara'da yeni bir meclis kurmak için hemen harekete geçmiştir. 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da yeni bir meclis açılmıştır. Egemenliğin halka dayandırıldığı yeni açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, milli kurtuluş mücadelesinin kazanılması ve yeni Türk Devleti'nin temellerinin atılması gibi iki onurlu ve önemli görevi başarıyla tamamlamıştır. Savaştan sonra, Birinci TBMM seçim kararı almış, 11 Ağustos 1923 tarihinde İkinci TBMM açılmıştır. II. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Urfa'dan; Yahya Kemal Bey (BEYATLI), Ali Fuat Bey (BUCAK), Hüsrev Bey (GEREDE), Saffet Kemalettin Bey (YETKİN), Mehmet Refet Bey (TOPÇUOĞLU) ve Mehmet Refet Bey (ÜLGEN) isimlerinde altı milletvekili katılmıştır. II. TBMM, Cumhuriyeti ilan eden meclis olmuştur. Halifeliğin Kaldırılması, Medeni Kanun, 1924 Anayasası ve daha birçok önemli gelişme, 1923-1927 arasında faaliyet gösteren II. TBMM döneminde alınan önemli kararlardır. Bu çalışmanın amacı; yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin inşasında; Urfa Milletvekillerinin, üstlendikleri görevleri ele almaktır. II. TBMM Döneminde Kurtuluş Savaşını sona erdiren Lozan Barış Antlaşması imzalanmış, Cumhuriyet ilan edilmiş, Halifelik kaldırılmış, 1924 Anayasası'nın yürürlüğe konması gibi pek çok önemli gelişme yaşanmıştır. Ayrıca bir diğer amaç; Urfa Milletvekillerinin, Urfa şehrinin kalkınması, sorunlarının çözülmesi adına yürüttükleri faaliyetleri ortaya çıkarmaktır. Anahtar Sözcükler: TBMM, Urfa, Milletvekili, Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadele.
Milli mücadelede Polatlı
Tarihimiz ve içinde bulunduğu bölge açısından önemli bir yerde olan Polatlı'nın tarihçesini milattan öncesine tunç çağına kadar taşımak mümkündür. Geçmiş dönemde şuan ki Polatlı'dan yaklaşık olarak 17 km uzaklıkta bulunan Yassıhöyük (Gordion) adını verdiğimiz alanda idaresini devam ettirmiş olan Polatlı aynı zamanda o dönemde Kral Midas'ın liderliğindeki Friglerin başkentliğini yapmıştır. Bu da onun bölge için önemli bir yer olmasını sağlamıştır. Polatlı ile alakalı 1892 öncesine dair kayıtlara ulaşılamamaktadır. Bunun önemli sebeplerinden biri de Osmanlı döneminde daha çok küçük bir karye statüsünde bulunduğu için geri planda kalmıştı. Polatlı'nın tekrardan eski önemine ulaşması ise 1921 yılında yaşanan Sakarya Meydan Muharebesine denk gelmektedir. Cumhuriyet tarihimiz açısından oldukça önemli olan gerek millet, gerek hükümet gerekse dış devletler tarafından bitti denilen zamanda bu savaş ile ülke kaderinin değişmesi Polatlı'nın önemini tekrardan ortaya çıkmıştır. Sakarya Meydan Muharebesinin kaderini değiştiren alanlardan biri de şüphesiz Polatlı'dır.. Yunan birlikleri Kütahya – Eskişehir muharebeleri ile Türk ordusuna karşı bir başarı elde etmiş ve yalnızca bu başarı ile yetinmek istemeyip hali hazırda bu kadar ilerlemişken Türk devletini tamamen yıkmak amaçlı son vuruşu yapmak için Ankara'ya doğru yürümek istemişlerdir. İşte bu ilerlemenin en önemli engellerinden biri tam olarak Polatlı üzerinde gerçekleşmiştir. Polatlı bulunduğu konum itibariyle Ankara'ya varmadan önce son durak niteliği taşımaktadır. Öyle ki Polatlı'nın herhangi bir durumla aşılması halinde ülkemiz oldukça zora düşecek hatta hükümet yıkılabilecekti. Bu bakımdan Sakarya Meydan Muharebesi yalnızca bir ülkenin, milletin kaderini belirleme savaşı değil aynı zamanda Polatlı'nın geçmişten gelen bir devletin önemli alanı olma özelliğini bu zafer ile tekrar kazanmıştır. Bu zafer, Polatlı adını yalnızca bir ilçe olarak değil, aynı zamanda kent olarakta anılmasını sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Polatlı, Gordion, Kral Midas, Sakarya Savaşı
Atatürk inkılaplarının Adana basınında yansımaları
Mustafa Kemal Atatürk, Samsun'da iken İstanbul'a yazdığı mektupta Milletin, milli hâkimiyet esasını ve Türk milliyetçiliğini kabul ettiğini ve bunu gerçekleştirmeye çalışacağını belirtmiştir. Bu sözleri ile kurulacak olan yeni devletin geleceğini belirlemiştir. 1923'den 1938'e kadar uzanan süre içesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini oluşturan devrimler meydana geldi. Yapılan bu inkılaplarla ülkeyi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak amaçlanmış bunun için siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanda birçok yenilik yapılmıştır. Uzun yıllar süren bağımsızlık mücadelesi yerini her anlama gelişmeye çalışan genç bir Türk ülkesine bıraktı. Bağımsızlık savaşının ilk yıllarından beri yaşanan gelişmelerin halka duyurulmasında basının önemli yeri olmuştur. Milli mücadelede önemli bir yeri olan Adana'da çeşitli gazeteler yayınlandı, bunların bir kısmı milli mücadele ve sonrası dönemde bağımsızlık yanlısı olmuş bir kısmı ise Fransız himayesini kabul etmiştir ve savaşa karşı çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Basın, Türk Milliyetçiliği, Türk Devrimleri, Adana, Milli Mücadele