Social change
216 theses under this subject heading
Türk köyünde yeni modernleşme eğilimleri ve kültürel değişim: Polatlı/ Kabak köyü örneği
Bu çalışma Türk köyünde yeni modernleşme eğilimleri ve kültürel değişme hakkındadır. Bu konu Ankara ilinin Polatlı ilçesine bağlı Kabak Köyü'nde yapılmış olan bir alan araştırması vasıtasıyla üç konu ekseninde incelenmektedir. Bunlar: (i) Ailenin kuruluş ve işleyişine yön veren değerler, normlar, algılar ve ilişkilerdeki biçimsel ve özsel değişmeler, (ii) benzer şekilde köy cemaatinin üyeleri ve bu kapsamda hanehalkları arasındaki yardımlaşma ve dayanışma ilişkileri ve uygulamalarındaki değişmeler ve (iii) üretim-tüketim, sosyal, iktisadi refah ve yaşam tarzındaki değişmeler. Çalışmada, değişim sürecinin nasıl değerlendirildiği aynı hane içinde yaşayan farklı kuşaklara mensup bireylerle yapılmış olan derinlemesine mülakat verilerine dayalı olarak ele alınmaktadır. Bu yolla değişim sürecinin belli bir vaka bağlamında nasıl işlediği ve köyün kendisini kuşatan dış dünya ile temas ve ilişkilerinde geleneksel-modern ikiliğini nasıl yeniden konumlandırdığı, yorumladığı ve yeni bir kırsal varoluş biçimi ortaya koyduğu aydınlatılmaya çalışılmaktadır. Araştırma kapsamında köy cemaatinin üyesi olan 23 kadın ve 37 erkek ile derinlemesine mülakat yapılmıştır. Araştırma bulguları farklı kuşaklar arasında ailenin biçimsel ve özsel niteliklerinde, komşuluk ilişkilerinde ve köyün iktisadi yapısında birçok değişim olduğunu ortaya koymaktadır. Bu değişmeler bazı hallerde modernleşme kuramlarının hanehalkı/aile biçimlerinin değişmesi, hane içi otorite yapısının değişmesi, bireyselleşme, hane ve cemaat içi dayanışma bağlarının çözülmesi ve özgürleşme iddiaları ile uyumlu bir yönde iken bazı hallerde kişilerin değişimlere direnç gösterdikleri, eski durumu sürdürdükleri veya değişme sürecini kendi durumlarına uyarlama yönüne gittikleri görülmektedir. Dolayısıyla, köyde aile ve komşuluk ilişkilerindeki eski saygı ve otorite biçimleri kaybolmaya, bireyselleşme ve özgürleşme artmaya ve komşular arasındaki yardımlaşma/dayanışma eskiye göre zayıflamaya başlamış olmakla birlikte niteliksel olarak bu durumun aşırı boyutlara ulaşmadığı aksine "biz bilinci" ve dayanışma ilişkilerinde zayıflama olarak görülen birçok hususun, dayanışmanın eski biçimleri ile sürdürülmesine gerek olmaması ile de alakalı olduğu görülmektedir.
Hareketli görüntüler üzerinden Türkiye'de toplumsal değişimler: Kadın imgesi (1895-1938)
Bu çalışma, tarih araştırmaları açısından yeni bir materyal olan hareketli görüntülerin mevcut literatüre olan katkısını ve Osmanlı İmparatorluğu ile Türkiye Cumhuriyeti'nin kayıtlarda neyi göstermek istediğini belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, Sinema Genel Müdürlüğü tarafından dijital ortama aktarılan 1895-1938 yıllarına ait hareketli görüntüler kullanılmış, 198 adet hareketli görüntü üzerinden niceliksel ve niteliksel analizler yapılmıştır. Türk modernleşmesinin, eğitim, ekonomi, siyaset, hukuk gibi alanlarda atılan adımlarla başladığı ve zamanla diğer alanlara da yayıldığı bilinmektedir. Bu çalışma, görüntülerin askeri ve siyasi boyutunun yanı sıra sosyolojik boyutunu da ele alarak, kayıtlar üzerinden birey-toplum incelemesi yapmıştır. Bu dönemde değişimin kadın hayatına olan etkisini belirlemek amacıyla daha çok kadın imgesi üzerinde durulmuştur. Özellikle kız çocuklarının uluslararası ilişkilerde ön plana çıkarıldıkları fark edilmiştir. Seçim, karşılama töreni, kutlama gibi görüntülerde yer alan kadınların konumları, giyiniş tarzları ve görevleri itibariyle dikkat çektiği gözlemlenmiştir. Bu çalışma, kaynak olarak hareketli görüntülerin tarih alanında kullanılması için yapılmış bir başlangıç çalışmasıdır.
Yavuz Turgul sinemasında kültürel kodlar ve kültürel temsiller
Bir sanat olarak sinema en temelde sosyolojiktir. Toplumların dinamikleri, etkileşimleri, çatışmaları, serzenişleri ya da beklentileri, her dönemde beyaz perdeye yansımış, sinema toplumsal bir dil olarak kullanılmıştır. Türkiye'de de, sinema ve sosyoloji ilişkisi, toplumun hafızası ve iç sesi olarak zuhur etmiştir. Yavuz Turgul da bu hafızanın en berrak hatıratında, en net duyulan iç seslerden biridir. Bu noktadan hareketle, bu çalışmada bir hikayeci ve yönetmen olarak Yavuz Turgul'un içinde bulunduğu dönem ve toplumla hassas bir bağı olduğu tespitinden hareketle, kültürel değişim karşısındaki duruşu irdelenerek, kültürel değişime bir karşı bilinç göstergesi olarak filmlerinde kullandığı kültürel kodlar ve kültürel temsiller değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Yönetmenin 1986 – 1996 arasında yazıp yönettiği Muhsin Bey(1986), Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni(1990), Gölge Oyunu(1993) ve Eşkıya(1996) filmlerinin, çekildikleri 80'li ve 90'lı yılların siyasal, sosyolojik konjonktürü bağlamında, kültürel kodlar ve kültürel temsilleri çerçevesinde incelenmiştir. Yönetmenin Gönül Yarası (2005) ve Av Mevsimi (2010) filmleri de örneklem olarak mercek altına alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Yavuz Turgul, kültürel değişim, doğu kültürü, kültürel çatışma, toplumsal değişim
Yaşar Kemal'in Bir Ada Hikâyesi dörtlemesinde toplumsal ve siyasal dönüşüm
Yaşar Kemal, Bir Ada Hikayesi Dörtlemesini 14 yılda tamamlar. Seri dört romandan oluşur. Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, Karıncanın Su İçtiği, Tanyeri Horozları, Çıplak Deniz Çıplak Ada isimlerini taşıyan seri 2012 yılında tamamlanır. Dört romanda da işlenen ana tema Türk-Yunan mübadelesi ve mübadele ile birlikte Yeni Türk Devletinin ulus anlayışıyla birlikte dışarıda kalan etnik unsurlar için yazarın hayali olarak inşa ettiği Karınca Adasında her türlü milletten ve ırktan insanları bir araya getirip yeni bir toplum yaratma çabasıdır.
Balkanlar'dan Anadolu'ya göç ve sosyal değişme: Yeniköy örneği
Bu çalışma, Lozan Barış Antlaşması uyarınca Türkiye ve Yunanistan arasında 1923'te başlayan nüfus mübadelesi sonucunda Selanik'ten göç eden mübadiller tarafından Manisa'da kurulan Yeniköy mahallesinde yıllar içinde meydana gelen toplumsal değişimin genç, orta ve yaşlı kuşaklar tarafından deneyimlenme ve anlaşılma biçimlerini konu edinmektedir. Bu yönelimle çalışmada, Yeniköy çerçevesinde toplumsal değişim, alt kültür, mübadele, zorunlu göç ve Bektaşilik kavramları üzerinden bir köy monografisi oluşturulmuştur. Çalışmada bilişsel etnografik bir yaklaşım benimsenerek nitel araştırma yöntem ve teknikleri kullanılmıştır. Buna göre kuşakları temsil eden onar kişilik üç gruptan oluşan toplam otuz kişilik bir katılımcı grubu ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve katılımlı gözlemler yapılmıştır. Çalışmanın birinci kuşak katılımcılarını mübadeleyi deneyimleyen veya deneyimleyenlerin çocukları, ikinci kuşak katılımcılarını birinci kuşağı oluşturan mübadillerin çocukları, üçüncü kuşak katılımcılarını ise birinci kuşağın torunları oluşturmaktadır. Elde edilen veriler, içerik analizi uygulanarak katılımcıların belirttiği ortak durumlar, sorunlar, düşünceler ve diğer kültürel unsurlar üzerinden değerlendirilerek temalara ve kategorilere ayrılmış, ardından da kodlara ulaşılmıştır. Çözümlenen veri, Sztompka (1993) tarafından geliştirilen Dinamik sosyal alan modeli bağlamında değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, Horasan'dan Anadolu'ya gelen, ardından Balkanlar'a göç eden ve 1923 nüfus mübadelesi ile şu an yaşamlarını sürdürdükleri Manisa'ya yerleşen Yeniköylülerin, yaklaşık beş yüz yıllık sosyo-kültürel birikimlerini sürdürdükleri görülmüştür. Fakat, bu birikimlerin kuşaklar arasında deneyimlenme ve yorumlama biçimleri bakımından farklılıklar gösterdiği bulgulanmıştır. Örneğin, evlilik tercihleri, düğün ve cenaze törenleri, Hıdırellez ve Nevruz kutlamaları ve Bektaşilik ile ilgili özel günler bağlamında, birinci kuşak katılımcıların gelenekleri bildikleri ve sürdürdükleri, ikinci kuşak katılımcıların bu gelenekleri bildikleri fakat kişisel yaşamlarında daha az uyguladıkları, üçüncü kuşak katılımcıların ise bu bilgi ve uygulamaları kişisel yaşamlarına dahil etmedikleri görülmüştür. Buna benzer biçimde, köyün sosyo-tarihsel öyküsünün de zaman içerisinde kuşaklar arasında farklılaşarak aktarıldığı gözlenmiştir. Bu bulgular dahilinde çalışma, bir yaşamı ardında bırakarak Türkiye'ye gelen mübadiller tarafından inşa edilen yeni yaşamın yüzüncü yılına yaklaşıldığı bir dönemde, bu mübadeleyi deneyimleyen nesillerin yaşamlarına ilişkin bir fotoğraf sunmaktadır.
The increase in the prevalence of one-person households in Turkey: By circumstances or by choices
The world has witnessed various social, economic, and cultural changes until today. New norms and lifestyles have been replaced with traditional ones over time. The transition from the periods when the family institution was essential to the times when people tend to live more individually has been visible since the last century, especially in the second demographic transition period. With the demographic effects of the changes, fertility began to decline, and the tendency to cohabitation and separation gained momentum. In Turkey, while the share of extended and multi-child nuclear families has diminished, one-parent and single-person households have increased from the middle of the 20th century. The main focuses of the study are to reveal the characteristics of one-person households and to find out the differences between people living alone due to choices and circumstances. In this respect, modernization and developmental idealism approaches were employed to rationalize the change in family structure and prevalence of one-person households. Besides, descriptive and multivariate analyzes were applied to attain the determinant factors. After a set of analyzes, essential findings were obtained regarding the distribution of one-person households in Turkey. While the tendency to live alone has a crucial representation among women, especially among elderly widowed women, the proportion of men living alone has also increased over time. Furthermore, young, never-married, and divorced persons in one-person households have become more common over the last two decades. Finally, the literature about one-person households and the outputs of analyses figure out that solo living becomes more common in Turkey through social, economic, cultural, and demographic transition stages. Following the theoretical approaches, the tendency of the younger, well-educated, never-married people to live alone becomes visible. Thus, it can be argued that the rationale behind living alone is parallel to Turkey's modernization path and examined detailly in this study.
Değişen toplum yapısında hekim ve hastalar açısından sağlık ve hastalığın anlamı
Sağlık, hastalık, tıp ve toplum alanları tarih boyunca sürekli birbirinin içine nüfuz etmiş ve birbiriyle etkileşim halinde olmuştur. Sağlık alanında egemenliğini ilan etmiş olan Tıp disiplini içinde hastalıkların ortaya çıkışı, tanımı ve tedavisinde sosyal, kültürel ve ekonomik faktörlerin önemi günden güne artmıştır. Sağlık alanındaki olgu ve faktörler hem hastalıkla ilgili olgularla hem de toplumsal alandaki olgu ve faktörlerle karşılıklı etkileşim halindedir. Bu sebeple sağlık, hastalık ve toplum birbirinden farklı ama birbirinin içine geçmiş üç alan olarak değerlendirilmektedir. Yeni toplumsal sistemin ruhunu oluşturan tüketim kültürü, sağlık ve hastalık olgularının anlamını değiştirirken, bu olgulara ilişkin kavramların da içeriğini farklılaştırmıştır. Modern tıbbın doğuşu ile birlikte tıbbi bilginin niteliğinin bir yansıması olan Biyomedikal model, sonrasında görülen toplumsal değişimlere paralel olarak hastalık ve tedaviye ilişkin bakış ve uygulamalarda sosyokültürel faktörlerin ağırlık kazanmasıyla ortaya çıkan Biyokültürel model, bu adı geçen değişimin tıbbi alandaki yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sürecin, hekim ve hastaların sağlık ve hastalığa dair anlamlandırmasındaki etkisini gösterebilmek, bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır.
Toplumsal değişim kuramı ışığında öznenin dönüşümü: 1899 Aşk-ı Memnu romanı ile 2008 Aşk-ı Memnu dizisinde öznenin temsili
Antikçağlardan bu yana bütün toplumlar süreklilik arz eden değişimler göstermiş son yüzyılda ise hız kazanarak, küreselleşmenin etkisi ile mobilite ve kültür entegrasyonları artmıştır. Türkiye'de yaşanan modernleşme çabaları, teknolojik gelişmeler ve kitle iletişim araçlarının etkisiyle toplumsal değişim süreci içerisinde öznenin kamusal alandaki görünürlüğü şekil değiştirmektedir. Bu yüksek lisans tezinde Tanzimat'tan 2010'lu yıllara kadar geçen süreçte toplumsal alanda yaşanan değişimler irdelenecek, toplumun en önemli katılımcısı olan öznenin süreç içerisinde değişimlerden ne şekilde etkilendiği anlatılmaya çalışılacaktır. Betimsel içerik analizi yöntemi ile Aşk-ı Memnu romanı ve 2008 yılında televizyona uyarlanan aynı adlı dizideki anlatı yapısı, zaman-mekan ilişkisi, karakter imajları, söylemleri ve sahne analizleri incelenerek, yaşanan değişime anlam kazandırılmaya çalışılacaktır. Tezin ilk bölümünde toplumsal değişmenin nedenlerinden biri olan Aydınlanma sonrası ortaya çıkan modern, postmodern paradigmalar incelenmektedir. İkinci bölümde Ortaçağ'dan başlayarak öznenin toplumsal süreçler içerisinde geçirdiği değişimlere odaklanılmakta, üçüncü bölümde toplumsal değişim modellerine değinilerek, Türkiye'de toplumsal değişim süreçleri ele alınmaktadır. Dördüncü ve son bölümde Aşk-ı Memnu romanı ve uyarlama dizisindeki karakter, zaman-mekan ve anlatılarda yer alan söylem betimsel içerik analizi yoluyla incelenmektedir. Amaca yönelik seçilen karşılaştırmalı sahnelerin analizi aracılığıyla öznenin son 100 yılı aşkın dönüşümünün izleri araştırılmaktadır.
Toplumsal değişme ve Türk muhafazakârlığı: Nurettin Topçu ve Erol Güngör üzerinden bir değerlendirme
Sanayi devrimi, Rönesans ile gelen Aydınlanma dönemi modernizmin doğuşuna zemin hazırlamış ve bu süreçte yeni bir toplumsal düzen meydana gelirken makro düzeyde de değişimler gerçekleşmiştir. 19. Yüzyılın evrenselcilik anlayışı ile ilişkili bir şekilde bütün toplumların aynı ilerleme/değişme sürecinden geçeceği fikri hâkimdir. Bu sebepten yeni kurulan dünya düzeninde Batılı toplumların modernleşme süreçleri incelenerek bir model oluşturulmuş ve bu model diğer dünya toplumlarına uygulanmıştır. Ancak bütün toplumların tarihsel ve kültürel birikimleri yok sayılarak aynı düzeye indirilmesi fikri beraberinde birçok sorunu da getirmiştir. Kadim bir kültüre/medeniyete sahip Asya ve Afrika gibi uygarlıklar Batı'nın gelişme çizgisine uymadıkları gerekçesi ile ilkel/geri kalmış ilan edilmişlerdir. Çizgisel ve ilerlemeci bir anlayışa sahip olan modernleşme, toplumları kategorilere indirirken Batı'yı piramidinin en tepesine yerleştirmiştir. Bütün toplumların aynı gelişme/değişme çizgisini izleyeceği fikri temel alınarak modernleşme kuramları oluşturulmuştur ancak farklı kültüre, inanışlara, yaşayışa ve değerlere sahip olan toplumların modernleşme karşısında sergiledikleri tavırlar da farklı olmuştur. Modernleşmeye yaklaşımlarda bütüncül bir kabulleniş yahut ona bir başkaldırı ile karşı koyma veya değiştirerek bünyeye alma gibi pek çok referanslar vardır. Bu çalışmada Nurettin Topçu ve Erol Güngör'ün toplumsal değişmeye yaklaşımı ele alınmıştır. Amacımız muhafazakâr ideolojinin toplumsal değişme karşısındaki tutumunu Nurettin Topçu ve Erol Güngör'ün kültür-din temelli muhafazakârlık anlayışı çerçevesinde açıklayabilmektir. Çalışmada bu iki ismin toplumsal değişme de esas aldıkları temel kavram ve yaklaşımlar üzerinden analizler yapılmıştır.
Toplumsal değişme sürecinde siyasal partilerin dönüşümü: CHP örneği
II. Dünya savaşı sonrasında dünya çok hızlı bir değişim ve dönüşüm dönemine girmiştir. Bu değişimlerin ve ortaya çıkan dönüşümlerin ana kaynağı olarak teknolojik gelişmeler gösterilmektedir. İletişim, ulaşım ve özellikle bilişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler bir yandan üretim teknolojilerini ve üretim biçimini değiştirmekte bir yandan da sermayenin, üretimin, kültürün, bilginin küreselleşmesine neden olmaktadır. Yaşanan bu değişim süreci ülkelerin toplumsal, kültürel ve siyasal yapı ve kurumlarını da etkilemektedir. Etkilenen siyasal kurumların başında siyaset kurumu ve siyasal partiler gelmektedir. Bu süreçte siyasal partilerin ideolojik konumlanmaları, liderlik yapıları ,üye yapısı, seçmen tabanı ve baskı gruplarıyla ilişkilerinde değişimler ortaya çıkmıştır. Dünyada yaşanan değişim süreci Türkiye'yi ve Türkiye'deki toplumsal, kültürel, siyasal kurum ve kuruluşları da etkilemiştir. Siyasal kurumların başında ise Türkiye'nin siyasal partileri ve uzun bir tarihsel geçmişe sahip olan Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) gelmektedir. CHP bu değişim sürecinden nasıl etkilenmektedir? CHP'de lider ve lider kadroları, üye yapısı, seçmen tabanı ve baskı gruplarıyla ilişkiler nasıl şekillenmektedir? CHP'de, Batı Avrupa'daki sosyal demokrat kitle partilerinin yaşadığı ideolojik yumuşama yaşanmakta mıdır? CHP, "toplayıcı parti" ye dönüşmekte midir? Bu tez çalışmasında bu soruların yanıtı aranmıştır. Araştırmanın verileri konuyla ilgili literatür ve 26 CHP elit siyasetçiyle yapılan mülakatlardan elde edilmiştir. Mülakatlardan elde edilen verilerden bulgulara ulaşılması içerik analizi ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, gerek global düzeyde gerekse Türkiye bağlamında ortaya çıkan toplumsal değişim sürecinden CHP de etkilenmektedir ve değişmektedir. Özellikle 2010 sonrasında CHP politika ve söylemlerine bakıldığında CHP'deki değişimin; ideolojik yumuşama, üyenin rolünün azalması, lider ve genel merkezin güçlenmesi, seçmen tabanını ve baskı grupları ile ilişkilerini genişletme çabası olarak ortaya çıktığı görülmektedir. CHP'deki bu değişimler CHP'nin "toplayıcı parti" olma yönünde ilerlediğini göstermektedir.
A strong value-neutral theory of autonomy
Manipulation and oppressive socialization are among the most serious issues of the contemporary debates on autonomy. Procedual theories of autonomy focus on the way our beliefs are formed and don't rule out or necessitate having certain norms for autonomy to obtain. In this sense, procedural theories are content-neutral. However, these theories are limited to an analysis of our mental structure and preference formation. Thus, they lack analytical tools to account for the relation between autonomy and social phenonmena like oppressive socialization. Substantive theories, on the other hand, associate heteronomy in such cases with the presence or absence of certain norms and values, albeit in problematic ways. While substantive theories bite the bullet and approach the problem of oppressive socialization in a more serious way, they do it at the expense of losing value-neutrality and defining autonomy in an arbitrary way. In this work, an alternative social theory of autonomy is propounded in order to explicate the problem of oppressive socialization in the context of autonomy. By employing the method of ''via negativa'', a definition of autonomy is reached by showing what it shouln't be. Various works of philosophers like Gerald Dworkin, Harry Frankfurt, John Christman, Natalie Stoljar, Sigurdur Kristonsson are criticized in order to reach an alternative which doesn't have their common defect, namely epistemic individualism, a concept further developed within the context of autonomy by Peter Nelsen. In this context, indispensability of a power relations oriented analysis for a social theory of autonomy is stressed. While content-neutrality is preserved, it is demonstrated that achieving various degrees of autonomy is mainly determined by social conditions and attainment of these conditions may require radical social change. This is how a strong content-neutral approach, a seeming oxymoron is turned into a plausible theory.
Politics of everyday life: Solidarity - based organization and squatting in an Istanbul neighborhood
This thesis aims to explore emerging political action repertoires that interact in both public and private arenas, through multiple forms of both institutionalized, state oriented forms of political participation and more recently emerging the politics of everyday life. To this end, through a single case study, this thesis examines Yeldeğirmeni Solidarity which is one of the neighborhood organizations in Istanbul established in the aftermath of the Gezi Resistance in 2013. This thesis finds that in terms of its organizational structure, its targets and its goals, the case of Yeldeğirmeni Solidarity provides an example for the multi-dimensional (including both institutional and non-institutional activities for political engagement) and multi-targeted (aiming to affect politics both in public and private spheres) modes of political participation. Therefore unlike the studies on institutionalized forms of political participation which measure the level of engagement in governmental politics, this thesis contributes to the literature on political participation by providing detailed explanations regarding political preferences of citizens, their reasons to engage in non-institutional political activities, the interaction between institutional and non-institutional modes of political participation, the potentiality of non-institutional activities in promoting social change and the effects of the neighborhood as a socially constructed space on the residents' choices regarding engaging in both institutional and non-institutional activities.
Tough turns fragile: The impact of urban renewal on everyday life in Sulukule
Sulukule has been identified with Romani residents for centuries. An urban renewal project began in the neighborhood in 2005. The project not only transformed the social structure of Sulukule, but also highlighted the social differences and isolation of the former residents. In this thesis, the outcome of this transformation is analyzed focusing on their exclusion. The post-project situation of the neighborhood is illuminated through studies concentrating on social exclusion and its side effects. The peculiar social structure of the Sulukule Romani community is also taken into account.
Yerel yöneticiler ve sosyal girişimcilik: Konya belediyeleri örneği
Toplumsal sorunların giderek arttığı günümüzde sosyal girişimcilik kurtarıcı bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle sosyal girişimciliğin toplumsal refah seviyesinin yükselmesinde bir etkiye sahip olduğu kabulü olguyu yerel yöneticilerin gündemine taşımıştır. Bu noktada yerel kalkınmayla ilgilenen yöneticiler sosyal girişimci proje/uygulamalarla şehirde sosyal girişimcilik kültürünü inşa edici konumdadır. Bu araştırma Konya iline bağlı Büyükşehir, Meram, Selçuklu ve Karatay Belediyesi'nde görevli yerel yöneticilerin sosyal girişimciliğe bakış açısını konu edinmektedir. Bu yöneticilerin sosyal girişimciliğin toplumsal hayata etkisini nasıl değerlendirdikleri, buna yönelik bir çalışmalarının olup olmadığı ve bunların sosyal çıktılarının neler olduğu araştırmanın temel sorularıdır. Ayrıca genellikle literatürde sosyal girişimcilik üzerine salt iktisadi çerçevede sunulan çalışmaların aksine olgunun özne/yapı, sosyal sermaye, toplumsal tip, toplumsal değişim temalarında ele alınmasıyla olgunun göz ardı edilen sosyolojik yönüne ışık tutulması amaçlanmıştır. Nitel metodolojiden yararlanılarak 5 Mayıs-10 Ağustos 2022 tarihleri arasında yarı yapılandırılmış görüşme formları üzerinden gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerden elde edilen veriler analize tabi tutulmuştur. Buna göre, yöneticiler sosyal girişimciliğin toplumda bir sosyal değer ürettiği fikrini kabul etmekte ve sosyal değişimlere yol açtığını düşünmektedir. Bu sebeple katılımcılar belediyelerin bu alanda sorumluluk almaları gerektiğini belirtmişlerdir. Aynı zamanda yöneticilerin sosyal fayda yaratma amacıyla sosyal girişim projeleri ürettikleri ve toplumsal parametrelere göre sosyal girişimci proje ve uygulamaların farklılaştığı görülmüştür.
1980 sonrası Türkiye'de toplumsal değişme ve Refah Partisi
1980 ve sonrası Türkiye'nin sosyolojik, siyasi, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik gelişim ve değişiminde önemli bir dönüm noktasıdır. Türkiye'nin tarihsel ve sosyolojik gerçekliğinde bu denli önemi haiz bir sürecin şüphesiz önemli toplumsal ve siyasal aktörleri, yeni kimlikleri ve siyasi partileri de olacaktır. İşte bu dönem içerisinde aktör ve siyasi partilerin en önemlilerinden biri Refah Partisi'dir. Parti, 1980'lerin ilk yıllarından 1990'lı yılların sonlarına kadar Türkiye'nin kendine özgü sosyolojik, tarihsel ve siyasal gerçekliğinde bir mihenk taşı olmuştur. Bu çalışmada Milli Görüş Hareketi'nin üçüncü siyasi partisi olan RP'nin özellikle 1990'lı yıllarda yerel ve genel seçimlerdeki başarısının altında yatan sosyolojik, siyasi, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik faktörler seçim sonuçlarına dayalı bir biçimde incelenecektir. Bu çalışma bir seçim sosyolojisi çalışmasıdır. Bu nedenle Milli Görüş Hareketi partilerinden ve RP'nin öncülü sayılan Milli Selamet Partisi'nin girdiği son seçimlerle RP'nin ardılı sayılan Fazilet Partisi'nin girdiği ilk seçim sonuçlarına da değinilmiştir. Böylece hareketin tarihsel ve sosyolojik sürekliliğinden kopmadan 1984 ile 1995 yılları arasındaki altı seçim sonucu Türkiye'nin siyasal gerçekliğinde değerlendirilecektir.
Modernizmden postmodernizme toplumsal değişme
Bu çalışmada bazı önemli klasik ve çağdaş sosyologların kuramlarından istifadeyle, modernizmden postmodernizme uzanan yolda ortaya çıkan değişimin genel çizgisi incelenmekte ve tartışılmaktadır. Çalışmanın temel amacı, toplumsal değişim kuramlarından evrimci modelin günümüze dek geçirdiği değişimi ve günümüzdeki geçerliliğini incelemektir. Bu çalışmada toplumsal değişim konusunun seçilmesinin nedenleri, toplumsal hareketlerin, siyasal olayların, işsizliğin, geçmişte yaşanan devrimlerin hemen her gün sosyal yaşamda ve haberlerde duyduğumuz ve kayıtsız kalamadığımız konular olmasıdır. Araştırmanın temel problem sahası evrimci modelin günümüzdeki geçerliliği meselesi olarak belirlenmiş ve araştırma bu ana sorun üzerinde şekillenmiştir. Bu bağlamda, 19'uncu yüzyılda ortaya konulan klasik sosyal değişme kuramları içerisinde yer alan evrimci modelin savunduğu görüşlerin 21'inci yüzyılda geçerliliğini ne ölçüde koruduğu sorgulanmıştır. Evrimci modelin öngörüleri ve bu öngörülere uygun biçimde ortaya konmuş olan yapı ve sistemlerin günümüzde geçerliliğini koruyup koruyamadığının tetkikine yönelik olarak klasik, modern ve postmodern söylemlerin toplumsal yaşam üzerindeki etkileri karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Nitel veri toplama tekniğinin kullanıldığı bu betimleyici araştırmada çalışma verileri, başta konuyla doğrudan ilgili tez çalışmaları olmak üzere ikincil kaynaklardan elde edilmiştir. Literatür taraması yoluyla elde edilen bulgular karşılaştırmalı biçimde analiz edilmiş ve mantıksal çıkarımlar elde edilmeye çalışılmıştır. Geleneksel yaşamdan modern yaşama geçiş sürecinin farklı bir bakış açısı ile ve evrimci modelle ilişkilendirilerek analiz edildiği bu çalışmanın ilgili literatüre katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir. Geleneksel yaşamı ve modern yaşamı kıyasladığımızda bariz bazı farklılıklar olduğu görülmektedir. Modernizmin aklı, bilimi temel aldığı ve geçmişin hurafelerinden insanları soyutlayarak insan yaşamını kolaylaştırdığı (güzelleştirdiği) var sayılmaktadır. Ancak hiçbir sistem ve bu sistemi oluşturan esaslar tam bir mükemmeliyete sahip değildir. Modern yaşamda da birçok aksayan yön bulunmaktadır. Örneğin ekonomik eşitlik yoktur. Modern hayat suçların, adaletsizliğin ve birçok başka olumsuz şeyin önüne geçememiştir. Farklı bir deyişle bekleneni tamamıyla verememiş ve tamamıyla bir huzur sağlayamamıştır. Aksine, modern hayat hızlı tüketimi beraberinde getirdiğinden insanları giderek tüketmeye ve mutsuzluğa itmiştir. Devamlı tüketim insanlarda daha çok alma ve tatmin olmama duygularını geliştirmiştir. Her sistemin temelinde insan vardır ve insan değişkendir. İnsanın olduğu her yerde eşitsizlikler, mücadele ve güç savaşları olacaktır. Bir gün modern hayatın yerini de başka bir düzenin alması mümkündür. Değişen her gün farklılıkları da beraberinde getirir. Dolayısıyla 19'uncu yüzyılda oluşturulan bir kuramında günümüzü tam anlamıyla aydınlatması beklenemez. Keza ilerlemeyi tek bir doğrusal çizgide düşünmek mümkün değildir. Ziya Gökalp'in Emile Durkheim'dan esinlenerek savunduğu "Evrimci Model" Amerikalı sosyologlarca, en başta, sosyoloji açısından soyut anlamlar taşıdığı savıyla eleştirilmekte ve eksik bulunmaktadır. Ancak hiç kuşku yoktur ki bir toplumun kültürünü doğru şekilde değerlendirmek istiyorsak, toplumları ve kültürleri değişen günün şartlarına uygun olarak değerlendirmek doğru olacaktır. Tez çalışması ana hatlarıyla beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde toplum kavramından, sosyoloji ve toplum kavramlarının ayırımından, sosyolojiye katkıda bulunan önemli isimlerden ve toplumsal değişme tiplerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde toplumsal değişmenin sebeplerine değinilmiş ve toplumsal değişmeye neden olan faktörler üzerinde durulmuştur. Ayrıca, klasik değişme kuramlarından ve çağdaş değişme kuramlarından söz edilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde modernizm ve toplumsal değişme arasındaki ilişki inceleneceğinden dolayı önce modernizm ve modernizmin doğuşu anlatılmıştır. Bu bölümde ayrıca, modernizme katkı sağlayan kuramcıların fikirlerine yer verilmiş, modernizmin ilkeleri ile modernizm çerçevesinde toplumsal hareketler, Batı ile ilişkiler, küreselleşme ve tüketim ilişkileri, birey ve kimlik kavramları tartışılmıştır. Dördüncü bölümde modernizm ve postmodernizm karşılaştırması yapılarak günümüzdeki yaşam tarzlarıyla postmodernizm arasındaki ortak ve farklı noktalar belirlenmeye çalışılmıştır. Son bölümde ise evrimci modelin kapitalizmle ilişkisinden yola çıkarak günümüzdeki yeri ve önemine değinilmiştir.
Anneliğin dönüşümü: Kuşaklararası değişen annelik deneyimleri üzerine bir araştırma
Kadının doğurganlık özelliğinin bir sonucu olarak ortaya çıkan annelik, insan neslinin devamını sağlaması bakımından çok önemlidir. Annelik, bir çocuğa hamile kalmakla başlayan bedensel bir deneyim ve doğumun ardından bebeğin fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak ekseninde devam eden bir rol olarak tanımlanabilir. Her ne kadar çocuk sahibi olan kadınları kapsayan bir terim olarak görülse de toplumun yaşadığı bütün süreçlerden etkilenmekte ve bu etkilerle çocuk yetiştiren annelerin annelik deneyimleri her dönem farklılaşabilmektedir. Dolayısıyla içinde yaşadığımız sosyo-kültürel yapıyla anlam kazanan ve bir sonraki kuşağa aktarılan annelik deneyimi toplumsal bir inşa olarak toplumdan topluma ve dönemden döneme farklılık arz eder. Bu çalışma toplumsal, kültürel ve politik yapıların etkisiyle şekillenen annelik deneyiminin nasıl yeniden üretilip dönüştürüldüğünü anlamaya çalışmaktadır. Özellikle toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin algılardaki değişimlerin annelik algısında ve farklı annelik pratiklerinin deneyimlenmesinde önemli bir kırılma noktası olduğu söylenebilir. Ayrıca iletişim teknolojisindeki gelişmeler de anneliğe ilişkin algıları önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu nedenle değişen annelik üzerine yapılan bu çalışma, anneliğin değişiminin doğasını ele almak bakımından önemlidir. Ayrıca kadına ait bir deneyim olan annelik üzerine bir çalışma yapmak, anneliğin sadece kişisel bir deneyimden öte toplumsal ve politik boyutlarına da dikkat çekmesi bakımından önem arz etmektedir. Bu çalışmada annelik, toplumsal cinsiyet ve ataerkillik kavramları ile ilişkilendirilerek açıklanmaya çalışılmıştır. Araştırma, Konya ili bazında nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım ve yüz yüze derinlemesine mülakat tekniği ile yürütülmüştür. Bu bağlamda farklı dönemlerde annelik yapmış, farklı kuşaklardan 20 anneyle görüşülerek elde edilen veriler üzerinden anneliğin değişen doğası ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışma kapsamında katılımlı gözlem de yapılmıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda anneliğin kuşaklara göre yaşadığı değişim annelik pratikleri ile ilişkilendirilerek ifade edilmiştir. Bu sayede anneliğin yaşadığı dönüşümün toplumun dinamiklerine göre şekillendiği görülmüştür. Sonuç olarak toplumsal cinsiyet algısındaki değişimler, kadının iş piyasasında daha görünür olması, tıp, iletişim teknolojilerindeki gelişmeler ve risk toplumunun etkisi annelik pratiklerinin değişiminde önemli kırılma noktaları olarak ortaya çıkmaktadır.
Gündelik yaşam etkileşimleri ve sosyal değişme: "üç kuşak aile anlatısı"
Bu tezin amacı, Türkiye'deki sosyal değişme süreçlerini, toplumun "yapıtaşı" olarak nitelenen ailenin, gündelik yaşamından yola çıkarak anlamaya çalışmaktır. En yavaş değişen temel bir kurum olan ve her toplumda kutsanan aile en istikrarlı toplumsal kurum olarak görülse de tamamen sabit, değişmeyen bir yapı da değildir. Bu bağlamda ailedeki değişimin genel sosyal değişme kuramlarıyla açıklanabilecek yanları olsa da her aile, hatta her birey bu süreci kendi öznel şartları altında farklı deneyimlemektedir. Bu tezde ailenin gündelik yaşamındaki değişim ve dönüşümünü anlamak amacıyla farklı sosyo ekonomik statüdeki üç kuşaktan kadın ve erkek toplam 77 katılımcıyla aile, evlilik, göç, yerleşim, eğitim, iş yaşamı, aile ekonomisi ve tüketim alışkanlıkları, din algısı, devlet ve toplumsal cinsiyet konularında 102 sorunun yöneltildiği derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Buradan hareketle bu tezin n birinci bölümünde araştırmanın sorunsalı belirlendikten sonra, amaç, önem ve sınırlılıkları belirlenmiştir. Tezin ikinci bölümünde kuramsal ve kavramsal çerçevesi temel kavramlar doğrultusunda oluşturulmuştur. Üçüncü bölümde yapılan araştırmanın modeli, örneklemi, nitel olarak toplanan verilerin yöntemi, katılımcılar hakkında temel bilgiler ve verilerin analizi hakkında bilgi verilmiştir. Tezin dördüncü bölümünde bulgular sunulmaktadır. Bulguları güçlendirmek adına katılımcıların ifadeleri ve değerlendirmeleri sunulmuştur. Sonuç bölümünde niteliksel araştırmanın doğası gereği elde edilen veriler genellenemese de günümüz ailesinin gündelik yaşamıyla ilgili önemli ipuçlarına ulaşılmıştır. Sonuç bölümünde de endüstrileşme, göç, kentleşme, medya, internet, teknoloji, devlet, siyaset, din gibi faktörlerin etkisiyle, ailedeki güç ilişkileri, çocuğun ailedeki yeri, eğitim, yaşamı kazanma yolları, aile ekonomisi ve tüketim alışkanlıklarına, yerleşim ve mekânsal ilişkilere, kuşaklar arası ilişkilerde önemli sayılabilecek değişimler yaşanmıştır. Ancak aile hala en dayanıklı kurum olarak varlığını sürdürmektedir. Anahtar Sözcükler: Sosyal Değişme, Gündelik Yaşam, Aile.
Göç olgusuna teorik bir bakış
Bireyin veya toplulukların, coğrafik anlamda yer değiştirme eylemi göç olarak tanımlanmaktadır. Göç olgusunun yüzyıllardan beri süregelmiş varlığı içerisinde yer değiştirme eylemlerini görmek mümkündür. Ancak yer değiştirme hareketini kabul etmekle beraber, göç olgusunun geçen zaman içerisinde gelişip farklı anlamlar, farklı nitelikler kazandığı ve çeşitli kavramlar ürettiği aşikârdır. Toplumsal yapıdaki değişimin göstergelerinden biri göçtür. Ekonomik, sosyal ve siyasal sebep ve sonuçları olan göç, ülke içi ve ülkeler arasında meydana gelen bir olgudur. Çalışmanın konusu, ülke içinde ortaya çıkan iç göçlerin ekonomik nedenlerini teorik olarak belirlemektir. Sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan ailelerin geçindiremeyecek kadar çocuk sahibi olmaları hızlı nüfus artışına bağlı olarak göçe neden olmaktadır. Tarımın büyük ölçüde makineleşmesi, toprak sahiplerinin insan gücüne olan ihtiyacını azaltmıştır. Sanayileşme, devletin yanlış politikalarından ve kaçınılmaz doğal nedenlerden dolayı özellikle belirli metropollerin bazı bölge ve şehirlere göre orantısız bir şekilde daha fazla gelişmesine neden olmuştur. Ekonomik, sosyal, kültürel gibi faktörlerin etkisiyle gerçekleşen göç olgusu, yarattığı sonuçlar neticesinde göç veren ve göç alan merkezleri etkilemektedir. Bu etkileşim neticesinde göç kavramı varlığını sürdürmüş ve neticede her ülkede var olan bir olgu haline gelmiştir. Türkiye'de 1950'li yıllardan sonra yoğun olarak içgöç hareketi yaşanmış ve zaman içerisinde çeşitli süreçlerden geçmiştir. Günümüzde de içgöç hareketi Türkiye'de varlığını yoğun olarak sürdüren bir kavramdır. Bu çalışma sonucunda göç ile bir çok çalışma yapılabilir. Göç edenlerin kültürel değişimleri ile kültürel erozyon algıları ile ilişki incelenebilir.
Educating citizens for "Sexual manners": Politics of sexuality between 1945-1965 in Turkey
This study aims to examine the discourse on "sexual manners" that has become visible in the public sphere in Turkey between 1945 and 1965, a period marked by political, economic, and social changes. On the one hand, "sexual manners" turned into a constructive and regulative discourse for concepts such as femininity, masculinity, marriage, family, reproduction, and birth control, based on the legitimacy of "scientification," when the sexuality of the citizens was considered invisible and muted in the public sphere. The sexual manners discourse, produced by the authors gathered around Seksoloji magazine and similar publishing houses, developed discussions in line with the global literature for the well-being of the individual and collective body. On the other hand, sexual manners contributed to the circulation of new norms for "desired" citizenship by aiming to regulate intimate relations between individuals. This dissertation aims to discuss the transformation regarding the "appropriate sexuality" of the period by focusing on the tensions between discourse and practice through subjects such as virginity, sexual pleasure, divorce, and extramarital affairs.
Türk sinemasında 1960-1990 yılları arasında çekilmiş filmlerde kentsel aile
ÖZET Endüstri ve kentleşme ile toplumun diğer kurumlarında olduğu gibi, ailede de değişimler olmuştur. Ailede görülen değişimlerden biri, geleneksel ailenin, çekirdek aileye dönüşmesidir. Diğer bir değişim, ailenin işlevlerinde gözlenen değişimdir. Ailenin işlevleri tamamen yok olmamış, sınırlanmıştır. Ailenin cinsel ilişkileri düzenleme, sevgi ve toplumsallaşma işlevleri geçerliliğini korumaktadır. Ailede aile içi rollerde ve değerlerde de değişimler yaşanmaktadır. Kadın yalnız anne, ev kadını, eş değil, aynı zaman da iş kadını rolünü de üstlenmiştir. Değerlerden; ailede evlilik kurumuna çocuğa, kadına, kadının çalışmasına, ailenin parçalanmasına, korunmasına, evlilik öncesi ilişkiye, erkeğin otoritesine, aile içi demokrasi inancına, büyüklere ve eğitime verilen değerlerde değişimler gözlenmektedir. Ailede gözlenen bu değişimler, dünyadaki diğer toplumlardan bazı farklılıklar gösterse de, Türk ailesi için de geçerlidir. Toplumdaki her bir öğenin, diğer öğeler ile etkileşim halinde olması nedeni ile toplumsal yaşamda önemli olgular olan kitle iletişim araçları ve sanat kurumlarında da, bu değişimin yansıması beklenmektedir. Bu nedenle, hem evrensel bir dile sahip olan sanat dalı, hem de geniş kitleler seslenebilen bir kitle iletişim aracı durumundaki sinemanın, toplumda aile ile ilgili değişimi yansıtmakta, aracı olup olmadığının sorgulanması, araştırmanın sorununu oluşturmaktadır. "Türk Sinemasında 1960-1990 Yılları Arasında Çekilmiş Filmlerde Kentsel Aile" konulu araştırmada gerçekleştirilmek istenen amaç ise; 1960-1990 yıllan arasında çekilmiş filmlere toplumdaki kentsel ailede gözlenen değişimlerin yansıyıp, yansımadığının belirlenmesidir. Bu amacı gerçekleştirmek üzeri yapılan araştırma, 1960-1990 yıllan arasında çekilmiş ve kent ailesini konu alan 300 film ile sınırlıdır. Araştırmada kent ailesini konu alan bu 300 filmden 25 tanesi rastlantısal yöntem ile seçilmiş ve içerik analizi yapılmıştır. Elde edilen verilerin sonuçlan ise, 10'ar yıllık dönemleri içerecek şekilde tablolaştınlmıştır. Araştırma; üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümri«, "Değişen Aile" başlığı altında; ailenin tanımı ve türleri, ailenin işlevleri, toplumsallaşma ve roller ile toplumsal değişme, kentleşme ve ailede değişim konularına yer verilmiştir. İkinci bölümde, "Türk Toplumunda Aile ve Ailenin Değişimi" başlığı altında; Türk toplumunda aile yapısı, Türk toplumunda toplumsal değişme ve kentleşme sürecinde ailede değişim ile ailede ilişki ve rollerde değişim konulan incelenmiştir. Üçüncü bölümde "Türk Sinemasında Aile" başlığı ile, önce seçilen 25 filmin yapım bilgileri ile özetlerine yer verilmiştir. Daha sonra, yine seçilen 25 film aile yapısı, ailenin işlevleri, kadının aile içindeki rolleri ve aileür temel değerler yönünden incelenmiştir. Bu bölümün sonunda, elde edilen verilerin 10'ar yıllık dönemleri ikapsayacak şekilde tablolar halinde dökümüne yer verilmiştir. Araştırma sonuç bölümü ile tamamlanmıştır. Araştırmanın sonucunda, sinemanın bir kitle iletişim aracı ve sanat olarak kentsel ailede, yapı, işlevler, roller ve değerler açısından toplumda görülen değişimleri yansıtmada aracı olduğu gözlenmiştir. Bu sonuç, araştırmanın amaçlananı gerçekleştirdiğini göstermektedir. ıı
Üniversite-kent kültürel iletişiminde halkla ilişkilerin işlevi, bir model olarak Eskişehir-Anadolu Üniversitesi örneği
ÖZET Bir ülkenin eğitim ve öğretim sistemini oluşturan üniversitelerin içinde bulunduğu (Kentin yaşama düzeyini yükseltici ve kamuoyunu aydınlatıcı bilim, kültür ve sanatsal faaliyetlerini toplumla uzlaş tıracak,kurumun başarısını etkileyecek çevrelerle iletişimi,anlayışı,kabulü ve işbirliğini sağlayacak ve sürdürecek halkla ilişkiler bölümlerine ih tiyaçları vardır. Üniversite-kent kültürel iletişiminde halkla ilişkilerden ne ölçüde yararlanıldığını ortaya koymak amacıyla yapılan bu çalışmada; Birinci bölümde toplum,kent,üniversite ve kültürel iletişim kavram ları tanımlanarak,tanıma ve tanıtma faaliyetleri ile halkla ilişkilerin üniversite örgütlerinde ki yeri ile etkinlikleri anlatılmaya çalışılmıştır. îkinci ve Üçüncü bölümlerde;Eskişehir Kent'i ve Anadolu Üniversitesinin kültürel yapısı ile bu bağlamda kültürel iletişimlerinin bo yutları bir anket uygulaması ile incelenmeye çalışılmıştır. Dördüncü ve son bölümde ise Üniversite-Kent kültürel iletişiminde halkla ilişkiler işlevinin gerekliliği ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Televizyon ve batı dillerinin Türk diline etkileri
OZEJT "Televizyon ve Batı Dillerinin Türk Diline Etkileri" adlı çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, kültür ve iletişim kavramlarının tanımları yapılmış, ikisi arasındaki ilişki irdelenmiştir. Kültür aktarıcısı olarak dilin üstlendiği görevler incelenip, iletişim ve sosyal/kültürel yapı içindeki önemi vurgulanmıştır. Daha sonra kültürel değişme ve kitle iletişimi üzerinde durulup, iki olgu arasındaki etkileşime, televizyonun kültür değişimindeki rolüne ve dil-televizyon ilişkisine yer verilmiştir. İkinci bölümde araştırmada kullanılan yöntem ve teknikler hakkında bilgi verilmiştir. Güz 1993 yayın döneminde 4 Ekim-2 Kasım tarihleri arasında TRT-1, Inter Star ve TGRT televizyon kanallarında yayınlanan ana haber bültenleri dönüşümlü olarak video bantlara kaydedilmiştir. Kaydedilen 30 program izlenerek Türkçesi ve/veya yaygın kullanımı olduğu halde yeğlenmiş batı kökenli sözcüklerin dökümü alınmıştır. Belirlenen sözcüklerin karşılıkları başta Türk Dil Kurumu'nun sözlüğü olmak üzere birçok sözlükten bulunmuş, daha sonra tüm bunlar bir uzman tarafından denetlenmiştir. Üçüncü bölümde elde edilen bulgulara yer verilmiştir. Buna göre anılan koşullarda seçilen televizyon kanallarında batı kökenli sözcüklerin önemli oranda kullanıldığı saptanmış, ancak tek yollu varyans çözümlemesi sonunda elde edilen bulgular sonunda üç televizyon kanalı arasındaki batı kökenli sözcük kullanma oranları bağlamında bir sapmaya rastlanmamıştır. Dolayısıyla her üç televizyon kanalının da bu sözcükleri kullanmada denk oldukları ortaya çıkmıştır. Son bölümde ise araştırmadan elde edilen sonuca ve bağlı olarak önerilere yer verilmiştir.
Sinemada toplumsal cinsiyet rolleri: 1980-1999 yılları arasında Türk sinemasında toplumsal cinsiyet rollerinin sunumu
Bu çalışmanın amacı, 1980 sonrasında Türkiye'de yaşanan toplumsal değişmenin Türk Sineması'da toplumsal cinsiyet rollerinin sunumuna nasıl yansıdığını araştırmaktır. Araştırmada toplumsal cinsiyet rolleri sunumunu belirlemek için içerik çözümlemesi kullanılmış ve durum saptama çalışması yapılmıştır. Araştırmada 1980 sonrası 20 filmde yer alan 43 kadın ve erkek başrol oyuncusunun toplumsal cinsiyet rollerinin sunumundaki değişmeyi belirlemek için yedi ayrı kategori belirlenmiştir. Üç kodlayıcı 43 başrol oyuncunun yer aldığı ortalama süreleri bir buçuk- iki saat arasında olan yirmi filmi video kasetlerden izlemiş, daha sonra kodlama kağıtları oluşturulan yedi kategori doğrultusunda doldurmuşlardır. Kodlayıcıların çalışmaları her güne bir film olmak üzere toplam yirmi gün sürmüştür. Araştırma sonunda yapılan değerlendirmeler, 1980-1999 yılları arasında Türk Sineması'nda toplumsal değişme ile birlikte toplumsal cinsiyet rollerinde geleneksel ve modern rollerin birarada olduğunu, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin sorgulandığını, toplumsal cinsiyet rollerinde yaşanan değişmelerin genç, kentli, eğitimli ve modern kesimde meydana geldiğini ortaya çıkarmıştır. Toplumsal yapıda varolan geleneksel ve modern toplumsal cinsiyet rolleri Türk Sineması'na da bu geleneksel ve modern sunumlarla yansımıştır.