Sperm
111 theses under this subject heading
Sağmal sütçü ineklerde cinsiyeti belirlenmiş spermanın kullanımı
Bu çalışmada senkronizasyon protokolü uygulanan sağmal ineklerde cinsiyeti belirlenmiş sperma ile farklı zamanlarda tohumlamanın gebelik oranları üzerine etkisini belirlemek amaçlandı. Bu amaçla doğum sonrası 43-49. günler arasında ilk tohumlama için pre-senkronizasyon protokolüne (G7G;PGF2α-2g-GnRH-7g-GnRH-7g-PGF2α-56s-GnRH) alınan ikinci laktasyon Holstein ırkı inekler (n=611), tohumlamadan önce rastgele 4 gruba ayrıldı. Protokolün son GnRH uygulamasından sonra kontrol grubundaki inekler (KON, n=154) 12,0-16,0. saatler arasında konvansiyonel sperma ile; CBS grubundaki inekler (n=152) 12,0-16,0. saatler arasında; CBS4 grubundaki inekler (n=153), tohumlama zamanı 4 saat ertelenerek, 16,1-20,0 saatler arasında; CBS8 grubundaki inekler ise (n=152) tohumlama zamanı 8 saat ertelenerek 20,1-24,0. saatler arasında cinsiyeti belirlenmiş dişi sperma (CBS) ile tohumlandı. Tüm tohumlamalarda aynı boğaya ait sperma kullanıldı. Tüm ineklerde, protokole alınan ovaryan yanıtın değerlendirilmesi amacıyla kritik kabul edilen noktalarda ve gebelik tespiti için tohumlama sonrası 36±3. ve73±3. günlerde ultrasonografik muayeneler gerçekleştirildi. Gruplar arasında VKS, süt verimleri, protokol başındaki siklik durum, protokole yanıt oranları ve tohumlama günü folikül çapları yönünden fark saptanmadı. Gebelik oranları, konvansiyonel sperma ile KON'da %50,0 (77/154), cinsiyeti belirlenmiş dişi sperma ile CBS'de %42,8 (65/152), CBS4'te %48,4 (74/153) ve CBS8'de %43,4 (66/152) olarak tespit edildi. Embriyonik kayıp oranları KON'da %5,2, CBS'de %9,2, CBS4'te %4,1 ve CBS8'de %13,6 olarak tespit edildi. Sonuç olarak, sağmal ineklerde zaman ayarlı tohumlama protokolleriyle birlikte cinsiyeti belirlenmiş sperma kullanımı söz konusu olduğunda, tohumlama zamanının 4 saat ertelenerek, son GnRH uygulamasından sonra 16-20. saatlerde uygulanması ile sayısal olarak daha iyi gebelik oranları elde edilmiş ve neredeyse konvansiyonel sperma ile benzer elde edilen gebelik oranlarına ulaşılmıştır.
Kısa abstinens süresiyle ardışık ejakülasyonun sperm kromatin bütünlüğü ve antioksidan aktiviteye etkisi
Üremeye yardımcı tedavi uygulamalarında tercih edilen tedavi yaklaşımına göre semen parametrelerinin embriyoloji laboratuvarı parametrelerine ve klinik başarıya etkisi değişmektedir. Semen parametreleri abstinens süresi ve androloji laboratuvarında uygulananyıkama protokollerine göre değişmekte ve inseminasyonda kullanılacak sperm materyalinin kalitesini etkilemektedir. Bu çalışmada normozoospermik erkeklerde kısa abstinens süresinin rutin semen parametrelerine, sperm kromatin ve DNA bütünlüğüne, oksidatif strese karşı gelişen antioksidan kapasiteye etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Aynı hastadan ardışık ejakulasyonla2-5 günlük abstinens süresi sonrası (n=36) ve 1 saat abstinens süresi sonrası(n=36) alınan numuneler yıkama öncesi ve yıkama sonrası değerlendirildi.Yıkama öncesinde abstinens süresine bağlı olarak sperm volümünün ve total motil sperm sayısının kısa abstinens süresi aleyhine anlamlı olarak değiştiği, yıkama sonrasında motilitenin değişmediği, konsantrasyonun kısa abstinens grubunda anlamlı azaldığı görüldü. Abstinens süresi kısa tutulduğunda sperm kromatin hasarının ve DNA fragmantasyon oranının azaldığı, antioksidan kapasitede bir değişiklik oluşturmadığı saptandı. Bu çalışmanın sonucunda abstinens süresinin kısa tutulması sperm konsantrasyonunu ve bununla bağlantılı olarak total progressif sperm sayısını azaltmakla birlikte, normozoospermik olgularda uygulanacak üremeye yardımcı tedavi yaklaşımına göre inseminasyonda kromatin ve DNA bütünlüğü açısından daha kaliteli sperm kullanılmasına imkan sağlayacaktır. Ardışık ejakulasyon ve abstinens süresindeki kısalma aktioksidan kapasitede olumlu ya da olumsuz bir etki oluşturmamaktadır.
Using creatinine kinase enzymes as indicators of mature sperm and correlation with some monosaccharide in seminal fluid
Physiological changes and different lifestyles are related to the general health and safety of the human being, the most important of which is the fertility factor. This study aimed to study the different biochemical components of seminal plasma in Anbar Governorate, which suffer from infertile males with oligospermia, and to know their association with the sperm CK enzyme. The number of patients subjected to this study was 80 patients with an average age of (20-50) years for both the group of patients with oligospermia and the control group. The study showed a significant increase in the level of CK enzyme in the group of patients with oligospermia compared to the control group (P=0.000). The study also showed that the level of monosaccharides for both fructose and mannose was significantly higher in the group of patients compared to the controls. While the study showed that the level of glucose sugar was unremarkably low in the group of patients compared to the controls. The body mass indices and age had a non-significant value, while the sperm count was very low in the patient's group compared to the control group. The results confirm that the causes of infertility and lack of sperm have many causes, whether they are acquired habits or changes in the reproductive system, and the necessity of conducting more studies to detect the causes of infertility.
Investigation of the effect of phytic acid and its relationship with inhibin B, trace element and some biochemical markers in infertile men
Fertility is closely associated with the goodl desire of humans to live, reproduce, and prolong their existence. Objective: To measure the concentration of phytic acid and to study the effect of changes in its concentration on inhibin B and trace elements and some biochemical markers in infertile men, to assess spermatogenesis and semen parameters. There were high levels of phytic acid in men who had problems in the process of spermatogenesis, and thus its direct relationship to male infertility. That the presence of phytates in human food sources can form complexes in the metabolic stages of humans mainly insoluble with cations such as Ca, Mg and Zn, thus limiting or decreasing the bioavailability, these minerals are important in the formation of sperm. Men with high levels of phytic acid can experience changes in concenteration of inhibin B, LH, and FSH and thus directly affect the function of the male reproductive organs, which is evident in the third level of infertile men in our study. As for the low levels of inhibin B and LH, we found that it affects sperm motility and semen volume and thus limits sperm motility in males, which leads to incomplete fertilization. The study concluded that phytic acid can affect the metabolism of trace minerals, inhibin B hormone, LH and FSH, and thus lead to infertility or the development it or increase inability in treatment it. Because food is mainly based on plant products that contain phytate. There is a need for more studies on the effect of phytic acid on humans.
Tudy the levels of serum sexual hormones and sperm parameters in iraqi adults men patients with Coronavirus (Covid-19)
The coronavirus infection 2019 (COVID-19) connected to the SARS-CoV-2 outbreak spread rapidly in December 2019 and became a global pandemic. SARS-CoV-2 is largely a respiratory virus, however, it has been found in a variety of organs. COVID-19's possible influence on male reproductive function has been identified as a source of worry. In "this investigation, the levels of sex-related hormones were measured in 60 reproductive-aged males infected with SARS-CoV-2 and 30 age-matched controls. We also collected semen specimens from the same COVID‐19 patients to see the impact of the virus on semen through semen characteristics analysis. Our finding was less fertility in terms of semen, total and active sperm counts than healthy people. Also, the COVID-19 group had higher prolactin (PRL) and lower testosterone (T) levels in their serum. The serum levels of (LH) and (FSH) were identical to those in the control groups. COVID-19 infection, in our perspective, can be a stressful condition since male sex-related hormones are influenced by a variety of factors, including environmental and psychological factors. Finally, patients recovering from SARS-CoV-2 infection, particularly reproductive-aged men, should have their gonadal function assessed more thoroughly."
Evalution of some biochemical markers in serum and semn in male reproductive with HBV-Alfalluja city
Our goal will be to assess the risk of male infertility based on sperm count and some reproductive hormones in individuals with (HBV) infection. The age distribution of 90 newly diagnosed and treated hepatitis B virus (HBV) patients revealed that fifteen (50 in newly diagnosed) patients (84%) were under the age of 35, eight patients (8) were over the age of 35, and seventy-four percent (74%) of the treatment group were under the age of 35. There was a highly significant increase in AST and ALT and an increase in ALP, TBI, and DBI, in comparsion to healthy subject (P<0.01). Infertile HBV and control groups evaluated their testosterone, IL-6, and Selenium levels in a univariate method. Il-6 indicators were associated with sperm count, motility and the percentage of healthy spermocyte. All of the research groups' spermiograms revealed a strong negative connection with serum IL-6. Only the activity of sperm of the oligozoospermics and the total count of the healthy control subtect were positively linked to serum selenium. The percentage of sperm and testosterone levels were found to be connected. Unlike previous research, the seminal spermiograms in both groups had a significant relationship with oligozoospermic, asthenozoospermic linear activity, and the fraction of normal sperms.
İnfertil erkeklerdeki sperm DNA hasarının COMET ASSAY ile tayini
İnfertilite, doğum kontrol yöntemi uygulamayan çiftlerde 1 yıllık sürede gebeliğin gerçekleşmemesidir. Erkek infertilitesi, infertil çiftlerin % 10-30'unda tek neden, % 15-30'unda ise kadındaki probleme ek olarak karşımıza çıkmakta, dolayısı ile vakaların yaklaşık % 50'sinde görülmektedir.Günümüzde erkek bireyin değerlendirilmesinde rutin olarak, spermiyogram analizi kullanılmaktadır. Bu analiz sayesinde erkek infertilitesinin yaklaşık % 40-60'ında altta yatan etken ortaya konulabilmekteyken yaklaşık % 50'lik bir kısmında sorunun ana kaynağı tam olarak anlaşılamamakta ve idiyopatik infertilite olarak sınıflandırılmaktadır. Bu hasta grubu için de tanıyı koydurtabilecek ve tedaviye yön verecek yeni testlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu anlamda son yıllarda en çok ?Sperm DNA Hasarı? üzerinde durulmaktadır.Bu çalışmada, infertil erkeklerdeki DNA hasarının basit, ucuz, duyarlı ve güvenilir bir yöntem olan COMET ASSAY ile tespit edilmesi planlanmıştır. Bu amaçla 20 normospermik, 20 oligospermik, 20 astenospermik ve 20 teratospermik olgunun sperm DNA hasarı hesaplanmış, sperm parametreleri ile DNA hasarı arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Ayrıca %85'i kısa kuyruklu olan ve %100 baş anomalisine sahip bir olgunun da mikroenjeksiyonu gerçekleştirilmiştir. Mikroenjeksiyon sonrası fertilizasyon, klivaj ve gebelik durumu takip edilerek DNA hasarı ile ilişkisi de incelenmiştir.İncelemeler sonucunda, normospermik grupta ortalama % sağlam DNA değeri 92,49 ? 7,92, teratospermik grupta 64,32 ? 32,08, oligospermik grupta 52,32 ? 26,59, astenospermik grupta ise 47,09 ? 35,48 olarak saptanmış olup normospermik gruptaki sağlam DNA oranının (%) diğer gruplardan anlamlı derecede (p<0,001) daha büyük olduğu saptanmıştır. Ayrıca DNA hasarının pronükleus oluşumunu engellemediği ancak, embriyo kalitesini azalttığı ve gebeliği negatif yönde etkilediği dikkat çekmiştir.
IVF-ICSI-ET sikluslarında luteal faz desteği için verilen progesteronun intramuskuler ve intravajinal kullanımının gebelik oranlarına etkisinin karşılaştırılması
İn Vitro Fertilizasyon - Embriyo Transferi Sikluslarında Luteal Faz Desteğinde İntramusküler ve Vajinal Progesteron Kullanımının Gebelik Oranlarına EtkisiAmaç: Gonadotropin releasing hormon analogları (GnRHa) kullanılarak kontrollü ovaryan hiperstimulasyon yapılan İn Vitro Fertilizasyon - Embriyo Transferi sikluslarında, luteal faz desteği için intramuskuler progesteron ve vajinal progesteron ile elde edilen gebelik oranlarını karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya kontrollü ovaryen hiperstimulasyon ile birlikte İn Vitro Fertilizasyon - İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu - Embriyo Transferi yapılan 66 hasta dahil edildi. Oosit toplanma gününden başlayarak 32 hastaya vajinal (günlük 90 mg jel) ve 34 hastaya intramuskuler progesteron (günlük 50 mg) verildi. İki grup arasında ß-hCG pozitifliği(?20 mİU/mL), klinik gebelik, canlı doğum ve implantasyon oranları karşılaştırıldı.Bulgular: İn Vitro Fertilizasyon - İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu ve Embriyo Transferi yapılan kadınlarda oosit toplanma günü başlanarak günde bir kez vajinal jel(90 mg) veya intramuskuler progesteron (50 mg) kullanılması ile benzer oranlarda ß-hCG pozitifliği, klinik gebelik, implantasyon oranları ve canlı doğum oranları görülmüştür.Sonuç: Luteal faz desteği olarak kullanılan vajinal progesteron desteği sonuçları ile intramuskuler progesteron desteği ile elde edilen sonuçlar benzer görüldü. Vajinal yolla progesteron desteğinin effektif ve hastalar tarafından daha kolay tolere edilebilen bir metod olması, luteal faz desteğinde vajinal yolun altın standart olmasını sağlamaktadır.Anahtar Kelimeler: in vitro fertilizasyon, intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu -embriyo transferi siklusları, progesteron, luteal faz desteği
İn vitro fertilizasyon-intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu/embriyo transferi sikluslarında kadının yaşının oosit sayısı, oosit kalitesi, fertilizasyon, embriyo kalitesi ve gebelik oranları üzerine etkisi
Amaç: İn Vitro Fertilizasyon-İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu/Embriyo Transferi sikluslarında kadının yaşının oosit sayısı, oosit kalitesi, fertilizasyon, embriyo kalitesi ve gebelik oranları üzerine etkisini bulmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinin Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezinde 01.01.2009?01.01.2012 tarihleri arasında açıklanamayan infertilite gerekçesiyle Kontrollü Ovarian Stimülasyon için rekombinant Folikül Stimulan Hormon kullanılmış ve sonrasında İn Vitro Fertilizasyon-İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu/Embriyo Transferi uygulanmış 408 hastanın dosyaları retrospektif olarak tarandı. 408 hastanın verileri toplandıktan sonra hastalar 35 yaş altı ve üstü olmak üzere gruplandırıldı.İki yaş grubunda yaşın oosit sayısı, oosit kalitesi, fertilize oosit sayısı, Beta-Human Koryonik Gonadotropin pozitifliği, klinik gebelik ve canlı doğum sayılarına ait bilgiler tarandı.Bulgular: Artan yaşla beraber yardımcı üreme programlarındaki olumsuz gebelik sonuçlarını ortaya koyduğumuz çalışmamız literatürdeki diğer çalışmaların bulgularını destekler niteliktedir. 35 yaş ve üstü hastalarda 34 yaş altı hastalara göre toplanan oosit sayısında ve elde edilen oosit kalitesinde anlamlı bir azalma olduğu gözlenmiştir. (p=<0.01) 35 yaş ve üstü hastalarda 34 yaş altı hastalara göre kaliteli embriyo sayısında anlamlı bir azalma gözlenmemiştir. (p=0.07) 35 yaş ve üstü hastalarda 34 yaş altı hastalara göre fertilize oosit sayısında anlamlı bir azalma olduğu gözlenmiştir. (p=0.04) 34 yaş ve altında Beta- Human Koryonik Gonadotropin pozitifliği anlamlı şekilde daha yüksek (p=0.01), klinik gebelik anlamlı şekilde daha yüksek saptanmıştır. (p<0.01) 34 yaş ve altında canlı doğum oranı 35 yaş üstü hastalara göre anlamlı derecede daha yüksek saptanmıştır. (p=0.02)Sonuç: İn Vitro Fertilizasyon-İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu/Embriyo Transferi gibi pahalı tedaviler için başvuran hastalara danışmanlık sırasında yaşın gebelik sonuçları üzerine etkisi hakkında doğru bilgilendirip yardımcı üreme tekniklerini önermeden önce zayıf sonuçlar ve başarısızlık ihtimali çiftlere anlatılmalı, ebeveyn olma hayal ve umutları konusunda doğru yönlendirilmelidir.
Migrasyon-sedimentasyon yönteminin semen hazırlamadaki etkinliğinin santrifügasyon kullanılan yöntemle karşılaştırılarak değerlendirilmesi
Çalışmamızda migrasyon-sedimantasyon yönteminin semen hazırlamadaki etkinliğinin santrifügasyon kullanılan yöntemle karşılaştırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üremeye Yardımcı Tedavi ve Eğitim Merkezi'ne başvuran progresif ileri hareketli sperm oranı %10'un üzerinde olan erkek hastalar üzerinde yapılmıştır. İki farklı yöntemle (santrifüj-gradient-swim-up; SGS, migrasyon-sedimantasyon; MS) seçilen spermatozoonlar; hareketlilik, konsantrasyon, morfoloji, canlılık, DNA fragmantasyonu ve persiste histonların varlığı açısından incelenerek karşılaştırılmıştır. Yapılan çalışma neticesinde MS grubu örneklerde işlem sonrası spermatozoon sayı ve hareketliliğinin SGS grubuna kıyasla daha iyi olduğu, ancak gruplar arasındaki farkın anlamlı olmadığı tespit edilmiştir. Yine, SGS ve MS gruplarında sırasıyla; normal morfolojiye sahip spermatozoon oranı %12.19±6.45 ve %10.67±5.44, canlılık oranı %74.09±16.65, ve %70.45±16.78, DNA fragmantasyonu oranı %3.91±3.96, ve %2.95±3.33, persiste histon varlığı oranı %10.59±13.40, ve %8.86±7.89 olarak tespit edildi, ancak deney grupları arasında istastistiksel anlamlı fark bulunamadı. Sonuç olarak migrasyon-sedimentasyon yönteminin, santifüj kullanılan gradient-swim-up kombinasyonuna göre sperm seçme etkinliğinde anlamlı farklılık görülmemiştir. Migrasyon sedimentasyon, bir sperm seçme yöntemi olarak, motilite sorunu olmayan hasta örneklerinde güvenle kullanılabilir. Anahtar kelimeler: infertilite, migrasyon-sedimantasyon, santrifügasyon, sperm seçimi
Spermiyogram bulgularını öngörmede skrotal usg ve skrotal rdusg'nin yeri
Spermiyogram Bulgularını Öngörmede Skrotal USG ve Skrotal RDUSG'nin Yeri Amaç: Varikoselli olan ya da olmayan, varikosel dışında ek ürogenital hastalığı olmayan infertil erkeklerde spermiyogram bulgularını öngörmede skrotal USG ve skrotal RDUSG bulgularının rolünü araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: 01 Ocak 2014 ile 31 Aralık 2015tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde değerlendirilen her iki testis parankimi normal, Hipotalamo-hipofizer-gonadal aks hormonlarında anomali olmayan, varikosel dışında ek ürogenital hastalığı olmayan, varikoselli olan ya da olmayan 154 infertil erkek çalışmaya dahil edildi. Hastalara ait skrotal USG-RDUSG kayıtları hastanemizin otomasyon sisteminden; spermiyogram sonuçları tüp bebek merkezinden elde edilerek retrospektif olarak incelendi. Benzer skrotal USG-RDUSG bulgularına sahip bireyler kendi aralarında gruplandırıldı. Gruplar ile spermiyogram sonuçları açısından ilişki olup olmadığına bakıldı. İstatistiksel analizlerde Ki kare testi yöntemi kullanıldı. Bulgular: İnfertilite açısından diğer nedenler ekarte edildiğinde varikosel, infertil erkeklerde %70,13 oranında bulundu. Varikoselli olmayan infertil bireylerde azospermi 6 vakada(%13); varikoselli bireylerde ise 13 vakada(%11,9) görüldü. Varikoselli olmayan infertil bireylerde 17 vakanın(%37); varikoselli bireylerde ise 26 vakanın (%23,9) sperm konsantrasyonu ve total sperm sayısı normaldi. 22-34 yaş arasındaki infertillerde, varikoselli olmayan grupta en çok 13(%50) vaka ile sperm konsantrasyonu ve total sperm sayısı normal bireyler; varikoseli grupta en çok 20(%27,4) vaka ile şidetli olmayan oligospermik bireyler mevcuttu. 35-62 yaş arasındaki infertillerde, varikoselli olmayan grupta en çok 7(%35) vaka ile şidetli oligospermik bireyler; varikoseli grupta da en çok 16(%44) vaka ile şidetli oligospermik bireyler mevcuttu. Sonuç: Görece genç yaşlarda (22-34 yaş aralığında, 35-62 yaş aralığına göre) infertilite nedeniyle başvuran erkeklerde başka infertilite nedeni yoksa varikosel daha fazla oranda olduğu görüldü. Azospermik olmayan infertil bireyler arasında kıyas yapıldığında yaş arttıkça ortalama sperm konsatrasyonu ve total sperm sayısı azaldığı görüldü. Azospermik bireylerin varikoseli olmayan ya da varikoseli olan gruplar arasında oransal olarak anlamlı dağılım farkı gözlenmedi. Bu bulgu varikoselin azospermi nedeni olmadığını düşündürdü. İnfertil bireylerde varikoselin sperm konsatrasyonu ve total sperm sayısını azatlığı, oligospermiye neden olabileceği görüldü. Her iki testis parankimi normal, Hipotalamo-hipofizer-gonadal aks hormonlarında anomali olmayan, ek ürogenital hastalığı olmayan infertil bireylerde tek başına skrotal USG ve RDUSG bulguları ile spermiyogram bulgularını öngörebilmek mümkün değildir. Yalnızca o grup varikoselli ya da varikoselli olmayan bireylerde ortalama değerleri söyleyebilmek mümkündür. Daha sağlıklı ortalama değeri söyleyebilmek açısından daha geniş vaka grupları üzerinde çalışılması daha uygun olacaktır. Anahtar sözcükler: Skrotal USG, Skrotal RDUSG, Spermiyogram, Semen Analizi
Serisinin farklı derecelerde saklanılan tavşan spermatozoonları üzerine koruyucu etkisinin araştırılması
İpek serisini, ipek böceği türü olan bombyx mori'den elde edilen doğal bir makro moleküler proteindir. Serisin ham ipek üretimi aşamasında, farklı amaçlarda kullanmak amacıyla elde edilebilir. Oksidasyona karşı dirençli, antibakteriyel, UV dirençli ve nemi kolayca absorbe edici gibi özelliklere sahip olan serisin, bu özellikleri gereği farklı alanlarda kullanılabilir bir proteindir. Serisin ve serisin kompozitleri, biyomateryal ve biyomedikal materyal olarak kullanılabilir. Tavşan spermasının uygun şartlarda saklanılmasına yönelik yeni yöntemlerinin geliştirilmesi için birçok çalışma yapılmaktadır. Bu araştırma, tavşan spermalarının kısa süreli saklanmasında sperma sulandırıcılarına serisin ilavesinin spermatolojik parametreler üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla toplanan sperma 1:4 oranında TCG ile sulandırıldı. Sulandırılan sperma, 1,5 ml hacminde 2 ayrı Eppendorf tüpüne kontrol ve deney grubu olmak üzere ikiye ayrıldı. Deney grubuna, sulandırılmış spermaya ilave olarak 170μL serisin ilave edilerek %0.5 oranı sağlandı. Her iki 1,5 ml hacmindeki tüp 2 ayrı 0.5 ml'lik Eppendorf tüplerine dağıtılarak 24. 48. saatlerde değerlendirmek üzere inkubasyona bırakıldı. Aynı işlem her iki sıcaklık (5 °C ve 15 °C) için uygulandı. Sıcaklıklar ayrı ayrı değerlendirildiğinde 24. ve 48. saatlerdeki spermatolojik değerlendirmelerde gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı fark açığa çıkmadığı gözlendi (P>0.05). Derece faktörü eşdeğişken olarak alındığında grup faktör düzeyleri olan kontrol ve deney gruplarının 48.saatteki akrozom reaksiyonu ortalamaları açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu gözlendi (P< 0.05). Anahtar Kelimeler: serisin, spermatozoon, sulandırıcı, tavşan,
Analysis of sperm cytoplasmic mRNA content with special reference to the storage temperature and its possible impact on early embryonic development
Aims: The current study aims to investigate five mRNA necessary for chromatin decompaction and demetilation and mRNA degradation in Oryctolagus cuniculus sperm cytoplasm. The investigation was implemented on three groups, one fresh control and two stored at different temperatures such as 4°C and 15°C to investigate also an impact of storage temperature on possible mRNA self decay. The results would be beneficial for understanding of maternal – paternal genes interplay during the very first hours of the embryonic development and the impact of paternal genes on the basic tasks implementation just before the embryonic genome activation (EGA). This knowledge would help to improve ART success rates by development better medium, storage and ICSI techniques for the cases with unexplained infertility. Materials and Methods: Sperm for the current project was collected once or twice a week (during 7 weeks) using artificial vagina from adult male rabbits known to be fertile. After dilution, the samples were divided into two equal groups. The first group of the samples was stored at 4°C and the second one was stored at 15°C for 72 hours. At the end of this period, a freshly taken ejaculate after examinations was also added as a control group (without previous storage). The mRNA was isolated, cDNA synthesized and qRT-PCR performed. For the gene expression comparison among the groups the ΔCT method was used as a normalization method, and the Independent Samples one-sided T Test was used to decide on the significance of the intergroups differences with the 0.05 level of significance. Statistic analyses were performed using SPSS (Statistical Packag for Social Sciences) for Windows 22. xiv Results: The study has confirmed that sperm cytoplasm indeed contains paternally produced mRNA, and this study could determine five gene transcripts in Oryctolagus Cuniculus sperm cytoplasm: CNOT1, CNOT8, TET3, NPM2 and XRN1. Moreover, CNOT8 and CNOT1 were present the most, XRN1 and NPM2 were present the least. According to the Independent Samples T Test, TET3 transcripts' sensitive to low storage temperatures was claimed with 87% of statistical power at 0.95 significance. Conclusion: The current study has met it's research goals succesfully. It has added valuable research data to the field of research in sperm cytoplasmic content and to the whole field of embryology. This research contribution has also added to the field of knowledge on Oryctolagus cuniculus species.
Azospermi oluşturulan farelerde testis hasarının serum mikroRNA düzeyi ile belirlenmesi
AMAÇ: Siklofosfamid (CP) alkilleyici, kemoterapötik ajandır. Kanser tedavilerinde yaygın olarak kullanılmaktadır ve birçok organ üzerinde özellikle gonadlar üzerinde zararlı etkileri bulunmaktadır. Bu çalışmada, farelerde CP uygulaması sonrasında ortaya çıkan testis hasarının, GDNF, Okludin ve TGF-β3 primer antikorları ile immunohistokimyasal teknik kullanılarak belirlenerek, kan ve doku örneklerindeki mir-34b ve mir-34c arasındaki ilişkinin tespit edilmesi amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Manisa Celal Bayar Üniversitesi Deney Hayvanları Araştırma ve Uygulama Merkezi Laboratuvarları'ndan alınan sağlıklı 2 aylık erkek fareler (n:18) üç gruba ayrıldı. Kontrol grubuna hiçbir işlem uygulanmadı. Deney grubuna 5 gün boyunca intraperitoneal, günde bir kez 100 mg/ kg CP, sham grubuna ise aynı miktarda serum fizyolojik enjekte edildi. Son enjeksiyondan 24 saat sonra hayvanlar sakrifiye edilerek, testis dokuları ve kan örnekleri alındı. Dokular ve kan örnekleri immunohistokimyasal ve RT-PCR incelemeleri için takip edildi. BULGULAR: Testis dokularının immunohistokimyasal incelenmesinde, kontrol grubu ve sham grubu ile karşılaştırıldığında, CP verilen grupta spermatogenik germ hücre sayısında, GDNF ve Okludin ekspresyonlarında azalma; TGF-β3'ekspresyonunda artış gözlendi. RT-PCR tekniği ile mir-34b ve mir-34c ekspresyonları incelendiğinde, doku örneklerinde CP verilen grupta belirgin azalma tespit edilirken, plazma örneklerinde yeterli ekspresyon gözlenmedi. SONUÇLAR: Bu çalışmada, CP'nin neden olduğu testis hasarında GDNF, Okludin ve TGF-β3 ekspresyonlarının önemli rol oynadığı, doku örneklerinde mir-34b ve mir-34c ekspresyonlarında ortaya çıkan azalmanın, testis hasarının belirlenmesinde önemli bir marker olabileceği, ancak plazmada tespit edilebilmesi için daha ileri tetkiklere ihtiyaç olduğu sonucuna varıldı. ANAHTAR KELİMELER: Siklofosfamid, testis, GDNF, Okludin, TGF-β3, miR34b/c
Salubrinalin in vitro ısı stresi oluşturulmuş spermatogenik hücrelerde er stres yolağı üzerine etkisi
Amaç: Deneysel olarak in vitro ısı stresi modeli (ISM) oluşturulmuş Spermatogenik hücrelerde Salubrinalin (SAL) endoplazmik retikulum (ER) stresi üzerinde etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada fare spermatogonyum (GC1) ve fare spermatosit (GC2) hücre hatları kullanıldı. SAL'ın IC50 dozu MTT yöntemi ile hesaplandı. Her bir hücre kontrol grubu (GC1-K, GC2-K), SAL grubu (GC1-SAL, GC2-SAL), ISM grubu (GC1-ISM, GC2-ISM) ve hem ISM hem SAL grubu (GC1-ISMSAL, GC2-ISMSAL) olmak üzere 4 alt gruba ayrıldı. Kontrol grubu hücreler standart kültür koşullarında inkübe edildi. ISM oluşturulan gruplar 430C sıcaklıkta 60 dk. inkübe edildi. SAL uygulaması yapılan gruplarda 20 µM SAL içeren besiyerinde 24 saat inkübasyon gerçekleştirildi. Deney sonrasında tüm gruplarda p-PERK, ATF6, GRP78, p-IRE1α, p-eIF2α, HSP70 belirteçleri ile immünfloresan boyama analizi yapıldı. Ayrıca tüm deney gruplarında GRP78, PERK ve eIF2α mRNA seviyeleri qRT- PCR yöntemi ile ölçüldü. Bulgular: ISM modelinin hücreler üzerinde sitotoksik etkiye sahip olduğu görüldü. ISM oluşturulmuş gruplarda tüm belirteçlerin immünoreaktivitelerinin artmış olduğu, bu hücrelerde ER stresi meydana geldiğinin bir göstergesi olarak kabul edildi. SAL uygulamasının ER stresini azaltmış olduğu tespit edildi. GRP78, PERK ve eIF2α mRNA seviyelerinin ISM uygulanan gruplarda artmış olduğu bulundu. SAL uygulanan gruplarda mRNA seviyelerinde azalma olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Sonuçlar: Bu bulgular ışığında, spermatogenik hücrelerde ısı stresinin, ER stresini tetiklediği ve SAL'ın bu stres belirteçleri üzerinde etkin olduğu düşünüldü. Yapılacak ileri moleküler analizlerle spermatogenik hücrelerde ısı stresinde ER kaynaklı stres mekanizmalarının araştırılması teröpatik stratejiler açısından önem kazanacaktır.
Yüksek glikozlu besiyeri ile deneysel diyabetik modelde hasara uğratılmış spermlere dondurma – çözme işlemi sonrası kök hücre ve niş etkisi
Amaç: Sperm dondurma işlemi, spermlerin kriyoprotektanlar ile -80 -196 °C sıcaklık arasında dondurularak ihtiyaç duyulduğunda tekrar kullanılması amacıyla saklanması işlemidir. Diyabetes Mellitus insülin hormonu eksikliği ya da etkisizliğidir. Yüksek kan şeker düzeyinden dolayı DM hastalarında tüm hücreler oksidatif stres altındadır ve DM nin oluşturduğu hücre hasarından dolayı sperm kalitesi düşmektedir. Kök hücreler organizmanın kendi bünyesinde bulundurduğu kolayca elde edilen ve faktörler aracılığı ile yönlendirilen öncül hücrelerdir. Çalışmalarda kök hücrelerin diğer hücreleri olumlu yönde etkiledikleri bilinmektedir. Çalışmamızda kök hücre ve çevresinin krioprezervasyonun olumsuz etkisi ve diabetin olumsuz etkisi üzerine etkisi değerlendirilerek literetürdeki eksiklik giderilecektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Mezenşimal kök hücre otolog olarak, Sperm hayvanın epididimisin mekanik ayrışma yöntemiyle, hazırlanmış olup deney grupları kök hücre, niş ve kök hücre + niş olacak şekilde diabet taklit grubu ve normal glikoz şeklinde gruplar hazırlandı. Bulgular: Tüm deney gruplarında krioprezervasyon ve zaman apoptatik etkiyi ve oksidatif sitresi artırdığı, diabet taklit gruplarında bu olumsuz etkilerin çok daha arttığı, fakat kök hücre niş ve kökhücre + niş olan gruplarda oksidatif sitres ros düzeylerinin ve canlılık hareket değerlerinde yapılan analizde iyileşme olduğu (p<0,01) gözlendi. Sonuçlar: Çalışmamız sonuçta bulgular ile yapılan değerlendirmede; Dondurma çözmenin sperm hasarını artırdı, Diabet in bu hasarları dahada artırdığı, Mezenşimal kök hücre ve niş uygulamarının bu hasarları azaltığı gözlendi.
Serum 25-hidroksi vitamin D3 düzeyinin sperm parametreleri üzerine etkisi'nin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada amacımız, infertilite nedeniyle başvuran çiftlerden erkek bireylerin serum 25-hidroksi vitamin D3 düzeylerinin, sperm parametreleri üzerine etkisinin olup olmadığını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma retrospektif bir dosya tarama çalışması olup, Celal Bayar Üniversitesi Yerel Etik Kurulu'ndan onam alınmıştır. Celal Bayar Üniversitesi Yardımcı Üreme Teknikleri Merkezi'ne 10.11.2015 ile 10.03.2016 tarihleri arasında infertilite nedeniyle başvurmuş olan tüm çiftlerin erkek eşleri çalışmaya dahil edilmiştir (n=100). Hastaların dosya kayıtlarından yaş, meslek, sigara kullanımı, varikosel öyküsü, serum D vitamini düzeyleri, total testosteron ve follikül stimüle edici hormon düzeyleri ve aynı tarihli spermiyogram sonuçları bulunmuş, veriler SPSS-18 istatistik paket programı kullanılarak yorumlanmıştır. Bulguar: Çalışmada değerlendirilen 100 olgu semen analizi sonuçlarına göre normal (%13) ve anormal (%87) olarak gruplandırıldığında, semen analizi sonucu normal olan bireylerin serum D vitamini düzeyinin daha yüksek olduğu bulundu (p=0,0001). Sperm morfolojisi bakımından normal olan bireylerin serum D vitamini düzeyi daha yüksektir (p=0,002). Sperm motilitesi bakımından değerlendirildiğinde serumdaki D vitamini düzeyine göre normal olan bireylerin motilite yüzdeleri daha yüksektir (p=0,008). Ayrıca plazma D vitamini düzeylerine göre normal ve düşük olan bireyleri sperm hacimleri, 1 ml içerisinde bulunan sperm sayıları, toplam sperm sayıları ve toplam ileri hareketli sperm sayıları arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0,05). Sonuç: D vitamini eksikliği toplumda sık karşılaşılan bir durumdur. D vitamini düzeyi düşük olan kişilerde semen parametrelerinden özellikle motilite ve morfolojinin negatif yönde etkilendiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: İnfertilite, D vitamini yetersizliği, erkek infertilitesi, spermiyogram.
İmmunohistokimyasal olarak DNA fragmantasyonu ve glycodelin dağılımının sperm morfolojisi ve hasta kliniği ile ilişkisi
Üreme biyolojisinde, sperm DNA yapısı ve kapasitasyon mekanizmaları fertilizasyon ve embriyo gelişimini etkileyen önemli faktörlerdendir. Çalışmamızda, sperm yaymalarında DNA fragmantasyonu ile ilişkili proteinler ve kapasitasyonda önemli rol oynayan Glycodelin`in immunohistokimyasal yöntemle belirlenmesi ve klinik bulgularla moleküler değişikliklerin ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Ege Üniversitesi Aile Planlaması Kısırlık (İnfertilite) Araştırma ve Uygulama Merkezi, Androloji Laboratuarına başvuran, 100 gönüllü hastadan (23-47 y) hazırlanan sperm yaymalarında değerlendirme yapılmıştır. Hastalardan yaş, meslek, özgeçmiş ve soygeçmiş özellikleri; sigara, alkol, kahve kullanımları; geçirilen hastalıklar, operasyonlarla ilişkili detaylı anamnez alınarak, 3-5 günlük cinsel perhiz sonrasında semen örneklerinin spermiyogram analizleri yapılmıştır. Makler sayım kamarasıyla sperm sayısı, sperm hareketliliği, lökosit, Swim-up sonuçları değerlendirilmiştir. Morfolojik inceleme Kruger kesin kriterleri, DNA fragmantasyonu TUNEL (Terminal deoxyribonucleotidyl transferase mediated dUTP Nick?End Labeling) yöntemi ve apoptotik süreçte rol oynayan p53, Bcl-X, Fas immunoreaktiviteleri ve transmembran proteinlerinden Glycodelin S immunoreaktivitesi avidin-biyotin-peroksidaz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Pozitif boyanan hücreler sayılarak, boyanma şiddeti hafif, orta, şiddetli olarak belirlenmiş ve H-skor sonuçları elde edilmiştir. TUNEL pozitif hücreler % olarak belirlenmiştir. Elde edilen veriler SPSS 15.0 programına girilerek Mann Whitney U testiyle istatistiksel olarak klinik bulgular ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir.Sperm sayısı ve hareketliliği düşük, anormal morfolojili örneklerde TUNEL pozitif hücrelerin sayıca arttığı, P53 ve Fas immunoreaktivitelerin bu örneklerde artmış olduğu belirlendi. Bcl-X immunoreaktivitesi normal morfolojiye sahip spermlerde hafif olarak değerlendirilirken, anormal morfolojili spermlerde hafif/orta boyanma izlendi. Glycodelin immunoreaktivitesinin; küçük baş anomalili ve immatür spermlerde hafif, normal morfolojiye sahip spermlerde orta, diğer anormal morfolojiye sahip spermlerde artmış olduğu izlendi.Geçirilen operasyonlar ve meslek gibi faktörlerle sperm sayısının ve hareketliliğinin istatistiksel olarak anlamlı olarak etkilendiği ve bu vakalarda TUNEL pozitif hücrelerin yüzdesinin artmış olduğu saptandı (p<0,05).İntrasitoplazmik sperm enjeksiyonu için sperm seçiminde yüksek büyütmeli mikroskoplarla ve kesin kriterlerle morfolojik olarak iyi spermlerin seçimi, sperm sayısı, DNA fragmantasyonu ve kapasitasyon değerlendirmeleri klinik gebelik şansını etkilemektedir. Özellikle infertil bireylerin, yardımcı üreme teknikleri uygulamalarına başvurdukları dönemde, rutin semen analizlerinin, DNA fragmantasyon sonuçlarıyla karşılaştırılmasının açıklanamayan, tekrarlayan fertilizasyon ve implantasyon başarısızlığında önemli diyagnostik ve prognostik kriter olduğu düşünülmüştür.
İnfertilite ön tanısı almış normospermik kişilerde sperm izumo-1 proteinin gösterilmesi
İnfertilite çağımızın önemli ve çok sık rastlanan problemlerinden biridir. Çiftlerin bir yıl korunmasız ilişki sonucu çocuk sahibi olamaması infertilite olarak nitelendirilir. İnfertilite vakalarının yaklaşık %50'sinin erkek faktörlü olduğu bilinmektedir. İnfertilite, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından toplumsal sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir ve her altı kişiden birinin infertil olduğu düşünülmektedir. Erkeklerde genetik anomaliler, sistemik hastalıklar, geçirilmiş enfeksiyonlar, varikosel, kanser ve kemoterapi gibi birçok neden infertiliteye sebep olmaktadır. Sağlıksız beslenme, alkol ve sigara kullanımı, ilaç kullanımı ve çevresel toksinlere maruz kalma gibi nedenler de kişilerde infertilite gelişiminde rol oynayan önemli risk faktörleridir. Erkek üreme sisteminde infertiliteye neden olan sebepler sperm parametrelerinde bozulmayla (sperm yokluğu, düşük sperm sayısı, anormal morfoloji ve düşük motilite) karakterizedir. Fakat bazı hasta gruplarında tüm bu parametreler normal olmasına karşın kişiler infertildir. Bu hasta grupları da idiopatik infertil olarak isimlendirilir. İzumo1 memelilerde sperm-yumurta füzyonu için önemli sperm proteinlerinden biridir. Yapılan deneysel çalışmalarda erkek izumo1-/- bireyler normal sayıda hücre üretse de normal motilite ve morfoloji ile bu bireylerin tamamen infertil olduğu gösterilmiştir. Biz de bu çalışmayla infertilite ön tanısı almış normospermik kişilerin normal spermiyogram parametrelerine karşın bu kişilerde sigara kullanımına bağlı olarak sperm izumo1 proteininin seviyelerinde herhangi bir değişiklik olup olmadığını belirlemeyi amaçladık. Bu amaçla tez çalışmamız için infertil kişileri hasta olarak kabul edip, normospermik 100 kişiyi 4 gruba ayırdık. 1- Sigara içen hasta (30 kişi - infertil) 2-Sigara içmeyen hasta (30 kişi - infertil) 3-Sigara içen kontrol (20 kişi - fertil) 4-Sigara içmeyen kontrol (20 kişi - fertil) Bu gruplardaki normospermik kişilerden sperm örnekleri toplandı ve immünofloresan boyama yapılarak değerlendirildi. Bu değerlendirme sonucunda hem hasta grubundaki sigara içenlerde hem de kontrol grubundaki sigara içenlerde sperm izumo-1 seviyelerinin sigara içmeyen hasta ve kontrol gruplarına göre anlamlı derecede düşük olduğu görüldü. Bu çalışmayla, başka çalışmalarda sigara kullanımının sperm parametrelerinin bozulmasına yol açtığının gösterilmesine ek olarak sperm-oosit birleşmesi için gerekli sperm izumo-1 protein seviyelerinde azalma meydana getirerek infertilite oluşumu için bir risk faktörü oluşturduğunu göstermiş olduk. Anahtar Sözcükler: İdiopatik, İnfertilite, İzumo-1, Sigara, Normospermi
Investigation of sperm TSSK6 protein in normospermic infertil men
Male infertility is one of the health problems that continues to increase day by day. Approximately 30-50% of male infertility is defined as idiopathic normospermic infertility. When the studies were reviewed, it was determined that the absence of some proteins in the sperm may cause infertility. The testis-specific serine/thyreonine-protein kinase 6 (TSSK6) protein is one of them. TSSK6 is a protein kinase expressed in the testis and is important for male reproductive system development and function. However, there was no study investigating the expression change of TSSK6 protein in the sperm of normospremic infertile individuals. Therefore, in this study, it was aimed to investigate the expression change of sperm TSSK6 protein in normospermic infertile men. In the study, semen samples from 60 idiopathic normospermic infertile men and semen samples from 40 fertile men as controls were used. For this purpose, people who previously had children naturally were included in the control group. Of the normospermic infertile individuals, 30 are non-smokers and 30 are smokers. Of the fertile individuals in the control group, 20 were non-smokers and 20 were smokers. In the semen samples taken, the spermiogram was washed by flotation and stained with immunofluorescent staining method, and ImageJ program was used to analyze the images taken with the immunofluorescence microscope. Expression of TSSK6 protein was observed in the postcrosomal region and middle part of sperm cells. TSSK6 expression in the sperm of smokers in the control group was lower than in non-smokers and it was statistically significant (p<0.001). Similarly, TSSK6 expression was lower in the sperm of patients who smoked compared to non-smokers. This decrease was also statistically significant (p<0.001). TSSK6 expression of the patients was lower than the control (p<0.001). In other words, it was determined that TSSK6 protein was decreased or suppressed in patients with idiopathic infertility. In addition, with this study, it was determined that smoking further reduced or suppressed TSSK6 expression in healthy individuals and individuals with idiopathic infertility. In conclusion, mutations associated with the TSSK6 gene and changes in the TSSK6 protein in human sperm were thought to be the cause of male infertility. Keywords: Idiopathic, Infertility, Normospermic, Cigarette, TSSK6
İnfertil hastalarda testis arfi elastografi değerlerinin sperm sayıları ile ilişkisi
Amaç: Bu prospektif çalışmanın amacı infertil erkek hastalarda shear wave elastografinin (SWE) sperm sayısı ile ilişkisini saptamak ve tanısal performansının değerlendirilmesidir. Materyal ve Metod: Çalışma Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda infertilite tanısı almış ve semen analizi yapılmış 113 hasta ile yapılmıştır. Tüm hastalara US incelemesi ve virtual touch tissue imaging quantification (VTIQ) kullanılarak SWE incelemesi yapıldı. Her testiste toplam 6 ölçüm yapıldı.US inceleme ile testislerin hacim ölçümleri yapıldı. Renkli Doppler Ultrasonografi kullanılarak varikosel yönünden hastalar değerlendirildi Bulgular: Azospermi hastalarında sağ ve sol testis volüm değerleri diğer gruplardan istatistiksel olarak farklı ve düşük değerde bulunmuştur(p=0,001). Azospermi hastalarında tüm zonlarda ve ortalama SWE değerleri diğer gruplara göre anlamlı yüksek bulunmuştur(p=0,001). Sperm sayısı ile ortalama volüm arasında pozitif yönde orta şiddette bir ilişki saptanmıştır (r=0,545, p=0,001). Sperm sayısı ile ortalama SWE arasında negatif yönde orta şiddette bir ilişki saptanmıştır (r=-0,429, p=0,001). Ortalama volüm ile ortalama SWE arasında negatif yönde orta şiddette bir ilişki saptanmıştır (r=- 0,590, p=0,001). Sperm sayısı normal hasta grubu ile azospermi hastaları arasında yapılan ROC analizinde kesim değeri 2,06 m/sn olup sensivite (duyarlılık) %72 spesivite(özgüllük) %87,88 ölçülmüştür. (p<0,001; EAA=0,837; Sensitivite= 72,00% (95% GA 46,5-85,1); Spesivite=87,88% (95% GA 81,5-95,2). Azospermi hasta grubu ile oligospermi hasta grubu arasında yapılan ROC analizinde kesim noktası 2,04 m/sn olarak belirlenmiştir. Buna göre yapılan değerlendirmede sensivite %72 spesivite %83,33 ölçülmüştür. (p<0,001; EAA=0,789; Sensitivite= 72,00% (95% GA 46,5-85,1); Spesivite=83,33% (95% GA 81,5-95). Sonuç: İnfertilite şikayetiyle başvuran erkek hastalarda testis parankiminin değerlendirilmesinde, SWE invaziv olmayan bir yöntem olup gri skala ve RDUS tetkiklerine ek yararlı bilgiler sağlayabilir.
Sperm hazırlama yöntemi olarak Swim-up ve Gradient tekniklerinin DNA fragmantasyonuna etkilerinin karşılaştırılması
Bu prospektif çalışmada açıklanamayan ve erkek infertilite tanısı konan çiftlerde sperm hazrlanmasında kullanılan iki sperm yıkama yöntemininin DNA fragmantasyonuna etkisi değerlendirilmiştir. Bu amaçla, tüp bebek merkezine başvuran açıklanamayan infertil 34 hasta ve erkek infertilitesi tanısı alan 31 hastanın yıkama öncesi, gradient ve swim-up yöntemleri sonrası fragmante DNA oranlarındaki değişimler karşılaştırılmıştır. İnfertilite nedeni göz önüne alınmadan toplam 65 hastanın yıkama öncesine göre fragmante DNA yüzdelerinin, swim-up yöntemi sonrası istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığı görülmüştür (p=0,0001). Gradient yöntemi yıkama öncesine göre fragmente DNA yüzdesini azaltsa da farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı izlenmiştir (p=0,129). Açıklanamayan subfertilite ve erkek infertilitesi gruplarında swim-up ve gradient yöntemleri ile yıkama öncesi ve yıkama sonrası sperm DNA fragmantasyonu değerlerine bakıldığındığında; her iki infertilite grubunda da swim-up yönteminin yıkama öncesi bazal değerlere göre fragmante DNA yüzdesini önemli ölçüde azalttığı bulunmuştur (p<0,0001). Gradient yöntemi her iki infertilite grubunda yıkama öncesine göre fragmante DNA yüzdesini azaltsa da istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (açıklanamayan infertilite: p=0,160 ve erkek infertilitesi: p=0,470). İki grupta da her iki yöntemle yıkama sonrası fragmante DNA yüzdelerinin karşılaştırılması sonucunda swim?up yöntemi sonrası fragmante DNA oranının gradient yöntemine göre düşük olduğu bulunmuştur (p<0,0001). IUI sonrası gebelik olan ve olmayan grupların sonuçlarına bakıldığında; gerek yıkama öncesi gerekse de yıkama sonrası progresif hareketli sperm yüzdesi ve DNA fragmantasyon yüzdeleri açısından gebe kalan ve kalmayan hasta grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmamıştır. Bu çalışmanın sonucunda swim-up yöntemi gradient yöntemine göre sperm fragmante DNA yüzdesini önemli ölçüde azaltığı bulunmuştur. Ayrıca, DNA fragmantasyonunun IUI prognozu üzerine etkisini belirlemek için, geniş serilerle yapılacak daha fazla sayıda çalışmaya ihtiyaç vardır.
Dondurulmuş boğa spermatozoonlarının progressif motilitesi, kinematik parametreler ve mitokondriyal membran potansiyeli üzerine çözdürme sonrası farklı sıcaklık ve bekletme sürelerinin etkileri
Bu çalışmanın amacı, dondurulmuş boğa spermasının çözdürme sonrası yüksek mitokondriyal membran potansiyeli, motilite ve kinematik hız parametre değerleri üzerine farklı inkübasyon süreleri ve sıcaklık derecelerinin etkisini araştırmaktı. Çalışmada dört farklı boğanın 0,25 ml'lik payetlerdeki dondurulmuş sperma örnekleri kullanıldı. Payetler, 38°C'deki su banyosunda 25 saniye boyunca çözdürüldü. Çözdürüldükten sonra, bir CASA sistemi kullanılarak sperm motilitesi ve kinematik parametreler belirlendi. Sperm mitokondriyal membran potansiyeli ise JC-1 floresan ayracı kullanılarak flow sitometri ile incelendi. Çözdürüldükten sonra farklı sıcaklık derecelerine (35°C, 22°C ve 5°C) ve inkübasyon sürelerine (hemen, 10 ve 20 dakika) maruz bırakılan sperma örneklerinin motilite, sperm kinematik parametreleri ve yüksek mitokondriyal membran potansiyeli araştırıldı. Boğalar arasında çözdürme sonrası total ve progresif motilitesi açısından bireysel olarak önemli farklılıkların (p<0,05) olduğu gözlendi. Farklı inkübasyon sürelerinde 35°C ve 22°C arasında tüm kriterler açısından anlamlı bir fark gözlenmedi (p˃0,05). Öte yandan, çözdürme sonrası 5°C'deki inkübasyonun 10. ve 20. dakikalarında sperm toplam ve progresif motilitesi ile VCL, VAP ve VSL gibi sperm kinematik hız parametreleri önemli ölçüde (p<0,05) azaldı. Benzer şekilde, yüksek mitokondriyal membran potansiyeline sahip spermatozoon oranı da 5°C'de, diğer sıcaklık dereceleriyle karşılaştırıldığında aynı zaman periyotları içinde önemli derecede azaldı. Ayrıca, progresif motilite, VCL, VAP, VSL ve yüksek mitokondriyal membran potansiyeli arasında yüksek bir pozitif korelasyon tespit edildi (p<0,01). Sonuç olarak, çözdürme sonrası spermatozoonların 5°C gibi düşük sıcaklık ortamında 20 dakika inkübasyon süresine maruz bırakılması; sperm motilitesi, sperm kinematik hız parametreleri ve yüksek mitokondriyal membran potansiyelini olumsuz yönde etkilenmiştir.
Bisfenol A'ya maruz bırakılan pubertal erkek sıçanların üreme sistemi, epididimal sperm kalitesi ve antioksidan durumu üzerine koenzim Q10, fulleren C60 ve α-Lipoik Asit'in etkileri
Çevresel toksik maddeler, özellikle testisin prooksidan/antioksidan dengesini bozarak testis fonksiyonlarının bozulmasına neden olur. Bisfenol A (BFA), yaygın kullanımı nedeniyle dünya çapında önde gelen toksik çevre kirleticilerinden biridir. BFA kaynaklı üreme toksisitesinin başlıca nedeni, doğrudan oksidatif stres ile ilgilidir. Bu çalışma, güçlü antioksidanlar olduğu bilinen Koenzim Q10 (KEQ10), hidratlı karbon 60 fulleren (C60HyFn) ve Alfa lipoik asit'in (ALA) erkek sıçanlarda BFA'nın neden olduğu üreme üzerindeki olumsuz etkileri ortadan kaldırıp kaldırmadığını değerlendirmek için yapıldı. Altmış adet prepubertal erkek Sprague Dawley sıçan sekiz gruba ayrıldı: (1) kontrol grubu (n = 7), (2) BFA uygulanan grup (n = 8), (3) KEQ10 uygulanan grup (n = 7), (4) Fulleren (FUL) uygulanan grup (n = 7), (5) ALA uygulanan grup (n = 7), (6) BFA + KEQ10 uygulanan grup (n = 8), (7) BFA + FUL uygulanan grup (n = 8) ve (8) BFA + ALA uygulanan grup (n = 8). İlgili maddeler, tüm gruplara 7 hafta boyunca günde bir kez zeytinyağında ve/veya suda karıştırılarak ayarlanmış dozlarda ağızdan uygulandı. BFA uygulaması, serum ve testiküler malondialdehit (MDA) seviyesinde önemli bir yükselme ve antioksidan enzim seviyesinde önemli bir azalmaya yol açtı. Buna ilaveten, BFA uygulanan grupta üreme organı ağırlıkları, epididimal spermatozoon yoğunluğu ve motilitesi kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşüktü. Ayrıca BFA uygulanan grubun testislerinde dejenerasyon ve germinal hücrelerinde azalma gibi belirgin histopatolojik değişikliklerin olduğu gözlendi. Antioksidanlarla tedavi edilen BFA gruplarında lipit peroksidasyon (LPO) seviyeleri, tek başına BFA uygulanan gruba göre önemli ölçüde azaldı. Bununla birlikte, epididimal spermatozoon özelliklerinde ve testis dokusundaki iyileşme KEQ10 + BFA ve ALA + BFA uygulanan gruplarda FUL + BFA uygulanan gruba göre daha iyiydi. Sonuç olarak, KEQ10 ve ALA uygulamasının BFA'ya bağlı oksidatif stresi ve buna bağlı olarak testis disfonksiyonunu ve azalmış epididimal sperma kalitesi gibi komplikasyonları önemli ölçüde önlediği belirlendi. Ancak BFA'nın üreme sistemi üzerindeki olumsuz etkilerini önlemede FUL'nin etkinliğini değerlendirmek için daha ileri çalışmalara ihtiyaç olduğu görüldü.