Milli Mücadele Dönemi
Bu konu başlığı altında 164 tez
Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve hikayeciliği
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Türk edebiyatında romanlarıyla ün kazanmış biri olsa bile hikâye türünde de çok sayıda eserler vermiş bir sanatçıdır. İlk eserlerini İkinci Meşrutiyet'in ilanının ardından veren sanatçı, seksen beş yıllık ömründe Türk edebiyatının çeşitli dönemlerine şahit olmuş ve güçlü kalemi ile her türlü toplumsal gelişmeyi eserlerinde yansıtmaya çalışmıştır. Hikayecilik dönemi, İkinci Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'in ilanına kadar süren yazarın aynı zamanda Fecr-i Ati topluluğuna mensup olduğu da bilinmektedir. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı gibi gelişmeler sebebiyle Yakup Kadri'nin hem düşünceleri hem de edebi zihniyeti, buna paralel olarak da hikayeleri yavaş yavaş değişime uğrar. Hikayeciliğinin ilk yıllarında daha bireysel temaları işleyen Karaosmanoğlu, bilahâre Mütareke ve Milli Mücadele Dönemlerinde savaşın toplum üzerindeki tahribatına dair daha yeni hikayeler kaleme alır. Karaosmanoğlu'nun hem kendisinde hem de Türk edebiyatındaki değişimlerin izinin en rahat sürülebildiği metinler olan hikayeleri, bugüne kadar romanlarının gölgesinde kalmış ve bütüncül bir bakış açısıyla üzerinde tez seviyesinde herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmada, Yakup Kadri'nin hikayeciliği dönem atmosferine bağlı olarak değerlendirilmiş ve hikayeleri toplu bir biçimde ele alınmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İkinci Meşrutiyet Dönemi, Fecr-i Ati, Hikaye, Türk tarihi, Milli Mücadele Dönemi.
Büyük güçlerin kıskacındaki "küçük müttefik": Birinci Dünya Savaşı'nda ve sonrasında Nasturiler
Bu tezin amacı, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma sürecinde Büyük Güçlerin vaatleri çerçevesinde isyan eden Nasturilerin, neler yaşadıklarını ve isyanlar sonunda neler elde ettiklerini ayrıntılı bir şekilde incelemektir. Bu tez, Nasturilerin savaş sırasında yaptıklarının karşılığı olarak, savaş sonunda kendileri için bir Nasturi devletinin kurulmasının gerekliliğine ilişkin olarak savundukları iddialara odaklanmaktadır. Tezde öncelikle Nasturilerin kim olduğu ortaya konulmaya çalışılmış, daha sonra millet sistemi içerisindeki Nasturilerin konumu ele alınmıştır. Misyonerlik faaliyetlerinin Nasturilere olan etkisi incelendikten sonra, Birinci Dünya Savaşı sürecinde Nasturilerin faaliyetleri irdelenmiştir. Son olarak, Türk İstiklâl Savaşı sürecinde Nasturilerin nasıl hareket ettikleri tespit edilmiştir. Bu tezde, birincil ve ikincil kaynaklara müracaat edilmiştir. Birincil kaynak olarak ATASE ve Milletler Cemiyeti'nin arşiv belgeleri kullanılmıştır. Yaşanan olaylar kronolojik bir sıra takip edilerek incelendiğinden dolayı olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkisi net bir şekilde ortaya konmuştur. Konuya belgeler ışığında bakıldığında, Büyük güçlerin bölgedeki siyasi emelleri doğrultusunda Nasturilerden istifade ettikleri tespit edilmiş ve bununla birlikte Nasturilerin talepleri karşılanmayınca savaş sonunda yaşadıkları bölgelerden göç etmek durumunda kaldıklarını gözlemlemek mümkün olmuştur. Anahtar Kelimeler: Nasturiler, İsyan, Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı, Büyük Güçler
Hasan İzzettin Dinamo'nun Kutsal İsyan Anlatısında sömürge karşıtlığı ve kurtuluş savaşı
Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının toplumcu gerçekçi yazarları arasında önemli bir yere sahip olan Hasan İzzettin Dinamo, romanlarında ağırlıklı olarak toplumda yaşanan tarihsel ve sosyal dönüşümleri gerçekçi bir bakışla işlemiştir. Çocukluk yılları Birinci Dünya Savaşı'na, gençliği ise Millî Mücadele ve Cumhuriyet'in ilk dönemlerine denk gelen yazar, savaşın acı sonuçlarını, yoksulluğu, eşitsizliği ve Cumhuriyet'le birlikte toplumda meydana gelen dönüşümleri eserlerine yansıtmıştır. Nitekim Kutsal İsyan da yazarın Millî Mücadele dönemini anti- emperyalist bakışla ele aldığı dönem eserlerinden biridir. Bu çalışma, Hasan İzzettin Dinamo'nun Kutsal İsyan adlı eserini merkeze alarak, yazarın Millî Mücadele dönemine yönelik bakış açısını irdelemeyi ve eserin kurgulanışında belirleyici olan ideolojik altyapıyı ortaya koymayı amaçlamaktadır. Tezde, öncelikle Anadolu'yu işgale sürükleyen olayların tarihî arka planı, Abdülaziz döneminden Mondros Antlaşması'na değin geçen süreç, çalışmanın temelini oluşturması bakımından ele alınmıştır. Ardından özellikle Anadolu'nun işgale uğradığı süreç, İzmir'in işgalinden başlanarak Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanına kadar geçen dönemde yaşanan toplumsal, siyasal ve askerî gelişmeler, yazarın emperyalizm karşıtı bir perspektifle kurguladığı edebî anlatı üzerinden incelenmiştir. Tez, bir yandan eserde anlatılan olayların tarihsel gerçeklikle nasıl örtüştüğünü incelerken diğer yandan bu olayların Marksist eleştiri kuramı doğrultusunda nasıl yorumlanabileceğini sorgular. Bu nedenle, Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğindeki Millî Mücadele'nin sadece ulusal bağımsızlık mücadelesi değil, aynı zamanda anti- emperyalist bir halk hareketi niteliği taşıdığı ortaya konulmuştur. Çalışma ayrıca Kutsal İsyan'da yer alan Yörük Ali, Demirci Mehmet Efe, Topal Osman, Sütçü İmam, Karayılan, Cudi Paşa gibi kişiler aracılığıyla halkın kendini savunmasını, yerel direnişin örgütlenme biçimlerini ve merkezi otoritenin zayıfladığı anlarda halkın inisiyatif almasını da mercek altına alır. Eserdeki anlatım, sadece geçmişin tanıklığı değil, aynı zamanda sınıf çatışmaları, direniş bilinci ve küçük ölçekte halk dayanışmasını, ulusal ölçekte de ülkeler arası sosyo-politik dayanışmaları ortaya koyar. Sonuç olarak bu çalışma, Kutsal İsyan'ı yalnızca Kurtuluş Savaşı'nı anlatan epik bir edebiyat metni olarak değerlendirmekten ziyade, özgürlük, bağımsızlık ve eşitlik arayışındaki Anadolu halkının, millî iradenin hâkim olması için direnişini yansıtması bakımından ele almaktadır. Kutsal İsyan'da özellikle köylü ve emekçi sınıfların yaşadığı sefalet, işgale karşı verdikleri mücadeleyle birlikte anlatılır. Halkın direnişi ön plandadır. Dinamo, direnişin yalnızca askerî değil, halk tabanında gelişen bir dayanışma ve örgütlenme süreci olduğuna dikkat çeker. Mustafa Kemal, eserde hem siyasî bir lider hem de halkla temas kuran bir figür olarak işlenir. Kurtuluş Savaşı süresince dış düşmanlar kadar iç düşmanlarla da savaşılır. Eserde işgal güçlerine karşı askerî savaşın yanında psikolojik ve stratejik savaş da verilir. Ayrıca savaş yalnızca fiziki değil, ahlaki ve sosyal yapıları da sarsan bir yıkım olarak ele alınır. Eser tam bağımsızlık vurgusu etrafında şekillenir.
Albay Çopur Mehmet Neşet (Bora) ve askeri faaliyetleri
Askeri tarih çalışmalarında önemli bir yere sahip olan biyografi çalışmaları hem çalışılan şahsiyet hakkında hem de şahsiyetin yaşadığı dönem hakkında bilgi sahibi olunmasını sağlamaktadır. Tarihteki komutan ve askerleri konusu dahiline alan biyografi çalışmalarında, dönemi içinde belli bir ün yapmış ve adından söz ettirmiş kişiler sıklıkla karşımıza çıkar. Ancak kendi dönemi içinde bulunduğu mevkide önemli işler yaptığı ve birçok fedakarlıkta bulunduğu halde adından çok bahsedilmeyen, çoğu zaman yüzleri dahi hatırlanmayan şahsiyetler mevcuttur. Bunlardan biri de Çopur Neşet olarak bilinen Tuğbay Mehmet Neşet Bora'dır. 1889 Manastır doğumlu olan Neşet Bey, Harbiye Mektebi'ni burada bitirdikten sonra 1908'de Erkan-ı Harbiye Mektebi'ne başlamış ancak patlak veren Balkan ve I. Dünya Savaşlarından dolayı son sınıfı bitiremeden cephelere gönderilmiştir. Böylelikle cephelerdeki askerî hayatı erken başlamış olan Neşet Bey, Balkan Harbi öncesinden Milli Mücadele Dönemi ve sonrasına kadar devam eden uzun soluklu bir askerî hayat yaşamıştır. 1937'de emekli olana dek gerek cephede ve gerekse cephe gerisi hizmette çalışan Neşet Bey, hayatının son birkaç senesini askerlik dışındaki işlerde geçirmiştir. Ardından kısa bir süre sonra 1945'te vefat etmiştir. Yapılan bu çalışmada Neşet Bey'in hayatı ve askerî faaliyetleri, dönemin belgeleri, kaynaklarının yanında Neşet Bey'in kendisinden kalan fotoğraf, belge ve eşyaları kullanılarak ele alınmıştır.
Millî Mücadele Dönemi'nde Amerikan Wilson propagandası
Millî Mücadele, sadece yurdun işgaline karşı Türk Milleti'nin bir araya geldiği silahlı bir direniş hareketi değildir. Çok yönlü bir ulusal ve ulusçu mücadeledir. Osmanlı Devleti'nin çöküş sürecinden itibaren toprakları üzerinde siyasî, iktisadî ve dinî alanda nüfuzu giderek artan Avrupa devletleri, nitekim I. Dünya Savaşı sonrasında yine bir Yeni Dünya Düzeni'nin sağlanmasında (19. Yüzyılın kongreleriyle beraber anılan Viyana, Paris ve Berlin olarak bilinen üç düzeni) belirleyici olma mücadelesi vermişlerdir. Bu mücadeleyi verirken kendi iç ulusal ve dış uluslararası kamuoyuna uygun politikalar da izlemişlerdir. İç ve dış kamuoyunu kendi tezleri üzerinden yönlendirmek üzere politik propaganda makinesini çalıştırmışlardır. Bu çalışmada I. Dünya Savaşı'nın bloklaşması içinde Müttefik Kuvvetleri'nin safında yerini almış olan ABD'nin Savaş sonrası Osmanlı Topraklarının ve Devleti'nin geleceği konusunda karar verilirken kendi çıkarları, müttefikleri uyuşarak ve uyuşmayarak bu doğrultuda biçimlendirdiği Amerikan propagandasının Türk Millî Mücadele Hareketi'nde nasıl yer bulduğu, Millî Mücadele'nin aklının ve politik, askerî heyetinin, başta önderi olarak Atatürk'ün Amerikan propagandasına karşı izlediği politikalar ve seçilen yöntemler, Türk ve Amerikan tarafındaki aktörler dönemin kitle iletişim araçları tahlil edilerek incelenmiştir. Bu tahlil, Türk ve Amerikan taraflarının hafızalarında karşılıklı olarak toplumların hakkında yerleşik ve eski ile yeni çelişkileri çerçevesinde toplumsal ve kültürel imgenin oluşumu ve varlığında tarihsel süreç üzerine inşa edilmiştir.
Çanakkale Cephesi'nde Osmanlı ve itilaf devletleri hava güçlerinin görsel verilerle desteklenmiş nispi güç analizi
Türk silahlı kuvvetlerinde havacılığın kurulması 20. yüzyılın başında, Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında, döneminin ileri ülkeleriyle aynı zamanda Osmanlı Ordusu bünyesinde gerçekleşmiştir. Tarihte askeri havacılığın muharebe alanında kullanılmasının ilk tecrübelerini de Osmanlı Ordusu yaşamıştır. 1911-1912 Osmanlı-İtalyan Harbi'nde imkânları yeterli olmadığı için hava gücünden faydalanamayan Osmanlı Ordusu, İtalyan havacıların askeri faaliyetlerine karşı savunma tedbirleri geliştirme tecrübesini kazanmıştır. 1912-1913 Balkan Harbi'nde hava gücü unsurlarını kullanmaya başlayan Osmanlı Ordusu, muharebe sahasında yaşadığı tecrübelerden gerekli dersleri çıkararak, hava gücünün karadaki ordu hareketlerini daha etkin olarak desteklemesini sağlayan yöntemleri belirleyerek ve uygulamaya koyarak askeri havacılıkta öncü olmuştur. Birinci Dünya Savaşı'na (1914-1918) önceki savaşlardaki tecrübe birikimi ile giren Osmanlı Ordusu, havacılık sanayi alt yapısı, teçhizat, mühimmat ve diğer alanlardaki eksiklerine rağmen savaşın ilk yıllarında hava gücünü diğer ordulara göre daha etkin kullanmıştır. İtilaf Devletleri Orduları ise Birinci Dünya Savaşı'na askeri havacılık alanında oldukça hazırlıksız ve tecrübe eksiğiyle girmiştir. Teknolojik liderlikleri ve sayısal büyüklüklerinin hava gücünden beklentilerini karşılamakta yeterli olacağı öngörüsüyle hareket etmişlerdir. Bu kanı daha sonraki yılarda Çanakkale Cephesi'nde hava gücü üzerine yapılan çalışmalarda da yaygın olarak geçerli kabul edilmiş ve değerlendirmelerin sonuçları buna bağlı olarak ifade bulmuştur. Bu çalışmada; konuyla ilgili daha önceki çalışmalarda yer almayan, nicelik ve nitelik unsurları kullanan karma araştırma özelliklerine sahip, "nispi güç analizi" yöntemi ilk defa kullanılarak, savaşın başlamasından İtilaf Devletleri kara ordusunun Gelibolu yarımadasından çekilmesine kadar zaman aralığında (1 Ağustos 1914 - 9 Ocak 1916) Osmanlı Ordusu hava gücü İtilaf Devletleri Ordularının hava gücü ile kıyaslanacaktır. Güç analizi faktörlerinin değerlendirilmesine temel teşkil eden unsurlar görsel verilerle desteklenecektir. Döneme ait orijinal fotoğrafların yanı sıra güncel canlandırma teknikleriyle oluşturulan görsellerin, tarafların hava gücü unsurlarının birbirine kıyaslanmış olarak gerçek durumuyla ilgili algıyı güçlendirmesi amaçlanmıştır. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Çanakkale Cephesi'nde belirli bir tarih kesiti özelinde, Osmanlı Ordusu ve İtilaf Devletleri Ordularının hava gücünün bugün sahip olduğumuz tarihi veriler ışığında analizinden ortaya çıkan netice; Çanakkale Cephesi'ndeki hava gücü faaliyetlerinin sonuçları ve literatürde yer alan mevcut değerlendirmelerle karşılaştırılmıştır. Cephedeki sonuçlarla literatürde ifade edilen değerlendirmenin tarihi olaylarla ne derece örtüşebildiği incelenmiştir. Nispi güç analizi için veri derlenmesinde; T.C. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, Birleşik Krallık - The National Archives, Almanya - Bundesarchiv-Militärarchiv askeri arşiv belgeleri, Fransa-Lyon Garnizon Kütüphanesi'nde mevcut askeri dokümanlar, Türkiye Cumhuriyeti, Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, Avustralya ve Amerika Birleşik Devletleri resmi havacılık tarihi yayınları ve konuyla ilgili olarak bu ülkelerde yayınlanmış bulunan askeri ve bilimsel eserlerde yer alan veriler kullanılmıştır. Nispi güç analizinde, nicelik ve nitelik verilerin bir arada değerlendirilmesi ile karma araştırma yöntemi bu çalışmada uygulanmıştır. Görsel veriler için şahsi arşivimde bulunan Birinci Dünya Savaşı Çanakkale Cephesi hava gücü faaliyetlerine ait özgün ve orijinal fotoğrafların yanı sıra yukarıda adı geçen ülkelerin arşivlerinde ve yayınlarında yer alan fotoğraflar kullanılmıştır. Nispi güç analizi modelinin oluşturulmasında; bir süreci etkileyen faktörlerin belirlenmesinde kullanılan problem çözme teknikleri arasından en uygun olan Ishikawa Diyagramı (Balık-kılçığı Diyagramı, Sebep-Etki Diyagramı) kullanılmıştır. Güç analizinin gerçekleştirilmesinde; 1990 yılından beri Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı arşivlerinde ve kütüphanelerinde yaptığım araştırma çalışmalarında, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nda kuvvet komutanından şube müdürlerine kadar her seviyede subaylarla yapılan görüşmelerde, 2009-2013 yılları arasında Harp Akademileri Komutanlığı Hava Harp Akademisi'nde Hava Harekâtı Dersleri'nde danışman öğretim görevlisi olarak yer aldığım sürede Akademi komutanı ve öğretim görevlisi kurmay subaylarla yapılan görüşmelerde edindiğim bilgi ve birikim geniş ölçüde kullanılmıştır. Gerçekleştirilen nispi güç analizi sonucunda; Osmanlı Ordusu hava gücünün nicelik olarak İtilaf Devletleri Ordusu hava gücünden daha küçük olmasına rağmen, nitelik olarak daha üstün olduğu ortaya çıkmıştır. Çanakkale Cephesi'nde İtilaf Devletleri Orduları hava gücü; hem insan kaynakları hem de teçhizat (uçaklar, balonlar, hava gemileri, silahlar, vb.) bakımından beklentileri karşılayacak nitelikte değildir, denizdeki ve karadaki harekâtları destekleyecek yetkinlikte olamamıştır. Diğer tarafta; Osmanlı Ordusu hava gücünün insan kaynaklarının ve teçhizatının niteliği daha yüksektir, elindeki hava araçlarını, silahlarını ve gereçlerini daha etkin kullanmış ve İtilaf Devletleri Orduları hava gücüne daha fazla kayıp verdirmiştir. İncelen zaman dilimi içerisinde; Osmanlı Ordusu veya İtilaf Devletleri Orduları hava gücünün cephe üzerinde hava hâkimiyeti kuramadığı, Osmanlı Ordusu hava gücünün hava muharebelerinde üstünlük sağladığı ortaya konmuştur. Bu çalışmanın sonucunda; önceki çalışmalarda öne sürülen, Çanakkale Cephesi'nde "düşman ordularında daha fazla uçak vardı, o nedenle onlar daha başarılıdır" şeklindeki iddiaların geçersiz olduğu ortaya konmuştur. Çalışmada gerçekleştirilen nispi güç analizi sonuçları tarihi olaylarla da uyumludur. Osmanlı Ordusu hava gücü tarafından düşürülen İtilaf Devletleri Orduları hava gücüne ait uçak sayısı, hayatını kaybeden, yaralanan ve esir alınan İtilaf Devletleri Orduları havacı sayısı ile Osmanlı Ordusu hava gücünün Çanakkale Cephesi semalarında daha etkin ve başarılı olduğu tarihi olaylar tarafından da ortaya konulan bir gerçektir. Çalışmadan elde edilen sonuç sosyal bilimler ve silahlı kuvvetlerle ilgili çalışma alanlarında yeni açılımlar sunmaktadır. Sosyal bilimler ve tarih alanında yapılan araştırmalarda; benzerlikler, farklılıklar ve ilişkilerin yapılandırılmasında problem çözme tekniklerinin sunduğu araçların kullanılabileceği gösterilmiştir. Tarihteki olayların sebep-sonuç ilişkilerini anlamak ve ortaya çıkarmak için kıyaslama yapan matematiksel modelleme yöntemlerinin kullanılabileceği gösterilmiştir. Tarihi perspektiften yapılan değerlendirmeden ortaya çıkan sonuç: günümüzde silahlı kuvvetler tarafından gerçekleştirilecek nispi güç analizi uygulamalarında; veri toplamak amacıyla kullanılan kaynakların dikkatli bir biçimde ele alınması gerektiğine, kaynakların eleştirel düşünce süzgecinden geçirilerek değerlendirilmesi gerektiğine, kullanılan yaklaşımların zayıf ve kuvvetli yanlarının irdelenmesi gerektiğine işaret etmektedir. Bu farkındalığın uygulamadaki modellerin iyileştirilmesine katkıda bulunacağı ümit edilmektedir. Tarih alanında yapılan çalışmalarda da aynı titizliğin ve farkındalığın önemine işaret edilmiştir ve bunun tarih bilimi alanındaki çalışmaların niteliğini yükselteceği ümit edilmektedir.
Lozan görüşmeleri sırasında yapılan askeri hazırlıklar
Bu tez, Lozan Görüşmeleri devam ederken görüşmelerin kesintiye uğraması halinde işgal altında bulunan İstanbul, Boğazlar (Çanakkale, İstanbul) ve Musul'un askeri harekâtla alınması amacıyla yapılan askeri hazırlıkları konu almaktadır. Bu kapsamda, birincil arşiv kaynakları ve konu üzerinde yapılmış çalışmalar birlikte ele alınarak çalışma yürütülmüştür. Bu çalışma ile Lozan Görüşmeleri devam ederken sürecin orduya yansıması ve yeni bir savaş ihtimali karşısında Türkiye'nin tutumunun araştırılması amaçlanmıştır. Türkiye'nin Lozan Görüşmeleri esnasında görüşmelerin kesintiye uğraması ihtimaline karşılık askeri hazırlık yaparak teslimiyetçi bir tavır takınmadığı ortaya çıkmaktadır. Yürütülen askeri faaliyetlerin İtilaf Devletleri üzerinde propaganda etkisi yaparak İtilaf Devletleri'nin konferanstaki tutumuna etki etmesi amaçlandı. Aynı zamanda Meclis'te ve ordu içerisinde yer alan savaş taraftarı kesimin, askeri hazırlıklar yapılarak muhalefeti önlenmiş oldu. Görüşmelerin kesintiye uğramasıyla doğrudan bir savaşa başlanılmayıp mevcut durumun korunduğu ve sürecin diplomasi yoluyla yürütülmeye çalışıldığı görülmektedir.
Milli Mücadele Döneminde Antalya Limanı
Antalya Limanı, antik çağlardan itibaren tarihi süreçte askeri ve ticari olarak stratejik önemini koruyan, Akdeniz Bölgesi'nin en önemli limanları arasında yerini aldı. Çalışmamız Milli Mücadele döneminde Antalya Limanı'nı kapsamaktadır. Antalya Limanı, stratejik konumu nedeniyle Anadolu'nun giriş kapısı olarak, İtalyan işgallerinde ve Ankara Hükümeti'nin Milli Mücadele hareketinde önemli bir merkez haline geldi. I. Dünya Savaşı'nı kaybeden Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Mondros Mütarekesi'nin ardından, Londra Gizli Anlaşması ile İtalya'ya verilen Antalya ve komşu bölgeleri işgal edilmeye başlandı. Milli Mücadele döneminde, stratejik konumu nedeniyle İtalya'nın Anadolu işgallerinde de ilk giriş kapısı Antalya Limanı olarak belirlendi. İtalya'nın farklı işgal siyaseti ve Batı Cephesi'nde Yunanlılara karşı verilen Milli Mücadele hareketini desteklemesi, Antalya Limanı'nı askeri ve ticari olarak önemli bir liman konumuna getirdi. Milli Mücadele yıllarında, Ankara Hükümeti'nin Akdeniz'de dış dünyaya açılan kapısı olarak da Antalya Limanı ön plana çıktı. Batı Cephesi'ne lojistik desteğin sağlanmasında önemli vazife yaptı. Ankara Hükümeti'nin başta İtalya olmak üzere, yurtdışından satın aldığı askeri malzeme, daha güvenli olması sebebiyle Antalya Limanı'ndan giriş yaparak cepheye sevk edildi. TBMM'nin kuruluşundan sonra oluşturulan denizcilik, istihbarat, propaganda, sansür, askeri sevkiyat kuruluşları ağırlıklı olarak sahil bölgelerinde örgütlendi. Antalya ve Antalya Limanı da, Akdeniz Bölgesi'nde, bu kuruluşların faaliyette bulundukları önemli bir merkez olarak görev aldı. Savaş şartlarının diğer Türk limanlarını olumsuz etkilemesi nedeniyle Antalya Limanı ticarette de ön plana çıktı. Antalya Limanı, Milli Mücadele döneminde, askeri ve ticari olarak önemli limanlar arasında yer aldı. Ankara Hükümeti tarafından Anadolu'ya girişte, Akdeniz'deki tek resmi giriş kapısı da Antalya Limanı oldu. Ankara Hükümeti'nin otoritesini kabul ettirdiği, siyasi, askeri ve ticari anlamda stratejik bir merkez olarak; Akdeniz Bölgesi'nden, Milli Mücadele'ye destek vermiş önemli bir liman olarak Antalya Limanı karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamızda Türk, İtalyan, İngiliz ve Amerikan kaynakları kullanılmıştır. Türk, İtalyan askeri arşiv belgeleri; İngiliz ve Amerikan ticari, askeri ve konsolosluk raporları çalışmamızın temelini oluşturmaktadır. Ayrıca; Antalya tarihi ile ilgili hatıratlar ve ikincil kaynaklar da, çalışmamız kapsamında incelenmiş ve kullanılmıştır. Anahtar kelimeler: Antalya, Port, National Struggle, Harbour
Atatürk'ün başyaveri Salih Bozok'un hayatı ve kişiliği (1881-1941)
Selanik'li Cafer Bey'in oğludur. Annesi Hatice Hanım, eşi Nuriye Hanımdır. Selanik Askeri Rüştiyesini ve İdadisini bitirdikten sonra İstanbul Harp Okuluna geçmiştir. 1903'te Harp okulunda teğmen olarak diploma almıştır. Harbiyeyi bitirince önce Muratpaşa'da Bulgar sınırında bir karakola atanmıştı. Mustafa Kemal ile Selanik'te mahalle ve okul arkadaşı idi. Uzaktan akrabalıkları da vardı. İlk subaylık yıllarında beraber bulundular. 1908'de Hürriyetin ilanından sonra yolları yine Selanik'te buluşmuştu. Mustafa Kemal, onu bu yıllardan itibaren yoldaş olarak seçmişti. İlk gençlik yıllarında hep " Salih, senden hiç ayrılmayacağım, seni kendime yaver yapacağım." demişti. Mustafa Kemal Milli Mücadeleyi başlatmak için Anadolu'ya geçmeden önce ve Suriye Cephesinde bulunduğu sırada Salih Bey'i Başyaver olarak yanına getirtti ve sürekli beraberlik bu şekilde başladı. Salih Bey yarbaylıktan emekliye ayrıldıktan sonra bile hep Mustafa Kemal'in yakınında kaldı. 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM'nin toplanması ve Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığa seçilmesinden sonra'da Başkanlık Başyaverliğine atanmıştı. Kurtuluş savaşı boyunca Mustafa Kemal Paşa'nın yanında oldu. Kıdemi nedeni ile önce binbaşılığa daha sonrada yarbaylığa terfi etti. Büyük Zaferden sonra Mustafa Kemal Paşa'nın yanında İzmir'e geldi. Daha sonra onun Latife Hanımla evlenmesi sırasında O'nun şahidi olarak bulundu. Latife Hanım, Salih Bey için "ikinci babamdır." deyimini kullanırdı. TBMM'nin 2. Dönemi için yapılan seçimde Mustafa Kemal Paşa tarafından, tarihi ismi Bozok olan Yozgat'tan namzet gösterilerek Milletvekilliğine seçilmiş ve Başyaverlikten ayrılmıştır. Milletvekilliği sırasında da Atatürk'ün adeta sivil başyaverliğini yapmış. O'nun 10 Kasım 1938'de vefatı üzerine "Başkomutan Yaversiz gidemez." diye intihara teşebbüs etmişse de müdahale sonunda kurtarılmıştır. Milletvekilliği devam ederken, İstanbul'da bulunduğu sırada 25 Nisan 1941'de vefat etmiş ve cenazesi Ankara'ya nakledilerek büyük bir törenle Cebeci Şehitliğine defnedilmiştir. Anahtar Kelimler; Salih Bozok, Atatürk, Milli Mücadele, TBMM, Başyaverlik
Hatıratlar ışığında Suriye-Filistin cephesi
Suriye-Filistin Cephesi, neticesinde Osmanlı İmparatorluğu'nun tasfiye edildiği ve modern Ortadoğu'nun temellerinin atıldığı bir mücadele alanı olmuştur. Yine Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Savaşı'ndaki en büyük ve yıkıcı yenilgiyi burada almış, nihayetinde mütareke imzalayarak savaştan çekilmek mecburiyetinde kalmıştır. Bu ehemmiyetine binaen, cephede görev yapan komutanlar çeşitli vesile ve amaçlarla bu cepheye dair hatıralarını neşretmişlerdir. Bu çalışmada Mülazım-ı Evvel (Üsteğmen) ve mafevki olan rütbelerdeki komutanlara ait 18 hatırat; dış tenkit, mukayese, konjonktür analizi metotları kullanılarak değerlendirilmiştir. Fernand Braudel'in zaman tasnifi kullanılarak, hatırat yazımı "kısa zaman" tasnifi içerisinde bir olay olarak kabul edilmiş ve anlaşılabilmesi için "konjonktür" adı verilen daha geniş ve anlamlı bir zaman dilimi içerisinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı incelenen hatıratlar üzerinden cephedeki lojistik problemine ve sevk-idare tartışmalarına ışık tutabilmektir. Bu değerlendirmeler sonucunda, askeri elitin gözünden lojistik problemi tasvir edilmiş ve sebepleri ortaya konulmuştur. Ayrıca, sevk-idare noktasındaki farklı fikirler ve anlatılar mukayese edilmiştir. Askeri elitin anlatısının sadece askeri terminoloji kullanılarak izah edilemeyeceği, her bir kumandanın aynı zamanda bir şahıs olarak; kültürel çevresinin, travmaların ve popüler fikir cereyanlarının etkisinde kaldığı ve bu etkinin eserlerine ve sevk-idare tarzına sirayet ettiği gösterilmeye gayret edilmiştir.
Milli Mücadele Döneminde Anadolu'da eğitim faaliyetleri
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Anadolu toprakları, galip devletler tarafından işgal edilmeye başlanılmıştır. İşgalin getirdiği sosyal, kültürel ve ekonomik buhran ortamı Anadolu insanını, hayatın her anında derinden etkilemiştir. Eğitim sistemi de bu buhrandan etkilenenler arasında yer almıştır. Sistemin içerisindeki öğretmen, öğrenci, okul ve idareci unsurlarının her biri farklı yönlerden etkilense de genelde eğitim sisteminin kısmen ortadan kalkması söz konusu olmuştur. Bu süreçte öğretmenler maaşlarını düzenli olarak alamamışlar ve bu nedenle öğretmenlik mesleğini terk etmeye başlamışlardır. Meslekte kalan öğretmenler ise ek işler yaparak geçimlerini sağlamaya çalışırken öğretmenlik mesleğine olan rağbet azalmıştır. Okullar, söz konusu dönemde, öğrenci sayısına oranla yetersizdir. Sınıflar, fiziki olarak eğitim-öğretim faaliyetleri için uygun değildir ve yeterli eğitim-öğretim materyali yoktur. Ders araç gereçlerinin yetersizliği ve fiziki şartların elverişsizliği, eğitimin kalitesinin düşmesine neden olmuştur. Tüm bunlara ek olarak okulların, işgal güçlerinin doğal hedefi haline gelmesiyle bu mekanlar; basılmış, içerisindeki öğrenciler dışarı atılmış ve askerlerin konaklama alanı ve hastane olarak kullanılmaya başlanılmıştır. İlgili dönemde ilkokul zorunlu olmasına rağmen işgal şartlarının getirdiği yokluk, yoksunluk ve diğer sebeplerle öğrencilerin sayısı zamanla azalmıştır. Okul çağındaki çocukların çok büyük bir kısmı eğitim sistemi dışında kalmıştır. Bu çocukların sistem içerisine çekilmesi, işgal süresince mümkün olmamıştır. Türk/Müslüman eğitim sistemine en büyük zararı Batı Anadolu bölgesini işgal eden Yunan kuvvetleri vermiştir. Bu zarar hem İzmir yerelinde kurulan Yunan Yerel İdaresi eliyle hem de işgal güçleri komutanları aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Türk/Müslüman eğitim sistemine zarar verilmesinin yanı sıra Rum eğitim sistemi desteklenmeye ve geliştirilmeye çalışılmıştır.
Yeni Şark gazetesi (inceleme ve seçilmiş metinler)
Yeni Şark Gazetesi (İnceleme ve Seçilmiş Metinler) başlıklı tezde 1921-1923 yılları arasında yayın hayatında bulunan Yeni Şark gazetesinin siyasi, sosyal hayat, eğitim, ekonomi, tarih, spor, sağlık, kadın, sanat ve edebiyat konusunda yayımladığı haber, makale, edebi metin ve ilanlarla Türk fikir, kültür ve sanat-edebiyat alanına yaptığı etkilerin ve Milli Mücadele Dönemi'nde fikir alanında oynadığı rolün belirlenmesi doğrultusunda süreli yayın-edebiyat ilişkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda gazetenin taranması, bir dizininin oluşturulması ve tespit edilen metinlerin incelenip sınıflandırıldıktan sonra oluşturulan tablolardan hareketle varılan sonuçta tümevarım yöntemi kullanılmıştır. Milli Mücadele Dönemi basınının tarihçesini oluşturan Giriş bölümünden sonra Yeni Şark'ın künye bilgisi, temel sayfa yapısı, içeriği ve yayın çizgisi ortaya konulmuştur. Edebi Hareketlilik bölümü ise tespit edilen metinlerin incelemesi yapılmıştır. Tezin ikinci, üçün ve dördüncü bölümlerini gazetenin kronolojik, tür ve yazar adı göre dizini oluşturmaktadır. Seçilmiş Metinler başlıklı beşinci bölümü ise Yeni Şark gazetesinin yazar kadrosunun ve içeriğinin niteliğinin ortaya koyan metinlerin yer aldığı bir seçki oluşturulmuştur. Sonuç bölümünde Yeni Şark'ın yayımladığı haber ve makaleler ile fikir gazetesi niteliğine sahip olduğu, kurmaca metinler ve yazar kadrosuyla Türk edebiyatına ve edebiyat tarihine katkılar yaptığı tespit edilmiştir. Yeni Şark'ın basın tarihindeki yerinin ve kimliğinin yanında süreli yayın-edebiyat ilişkisi de ortaya konulmuştur.
Harp prensipleri ışığında Güney Cephesinde Kuvayı Milliye (Gaziantep örneği)
Sykes-Picot gizli antlaşması ile parçalanması planlanan Anadolu toprakları, Mondros Mütarekesi ile bu plan kapsamında işgal edilmişti. İngilizler, işgal bölgelerinde Rusya ile arasına tampon görevi yapmak üzere başlangıçta Fransızlara verdiği Anadolu'nun güney kısımlarını, Rusya'da rejimin yıkılması ve kendi iç sorunlarına dönmesi üzerine, Musul petrollerine karşılık geçici olarak işgal etmiş, Suriye İtilafnamesi ile Musul bölgesini alınca, Güney bölgesini Fransızlara bırakarak çekilmişti. İngiliz işgal dönemi, bölgede nispeten sükûnet içinde geçmiş ancak Fransızların Ermenilerle birlikte bölgeye gelmesi, bölgede direnişi artırmıştı. Güney cephesinin önemli bir bölümünü oluşturan Antep cephesinde direniş ve örgütlenme faaliyetleri Sivas Kongresi sonrası başlamıştı. Önce Kılıç Ali'nin, arkasından Özdemir Bey'in şehir içi savunma organizasyonunu düzenlemeleri ile şehir içi savunma için hazırlık yapılmıştı. Şehir içi savunmaya paralel olarak bölgedeki yerel kaynaklardan temin edilen personel ile oluşturulan 2'nci Kolordunun, Fransızları bölgede sürekli taciz etmesi sonucu, Fransız işgali Maraş ve Urfa'dan çekilmeyi müteakip, Antep bölgesi ile sınırlı kalmıştı. Bu kapsamda; Antep Savunmasına katılan Milli Kuvvetler, Sivas Kongresinde tespit edilen Milli Mücadelenin askeri stratejisinde kendisine verilen Fransız işgalinin sınırlandırılması ve Fransızların sürekli tedirgin edilmesi hedefini; kanı, canı pahasına elde etmiş, Fransız Kuvvetlerini şehre sokmamış fakat açlığa teslim olmuştur.
Millî Mücadele'de uygulanan askerî strateji
Mehmet ÇANLI. Millî Mücadele'de Uygulanan Askerî Strateji, Doktora Tezi, Ankara, 2018. Osmanlı İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı'nda dört yıl boyunca birçok cephede savaştıktan sonra topraklarının çoğunu kaybetti. Artık savaşı yürütemeyecek duruma gelince, 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak savaştan çekildi. Fakat İtilaf Devletleri, mütarekenin ardından Osmanlı İmparatorluğu'nun kalan topraklarını da işgal etmeye başladılar. Bu işgaller üzerine, devleti kurtarmak için değişik çevrelerce bazı girişimler başlatıldı. Bu girişimler, 19 Mayıs-11 Eylül 1919 tarihleri arasında Mustafa Kemal Paşa ve çevresindeki kadro tarafından teşkilatlandırıldı. Bu teşkilat, Anadolu'nun üç stratejik bölgesi olan Murat Başyaylası-Uzunyayla-Erzurum Yaylası ile Karadeniz ve Akdeniz'e paralel olarak uzanan sıradağlar arasında kalan alanı güvenli bir bölge haline getirdi ve bu bölgenin kaynaklarıyla savaşı örgütlemeye başladı. 16 Mart 1920'de İstanbul işgal edilince, güvenli bölgedeki tüm işgalci güçler dışarıya çıkarılarak bu bölgede tam hâkimiyet sağlandı. Bu bölge içindeki stratejik bir mevki olan Ankara'da TBMM açıldı ve savaşın yönetimi tek merkezde toplandı. Bundan sonra, ülkenin iç hat konumuna uygun olarak, kuvvet mevcut tehditlere karşı sırayla kullanılmaya başlandı. İlk olarak doğuda Ermenilere karşı stratejik taarruza geçildi. İkinci olarak Güney Cephesi'nde Fransızlar etkisiz hale getirildi. Batı Cephesi'nde ise üç aşamalı bir strateji uygulandı. Önce, ülke derinliklerinde stratejik savunma yapılarak Yunan ordusu anakarasından ve ikmal üslerinden uzaklaştırıldı. Bu şekilde zayıflatılan Yunan ordusu, Sakarya Meydan Muharebesi'nde yenildi ve stratejik denge sağlandı. Bu safhada diğer cephelerden de bazı birlikler getirilerek yeterli kuvvet oluşturuldu ve stratejik taarruz safhasına geçilerek Yunan ordusu ülkeden çıkarıldı. Boşta kalan birliklerle boğazlar ve İstanbul'daki İtilaf Devletleri kuvvetlerine karşı zorlama konsepti uygulandı ve bu devletler barışa zorlandı. Anahtar Sözcükler Cephe, Ankara, Harekât, Millî Mücadele, Mondros Mütarekesi, Mustafa Kemal Paşa, Savaş, Strateji, TBMM.
Milli Mücadele Döneminde Mizah basını: Ay Dede ve Güleryüz (1922)
1922 Yılının Ocak ayında Saray basını ile Ankara basını arasındaki mücadele, Refik Halid tarafından çıkarılan Ay Dede ve Sedad Simavi tarafından çıkarılan Güleryüz mizah gazetelerinde karikatür ve mizah üzerinden ilerlemiştir. Ocak ayından Kasım ayına kadar bu mücadelenin şiddeti gitgide sönmüş ve Büyük Taarruz'dan sonra Ankara'nın ve dolayısıyla Güleryüz'ün kesin zaferiyle sonuçlanmıştır. Araştırmamızda bu süreç, bahsi geçen iki mizah dergisinde yer alan karikatürler üzerinden incelenmiştir. İncelemenin teorik zemini mizah kuramlarına ve özellikle de üstünlük kuramına dayandırılmıştır. Karikatürleri tarihsel düzleme oturtmaya yardımcı bilgi ve yorumlara yer verilmeye çalışılmıştır. Teorik incelemenin bulguları ise sonuç kısmında verilmiştir.
The Greek occupation of Izmi̇r and protest meetings in Istanbul 15 May 1919 - 13 January 1920
The basic goal of this thesis is to analyse the initial reaction of the Ottoman public towards the occupation of İzmir by the Greeek forces as reflected in the ottoman press with a special focus on the eight protest gatherings that were held in Dârü'l-Fünûn, Üsküdar, Kadıköy and four in the Sultanahmet square between 19 May 1919 and 13 January 1920. The main material is derived form five Ottoman newspapers namely; Alemdar, Hadisat, Sabah, İkdam and İleri. Their coverage of the protest gatherings are used as the mains source to see and reflect on the ideas expressed in the gatherings, the evolvement of the tone of the speeches given at the protests and the differences between the newspapers' coverage of the events in order to understand the Ottoman public and the Ottoman press's reaction against this crucial event, which resulted in sparking the National Struggle. This thesis is composed of four chapters. First chapter deals with the political events that occur between the signing of the Mudros Armistice, up until the occupation of İzrmi. The second chapter deals with the newspaper articles and editorials of 16 and 17 May 1919 newspapers that are within the scope of this thesis. The third chapter is focused on the newspaper coverage and the speeches delivered at the eight protest gatherings that took place in İstanbul between 19 May 1919 and 13 January 1920 in order to protest the occupation of İzmir.
İkinci Meşrutiyetten Türk ulusal hareketine millî edebiyatın taşrası: Kastamonu vilayeti örneği
Bu tez Türk edebiyatı çalışmalarında millî edebiyat olarak adlandırılan 1911-1923 arasındaki dönemi, Osmanlı imparatorluğunun Kastamonu vilayetinde basılan edebi, kültürel, entelektüel ürünlere odaklanarak incelemektedir. Bu yıllarda Kastamonu vilayetine gelen Süleyman Nazif, Mehmet Akif ve Yakup Kadri gibi millî edebiyatın önde gelen isimleri vilayette bulunmuş ve aktif bir şekilde vilayet basınında eserler üretmişlerdir. Bu dönemde Kastamonu'da üretilen edebiyat metinleri bir yandan millî edebiyat söylemine katılırken diğer yandan ondan ayrışan özellikler gösterir. Bu doğrultuda bu tez öncelikle yazarların metinlerinin nasıl Kastamonu vilayetinin millî edebiyat söylemine katılımında önemli bir rol oynadığını ortaya koyar. İkincil olarak tez özellikle Birinci Dünya Savaşı'nın bitişi ve Osmanlı'nın kaybedişinin ardından basılan yazı ve şiirlerin merkezi devlet yönetimini ve İTC'yi eleştirmeye başladığını iddia eder. Bundan dolayı çalışmada Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Millî Mücadele'nin kazanıldığı döneme kadar geçen yıllar vilayet üzerinde İstanbul hükumetinin merkezi gücünün merkezi gücünün azaldığı savunulmaktadır. Dönemin genelinde Kastamonu'da karşılaşılan edebi, entelektüel malzeme genel anlayışın aksine çok daha karmaşık bir sürecin sonucunda ortaya çıkmıştır. Tüm bunlar bu dönemde Kastamonu'daki edebi ve entelektüel ürünlerin ilk bakışta göründüğünden çok daha karmaşık bir süreçte oluştuğunu arz eder.
İşgal yıllarında Anadolu'da kültürel talan: Eski eser kaçakçılığı (1918-1922)
30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi'nden sonra Osmanlı topraklarında başlayan işgallerde işgalciler, eski eserlerle yakından ilgilenmiş hem araştırma ve kazı yapmış hem buldukları eserleri yurt dışına kaçırmış hem de bu eserler sayesinde Anadolu'daki varlıklarını anlamlandırma ve tescilleme gayreti içine girmişlerdir. Bu kapsamda İngiliz, Amerikan, Fransız, İtalyan ve Yunan işgal güçlerinin hepsinin, Anadolu'da, eski eser kaçakçılığı yaptığı görülmüştür. Her ne kadar işgal döneminde Müze-i Hümâyûn başta olmak üzere bürokrasi, eski eser kaçakçılığını önlemeye çalışmışsa da çoğunlukla buna gücü yetmemiş ancak yine de her bir ihbar değerlendirilmiş ve her sorun çözülmeye çalışılmıştır. Çalışmada eski eserin ve kaçakçılığın ne olduğu, Osmanlı Devleti'nde eski eser kaçakçılığının mahiyeti ve bu kaçakçılığı engelleme faaliyetleri incelenmiş; ilk müze teşebbüslerinden başlanarak hukuki düzenlemeler ve diğer girişimlerle bu konuda alınan önlemler, bilhassa da işgal döneminde yapılan uygulamalar açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada başta eski Müze-i Hümâyûn, şimdiki İstanbul Arkeoloji Müzeleri Arşivi olmak üzere, Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi ve Cumhurbaşkanlığı Arşivi tetkik edilmiş; günün gazeteleri, mecmuaları ve dönemin tanıklarının yazdıkları taranmış, konuyla ilgili önceki çalışmalarla bu dönem incelenmeye çalışılmıştır.
20. yüzyıl Azerbaycan edebiyatında Osmanlı Devleti ve Millî Mücadele Dönemi
20. yüzyıl Azerbaycan edebiyatında Osmanlı ve Millî Mücadele Dönemiʼni ele alan bu çalışmada literatür taraması yöntemi ile dönem tasviri, Osmanlı Devleti ile Azerbaycan arasındaki kültürel ve tarihî ilişkiler, Kurtuluş Savaşı ve Türkçülük akımının Azerbaycan edebiyatında bıraktığı etki ve bu etki esasında ortaya çıkan edebî eserler mercek altına alınmıştır. Çalışma; Ön söz, Giriş, İçindekiler, I. Bölüm, II. Bölüm, III. Bölüm, Sonuç, Kaynaklar, ve Özet kısmından oluşmaktadır. I. bölümde ilk olarak kısa bir dönemde tüm dünyada yayılmış Aydınlanma hareketi, bu hareketin Azerbaycan edebiyatındaki oluşum süreci ve şekillenmesi, aydınlanmanın bir kolu olarak ortaya çıkan maarifçilik akımı ve bu akımın öncüleri ele alınmıştır. Bilindiği üzere bu dönemde Azerbaycan toprakları Çar İmparatorluğuʼnun işgali altında idi. Bu yüzden Çarlık Rusyası'nda meydana gelen her türlü değişim Azerbaycan Türklerine de tesir etmiştir. I. bölümün sonraki kısmında siyasi arenada anlaşmaya varamayan Rus ve Japon hükümetlerinin savaşa tutuşması ve Rusların mağlup olması ile Çar otoritesinin sarsılması, ortaya çıkan kargaşa, patlak veren isyanlar ve tüm bunların sonucunda 1905 yılında meşrutiyetin ilanı söz konusu edilmiştir. Meşrutiyetin ilanından sonra Rusyaʼda nispeten iyileşen siyasi ortamda Rusya Türklerinin 5 kongre düzenleyerek Türk-Müslüman birliğini kurma çabaları da çalışmanın I. bölümüne dâhil edilmiştir. II. bölümde milliyetçilik akımı üzerinde pekişmiş Türkçülük akımına Osmanlı ve Çarlık Rusyası penceresinden bakılmıştır. Bu bölümde Çarlık Rusyasıʼnda yaşayan Azerbaycan Türkleri ile Osmanlı Devleti'nin kurduğu siyaset, kültür ve eğitim ilişkilerine yer verilmiştir. III. bölümde I. Dünya Savaşıʼndan mağlup ayrılan Osmanlı Devletiʼnin başlattığı kurtuluş mücadelesi ile aynı yıllarda Azerbaycan Türklerinin yaşadığı coğrafyaya hâkim olan Çarlık Rusyası'nın maruz kaldığı 1917 Bolşevik İhtilali inceleme konusu olmuştur. Osmanlı Millî Mücadelesiʼnin başlaması ve bunun Azerbaycan Türklerine etkisi, Azerbaycan edebiyatı ve matbuatında yer bulması, bu bölümün diğer başlıklarını oluşturmaktadır. Bu bölümde 20. yüzyılın başlarında yaşamış ve bu döneme tanıklık etmiş Azerbaycanlı Türkçü aydınların ve entelektüellerin edebî faaliyetleri ve Osmanlı'daki millî mücadeleye verdikleri destek ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Sonuç kısmında bu çalışmadan elde edilen bulgular ve çıkarılan neticeler yazılmış; kaynakça kısmında yararlanılan bütün eserler alfabe sırasına göre verilmiştir. Anahtar kelimeler: 20. yüzyıl, Azerbaycan edebiyatı, Osmanlı, Millî Mücadele Dönemi, Türkçülük.
Milli Mücadele Döneminde mitingler (1918-1920)
I. Dünya Savaşından yenik çıkan Osmanlı imparatorluğu, 30.Ekim.1918 tarihinde, galip devletlerle Mondros Mütarekesini imzalamıştır. Bu anlaşma ile devletin bağımsızlığı ortadan kalkmış ve Türk yurdu yer yer düşman işgaline uğramıştır. Mondrosla başlayan bu işgal süreci 15.Mayıs.1919'da İzmir'in Yunanlılarca işgaline varmıştır. Anlaşma koşullan ve savaşın sonlarına doğru ortaya atılan Wilson ilkeleriyle çelişen bu haksız işgaller, Türk toplumunun büyük tepkisine yol açmıştır. Bağımsızlığı tarihiyle yaşıt olan Türk ulusu, vatanının böyle bir tehlike altına girmesi karşısında, tarihte eşine ender rastlanan nitelikte bir özgürlük mücadelesini başlatmıştır. Ulusal Kurtuluş Savaşının hazırlık döneminde Türk toplumunun, bu haksız işgallere gösterdiği tepki, tezimizin asıl konusunu oluşturmaktadır, işgallere karşı miting ve protestolar şeklinde ortaya çıkan bu tepki, bağımsızlık savaşımızın itici gücünü oluşturmuştur. İzmir'in işgalinden itibaren Trakya'dan, Anadolu'nun diğer ucuna kadar uzanan bu başkaldırış, aynı tarihte Samsun'a hareket eden Mustafa Kemal Paşa'nın öncülüğünde organize edilen ulusal kurtuluş hareketiyle bütünleşerek bu yöndeki temel hedefin belirleyicisi olmuştur. İşgaller karşısında Türk kamuoyunu yaratan en önemli unsurlardan biri olan mitingleri, inceleme kolaylığı açısından iki ana grupta ele aldım. Bazı yönlerden farklılık gösteren İstanbul mitinglerini ayrı bir bölümde, Anadolu'da yapılan mitingleri ise ayrı bir bölümde inceledik, özellikle düzenleniş koşulları bakımından farklılık gösteren mitinglerin temel işlevi, Türk ulusunu, vatanı işgallerden kurtarma yönünde harekete geçirmektir. Müdafaa-i Hukuk düşüncesinden haraket edilerek düzenlenen mitinglerde, İtilâf Devletlerine, Amerika Birleşik Devletlerine, Padişaha, Sadrazama ve diğer makamlara çarpıcı mesajlar verilerek Türk ulusunun uğradığı haksızlığın ortadan kaldırılması istenmiştir. Bu makamlara gönderilen mesajlara gereken duyarlılığın gösterilmeyişi, Türk ulusunu harekete geçirmiş ve başlattığı kurtuluş mücadelesini "kendi azim ve kararına" dayandırtmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde İzmir'in işgali ve bunun doğurduğu tepkiler ana hatlarıyla verilmiştir. Son bölümde ise mitinglerin çeşitli yönlerden değerlendirilmesi yapılmıştır.
Millet Mektepleri (1928-1935)
Milli Mücadele dönemiyle birlikte, eğitimin çağdaş temellere oturtulması ve millileştirilmesi için yoğun bir çaba harcandı. Bu amaçla toplanan Maarif Kongresi ve Heyet-i İlmiyelerde alman kararlar, hükümet programlarına yansıtıldı. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Maarif Teşkilatına Dair Kanun ile eğitim çağdaş gereksinimler doğrultusunda şekillendirildi. Eğitim politikası, okul çağındaki çocuklar yanında, geniş halk kitlelerini de kapsayacak şekilde yapılandırıldı. Bu amaçla, ilk önce Halk Dershaneleri kuruldu. Ancak Arap harflerini okuyup yazmanın güçlüğü, istenilen hedefe ulaşmayı zorlaştırdı. Harf Devrimi ile birlikte kabul edilen yeni Türk alfabesi, okumayı ve yazmayı eskiye oranla çok daha kolay öğrenilir hale getirdi. Harf Devriminin bu özelliğinden okul çağım geçmiş vatandaşları da yararlandırmak adına, Millet Mektepleri Teşkilatı oluşturuldu. Bu teşkilatın diğer bir amacı da, günlük hayatta kendine yetebilen, devrimlere sahip çıkıp geliştirecek çağdaş Cumhuriyet bireyleri oluşturmaktı. Bu amaçlarla çalışmalarına başlayan Millet Mektepleri, yetiştirilmek istenen çağdaş Cumhuriyet bireylerine katkılarından dolayı, eğitim ve kültür tarihimizde önemli bir yere sahip oldu.
Milli Mücadele Dönemi edebi eserlerin sosyal bilgiler programı'ndaki değerlere göre incelenmesi
Değer; toplumun tamamı tarafından kabul edilen, toplumun işleyişinde ve devamlılığında önemli bir etkisi olan; soyut, somut, olumlu veya olumsuz öğelerin tümüdür. Bu öğeler zaman içerisinde yeni nesillere aktırılmaktadır. Bu aktarım ailede başlamakta ve okulda devam etmektedir. Okullarda belli bir programa oturtulan değer eğitimi, aile ve çevrenin değer aktarımından daha etkili olduğu düşünülmektedir. Sosyal bilgiler dersinde ise Milli Mücadele konularının aktarımında öğrencilerin milli, manevi, kültürel ve ahlaki değerleri kapsayan; laik, demokratik ve bağımsız bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetini tanıyan; görev, hak ve sorumluluklarının farkında olan; demokratik bilgi, beceri ve değerlere sahip; bilimsel düşme becerisi gelişmiş; insan haklarına saygılı; vatan sevgisi gelişmiş, işbirliği içerisinde çalışabilen bir vatandaş olarak yetiştirmek amaçlanmaktadır. Milli Mücadele konularını işlenirken roman, tarihi roman, hikaye, hatıra, gezi yazısı, fıkra ve şiir gibi edebi ürünlerin okutulması, öğrencilerin derse duyduğu ilgi artırırken aynı zamanda kazandırılmak istenen bilgi, beceri ve değerlere katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda; araştırmanın amacı Sosyal Bilgiler Programı'nda yer alan değerlerin, belirlenen Milli Mücadele Dönemi konulu romanlarda var olma düzeyini belirlemek ve dönemin ön plana çıkardığı değerleri tespit etmektedir. Araştırmanın evreni Milli Mücadele konulu romanlardır. Araştırmanın örneklemi ise alan uzmanı dört akademisyenden görüş alarak "Ateşten Gömlek", "Halas", "Yaban", "Üç İstanbul", "Esir Şehrin İnsanları", "Kalpaklılar", "Küçük Ağa", "Sahnenin Dışındakiler", "Yüzbaşı Selahattin'in Romanı" ve "Şu Çılgın Türkler" romanları belirlenmiştir. Örneklem olarak seçilen romanlarda, Sosyal Bilgiler Öğretim Programı'nda yer alan; adalet, aile birliğine önem verme, bağımsızlık, barış, bilimsellik, çalışkanlık, dayanışma, duyarlılık, dürüstlük, estetik, eşitlik, özgürlük, saygı, sevgi, sorumluluk, tasarruf, vatanseverlik ve yardımseverlik değerlerine yönelik cümle ve ifadeler tespit edilmiştir. Doküman incelemesi yöntemiyle elde edilen bulgular, içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiş, değerlere ait frekans ve yüzdeler tablolarla belirtilmiştir. Araştırmanın bulguları incelendiğinde; on romanda toplam 5243 değere rastlanılmıştır. Bu romanlar arasında en çok değer içeren roman 1351 ile Şu Çılgın Türkler olmuştur. En az değer içeren roman ise 126 değer ile Yaban adlı roman olmuştur. En çok vurgulanan değer ise %20,71 oranı ile "vatanseverlik" olmuştur. Bu on romanda yer verilen değerler ise; adalet, aile birliğine önem verme, bağımsızlık, çalışkanlık, dayanışma, duyarlılık, dürüstlük, estetik, eşitlik, özgürlük, saygı, sevgi, sorumluluk, vatanseverlik ve yardımseverlik olduğu görülmüştür. Bu sonuçlardan hareketle, Milli Mücadele konulu romanların değerler eğitimi bakımından uygun ve faydalı bir içeriğe sahip olduğu söylenebilir.
Türk Kurtuluş Savaşı'nda iç ve dış mücadele
Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'daki Rönesans akımından uzak kalması sonucunda gelişen bilim ve teknolojiden faydalanmamış olması ve Avrupa'nın gerisinde kalması, Avrupa ülkelerine tanınan kapitülasyonlarla halk fakirleşmiş, azınlıklar ülkeye hakim olmuştu. 19. yy. sonlarında başlayan milliyetçilik akımının etkisiyle imparatorluk sınırları içindeki milletlerin kendi ülkelerini kurma girişimleri; ordunun yorgun düşmesi ve pek çok askerin cepheden kaçmasına neden olmuştur. Aynı zamanda ülke içerisinde çeteler, ağalar, şeyhler türemiş, ülke gayrı sömürge hale gelmiştir. Ülkede tamamen bir İngiliz hayranlığı başlamış, İngiliz desteği ile birçok zararlı cemiyet kurulmuş ve Mustafa Kemal'e karşı ayaklanmaya, karışıklık çıkarılmaya çalışılmışsa da başarılı olunamamıştır.Mondoros Ateşkes Antlaşması ile Milli Mücadele başlamıştır. Ülkenin bağımsızlığı tehlikeye girmiştir ve ülke batılı ülkeler tarafından paylaşılmaya başlanmıştır. Mustafa Kemal'in ülkeyi kurtarma, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmak uğruna Anadolu'da başlattığı mücadeleyi engellemeye yönelik olarak İngiliz hükümeti, Padişah ve Damat Ferit hükümetinin desteklediği isyanlar ve irticai olaylar baş göstermiştir.Sonuç olarak; Mustafa Kemal Atatürk bağımsız bir devlet kurmak yolunda başlattığı ulusal hareketle ileride değinilecek isyanlarla uğraşmak zorunda kalmış fakat üstün yetenek ve zekâsı ile bunları bastırarak, Lozan Barış Antlaşması'yla da büyük bir zafer kazanmıştır.
Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Çağdaş İslamcı Bir Aydın: Mehmet Şerafettin Yaltkaya
Türk çağdaşlaşmasının en kırılgan zamanlarına tanıklık etmiş olan Mehmet Şerafettin Yaltkaya II. Meşrutiyet Dönemi ile beraber Türkçü ve İslamcı çevrelerin fikir sözcülüğünü yapmaya başlayan bir aydındır. Milli kültürün ve İslamiyet'in temel dinamiklerini XX. yüzyılın çağdaş bakış açısıyla tekrar ele alarak yorumlamıştır. Kelam tarihi, İslam Tarihi, tıp tarihi ve edebiyat Yaltkaya'nın üretkenliğini ortaya koyduğu uzmanlık alanlarının başında gelmiştir. I. Dünya Savaşı yılları ve Milli Mücadele Dönemi'nde doğrudan harp meydanlarında görev almasa da yurt savunmasına önemli katkılarda bulundu. Türkiye'de gerçekleştirilen devrimlerin İslami açıdan meşruiyetini kanıtlamaya çalışanların başında gelen Yaltkaya, dil devrimi, ulusal tarih tezinin oluşturulması, şapka iktisası kanununun hayata geçirilmesi, ibadethanelerin tanzimi ve tadilatı, köy enstitülerinin yaygınlaştırılması gibi sosyal, kültürel ve eğitim alanlarında gerçekleştirilen önemli devrimlerin birçoğunda aktif olarak görev almıştır. Arapça'dan Türkçe'ye kazandırdığı eserlerin uluslar arası çevrelerde sıklıkla kullanılması O'nun yurt dışında da tanınmasına yol açtı. Yakın dönem Türkiye Tarihi'nde adının en fazla zikredilmesine neden olan gelişmelerden biri 19 Kasım 1938 günü Atatürk'ün cenaze namazını kıldırması olmuştur. Kitap ve çeviri çalışmalarının dışında birçok makale kaleme alan Yaltkaya, bilimsel etkinlikleri ve zihin dünyası itibariyle Ahmet Cevdet Paşa, Hilmi Ziya Ülken ve Erol Güngör çizgisine yakın durmuş bir düşünce adamıdır. 23 Nisan 1947'de Ankara'da vefat etmiştir. Anahtar Kelimeler: Mehmet Şerafettin Yaltkaya, Kültürel Devrimler, Kelam, Tarih, Eğitim.