Sağlık politikası
76 theses under this subject heading
Tıp etiği, mesleki değerler ve sağlık politikaları üzerine bir inceleme
Dünyada neo-liberal uygulamaların etkili olması ile devletin kamusal rol ve sorumlulukları değişmiştir. Neo-liberal paradigma ile birlikte kamu hizmeti kavramı da dönüşmüştür. Bu paradigma değişiminin sağlık hizmetlerine yansıması ülkemizde Sağlıkta Dönüşüm Projesi (SDP) ile olmuştur. Sağlık hizmetleri, değişimin yaşandığı ve etkilerinin en güçlü hissedildiği kamusal alan olmuştur. SDP'nin sağlık hizmetlerinin örgütlenme, finansman, sunum ve emek ilişkileri üzerindeki etkileri uzun süredir analiz edilmekte ve tartışılmaktadır. Bu çalışma sağlığı sosyal belirleyicileri ile bir bütün olarak değerlendirmektedir. Sağlığı ekonomi politik bir yaklaşım ile sağlık politikalarının tıp etiği ilkeleri ile çatışmasını, sağlık hizmetlerinin niteliği ve tıp mesleğine etkileri hekimler ile yapılan niteliksel alan araştırması ile ortaya koymaya çalışılmıştır. Çalışmada sağlık politikaları ile tıp etiği ilkelerini bir araya getiren ve araştırmacı tarafından geliştirilen özgün hipotetik senaryolar yarı yapılandırılmış mülakat formu olarak kullanılmış, Muğla ilinin nüfusuna göre beş büyük ilçesinde, ikinci basamak hastanelerde görev yapan uzman hekimlerle gönüllük esasına göre derinlemesine görüşme yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir.
The role of health in economic growth
Sustainable economic growth depends heavily on human capital. It is also well-established that higher quality of health affects the quality of human capital. And health indicator can be considered as a good proxy for human capital. The purpose of this study is to shed some light on the empirical nature of the health role on the long-run economic growth. In this study, two different models are used to see health role on the long-run economic growth using panel least squares method with fixed effects by considering various control variables for the selected group of countries that are classified by income group and geographic region. In the first growth regression, life expectancy is used a health indicator over the period from 1960 to 2014 with 10-year average. In the secong growth regression, health expenditure per capita growth is used as a health indicator over the period from 1995 to 2014 with 5-year average.
Türkiye'de sağlık hizmetlerinde yaşanan dönüşüm: Eskişehir'de alt gelir grupları üzerine bir inceleme
Bu çalışmanın amacı sağlık hizmetlerinin kamusal niteliğinde yaşanan dönüşümün alt gelir gruplarında yer alan kişiler tarafından nasıl algılandığının ortaya konulmasıdır. Bu amaca yönelik olarak hazırlanan anket araştırmacı tarafından karşılıklı görüşme yöntemi ile ankete katılan kişilere uygulanmıştır. Bu bağlamda araştırmada nicel yöntem kullanılmıştır. Araştırma kapsamında yararlanılan anket üç bölümden ve 57 sorudan oluşmaktadır. Araştırmanın amacına yönelik verileri elde etmek için 400 kişi ile karşılıklı görüşme yöntemi ile anket uygulaması gerçekleştirilmiş ve bu anketlerden cevap alınamayan soruların yer aldığı 13 anket değerlendirilme dışı bırakıldıktan sonra 387 anket araştırma kapsamında değerlendirmeye alınmıştır. Araştırma bulgularına göre katılımcıların çoğunluğu (%62) sağlık hizmetlerinde yaşanan dönüşümü iyi olarak değerlendirmekte, yaklaşık %30'u ise bu dönüşümün çok iyi olduğunu belirtmektedir. Buna karşın katılımcıların sadece %2,7'si bu dönüşümü olumsuz olarak algılamaktadır. Sonuç olarak Sağlıkta Dönüşüm Programı ile getirilen uygulamaların uzun yıllardan beri sağlık hizmetlerinin sunumunda var olan aksaklıkları ortadan kaldırdığını, ödeme gücü olmadığı için sağlık hizmetlerinden yararlanamayan kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanabilmelerini sağladığını ve sağlık hizmetlerinin sunumunda var olan eşitsizlikleri ortadan kaldırarak tüm vatandaşların sağlık hizmetlerinden yararlanabilmelerini sağladığını ifade edebiliriz. Anahtar Kelimeler: Sosyal politika, sa÷lÕk hizmetleri, Sa÷lÕkta Dönüúüm ProgramÕ,genel sa÷lÕk sigortasÕ
Sağlıkta şiddet: Çalışanlar, hastalar ve yöneticiler üzerine bir durum çalışması
Bu tez çalışması, sağlıkta şiddet olgusunu; hekimler, hasta/hasta yakınları ve yöneticiler perspektifinden değerlendirmekte, böylece şiddetin arka planındaki nedenleri ve meydana gelmesinde etkili olan faktörleri derinlemesine inceleyerek, şiddete karşı kapsamlı çözüm önerileri geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında sağlıkta şiddetin nedenleri, hekim-hasta/hasta yakını arası çatışmalar baz alınarak hekimlerin mesleki tecrübeleri, hasta ve hasta yakınlarının hizmet alım sürecinde karşılaştıkları zorluklara ilişkin algı ve tutumları açısından, yöneticiler açısından ise, görev aldıkları yönetim kademesi bağlamında değerlendirilmektedir. Ayrıca, Türkiye'de sağlıkta şiddeti önlemeye yönelik yürürlükte olan mevcut politika ve uygulamaların etkililiğini yöneticiler bakış açısıyla değerlendirilerek, politikaların yapısal yeterlilikleri ve uygulama düzeyindeki sorunları analiz edilmektedir. Bu çalışmada "örnek olay deseni" benimsenmiş, bu desen çerçevesinde veri çeşitlemesi yöntemine dayalı olarak literatür incelemesi, gözlem ve görüşme gibi veri toplama yöntemleri kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini Amasya ilindeki bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servis ve Poliklinik Birimleri oluştururken, örneklem ise amaçlı örnekleme yöntemiyle; acil servis ve polikliniklerde sorun yaşayan ve Hasta Hakları Birimi'ne (HHB) başvuran hasta ve hasta yakınları, ilgili birimlerde görev yapan hekimler, kurum yöneticileri ile bağlı il müdürlüğü ve mülki idare amirliği temsilcilerinden seçilmiştir. Sağlıkta şiddet olgusunu çok boyutlu ele alabilmek amacıyla hasta/hasta yakınları, hekimler ve yöneticilere yönelik üç ayrı yarı-yapılandırılmış görüşme formu hazırlanmış, ilk iki grupta şiddetin arka planındaki nedenler ve meydana gelmesinde etkili olan faktörler, yöneticilerde ise sağlıkta şiddetin nedenleri, mevcut politikaların etkililiği ve şiddetin önlenebilmesine yönelik öneriler değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler içerik analizine tabi tutulmuş, yapılan analiz sonucunda; sağlıkta şiddetin nedenleri, hasta ve yakınları açısından sağlık hizmetine erişimde yaşanan aksaklıklar, kişiler arası iletişim bozuklukları, hekimler açısından kurumsal destek eksikliği, iletişim sorunları, mesleki rolün değersizleştirilmesi ve toplumsal algıdaki olumsuzluklar, yöneticiler açısından ise şiddeti önlemeye yönelik kurumsal altyapı yetersizliği, şiddetin kaynağına yönelik olmayan önleyici politikalar, iletişim eksiklikleri gibi kurumsal ve yapısal sorunların birleşiminden kaynaklandığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, yöneticilerin değerlendirmelerine göre, Türkiye'de mevcut politika ve uygulamaların sağlıkta şiddeti önlemede yetersiz kaldığı; özellikle şiddet üreten yapısal sorunlara müdahale eden bütüncül politikaların eksikliği, hukuki yaptırımların uygulanması noktasında eksiklik, kurum içi ve kurumlar arası koordinasyon eksiklikleri, müdahale mekanizmalarının reaktif yaklaşım çerçevesinde oluşturulması gibi faktörler uygulamaların etkisini azaltmaktadır. Bu bağlamda, sağlıkta şiddetle mücadelede daha kapsamlı, bütüncül ve sürdürülebilir stratejilere ihtiyaç duyulduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kavramlar: Şiddet, Sağlıkta Şiddet, Sağlık Politikaları, Sağlıkta Şiddeti Önleme
Türkiye'nin yenilenebilir enerji tüketimi ile sağlık göstergelerinin STIRPAT model çerçevesinde yapay sinir ağları ile analiz edilmesi
Bir toplumun varlığını sürdürebilmesinin en önemli koşulu sağlıklı bireylere sahip olmasıdır. Sağlıklı toplumların üretim gücü sürekli olarak artmaktadır. Toplumlar bu üretimi sağlamak ve devam ettirmek için yoğun bir enerjiye gereksinim duymaktadır. Günümüzde de enerji gereksinimlerini gidermek amacıyla gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmektedir. Bu yüzden sağlık ile yenilenebilir enerji arasındaki ilişkinin önemi gittikçe daha da anlaşılır hale gelmektedir. Bu ilişkiyi dengelemek ve birlikte yürütmek ülkeler için büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada 1975-2013 yılları arasında Türkiye'nin sağlık ve aynı zamanda gelişmişlik düzeyini ölçen sağlık göstergeleri ile yenilenebilir enerji tüketimi arasındaki ilişki STIRPAT modeli çerçevesinde yapay sinir ağları kullanılarak incelenmiş ve yenilenebilir enerji tüketiminin geleceğine yönelik tahminler yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda kalkınmışlık göstergesi olarak da kullanılan sağlık göstergelerinin yenilenebilir enerji tüketimini dolaylı olarak etkilediği bulunmuştur. Bu bağlamda Türkiye'nin sağlık politikalarını düzenleyerek ve geliştirerek kalkınması, yenilenebilir enerji potansiyelini daha etkin şekilde kullanarak yenilenebilir enerji tüketimini arttırması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bebek ve Çocuk Ölümleri, Doğumda Yaşam Beklentisi, Sağlık Harcamaları, STIRPAT, Yapay Sinir Ağları, Yenilenebilir Enerji
Türkiye'de sağlık hizmetlerinin sunumunda etkinlik sağlanması açısından Sağlık Dönüşüm Programı'nın analizi ve OECD ülkleriyle kıyaslanması
Toplumun sağlık düzeyi ile ülkenin ekonomik gelişmişlik düzeyi arasında sıkı bir ilişki söz konusudur. Bireylerin sağlıklı olması, ekonominin beşeri sermayesinin gücünü arttırarak ekonomik gelişmeye katkıda bulunmaktadır. Toplumun sağlık düzeyini yükseltmek için eşit, adil, etkin ve yaşam kalitesini arttıracak şekilde sağlık hizmetleri sunulmalıdır. Bu sebeple yapılacak olan sağlık reformlarda bu kriterler göz önünde bulundurulması gerekir. Bu çalışmanın amacı, Sağlık Dönüşüm Programının sağlık hizmetlerinin sunumunda etkinlik açısından sağlık göstergelerinde ne gibi değişiklikler meydana getirdiği ve OECD ülkelerine ait göstergelerle kıyaslandırılarak Türkiye'nin mevcut durumu analiz edilmiştir.Birinci bölümde, sağlık hizmetlerinin tanımı, sınıflandırılması, finansmanı ve etkinliği anlatılmaktadır. İkinci bölümde, Türkiye'nin kurulduğu tarihten itibaren uygulamaya konulan reformlar açıklanmıştır ve OECD ülkelerinde uygulanan sağlık sistemleri ve reformlar anlatılmıştır. Üçüncü bölümde OECD ülkeleri ile Türkiye Performans göstergeleri karşılaştırılmıştır ve reformların performans göstergeleri üzerinde iyileşmeler sağladığı ortaya konulmuştur. Ancak iyileşmeler diğer ülkelerin baya altında kalmaktadır ve dolayısıyla sağlık hizmetlerinin sunumunda etkinlik düşüktür. Meydana gelen iyileşmelerin attırılması ve uzun dönemde sağlık hizmetlerinin sunumunda etkinliğin sağlanması için politika önerilerinde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Sağlık Hizmetleri, Etkinlik, Performans Göstergeleri, Sağlık Hizmetlerinde Reform.
Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde Türkiye'de özel sağlık sigortalarının durumu ve Avrupa Birliği'ndeki özel sağlık sigortası uygulamaları ile bir karşılaştırma
Dünyada, ekonominin en önemli ajanı olan ?birey? e verilen değerin ne derece üst seviyede tutulduğu ülkeler arasındaki sosyo-ekonomik gösterge farklılıkları ile ölçülmektedir. Sağlık kavramı, hizmet arz ve talebinden, finansman araçlarına, ilaç endüstrisinden, sağlık politikalarına kadar son yıllarda en güncel konular içerisinde ilk sıralara oturmuş durumdadır. Sosyal güvenlik sistemleriyle de desteklenen sağlık uygulamaları, ülkelerin finansman kaynakları seçimleri bakımından tartışmalara konu olmaktadır. Bu nedenle son yıllarda kamu ve özel sağlık sigortalarının önemi hızla artmakta ve bu durum ekonomik büyümede ve gelişmede sağlık alanına yapılan yatırımların üstlendiği rolün yeniden ele alınmasına zemin oluşturmaktadır.Bu yüksek lisans tezinde, sağlık sigortaları temel kavramları ile ilgili genel bilgiler verilmiş, sağlık sigortalarının ekonomideki yeri, tarihsel gelişimi, beşeri sermaye ve ekonomik büyüme üzerindeki etkisi incelenmiştir. Türkiye'de mevcut sağlık sigorta sistemleri geçmişten günümüze kadar olan süreçte uygulamalarıyla analiz edilmiş, Avrupa Birliği'ne hazırlık sürecinde beklenen ve gerçekleştirilen yapısal değişiklikler, ?Sağlıkta Dönüşüm Projesi? ile birlikte değerlendirilmiştir. Avrupa Birliği sağlık sigorta uygulamaları ile Türkiye arasında, uygulama biçimleri bakımından karşılaştırma yapılmıştır.Yapılan değerlendirmede, Türkiye'deki sağlık sigorta sisteminin mevcut aksaklıklarını aşabilmesi için ?karma model? olarak adlandırdığımız kamu tarafından temel sağlık sigorta teminatlarının finanse edildiği ve özel sağlık sigorta şirketleri tarafından tamamlayıcı teminatların finanse edildiği sistemin uygulanmasının daha etkin olacağı sonucuna ulaşılmıştır.Bu çerçevede, Türkiye'deki sağlık sigortacılığının sorunlarının tespiti, nedenleri ve bu sorunlara yönelik çözüm önerileriyle çalışma sonuçlandırılmıştır.
Sağlık sistemlerinin ülkeler bazında karşılaştırılması: Türkiye için politika önerileri
Tüm dünyada, her bireyin din, dil, ırk ve sosyo-ekonomik statü ayrımı gözetilmeksizin sağlıklı yaşam hakkı olduğuna dair genel bir kabul söz konusudur. Bununla birlikte insan sermayesinden maksimum verimlilikte faydalanmanın en önemli koşulu da bireylerin sağlıklı olmasıdır. Bu kapsamda her ülke, vatandaşların sağlık statüsünü yükseltmek amacıyla sağlık sektörüne önemli oranda kaynak aktarmaktadır. Bu kaynakların verimli kullanılması hem ülke ekonomisi açısından hem de toplumsal açıdan oldukça büyük bir önem arz etmektedir. Ülkeler yaşlanan nüfus, yeni hastalık koşullarının ortaya çıkışı ve tıbbi teknolojinin gelişmesi nedeniyle artan sağlık harcamalarına bağlı olarak kaynaklarının önemli bir kısmını sağlık hizmetlerine tahsis ettiği için özellikle son yıllarda sağlık alanında etkinlik ölçümüne yönelik yapılan analizler önem kazanmıştır. Sağlık harcamalarındaki artış her ülkede farklı etmenlere bağlı olarak devam ederken, ilgili harcamaların etkinliğini yükseltmeye yönelik uygulamalara gidilmediği takdirde, harcama etkinliği düşük olan ülkelerin hem sağlık sistemlerinde hem de sosyal ve ekonomik göstergelerinde olumsuzlukların gözlenebileceğini ileri sürmek mümkündür. Bu kapsamda sağlık hizmetlerinde etkinliğin gerçekleştirilmesi ekonomik istikrar ve büyüme için de en önemli koşullardan biri olup, her ülkenin sağlık politikaları belirlerken bu kaideyi göz önünde bulundurması gerekmektedir. Bu noktada kaynakların verimli kullanılıp kullanılmadığını değerlendirmek ve ülkeler arasında karşılaştırma yaparak sistemlerin başarısını ölçmek, etkinliği artıran politikaların belirlenebilmesi için büyük önem arz etmektedir. Bu doğrultuda ortaya konan "Sağlık Sistemlerinin Ülkeler Bazında Karşılaştırılması: Türkiye için Politika Önerileri" isimli çalışmada sağlık sistemlerinin etkinliği ülkeler bazında karşılaştırılarak, Türkiye için dikkate alınması gereken unsurlar belirlenmiştir. Bu kapsamda ilk olarak sağlık sistemlerinin kavramsal çerçevesi çizilmiş olup, ardından seçili ülkelerde kullanılan sağlık sistemleri incelenmiştir. Çalışmanın sonunda ise Veri Zarflama Analizi kullanılarak sağlık sistemlerinin etkinliği karşılaştırılmış olup, her bir ülke için etkinlik ve etkinsizlik gerekçeleri değerlendirilmiştir. Bu gerekçeler doğrultusunda Türkiye açısından sürdürülebilir etkinliği tehdit eden faktörler göz önünde bulundurularak bazı öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Sağlık sistemi, Sağlık finansman modelleri, Sağlık politikaları, Türk sağlık sistemi, Sağlık sistemlerinin karşılaştırılması.
Toplum düzeyinde obezitenin önlenebilmesi ve uygulanmakta olan "Türkiye sağlıklı beslenme ve hareketli hayat programı" hakkında Aydın ili merkez ilçede Halk Sağlığı Müdürlüğü ve bağlı birimlerde görev yapan sağlık çalışanlarının bilgi,tutum, davranış ve beklentileri
Amaç: ' Türkiye Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı' nın sürdürülmesinde önemli görevler üstlenen ve birinci basamakta çalışan sağlık personelinin uygulanmakta olan program hakkındaki bilgi, tutum, davranış ve beklentilerinin belirlenmesi amaçlandı. Bu sayede programla ilgili aksayan yönlerin ve başarıların ortaya koyularak taktik ve stratejik planların daha iyi yapılması hedeflendi. Çalışmamızı özgün kılan öğe; sağlık alanında yürütülen ulusal programlar içinde ilk defa programda aktif olarak görev alan personelin programla ilgili bilgi, tutum, davranış ve beklentilerini ölçmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın örneklemini Aydın ili merkez ilçede görev yapan (Halk Sağlığı Müdürlüğü, Efeler Toplum Sağlığı Merkezi ve merkez ilçeye bağlı 32 Aile Sağlığı Merkezi) toplam 325 sağlık personeli içerisinden 303 katılımcı oluşturdu. Çalışmanın verileri; literatür araştırmaları sonucunda; katılımcıların sosyodemografik özellikleri, koruyucu geliştirici davranışları ile programa ait bilgi, tutum, davranış ve beklentilerini belirlemeye yönelik yapılandırılan anket yöntemiyle toplanmıştır. Bu anketlerde gruplar arasında ortak sorulan sorular olduğu gibi özellikle gruplara yönelik hazırlanmış sorular da bulunmaktadır. Veriler; tanımlayıcı istatistikler kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya toplam 303 sağlık personeli katılmıştır. Katılımcıların 99'u erkek (% 32,9), 204'ü kadındı (% 67,1). 29 katılımcı 30 yaş altı olup (% 9,5), 274 katılımcı 30 yaş ve üzerindedir (% 90,4). 48 katılımcı bekar (% 15,8), 228 katılımcı evli (% 75,2) ve 25 kişi boşanmış (% 8,2) olarak bulunmuştur. Katılımcıların 244'ünün çocuğu vardır (% 80,5), 59 kişinin çocuğu yoktur (% 19,4). 19 sağlık personeli lise mezunu (% 6,2) , 89 sağlık personeli önlisans (% 29,3) , 94 sağlık personeli lisans (% 31,0) , 73 sağlık personeli yüksek lisans (% 24,0), 24 sağlık personeli uzmanlık/doktora (% 7,9) eğitimine sahiptir. 20 katılımcı meslekte 5 yılın altında çalışmaktadır (% 6,6). Katılımcıların 294'ü (% 97,0) Sağlık Bakanlığı tarafından "yeterli ve dengeli beslenme ve hareketli yaşam, obezitenin önlenmesi" konularında yürüttüğü bir programdan haberdar iken bu programın il çapında yürütüldüğünü bilen kişi sayısı 291 (% 96,0) idi. 208 katılımcı (% 68,5) programı kısmen de olsa okumuş ve programı ağırlıklı olarak akla yatkın, uygulanabilir (% 55,9), ismi amaçlarını karşılayan (% 58,1), gerçekçi hedefleri olan (% 55,9), gelecek için geliştirilebilir bileşenlere sahip (% 55,4), sağlık harcamalarını azaltıcı (% 59,6), birinci basamak sağlık hizmetlerini arttırıcı etkisi olan (% 55,4) bir program olarak nitelemiştir. 263 sağlık personeli (% 86,7) sorumlu olduğu bölgede obezite sıklığının belirlenmediğini işaret etmektedir. Katılımcıların program başarısını puanlandırmaları istendiğinde 219'unun (% 72,2) 10 puan üzerinden 5 ve üzeri puanlandırma yaptığı görülmüştür. Araştırmaya katılan sağlık personellerine obezite ile mücadele teriminin neyi çağrıştırdığı sorulduğunda 244'ünün (% 80,6) cevabı yeterli ve dengeli beslenme iken 237 sağlık personelinin (% 78,1) program sonrasında beslenme şeklinde bir değişiklik yapmadığını, 194'ünün (% 63,9) program dahilinde son 12 ay içerisinde planlanmış faaliyetlere katılmadıkları belirtilmiştir. Katılımcılar; görev ve sorumlulukları çerçevesinde programın başarıya ulaşması için daha fazla personele, daha fazla zamana, farklı kurumlarla çalışmaya, programın medyada daha fazla duyurulmasına ihtiyaç duyulduğunu belirtmektedir. Sonuç: Çalışmamızdaki bulgulara göre katılımcıların çoğu program içeriğinin ve programın amaç, hedef ve stratejilerinin iyi bir şekilde şekillendirildiğini düşünmektedir. Ancak sahada bunun yansımasını görmek zor olmaktadır. Katılımcıların, toplumun obezite ve ilişkili sorunlar hakkında yeterince bilgi sahibi olmadıklarını düşünmeleri, toplum ve grup eğitimlerinden halkın faydalanma durumunun ölçülmemesi, personelin gerekli ölçümleri yaptıklarını ve sisteme işlediklerini belirtmelerine rağmen bölgelerindeki obezite prevalansı hakkında bilgi sahibi olmamaları, sağlık hizmet basamakları arasındaki veri, istatistik ve geri bildirim kaybı, program dahilinde planlanan faaliyetlerden personelin ve toplumun haberdar olmaması gibi faktörlerin programın başarıya ulaşmasındaki engeller olduğu gösterilmiştir. Aksaklıkların giderilmesi, konu ile ilgi yeterli ve güvenilir bilgiye sahip personel tarafından halk ve hizmet içi eğitimlerin arttırılması, medyanın etkin kullanımı, faaliyetlerin etkinlik durumunun saptanması, iyi bir sürveyans sisteminin kurulması, denetimlerin etkin şekilde yapılması ile programın başarıya ulaşacağı düşünülmektedir.
The role of the Syrian non-governmental organizations in rebuilding health system in Syrian opposition-held areas during the conflict
The health system and its public policies in Syria before the Syrian uprising in March 2011 was not an ideal system that would meet the aspirations of the Syrian citizens or satisfy them, and its services were not equitably distributed in accordance with international public health policies, standards, and regulations, rather, it was politicized in favor of the Syrian government, and subject to its centralized policies that serve the parochial interests of the ruling family in Syria. There were also many restrictions on the work of Syrian non-governmental organizations (SNGOs) and societies, although their number was scarce and all their activities were under the control and guidance of government agencies. With the start of the Syrian uprising in March 2011, and its turning into an armed conflict due to the excessive use of violence by the Syrian regime against civilians, The health system was one of the tools of war as the Syrian regime used it as a weapon in its war against its opponents in areas that became out of its control, which led to the collapse of the health system there. This prompted health sector activists to start establishing and rebuilding a health system and new public health policies in those areas to fill the gap that had occurred in the health sector, through alternative health bodies providing health services to the needy, and paving the way for the entry of NGOs in general and Syrian organizations in particular to intervene in the humanitarian crisis in Syria, especially in relation to the health system and the exchange of roles between them. The research aims to show the main reasons that led to the collapse of the health system and its public policies in Syrian opposition-held areas (OHAs) during the conflict from 2011 to 2021, to highlight the main players in rebuilding and forming its new policies, and to show the role that Syrian health bodies and Syrian humanitarian non-governmental organizations have mainly played in this field during the past decade of the conflict in Syria, and the main challenges and difficulties facing the implementation of public health policies, and hinder their development, in addition to exploring the most appropriate form of the health system from participant perspective through which health policies can be implemented and developed in the remaining Syrian OHAs. The research has found that the Syrian regime has played the biggest role in the collapse of the health system by giving up its role in supporting the health sector, and depriving areas that got out of its control of any medical supplies, and the imposition of blockade on them, and using violence against the health sector, using it as a tool of war. The research shows that the health bodies established in the beginning of the Syrian uprising played an important role in rebuilding and establishing the health system and its health policies, and the role of non-governmental humanitarian organizations (NGOs) came to complement this role and support it by providing funding and technical and cognitive support to them, especially through alliances formed between a number of Syrian NGOs for this role and to achieve its goals. The research shows the main challenges and difficulties facing the implementation and development of the health policies, which were manifested in the continued violence used by the Syrian regime, the destruction of the health infrastructure by the Syrian regime, changes in control, donor agendas, and other reasons. This research was based on the qualitative approach of studies through in-depth individual interviews by using open-ended questions with decision makers and key informants (KII) in the health sector through direct contact, in line with the procedures followed with regard to the outbreak of COVID-19, in addition reviewing previous studies, research, academic articles and reports of humanitarian and human rights organizations, and United Nations (UN) organizations. This research will help local and international decision makers identify the main challenges that hinder the building of the health system and the implementation and development of its policies, in addition to being an important reference for rebuilding the health system and its policies in the stabilization and recovery phase in Syria.
Dünya'da ve Türkiye'de obezite ile mücadelede vergi: Karşılaştırmalı analiz
Küresel olarak sağlık sorunu olan obezite, erkeklerde, kadınlarda ve çocuklarda yaygın hale gelmiştir. Özellikle, ergenlik ve gençlikte artan obezite oranı ve/veya aşırı kilo alımı vücutta meydana gelen hastalıklara ve psikolojik hastalıklara yol açmasından dolayı tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Bu doğrultuda ülkeler obeziteyi önlemeye yönelik politikalar geliştirmiştir. Kamusal finansmanın en önemli kaynağı olan vergiler, sağlık politikasında araç olarak da kullanılabilirler. Birçok ülke yakın zamanda alkolsüz içecekler, tatlılar, çikolata, dondurma ve diğer sağlıksız ürünler gibi belirli gıda maddelerine vergi getirmek veya genellikle mali ve sağlık yararlarını birleştirmeyi amaçlayan gıdaları artırmak için yasalar çıkarmıştır. Bu yasalardan olan gıda vergilerinin tüketimi etkileyebileceği düşünülmektedir. Çalışmanın amacı, Dünyada ve Türkiye'de obezite sorunu ile mücadelede genel kabul gören obezite vergisinin etkisini incelemektir. Çalışma sonucunda ülkelerin, obezite vergilerinin obeziteyi azaltmada etkili olduğuna ancak yeterli olmadığına ve obezite vergi oranı arttırıldığında daha fazla başarılı olacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'de sağlık politikaları göstergeleri ve makro ekonomik büyüklükler ile olan etkileşimi
1980'lerden bu yana Türkiye'nin içinden geçtiği neoliberal dönüşüm süreci, ekonomik politikası süreçlerini yeniden tanımlayarak, başta sağlık politikaları olmak üzere, ülkemizdeki diğer sosyal politika yapım süreçlerini de kaçınılmaz olarak etkilemiş ve yeniden yapılandırmıştır. Bu bağlamda, Türkiye'de ve bütün dünyada, sağlığın sosyal bir politikası sahası olarak devletin ve diğer kamusal mekanizmaların ilgili sahaya müdahale ve sağlık sektörünü neoliberal önceliklere göre şekillendirme girişimleri yoğunlaşmıştır.Sağlık ekonomisi yaklaşımları sağlık sektöründe devam ede gelen neoliberal dönüşüm sürecine koşut olarak, paradigmatik değişimler yaşamıştır. Kapitalizmin yeni bir evresi olarak değerlendirilebileceğimiz ve `küreselleşme' dönemi olarak adlandıracağımız uluslararası konjonktürde, ekonominin bir alt disiplini olarak sağlık ekonomisi yaklaşımları, 1960'lardaki sağlığı bir beşeri sermaye olarak gören ve kendi bakışını temel makro ekonomik modellere entegre eden temel paradigmasını, sağlık kavramını sadece mikro-ekonomik modellemeler dahilinde harcamalar, harcamaların etkinliği ve sağlık kurumu örgütlerinin etkinliği ve verimliliğini konu alan neoliberal sağlık paradigmasıyla değiştirmiştir.Türkiye'deki sağlık sektöründe yaşanan dönüşümü ülkemizde devam edegelen neoliberal dönüşüm sürecinden ayrık düşünmek olanaksızdır. Bu kapsamda çalışmamız ilgi neoliberal yapısal değişimlere paralel olarak şekillenen ekonomik göstergeler ve bu dönüşümünün sağlık politikalarında izdüşümü ve sonucu olarak sağlık göstergeleri arasındaki ekonometrik ilişkiselliği saptamayı amaçlamaktadır.Çalışmamız dört ana bölümden oluşmaktadır. Birinci ve ikinci bölümde sağlık ekonomisi ve kavramlarını disiplinin uluslararası ve ülkemizde tarihsel evrimi ile harmanladıktan sonra sağlık hizmetleri piyasalarının belli başlı özelliklerini ve ilgili piyasalarda arz ve talep kavramı tartışılacaktır. Üçüncü bölüm Türkiye'deki sağlık politikası yapımındaki yapısal aktörleri ve unsurları tarihsel evrimi ile sunacak ve temel sağlık göstergelerinin tanımını yaptıktan sonra, belli başlı sağlık göstergeleri ve belirli ekonomik göstergeleri arsındaki ilişkiyi betimsel istatistikler yardımı ile değerlendirecektir. Sağlık ekonomisi üzerine yapılan ampirik çalışmaların literatür taramasını yapan çalışmamızın dördüncü bölümü üçlü bir ampirik çalışma yapacaktır. Birinci kısımda, belirli sağlık göstergeleri ve ekonomik büyüme; temel kamusal harcamaları olan sağlık, ulusal savunma, eğitim harcamaları arasında ilişkinin sınanmasını VAR Ayrıştırması, Etki Tepki Analizi, Granger nedensellik testi gerçekleştirilirken, toplam, özel ve kamusal sağlık harcamalarının yapısal kırılma dönemlerini belirleyebilmek için CUSUM testleri uygulanacaktır. Son deneysel kısım ise sağlık harcamalarının gelire karşı duyarlılığı Johansen eşbütünleşme prosedürü ile toplam sağlık harcamaları, ulusal gelir ve nüfus büyüme oranı değişkenleri yardımı ile test edilecektir.Anahtar Kelimeler: Sağlık göstergeleri, ekonomik göstergeler, sağlık harcamaları,Türk Sağlık Sektörü, Granger nedensellik testi, CUSUM yapısal kırılma testi, Johansen Eşbütünleşme testi; Sağlık Harcamlarının Gelir Esnekliği
2003 yılı itibariyle Türk sağlık sisteminde dönüşüm programı
Sağlık, insan yaşamının en önemli ve vazgeçilmez kaynağıdır. Sağlık, yalnızca tıbbi tedavi yöntemleri ve bireysel çabalarla elde edilmemekte, kamu hizmet ve politikaları, sosyoekonomik etkenler de sağlığın belirleyicileri olmaktadır. Devletler ve politika yapıcılar, sağlığın sosyal olgularını da değerlendirerek sosyal tıp olarak nitelenebilecek bir anlayışla sağlık politikalarını oluşturmaktadır. Sağlık politikalarının belirlenme süreci, son yüzyılda görülen demokratik yönetim anlayışı ve kamuoyu beklentileri, sağlığın finansmanı için kaynak arayışları sonucu ulusal ve uluslararası aktörlerin de katılımıyla şekillenmektedir. Sağlık hizmetleri 1980'li yıllara kadar Türkiye'de tedavi edici, eğitim ve araştırma hizmetleri olarak sunulmuştur. Savaşlara bağlı göç ve sosyoekonomik koşullar, dünya genelinde salgın hastalıklara neden olmuş bu sebeple toplum sağlığını korumak için koruyucu sağlık politikaları geliştirilmeye başlanmıştır. Sağladıkları kredilerle ülkelerin sağlık politikalarında etkin rol oynamaya başlayan Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Bankası gibi uluslararası örgütler, sağlıkta dönüşüm projeleri üzerinden destek vermiş ve bu sebeple kendi kurallarına koyarak sağlık politikasının belirlenmesinde finansal bir etken oluşturmuşlardır. Bu örgütler, reform niteliğinde geliştirdikleri formülasyonlarının Türkiye'de de uygulanabilmesi için birçok projeyi desteklemiş, düzenledikleri kongrelerle kamuoyunu da ikna ederek politikaların gündeme gelmesini sağlamışlardır. Bu bakımdan devletin dışındaki uluslararası aktörler olarak Türk sağlık sistemi ve sağlık politikalarının belirleyici unsurları olmuşlardır. Bunun sonucu olarak Türkiye'deki sağlık sisteminde bir reform yapılması gerekliliği oluşmuş, son dönem olarak nitelenebilecek 2003 yılı ve sonrasında kapsamlı bir dönüşüm programı hazırlanarak uygulamaya konulmuştur. Bu çalışmada, Sağlıkta Dönüşümün Programı'nın sağlık sistemine olduğu kadar toplum üzerindeki etkilerine de ulaşabilmek için Türkiye'de sağlık sisteminin bu süreçteki gelişimi incelenerek, yapısal ve ekonomik etkileri değerlendirilmiştir.
Sağlık politikası aracı olarak sigaranın vergilendirilmesi: Türkiye uygulamasının analizi ve değerlendirilmesi
Tütünün ilk kullanımı tıbbi, tedavi edici ve keyif verici amaçlarla olmuştur. Ancak zamanla sigara olarak tüketilmeye başlanması ile birlikte sağlığa zararları anlaşılmış ve sigara tüketimi mücadele edilmesi gereken bir alan haline dönüşmüştür. Sigara tüketimi sadece tüketen bireye değil yaydığı negatif dışsallık ile topluma da bir maliyet yüklemektedir. Sigara tüketimi birçok hastalık için risk faktörü olup, her yıl 8 milyon insan sigara tüketimi nedeni ile hayatını kaybetmektedir. Sigaraya olan talebinin azaltılmasında birçok farklı politika önlemi bulunmaktadır. Sigara üzerinden alınan vergilerin arttırılması da bu politika önlemlerinden birisidir. Sigaranın vergilendirilmesinde sadece ad valorem vergi, sadece spesifik vergi veya her iki vergi türünün ortak kullanıldığı yapılar söz konusudur. Türkiye en çok sigara tüketilen 10 ülke arasında yer almakta olup, sigaranın vergilendirilmesinde 2003 yılından itibaren karma bir yapı hakimdir. Bu yapı Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) adı altında minimum tabanlı bir spesifik vergi ve ad valorem vergiden oluşmaktadır. Ayrıca sigara üzerinden Katma Değer Vergisi (KDV) alınmaktadır. Sağlık politikası aracı olarak sigaranın vergilendirilmesinde ilk amaç sigara tüketimini azaltmak iken ikinci amaç ise toplam vergi gelirini koruyabilmektir. Bu sayede elde edilen gelir de sağlık harcamalarının finansmanı veya sigara ile mücadelede kullanılabilecektir. Bu çalışmada WHO TaXSiM modeli kullanılarak Türkiye'de sigaranın vergilendirilmesi ile ilgili farklı vergi oranlarının (ad valorem, spesifik, KDV) simülasyonu yapılmıştır. Oluşturulan senaryolarda ad valorem vergi oranının düşürülüp, spesifik vergi tutarlarının (maktu ve asgari maktu vergi) ve KDV'nin yükseltilmesi ile sigara tüketimi azaltılırken toplam vergi gelirinin ise arttırılabileceği görülmüştür.
Küreselleşen dünyada sağlık ve küresel sağlık politikalarının pandemi süreçlerinde sağlığa yansımaları
Küreselleşme ekonomik, sosyal, siyasi ve politik anlamda köklü değişiklik ve dönüşümlerin yaşandığı, bir bütün halinde tüm dünya uluslarını etkisi altına alan, ulaşım ve bilgi teknolojilerindeki değişimler sonucu hızlı bir devinim yaşayan, aynı zamanda üzerinde çok tartışılan bir kavram ve süreçtir. Küreselleşme öncelikle ekonomi alanında uygulanan neo-liberal politikalarla görülmeye başladı. Sonra hızlı bir süreç halinde sosyal, kültürel, politik ve siyasi her alanda oluşturulan model, politika ve eylemlerle varlığını sürdürdü. Zamanla küreselleşme, oligopoller ve sürecin önemli aktörlerinin katkılarıyla ulusların hayatlarında ve ulus devletlerin temel yapıtaşlarında radikal dönüşümlere yol açtı. Küresel oligopoller ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Dünya Bankası (WB) gibi sürecin önemli aktörleri tarafından oluşturulan yeni dünya düzeninin değer ve mitlerinden en fazla ulus devletlerin ana mekanizmalarını oluşturan sağlık, eğitim, altyapı gibi hayati öneme sahip unsurların birleşiminden oluşan hizmet sektörü etkilendi. Özellikle de sağlık, gerek sunulan sağlık hizmetleri açısından gerekse de uygulanan politikalar açısından küreselleşme sürecinden çok fazla etkilendi. Küresel politikaların gölgesinde şekillenen sağlık, sağlık hizmetleri ve sağlık sistemi yaşanan dönüşümler, dayatılan küresel politika ve modeller sonucunda sunulan sağlık hizmetlerinden eşit şekilde yararlanmayı ve kapsayıcılığı önleyerek, risk altındaki grupları ve sosyo-ekonomik refah düzeyi düşük ülkeleri sürecin kaybedenleri haline getirdi. Aynı zamanda sağlık sisteminin yapısının sosyal devlet anlayışından uzak bir şekilde oluşturulmasına zemin hazırladı. Pandemiler çok geniş bir alanda, çok sayıda insanı etkileyen ve ölüm oranlarının çok yüksek olduğu küresel salgınlardır. Pandemilerin meydana gelmelerinde başlıca sebepler; insanların yerleşik hayata geçmeleri sonucu temiz su bulma, kanalizasyon ve atık sistemlerinde yaşanan sorunlar ile çarpık kentleşmedir. Ayrıca insanların karşılıklı etkileşime girmelerinin oluşturduğu sonuçlar da pandemilerin oluşmasına zemin hazırlayan önemli sorunlar arasındadır. Tarih boyunca yaşanan pandemilerde, bazı toplumların kaynaklarının tamamen sömürüldüğü, bazı toplumların tarihin tozlu sayfalarına gömüldüğü ve bazı yönetim biçimlerinin tamamen değiştiği görülmektedir. Ancak Sanayi Devrimi'yle birlikte özellikle iletişim ve ulaşım alanında yaşanan yenilikler, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişle yaşanan çarpık kentleşme, fabrikalaşma ve doğal yaşam alanlarının tahribi gibi önemli sebepler küreselleşme sürecine zemin hazırladı. Bunun sonucunda pandemilerin yapılarında radikal dönüşümler yaşanmaya başladı. Böylece küreselleşme eğilim ve baskılarından dolayı maruz kaldığımız risklerin yapısı değişti ve riskler günlük yaşantımızın bir parçası haline geldi. Günümüzde meydana gelen pandemiler, sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel, siyasi ve politik birçok dönüşüme kapı açmaktadır. Bu dönüşümlerin başında ilk olarak ekonomi eksenli değişimler gelmektedir. Küresel ağlardan dolayı ülkelerin birbirine entegre şeklindeki ekonomi politikalarının üretimde daralmalara yol açması, küresel eğilimlerden kaynaklanan ekonomik baskılar ile küresel ekonomi politikalarının kâr elde etmeye endeksli yapısının vatandaşların hem alım güçlerinde sorunlar yaşamalarına hem de iş ve gelir kayıpları yaşamalarına neden olmaları gibi önemli sorunları içeren sosyo-ekonomik dönüşümlerdir. İkinci önemli dönüşüm, ulus devlet anlayışında meydana gelen değişimlerdir. Pandemilerle mücadelede ilk akla gelen çözüm önerilerinin ulus devletlerin atacağı adımlar ve uygulayacağı politikalar olması, küreselleşme yarışında aktör rolüne bürünen devletlerin içe dönük politikalar benimseyerek sadece kendi vatandaşlarını korumaya yönelik eylemlere odaklanmaları ve sınırlarını diğer ülkelere kapatmaları gibi uygulama ve politikalar kriz anlarında en biricik çözümün ulus devletlerin atacağı adımlar olduğu gerçeğini güçlendirmektedir. Nitekim Covid-19 küresel salgın sürecinde, küreselleşme yarışında önde olan ülkelerin en çok kaybeden ülkeler arasında yer almaları, kendilerinden beklenen küresel aktörlük performansını sergileyememeleri ve küresel eğilimlerin baskılarıyla oluşturulan sağlık politikalarının birçok ülkenin sağlık sisteminin çökmesine neden olması gibi sonuçlar ulus devlet söyleminin birey ve toplumların geleceği açısından önemli olduğunu kanıtlamaktadır. Üçüncü dönüşüm toplumda risk altındaki grupların dayatılan küresel politikalardan dolayı sürecin en çok kaybedenleri haline gelmeleri ve bu popülasyona küresel eğilimler aracılığıyla sömürülen sosyo–ekonomik refah düzeyi düşük ülkelerin dahil olmasıyla sorunun iyice içinden çıkılmaz bir hal almasıdır. Dördüncü dönüşüm, kaynakların eşit dağıtılmaması sonucu oluşan işsizliğin pandemi süreçlerinde hem üretimin aksamasına yol açması hem de karantina önlemlerinden dolayı işini kaybedenlerin oranlarında ciddi yükselişler yaşanmasının bireylerin yaşamını olumsuz etkilemesidir. Beşinci dönüşüm, küreselleşme eğilimlerinin tarım sektörünü olumsuz şekilde etkileyerek, tarımsal üretimde ciddi düşüşlerin yaşanmasına neden olması ve hormonlu yiyecek üretiminin aşırı boyutlarda artmasının insan sağlığına verdiği zararın bilinçli olarak göz ardı edilmesidir. Altıncı dönüşüm pandemi süreçlerinde uygulanan uzaktan eğitim sürecine, köy çocuklarının ve ekonomik refah düzeyi düşük yoksul ailelerin çocuklarının erişimlerinde sorunlar yaşamaları, sosyo – ekonomik refah düzeyi düşük grupların eğitim hakkından mahrum kalmasıdır. Yedinci dönşüm, Covid-19 pandemisiyle birlikte bireylerin ruh sağlıklarında ve sosyo-kültürel yaşam formlarında yaşanan değişimler, izole ve tamamen online bir yaşam tarzının benimsenmesiyle insanoğlunun kendine, doğaya ve çevreye olan yabancılaşmasının artması ve böylece modern yaşamın çıkmazlarının çok yüksek boyutlara ulaşarak insan yaşamını zorlaştırmasıdır. Tüm bu dönüşümler, küreselleşme eğilimlerinin insan ve ulus devlet mekanizmalarında oluşturduğu hasarın küresel salgınlarla zirve yaptığı ve ''ilerleme treni'' gerçeği yansıtmadığını göstermektedir. Covid-19 pandemi süreci, sağlık bağlamında ele alındığında, küresel oligopol ve aktörler tarafından dayatılan küresel sağlık politikalarının işlevsiz ve yetersiz kaldığı, bu politikalardan dolayı birçok ülkenin sağlık sisteminin tamamen çöktüğü, birçok insanın hayatını kaybettiği gerçeğini gösteren önemli bir süreçtir. Küresel sağlık politikalarının adalet, eşitlik, hakkaniyet ve kapsayıcılıktan uzak yapılarının ölüm oranları üzerinde ciddi etkiler oluşturduğu, özellikle risk altındaki gruplarda ve sosyo-ekonomik refah düzeyi düşük olan ülkelerde bu etkilerin ağır olumsuz sonuçlara yol açtığı göz ardı edilemeyecek önemli gerçekler arasındadır. Yaşanan bu süreç ulus devlet anlayışının öneminin yeniden sorgulanmasına yol açarak, sosyal devlet anlayışıyla uyumlu sağlık politikalarına ve sağlık sistemine olan ihtiyacı gözler önüne sermektedir. Ayrıca küresel sağlık politikalarının bir bütün halinde sunulan sağlık hizmetleri ve sağlık sistemine yıpratıcı etkiler yaptığı da görülmektedir. O yüzden sosyal devlet anlayışıyla uyumlu ücretsiz aşılama, ücretsiz sağlık hizmeti sunma, risk altındaki grupların sağlık haklarını gözetme, temiz su, hijyen ve kanalizasyon gibi sağlıklı kentleşme uygulamalarına önem verilmesi, doğal yaşam alanlarının ve ormanların koruma altına alınarak ekosistemin dengesinin korunmasına yardımcı adımlar atılması gibi çözümleri içeren "salgınla mücadele" politikalarına ihtiyaç olduğu görülmektedir. Bu konuda oluşturulabilecek bilimin öncülüğündeki ulusal, sosyal devlet anlayışıyla uyumlu, multidisipliner, kapsayıcı, adil, eşit, işlevsel ve etkin politikalara ihtiyacın acil olduğu ve uygulanan sağlık politikalarının küresel eğilim ve baskılardan arındırılması gerektiği düşüncesini desteklemektedir.
Ulusal sağlık sistemleri ve 1980 sonrasında Türkiye'de sağlıkta dönüşüm politikalarının incelenmesi ve değerlendirilmesi
Sağlık hizmetinin özellikli bir kamusal hizmet olduğunun ortaya konması ve dünyada uygulanmakta olan sağlık sistemi modelleri ve finansmanları incelenerek bu bağlamda Türkiye'de sağlık politikasına yönelik belirlenen sorunlara çözümler getirilmesi çalışmamızın temel amacını oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusuda, sağlık hizmetinin özellikleri, sağlık hakkı gibi kavramlar incelenerek, çeşitli sağlık sistemleri değerlendirimiştir.Sağlıklı bir nesile sahip olmak toplumların varlıklarını sürdürebilmelerinin en önemli anahtarıdır. Günümüzde beşeri sermayesi yüksek olan toplumların ekonomik alanda daha başarılı oldukları bir gerçektir. Gelişmiş ülkeler sağladıkları ekonomik başarıda beşeri sermayenin önemini kavradıkça beşeri sermayeyi barındıran insanın sağlığına her geçen gün daha fazla önem vermeye başlamışlarıdır.Gelişmiş ülkeler koruyucu sağlık hizmetleri için daha çok sağlık harcama gerçekleştirirken Türkiye'de ise sağlık harcamalarının büyük bir kısmı ayakta sağlık hizmetleri ve tıbbi malzemeler için yapılmaktadır. Bu durum sağlık harcamalarının ve sağlık sistemlerinin etkinliği konusunda şüpheleri beraberinde getirmektedir.Türkiye göz önüne alındığında da dünyadaki sağlık sistemi modelleri incelenerek Türkiye'deki sağlık sisteminin gerek mevzuat gerekse uygulama yönünden yapılanmasının tamamlanması ve eksikliklerin belirlenerek giderilmesi önemlidir.Çalışmamız, konu itibariyle sağlık hizmeti ve finansmanında ülkelerin gelişmişlik düzeyleri, ekonomik gelişmelerin ve piyasa yapısının ülkeye özgü faklılıklar göstermesi ve ülkelerin farklı kültürel özellikleri sonucu sağlık hizmetinin önemini algılayışları ve sağlık hizmetinin geliştirilmesi için onu özellikli bir kamusal mal olarak önemli görüp görmemeleri şeklindeki değişkenler açısından çeşitli kısıtlamalara sahiptir.Çalışmamızda, sağlık sistemleri, dünyada uygulanmakta olan sağlık sistemi modelleri ve finansmanları, Türkiye'de mevcut sağlık sistemi, sorunları ve Türkiye'de sağlık politikalarındaki dönüşüm çerçevesinde nasıl bir sağlık finansman sistemi olması gerekliliği ve buna yönelik çözüm önerileri incelenmiş ve değerlendirilmiştir.
Türkiye'de sağlık teşkilatının geliştirilmesi çalışmaları (1923-1938)
Türkiye?de sağlık hizmetlerini modernleştirme çabaları Cumhuriyet döneminin daha öncesine uzanmaktadır. 19. yüzyılda Osmanlı Devleti sağlık alanında insanların ihtiyaçlarını karşılayan bir takım çabalar içerisine girilmiştir. Bu amaçla 1871 tarihinde İdare-i Umumiye-i Tıbbiye Nizamnamesini yayınlamıştır. Böylece halka hizmet amacı güden örgütlerin kuruluşu sağlanmıştır. Memleket Tabipleri adlı bir kadro oluşturan ve ülkenin gerekli yerlerine hekim gönderme hakkına sahip olan devlet, bunun yanı sıra Tabip Muavini makamı oluşturularak memleket tabiplerinin yanına birer yardımcı almaları yolunu açmıştır. Bu düzenleme 1912 tarihinde Vilayet-i İdare-i Sıhhiye Nizamnamesinin yayımlanması ile değişmiştir. Buna göre memleket tabibi kaldırılmış yerine Hükümet Tabibi adıyla yeni bir birim oluşturulmuştur. Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında sağlık alanında en büyük sorun bulaşıcı hastalık ve salgınların durdurulması olmuştur. Bu yıllarda savaşların neden olduğu sosyal ve ekonomik yıpranma her sorun gibi sağlık sorununu da güçleştirmiştir. Sağlıklı insan gücü yetersizliği de ayrı bir sorun oluşturmuştur. 1927 yılında 555 hekim, 139 hemşire ve 347 ebeye sahip olmuştur. Hükümetler hekimlik hizmetlerini özellikle salgın hastalıklarla savaş için kurdukları örgütleri genel bütçeyle ihtiyaçlarını karşılamıştır. Hükümet tabiplerinin temel görevi tifo, tifüs, çiçek, trahom ve frengi ile savaş olmuştur. Ankara?da Hıfzıssıhha Enstitüsü kurularak laboratuarlarda aşı ve serum üretilmeye başlanmıştır. Yine bu dönemde hastane hizmetleri yerel yönetimlere bırakılmıştır. Bakanlık sadece örnek olsun diye 5 tane Numune Hastanesi kurmuştur. Bu dönemde birinci basamak sağlık hizmetlerinde çok ileriye gidilememiştir. Fakat genellikle sağlık alanında çok şeyler yapılmıştır. Hekim açığını kapatmak için Leyli Tıp Talebe Yurtları açılmıştır. Buradaki tıp öğrencilerine zorunlu hizmet görevi verilmiştir. Ebe, hemşire gibi personelin yetiştirilmesine de büyük önem verilmiştir. Sağlık personelinin maaş ve ücret durumunda da iyileştirmelere gidilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sağlık, Türkiye Cumhuriyeti, Sağlık Hizmetleri, Kamu Sağlığı Hizmetleri, Atatürk Dönemi Sağlık Hizmetleri.
Sosyal güvenlik sisteminde ilaç geri ödeme politikalarının ilaç harcamalarına etkisi
Sosyal Güvenlik Sisteminde İlaç Geri Ödeme Politikalarının İlaç Harcamalarına Etkisi. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hastane İşletmeciliği Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2009. Geri ödeme, en genel anlamıyla tıbbi ürün veya sağlık hizmet bedelinin tamamının veya belirli oranının kişiye/hastaya veya hizmeti/ürünü sunan kuruluşa sigorta kurumu tarafından ödenmesidir. İlaç sanayinin büyümesi, ilaç pazarında sürekli artan rekabet, sosyal güvenlik kurumlarının yaşadığı darboğazlar, ulusal ve uluslar arası ilaç politikaları, sağlık-ilaç harcamaları, jenerik ilaç uygulamaları, paralel ticaretteki faaliyetler ilaçların fiyatlandırılmasını ve geri ödemeye ilişkin politikaları önemli kılmıştır. Türkiye' de sağlık harcamalarının artışına paralel olarak ilaç harcamaları da artış eğilimi göstermektedir. Bu durum, son yıllarda ilaç harcamalarını kontrol altına almak amacıyla, kısıtlı bir bütçeye sahip olan ülkemizde tasarruf tedbirlerinin alınmasına yol açmıştır. Sosyal güvenlik reformu çerçevesinde 2004 yılından itibaren bir dizi geri ödeme politikaları uygulanmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı; Türkiye'de ilaç geri ödeme politikalarını gözden geçirmek; ilaçlara erişim, ilacın bireylere ve kamu ödeyicilerine maliyeti ve ilaç politikaları bağlamında diğer ülkelerle kıyaslama yapmak, sorunları ve dikkat edilmesi gereken hususları belirlemek ayrıca sosyal güvenlik kurumlarının sağlık harcamaları içerisinde önemli bir paya sahip olan ilaç harcamalarının eğilimini inceleyerek, uygulanan ilaç geri ödeme politikalarının ilaç harcamaları üzerindeki etkisini analiz etmektir. Uygulanan teknikle temel problem alanları belirlenmiş ve çözüm yolları üretilmeye çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Geri Ödeme, İlaç Geri Ödeme Politikası, İlaç Harcamaları
Atatürk Dönemi sağlık politikaları (1923-1938)
Sağlık ilk çağlardan günümüze kadar medeniyetlerin, milletlerin ve bütün insanlığın olmazsa olmaz yaşam değerleri arasında yer almıştır. Dünyanın hemen her bölgesinde İnsanın sağlıklı yaşaması sağlam bireylerin, ailelerin, toplumların, milletlerin ve medeniyetlerin sağlıklı yetişebilmesi için tıp ilmine ve sağlık araştırmalarına ihtiyaç duyulmuş ve bu doğrultuda ilk insandan günümüze kadar bilimsel incelemeler süregelmiştir.Tarih boyunca tıbbi araştırma ve uygulamaların merkezi hep doğu medeniyetleri olmuş. M.Ö 3500'lerde Mısır'da başlayıp daha sonra Mezepotamya'ya ve oradan da Anadolu ve Orta Asya'ya ulaşmış bozkırları aşarak Uzakdoğu Asya'ya ve sonraki yüzyıllarda ise tüm dünyaya yayılmıştır.Türkler'de sağlık araştırmaları Selçuklular döneminde en yüksek seviyeye ulaşmış daha sonra Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Devleti dönemlerinde çağın şartlarına göre gelişmiş Osmanlı Devleti'nin duraklaması ve gerilemesi ile sağlık çalışmaları çağı tam manasıyla takip edememiş ve Avrupa'nın gerisinde kalmıştır.1923'te Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte sağlık çalışmaları ve tıbbi araştırmalar Mustafa Kemal'in önderliğinde ve onun direktifleri doğrultusunda hız kazanmış ayrıca dönemin Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam başkanlığında Hıfzıssıhha Enstitüsü kurulmuş, Türk Kızılay Cemiyeti çağdaş değerlerle yeniden kurulmuştur. Çağın mevcut ihtiyaçları doğrultusunda Doktor ve hastabakıcı yetiştirilmeye başlanmış, yataklı tedavi hizmetleri yurt genelinde kurulmuş ve bu dönemde çeşitli hastalıklarla mücadele edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Refik Saydam, Hıfzıssıhha, sağlık, hastaneler, Kızılay?
Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye'nin sağlık sistemleri ve sağlık göstergelerinin karşılaştırmalı analizi
Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği süreci, 1959 yılında Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğu'na ortaklık baĢvurusu yapması ve 1963 yılında ortaklık anlaĢması imzalamasıyla baĢlayan; akabinde 1987 yılında tam üyeliğe baĢvurması ile devam eden ve en nihayetinde 1996 yılında Gümrük Birliğine dahil olunması ve 2005 yılında tam üyelik müzakerelerine baĢlanması ile ivme kazanan bir süreçtir. Görüldüğü üzere Türkiye - AB iliĢkileri hâlihazırda AB üyesi olan pek çok ülkeden daha eskilere uzanmaktadır. Ancak buna rağmen Türkiye‟nin muasır medeniyetler seviyesine ulaĢma hedefi yolunda AB üyeliğine bir mihenk taĢı olarak anlam yüklemesi nedeni ile Türkiye ile AB arasındaki uzatmalı niĢanlılık durumu devam etmektedir. 2004 yılından itibaren Çek Cumhuriyeti, Estonya, Letonya, Litvanya, Macaristan, Malta, Polonya, Slovakya, Slovenya, Bulgaristan, Romanya, Hırvatistan ve özellikle Kıbrıs Rum Kesimi gibi ülkelerin Avrupa Birliği üyeliğine alınmaları, Türk hükümeti ve Türk kamuoyunda uzun zamandır var olan, Avrupa Birliği‟nin çifte standart uyguladığına iliĢkin zanlarını derinleĢtirmiĢtir. Günümüzde AB ülkeleri ve ülkemizin de dahil olduğu tüm demokratik devletlerin nihai hedefi sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleĢtirerek, vatandaĢlarına daha kaliteli yaĢam sunmak ve refah düzeyi yüksek bir toplumu inĢa etmektir. Bu ise ancak beĢeri sermayeye yatırım yapmak ile mümkündür. Ġnsan unsuruna yatırımın yolu ise eğitim hizmetlerinin yanı sıra; kaliteli, ulaĢılabilir, kapsayıcı ve yeterli düzeyde sağlık hizmetlerinden geçer. Kalkınma yalnızca iktisadi bir kavram değildir. Kalkınma ekonomik büyümeye ek olarak (kiĢi baĢına düĢen milli gelirdeki artıĢ yanında), bir ülkede iktisadi, sosyal, kültürel ve siyasal yapının da geliĢmesini içerir. Bu bağlamda; anne ölüm oranı, bebek ölüm oranı, doğumda beklenen yaĢam süresi gibi sağlık göstergeleri ülkelerin kalkınmıĢlık düzeyini belirleyen en birincil kriterler olarak kabul edilmektedirler. Türkiye‟nin Avrupa Birliği adaylığı süresince, Türkiye ile Avrupa Birliği ülkelerinin sağlık sistemlerinin ve sağlık sektörlerinin ele alındığı yeterince akademik çalıĢma olduğu söylenemez. Bu boĢluğu doldurmak amacıyla hazırlanan bu çalıĢmada; Türkiye ve Avrupa Birliği ülkelerinin sağlık sistemleri ele alınmıĢ ve ülkelerin doğumda iii beklenen yaĢam süresi, bebek ölüm oranı, hasta bakım kalitesi gibi temel sağlık göstergelerinin yanı sıra, sağlık sektörlerinin fiziki sermaye birikimleri ve sağlık harcamaları gibi sağlık ekonomisine iliĢkin göstergeleri karĢılaĢtırmalı bir Ģekilde analiz edilmiĢtir. Anahtar kelimeler: Sağlık, Sağlık Hizmetleri, Sağlık Ekonomisi, Türkiye, Avrupa Birliği, Temel Sağlık Göstergeleri.
Atatürk Dönemi Cumhuriyet hükümetlerinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu politikaları (1923-1938)
367 ÖZET Osmanlı Devleti'nin yıkılmasıyla kurulan yeni Türk Devleti 1939 yılına kadar 10 farklı hükümet tarafından idare edilmiştir. Atatürk Dönemini kapsayan bu Cumhuriyet hükümetleri iç ve dış politikalarını Türkiye Büyük Millet Meclisinde okudukları programlarına göre düzenlemişlerdir. Programlar ülkenin genel meselelerini ilgilendirmekle birlikte Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya ait faaliyetleri de kapsamıştır. Ancak hükümetlerin yazılı politikaları Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren çıkan iç ve dış kaynaklı ayaklanmalar sebebiyle istenildiği gibi uygulanamamıştır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri'nin tarihi geçmişinin ve coğrafi öneminin farkında olan hükümetler bölgede öncelikli olarak asayiş ve güvenlik sorunlarını önlemeye çalışmıştır. Güvenlik çerçevesinde ise sosyal, ekonomik, idari, bayındırlık ve eğitim vb. ile ilgili politikalar uygulamaya konmuştur. Böylece bölgenin geri kalmışlık durumu için yapılan tespitlere göre bir nevi ıslahat projeleri uygulanmak istenmiştir. Hükümetler bölgede döneme özgü politikalar ürettiği gibi, yakın tarihimizin ve günümüzün devam ettirdiği ilk sayılabilecek çalışmaları da başlatmıştır. Atatürk'ün de etkisini gördüğümüz bu politikalar, 1938 yılı sonlarına gelindiğinde bazı meseleleri halletmekle birlikte, birçok sorunun kökünden çözümünü gerçekleştirememiştir.
Türkiye'de sağlık hizmetlerinin yapılanmasında özel hastahanelerin hukuki açıdan yeri ve gerekliliği
Türkiye'de sağlık hizmetlerinin yapılanmasında özel hastahanelerin hukuki açıdan yeri ve gerekliliği* Türkiye'deki mevcut sağlık hizmetlerinin yapılanması içerisinde özel hastahanelerin hukuki dayanakları vardır. Söz konusu hukuki dayanaklar oldukça eskilere uzanmaktadır. Başta T.C. Anayasası olmak üzere, diğer çok sayıdaki yasalarda hususi hastahanelerin kurulması ve çalışması ile ilgili değişik kurallar bulunmaktadır. Bu nedenle Türk Hukuk Sisteminde ve sağlık hizmetlerinin yapılanmasında özel hastahanelerin varlığı kamu hastahanelerinin varlığı kadar yasal ve meşrudur. Türk Hukuk Sisteminde ve sağlık hizmetlerinin yapılanmasında yasal ve meşru olan özel hastahaneler; aynı zamanda yönetim, verimlilik ve ekonomik nedenlerle de gereklidir. Ayrıca, sağlık hizmetlerinde rekabet ortamı oluşturulmalıdır. Türkiye'de sunulan kamu sağlık hizmeti verimsiz ve yetersizdir. Gerek vatandaşları gerekse sağlık personelini memnun etmemektedir. Nüfus artışı ve bürokrasi sağlık hizmetlerini olumsuz yönden etkilemiştir. Devletin kamu sağlık hizmetleri için ayırdığı kamu kaynakları kıt ve yetersizdir. Devletin sunduğu kamu hizmeti alanı çok geniş olmakla birlikte sahip olduğu ekonomik kaynak azdır. Vatandaşların kamu sağlık hizmetleriyle ilgili yakınmaları ve şikayetleri sürekli gündeme gelmektedir ve medyada sık sık yer almaktadır. Türkiye'deki sağlık hizmetlerinin sorunlarının çözümü için özel sağlık kuruluşlarının ve özel hastahanelerin devlet tarafından teşvik edilmesi ve yaygınlaştırılması teklif edilmektedir. Özel hastahaneler özel sektörün pozitif katkılarıyla, rekabet ortamında, yüksek tıp teknolojisi kullanarak, hasta memnuniyetini sağlayarak, kaliteli, verimli ve düşük maliyetli sağlık hizmeti sunumuyla hem devletin sağlık alanında en büyük yardımcısı olacak; hem de vatandaşın sağlıklı yaşamasına katkıda bulunacaktır. Bu nedenle, devlet özel hastahanelerin yaygınlaştırılmasını teşvik edici politikalar üretmeli ve gerekli yasal düzenlemeleri yapmalıdır, özel hastahanelere olumsuz önyargı ile yaklaşılmamalıdır.
Demokrat Parti Dönemi sağlık politikaları
XX. yüzyıl, modern devlet anlayışının dünyada kabul görüp gelişmesine şahit olurken Türkiye bu sürecin takibinde, kısa bir zaman aralığına sahip olmuştur. Cumhuriyet Türkiye'si, sosyal devlete, yüzyılın başında henüz ulaşmışken dünyanın modern devletleri, "Refah Toplumu" söylemi ile sosyal politikalarının rotasını belirlemekteydiler. "Refah Toplumu" olmanın parametresi kuşkusuz sağlıktır. Sağlık, İnsan Hakları Beyannamesinde tanım bulmuş, insanların kolayca ulaşabilmesi gereken temel haklarındandır. Devletlerin, yurttaşlarına eşit sağlık hizmeti sunması ise görevleri içinde en önemli yere sahip olanıdır. Bu bağlamda sağlık bir devlet politikası olarak enstrümanları çalanlar değiştiğinde, değişmeyen politikalarla sürdürülmelidir. Türkiye Cumhuriyeti, bu konuda devletin kurulduğu ilk günden itibaren izlediği politikalarda istikrar içindedir. Rejimi henüz belli olmayan, olağanüstü koşullar meclisinde ilk olarak sağlık teşkilatı kurulmuştur. Siyasi bir devrim sonucunda, Cumhuriyet rejimini benimseyen Türkiye'nin sağlıkta yürüttüğü politikalar sosyal devlet anlayışını pekiştiren yaklaşımlarla sürdürülmüştür. Demokratik bir Cumhuriyet olarak kurulan yeni Türkiye devletinde, demokrasinin olgunlaşma süreci zaman alsa da, Demokrat Parti ile başlayan çok partili parlamento ile demokrasi biçimsel olarak yerleşmiş ve devletin enstrümanları yeni bir elden ses vermeye başlamıştır. Demokratların, mecliste hükümet kurma görevini üstlenmeleri ile başlayan bu süreç kuruluş felsefesi olan "sosyal devlet" olgusu doğrultusunda gelişen politikalarla yürütülmüştür. Tek parti iktidarının Sağlık Bakanı Behçet Uz'un hazırladığı "Milli Sağlık Planı", çeşitli gerekçelerle aktif uygulanma şansı bulamamıştı. Demokratların hükümetinde ise, uygulama sahasına alınan, sağlık planı ile sağlık hizmetleri, milli bir dava olarak partiler üstü bir yaklaşımla sürdürülmüştür. Demokrat Parti Hükümetleri, dünyada sağlık hizmetlerinin, "Refah Toplumu" anlayışının içinde geliştiği dönemlere rastlamıştır. Soğuk Savaşın biçimlendirdiği dış politika Batı Dünyası ile entegre olma gerekliliğini kaçınılmaz kılmıştır ve Türkiye, kısa zamanda Uluslararası işbirliklerinin de desteği ile modern devletlerin "Refah Toplumu" ideasını yakalama politikaları içine girmiştir. Demokratların kesintisiz on yıllık iktidarları sürecinde Sağlık Politikaları bir devlet politikası olarak görülmüş, ufak tefek güncel politikalarda propaganda aracı olarak dile gelmiş olsa da devamlılık gösteren, sağlık yatırımları, devletin içine düştüğü ekonomik ve siyasi zor koşullara rağmen, herhangi bir geri adım veya kısıtlama olmadan sürdürülmüştür. Anahtar Kelimeler: Demokrat Parti, Sağlık Bakanlığı, sağlık, hastane, salgın hastalıklar.
COVID-19 pandemisi sürecinde sağlık işgücü politikası ve yönetimi
Pandemi hazırlığı, devletlerin doğru bilgi ve kapasiteleri geliştirerek bir pandemiyi gerçekleşmeden önce tahmin etme ve küresel bir halk sağlığı acil durumuna hazırlanma becerisini ifade etmektedir. Tehlikeleri ve tehditleri anlamak, risk öngörüsü ve değerlendirmesi için kapasite oluşturmak ülkelerin önleme politikalarını ve risk azaltma programlarını daha iyi hedeflemelerine olanak tanır. Bu nedenle pandemi öncesi sağlık işgücü politikalarının belirlenmesi ve risk yönetimi prosedürleri oluşturarak pandemi hazırlığını sağlamak önemlidir. Bu çalışmada DSÖ ve ILO tarafından önerilen Covid-19 pandemisi sürecinde sağlık işgücü politikası ve yönetimi müdahalelerini ortaya koymayı, Covid-19 hazırlılığı örgütsel güveni ile iş tatmini arasındaki etkiyi değerlendirmeyi ve gelecekte meydana gelebilecek pandemiler için daha hızlı ve etkili müdahale yöntemleri geliştirmek için kaynak oluşturmak amaçlanmıştır. Yapılan analizler sonucunda iş tatmininin Covid-19 hazırlılığına güven ile pozitif yönlü olduğu ve çalıştığı kuruma ve çalışanlara güven duyanların iş tatmininin olumlu yönde arttığı görülmüştür.