Selçuklular Dönemi

Bu konu başlığı altında 131 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Selcuklular Döneminde eş'ârîlik

Ebu'l-Hasan el-Eş'ârî tarafından temelleri atılan Eş'ârîlik mezhebi, Mâtürîdîlik mezhebi ile birlikte Ehl-i Sünnet çatısı altında yer alan i'tikâdî fırkalardan bir tanesidir. Gelişimi ve sistemleşmesinde İbn Fûrek, İsferâyinî, Bâkıllânî, Abdulkahir el-Bağdâdî, Cüveynî gibi âlimler büyük rol oynamışlardır. Özellikle Selçuklular Devletine gelinceye değin sistemleşmesini büyük ölçüde tamamlayan Eş'ârîlik mezhebi, Selçuklular döneminde hem yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmış hem de altın çağlarını yaşamışlardır. İslâm Dininin koruyuculuğunu üstlenen Selçuklular Devletinde Sultan Tuğrul Bey döneminde Vezir Kündürî'nin etkileriyle Eş'ârî âlimlere yönelik mihne olayları gerçekleştirilmiştir. Bu mihne olaylarında Ebu'l-Hasan el-Eş'ârî ve onun yolunu takip eden âlimlere minberlerden lanet okutulmuştur. Sultan Tuğrul Bey'in vefat etmesiyle birlikte Alparslan'ın sultan, Nizâmü'l-Mülk'ün vezir olmasıyla Eş'ârîlere uygulanan bu mihne sona ermiştir. Öyle ki baskı ve zulümlerle memleketlerinden göç etmek zorunda bırakılan Eşârî âlimler Nizâmü'l-Mülk'ün vezirliğe getirilmesiyle birlikte tekrardan memleketlerine geri dönmüşlerdir. Aynı zamanda bu dönemde Nizâmü'l-Mülk tarafından Eş'ârî âlimler için Nizâmiye adı verilen medreseler inşâ edilmiştir. Nizâmiye medreselerine Eş'ârî olmayan âlimlerin müderris olarak atanmaması Eş'ârîlik mezhebinin gün geçtikçe güçlenmesini sağlamıştır. Bu açıdan Eş'ârîlik Mezhebi, bu dönemde altın çağını yaşamıştır. Nizâmü'l-Mülk sonrası dönemde ise artık sultanların mezhepsel faaliyetlerle ilgilenmesiyle birlikte Eş'ârîlik Mezhebinin yerini yavaş yavaş, sistemleşmesini tamamlayan Mâtürîdîlik Mezhebi almıştır. Eş'ârîlik mezhebi tarih içerisinde varlığını hep korumuşsa da Selçuklular Dönemindeki ivmeyi hiçbir zaman yakalayamamışlardır.

Amidulmülk e-KündüriEş`ariMezhepler+5
Nurullah Uğur
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Selçuklularda düğün gelenekleri

Tarihin başlangıcından bugüne, toplumu oluşturan en küçük kurum kabul edilen "aile" müessesesine bir kutsiyet atfedilmektedir. Aileye yüklenen kutsi misyon, bu müessesenin oluşturulması sırasında bir takım usullerin, kutlamaların, merasimlerin ve ritüellerin uygulanmasını sağlamaktadır. "Düğün gelenekleri" şeklinde ifade edilen bu uygulamalar, bütün toplumlar tarafından büyük bir titizlik ve ihtimamla yerine getirilmektedir. Büyük Selçuklularda hanedan üyelerinin yapmış olduğu evliliklerde ve Türkiye Selçuklularında hem hanedan hem de toplumda gerçekleşmiş evliliklerde aracı, nişan, nikâh, çeyiz, saçı, gelin alayı, düğün, yüz görümlüğü, gerdek adı altında, her biri ayrı özen ve titizlikle uygulanan düğün gelenekleri, eski Türk düğün geleneklerinin devamı niteliğinde görülmektedir. Sıralanan bu geleneklerle birlikte, İslamiyet'in benimsenmesinin akabinde İslam hukukunda yer alan "mehir" usulü de Selçuklular tarafından büyük bir hassasiyetle uygulanmaktadır. Değişen dini inançla birlikte, zaman içinde değişen coğrafyaya ve yaşam biçimine rağmen bu usullerin, Büyük Selçuklular ve Türkiye Selçukluları düğün gelenekleri içinde yerini koruyabilmesi ve hatta günümüze kadar ulaşmış olması, Türk toplumunun geleneklerine olan bağlılığına işaret etmektedir.

Anadolu SelçuklularıDüğünEvlilik+6
Serap Eroğlu
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye Selçukluları ve Beylikler döneminde Samsun

Orta Karadeniz ve Samsun, Türk akınları öncesi Bizans İmparatorluğu sınırları içerisinde bulunmaktadır. 1204 yılındaki IV. Haçlı seferi sonrasında İstanbul'un Latinler tarafından istila edilmesi ve bir Latin Devletinin kurulması ile Anadolu'daki Bizans topraklarında çeşitli devletler kuruldu. Karadeniz bölgesinde Trabzon Rum Devletinin kurulması ile Samsun'da bu devletin sınırları içerisinde kaldı. Malazgirt Savaşı sonrasında Anadolu'nun Türk yurdu haline gelmesi sürecinde, Türk akınları Orta Karadeniz ve Samsun şehri sınırlarına kadar ulaştı. İlk kez Rükneddin Süleyman Şah zamanında 1194 yılında fethedilen Samsun 10 yıl Selçuklu hakimiyetinden kaldıktan sonra 1204 yılında kaybedildi. İkinci defa 1214 yılında fethedilen şehir bir daha kaybedilmedi. Şehirde Türk hakimiyeti olsa da Hristiyanların yaşadığı bir Gavur Samsun denilen mıntıka bulunmakta idi. Ceneviz ticaret kolonisinin XIII. yüzyılın sonlarında kurulması ile belirgin bir ikili yapı oluştu. Cenevizlerin Kefe kolonisinin ticaret kayıtlarından Simisso adı ile geçen Samsun hakkında bilgilere ulaşıyoruz. Samsun'da kente özgü bir para basıldığını ve ticaret kayıtlarından bu paranın diğerleri ile kur farkını öğreniyoruz. Ceneviz Samsun'unda; Ceneviz konsolosu, Latin kilisesi, Darülaceze ve Hristiyan mezarlığı olduğunu öğreniyoruz. Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılması sonrasında Samsun'da başta Taceddinoğulları olmak üzere Kubadoğulları ve Taşanoğullarının faaliyetlerini görüyoruz. Limnia'nın (Çarşamba) Trabzon Rum Devleti içindeki taht mücadelesindeki önemini tespit ediyoruz. Osmanlı Padişahı Çelebi Mehmed döneminde Gavur Samsun ve Müslüman Samsun sırası ile Osmanlı hakimiyetine geçiyor. Böylece Samsun'daki ikili yapı yok olarak şehrin tamamı bir daha elden çıkmamak üzere Türk hakimiyetine geçiyor.

Anadolu SelçuklularıBeylikler DönemiCeneviz+5
Adem Eyili
Samsun Üniversity · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Feodal üretim tarzı kavramı bağlamında Selçuklu hukukunu yeniden düşünmek

Selçuklu devlet örgütlenmesi ve hukukunun analizine yönelmiş bu çalışma, hukuk ve devletin toplumsal ilişkilerin özgün formları olarak incelenebileceği anlayışından hareket etmektedir. Selçuklu devletlerinin kurulmalarıyla yaşanan dönüşümler, göçebe üretim tarzına sahip Oğuzların yerleşik İran ve İslam toplumlarıyla etkileşimine sahne olarak toplumsal ve ekonomik yapıda büyük kırılmalara sebebiyet vermiştir. Bu süreçte Selçuklu devletlerinin askeri, yönetsel ve ekonomik örgütlenmesinin dayanağını oluşturan iktâ kurumu, toplumsal yapılarla karşılıklı etkileşim içerisinde bulunmuştur. İktâ sistemi, Selçuklu devlet örgütlenmesinin feodal üretim ilişkileri bağlamında teşekkülünün düğüm noktasını oluşturmuştur. Bu bağlamda çalışmada iktâ sistemi incelenerek Selçuklu devlet ve hukuk sistemlerinin dayanağı olan toplumsal ilişkiler ele alınmış, böylelikle sosyo-ekonomik ilişkilerin devlet yapısı ve hukuk düzeni üzerine etkileri irdelenmiştir. Bir başka deyişle Osmanlı devletinin de mirasçısı olacağı Türk feodal sisteminin kuruluş sürecine yoğunlaşan bu çalışma, üretim tarzlarının feodal üretim tarzı egemenliğinde eklemlenmesine iktâ kurumu üzerinden odaklanmayı amaçlamıştır. Birinci bölümde üretim tarzı kavramı, Avrupa-merkezci yaklaşımlar, Asya tipi üretim tarzı kavramı ve feodal üretim tarzı kavramı ele alınmıştır. İkinci bölüm, Büyük Selçuklu devletini kurmuş olan Oğuzların, devletin kuruluşu öncesi toplumsal formasyonun incelenmesi ile başlamıştır. Büyük Selçuklu devletinin toprak üzerinde örgütlenme biçiminin tarihsel sebeplerinin tartışıldığı bu bölümde, miri toprak rejimi ve iktâ sistemi üzerinde ayrıntılı olarak durulmuştur. Üçüncü bölümde, Anadolu Selçuklu devletinin toprak ve hukuk sistemi analiz edilmiş, sonuç olarak iktâ sistemi dolayımıyla hukukun feodal üretim ilişkileriyle karşılıklı etkileşimi ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Feodal yapıHukukMiri sistem+4
Kaan İba
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sivas'taki Danişmentli, Selçuklu, İlhanlı ve Eratnalılar dönemi yapılarında yazı

Eski çağlardan beri yazı, duygunun düşüncenin ve bilginin aktarım aracı olarak, kullanılmıştır. Zaman içerisinde Arapça harfler değişik şekilde yazılarak, estetik bir görünüm kazandırılmıştır. Bu coğrafyada binlerce yıllık geçmişe sahip olan Türkler ve Göktürkler, Arap alfabesini her yerde kullanmış, harflerin farklı dizilimi ile çoğu çeşitli mesajlar ileten süsleme panoları oluşturmuşlardır. Anadolu Selçuklu döneminde Arap alfabesinin biçimsel özelliklerine uygun olarak yapım, onarım ve sanatçı kitabeleri ile yapıların işlevlerine göre programlanmış çeşitli ayet ve hadisler vb. yazılar kullanılmıştır. Bu çalışmada Sivas`taki Danişmentli, Anadolu Selçuklu, İlhanlı ve Eratnalılar döneminde inşa edilen yapılardaki yazı programı incelenmiştir. Yapılar arasında Sivas Ulu Camii (Danişmentli), Sivas I. İzzeddin Keykavus Darüşşifası (Anadolu Selçuklu), Sivas Gök/Sahip Ata Medresesi (İlhanlı), Sivas Buruciye Medresesi/Muzafereddin Burucirdi (İlhanlı), Sivas Çifte Minareli/Şemseddin Cüveyni Medresesi (İlhanlı) ve Sivas Güdük Minare/Şeyh Hasan Türbesi (Eratnalılar) sayılabilir. Sivas`taki anıtsal yapılarda çini kullanımı yoğundur. Sivas`taki yapılarda yaygın olarak sülüs ve kûfî yazı kullanımı görülür. Sülüs yazı daha çok yapıların kitabelerinde karşımıza çıkmaktadır. Kûfî ve Ma'kılî yazı yapıların dışı ya da içinde çini programı olan firuze sırlı ve sırsız tuğla kullanılan bölümlerde kullanılmıştır. Sırlı ve sırsız tuğla biçimsel özelliklerinden dolayı geometrik kurgulu/dikey hatlı kûfî ve Ma'kılî yazılar için uygun bir malzemedir. Örnek olarak Sivas Ulu Camii`nin çok cepheli minare kaidesi ve silindirik gövdesindeki yatay şeritlerde, Sivas I. İzzeddin Keykavus Türbesi`nin kuzey cephesindeki kapı ve pencerelerin alınlıkları ve üzerinde, Sivas Güdük Minare/Şeyh Hasan Türbesi`nin yüksek silindirik kasnağını kaplayan kufi yazıları verebiliriz. İncelediğimiz yapıların bazılarında sanatçı kitabeleri bulunmaktadır. I. İzzeddin Keykavus Darüşşifası`nda Marendi Ahmed ve Sivas Çifte Minareli/Şemseddin Cüveyni Medresesi`nde İranlı Kölük Bin Abdullah, Sivas Gök/Sahip Ata Medresesi`nde Konyalı Kaluyan El-Konevi adlı bir sanatçının adı okunmaktadır.

DanişmendlilerEratna BeyliğiSelçuklu mimarisi+7
Eman J.i. Zaghloul
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Selçuklu Çağı Anadolu mimarisinde malzeme ve teknik(Doğu ve Güneydoğu Anadolu)

Dünyadaki en eski yerleşimlerin başında gelen Anadolu'da 11. yüzyıla kadar çok sayıda kültür ve medeniyet yaşamıştır. Bu tarihten itibaren Türklerin Anadolu coğrafyasına yerleşmeleri Selçuklu fetihleriyle olmuştur. Selçuklu çağındaki ilk Türk Beylikleri çok sayıda mimari eserler inşa ederek Türk ve İslam medeniyetin gelişimine katkı sağlamışlardır. Başta cami olmak üzere mescid, medrese, türbe, kervansaray, hamam ve zaviye gibi birçok yapı türü inşa edilmiştir. Türklerin Anadolu'daki ilk yerleşim yerlerinden olan Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki eserler inşa edilirken farklı türde malzemelerin kullanıldığı görülmektedir. Kalker, andezit, bazalt, kumtaşı ve mermer yapıların inşa sürecinde tercih edilen taş türleridir. Bu taş türlerinin yapılarda kullanılmasının başlıca sebebi ham maddeye yani taş ocaklarına yakınlıktır. Bu taşlar yapılarda kesme taş, kabayonu taş ve moloz taş biçiminde kullanılmıştır. Eserlerde hem yapım hem de süsleme malzemesi olarak uygulanan tuğla, taştan sonra ikinci sırada tercih edilen bir inşa materyalidir. Tuğlada en çok sırsız tuğla uygulaması görülürken sonra kesme tuğla ve sırlı tuğla gelmektedir. Yapılarda statik amaçlı kullanılan ahşap daha çok hatıl olarak cephe ve duvarlarda görülmektedir. Genellikle tuğla yapılarda karşımıza çıkan alçı, süsleme malzemesidir. Taş ve tuğla yapılarda farklı inşa teknikleri ile uygulanmışlardır. Özellikle tuğlanın esnek olan yapısal karakteri farklı biçimlerde inşa tekniğinin meydana gelmesine olanak sağlamıştır. Farklı yapı türlerinde ve strüktürel elemanlarda kullanılan inşa malzemesinde bölgenin veya dönemin genel uygulamaları tekrarlandığı veya sıradanlığı bozan düzenlemelerin olduğu görülmektedir. Bu tercihlerde farklı sebeplerin veya etkilerin olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle dönemlerde kendi malzeme kullanım üslubuna sahip devletler olduğu gibi farklı denemeler tercih eden bânîler de bulunmaktadır. Türklerin hem Orta Asya'dan getirdikleri hem de Anadolu'da karşılaştıkları farklı ve çok sayıda taş, tuğla alçı ve çini süsleme teknikleri mevcuttur. Bunların yapılarda uygulanmasında, sahip olunan mimari hafıza, karşılaşılan kültür ve sosyo-ekonomik durumun etkili olduğu anlaşılmaktadır. Yapılarda uygulanan malzeme ve inşa tekniklerinde bânî (yaptıran), mimar ve usta (yapıcı) faktörlerinin de yön verdiği tespit edilmektedir. Özellikle bânînin siyasi olarak gücü ve mimarın kökeni malzeme kullanımında yönlendiricidir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki farklı toplumlara ait mimari geleneğin malzeme ve inşa tekniklerinde etkisi yadsınamaz bir gerçekliktir. Ayrıca Orta Asya, Kafkasya, Irak ve Suriye'deki inşa biçimlerinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki yapılarla benzeşim göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Selçuklu Çağı Mimarisi, İnşa Malzemesi, Yapım Teknikleri, Süsleme Biçimleri

Doğu Anadolu bölgesiGüneydoğu Anadolu bölgesiMimari özellikler+5
Resul Yelen
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Malatya Beşkonaklar Etnografya Müzesi'ndeki taş eserler

Malatya, eski çağlardan beri sahip olduğu coğrafi konumu nedeniyle pek çok uygarlığa ve kültüre ev sahipliği yapmış bir ilimizdir. Selçuklu ve Osmanlı Devleti döneminde stratejik bir öneme sahip olan Malatya bu dönemlerde önemli eserler vererek dönem hakkında önemli belge niteliğinde bilgiler bırakmıştır. "Malatya Etnografya Müzesindeki Taş Eserler" konulu çalışmamızda, Malatya Etnografya Müzesinde bulunan Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait taş eserler incelenmiş ve buradaki yapı kitabeleri, mezar taşı kitabeleri, yazıtlı ve yazıtsız mimari taş parçalar değerlendirmeye alınmıştır. Bu çalışmamızda, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait 10 adet mezar taşı, 11 adet yapı kitabesi, 4 adet yazıtlı mimari taş parça ve 4 adet yazıtsız taş parçaya yer verilmiştir. Yapı malzemesi olarak kalker türü kireç taşının ağırlık kazandığı, bunun yanı sıra düzgün kesme taş ve mermerin de kullanıldığı örneklere de rastlanılmıştır. Mezar tasları üzerinde cel-i sülüs yazı türü tespit edilmiştir. Süsleme olarak ise yazı, bitkisel, geometrik ve nesnel karakterli motiflere yer verilmiştir. Etnografya Müzesi'ndeki Selçuklu ve Osmanlı Dönemine ait eserler; ölçüleri, orijinal metinlerin yazılışları, transkripsiyonları, anlamları, dili, yazı türleri, formu, malzeme ve teknikleri hakkında bilgilendirmenin yanı sıra, süsleme programları ve üslup özellikleri bakımından da değerlendirilmiştir. Böylece incelediğimiz taş eserler amacına uygun şekilde en yalın haliyle incelenip bir tez konusu haline getirilerek son halini almıştır.

Arkeolojik eserlerEtnografyaMalatya+5
Serkan Başdinç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Selçuklu-Gazneli ilişkileri (1025-1157)

Güneşin doğduğu yer anlamına gelen Horasan, bölge olarak asırlarca birbirinden farklı etnik yapı, inanç ve kültürü içinde barındırmış, kıymetli ve geniş bir medeniyet alanıdır. Tarihi eski olan Horasan, stratejik ve jeopolitik bir öneme de sahiptir. İran'ı doğudan Asya'ya, kuzeyden Rusya'ya, güneydoğudan ise Hindistan'a bağlar. Selçukluların (1038-1157) tarih sahnesine giriş yaptıkları ve devletleştikleri alan olan Horasan, Gaznelilerin (963-1186) hâkimiyet alanı idi. Selçukluların yurt arayışları onları Horasan'da Gazneliler ile karşı karşıya getirmiş, bunun neticesinde ise uzun uğraş ve mücadeleler sonucunda Selçuklu Devleti kurulmuştur (1038). Selçuklu-Gazneli savaşları, Horasan'ı uzun yıllar meşgul etmiştir. Selçuklular, devletleşme sürecinde Gaznelilere karşı büyük mücadeleler vermişlerdir. Ulyâ-Âbâd (430/1039) ve Talhâb (430/1039) savaşlarında Gazneliler Selçuklulara karşı zafer elde ettiler. Nesâ (426/1035), Serahs (429/1038) ve Dandanakan Savaşı'nda (431/1040) ise galip gelen Selçuklular oldu. Selçukluların yurt arayışları ve akabinde devletleşme istekleriyle, Gaznelilerin var olan güç ve etkinliklerini koruma çabaları, mücadelelere neden olmuş, süreç Selçukluların lehine sonuçlanmıştır. Selçuklular, Gazneliler karşısında önce muhtaç durumda iken, ardından denk sonra da üstün duruma geçmişlerdir. Hatta Gazneliler bir dönem Selçukluların vasalı durumuna dahi düşmüşlerdir. Bu çalışmada, Horasan bölgesinin coğrafî yapısı, konumu, stratejik ve jeopolitik önemi, tarihteki durumu ele alınarak irdelenmeye gayret edildi. Ayrıca başlangıcından itibaren Selçuklular ile Gaznelilerin münasebetleri, Selçukluların devletleşme öncesi ve sonrası dâhil olmak üzere son dönemlerine kadar ele alınarak, sonuçları ortaya konulmaya çalışıldı.

GaznelilerOrta ÇağSelçuklular+1
Abdullah Aydinç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Burdur Müzesi'nde bulunan Anadolu Selçuklu Dönemi sikkeleri

Sikkeler, uygarlık tarihi boyunca ait olduğu devletin tarihine, dini inancına, sanat anlayışına, ekonomisine, sosyal ve kültürel hayatına dair bilgilere ışık tutan tarihi birer vesika niteliğinde olup, adına darp yapılan hükümdarın gücünü de göstermişlerdir. Sikke, devletlerin her döneminde iktidarın/hükümdarın maddi ve kültürel sembolü olma özelliği taşımıştır. Tarihi bir hazine olan sikkeler, aynı zamanda ihtiva ettikleri yazılar, motifler, darp edildikleri dönemin inanış biçimini, şekillerini ve üslubunu da yansıtırlar. Birçok bilgiyi ortaya çıkararak şahısların ve olayların aydınlatılmasında da önemli rol oynarlar. Burdur Müzesi'nde bulunan Anadolu Selçuklu Dönemi sikkelerini ele alan bu çalışmada, müzenin depo bölümünde muhafaza edilen İslamî sikkelerden sadece idarece izin verilen 2476 adet sikkeden 201 tanesi araştırma kapsamında incelenmiştir. Çalışmamızda Anadolu Selçuklu Dönemi örneklerinden II.İzzeddin Kılıç Arslan, Süleyman Şah, I. Gıyaseddin Keyhusrev, I.İzzeddin Keykavus, I. Alaeddin Keykubad, II. Gıyaseddin Keyhusrev, II. İzzeddin Keykavus, Üç Kardeşler, IV. Rükneddin Kılıç Arslan (2. Saltanat), III. Gıyaseddin Keyhusrev, II. Gıyaseddin Mesud dönemlerine ait sikke örnekleri bulunmaktadır. Çalışmamızda en erken tarihli sikke II.İzzeddin Kılıç Arslan Dönemi H.551-588 (M.1156-1192) dönemine aittir. Çalışmada kronolojik olarak ele alınan sikkelerin, fotoğrafları çekilmiş, ölçüleri alınmış, malzemeleri belirlenmiş, üzerlerinde mevcut yazılar da okunarak katalog kısmı tamamlanmıştır. Sonrasında elde edilen veriler, genel bir değerlendirme ile sonuçlandırılmıştır. Burdur Müzesi'nde bulunan Anadolu Selçuklu Dönemi sikkelerinin daha önce bilimsel açıdan incelenmemiş olması, bizi böyle bir çalışmaya yönlendirmiştir. Anahtar Kelimeler: Sikke, Anadolu Selçuklu Dönemi, Burdur Müzesi

Anadolu SelçuklularıBurdurBurdur Müzesi+3
Merve Yaman
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

XIII. yüzyıl Bizans tarihyazımında Türk imajı

IV. yüzyıldan itibaren Bizans İmparatorluğu ile karşı karşıya gelen Türklerin Konstantinopolis merkezli Bizans tarihyazımında, tarihi süreçte meydana gelen değişimlere bağlı olarak Türk İmajının nasıl bir değişim süreci izlediği oldukça ilgi uyandıran bir problem olarak tarihçilerin ilgisini çekmektedir. XI. yüzyıla kadar, özellikle Balkanlar ve Karadeniz'in kuzeyinden Bizans İmparatorluğunu tehdit eden Türkler (İskitler-Kumanlar) Bizans tarihçileri tarafından Antikçağ geleneğinden gelen kavramla "Barbar" olarak nitelendirilmiştir. Bizans tarihyazımında XI-XII. yüzyıllarda meydana gelen Bizans-Selçuklu mücadelesi çerçevesinde ve genellikle çatışmacı ilişkilerin gölgesinde şekillenen Türk imajının, IV. Haçlı Seferi ile oluşan olağanüstü koşullar neticesinde XIII. yüzyılda farklı bir boyuta evirildiği dikkati çekmektedir. 1204 yılında meydana gelen bu olayla başkent Konstantinopolis'in Latin Haçlılar tarafından işgalinin ve yağmalanmasının ardından Bizans İmparatorluğu, başkentten kaçan hanedan ailelerinin kurduğu yeni siyasi yapılarla varlığını devam ettirmeye çalışmıştır. Dolayısıyla bu tarihten itibaren Bizans'ın Anadolu'daki Türklerle ilişkilerinde yeni bir dönem başlamıştır. XIII. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye Selçuklularının Anadolu'da siyasi ve kültürel birliği sağlaması ve diğer halkları kontrolü altına alması, Türklerin Bizans kaynaklarında daha fazla yer almasına sebep olmuştur. İki güç arasında yaşanan siyasi gelişmeler/çatışmalar zaman zaman devam etse de Türklerin varlığının artık kabullenildiği, politik, ekonomik, kültürel ve akrabalık da dâhil çeşitli düzeylerde komşuluk ilişkilerinin tesis edildiği bir sürece girilmiştir. Bu gelişmeler Bizans tarihyazımına olumlu veya olumsuz bir şekilde yansımıştır. Buna bağlı olarak doğrudan ilişki içerisine girdikleri "ötekilerin" durumundan daha fazla bahsetmişlerdir. XIII. yüzyılda meydana gelen bu "Türk İmajı" değişimini dönemin belli başlı kaynakları olan Niketas Khoniates, Georgios Akropolites, Georgios Pakhymeres gibi tarihçilerin eserlerinde açık bir şekilde görmek mümkündür. Bu çalışma bahsedilen yüzyılda yazılan Bizans tarih eserlerinde Türk İmajının önceki yaklaşımlardan nasıl bir farklılık arz ettiğini, bunun muhtemel sebeplerini ve nasıl bir imaj oluştuğunu tartışmayı amaçlamaktadır.

13. yüzyılAnadolu SelçuklularıAnadolu tarihi+7
Canan Öztürk
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Selçuklu tarihinin kaybolan kaynakları

Orta Çağ İslam dünyasında telif edilen eserler ve kurulan kütüphaneler büyük bir medeniyet birikiminin oluşmasını sağlamıştır. Selçuklular döneminde de farklı ilmi alanlarda pek çok eser kaleme alınmıştır. Yazılan bu eserlerin bazıları günümüze ulaşırken bazıları ise çeşitli nedenlerle günümüze ulaşmamıştır. Orta Çağ İslam dünyasında kitapların kaybolmasında; savaşlar ve istilalar, dini ve siyasi nedenler, isyanlar, doğal afetler, yangınlar, kitaplarda dayanıksız malzemelerin kullanılması, eserlerin imha edilmesi gibi nedenler etkili olmuştur. Günümüze ulaşmayan kaynakların önemli bir bölümünü de Selçuklu tarihinin kaynakları oluşturmaktadır. Günümüze ulaşan tarihi kaynaklarda Selçuklu dönemi müelliflerinin faydalandıkları kaynaklardan iktibasta bulunmaları, günümüze ulaşmayan kaynaklara ulaşmamıza ve içerikleri hakkında bilgi sahibi olmamıza olanak sağlamıştır. Bu araştırmada temel kaynakların vermiş oldukları bilgiler ve Selçuklu tarihi kaynakları üzerinde yapılan araştırmalardan faydalanılarak Selçuklu tarihine ait kaybolan kaynakların literatür olarak sunulması amaçlanmıştır. Büyük Selçuklular ve Türkiye Selçukluları döneminde yazılarak, Selçuklu tarihi hakkında bilgi veren ancak çeşitli nedenlerle günümüze ulaşmayan eserler tespit edilmiş ve içerikleriyle beraber sunulmuştur. Sonuç olarak, Selçuklu tarihinin kaybolan kaynaklarının önemli bilgiler içerdiğini söyleyebiliriz. Bazı kaynakların günümüze ulaşmamış olması Selçuklu tarihi konusunda önemli bilgilerden bizleri mahrum bırakmıştır. Bu konuda, yabancı dilde kaynakların da incelenmesiyle yapılacak detaylı araştırmalar daha fazla kaybolan kaynağa ulaşılmasını mümkün kılacaktır. Anahtar Kelimeler: Selçuklu Tarihi, Kütüphaneler, Kaybolan Kitaplar, Tarih Kaynakları

Anadolu SelçuklularıBüyük SelçuklularKayıp+5
Erdi Ese
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye ve Suriye Selçuklu sultanlarının hayatlarından hareketle ölüm sebepleri

Önemli devletlerin başında bulunan yöneticilerin ölümleri tarih açısından mühimdir. İktidar kavgası sonucunda yöneticinin ölmesi ve kavgayı kazanan kişinin başa geçmesi ile hayatın normal akışı içerisinde yöneticinin ölmesinden sonra başa başka birisinin geçmesinin ortaya çıkardığı sonuçlar farklılık arz etmektedir. Anadolu coğrafyası üzerinde kurulan ve birçok devlet ile komşuluk kuran Türkiye Selçuklu Devleti, bulunduğu konum itibariyle çeşitli mücadeleler içerisine girmiştir. Anadolu topraklarının jeopolitik konumundan kaynaklı olarak da geçiş güzergahı üzerinde bulunması, Kudüs üzerine düzenlenen Haçlı Seferleri gibi önemli olayların Türkiye Selçuklu Devletine etki etmesine yol açmıştır. Diğer taraftan Selçukluların Suriye bölgesinde kurulan diğer bir devleti Suriye Selçuklu Devleti'de hem bölgede var olmak hem de bölge için tehdit oluşturan gayrimüslim devlet ve milletler ile bölgedeki İslâm sancağının dalgalanmasını sağlamak için çeşitli mücadeleler vermiştir. Her iki devlet açısından da yapılan mücadelelerin, meydana gelen olayların getirdiği sonuçlar, devletin başında bulunan sultanları da etkilemiştir. Dolayısıyla Anadolu'nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında önemli katkılar sunan Türkiye Selçuklu Devleti ile Türk hakimiyetini Suriye bölgesinde yaşatan Suriye Selçuklu Devleti'nin yöneticilerinin ölümlerinin ardından meydana gelen olayları daha iyi kavrayabilmemiz için devlet yöneticilerinin ölümüne sebep olan şeyin ne olduğunun bilinmesi olayları yorumlama ve anlamlandırma noktasında önemlidir. Bu açıdan çalışmamızda Türkiye ve Suriye Selçuklu Devleti sultanlarının hayat hikayelerinden hareketle ölüm sebepleri incelenerek dönem hakkında bilgi elde etme yoluna gidilmiştir.

Anadolu SelçuklularıSelçuklu HanedanıSelçuklular+5
Emre Öztürk
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye Selçukluları ve beylikler döneminde tıp ilmi

1071 yılı itibariyle Anadolu'ya Türklerin yerleşmesi sonucunda ilk olarak çeşitli beylikler siyasi hâkimiyet kurmuş, akabinde 1078 yılında Türkiye Selçukluları Devleti tarih sahnesinde yerini almıştır. Anadolu'da tıp ilminin gelişimi Türk-İslâm medeniyetinin bir sentezi neticesinde oluşmuştur. Bu dönemde sultanlar ve devlet görevlileri ülkenin pek çok şehrinde dârüşşifalar ve eğitim kurumlarının kurulmasına vesile olmuştur. Türk tıp tarihinin en büyük gelişimleri Türkiye Selçukluları ve Beylikler döneminde meydana gelmiştir. Tıp fakültelerinin ilk örnekleri Anadolu'da görülmüş aynı zamanda bu alanda Türkçe eserler yazılmaya başlanmıştır. Yaklaşık üç yüzyıllık süreçte yaşanan iç çatışmalar, savaşlar ve salgın hastalıklara rağmen tıp alanındaki gelişimin sürdürüldüğü görülmektedir.

Anadolu BeylikleriAnadolu SelçuklularıBeylikler Dönemi+5
Fulya Dilşat Kaya
Mimar Sinan Fine Arts University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Selçuklu çini ve seramiklerindeki fantastik figürlerden günümüze çağdaş uyarlamalar

Fantastik figürler, insanların doğaya karşı verdikleri mücadelelerden, düşmanlardan veya felaketlerden korunmak için hayal güçlerinin etkileriyle oluşturdukları doğaüstü tılsımlı yaratıklardır. Bu figürler, insanların hayal güçlerinin etkilerini taşıdığı gibi aynı zamanda doğada var olan vahşi hayvanların güçlü özelliklerini de barındırmaktadır. Fantastik figürlerin fiziksel özellikleri incelendiğinde ise insan başlı ve hayvan gövdeli veya farklı vahşi hayvanların uzuvlarından bir araya gelen melez bedenleri vardır. Farklı türlerin birleşiminden oluşan hibrit veya bileşik karakterli fantastik figürler, geçmişten günümüze pek çok kültüre ait sanat eserlerinde ve ikonografik sahnelerde karşımıza çıkmaktadır. Fantastik figürlerin gelişim süreci, Selçuklu coğrafyasındaki sanat eserlerinde de sıkça görülmektedir. Özellikle 11- 13.Yüzyıl Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu Dönemi çini ve seramik eserlerde sfenks, grifon, siren (harpi) ve ejder figürlerinin tasvir edildiği bilinmektedir. Fantastik figürler taşıdıkları uğurlu anlamları bulundukları kompozisyonlar içerisine yansıtmıştır. Kompozisyonlar içerisinde fantastik figürler, eserlerde tek başına tasvir edildikleri gibi çeşitli ikonografilerde de yer alarak farklı sahnelerin oluşmasına katkıda bulunmuş ve bunun yanı sıra üç boyutlu figürinler olarak da karşımıza çıkmıştır. Tek başına fantastik yaratıkların tasvir edildiği kompozisyonlarda bu tılsımlı figürler, çoğunlukla formların merkezinde resmedilmiştir. Bunun yanı sıra fantastik figürler, ikonografik sahnelerdeki farklı kompozisyonlara da dâhil olup tılsımlı özelliklerini esere yansıtmıştır. İkonografik sahneler arasında hükümdar ve taht, avcı ve süvari, orman temalı av, müzisyen ve eğlence tasvirli kompozisyonlarda fantastik figürler boy göstermiştir. Ayrıca fantastik figürler, bazı kompozisyonlarda astroloji ve burçlar kuşağı gibi birçok temaya göndermeler yaparak çeşitli sembolik anlatımların oluşumunu sağlamıştır. Bugün dünya çapındaki önemli müzelerin ve özel koleksiyonların içerisinde yer alan eserlerde, fantastik figürlerin bulunduğu örneklere rastlanmaktadır. İncelenen çini ve seramik eserler ışığında oluşturulan katalog çalışmasında, fantastik figürlerin tasvir edildiği örnekler üzerinde birçok farklı teknikte ve formda üretim olduğu görülmektedir. Çeşitli çini ve seramik eserler üzerinde gözlemlenen fantastik figürlerin, stilizasyon, tema, kompozisyon ve sahneleme çalışmaları incelenip değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda fantastik figürler, özgün bir desen tasarımına dâhil edilip eser çalışması gerçekleştirilmiştir. Çini panoya ve seramik forma uygun bir şekilde hazırlanmış fantastik figürlü desenler, sır altı tekniğinde uygulanıp fırınlanmıştır. Böylece fantastik figürler üzerine odaklanan eser metni çalışması, katalog çalışması ve özgün bir eser tasarımı süreciyle beraber tamamlanmıştır.

Fantastik figürlerFigürSelçuklu sanatı+7
Dilan Atasayar
Mimar Sinan Fine Arts University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

11-13. yüzyıl Selçuklu sanatındaki gezegen-burç tasvirlerinden çini panoya uyarlama

Antik çağlardan beri gökyüzünün gizemini çözmeye çalışan insanoğlu, gökte gördüğü cisimlere çeşitli anlamlar yüklemiştir. Özellikle geceyi ve gündüzü meydana getiren Güneş ve onun yokluğunda ortaya çıkan Ay ilahlaştırılmıştır. Dünya üzerindeki etkisini gözlemledikleri bu ilahi varlıkların yaşadıkları alem zamanla merak konusu olmuş ve gök, bilinçli olarak gözlenmeye başlanmıştır. İnançları gereği zamanı net bir şekilde hesaplaması gereken Müslümanlar, bunun için göğü bir takvim ve saat gibi kullanmışlardır. Hareket halinde olan gezegenleri ve sabit duran yıldızları dikkatle izlemiş ve gök biliminde kendilerini geliştirmişlerdir. Kendilerinden önce eski Yunanlılarca ortaya konmuş bilgi mirasına kendi bilgilerini gözlemlerini ekleyen İslam âlimleri, ilahlaştırdıkları göksel cisimler için fantastik bir evren tasarlamışlardır. Tasarlanan bu evrende gezegenlere insan vasıfları yüklenmiş ve yıldızlar çeşitli hayvan ve nesnelerle benzetilmiştir. Burçlar kuşağı da denilen hayali bir çember üzerinde sabit durduğuna inanılan on iki takım yıldızın ve yörüngeleri üzerinde hareket ederken bu yıldızlara uğrayan gezegenlerin insanoğluna mesaj verdiği düşünülmüştür. Gökten gelen bu mesajları okumak için astrolojiye ihtiyaç duyulmuştur. İslam coğrafyasında geniş topraklara yayılmış Selçuklu kültüründe astroloji, oldukça önemsenmiştir. Göğü gözleyip kehanetlerde bulunan müneccimler Selçuklu saray yaşamında ve savaşlarda danışman gibi görülmüştür. Kültürde bu kadar önemli bir yere sahip ilahi gezegenlerle, çeşitli şekillere benzetilmiş burç takımyıldızları, 11-13. yüzyıl Selçuklu sanatında da sıklıkla işlenen bir konu olmuştur. Selçuklu Devleti hâkim olduğu geniş coğrafyadaki sanatçıları tek bir otorite altında toplamıştır. Bu yetenekli sanatçılar da Selçuklu sanatı çatısı altında muhteşem eserler üretmişlerdir. Bu çalışmada Selçuklu sanatının maden, taş kabartma, minyatür, seramik, çini gibi sanat dallarında görülen gezegen-burç tasvirleri incelenmiştir. Yapılan araştırmalar sonucunda eserlerde tekrar eden motif, figür ve sahneler tespit edilmiştir. Eser metninde her gezegen ve burca ait tasvir detaylarına değinilmiş ve karakteristik özellikleri vurgulanmıştır. Özellikle maden sanatında sıklıkla görülen astrolojik tasvirler, incelenen eserlerin büyük çoğunluğunu oluşturmuştur. Asıl odak noktamız olan çini ve seramik eserler ise ayrı bir alt başlıkta ele alınmıştır. Selçuklu dönemi gezegen-burç tasvirleri üzerine yapılan incelemeden yola çıkarak çağdaş bir çini pano tasarımı yapılmıştır. Panoda kullanılan figür ve motiflerde, dönemin eserlerinde tekrarlanmış tasvir özellikleri ve kompozisyon biçimleri dikkate alınmıştır. Çıkış noktası bu karakteristik özellikler olan tasarımlar oluşturulmuş ve panoda uygulanmıştır. Çeşitli ebatlarda dairevi çinilerden meydana gelen panoda sır altı tekniği ile kazıma-kabartma teknikleri kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Selçuklu sanatı, gezegen-burç tasviri, çini.

BurçGezegenlerSelçuklu sanatı+4
Damla Moğulkoç
Mimar Sinan Fine Arts University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mükrimin Halil Yinanç'ın Türk-İslâm tarihçiliğine özgün katkıları

Bu araştırmada 1900-1961 yılları arasında yaşamış, tüm hayatını tarihe vakfetmiş, geriye basılmış ve basılmamış bir çok eser bırakmış Mükrimin Halil Yinanç'ın Türk-İslam tarihine yaptığı önemli katkıların özgünlüğü ele alınmaktadır. Yinanç'ın siyasi tarih, biyografik tarih, yerel tarih, literatür ve tarih yazıcılığı alanlarında yaptığı çalışmalar, konferansları incelenip değerlendirilmiştir. Sonuçlar başlıca Yinanç'ın kaynak kullanımı/Literatür, Objektifliği/Nesnelliği, Metod/Yöntem/Nedensellik Arayışı, Dil ve Üslup, Tarihi Rivayetleri Değerlendirme ve Tercih Metodu ve diğer başlıklar altında sunulmuştur.

BiyografiOsmanlı DönemiOsmanlılar+7
Meryem Yavaş
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Sanatta YeterlikAçık ErişimTR

Selçuklu Dönemi seramik yüzeylerde insan betimlemeleri

11 SANATTA YETERLİK TEZ ÖZÜ SELÇUKLU DÖNEMİ SERAMİK YÜZEYLERDE İNSAN BETİMLEMELERİ Mustafa AĞATEKİN Seramik Anasanat Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eylül 2003 Danışman: Prof. Zehra ÇOBANLI Selçuklular Büyük Selçuklu İmparatorluğu adı altında başladıkları tarihsel yolculuklarında Kirman, Suriye, Irak ve Anadolu olmak üzere çeşitli kollara ayrılmışlardır. Bu ayrım Selçuklu toplum yapısının, çok türlü ve uluslu bir kültür ortamının ürünü olduğunun bir göstergesidir. Sanatların sınıfsal özelliklerinin, içinde yaşadıkları toplumla bağlantılı oldukları gerçeğinden hareketle, Selçuklu dönemindeki sosyal, siyasal, kültürel ve sanatsal anlamdaki gelişmelerin Selçuklu toplum yapısıyla paralellik gösterdiği söylenebilir. Aynı topraklar üzerinde farklı anlayış, üslup ve akımların etkilerini taşıyarak biçimlendiği ifade edilebilecek olan Selçuklu dönemi sanatında, benzer karakteristik özellikler seramik sanatı içinde ifade edilebilir. Bu ana düşünceden hareketle, araştırmada Selçuklu dönemi seramik sanatı; kullanım alanları, bünye özellikleri ve uygulanan dekor yöntemleri başlıkları altında üç kategoride değerlendirilmiştir. Bugüne kadar elde edilen veriler ışığında bölgesel ve üslupsal farklılıklar gözetilmeksizin yapılan incelemelerde seramik terminoloji ve teknolojisine uygun bir dil kullanılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın son bölümünde, seramik yüzeylerde görülen insan betimlemelerinde insan figürü çizimlerini besleyen kaynaklar ve kullanım alanları incelenmiş, ayrıca konunun biçim ve içerik yönünden değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu değerlendirmede insan figürü çizimlerinde estetiksel işlevsel ve tekniğe bağlı çeşitlilikler ortaya konmuştur.

Selçuklular DönemiSeramiklerİnsan+1
Mustafa Ağatekin
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2003
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Haçlı seferlerinde Halep (1097-1124

Halep şehri, IX. X. ve XI. yüzyıllarda stratejik konumu nedeniyle hem İslâm devletleri hem de Bizans için önemli bir konumda bulunuyordu. Haçlıların bölgeye gelmesiyle önemi daha da artan Halep, istila hareketlerine sahne olmuştur. Çevresinde bulunan pek çok yer Haçlıların eline geçmiştir. Ancak Halep, güçlü bir kaleye sahip olması ve siyasi anlaşmalar nedeniyle Haçlılar tarafından ele geçirilememiştir. Bu çalışmada Haçlı Seferlerinde Halep'in 1097-1124 yılları arasındaki siyasi ve sosyal tarihi hakkında bilgi verilmektedir. İlkçağlardaki Halep ve İslâmî dönem ile birlikte Türklerin bölgedeki mücadelelerine değinilmiştir. Bunun yanında, Haçlıların Halep Selçuklu Meliki Rıdvân döneminde Suriye bölgesine geldikleri için bu dönem geniş bir şekilde anlatılmaktadır. Bâtınîler ile olan ilişkisinden bahsedilmektedir. Bu çalışmanın amaçlarında biri de Bâtınîlerin Halep'teki gücünü tespit etmektir. Melik Rıdvân'ın Bâtınîler adına Halep'te bir dârü'd-da've (propaganda merkezi) kurması onlara verdiği değeri ve onlardan ne denli etkilendiğini göstermektedir. 18 yıllık hâkimiyeti boyunca Rıdvân, Halep'in başta Haçlılar olmak üzere başka ellere geçmemesi için çabalamıştır. Rıdvân'ın ölümü üzerine melikliğin başına geçen oğlu Alparslan el-Ahras, bir yıl kadar kısa bir süre tahtta kalabilmiş, Bâtınîler ile mücadele etmiştir. Onun ölümünden sonra yerine kardeşi Sultanşah geçmiştir. Ancak Sultanşah'ın küçük yaşta olmasından dolayı Halep'in yönetimi Atabeg Lü'lü'nün eline bırakılmıştır. Ancak, onun yanlış politikaları Halep halkı şehrin yönetimi için, Artukoğlu İlgazi'ye haber göndermiştir. İlgazi'nin, yönetimi ele almasıyla Halep sıkıntılı günlerinden kurtulmaya başlamış ve ölümüne kadar geçen sürede Haçlılar ile sürekli mücadele içinde olmuştur. İlgazi'nin ölümünden kısa bir süre sonra ise bölgeye Belek b. Behram hâkim olmuş o da amcası İlgazi gibi Haçlılar'a karşı başarılı mücadeler vermiştir. Anahtar Kavramlar: Artukoğlu İlgazi, Bâtınîler, Haçlılar, Halep, Melik Rıdvân.

Artukoğlu İlgaziBatınilerHaçlı seferleri+5
Melek Kurtbaş
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Abhazlar ve İslam tarihindeki yeri

Bir toplumun İslamlaşma sürecini incelediğimiz bu çalışmamızda, Abhazların İslamiyet ile olan ilişkileri ve bu dine bakış açıları aşama aşama tarihi veriler eşliğinde ele alınmıştır. Ayrıca Abhazya'nın yerli halkı ve kavmi yapısı da, etkileşim içerisinde bulundukları diğer milletlerle mukayese edilerek değerlendirilmiştir. Tezimizde başta Abhazlar olmak üzere Arap, Ermeni, Gürcü, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok kaynaktan istifade edilerek, farklı tespitlerde bulunulmuştur. İlk bölümümüzde Abhazların İslamiyet'ten önceki eski inançları ve o dönemki politik durumları ele alınmıştır. İkinci bölümümüzde Abhazların Müslümanlar ile karşılaşmaları ve onlarla olan mücadeleleri hakkında konular işlenmiştir. Üçüncü bölümümüzde Abhazya'da Osmanlı hakimiyetinden bahsedilmiştir. Bizans, Sasani, Moğol, Selçuklu ve Osmanlılar gibi dönemin egemen güçlerinin Abhazlar ile olan temasları kronolojiye hassasiyet gösterilerek ayrıntılarıyla birlikte analiz edilmiştir. Abhazya'ya yolculuk eden seyyahların, notları eşliğinde de o döneme ayrıca değinilmiştir. Kültür ve medeniyet başlığı altındaki son bölümümüzde ise Abhazlar arasında uygulanan hukuk, ceza sistemi, cenaze ve defin gibi birçok konuya temas edilmiştir. Sürgün döneminde Türkiye'ye göç eden bir kasaba da diaspora bağlamında örnek gösterilerek tezimizde teferruatlarıyla birlikte tetkik edilmiştir. Abhazların toplum içindeki hiyerarşik yapılarına, dil, kültür, anane ve adetlerine de konumuz sınırları dışına çıkmadan yer verilmiştir. Abhazların, Araplar ve İslam dininin sancaktarlığını yapan diğer devletler ile mücadeleleri dini bağlamda tahlil edilmiş; siyasi ve ulusal menfaatleri hakkında çeşitli sonuçlara ulaşılmıştır. Çalışmamızda Osmanlı arşivlerine ve birçok görsele ayrıca yer vererek içerik bakımından tezimizi zenginleştirme hususunda çaba sarf ettik. Abhazların genel olarak ne zaman İslamiyet'i kabul ettikleri konusunu ise bir sonuca ulaştırmak için gayretlerde bulunduk. Anahtar Kavramlar: Kafkasya, Abhazya, Çerkesler, Abhazlar, İslamlaşma

AbazalarAbhazyaDin+7
Ramazan Canbek
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Büyük Selçuklu Devleti bürokrasisinde Nizâmülmülk etkisi

Selçuklular, hânedan adını ordu komutanı olan Oğuzlar'ın kınık boyuna mensup Selçuk Bey'den almıştır. Selçuk Bey yaklaşık 350/961 yıllarında Yenikent'ten yanındakilerle birlikte Cend şehrine göç etmiştir. İleri görüşlü olan Selçuk Bey, bu diyarda azınlık bir şekilde yok olmamak için Müslüman olmaları gerektiğini tefekkür etmiştir. Bunun sonucunda Selçuk Bey ve maiyetindekiler Müslüman olmuşlar ve Cend bölgesini yurt edinmişlerdir. Selçuklular zaman zaman Karahanlılara karşı, Sâmânîlerle iş birliği yapmışlardır. Gazneli Devletine karşı verdikleri mücadelede Dandanakan Savaşının ardından bağımsız bir devlet kurmayı başarmışlardır. Abbasî Halifesi Kâim-Biemrillâh'a küffar için cihat sözü vermişlerdir. Tuğrul Bey devlet bürokrasisinde çalışması için kalem ehlinden (İranlı) adamları Selçuklu Devleti'nde işe almaya başlamıştır. Nizâmülmülk, çok küçük yaştan itibaren babası sayesinde iyi bir eğitim almıştır. Babası ile birlikte Büyük Selçuklu Devleti'nin bürokraside kalem ehli aradıklarını öğrenince Çağrı Bey'in Belh valisi İbn Şâdân'ın yanında kâtiplik göreviyle işe başlamışlardır. Ancak İbn Şâdân'ın Nizâmülmülk'e baskı yapması ve iftira etmesi dolayısıyla, Nizâmülmülk onun yanından gizlice kaçıp Merv'e Çağrı Bey'in yanına gitmiştir. Çağrı Bey de Nizâmülmülk'ü oğlu Alparslan'a vezir tayin etmiştir. Böylelikle Nizâmülmülk'ün yaklaşık otuz yıl süren vezirlik hayatı başlamıştır. Nizâmülmülk, İdarî ve siyasi becerileriyle Alparslan'ın beğenisini kazanmıştır. Alparslan'ın Rumlarla yaptığı Malazgirt Savaşı haricinde bütün savaşlarda ve devlete karşı çıkan isyanlarda yanında yer almıştır. Melikşah'ın rakiplerini bertaraf ederek tahta oturmasında çok büyük yardımı olmuştur. Melikşah, bu sebeple Nizâmülmülk'ü Selçuklularda ilk defa "atabeg" tayin etmiştir. Devlet bekası adına risk teşkil eden Hasan Sabbah'la mücadele etmiştir. Uzun süren vezirlik görevinde devlet kademelerine yakınlarını getirmesi tepki çekmiştir. Melikşah ile arasını açmak adına entrikalar yapılmıştır. Sonunda Hasan Sabbâh tarafından düzenlenen bir suikast sonucu hayatını kaybetmiştir. Nizâmülmülk, orduya oldukça çok önem vermiştir. Devlet bürokrasisinin düzenini kurmuştur. Devlet kurumlarına getirdiği nizam ve askeri dehası onun şöhretini gün be gün artırmıştır. Üstün kişiliği sayesinde halk tarafından da sevilen bir insan olmuştur. Şii- Fâtımî tehdidine karşı Ehli-Sünnet akîdesini korumak için Nizamiye Medreselerini inşa ettirmiştir. İslâm eğitimi ve ilim adamlarına değer vermiştir. Devlet teşkilat ve idaresi ile ilgili konulara yer veren Siyâsetnâme adlı bir eser yazmıştır. Bu eser İslâm kültür ve medeniyetine katkı sağlamıştır. Nizâmülmülk çağında devlet nizamına kavuşmuştur. Kılıçla fethedilen devleti kalemle inşa etmiştir. Anahtar Kavramlar: Nizâmülmülk, Selçuklular, Devlet Bürokrasisi, Nizamiye Medreseleri, Siyâsetnâme.

BürokrasiBüyük SelçuklularNizamü`l-Mülk+5
Hacer Zekiye Karaarslan
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anadolu Selçuklu taç kapılarında yer alan motiflerin incelenmesi ve seramik yüzey üzerine uygulama örneği

Seramik insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahip olan, her dönemde çeşitli desen, form ve renklerde kullanılmakta olan bir malzeme olma özelliğine sahiptir. Seramik, aynı zamanda pek çok uygarlığın kültürel, dini ve sosyoekonomik özelliklerini günümüze aktaran bir kaynak niteliği taşımaktadır. Bulunduğu dönemden günümüze kadarki süreçte birçok değişim yaşayan seramikler çeşitlenmiş ve endüstri alanlarında da kullanılmaya başlanmıştır. Endüstriyel alandaki seramiğin kullanım biçimlerinden biri sofra seramiği sektörüdür. Sofra seramiği yüzey dekor tasarımlarının hazırlanma aşamasında tasarımcılar pek çok şeyden ilham almıştır. Bu noktadan hareket ile bunlardan birisi de yaşadığımız coğrafyaya ait olan mimari eserler üzerine yer alan motif, simge ve sembollerden esinlenerek özgün dekor tasarımları oluşturulmasıdır. Anadolu toprakları birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış geniş bir kültürel mirasa sahip olan coğrafi bir bölge özelliği taşımaktadır. Bu coğrafi bölgede yaşayan en önemli uygarlıklardan biri de Anadolu Selçukluları Uygarlığı olmuştur. Bulunduğu dönemde pek çok mimari yapıyı ve sanat eserini geleceğe miras bırakan bu uygarlık eserlerinde kullanmış olduğu motif, simge ve semboller ile günümüz tasarımcılarına ilham kaynağı olduğu düşünülmektedir. Yapılan bu çalışmada tarama modellerinden ilgili literatürlerin incelenmesi ve nitel araştırma yöntemlerinden gözlem tekniğinden faydalanılmıştır. Araştırma kapsamında Kütahya ilinde bulunan sofra seramiği üretimi yapan Keramika firması ile Türkiye ve Dünya'da sofra seramiği ve porselen sektöründe yer alan firmaların dekor tasarımları incelenmiştir. Yapılan incelemeler doğrultusunda Anadolu Selçuklu mimari yapılarının en önemli parçası olan taç kapılar üzerinde yer alan motif, simge ve sembollerden yola çıkılarak yeni yüzey dekor tasarımları hazırlanmış, baskısı yapılmış ve analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Motif, Seramik, Taç Kapı, Tasarım

Anadolu SelçuklularıKapılarMotifler+7
Nurcan Yıldız
Kütahya Dumlupınar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anadolu'da ulaşım ve ulaşımın alt yapısı (XI-XIV. yüzyıllar)

Anadolu, sahip olduğu coğrafi konumu sayesinde ilk çağlardan itibaren birçok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. XI. yüzyılda Malazgirt zaferiyle Anadolu'nun kapıları tamamen Türklere açılmıştır. Türkler ele geçirdikleri yerlerde hem fiilen hem de hukuken söz sahibi olmuşlardır. Doğuyu- batıyla birleştiren Anadolu, tabii kaynakları, zengin iklimi sayesinde her zaman yerini ve önemini korumuştur. Tarihteki birçok devlet iktisadi menfaatleri için fetihler yapmışlardır. Selçuklularda bu düşüncenin dışına çıkmadan fetihlerini iktisadi kaynaklar doğrultusunda yapmışlardır. Benimsedikleri fetih politikası sayesinde Anadolu'yu yeniden ticari faaliyet sahası içerisine sokmuşlardır. Devletlerarasında siyasi ve ticari ilişkiler yollar aracılığıyla sağlanmaktadır. Bazen karayolunu bazen ise deniz ve nehir yolarını kullanarak ekonomik ve siyasi ilişkileri canlı tutmaya çalışmışlardır. Sinop, Antalya, Kırım, gibi önemli şehirlerin ele geçirilmesiyle Akdeniz-Karadeniz istikametinde bulunan yollar daha da canlanmıştır. Aynı zamanda dünya ticaretine yön veren İpek yolu, Kral yolu gibi yollar sayesinde Asya-Avrupa ticaretinin büyük bir kısmı Anadolu üzerinden geçmiştir. Gelişen bu ticaret sayesinde güçlü bir alt yapı oluşturulmak istenmiştir. Anadolu'da bulunan bu önemli yollar üzerinde kervansaraylar inşa ederek ticaretin devamlılığı sağlanmıştır. Bu yapılar Anadolu'daki siyasi ve iktisadi istikrarın önemli bir kanıtı olmuştur. Bu kervansaraylara gelen tüccarlar her türlü tehlikeden korunduğu gibi hayvanlarının barınakları, mescitler, hamamlar, şadırvanlar kurularak tüm yolcuların ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmışlardır. Anadolu'yu, doğu-batı, kuzey-güney istikametinde kesen uluslararası karayolları üzerinde inşa edilen kervansarayların birçoğu vakıf olup yolculara ücretsiz hizmet vermişlerdir. Moğol hâkimiyetinden sonra Anadolu kök salan Osmanlı devleti ise Selçukludaki ulaşım ve alt yapı sistemini geliştirerek kullanmaya devam etmişlerdir.

AnadoluKervansaraylarSelçuklular+6
Neslihan Deveci
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbn Bîbî'ye göre Selçuklu devrinde Anadolu ve Selçuklu şehirleri

Bu çalışmada, Türkiye Selçuklu Devleti'nin en önemli kaynaklarından olan el-Evâmirü'l-Alâ´iyye fi'l-Umûri'l-Alâ´iyye adlı eser kapsamlı bir incelemeye tabi tutulmuştur. Eserin müellifi olan İbn Bîbî'nin Selçuklu sultanlarına dair kaleme aldığı betimleme ve övgüler mercek altına alınmış, dikkat çeken hususlar okuyucuya aktarılmıştır. Çalışmanın bir diğer ayağını ise Anadolu'daki yerleşim birimleri hakkında eserde geçen bilgilerin sınıflandırılması ve indekslenmesi oluşturmuştur. Bu doğrultuda, İbn Bîbî'nin olay anlatısı sırasında yer verdiği şehir ve kalelerin günümüzdeki karşılıkları belirlenmiş ve muhtasar bir şekilde açıklamaları yapılmıştır. Sonuç olarak, Türkiye Selçuklu Devleti'nin gerek devlet ve sultan mekanizmalarının anlamlandırılması gerekse de eserde bahsi geçen mekânların saptanması açısından kaleme alınan bu çalışma, Tarihî Coğrafya açısından oldukça önem arz etmektedir.

Anadolu Selçuklu DevletiAnadolu SelçuklularıKonya-Selçuklu+3
Tuğba Gül Sevi
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bursa Türk İslam Eserleri Müzesi koleksiyonundaki seramikler

Bu çalışmanın amacı, Müzede sergilenen seramiklerin ait oldukları dönem ve seramik grubu içerisindeki yeri ve öneminin belirlenmesidir. Tez konusundaki çalışmalar iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşamayı müzedeki araştırmalarımız oluşturmuştur. Bu çalışmada sergideki seramiklere ait hamur, üretim ve bezeme tekniği yanı sıra kompozisyon özellikleri ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Edinilen bilgiler oluşturduğumuz standart katalog fişlerine kaydedilmiştir. Ayrıca eserler çizim ve fotoğraf ile de belgelenmiştir. Bu aşamada eserlerin kesit ve görünüş çizimleri hazırlanmıştır. İkinci aşamayı konuyla ilgili yayınlanan kaynakların incelenmesi oluşturmuştur.Çalışmanın ana konusunu oluşturan seramik kaplar 58 eserden oluşmaktadır. Bunlar, Bizans dönemine ait 2, Selçuklu dönemine ait 16, Osmanlı dönemine ait 40 eserdir. Kendi içinde beş gruba ayrılan Osmanlı dönemi seramiklerinden; tek renk sırlı seramikler grubunda 1, Milet tipi seramikler grubunda 9, mavi beyaz seramikler grubunda 18, Şam işi seramikler grubunda 3, Rodos işi seramikler arasında 9 eser vardır.Bizans dönemi ve Selçuklu dönemi seramikleri benzer örnekler ile karşılaştırma yapılarak, Osmanlı Dönemi seramikleri ise kendi içinde ayrıldığı dönemlere göre tarihlendirilmiştir. Osmanlı Dönemi seramiklerini, tek renk sırlı seramikler, Milet işi, Mavi- Beyaz, Şam işi, Rodos işi seramik örnekleri oluşturur.

Bizans DönemiBursaMüzeler+5
Aylin Dönmez
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00

İlgili konular