Selçuklular Dönemi
117 theses under this subject heading
Haçlı seferlerinde Halep (1097-1124
Halep şehri, IX. X. ve XI. yüzyıllarda stratejik konumu nedeniyle hem İslâm devletleri hem de Bizans için önemli bir konumda bulunuyordu. Haçlıların bölgeye gelmesiyle önemi daha da artan Halep, istila hareketlerine sahne olmuştur. Çevresinde bulunan pek çok yer Haçlıların eline geçmiştir. Ancak Halep, güçlü bir kaleye sahip olması ve siyasi anlaşmalar nedeniyle Haçlılar tarafından ele geçirilememiştir. Bu çalışmada Haçlı Seferlerinde Halep'in 1097-1124 yılları arasındaki siyasi ve sosyal tarihi hakkında bilgi verilmektedir. İlkçağlardaki Halep ve İslâmî dönem ile birlikte Türklerin bölgedeki mücadelelerine değinilmiştir. Bunun yanında, Haçlıların Halep Selçuklu Meliki Rıdvân döneminde Suriye bölgesine geldikleri için bu dönem geniş bir şekilde anlatılmaktadır. Bâtınîler ile olan ilişkisinden bahsedilmektedir. Bu çalışmanın amaçlarında biri de Bâtınîlerin Halep'teki gücünü tespit etmektir. Melik Rıdvân'ın Bâtınîler adına Halep'te bir dârü'd-da've (propaganda merkezi) kurması onlara verdiği değeri ve onlardan ne denli etkilendiğini göstermektedir. 18 yıllık hâkimiyeti boyunca Rıdvân, Halep'in başta Haçlılar olmak üzere başka ellere geçmemesi için çabalamıştır. Rıdvân'ın ölümü üzerine melikliğin başına geçen oğlu Alparslan el-Ahras, bir yıl kadar kısa bir süre tahtta kalabilmiş, Bâtınîler ile mücadele etmiştir. Onun ölümünden sonra yerine kardeşi Sultanşah geçmiştir. Ancak Sultanşah'ın küçük yaşta olmasından dolayı Halep'in yönetimi Atabeg Lü'lü'nün eline bırakılmıştır. Ancak, onun yanlış politikaları Halep halkı şehrin yönetimi için, Artukoğlu İlgazi'ye haber göndermiştir. İlgazi'nin, yönetimi ele almasıyla Halep sıkıntılı günlerinden kurtulmaya başlamış ve ölümüne kadar geçen sürede Haçlılar ile sürekli mücadele içinde olmuştur. İlgazi'nin ölümünden kısa bir süre sonra ise bölgeye Belek b. Behram hâkim olmuş o da amcası İlgazi gibi Haçlılar'a karşı başarılı mücadeler vermiştir. Anahtar Kavramlar: Artukoğlu İlgazi, Bâtınîler, Haçlılar, Halep, Melik Rıdvân.
Abhazlar ve İslam tarihindeki yeri
Bir toplumun İslamlaşma sürecini incelediğimiz bu çalışmamızda, Abhazların İslamiyet ile olan ilişkileri ve bu dine bakış açıları aşama aşama tarihi veriler eşliğinde ele alınmıştır. Ayrıca Abhazya'nın yerli halkı ve kavmi yapısı da, etkileşim içerisinde bulundukları diğer milletlerle mukayese edilerek değerlendirilmiştir. Tezimizde başta Abhazlar olmak üzere Arap, Ermeni, Gürcü, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok kaynaktan istifade edilerek, farklı tespitlerde bulunulmuştur. İlk bölümümüzde Abhazların İslamiyet'ten önceki eski inançları ve o dönemki politik durumları ele alınmıştır. İkinci bölümümüzde Abhazların Müslümanlar ile karşılaşmaları ve onlarla olan mücadeleleri hakkında konular işlenmiştir. Üçüncü bölümümüzde Abhazya'da Osmanlı hakimiyetinden bahsedilmiştir. Bizans, Sasani, Moğol, Selçuklu ve Osmanlılar gibi dönemin egemen güçlerinin Abhazlar ile olan temasları kronolojiye hassasiyet gösterilerek ayrıntılarıyla birlikte analiz edilmiştir. Abhazya'ya yolculuk eden seyyahların, notları eşliğinde de o döneme ayrıca değinilmiştir. Kültür ve medeniyet başlığı altındaki son bölümümüzde ise Abhazlar arasında uygulanan hukuk, ceza sistemi, cenaze ve defin gibi birçok konuya temas edilmiştir. Sürgün döneminde Türkiye'ye göç eden bir kasaba da diaspora bağlamında örnek gösterilerek tezimizde teferruatlarıyla birlikte tetkik edilmiştir. Abhazların toplum içindeki hiyerarşik yapılarına, dil, kültür, anane ve adetlerine de konumuz sınırları dışına çıkmadan yer verilmiştir. Abhazların, Araplar ve İslam dininin sancaktarlığını yapan diğer devletler ile mücadeleleri dini bağlamda tahlil edilmiş; siyasi ve ulusal menfaatleri hakkında çeşitli sonuçlara ulaşılmıştır. Çalışmamızda Osmanlı arşivlerine ve birçok görsele ayrıca yer vererek içerik bakımından tezimizi zenginleştirme hususunda çaba sarf ettik. Abhazların genel olarak ne zaman İslamiyet'i kabul ettikleri konusunu ise bir sonuca ulaştırmak için gayretlerde bulunduk. Anahtar Kavramlar: Kafkasya, Abhazya, Çerkesler, Abhazlar, İslamlaşma
Büyük Selçuklu Devleti bürokrasisinde Nizâmülmülk etkisi
Selçuklular, hânedan adını ordu komutanı olan Oğuzlar'ın kınık boyuna mensup Selçuk Bey'den almıştır. Selçuk Bey yaklaşık 350/961 yıllarında Yenikent'ten yanındakilerle birlikte Cend şehrine göç etmiştir. İleri görüşlü olan Selçuk Bey, bu diyarda azınlık bir şekilde yok olmamak için Müslüman olmaları gerektiğini tefekkür etmiştir. Bunun sonucunda Selçuk Bey ve maiyetindekiler Müslüman olmuşlar ve Cend bölgesini yurt edinmişlerdir. Selçuklular zaman zaman Karahanlılara karşı, Sâmânîlerle iş birliği yapmışlardır. Gazneli Devletine karşı verdikleri mücadelede Dandanakan Savaşının ardından bağımsız bir devlet kurmayı başarmışlardır. Abbasî Halifesi Kâim-Biemrillâh'a küffar için cihat sözü vermişlerdir. Tuğrul Bey devlet bürokrasisinde çalışması için kalem ehlinden (İranlı) adamları Selçuklu Devleti'nde işe almaya başlamıştır. Nizâmülmülk, çok küçük yaştan itibaren babası sayesinde iyi bir eğitim almıştır. Babası ile birlikte Büyük Selçuklu Devleti'nin bürokraside kalem ehli aradıklarını öğrenince Çağrı Bey'in Belh valisi İbn Şâdân'ın yanında kâtiplik göreviyle işe başlamışlardır. Ancak İbn Şâdân'ın Nizâmülmülk'e baskı yapması ve iftira etmesi dolayısıyla, Nizâmülmülk onun yanından gizlice kaçıp Merv'e Çağrı Bey'in yanına gitmiştir. Çağrı Bey de Nizâmülmülk'ü oğlu Alparslan'a vezir tayin etmiştir. Böylelikle Nizâmülmülk'ün yaklaşık otuz yıl süren vezirlik hayatı başlamıştır. Nizâmülmülk, İdarî ve siyasi becerileriyle Alparslan'ın beğenisini kazanmıştır. Alparslan'ın Rumlarla yaptığı Malazgirt Savaşı haricinde bütün savaşlarda ve devlete karşı çıkan isyanlarda yanında yer almıştır. Melikşah'ın rakiplerini bertaraf ederek tahta oturmasında çok büyük yardımı olmuştur. Melikşah, bu sebeple Nizâmülmülk'ü Selçuklularda ilk defa "atabeg" tayin etmiştir. Devlet bekası adına risk teşkil eden Hasan Sabbah'la mücadele etmiştir. Uzun süren vezirlik görevinde devlet kademelerine yakınlarını getirmesi tepki çekmiştir. Melikşah ile arasını açmak adına entrikalar yapılmıştır. Sonunda Hasan Sabbâh tarafından düzenlenen bir suikast sonucu hayatını kaybetmiştir. Nizâmülmülk, orduya oldukça çok önem vermiştir. Devlet bürokrasisinin düzenini kurmuştur. Devlet kurumlarına getirdiği nizam ve askeri dehası onun şöhretini gün be gün artırmıştır. Üstün kişiliği sayesinde halk tarafından da sevilen bir insan olmuştur. Şii- Fâtımî tehdidine karşı Ehli-Sünnet akîdesini korumak için Nizamiye Medreselerini inşa ettirmiştir. İslâm eğitimi ve ilim adamlarına değer vermiştir. Devlet teşkilat ve idaresi ile ilgili konulara yer veren Siyâsetnâme adlı bir eser yazmıştır. Bu eser İslâm kültür ve medeniyetine katkı sağlamıştır. Nizâmülmülk çağında devlet nizamına kavuşmuştur. Kılıçla fethedilen devleti kalemle inşa etmiştir. Anahtar Kavramlar: Nizâmülmülk, Selçuklular, Devlet Bürokrasisi, Nizamiye Medreseleri, Siyâsetnâme.
Büyük Selçuklu ordusunda sefer organizasyonu
Savaşların ana dinamiklerinden biri olan sefer organizasyonunun bazen sayıları yüzbinleri aşan ordular tarafından nasıl yapıldığını bilmek bu orduların zafer ya da mağlubiyetlerinin nedenlerinin anlaşılması açısından fazlasıyla önem teşkil etmektedir. Devletlerin sınırlarının büyümesi veya küçülmesi askerî organizasyonların ne denli başarılı yapıldığı ile doğrudan ilgilidir. Büyük Selçuklu Devleti'nin kısa süre içerisinde dünya tarihinde önemli bir rol oynamasındaki etkenin ordunun iâşe ve ikmali meselesi olduğu çok açıktır. Büyük Selçuklu ordusunda sefer organizasyonunun incelendiği bu çalışma özet, önsöz, kaynaklar, araştırma eserler, giriş, dört bölüm, sonuç, kaynakça ve eklerden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde ordunun bütçesinin seferden önce ve seferdeyken nasıl oluşturulduğu, savaşçıların nerelerden temin edildiği, ordunun nasıl ve kimler tarafından teftiş edildiği, nasıl bir düzen içerisinde harekete geçtiği, yollarda karşılaşılan olumsuz durumlara karşı alınan tedbirlerin neler olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca bu bölümde sefer güzergâhları tartışılmış ve tespit edilen bazı güzergâhların haritaları çıkarılarak yolların daha iyi anlaşılması sağlanmıştır. İkinci bölümde sefer sırasında ordunun ihtiyaç duyduğu silâh, iâşe, yem ve benzeri diğer maddelerin savaş alanına intikali ele alınmıştır. Üçüncü bölümde kamp kurulacak alanın nasıl tespit edildiği, askerlerin kamp alanında nasıl düzen aldığı ve çadırlar hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca bu bölümde ordugâhın güvenliğinin nasıl sağlandığı, askerlerin ibadeti, aile yaşamı, temizliği ve tertibi açıklanmıştır. Dördüncü bölümde ordunun beslenme ve su ihtiyacı ele alınmış, ayrıca sefer sonrası yaşananlar ortaya konulmuştur. Anahtar kelimeler: Sefer, Organizasyon, Lojistik, Büyük Selçuklular, Ordu.
Muînüddin Süleyman Pervâne: Hayatı ve siyaseti
II. Gıyaseddin Keyhüsrev, 1237 senesinde tahta oturmuştur. Sonraki süreçte etkileri de büyük olacak olan "Babai İsyanı" ortaya çıkmıştır. Böylece Moğol ordusu Anadolu'ya yönelmiş ve neticede "Kösedağ Savaşı" yaşanmış, Selçuklu Devleti savaşı kaybetmiştir. Neticede ilk Moğol tabiiyeti yaşanmıştır. 1246'da II. İzzeddin Keykavus,'un yönetimi ilan edilmiş, ancak bu yönetim uzun sürmemiştir. Sultan Rükneddin Kılıç Arslan'ın yönetime tek başına sahip olmak istemesi İzzeddin Keykavus ile mücadele içine girmesine sebep olmuştur. Fakat sonuçta "Üç Kardeş" dönemi 1249-1254 başlatmıştır. II. Alaaddin Keykubad'ın ölümüyle üç kardeş dönemi sonlanmış, böylece süreç "İki Kardeş" (1257-1262) dönemiyle devam etmiştir. Pervâne Muînüddin 'in yönetime tek başına sahip olma isteğiyle yaptıkları iki kardeş döneminin de kapanmasına sebep olmuştur. Böylece Pervâne Devri olarak da adlandırılan süreç başlamıştır. Sultan IV. Rükneddin Kılıç Arslan, 1262 senesinde tek başına tahta oturmuş, ancak 1266 senesinde ölmüştür. Sultan III. Gıyaseddin Keyhüsrev'in tahta çıkmasıyla Pervâne Muînüddin, Türkiye Selçuklu Devleti'nde neredeyse tam bir bağımsızlık yaşamıştır. Vezir Fahreddin Ali gibi kendisine tehdit oluşturabilecek kimseleri bertaraf etmeyi amaçlamıştır. Moğolların kendisine olan güvenlerinin sarsılmasıyla Sultan Baybars ile ittifak oluşturmak için iletişime geçmiş ancak daha sonra bu durumdan vazgeçmiştir. Bu sırada Hatıroğlu Hareketi patlak vermiş ve Anadolu büyük bir dönüm noktasının eşiğine gelmiştir. Hatıroğlu İsyanının güç bela bastırılmasıyla Anadolu'da huzur sağlanmışken Sultan Baybars, Anadolu'ya gelmiş ve Kayseri'yi fethetmiştir. Bu durumun haberini alan Abaka Han, Anadolu'ya gelerek Kayseri ve Erzurum'u yağmalamış, Pervâne Muînüddin'i ise idam ettirmiştir.
Anadolu Selçuklu Devleti'nde sosyal yapının dinamikleri
Bu tez çalışması, Anadolu'ya göç eden Türkmenlerin Orta Asya'dan getirmiş oldukları âdetlerini, geleneklerini, aile yapısını, inançlarını ve Anadolu'yu Türkleştirme- İslamlaştırma konusunda büyük katkıları olan Ahî Teşkilatı, Anadolu velileri, mutasavvıflar gibi gönül erlerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma hazırlanırken, esas çağdaş kaynaklar ile konuyla ilgili yerli ve yabancı araştırma eserlerinden faydalanılmıştır. Moğol istilasından kaçarak akın akın Büyük Selçuklu Devleti topraklarına kaçan Türkmenler, siyasi ve ekonomik sebeplerle Anadolu'ya sevk edilmiştir. Anadolu'ya gönderilmekle Büyük Selçuklu Devleti bu kadar insanı ülkesine yerleştirmekten kurtulmuştur. Diğer taraftan da Türkmenlerin kalabalık bir şekilde Anadolu'ya girmesi Anadolu'yu fethetmelerini kolaylaştırmış ve Anadolu'yu Müslüman-Türk yurdu hâline getirmelerini sağlamıştır. Anadolu'ya gelen Türkmenler ile Anadolu'da yaşayan yerleşik halk arasında sık sık sürtüşmeler yaşandığı için devlet ile Türkmenler karşı karşıya gelmiştir. Bu sebepledir ki Türkmenler, hem yerli halka hem de arkalarından gelen Moğollara karşı örgütlenmek zorunda kalmışlardır. Ahî Teşkilatı, bu örgütlenmeyi tesis etmiş ve Türkmenlere; uyum, yerleşim, eğitim ve meslek edinme konularında yardımcı olmuştur. Bu çabalar sonrası Hristiyan halkın elinde olan tarım ve ticaret Türkmenlerin eline geçmeye başlamış ve zamanla Türkmenler ekonomide söz sahibi olmuştur. Ayrıca eğitim ve sağlık problemlerinin çözümü ile sosyal yardımlar hususunda vakıf sisteminin çok büyük katkıları olmuştur.
Selçuklu sultanlarının gayrimüslim kadınlarla evlilikleri ve bu evliliklerin Selçuklu din politikasına yansımaları
Selçuklu sultanları siyasi ilişki kurduğu devletler ile akrabalık bağı oluşturarak gayrimüslim kadınlar ile evlenmişlerdir. Bu evliliklerin amacı devletlerarasındaki ilişkileri güçlü tutmak, herhangi bir şekilde gelecek olan tehlikeyi bertaraf etmek, sınırları genişletmek ve bozulan politik ilişkileri düzeltmektir. Nitekim bu sebeplerle yapılan evliliklerdeki ana unsuru kadın oluşturmuştur. Selçuklu Devleti'nde de görülen bu siyasi evlilikler hanedanlar arası gerçekleştirildiği gibi hanedan dışından da gerçekleştirilmiştir. Özellikle sultanların gücüne güç katmak ve hükümdarlığının İslam dünyasınca onaylanması açısından halife ile akrabalık kurma teşebbüsleri Selçuklu Devleti açısından önemli rol oynamaktadır. Daha sonraları bu tür evlilikler İslamiyet'in dışına taşmış olup Selçuklu sultanları gayrimüslim kadınlar ile de evlenmişlerdir. Bu durum haliyle devletin din politikasına da etki etmiştir. Biz bu çalışmamızda hükümdarların gayrimüslim kadınlar ile olan evliliklerinin neticesinde sultanların Hıristiyanlığa temayül gösterip göstermediklerine, gayrimüslim halka karşı yaklaşımlarına ve Selçuklu Devleti'nin bu doğrultuda uyguladığı politikayı ele aldık.
Selçuklularda saltanat mücadeleleri
Bu çalışmanın konusu Selçuklularda Saltanat Mücadeleleriolarak belirlenmiştir. Öncelikle eski Türklerdeki hâkimiyet anlayışı ve devlet yönetim şekilleri üzerinde durularak konunun etraflıca anlaşılması amaçlanmıştır. Bunun yanı sıra SelçukluDevleti'nin kuruluş aşamasından gelişme ve yıkılış evrelerine kadar geçen dönemler verilerek tezin konusunu oluşturan Saltanat Mücadelelerinintemelinde yatan sebepler irdelenmeye çalışılmıştır.Tez çalışması Selçuklular döneminde yaşanan bütün saltanat mücadelelerini kapsamaktadır. Bu mücadeleler SelçukluSultanlarının hüküm sürmüş oldukları dönemler anlatılarak desteklenmiştir. Yine SelçukluSultanlarının yürütmüş oldukları faaliyetler etraflıca ele alınarak diğer devletlerle olan münasebetlerine değinilmiştir. Çalışmada bütün olaylar kronolojik sıraya uygun olarak her Saltanat Mücadelesikendi dönemi içerisinde değerlendirilmiştir. Ele alınan Saltanat Mücadelelerifarklı coğrafyalarda vuku bulmakla beraber, genel itibari ile mücadelenin temelinde yatan sebep hepsinde aynı noktaya dayanmaktadır. Çalışmamızda bu noktaların üzerinde özellikle durarak mücadelenin çıkış noktası vurgulanmış ve neticesi belirtilmiştir. Yer yer tablolara ayrılan sayfalarda SelçukluDevleti'nin hükümdar listeleri ile şecereleriverilmiş ve yine ekler kısmında da Selçukluların hüküm sürdüğü yerlere ait haritalar verilerek işlenen konunun görsel manada anlaşılması amaçlanmıştır. Çalışmanın son bölümü içerisinde açılan değerlendirme başlığı ile de çalışmanın omurgasını oluşturan SelçuklulardaSaltanatmücadelelerinintamamı değerlendirilmiştir.
Doğu Roma İmparatoru I. Aleksios Komnenos dönemi (1081-1118)
Kurulduğu 11 Mayıs 330 yılından yıkıldığı 29 Mayıs 1453 yılına kadar Doğu Avrupa, Adriyatik, Kuzey Afrika, Balkanlar, Anadolu ve Ortadoğu'da boy gösteren ve o dönem dünya siyasetinde Roma mirasını ve Hristiyanlığı sırtlayan Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) gerek günümüz Türkiye tarihinin aydınlatılmasında gerekse Dünya tarihine umumi bir bakış açısı kazandırılmasında büyük önem arz etmektedir. İmparator I.Isakios Komnenos'un 1057'de taç giymesiyle Doğu Roma'da 128 yıl sürecek Komnenos Hanedanı saltanatı başladı. Tahta 1078 yılında 77 yaşındayken çıkan III.Nikèphoros Botaniates (1078-1081) çok sönük bir saltanat dönemi geçirdi. İmparatorlukta süregelen karmaşa devam etmekte, bundan faydalanmak isteyen komutanlar birbiri ardına isyan etmekteydiler. İsyancıları ve gelecekteki damadı olacak Nikèphoros Bryennius'u birer birer alt eden İmparatorluk başkomutanı Aleksios özellikle İmparatoriçe Maria Alania'nın dikkatini çekmiştir. İmparatoriçe 23 yaşındaki bu genç delikanlıya âşık oldu ancak oğlu Konstantin Dukas'ı korumak amacıyla Aleksios'u evlat edindi. Ertesi yıl Şubat 1081'de İmparatorluğu içine düştüğü iç ve dış buhrandan kurtarmak amacıyla Dukas ve Komnenos ailelerinin yaptığı istişareler sonucu 4 Nisan 1081 Pazar günü I.Aleksios Komnenos tahta çıkmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu'nun 76. İmparatoru I. Aleksios Komnenos tahta çıktığında henüz 24 yaşında idi. İlk icraatı İstanbul'a giren paralı askerlerin yaptığı yağma ve talanlara engel olmak için ordugahı İstanbul'un dışına çıkarmak oldu. Doğuda Selçuklular batıda ise Peçenekler, Bulgarlar ve Slavlarla mücadeleyi sürdürdü. Fakat dönemin en önemli tehditlerinden birisi Norman Kralı Robert Guiskard'ın önce Sicilya ve daha sonra İtalya'yı alarak Akdeniz'de önemli bir güç haline gelmesiydi. Guiskard, İstanbul'u alarak iki imparatorluğu birleştirmek istiyordu. Bu amaçla çıktığı seferde Doğu Roma-Venedik ittifakına mağlup olur ve Aleksios açısından ilk büyük tehdit bertaraf edilmiş olur. Doğuda ise Selçuklu Türklerinin hakimiyeti ve akınları devam ediyordu. Bu duruma son vermek isteyen Aleksios Papa II.Urban'dan Türkleri Anadolu'dan çıkarmak ve ihtiyaç duyduğu insan kaynağını elde etmek için profesyonel birlikler talep etti. Ancak bu istek hiç umulmadık sonuçlara yol açtı ve Haçlı Seferlerinin başlamasına neden oldu. Bu uzun soluklu savaşlar ise hem Dünya Tarihi açısından hem de Bizans ve Türk Tarihi açısından önemli sonuçlar doğurmuştur. 37 yıllık saltanatı boyunca hem doğudan hem de batıdan birçok tehdide maruz kalan İmparator Aleksios Komnenos, bunların hemen hemen hepsini başarıyla bertaraf etmiştir. Tahta geçtiğinde enkaz halini alan donanmayı toparlamış, komutan olmasının getirdiği etkiyle orduda geniş bir ıslahat süreci başlatmıştır. Devletin yıpranan ekonomisini toparlamaya çalışmıştır. Yüzyıllardır yoğun bir çekişme yaşanan Katolik Batı ve Papa ile nispeten ilişkileri düzeltmiştir. Saltanatının son yıllarında Selçuklu Türklerine karşı mücadelelerini yoğunlaştırmış, bir yandan da eşi İrene, kızı Anna ve damadı Bryennius'un entrikalarına engel olmaya çalışmıştır. Saltanat sürdüğü 37 yıla birçok zafer sığdırmış, yok olan devlet otoritesini yeniden tesis etmiş ve belki de Doğu Roma İmparatorluğu tarihinin en önemli dönemlerinden birinde imparatorluk yapmıştır. İmparator Aleksios Komnenos yoğun geçen saltanatının ardından yakalandığı gut hastalığı sonucu 15 Ağustos 1118 Perşembe günü İstanbul'da hayatını kaybetmiştir.
Selçuklular Döneminde Merv
Türkler tarih boyunca birçok devletler kurmuşlardır. Onlardan birisi de İslam Dünyasında büyük bir öneme sahip olan Büyük Selçuklu Devletidir. Selçuklu ailesi Merv şehrini fethederek Horasan'a hâkim olmuş, Orta Asya ve Doğu ülkelerinin kaderini değiştirmiştir. Tarih boyunca çeşitli isimler alan ve gözde bir şehir olan Merv Büyük İpek Yolu'nun üzerinde bulunması nedeniyle büyük bir önem taşımıştır. Çağrı Bey'in idare merkezi olan Merv şehri Sultan Sancar'ın döneminde Büyük Selçuklu Devleti'nin başkenti olmuştur. Selçukluların döneminde Merv şehri idari, iktisadi, ticari, ilim, kültürel ve sosyal yönden önceki dönemlerle mukayese edilmeyecek boyutta gelişmiştir. Merv'de çıkan isyanlar ve taht kavgaları Büyük Selçuklu Devletini her yönden etkilemiş ve devletin yıkılmasına zemin hazırlamıştır. Anahtar Kelimeler: Çağrı Bey, Merv, Horasan, Selçuklu Ailesi, Sultan Sancar.
Türkiye Selçukluları döneminde Ahilerin devlet ve toplum ilişkileri
Ahilik teşkilatı Müslüman Türk toplumunun en uzun süreli ve toplumu derinden etkileyerek biçimlendirmiş en önemli organizasyonlarından birisidir. Ahilik, içerisinde geliştiği toplumu siyasi, ekonomik ve toplumsal açıdan etkilemiş ve şekillendirmiştir. Çalışmamızda Ahiliği oluşturan etmenler kapsamında, Horasan aklı ve Yesevilik düşüncesinin, Fütüvvet ve tasavvuf yapısının ve Türk kültürünün Ahilik teşkilatının oluşumunu nasıl etkilediği anlatılmıştır. Ahi Evran'ın Ahilik içerisindeki etkisi belirtilmiştir. Ahiliğin Şiî-Bâtınilik ile ilgisi olup olmadığı araştırmamızın özgün yönünü oluşturmaktadır. Çalışmamızda Ahilerin siyasi ve toplumsal ilişkileri incelenmiştir. Siyasal ilişkiler kapsamında özellikle Türkiye Selçuklu Devleti dönemi, Kösedağ yenilgisi ve Moğol istilası dönemi ile Türkiye Selçuklu Devleti'nin yıkılması sonrası dönem çalışma alanımızı oluşturmuştur. Ahilik teşkilatının Türkiye Selçuklu Devleti sınırları içerisinde yayılıp gelişmesine sultanların etkisi olmuş, özellikle I. Gıyaseddin Keyhüsrev, I. İzzettin Keykavus ve I. Alaaddin Keykubat gibi sultanların Fütüvvet teşkilatına girmeleri Ahiliğin şehirlerden köylere kadar ulaşmasına katkı sağlamıştır. Sultan I. Alaaddin Keykubat dönemi Ahiler açısından bir dönüm noktasıdır. Sultan I. Alaaddin döneminde Ahiler en zirve dönemlerini yaşamışlardır. Fakat I. Alaaddin Keykubat'ın zehirlenerek öldürülmesi, II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in yönetimi yıllarında uygulanan yanlış siyasetler sonucu meydana gelen Türkmen isyanları ve devamında Kösedağ yenilgisi sonrası gerçekleşen Moğol tahakkümü Ahiler üzerinde baskı ve sindirme olaylarına neden olmuştur. Ahiler tüm olumsuzluklara rağmen hem Beylikler döneminde hem de kuruluşuna zemin hazırlayarak Osmanlı Devleti döneminde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ahilerin toplumsal gruplarla ilişkileri kapsamında, kendi döneminde bulunan dini zümreler ile ilişkileri incelenmiş, özellikle Ahilerin Yesevilik ve Evhadilik ile bağı, Bektaşilik'in kurucusu Hacı Bektaş ile Babailer lideri Baba İlyas'ın Ahi Evran ile dostluğu belirtilmiştir. Babailer isyanının siyasi ve ekonomik nedenleri, Babailerle Ahilerin ilişkileri incelenmiştir. Mevleviler ile Ahilerin kimi zaman olumlu kimi zaman da olumsuz ilişkileri anlatılmıştır. Kalenderilik mensuplarıyla Ahilerin ilişkileri açıklanmıştır.
Selçuklu- Abbâsî hilafeti ilişkilerinde siyasî evlilikler
Türk ve İslâm tarihinin en büyük devletlerinden biri olan Büyük Selçuklu Devleti, Abbâsî Hilafet Devleti'nin ikinci yarısı olarak adlandırdığımız döneminde zayıflamasıyla onun toprakları da dâhil olmak üzere ortaya çıkan büyük bir imparatorluktur. Abbâsî Devleti'nin zayıflamaya başladığı bu dönemde Şiî Büveyhî devleti elinde adeta bir kuklaya dönüşmesi tarihin de seyrini değiştirmiştir. Oğuzların Kınık Boyundan Selçuk Bey önderliğinde kurulan Büyük Selçuklu Devleti ile Hz. Peygamberin amcası Hz. Abbas'ın soyundan gelenlerin kurmuş olduğu Abbâsî Hilafet Devleti arasındaki bilinen ilk ilişki 1038 yılında Nişabur'un Selçuklular tarafından alınmasıyla başladı. Halife'nin, Tuğrul Bey'i Bağdat'a davet etmesi ve Tuğrul'un Büveyhîlerin baskısından Halife'yi kurtarması Halife'nin O'na, Sultanu'l- mağrik ve'l mağrib (Doğu'nun ve Batı'nın Sultanı) unvanını vermesini sağladı. Böylece Tuğrul Bey nezdinde Selçukluların, Hilafet karşısında siyasî üstünlüğü ele geçirme çabaları da ilk meyvelerinden birini vermiş oldu. Tuğrul Bey ile başlayan Halife ve Sultan ilişkileri Tuğrul'un yeğeni Hatice Arslan Hatun ve Halife Kâim Biemrillâh'ın evlenmesi ile iki hanedan arasında siyasi evlilikleri başlattı. Daha sonra Tuğrul Bey'in de Halife'nin kızını istemesi ve evlenmesiyle siyasî evlilikler de iki hanedan arasında istisnalar dışında sürekli hale geldi. 1070 yılına gelindiğinde Sultan Alp Arslan, kızını Halife Muktedi ile evlendirdi. Yine 1110 yılında Muhammed Tapar kız kardeşini Halife Mustazhir Billah ile evlendirdi. Gelenek devam etmiş Sultan Sencer de kızını Halife Müsterşid ile evlendirmiştir. Tüm bu evliliklerde Selçukluların samimi Müslüman olmaları ve Hilafet'e yaklaşma çabaları bir yana siyasî ittifak sağlama ve siyasî nüfuz elde etme düşüncesi ve sosyal, ekonomik, dini avantajlar elde etme girişimleri etkili olmuştur. İlkçağlardan Ortaçağ'a ve günümüze devletlerarası ilişkileri belirlemek adına çok da normal olan siyasî evlilikler devletlerin felsefelerini, birbirleriyle olan ilişkilerini ve kadınlara yüklenen anlamı göstermesi bakımından önemlidir.
Ortaçağ Türk denizciliği ve Ege-Akdeniz adalarının fethi
Anadolu'da yaşayan topluluklar ister istemez denizcilikle ilgilenmek zorundaydı. Dolayısıyla deniz toplulukların ekonomik ve siyasi yaşamlarım etkileyen en önemli unsurlardan biri olmuştur. 1071 Malazgirt zaferiyle Anadolu'yu yurt edinmeye başlayan, Türkler de denizciliğin önemini kavramışlardı. Bu doğrultuda denizcilik ile ilgili faaliyetlerini devlet politikasına paralel tutan ve geliştiren Türkler Çaka Bey ve Süleyman Şah olmuştur. Ancak yeni gelişmekte olan Türk denizciliği batı dünyasının gerçekleştirdiği Haçlı Seferleri sonucu yaklaşık 200 yıl duraklama dönemi geçirmiştir. Bu duraklama dönemi sonucu doğu, 1300'lerin başında Anadolu Beyliklerinin ortaya çıkması ile beraber Türk denizciliği yeniden gelişerek ve batıya rakip olarak ortaya çıkmıştır. Nihayet 14. yüzyılda Anadolu Beyliklerinin çoğunu hakimiyeti altına alan Osmanlı Devleti bundan sonra Türk denizciliğini büyük bir güç haline getirmiştir.
Sultan III. Gıyaseddin Keyhüsrev Devri Selçuklu tarihi (1266-1284)
Çalışmamızda 1266-1284 yılları arası Selçuklu Devleti Tarihi ele alınmıştır. Bu süreci incelerken öncelikle Türkler'in Anadolu'ya gelmesinden önce Anadolu'nun durumu hakkında bilgi verilmiş ardından Anadolu'ya yapılan akınlar, 1071 Malazgirt Savaşı, bu savaş sonucunda Türkler'in Anadolu'ya gelmeleri ve bu tarihten itibaren Anadolu'nun bir Türk yurdu haline gelerek, Türkleşmesi süreci ele alınmaya çalışılmıştır. Bunun yanı sıra Anadolu Selçuklu Devleti'nin kuruluşu da genel hatlarıyla ele alınmıştır. Bu şekilde bir giriş yapıldıktan sonra Sultan III. Gıyaseddin Keyhüsrev dönemi; çocukluk döneminden başlamak suretiyle ele alınmış, sultanın tahta çıkışıyla birlikte saltanat döneminde yaşanan siyasi olaylar ayrıntılı olarak incelenmiştir.
İslam yönetimlerinde Süryaniler (VII-XII. yüzyıllar)
Kadıköy Konsilinden (451) sonraki süreçte, II. yüzyıldan beri Hıristiyanlık dünyasını alt üst eden teolojik ihtilaflar kronikleşmiş, bu çerçevede başlıca Monofizit ve Diofizit kristolojileri etrafında klikleşmiş olan Süryani'ler, Bizans devlet ve kilisesi tarafından sapıklık ve zındıklık ithamı ile istibdat ve kanlı takibatlara tabi tutulmuşlardı. VII. yüzyılda cereyan eden İslam fütuhatı Süryani'lerin Monofizit kolunu Bizans, Diofizit kolunu ise Sasani tahakkümünden, XI. asırda tesadüf edilen Selçuklu yayılması ise genel olarak Süryani'leri, X. yüzyıldan itibaren Suriye'de yeniden hâkimiyet tesis etmiş olan Bizans ve XI. asırdan itibaren Antakya, Urfa ve Kudüs gibi Müslüman ve Süryani'lerin ortak olarak yaşadıkları kentleri ele geçiren Haçlı baskısından kurtarmıştır. Nitekim Süryani tarihinin, Antakya kilisesinin kendi bünyesinden kaynaklanan nüfuz mücadeleleri istisna, teolojik, siyasi ve bilhassa sosyal, ekonomik ve kültürel açılardan altın çağına da Hulefa-i Raşidin, Emeviler, Abbasiler ve Selçuklular hâkimiyeti altında bulundukları VII-XIII. asırlar arasındaki periyot tanıklık eder. Bu vakıa, devrin Süryani, Ermeni ve Arap kaynakları tarafından da açıkça ortaya konulmuştur. Süryani toplumunu İslam hâkimiyeti altında huzur, refah ve inkişafa sevk eden amillerin büyük bir kısmı İslam dini ve hukukunun nevi şahsına münhasır yapısı ve özelliklerinden, diğer bir kısmı da yaşadıkları acı tecrübeler sebebiyle Bizans ve Latin Kiliselerine karşı daima mesafeli durmayı tercih etmiş olan Süryani'leri, tarihte diğer milletlere nazaran farklı kılan bir takım ayırt edici hassalardan neşet etmiştir.
Sultan I. Alâeddin Keykubad'ın komşu devletlerle ilişkileri
Gurbet, mağlubiyet, esaret merhalesinden sonra Selçuklu devlet adamları ve komutanlarının seçim ve tercihiyle ummadığı bir esnada evvelinden arzuladığı, uğrunda savaştığı tahtı elde eden 1220-1237 yılları arasının isabetli görüş ve tedbir sahibi Türkiye Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad, yüksek idare kabiliyeti, siyasi ve askeri ihtiyatkârlığı, iktisat telakkisi, ülke güvenliği ve menfaatini ilgilendiren meseleler karşısında gerçekçi, ölçülü, uzak görüşlü politik zekası ile on yedi yıllık saltanatı esnasında devletine hem geniş topraklar kazandırmayı başardı, hem de asrın en büyük gerçeği olan Moğol istila tehlikesine karşı barış, emniyet, refah, huzur değerlerine sahip ülkesini güçlü ve sağlam bir biçimde muhafaza ve müdafaa etti. Bu meyanda dış politikadaki temel hedef ve meşguliyeti ise iki yönde gelişti. Akdeniz ve Karadeniz ticaretinin kazanç ve emniyetine atfettiği kıymet sonucunda başlattığı harp hazırlıkları ve seferler, döneminde Selçuklu dış politikası belirleyen olayların ilk aslı idi. Bununla birlikte Alâeddin Keykubad'ın dış politikasını tanımlayan esas husus daha ziyade ülkesinin doğu hudutlarında bulundu. Bu durumun en temel sebebi 1220 yılından beri süren Moğol istila tehlikesi idi. Bilhassa 1226 yılından itibaren, bu tehlike ile ilintili gelişmelere bağlı olarak Alâeddin Keykubad'ın dış politikadaki dikkati neredeyse tamamen Doğu Anadolu bölgesine yönelecekti. Dış politikada izlediği siyasete doğrudan etki eden ciddi bir mesele olan Moğol istila tehlikesi Alâeddin Keykubad'ın komşu devletler ile münasebetlerinin gelişiminde önemli bir rol oynadı. Onun, Harezmşahlara ve Eyyubilere karşı kazandığı zaferlerin gerisinde bu tehlikenin neden olduğu endişenin izleri apaçık görülecekti. Bununla birlikte Alâeddin Keykubad, Türkiye Selçuklu Devletine en parlak dönemini Moğol tehlikesinin gölgesinde yaşatmayı başardı, yüksek feraseti, idare kabiliyeti, siyasi ve askeri ihtiyatkârlığı, barıştan yana tavır alan karakteri ile, 1231 yılından itibaren İran ve Azerbaycan'a yerleşerek Anadolu ülkesine sınır komşusu olan Moğolların istila tehdidini ülkesinden uzak kıldı. Bu vakıayı temin ederken Moğolların amansız düşmanı olarak Selçuklu ülkesini tehdit etme noktasına ulaşan Celaleddin Harezmşah'ı Yassıçemen Savaşı'nda yendi, Eyyubilere karşı zaferler kazandı, nihayet Türkiye Selçuklu Devleti onun zamanında Anadolu'da rakipsiz bir merhaleye, Moğollar hariç komşu hükümetlerinin hepsinden kuvvetli bir mevkiye ulaştı.
Selçuklular Döneminde Musul hâkimlerinin (Valilerinin) haçlılar ile mücadelesi (1098-1146)
Haçlı seferleri olarak bilinen ve Yakındoğu coğrafyasını hedef edinen askeri harekâtlar uzun soluklu mücadelelerin nedeni olarak karşımıza çıkar. Bu seferler Katolik inancın hâkim unsur olma yönündeki hedefinden neşet etmiş gibi gözükmesine rağmen perde arkasına bakıldığında Avrupa'da çeşitli siyasi, dini ve içtimai unsurların da rol oynadığı görülecektir. Bizans'ın basit bir yardım çağrısının ürünü olarak zemin kazansa da bu seferler ilerleyen süreçlerde en çok yardım isteyenleri pişman etme noktasına getirecekti. Seferlerin en uygun zamanda düzenlenmesi ise doğuda Haçlılar ile çarpışacak olan Türklerin hazırlıksız yakalandığı ve birlikten yoksun oldukları bir sürece rastlamış gibi gözükmektedir. Elbette bu bir tesadüf sonucu değildir. Birinci ve İkinci Haçlı seferleri arasında Türklerin önderlik edip sürdüreceği bu mücadelelerde yakın doğuda yerleşip kalıcılık sağlamak isteyen Haçlılara karşı el-Cezîre'nin merkezi addedilen Musul'da hâkim valilerin harekâtları önemli rol oynar. Önce el-Cezîre'nin savunulması üstlenilmiş ve Haçlı yayılması engellenmiş, ardından Haçlılar üzerine gidilmişti. Haçlıların saldırgan politikaları, bu müdahaleler sonrasında kırılmış ve artık Haçlılar savunma pozisyonuna itilmişti. Suriye, Anadolu ve el-Cezîre şehirleri arasında cereyan eden mücadelelerin seyri Musul'dan Haçlılar üzerine yapılan harekâtlar ile şekillendi. İmkânsız gibi gözüken ancak gerçekleşen ittifaklar ve çıkar çatışmalarına rağmen Kürboğa, Çökürmüş ve Çavlı gibi komutanlar fırsatlar kaçırsa da mücadele olgunlaşma safhasına geçmekteydi. Siyasi dengelerin inişli çıkışlı seyri Musul hâkimlerinin Haçlılara karşı girişeceği mücadeleleri de titizlikle sürdürme gerekliliği arz ediyordu. Bölgede çok fazla unsur vardı ve bunun avantaja dönüştürülüp mücadelenin Türkler lehine sonuçlanması Mevdud, Aksungur el-Porsukî ve İmâdeddîn Zengî gibi komutanların birbirini takip eden politikaları sonucu gerçekleşecekti. Mücadele üssü olarak Kürboğa, Çökürmüş, Çavlı, Mevdud, Aksungur el-Porsukî ve İmâdeddîn Zengî tarafından kullanılan Musul ile el-Cezîre'nin savunulması yapılmış ve savaş Haçlılara karşı daha dar ve uzak alanlarda yürütülmüştür. Halep'in Haçlı tehdidinden kurtarılması ve Urfa'nın fethedilmesi sayesinde Haçlılar ile mücadelede bir merhale daha geçilmiş olup kendilerinden sonra gelecek olan Müslüman Türk hâkimlerin Haçlılara karşı yürüttükleri politikaların hazırlayıcısı olmuşlardı. Haçlıların istila ettiği bu coğrafyanın topyekûn savunulması ve kurtarılması için gereken politikalar bu dönemde (1098-1146) oluşmaya başlamıştı.
XIII. yüzyıl Türkiye Selçuklu devlet politikasında rol oynayan mutasavvıflar
XIII. yüzyılın başında sultan olan I. Gıyâseddin Keyhusrev döneminde Mecdüddin İshak sayesinde Anadolu'ya İbnü'l-Arabi, Evhadüddin Kirmanî, Ahi Evren gibi mutasavvıfların gelmesi sağlanarak kültür çeşitliliği oluşturdu. Mecdüddin İshak, bunun yanı sıra muallimlik özelliğiyle I. İzzeddin Keykâvus'un yanına atabeg olarak gönderilerek tahta oturtulacak yeni sultanın eğitimiyle ilgilendi. Ayrıca Abbasi halifeliği ile aralarında elçilik vazifesi gördü. I. İzzeddin Keykâvus döneminde de etkisi devam eden Mecdüddin İshak'ın dostları olan devrin ünlü sûfileri Evhadüddîn Kirmânî ile Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin de devlet üzerinde etkileri görüldü. İbnü'l-Arabî de verdiği öğütler sayesinde I İzzeddin Keykâvus etki altına almaya çalıştı. Evhadüddin Kirmâni'nin de I. İzzeddin Keykâvus ile I. Alâeddin Keykubad arasındaki saltanat mücadelesi sırasında I. Keykubad'ın yanında yer alarak onun tahta çıkması için çaba sarf ettiği görülür. XIII. yüzyılda Türkiye Selçuklu Devleti'ni sarsan bir diğer mühim olay II. Gıyâseddin Keyhüsrev döneminde yaşandı. Sultanın izlediği yanlış politikalar neticesinde isyan hareketinde bulunan Baba İlyas'tır. Bu mutasavvıf Anadolu'da bulunan Türkmenleri etrafında toplayarak bir isyan hareketi olan Babaîler ayaklanmasını başlatmış ve devleti derinden sarsmıştır.XIII. Yüzyılın ikinci yarısında Moğol tahakkümüne giren Selçuklu Devleti'nde mutasavvıfların hem devlet üzerinde, hem de halk üzerinde etkileri artmıştır. Moğol aleyhtarı olan Ahi Evren ve Sadreddin Konevî kendileriyle aynı düşünceye sahip II. İzzeddin Keykâvus'un yanında yer almışlardır. Moğollara karşı halkı örgütlemişler ve sultana destek vermişlerdir. Sadreddin Konevî aynı zamanda Anadolu'da Moğollar'a karşı gerçekleştirilen isyanların da yanında yer almıştır. Dönemin bir diğer önemli mutasavvıfı olan Hacı Bektâş-ı Velî, genellikle Selçuklu yöneticilerinden uzak bir politika sergilemiştir. Sadece yaşadığı Sulucakarahöyük'e yakın bölge emiri Nureddin Caca ile iletişim halinde olan Hacı Bektâş Velî, aynı zamanda Moğol tahakkümüne karşı mutasavvıflarla da ilişkilerde bulunmuştur. Bu durum kendisinin de bir Moğol muhalifi olduğunu düşündürmektedir. Bu dönemde devlet görevlileriyle ilişkileri oldukça müspet yönde olan ve dünya görüşü diğer tasavvuf ehlinden farklı temayüller arz eden ünlü mutasavvıf Mevlânâ Celaleddîn Rûmî, Moğol tahakkümünün geçeceğine inanarak siyasi çevrelerle yakın ilişkiler kurup bir sükûnet havası vermek istemiştir. İlişkiler içerisinde bulundukları arasında genellikle devletin üst kademesinde olan Süleyman Pervâne, Fahreddin Atabeg, Alameddin Kayser ve II. İzzeddin Keykâvus gibi daha birçok kişi vardır.
Prof. Dr. Salim Koca'nın hayatı ve eserleri üzerine bir inceleme
Bu çalışmada hayatı boyunca kendini akademik ve sosyal olarak çok yönlü geliştiren, Selçuklu tarihçisi Prof. Dr. Koca'nın, hayatı ve eserleri ele alınmıştır. Ele alınan eserleri, kitaplar ve makaleler olarak 2 bölümde detaylı bir şekilde incelenerek bilgiler sentezlenerek aktarılmıştır. Prof. Dr. Koca, Türk tarihi, Selçuklu tarihi ayrıca Türk kültür ve medeniyet tarihi alanında birçok çalışma yaparak, farklılığını yardımcı bilim dallarından yararlanıp eserlerinde görülebilir şekilde sunarak ortaya koymaktadır. Prof. Dr. Koca, tarihi olayların farklı pencerelerden bakıp, yorumlanabileceğini, eserlerini geniş bir bakış açısıyla kaleme aldığını, Türkiye Selçuklu tarihi eserinde farklı olarak tip tahlili yaptığını, Türk tarihinin her dönemine hâkim olduğunu eserlerine yansıtabilmiştir. Milli değerlerine bağlı ve mensup olduğu milletin tarihini aktarmanın her tarihçinin sosyal bir sorumluluğu olduğunu belirterek, bilgilerini gerek yazılı gerek sözlü her zaman aktarmayı amaçlamıştır. Genel Türk Tarihi alanında çok önemli bir yeri olan çalışmaları inceleyerek eser inceleme çalışmalarına katkıda bulunarak alanı zenginleştirmeyi yapmış olduğumuz çalışmada amaçlayarak çalışmamızı tamamladık.
Selçuklular döneminde astronomi
İlk uygarlıklar dini, ekonomik ve siyasi aktivitelerini düzenlemek için astronomi bilimine önem vermişlerdir. Astronomi bilimi doğu uygarlıklarında kozmoloji anlayışından dolayı gelişmiştir. Özellikle Aristoteles ve Batlamyus'un yer merkezli evren anlayışı yaygın bir düşünce olarak benimsenmiştir. İslâmi Dönemde Aristoteles ve Batlamyus'un savunduğu evren anlayışı kabul edilmiştir. Ancak bu anlayışta bulunan eksiklikler tamamlanmaya ve yanlışlar düzeltilmeye çalışılmıştır. Selçuklular Dönemi'nde ise ilk uygarlıkların ve İslâm Dünyası'nın benimsediği astronomi anlayışında çok fazla bir değişiklik yapılmamıştır. Aristoteles ve Batlamyus'un evren ve astronomi anlayışı devam ettirilmiştir. Ancak bu dönemde Batlamyus'un eserleri eleştirilmiş ve söz konusu olan yanlışlıklar düzeltilmeye çalışılmıştır. Büyük Selçuklular Arap-İslâm dünyasının, Türkiye Selçukluları ise Moğolların astronomi anlayışının etkisi altında kalmışlardır. Selçuklular Dönemi'nde açılan çeşitli rasathânelerde astronomi gözlemleri ve takvim çalışmaları yapılmıştır.
Selçuklu Devri savaşlarında sürpriz baskın korku ve panik
?Selçuklu Devri Savaşlarında Sürpriz Baskın, Korku ve Panik? adlı bu çalışmamızda Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu devri savaşları esas alınarak sürpriz baskın, korku ve panik faaliyetlerinin savaşların seyrine olumlu veya olumsuz katkısı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu faaliyetlerin temeli daha önceki Türk devletlerinden gelmektedir. Türklerdeki askeri hayat tarzı, daima hareketli, çevik ve sürate dayalı bir yaşamın ürünüdür. Ayrıca savaşlarda birçok taktik ve strateji kullanılmıştır. Bu taktik ve strateji birçok savaşın kazanılmasında oldukça etkili rol oynamıştır. Nihayetinde bu taktik ve faaliyetler, önce Orta Doğu'da ve sonraları da Anadolu ile Balkan Türklüğünün temelini oluşturacak başarıları getirmiştir.Anahtar Kelimeler:1. Savaş2. Sürpriz Baskın3. Korku ve Panik4. Türk Tarihi5. Selçuklu Devleti
Anadolu Selçuklu Devleti merkezi şehirlerinden Konya ve Kayseri'de şehir hayatı
Türkler yüzyıllar boyunca birçok kültür ve uygarlığa beşik olmuş Orta Asya'da yaşamış ve kendilerine özgü kültürler meydana getirmişlerdir. Bilinen ilk Türk Orta Asya devletleri zamanla yerini başka Türk Boyları bırakmış ve bu süreç yüz yıllar boyu devam etmiştir. Bu süreç içerisinde Türkler birçok kültür meydana getirmişler ve birçok kültürden etkilenmişlerdir. Büyük Selçuklu Devleti'nin tarih sahnesinden ayrılması sonrasında Anadolu Selçuklu Devleti'nin tarih sahnesine çıkmasıyla beraber Anadolu'da birçok yerleşim yeri büyük bir önem kazanmıştır. Bu yerleşim yerlerinden özellikle Konya Anadolu Selçuklu Devleti'ne başkentlik yaparak tarihte önemli bir yer almıştır. Siyasi ve jeopolitik öneminin yanında bu şehir bilim, sanat, edebiyat ve tasavvuf konularında da neredeyse bütün dünyaya öncülük etmiştir. Keza Kayseri'nin de tarih çağlarından günümüze kadar bu coğrafyada var olan bütün medeniyetler için her zaman çekim noktası olduğunu ve en önemli tarihi belgelerin yine burada başlatılan kazı çalışmalarında elimize geçtiğini görmekteyiz. Anadolu Selçuklu Devleti'nin en önemli şehirlerinden olan Kayseri ve Konya bu eserimizde ayrı ayrı ele alınarak incelenmiştir.Araştırma konusu olarak ?Anadolu Selçuklu Devleti Merkezi Şehirlerinden Konya ve Kayseri'de Şehir Hayatı? seçmemin başlıca nedeni yaptığım geniş kaynak taramasında ve çalışılan tezlerde konunun kısır bir döngü içerisinde incelenmiş olması ve yüzeyde kalan sığ bilgilerin verilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Söz konusu bu iki şehir genellikle bir bütün olarak incelenmemiştir bu cümleden kasıt; Selçuklu tarihi hep siyasi tarih olarak ele alınmış ancak şehir hayatı ve tarihi açısından okuyanı doyuramamış ya da tam tersi şehir hayatı irdelenmemiş ancak siyasi tarih açısından olaylar ele alınmıştır. Tezimi hazırlarken konumu bütünsellik çerçevesi içerisinde ele alıp tüm yönleriyle yansıtmaya çalıştım. Bu anlamda şu ana kadar yapılmış çalışmalardan farklı olarak bu alandaki büyük bir boşluğu dolduracağını düşünmekteyim.Çalışmamız dört bölümden meydana gelmektedir. Giriş kısmında şehirlerin adları, coğrafik konumları ve durumları ve Anadolu Selçuklu hâkimiyetine girmeden önceki tarihsel süreçlerini inceledik. Bu kapsamda geniş bir kaynak taraması yaptık ve şu ana dek incelediğimiz kaynaklarda görmediğimiz bir bütünsellik çerçevesi içinde birinci bölümde; Kayseri ve Konya'da Siyasi ve İdari Durum ikinci bölümde; Konya ve Kayseri'nin Fiziki Dokuları başlığı altında nüfus ve yerleşim, üçüncü bölümde ise; İçtimai ve Ekonomik Hayat, Dördüncü bölümde ise Kayseri ve Konya'da Şehir Hayatı ve İlmi Hayatı inceleyip bilgi vermeye çalıştık.Bu bilgileri aktarırken de hassas davrandık çünkü Anadolu Selçuklu Devleti şehir hayatına dair kaynaklar sınırlı olup var olanlar da içerik açısından yetersizdir. Ancak detaylı yaptığımız detaylı araştırmalarımızla bu sıkıntıyı aşmaya çalıştık. Açılan başlıklardan da bunun anlaşılacağını düşünmekteyiz.
Kars müzesinde bulunan Ani harabelerinden çıkarılan Selçuklu seramiklerinin süsleme ve kompozisyon özellikleri
Bu araştırmada Ani Ören Yeri kazılarından çıkarılmış Kars Müzesinde sergilenen Selçuklulara ait seramikler incelenmiştir. Konuyla ilgili yayınlardan farklı olarak bu çalışmada evreni oluşturan 20 adet eserlerin motif, kompozisyon özellikleri, süsleme ve renk unsurları belgelenerek Geleneksel Sanatlarımıza katkı sağlamak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda belirlenen eserlerin fotoğraf çekimleri, ölçümleri, renk ve desen tespitleri, bilgi formları hazırlanarak yapılmıştır.Araştırma sonucu elde edilen bulgulara göre; Örneklem olarak alınan 20 eser; 5 testi, 2 kâse, 2 küp, 6 tabak,1 çanak ve 2 çini parçası olarak sınıflandırılmıştır. Renk dökümüne göre; ağırlıklı olarak mavi, kobalt ve kahverenginin kullanıldığı görülmektedir. Araştırmada yer alan eserler içinde gerek zemin gerek bezeme rengi olarak açık mavi, krem rengi, sarı, siyah, açık yeşil, kobalt mavisi, yeşil, kahverengi, beyaz ve firuzenin kullanıldığı belirlenmiştir. Bezeme tablosuna bakıldığında ağırlıklı olarak geometrik bitkisel süslemeler ve insan figürlerinin ( 6 adet) yanı sıra hayvan figürlerinin de kullanıldığı görülmüştür.
II. Kılıç Arslan zamanında Türkiye Selçuklu Devleti'nin dış siyaseti (1155-1192)
II. Kılıç Arslan'ın yürüttüğü dış siyasetin amacı Anadolu coğrafyasında Büyük Selçuklu Devleti'nin vassalı olarak kurulan Türkiye Selçuklu Devleti'nin bağımsız bir devlet olma hüviyetini kazanmasını sağlamaktı. Çalışma Türkiye Selçuklu Devletinde II. Kılıç Arslan'ın (1155-1192) iktidar yılları ile sınırlandırılmıştır. Çalışmada birinci elden ve ikinci elden kaynaklardan yararlanılmıştır. Siyasi olaylar tahlil edilirken, dönemin kaynakları öncelikle kendi içlerinde sonra günümüz tetkik eserleriyle karşılaştırılmıştır. Bununla birlikte olaylar eldeki bilgiler ışığında dış siyaset cephesiyle yorumlanmaya çalışılmıştır.II. Kılıç Arslan'ın 1155'te tahta çıkışıyla beraber 37 yıllık bir saltanat devresini incelediğimiz bu çalışma, Giriş ve üç bölümden oluşmaktadır.II. Kılıç Arslan'ın uyguladığı siyasi faaliyetler onu kendinden önceki Türkiye Selçuklu sultanlarından ayırmış ve bu siyasi manevralar Türkiye Selçuklu Devleti açısından bir dönüm noktası olmuştur. Onun döneminde içeride ve dışarıda yapılan başarılı mücadeleler neticesinde devlet istikrara kavuşmuş ve bunun sonucunda devlet her alanda gelişme dönemine girmiştir.1176 yılında kazanılan Miryokefalon zaferi sayesinde Anadolu'nun Türkleştirilmesi süreci önemli bir ivme kazanmıştır. 1071 Malazgirt zaferiyle Anadolu'ya yerleşmeye başlayan Türkler Miryokefalon zaferinden sonra Anadolu'nun kesin olarak bir Türk vatanı olmasını sağlamıştır.Kılıç Arslan döneminde Anadolu'da siyasi üstünlük, Bizans'tan Selçuklulara geçmiştir. Böylece Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi hız kazanmıştır.Anahtar Sözcükler: II. Kılıç Arslan, Selçuklular, Miryokefalon, Siyaset, İstikrar