Social policy
249 theses under this subject heading
Geç kapitalistleşen ülkelerde toplumsal sınıfların ve sınıf ilişkilerinin yeniden üretimi: Türkiye'de nakit transferlerinin çalışan sınıfların geçim koşullarına etkileri
Geç kapitalistleşen ülkelerde yaygın olan yoksulluğun azaltılması amacı doğrultusunda uygulanan, yoksullara yönelik karşılıksız nakdi ve ayni transfer politikaları (KT), Türkiye'nin de dahil olduğu pek çok ülkede 2000'li yıllar itibariyle yaygınlaşmıştır. Kalkınma çalışmaları, siyaset bilimi, sosyal politika gibi alanlarda bu politikaları ve etkilerini araştıran çalışmalar, genelleştirilebilir ve açıklayıcı bir kuramsal çerçevenin eksikliğiyle maluldür. Bu çalışma kapitalist üretim tarzının yoksulluk üreten eğilimleri ve toplumsal sınıf ilişkilerini merkeze alan tarihsel materyalist yaklaşıma dayanarak, Türkiye örneğinde, genel olarak sosyal politikaların, özellikle de KT'lerin açıklanması için bir çerçeve geliştirmeyi amaçlamaktadır. Somut tarihsel olguların analizi üzerine geliştirmeyi amaçladığı bu çerçeveyi ortaya çıkarmak için çalışma, nüfus düzeyindeki fert ve hanehalkı gelir ve yaşam koşulları istatistiklerine dayanan bir toplumsal sınıf haritası çıkarmıştır. Kapitalist üretim tarzının hakim olduğu toplumsal formasyonlar içinde genişleme eğiliminin yarattığı mülksüzleşme, proleterleşme ve ücretli emek sürecinden dışlanma süreçlerinin nüfusun sınıf kompozisyonunda yarattığı dönüşümler incelenmiştir. Toplumsal yeniden üretim süreçlerinden dışlanan yoksul nüfusu ifade eden göreli artık nüfus (GAN) kavramına dayanarak ülkedeki yoksulluğun, çalışan sınıflar içindeki ayrışmalar bağlamında farklılaşan biçimleri ortaya çıkarılmıştır. Çalışan sınıf kesimlerinin geçim koşullarının incelenen 2010-2021 yılları arasındaki dönüşümü ve yoksullaşma eğilimleri, KT'lerin ortaya çıkış ve uygulanma biçimlerini belirleyen koşullar olarak ele alınmıştır. Araştırma sonuçları, incelenen dönemde tarımsal küçük üreticilik sektörünün hızla çözüldüğünü, gelişmiş kapitalist sektörde ücretli istihdamın genişlediğini, bu süreçlerin sonunda da tarım ve tarım dışı sektörlerde düzensiz, güvencesiz, ücretiz ya da düşük ücretlerle çalışan sınıf kesimlerinin nüfusa oranının azaldığını göstermiştir. Bununla birlikte, geçinmek için ücretli emek süreçlerinde istihdam dışında yolu kalmayan mülksüzleşmiş çalışan sınıfların nüfusa oranı artmıştır. Toplumsal sınıf kompozisyonundaki bu dönüşümler, aktif işçi sınıfının büyümesi sonucu, çalışan sınıflar içinde yoksulluğu azaltmıştır. Öte yandan kapitalist ücretli emek sürecinin içermediği, sermaye birikimindeki küçülme dönemlerinde nüfusu daha da artan yoksul ve akıcı artık nüfus kesimlerinin büyümesi, geçinmeyi mümkün kılan tüm üretken faaliyetlerden dışlanan mutlak yoksulluk durumundaki hanelerin nüfusa oranını artırmıştır. Aktif işçi sınıfının genişlemesinin, ücret düzeylerinin görece düşük, istihdamın da istikrarsız olduğu sektörlerde gerçekleşmesi, bu sınıf içinde gelir düzeyi bakımından göreli yoksulluğu artırmıştır. Çalışma, KT'lerin büyük oranda GAN kesimlerini hedeflediğini, bu nedenle de bu tür sosyal politikaların nüfusun toplumsal yeniden üretiminin devlet biçiminde sağlanmasının ifadesi olduğunu ortaya koymuştur. Yoksulluğun sınıfsal görünümündeki dönüşümler sonucu çalışan sınıflar içinde KT elde eden hane oranı düşerken, aktarılan toplam transfer miktarı ve transferlerin çalışan sınıf hane gelirleri içindeki payı artmıştır. Farklı çalışan sınıf kesimlerindeki yoksul hanelerin KT yoluyla kapsanması ve transferlerin geçim koşullarına etkileri, bu kesimlerin sermaye birikimi ve ücretli emek süreçleriyle ilişkilerine bağlı olarak farklılaşmaktadır. KT'ler, yedek iş gücü ordusu işlevi gören akıcı ve durgun GAN kesimleri daha fazla kapsamakta, aktif işçi sınıfı ve tarım sektöründeki yoksul hanelerin büyük bir kısmını dışlamaktadır. Hem kapsama hem de yoksulluğu azaltma oranı açısından KT'lerin yeniden üretimi sağlama işlevinin, çalışamayacak durumda olan yoksul haneleri içeren yoksul GAN kesimi için en yüksek düzeyde olduğu ortaya çıkmıştır. KT'lerin yoksulluğu azaltma etkisinin ise, farklı çalışan sınıf kesimleri açısından farklı oranlarda gerçekleşmekle birlikte oldukça düşük olduğu da araştırma sonuçları arasındadır. Araştırmanın ulaştığı bu sonuçlar, KT'lerin ve genel olarak sosyal politikaların, kapitalist sınıf ilişkilerinin aldığı devlet biçiminin unsurları olduğu önermesini desteklemektedir. KT'ler, mülksüzleştirilen, kapitalist emek süreçlerinden dışlanan ve bu nedenle kapitalist üretim ilişkilerinin meta biçimleri içinde kendilerini yeniden üretemeyen çalışan sınıf kesimlerinin yeniden üretiminin kapitalist devlet biçiminde gerçekleşmesidir. Toplumsal sınıfların geçimlerini sağlamalarının ifadesi olan yeniden üretim, sadece bu sınıfların yaşamlarının ve emek güçlerinin değil, kapitalist sınıf farklılaşmalarının ve sınıf ilişkilerinin de yeniden üretimidir. KT'lerin çalışan sınıf kesimleri arasındaki seçicilikleri ve bu sınıfların geçim koşullarına etkileri, bu bakış açısıyla anlam kazanmaktadır. Yoksulluk, farklı fakat belirli biçimlerde kapitalist üretim ilişkilerinin ortaya çıkardığı bir durum olduğu için, bu ilişkilerin devlet biçimi olan KT'lerin yoksulluğu ortadan kaldırması ya da azaltması mümkün değildir. Sosyal politikalar da dahil olmak üzere, kapitalist devlet unsurlarının bilimsel açıklamaları, bunların görünme ve algılanma biçimlerini açıklayıcı değişkenler olarak ele alamaz. Bu biçimlerin ve algıların kendilerini açıklama nesnesi haline getirmek gerekir. Devletin görüngü düzeyindeki biçim ve işlevleri, ancak onları doğuran altta yatan toplumsal sınıf ilişkilerinin ortaya çıkarılması yoluyla açıklanabilir. Bu bağlamda, KT'leri doğru bir şekilde açıklayabilmenin tek yolu, onları yoksulluğu azaltmaya yönelik görünürdeki amaç ya da işlevlerinden soyutlamak ve kapitalist sınıf ilişkilerinin aldığı devlet biçimleri olarak ele almaktır. Sonuçta yoksulluk, onu çalışan sınıflarının yeniden üretim koşullarını tahrip ederek üreten sermaye birikiminin zorunlu çelişkilerinin bir sonucudur. Sosyal politikalar ise, insanın varlığının üretimi ve yeniden üretimi üzerinde sermaye ve çalışan sınıflar arasındaki sınıf mücadelesinin bir biçimidir.
Kadınların gözünden kadın istihdamı meselesi
Bu çalışma; kentlerde yaşayan eğitimsiz kadınların istihdamının önündeki engellerin kadınların gözünden keşfedilmesini ve bu yolla, aktif işgücü politikalarının ve sosyal yardımların hedef kitlenin emek arzı davranışı üzerindeki etkisinin araştırılmasını amaçlamaktadır. Gerek mevcut literatür gerekse anekdota dayalı kanıtlar, kadın istihdamının arttırılmasına yönelik olarak uygulanan sosyal politikaların amacına ulaşabilmesi için kadınların homojen bir grup olarak ele alınmaması gerektiğini göstermektedir. Buradan hareketle, uygun ve etkili sosyal politikaların hayata geçirilmesine katkıda bulunmayı amaçlayan bu araştırma için hedef kitle olarak, istihdam konusunda en dezavantajlı grup olan kentlerde yaşayan eğitimsiz kadınlar belirlenmiştir. İlgili grubun sorun ve ihtiyaçlarının derinlemesine keşfedilebilmesi için, nitel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Tümevarım yaklaşımının benimsendiği araştırma, gömülü teori metoduyla gerçekleştirilmiş ve veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakatlar kullanılmıştır. Araştırmanın temsil gücünün arttırılması amacıyla Tekirdağ, Diyarbakır, Gaziantep ve Kocaeli illerinde yaşayan 12 kadınla mülakat yapılmış ve bu mülakatlar sonucunda, hedef kitlenin emek arzı davranışının belirleyicisi olan dört temel etken tespit edilmiştir. Bunlar kişinin özgüven düzeyi, meslek sahibi olup olmaması, hanehalkı geliri ve medeni durumudur. Araştırma bulguları ayrıca, istihdam garantili meslek kurslarının araştırmanın hedef kitlesi tarafından tanınmadığını ve bu kursların etkinliğinin arttırılması için İŞKUR ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının işbirliğinin önemli olduğunu göstermiştir. Öte yandan, ilgili grubun emek arzı davranışıyla sosyal yardımlar arasında güçlü bir ilişki tespit edilememiştir. Anahtar kelimeler: Kadın işgücü, Kadın istihdamı, Sosyal politika, Sosyal yardımlar, Toplumsal cinsiyet
Küresel güney'de sosyal politikalar ve sınırları: Brezilya'da Bolsa Família örneği
Bu çalışmanın amacı, 2008 krizi sonrası alternatif ekonomi politikaları bütünü olarak sunulan Post-neoliberal yaklaşım kapsamında teşvik edilen sosyal politikaların yoksulluğu ve eşitsizliği azaltmadaki etkilerini tartışmaktır. Sosyal neoliberalizm olarak kavramsallaştırılan söz konusu politikaların özellikle gelişmekte olan ülkelerde 2008 krizi öncesinde uygulanmaya başlandığı vurgulanmakta, bu bağlamda Şartlı Nakit Transferleri yoksulluk ve eşitsizlikle mücadele aracı olarak ele alınmaktadır. Bu çalışmada, neoliberal ekonomi politikaları benimsenmiş olmasına rağmen yoksullara yönelik sosyal politikalarla onların durumunu iyileştirmeyi hedefleyen sosyal neoliberal uygulamalar, Brezilya örneği üzerinden ele alınmaktadır. Kapsamlı bir Şartlı Nakit Transferi örneği olarak Bolsa Família'nın 2003-2010 yılları arasında ülkenin yoksulluk ve eşitsizlik verileri üzerindeki etkileri değerlendirilerek 2008 krizinin söz konusu verileri nasıl değiştirdiği incelenmektedir. Bununla birlikte, nakit transferleri karşılığında devlet tarafından sunulan eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanması şart koşulan yoksul kesimin söz konusu alanlarda gösterdiği gelişmeler tartışılmaktadır. Bu tezin, sosyal neoliberalizmin yoksulluk ve eşitsizlikle mücadeledeki rolünü, gösterge etkisi olan bir vaka analizi ile ortaya koyması bakımından literatüre katkı sağlaması beklenmektedir.
Yerel yönetimler bağlamında sosyal politika Çerkezköy Belediyesi örneği
Yerel yönetimler, yerel yapıyı, geleneksel hayatı, adetleri, kültürü ve sosyal faaliyetleri çağdaş hayat sürme durumuna has özelliklerinin liderliğinde gelişme kaydeden ve o kentte doğup büyüyenlerin, yaşayanların ve çalışanların yerel ve ekonomik hizmetlerini yetkisi dâhilinde gerçekleştiren yerel kamu tüzel kişilikleridir. Bu tez çalışmasında mahalli yönetimlerin etraflı bir çerçevesi merkezi yönetim gereğince tayin edilmiş ve sınırlılıkları çizilmiş sosyal politikaları ve uygulama alanları incelenmiştir. Yerel yönetim merkezleri, genel idarenin elinde bulundurmuş olduğu görev yetki ve gücün merkez haricindeki tüzel kişilere aktarılması şeklinde kabul görmektedir. Yerel Yönetinler kapsamında Çerkezköy Belediyesinin Engelliler, Yaşlılar, Kadınlar, Çocuklar ve Gençler, Yoksullara uyguladığı sosyal politikalara örnek olarak; Sosyal Yardımlar, Bebeklere Yapılan Yardımlar, Sünnet Yardımları, Erzak Yardımları, Ev Ziyaretleri, Kömür Yardımları, Butik Mağaza Yardımları, Halk Kütüphanesi, Kültürel ve Sosyal Etkinlikler, Kültür ve Sanat Gezileri, Tiyatro Etkinlikleri göstererilebilir. Yapılan bu etkinliklerin başarılı ve sürekli olarak devam ettiği başarılı bir Sosyal Belediyecilik anlayışı Çerkezköy'de hâkimdir.
Kadın istihdamına yönelik uygulanan sosyal politikalar: 1980 sonrası Türkiye örneği
Bu çalışmada, Türkiye'de kadın istihdamının 1980 tarihinden günümüze kadar olan gelişimi araştırılmış ve kadın istihdamının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi toplumsal yapı çerçevesinde diğer ülkeler ile kıyaslanmıştır. İş gücü ve istihdam gibi kavramlar küreselleşme ile birlikte teknolojinin gelişimi ve sosyo-kültürel alanlarda yaşanan değişimler farklı sektörlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu süreçte emeğin yapısında meydana gelen değişimler, kadınların iş yaşamında farklı sektör ve iş alanlarına yönelmelerinin önünü açmıştır. Ülkemizin iktisadi büyüme hedefine ulaşabilmesi için, kadın istihdamının arttırılması ve sürdürülebilir olması ekonomik kalkınmanın önemli bir faktörü olarak görülmektedir. Ülkemizde kadın istihdamı sektörlere göre farklılık gösterdiği gibi bölgelere ve eğitim seviyesine göre değişimi istatistiki verilerden yararlanılarak analiz edilmiştir. Kadın istihdamının tarihsel süreci incelenmiş, sanayi devrimi sonrası süreçte yaşadıkları sorunlardan bahsedilmiş ve ülkemizde çalışan kadınların iş hayatında maruz kaldığı cinsiyete dayalı ayrımcılık, toplumsal yönden ele alınmıştır. Ülkemizde kırsal kesimde yaşayan eğitim almamış kadınların büyük bir kısmı ücretsiz aile işçisi olarak sosyal güvencesi olmaksızın çalışmaktadır. 1980'li yıllarda kadınlarda %80 seviyelerinde olan kayıt dışı istihdam, TÜİK verilerine göre 2006 yılında %76,8 seviyelerine inse de, beklenen düzeyde olmamıştır. Devletin düzenlemiş olduğu sosyal politikalar, kadınlara yönelik açılan sanat, girişimcilik kursları, devlet tarafından desteklenen projeler ve İŞKUR gibi uygulamalar sayesinde yükselişe geçmiştir. Zorunlu eğitim süresinin arttırılması, hizmet sektörünün yükselişe geçmesi ile 2017 Kasım ayında TÜİK istatistiki verilerine göre, kadınlarda kayıt dışı istihdam oranı %43,13 düzeyine inse de, gelişmiş ülkeler ile kıyaslandığında yetersiz kaldığı görülmektedir. Çalışmada Türkiye'de kadın istihdamının arttırılmasına yönelik uygulanan sosyal politikalar saptanarak analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın istihdamı, Sosyal Politika, Toplumsal Cinsiyet, İktisadi Büyüme.
II. Abdülhamid Dönemi'nde sosyal yardım uygulamaları
Sosyal yardım uygulamaları, toplum refahının artmasında, gelir dağılımında oluşabilecek adaletsizlikleri ve yoksulluğu engellemede oldukça önemli bir yer oluşturmaktadır. Sosyal yardım, ihtiyaç sahibi kesimin zaruri ihtiyaçlarının karşılanması için devlet tarafından sağlanan nakdi ve ayni yardımları ifade etmektedir. Osmanlı coğrafyasında yaşanan değişimler ve gelişmelerin sonucunda ihtiyaç sahibi kesimin ihtiyaçlarında da değişiklikler ortaya çıkmıştır. II. Abdülhamid döneminde bu farklı ihtiyaçları karşılamak için birçok önlem alınmasıyla birlikte farklı hukuki düzenlemeler yapılmış ve bu düzenlemeleri hayata geçirmeye yönelik birçok kurum kurulmuştur. Bu çalışma, Osmanlı'da modern sosyal yardım uygulamalarıyla hatırlanan II. Abdülhamid dönemi ve bu dönemde günümüzdeki sosyal yardım uygulamalarının temelini oluşturan uygulamalar ve hala varlığını sürdüren bazı kurumların tarihini anlatmayı amaçlamaktadır. Osmanlı'da geleneksel ve modernize edilmiş uygulamaları bir çatı altında toplamayı planladığı için II. Abdülhamid Osmanlı tarihinde sosyal uygulamalar alanında önemli bir yer teşkil etmektedir.
Engelli kadınların çalışma hayatına katılımı önündeki sorunlar: Türkiye örneği
Bu çalışmada, engelli kadınların engel durumları ve cinsiyet özelliklerine bağlı dezavantajları birlikte ele alınarak engelli kadın kavramı irdelenmiş ve Türkiye'de engelli kadınların çalışma yaşamına etkin katılımının önündeki sorunlar araştırılarak bu sorunların kaynakları tespit edilmeye çalışılmıştır. Engelli kadınların istihdamı incelenirken tarihsel süreçte ve günümüzde engellilik ve kadın kavramlarının ele alınış biçimi incelenmiştir. Engelli kadın istihdamına yönelik devletin yürüttüğü sosyal politikalar, engellilere ve kadınlara yönelik girişimcilik kursları, devlet tarafından desteklenen projeler açıklanmıştır. Ülkemizde engelli kadınların istihdamı konusunda yürütülen politikalar açıklanırken TÜİK ve İŞKUR'un araştırma verileri ile ülkemizde kamu ve özel sektörde engelli istihdamı ve kadın istihdamına yönelik yapılan araştırmalar birlikte değerlendirilmiştir. Çalışmada, ülkemizde engelli kadınların çift yönlü dezavantajlı durumlarına bağlı iş yaşamında karşılaştıkları sorunların neler olduğu ortaya koyulmuş, engel durumuna ve cinsiyete dayalı ayrımcılık, toplumsal yönüyle ele alınmıştır. Engelli kadınların çalışma hayatına katılmalarının kendilerine, ailelerine ve yaşadıkları topluma yararı ve ülke ekonomisi, refahı ve kalkınması açısından önemi üzerinde durulmuştur.
Atatürk Döneminde çocuk algısı
Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyeti kurduğu zaman sadece rejimi değil aynı zamanda geleneksel anlayışı ve toplum hayatına etki eden konuları da değiştirme ve medenileştirme yoluna gitmişti. Cumhuriyet rejimi ile beraber yeni Türk kimliği yaratılmış ve rejimin kalıcılığını sağlamak amacıyla bazı çalışmalar yürütülmüştü. Çalışmaların odağına bakıldığında bu konuların daha çok, ülkenin geleceğini temsil eden çocuklar ve çocukları da kapsayan gençlik üzerine doğrudan veya dolaylı olarak ele alındığı görülmektedir. Geçmişte böyle bir anlamdan mahrum olan, diğer bir deyişle ihmal edilen çocuk olgusu, cumhuriyet ile beraber kendisine ülkede bir yer edinecek, görünür olacak ve toplumun çocuk algısında yeni bir kavram oluşturmaya başlayacaktı. Cumhuriyet'in yeni ulus-devlet kimliğini taşıyacak ideal vatandaşını çocukluktan yetiştirmesi gerekmekteydi.
İşsizliğin üniversite mezunu genç bireyler üzerindeki psikososyal etkileri, geleceğe yansımaları ve koruyucu bir faktör olarak algılanan sosyal destek
Genç işsizliği, dünyanın her bölgesinde en temel sosyal politika alanlarından birini teşkil etmektedir. Literatürdeki pek çok çalışma, genç işsizliğinin yalnızca bir soyal sorun olmadığını, pek çok psikososyal sorunu da beraberinde getirdiğini göstermektedir. Yapılan bu çalışmada da Türkiye'deki genç işsizliğine yönelik bir projeksiyon oluşturulmaya çalışılmış, genç işsizliğinin gençler üzerindeki psikososyal sonuçlarının neler olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte konunun daha iyi kavranabilmesi için genç işsizliğinin nedenleri ortaya konulmuştur. Karma metot olarak tasarlanan araştırma sürecinde Ankara ili, araştırmanın evreni olarak belirlenmiş, DAS-21 Ölçeği Kısa Formu, Beck Umutsuzluk Ölçeği ve Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'nin kullanıldığı nicel bölümde 391 kişilik bir örneklemle çalışılmış, nitel bölümde ise 46 genç işsizle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek veri toplama süreci sonlandırılmıştır. Yapılan araştırma neticesinde Ankara'daki genç işsizlerin üniversite tercih sürecinde yeterli rehberlik alamaması, istihdam olanaklarını düşünmeden üniversite bölüm tercihi yapmaları, lisans eğitimi sürecinde kendilerini geliştirememeleri, lisans eğitimlerinin kalabalık sınıf ortamlarında ve teorik ağırlıklı olarak gerçekleştirilmesi ile küçük şehirde yaşamalarının işsiz olmalarına yol açan en temel nedenler olduğu bulgulanmıştır. Diğer taraftan genç işsizlerin işsiz olmalarına paralel olarak depresyon, anksiyete, stres ve umutsuzluk düzeylerinin genel olarak yüksek olduğu, algılanan sosyal destekle işsizliğin verdiği olumsuz duygudurumun azaldığı, işsizlik süresinin uzamasıyla psikososyal sorunların anlamlı pozitif bir korelasyona sahip olduğu, düşük sosyoekonomik koşulların ise işsizlik deneyiminin olumsuz etkilerinin gücünü artırdığı keşfedilmiştir. Gerçekleştirilen bu çalışma, genç işsizliğini sosyal hizmet perspektifiyle ele alarak literatürdeki diğer çalışmalardan ayrışmakta, sistemik bir bakış açısıyla yukarıdaki bulguların sosyal politik açıdan bir değerlendirmesini içermektedir. Buna göre; lisans eğitimi sürecinde müfredatın pratik hayata uyumunun artırılması, yabancı dil ve bilgisayar öğreniminin etkin bir şekilde eğitim sürecine içerilmesi, staj olanaklarının artırılması, sosyal olanakların lisans eğitimi sonrasında da bir süre daha devam etmesi ve istihdam planlamasının mezuniyet sayı ve ağırlığına uygun olarak gerçekleştirilmesi başlıca sosyal politika önerileri arasında yer almaktadır.
Feminist sosyal politikanın eleştirileri bağlamında Türkiye Cumhuriyeti sosyal güvenlik sisteminde toplumsal cinsiyetin görünümü
Feminist teori ortaya çıkışından bugüne bilimin eril olduğu iddiasından hareketle tüm düşünce alanlarına eleştirel biçimde yaklaşarak dönüştürmeye çalışmaktadır. Uzun yıllardır devlet politikalarının bir parçası olan ve 1929 Ekonomik Buhranı sonrası tüm devletlerin benimsediği müdahaleci refah uygulamaları da toplumsal cinsiyet bakış açısı ile feministler tarafından eleştiriye tabi tutulmuştur. Bu çalışma, feminist birikimin sosyal politikaya yönelttiği eleştirileri ana başlıklar halinde derlemektedir. Bir araya getirilen bu eleştiriler ışığında sosyal politika alanının toplumsal cinsiyet ile ilişkili sorunlarının, Türkiye' de, alanın en önemli araçlarından olan sosyal güvenlik sistemine nasıl yansıdığının görülmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla, yapılan reform sonrası uygulamaya konan ve yürürlükte olan mevzuat (5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve ilgili alt mevzuatı) ile reformun yürürlüğe girişinden önce sigortalı olanların tabi olduğu mülga kanunların hükümleri (5434, 506, 1479, 2925 ve 2926 sayılı Kanunlar) ve ülkenin sosyal güvenlik sisteminin yürütücüsü konumunda bulunan Sosyal Güvenlik Kurumu'nun çeşitli uygulamaları, toplumsal cinsiyet bakış açısı ile incelenmektedir. Anahtar Sözcükler Refah Devleti, Feminizm, Sosyal Politika, Sosyal Güvenlik, Kadın, Toplumsal Cinsiyet
Sosyal belediyecilik anlayışı olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi Körler Kütüphanesi Sesli Kitap Projesi üzerine bir araştırma
Türkiye?de yerel yönetimlerin sosyal politika hizmetleri alanında fonksiyonları giderek artmakta bu alanda yürütülen sosyal hizmet uygulamaları ve projeleri giderek önem kazanmaktadır. Küreselleşme ile gelişen ve değişme sürecine giren sosyal politika kavramı, kamu yönetimi açısından gitgide artan önemi ile yerel yönetim uygulamalarında yer almaktadır. Bu yüksek lisans tezi, sosyal belediyecilik anlayışı olarak İstanbul Büyük Şehir Belediyesi?nin Körler Kütüphanesi bünyesinde oluşturduğu sesli kitap projesi üzerine gönüllü katılımı inceleyen bir araştırma projesini kapsamaktadır. İstanbul ilinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Körler Kütüphanesinde gönüllü olarak dijital ortama daha sonra dinlenilmesi için kitap okuyanların eğitim, gelir, cinsiyet, yaş gibi sosyo ekonomik durumları ve uygulama hakkındaki düşünceleri istatistikî olarak incelenmektedir. Ayrıca İstanbul Büyük Şehir Belediyesi?nin Körler kütüphanesinden yararlanan görme engelli vatandaşlarında görüş ve önerileri alınmış ve incelemeye eklenmiştir. Anahtar Sözcükler 1. sosyal Belediye 2. sosyal Hizmet 3. gönüllü Katılım 4. körler Kütüphanesi 5. sesli Kitap Projesi 130
Sosyal belediyecilik (Zeytinburnu belediyesi)
Bu çalışmada sosyal belediyeciliğin ve bu bağlamda yapılan faaliyetlerinin detaylı bir incelemesi yapılmaya çalışılmıştır. Bu nedenle çalışmada öncelikle sosyal politika kavramı üzerinde durulmuş, daha sonra sosyal politikanın tarihsel gelişimi, araçları ve amaçları detaylı olarak incelenmiştir. İkinci bölümde sosyal devlet kavramının literatür taraması yapılıp, tarihsel gelişimi ve Türkiye'de sosyal devletin tarihsel gelişimi irdelenmiştir. Aynı zamanda sosyal belediyecilik kavramı, konusu, işlevleri, tarihsel gelişimi, Türkiye'de sosyal belediyeciliğin tarihsel gelişimi incelenmiştir. Bu bölümde yine Türkiye'de sosyal belediyeciliğin hukuki çerçevesinde ve sosyal belediyecilik bağlamında yapılan uygulamalar irdelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde Zeytinburnu Belediyesi hakkında bilgiler verilmiş ve Zeytinburnu Belediyesi tarafından yürütülen sosyal belediyecilik faaliyetleri ele alınmıştır. Sonuç olarak Zeytinburnu Belediyesi'nin sosyal belediyecilik kapsamında ilçe halkına özellikle düşkün kesimlere son derece önemli sosyal hizmetler verdiği anlaşılmıştır.
Yerel yönetimlerde engelli bireylerin kentsel yaşama uyumu: İstanbul Büyükşehir Belediyesi örneği
Yapılan araştırmalar, dünyanın her yerinde engellilerin çok büyük çoğunluğunun toplumun yoksul kesimlerinden geldiğini ve yoksulluk içinde yaşadıklarını göstermektedir. Bu belirleme gelişmiş ve endüstrileşmiş ülkeler için de geçerlidir. Kuşkusuz bu gerçek, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde çok daha çarpıcı ve dramatik yönleriyle yaşanmaktadır. Engelli bireylerin sorunları sadece işsizlik ve yoksullukla sınırlı değildir. Bu bireyler, eğitim alanından seyahat konusuna kadar pek çok yerde engellerle karşılaşmaktadırlar. Medeni bir toplumda sosyal adaletin sağlanabilmesi kilit rol oynamaktadır. Yerel yönetimlerin görevi, yerel topluluğun sorunlarına hizmet üretmek olduğuna göre, bu gruplara, hayatlarını kolaylaştıracak ve idame ettirebilecek ortamı sağlamakla ilgili projeler geliştirmesi ve uygulamaya koyması gerekmektedir. Bu araştırma, fiziksel engelli bireylerin kentsel yaşam içinde karşılaştıkları sorunları ve bu sorunlar karşısında yerel yönetimlerin aldığı tutumu incelemeyi amaçlamaktadır. Yerel yönetimlerin, engelliler için sunduğu hizmetler ve bu hizmetlerin yeterliliği incelenecektir. Araştırma İstanbul Büyükşehir Belediyesi kapsamında tutulacaktır.
Avrupa Birliği sosyal politikasının gelişimi ve Türkiye'nin Avrupa Birliği sosyal politikasına uyumu
Avrupa Birliği entegrasyon sürecinin önceliği ekonomik ve parasal birliği sağlamaktadır. Ancak, son yıllarda sosyal politika alanında yaşanan gelişmeler, Avrupa Birliği'nin sosyal konulara giderek daha fazla önem verdiğini göstermektedir. Küreselleşmenin, genişleme sürecinin ve refah uygulamalarında ülkeler arasında var olan farklılığının yarattığı baskıya rağmen, Avrupa devletleri sosyal alanındaki etkinliklerini korumaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'nin Avrupa Birliği sosyal politikasına uyumu ve bu yönde gerçekleştirilen düzenlemeler üzerinde durulmaktadır. Uyum sürecinde yaşanan sorunlar, Türkiye'nin kendine özgü yapısı göz önünde bulundurularak değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Devlet, Sosyal Politika, Avrupa Birliği
Yerel yönetimlerde sosyal politika uygulamaları: Bakırköy örneği
Çalışmanın amacı, yerel yönetimlerden biri olan belediyelerde sosyal belediyecilik hizmetlerinin ne düzeyde ve hangi alanlarda uygulandığını belirlemektir. Çalışma gerçekleştirilirken öncelikle geniş bir literatür taraması yapılmış daha sonra Bakırköy Belediyesi'nin, 2013 ve 2014 yılındaki sosyal belediyecilik anlamındaki tüm faaliyetleri Bakırköy Belediyesi'nin faaliyet raporlarından, bülten, dergi vb. çalışmalarından hareketle tespit edilmiştir. Günümüzde yerel yönetimler, sosyal yardımlar, eğitim, sağlık, konut gibi temel sosyal politikaların yerel düzeyde sağlanmasında ve kendi birimlerindeki vatandaşların refahının bizzat kendi faaliyetleri ile artırılmasında etkin bir kurum olarak görev almaktadırlar. 21. yüzyılın bir önceki yüzyıldan aldığı temel miraslardan biri küreselleşme olgusu ve süreçleri iken bir başkası yerelleşmedir. Yerelleşme eğiliminin bir ürünü olan yerel yönetimlerin, akla gelen en önemli birimi şüphesiz ki belediyelerdir. Bu nedenle hazırlanan çalışmada yerel yönetim kavramı, Türkiye'de uygulanan sosyal belediyecilik faaliyetleri, bu çerçevede sosyal devlet ve sosyal sorumluluk kavramları ve örnek olarak Bakırköy Belediyesi incelenmektedir. Sonuç olarak, Bakırköy Belediyesi tarafından 2013 - 2014 yılları arasında sosyal belediyecilik anlayışı çerçevesinde yerine getirilmesi gereken birçok hizmetlerin bir önceki yıla göre artış göstermek suretiyle gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Belediye tarafından yapılan bu çalışmalar, birçok fonksiyonları icra ettiği gibi, sosyal politikayı gerçekleştirmenin ve sosyal devlet olmanın gereğini de yerine getirmiş olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Politika, Yerel Yönetim, Sosyal Belediyecilik.
Yeni kamu yönetimi anlayışının yerel yönetimlerde sosyal devlet ve sosyal hizmete etkisi
Yeni kamu yönetimi anlayışının ortaya çıkmasında birbiriyle ilişkili birçok faktörün rol oynadığı söylenebilir. Kısmen ifade edilmeye çalışılan kamu yönetimi sisteminin yaşamış olduğu yetersizlikler üretimdeki ilişkileri, globalleşme, sosyal, ekonomik ve kültürel yapıdaki değişiklikler 1980 sonrasında kamu yönetimi üzerindeki bulunan baskıların çoğalmasına yol açmıştır. Artık sıradanlaşan hiyerarşik, bürokratik ve katı merkeziyetçi devlet anlayışı, yerini piyasa ekonomisine daha yatkın esnek bir sisteme bırakmaya başlamıştır. Bu durumdan dolayı devlet, piyasa ve yurttaş ilişkilerinde önemli anlayış farklılıklarının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Yeni anlayışa göre, görünürde devleti küçültmekle birlikte aynı zamanda hizmetlerde etkinlik ve verimliliği sağlayarak devleti daha fonksiyonel kılmayı amaçlamaktadır. Yerel yönetimler, yerel geleneksel yaşamı, yerel kültürü, yerel sosyal aktiviteleri çağdaş yaşama özelliklerinin öncülüğünde geliştiren ve o kentte doğanların, o kente yerleşenlerin, o kent de görev yapanların sosyal, ekonomik ve yerel hizmetlerini yetkisi oranında gerçekleştiren yerel kamu tüzel kişilikleridir. Yönetim biliminde en etkin ve üst yönetim biçimi olan devletin toplumsal yapısına uygun yönetim sistemi ne olursa olsun ister demokratik isterse demokratik olmayan devlet modeli sistemi olsun devlet yapısını oluşturan iki yönetim sistemi vardır. Bunlardan ilki merkezi yönetim, ikincisi ise devlet yönetimini tamamlayan her tür yetki, görev, hizmet ve sorumlulukları merkezi yönetim tarafından belirlenen yerel yönetimlerdir.
Korunmaya muhtaç çocuklara yerinden yönetim işlevi ile hizmet veren bir hayır kurumu: Nesin Vakfı
Sosyal devlet politikasının önceliği, toplumsal ihtiyaçların giderilmesidir. Bu ihtiyaçlar; gelir dağılımı, vergide adalet, sosyal barış, sosyal güvenlik ve sağlıktır. Bunun yanı sıra sosyal yardımlar ve korunmaya muhtaç insanların varlığı özellikle de kadınlar, yaşlılar, engelliler ve çocuklar odaklıdır. Bu görev, merkezi yönetimin gücü ve desteğiyle yerel yönetimlerin sorumluluğunda olup zaman zaman ihtiyaçlar üzerinden özel teşebbüsler olarak dernekler ve vakıflar da görev üstlenir. Ülkemizde sosyal adaletin sağlanması ve insanlığa hizmet amacı ile ortaya çıkan bu görev dağılımları ile çeşitli projeler üretilir. Amaç yardıma ve korunmaya muhtaç insanların hayatlarını idame ettirmelerinde süreklilik sağlamaktır. Özel bir teşebbüs olarak ''Nesin Vakfı''; korunmaya muhtaç çocuklara hizmet vererek onların en tabii ihtiyaçları; barınma, sağlık, beslenme ve eğitim gibi temel gereksinimlerini karşılamaktadır. Vakfın ideolojisi; çocukların üretken ve kendi hayatını tek başına idame edecek konuma gelene kadar yetiştirilmelerini sağlamaktır. Amaç; çocukların tüketen değil üreten, emekten yana olup kendi ayakları üstünde durabilmelerinin sağlanmasıdır. Bunun yanı sıra çocukları vicdanı hür ve fikri hür insanlar olarak ülkemize ve dünyamıza kazandırma amacıyla yola çıkan Vakıf, aslında Aziz NESİN 'in halkına olan vefa borcunu ödeme şeklidir. Aziz NESİN'in yaşamındaki yokluk ve yoksullukların içinde kazandığı edinimleri ve kurduğu '' Nesin Vakfı'' araştırmalar ışığında anlatılacaktır . Anahtar Kelimeler: Nesin Vakfı, Sosyal Politika, Sosyal Hizmetler, Vakıf,Korunmaya Muhtaç Çocuklar.
LGBTİ bireylere yönelik güçlendirme politikaları Türkiye'deki yerel yönetimlerin incelenmesi Şişli Belediyesi örneği
Türkiye'de LGBTİ (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks) bireylerin sosyolojik, kültürel, politik sorunlarının incelenmesi cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılığın LGBTİ bireylerin yaşamlarında yarattığı sosyo-kültürel ve ekonomik sorunlara ve Yerel Yönetimlerin hizmet uygulamalarının önemini belirtmeye ilişkin bilgiler içermektedir. LGBTİ bireylerin ekonomik temelli istihdam, sağlık, eğitim, kişisel güvenlik, gelir yoksunu, barınma, toplumsal hayata katılım, sosyal güvenlik, aile ve yaşlılık gibi farklı sosyal politika alanlarında karşılaştıkları farklı türlerdeki ayrımcılığa ve sorunlara dikkat çekmektedir. Bu sorunları ortadan kaldırmak için de desteğe ihtiyaç duymaktadırlar. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığın farklı durumları hukuki sistemin bu ayrımcılık biçimlerini ortadan kaldırmakta yetersiz kaldığını ortaya koyuyor. Yerel Yönetimlerin yükümlülükleri gözden geçirerek ortaya çıkan sorunları aşmaya yönelik önerilerde bulunulmuştur. Bu çalışmada cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılıktan beslenerek ortaya çıkan homofobi, transfobi ve nefret suçları gibi tepkiler üzerinde yerel yönetimlerin LGBTİ bireylerin yaşamlarındaki yansımasına bakılarak çalışmalar yapılmıştır. Çalışmada 12 LGBTİ birey ile yaşam öyküsü / anlatıların aktarıldığı yüz yüze derinlemesine görüşme (in-dept interview) tekniği ile görüşülmüş olup, daha sonra bu görüşmeler anlatı analizi tekniği ile çözümlenmiştir. Anahtar Kelimeler: LGBTİ, Güçlendirme Politikaları, Yerel Yönetimler
Türkiye'de sosyal belediyecilik: Bakırköy belediyesi örneği
Sosyal politikalar kısaca, toplumda ezilen ve yoksul halkı korumayı amaçlayan anlayıştır. Bu politikaların günümüz anlamıyla ilk örneklerine İngiltere ve Almanya gibi Avrupa ülkelerinde rastlanmaktadır. Nitekim Türkiye'de de bu tür politikalar ilk olarak merkezi yönetimlerce uygulanmıştır. Ancak küreselleşme ve yerelleşme olgularının dünyada yayılması ve merkezi yönetimlerin lokal sorunların tespiti ve çözümü noktasında aktif olamayışı yerel yönetimlere yetki devrini zorunlu kılmıştır. Sosyal hizmetlerin Türkiye'de yerel yönetimlerce uygulanmasının 1960'lar ile başladığını ve gelişerek tam manasıyla 2000'li yıllarda yapılan reformlar ile hukuksal zemine oturduğu aktarmak yanlış olmayacaktır. Yerel yönetimler yerel anlamda yurttaşların yönetime dahil olabilmeleri nedeniyle demokratik sürece önemli katkılar sağlayan kurumlardır. Yerel yönetimlerin ise belki de en önemli kolu belediyelerdir. Belediyelere vatandaşların ihtiyaçlarını asgari düzeyde sağlama yükümlülüğü söz konusu yasalarca yüklenmiştir. Ayrıca toplumsal bütünlüğü sağlamak adına kültürel faaliyetleri yine belediyeler yurttaşlara sunmakla mükelleftir. Ancak Türkiye'de yasal olarak birçok sosyal vazifesi bulunan belediyelerin günümüzde kısaca; aydınlatma, temizlik, kanalizasyon vs. gibi klasik belediyecilik hizmetlerini dahi mali sebeplerle halkına sunamadığı bilinmektedir. Özellikle ekonomik sebeplerle Türkiye'deki birçok belediye sosyal hizmetlerini gerçekleştirememektedir. Gerçekleştiren belediyeler ise bunu tam manasıyla olmasa da yeterlilik düzeyini sağlayarak yapmaktadırlar. Bu çalışmada ise Bakırköy Belediyesi'nin sosyal belediyecilik anlayışının hangi aşamada olduğu, yapmış olduğu projeleri ve faaliyetleri güncel olarak irdelenmiş ayrıca belediye yetkilileriyle yapılan mülakatlar ışığında değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Belediyecilik, Sosyal Yardım, Sosyal Politika, Bakırköy Belediyesi
Belediyelerde sosyal bütçe uygulamaları: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi örneği
Sosyal devlet modeli, sosyal refahın üst düzeye çıkarılması ve sosyal barış, adalet kavramlarının sağlanması amacıyla sosyal ve finansal yaşamda gerekli düzenleme ve müdahalelerin yapılmasını öngören bir anlayış olarak görülmektedir. Toplumlarda yer alan ihtiyaç sahibi bireylere insanlık onurları çerçevesinde hayat standartları oluşturmak ve bununla beraber sosyal adalet kavramının oluşması için gerekli ortamı hazırlamak, sosyal devletin asıl vazifelerindendir. Sosyal devlet, sosyal belediyecilik, sosyal politika olguları kaynaklarda teorik olarak tartışılmasına karşın bu olguların uygulamalara ne denli geçirildiği hususunda yeteri kadar araştırma yapılmadığı gözlemlenmektedir. Özellikle sosyal belediyecilik olgusunun Türkiye'de yer alan belediyelerde ne denli benimsendiğine dair bir hayli az araştırma yapılmıştır. Bu bağlamda çalışmada sosyal bütçe kavramına ve sosyal belediyecilik kavramına değinilmiştir. Son olarak da Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi bütçesi sosyal bütçe bağlamında incelenmiş ve bulgular ortaya konulmuştur
Yalnız yaşayan yaşlıların yaşlılık algıları, yaşam deneyimleri ve gereksinimleri
Yalnız yaşayan yaşlıların, aileleriyle ve kurum bakımında kalan yaşlılara göre farklılaşan sorun ve gereksinimlerinin olduğunu, onlara göre daha dezavantajlı olduklarını fakat bu dezavantajlarını giderecek hizmetlerin olmadığını ortaya koyan yeterli sayıda çalışmanın olmayışı ile bu nüfus grubuna yönelik mevcut politika ve sosyal hizmetlerin yetersizliği bu çalışmanın problemidir. Bu çalışmayla yalnız yaşayan yaşlıların yaşlılık algılarını, yalnız yaşam nedenlerini, gündelik rutinlerini, sahip oldukları ilişkilere yönelik değerlendirmelerini keşfetmek ve yaşamlarındaki deneyimlerden hareketle gereksinimlerini tespit edip bu gereksinimleri giderecek hizmetlerin geliştirilmesi için politika ve sosyal hizmet önerileri sunmak amaçlanmıştır. Niteliksel araştırma yöntemiyle yürütülen bu çalışmada fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları amaçlı örneklem yoluyla belirlenmiştir. Bu çalışma kapsamında Ankara'da ikamet eden farklı sosyodemografik özelliklere sahip 35 yalnız yaşayan yaşlıyla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Tümevarımsal tematik analiz tekniğinin kullanıldığı bu çalışmanın analiz sürecinde MAXQDA Plus 2020 paket programından yararlanılmış ve beş temaya ulaşılmıştır. Araştırma bulguları "Yaşlılığa İlişkin Değerlendirmeler", "Yalnız Yaşama İlişkin Düşünceler", "Gündelik Yaşam Deneyimleri", "İlişkiler" ve "Politika Önerileri" isimli beş tema altında sunulmuştur. Bu çalışmada yalnız yaşayan yaşlıların sahip oldukları dezavantajlara rağmen yalnız yaşama motivasyonlarının çok yüksek olduğu, sosyal izolasyon ve yalnızlığa maruz kaldıkları ve gündelik yaşam döngüsü içinde birçok noktada destek gereksinimlerinin olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca sosyodemografik özelliklerin, bir diğer ifade ile sahip olunan sosyal, kültürel ve ekonomik sermayenin, yalnız yaşayan yaşam deneyimlerini etkilediği ve bundan ötürü yalnız yaşayan yaşlıların kendi içlerinde tek tip bir grup olmadığı ortaya çıkarılmıştır. Araştırma sonucunda yalnız yaşayan yaşlıların maruz kaldıkları dezavantajları giderecek, maruz kaldıkları yalnızlığı azaltacak ve sahip oldukları sosyodemografik özelliklere göre farklılaşan gereksinimlerini karşılamaya yardımcı olacak öneriler geliştirilmiştir.
Gençlerin ve gençlik çalışanlarının gözünden gençlik politikaları ve hizmetlerinin değerlendirilmesi
Bu araştırmada, gençlerin Türkiye'deki gençlik politikaları ve refah hizmetlerine yönelik bakış açılarını ve gençlik çalışanlarının saha deneyimlerini ortaya koymak ve bu doğrultuda gençlik politikaları ve hizmetlerinin geliştirilmesine sosyal hizmet perspektifinden katkı sunmak hedeflenmiştir. Araştırma kapsamında 12 genç ve 10 gençlik çalışanı ile görüşme yapılmıştır. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı bu araştırmada veriler, derinlemesine görüşmeler aracılığıyla toplanmıştır. Derinlemesine görüşmelerde kullanılan görüşme formu, literatür incelenerek ve uzman görüşleri alınarak araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. Verilerin analizi ise Maxqda programı aracılığıyla araştırmacı tarafından belirlenen temalar ve kategoriler çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada; gençlerin eğitim, istihdam, sağlık, ekonomi, teknoloji ve kültür gibi alanlarda kendilerine sunulan politika ve hizmetlerin yetersizliğine ve ilgili hizmetlere erişim konusunda yaşadıkları sorunlara vurgu yaptıkları tespit edilmiştir. Bu yetersizliğin ve erişim sorunlarının gençlerin yapabilirliklerini olumsuz yönde etkilediği belirlenmiştir. Ayrıca gençler, politika ve hizmetlerin kendi talep ve önerileri doğrultusunda oluşturulmadığını ifade etmişlerdir. Gençlik çalışanları ise gençlerin katılımı sağlanmadan oluşturulan parçalı ve dağınık gençlik politikaları ve hizmetlerinin sahada etkili ve verimli olamadığını dile getirmişlerdir. Araştırmada ulaşılan sonuçlar doğrultusunda, gençler ve gençlik çalışanlarıyla ilgili önerilere yer verilmiştir. Gençlerin refahını artırmaya yönelik hizmetlerin, gençlerin gereksinimleri doğrultusunda planlanması önerilmiştir. Sistematik, koordineli ve sürdürülebilir gençlik politikaları ve hizmetlerinin önemine vurgu yapılmıştır.
İran'da uygulanan politikalar bağlamında Türk kadınının kimlik ve dil aktarım sürecindeki rolü
Kültürel ve dilsel çeşitliliği ile bir toplumsal mozaiğe benzetilen İran'da, 1925 yılında Rıza Pehlevi'nin tahta geçmesiyle başlayan modern ulus devlet inşası sürecinde tek dil, tek millet politikasıyla Fars kimliğinin ve dilinin egemenliği sağlanmıştır. İran'ın kimlikle ilgili savları milli birliğin tamamlanması ve korunması için, etnik gruplar arasındaki farklılıkların ortadan kaldırılmasını amaçlamış ve bu doğrultuda Farsça, kökeni yüzyıllar öncesine dayandığı iddia edilen bir İranî kimliğin tanımlanmasında ve meşru kılınmasında özel bir rol oynamıştır. Buradan hareketle, bu araştırma İran'daki Türk kadınlarının kimlik tanımlamasını ve değerlendirmesini, kültürel aktarım sürecinde anadili tanımlamasını, değerlendirmesini ve aktarımdaki rollerini incelemeyi amaçlamaktadır. Modern İran devletinin inşasında, resmi eğitim sistemi önemli bir rol üstlenmiş ve bir homojenleştirme politikası olarak resmi eğitim yalnızca Farsça dilinde verilmiştir. Nitel yöntemle tasarlanmış bu çalışmada, katılımcıların Farsça eğitim deneyimleri ve uygulanan politikaların Türk kimliğinin kazanılmasına yönelik etkileri yarı yapılandırılmış mülakatlar ile incelenmiştir. Tahran, Tebriz ve Hoy şehirlerinde farklı yaş gruplarına mensup 68 kadınla üç kuşağın deneyimlerini kapsayacak görüşmeler yapılmış, verilerin analizi için Braun ve Clarke'ın tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre farklı grupları içinde barındıran ülkede, sadece Farsların kültürel miraslarının milli kimlik inşasının merkezine alınması, toplumda bir hiyerarşik düzene ve ilişkiye yol açmıştır. Bu yeni düzende Fars kimliği üstün ve egemen kimlik olarak görülürken; Türk kimliği ezilen konumuna itilmiştir. Millet inşası sürecinde uygulanan asimilasyon gibi çeşitli politikalar etkisinde Türk kadınlarının "kimlikleri parçalanmış", anadilleri özellikle eğitim sistemi vasıtasıyla "dilsel soykırıma" uğramış, kimlikleri ve dilleri "dehümanizasyon" politikasıyla ötekileştirilmeye maruz kalmıştır.
Kazakistan ve Türkiye'de kadına yönelik sosyal politikaların değerlendirmesi (1991-2021 )
Kadınlara yönelik sosyal politikalarda ulusal ve uluslararası hukuktaki insan hakları temel alınmaktadır. Kadınların hukuksal açıdan kazanımları özellikle 20. yüzyılda artarak sürmüştür. Ancak bu kazanımların uygulama süreçlerinde ülkeler arası farklılıklar söz konusudur. Bu açıdan Kazakistan ve Türkiye'deki kadına yönelik sosyal politikaların irdelenmesi aynı sosyo-kültürel altyapıya sahip olan 2 ülkenin karşılaştırılması açısından önem kazanmaktadır. Kadına yönelik sosyal politikalarda Kazakistan'da bağımsızlık sonrası izlenen süreç Türkiye'de 1990 yılı sonrası dönem temel alınmıştır. Kazakistan ve Türkiye'deki kadına yönelik sosyal politikaların kadın üzerindeki ekonomik, sosyal ve siyasi etkilerinin değerlendirilmesi, benzer kültürel değerlere sahip iki toplumun irdelenmesinde dikkate alınması gereken alanlardır. Bu araştırmada kadına yönelik sosyal politikalar açısından Türkiye ve Kazakistan'ın değerlendirilmesi amaçlanmıştır. İki ülkenin karşılaştırılmasında göz önünde bulundurulması gereken bir husus 1950'li yılından sonra liberal politikayı benimseyen Türkiye'nin özellikle 1980'li yıllardan itibaren neoliberal politikaları tamamen benimsemesi söz konusu iken, bağımsızlık öncesi komünist blokta yer alan Kazakistan'ın liberal ekonomik modele geçişinin 2000'li yıllarla beraber gerçekleşmesidir. Bu yönüyle Kazakistan ile Türkiye'nin karşılaştırılmasında farklı ekonomik modelden gelen iki ülkenin 2000'li yıllardan sonra neoliberal uygulamalar ile birlikte yürüttükleri kadın politikaları değerlendirilmiştir. Araştırmada Kazakistan ve Türkiye'deki kadına yönelik sosyal politikalar ele alınarak, her iki ülkedeki politika uygulama sonuçları değerlendirilmiştir. Bunun için öncelikle kadına yönelik sosyal politikalara ilişkin yasal düzenlemeler, kurumsal yapılanma sonraki aşamada ise ekonomik ve sosyal değişimler dikkate alınmıştır. Araştırmanın ilk bölümde Kazakistan'ın siyasi, sosyal ve ekonomik yapısının genel bir değerlendirmesi, ikinci bölümde Türkiye'nin siyasi, sosyal ve ekonomik yapısının genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde Kazakistan'da kadının toplumsal yaşamdaki yeri Kazakistan'ın bağımsızlık öncesi ve bağımsızlık sonrası olmak üzere 2 alt bölümde irdelenmiştir. Dördüncü bölümde Türkiye'deki kadına yönelik sosyal politikalar yer almıştır. Beşinci bölümde ise iki ülkenin kadına yönelik sosyal politikalarının karşılaştırması, toplumsal cinsiyet eşitliğini yansıtan çeşitli uluslararası endeksler aracılığıyla yapılmıştır. Altıncı ve son bölümde uluslararası endekslere göre yapılan karşılaştırmalarla ilgili değerlendirmeler yer almıştır. Çalışmada dikkate alınan tüm endekslerde Kazakistan'ın Türkiye'ye göre üst sıralarda yer aldığı sonucuna ulaşılmıştır. Özellikle Kazakistan'da kadının iş yaşamında ve eğitimdeki yeri bu konuda belirleyici olmuştur.