Tanrı anlayışı
77 theses under this subject heading
Dini danışmanlığın konusu olarak gençliğin değişen Tanrı tasavvurları
Gençlik çağı, pek çok konuda olduğu gibi inançlar üzerinde de şüphe ve sorgulamaların yoğun olarak yaşandığı bir dönemdir. Küreselleşme ve gelişen iletişim araçları vasıtasıyla farklı inanç sistemleri ve hakikat iddiaları ile karşılan gençler, zaman zaman bu düşüncelerin etkisi altında kalabilmektedirler. Son dönemde yapılan çalışmalarda kendisini Ateist, Deist, Agnostik olarak tanımlayan gençlerin oranında ciddi bir artış olduğu görülmektedir. Farklı inanç sistemlerine savrulmanın kaynağı olarak, Tanrı tasavvurlarında olan eksiklik veya tahribatın olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızın amacı, öncelikle gençlerin sahip oldukları Tanrı tasavvurlarını belirlemek, gençlik dönemine geçişle birlikte bu konuda yaşadıkları çelişkilere etki eden faktörleri tespit etmek ve sorunun çözümüne yönelik olarak DDR hizmetlerinin yaygın bir şekilde kullanılmasının gerekliliğini ortaya çıkarmaktır. Çalışmamızda karma yöntem tercih edilmiş, nitel ve nicel araştırma desenleri kullanılmıştır. Araştırmanın nicel bölümünde öncelikle gençlerin mevcut durumdaki Tanrı algısını tespit etmek adına ölçek kullanılmış, nitel bölümde ise doküman analizi ve mülakat uygulaması gerçekleştirilmiştir. Mülakat soruları ile nicel çalışmadan elde edilen verilerin desteklenmesi amaçlanmış, bunun yanı sıra gençlerin Tanrı tasavvuru konusunda yaşadıkları çelişkili durumlara etki eden faktörler belirlenmeye çalışılmıştır. Var olan durum böylece tanımladıktan sonra bu konuda kendilerine destek olacak profesyonel bir yardım talep edip etmedikleri sorulmuştur. Araştırma verileri bu konuda destek talep eden gençlerin, din görevlilerine güvenmedikleri gerekçesiyle DDR hizmetlerine temkinli yaklaştıklarını ortaya çıkarmıştır.
Abay Kunanbayoğlu'nun dini ve ahlaki görüşleri
Abay Kunanbayoğlu Sovyetler dönemi Kazak toplumunun dini ve kültürel hayatında etkin bir role sahiptir. Bölgedeki İslam'ın reel durumu, Türk ve Rus kültürünün kesiştiği bir noktada durmaktadır. Bu nedenle Kazak toplumunun günümüz ilmi ve kültürel durumunu tespit edebilmek ve anlayabilmek için Abay'ın üstlendiği rolü bilmek gerekir. Çünkü Abay bir düşünür olarak Rus kültürüne de vakıf olan Müslüman bir kişiliktir. Onun eserlerinde bu geniş bakış açısının izleri açıkça görülmektedir. Abay Kunanbayoğlu'nun eserleri bağımsızlık öncesi dönemde ve bağımsızlıktan bu yana yirmi yıldan fazla bir süredir farklı yönleriyle incelenmiştir. Ancak araştırmamız bazı açılardan özgün ve bu nedenle de önemlidir. Bağımsızlıktan sonraki 10-15 yıl içinde, Arapça ve Farsça bilen İslam'ın Şeriat kanununu öğrenmiş uzmanların doğu dünya görüşüyle bağlantılı olarak Abay'ın eserlerini araştırmalarına olan talep yoğun bir şekilde arttı. O dönemde Abay'ın eserlerindeki dil konusu, Doğu dilleri edebiyatı ve büyük şahsiyetlerle olan bağlantısının ideolojik yönlerini belirlemek için yeni konular üzerine araştırma konusu olmaya başladı. Bununla birlikte Abay'ın eserlerindeki Kur'an ve Hadis metinleri, kısmen dini ve İslamî anlam taşıyan Arapça kelimeler ve ifadeler, Müslüman dünya görüşü bağlamında özel olarak analiz edilmemiştir. Bu bir ölçüde normaldi. Çünkü bu dönem ateizm propagandası yapan bir toplumdan, özgür düşünen ve dinsel kökenlerini keşfetme sürecine giren bir toplumsal yapılanmaya geçiliyordu. Başka bir deyişle, o sıralarda Abay eserlerinin doğru anlaşılmasına giden yol döşeniyor ve bilgi sahibi şahsiyetlerle sıradan vatandaşa kadar Abay'ın Müslüman dünyav görüşünün benimsenmesi için hazırlıklar yapılıyordu. Kazak toplumda son yıllarda din olgusu, toplumdaki en güncel konulardan biri haline geldi. Abay'ın eserleri farklı dinler ve mezhepler arasında farklı açılardan yorumlanmaya başladı. Deyim yerindeyse Abay, paylaşılamayan bir değer haline geldi. Kazak toplumunda boy gösteren farklı yaklaşımlar, Abay'ı kendileri için bir destek olarak yorumlama çabası içine girdiler. Abay'ın dünya görüşü ve dini görüşleri üzerine yapılan araştırmalar bile, milli değerlerimizi dini dünya tanımımıza yabancı dinlerle ilişkilendirerek yanlış temsil etme girişimine yol açtı. Tüm bu nedenlerle Abay'ın düşüncesinin ve dinsel inancının özgün ve doğru olarak ortaya konulması, kültürümüze yabancı inançlar doğrultusunda çarpıtılması girişimlerine dikkat çekilmesi büyük nem taşımaktadır. Bu sorun henüz tam olarak çözüm bulmuş değildir. Abay'ın dini anlayışını ve akidesini tüm gerçekliği ile açıklamak çok önemlidir. Bu konu araştırmamızın ana amaç ve hedeflerinden biridir. Tezimizin önemi Abay'ın düşünce ve inanç dünyasının doğru bir şekilde ortaya konulmasında yatmaktadır.
Gençlerin Tanrı algısı bağlamında yaşadıkları inanç sorunları ve kendi çözüm önerileri
Tanrı algısı, insanın hayata bakışını, kişiliğini, anlam arayışını, mutluluğunu olumlu veya olumsuz yönde etkileyen önemli faktörlerden biridir ve insanın dine karşı tutumunu, pozisyonunu ve bakış açısını belirleyen en önemli temel düşünce ve kurucu unsurdur. Gençler benimsediği Tanrı inancının inceliklerini zihinsel olarak kavramak ve bunları yaşanan hayat ile bağdaştırmak isterler. Bu sebeple hayat felsefesinin temelini oluşturan Tanrı inancını, soru süzgecinden geçirmektedirler. Bu aşamada zaman zaman bazı şüpheler ve buna bağlı olarak sorunlar yaşayabilmektedirler. İnanç söz konusu olunca yaşanan problemler ne sadece Tanrı algısı bağlamında yaşanan sorunlardır ne de bu sorunları sadece üniversite gençleri yaşamaktadır. Ancak bilimsel derinlik oluşturabilme hassasiyetiyle çalışmamız Tanrı algısı ve gençlik kavramlarıyla sınırlandırılmıştır. Tanrı algıları, bu algılara bağlı olarak gelişen inanç yönelimleri ve bu yönelimlerin toplumda sorun olarak algılanması ile ilgili literatür incelendiğinde sorunu bizzat yaşayan baş aktörler olan gençlerin sorunlara çözüm üretme aşamasında yapılan çalışmalardan uzak tutulmaları bir eksiklik olarak gözlenmiştir. Bu durum araştırmamızın yapılmasına ilham vermiştir. Sorun tespit aşamasında fikirlerine başvurulan gençlerin çözüm aşamalarında dışarıda tutulmaları ülkemizde de benimsenen bir yaklaşım olan öğrenci merkezli eğitim yaklaşımının kabul gördüğü ortamlar açısından sıkıntılı bir durumdur. Amacımız gençleri toplumdaki her türlü yozlaşmanın kaynağı olarak görüp, değersizleştirme alışkanlığından vazgeçilmesi gerektiği kaygısıyla, onların görüşlerinin de önemli olduğu ve Tanrı algıları bağlamında yaşadıkları inanç sorunlarını çözmede aktif, istekli ve başarılı olabilecekleri yönündeki tezimizle literatüre katkı sunmaktır. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın teorik kısmını oluşturan birinci ve ikinci bölümünde gençlik dönemi gelişim alanları, inanç kavramı, gençlik dönemi inanç eğitimi, gençlerin Tanrı algıları ve Tanrı algılarına bağlı olarak yaşadıkları inanç sorunları sebepleriyle ve yönelimleriyle birlikte ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde, Tanrı Algısına Bağlı Olarak Yaşanan İnanç Sorunlarını Çözme Ölçeği (TAİSÇÖ) güvenilirlik ve geçerlilik analizleri yapılarak ölçek geliştirilmiştir. İstatistiksel değerlendirmede iç tutarlılık katsayısı, madde-toplam puan korelasyon katsayıları, açıklayıcı faktör analizi, doğrulayıcı faktör analizi ve yakınsak geçerlilik analizi hesaplanmıştır. Doğrulayıcı faktör analizinde 28 maddelik versiyonun yeterli uyum gösterdiği, iç tutarlılık analizinde Cronbach's alpha kaysayısının 0,935 olduğu saptanmıştır. Ölçek teolojik ve manevi çözümler, kolektif (yardımlı) çözümler, dışsal/çevresel çözümler ve bilişsel/akılcı çözümler olmak üzere dört faktörlü bir yapıya sahiptir. Çalışmanın son bölümünde ise Ondokuzmayıs ve Samsun Üniversitelerinde lisans ve lisansüstü düzeyinde eğitim gören 586 öğrenciye yüz yüze anket uygulanmıştır. Cevaplayıcıların Tanrı algısı bağlamında yaşanan inanç sorunlarını çözme, Tanrı algısı ve sosyo-demografik özellikleri arasındaki ilişkiler ortaya konulmuştur.
Tanrı'nın varlığına dair kozmolojik kanıtın epistemik değeri (Alexander Pruss örneği)
Tanrı'nın varlığına dair sunulan kanıtlar, Tanrı inancının epistemolojik açıdan gerekçelendirilmiş olduğunu gösteren ve bu çerçevede teizmin epistemik açıdan değerli olduğunu ortaya koyan doğal teoloji ürünleridir. Tanrı'nın varlığına dair kozmolojik kanıtlar, olgulardan hareketle Tanrı'nın varlığına ulaşılabileceğini savunan teistlerin sunduğu tecrübi kanıtlardır. Günümüze kadar çok sayıda farklı kozmolojik kanıt sunulmuştur. Kozmolojik kanıtların çağdaş örneklerinden biri de yeter sebep ilkesinin bir versiyonuna dayanan ve kozmosun varlığının, ona aşkın bir varlığın nedensel faaliyetiyle açıklanabileceğini gösterme amacı taşıyan Alexander Pruss'un kozmolojik kanıtıdır. Pruss'un kozmolojik kanıtında öncül olarak yer verdiği yeter sebep ilkesi, açıklayan ve açıklanan arasındaki ilişkinin gerektirimsel olmasının zorunlu olmadığını savlayarak kendinden önceki kozmolojik kanıtlardan ayrılır. Pruss'a göre bu tür bir ilke hem özgür iradeye imkan tanır hem de kuantum mekaniğindeki belirlenimsizliklere teist bir bakış açısıyla cevap verme fırsatı sunar. Pruss'un kanıtının özgünlüğünü gösteren bir başka husus ise Pruss'un yeter sebep ilkesi lehine sunduğu modal gerekçelerdir. Bu çalışmanın amacı Pruss'un kozmolojik kanıtının geleneksel ve çağdaş itirazlara ne ölçüde cevap sunabildiğini ele almaktır. Değerlendirmeler sonucunda görülmüştür ki Pruss'un kozmolojik kanıtı, belirli metafizik önvarsayımların kabulü şartıyla kuantum belirsizliklerinin açıklanabilir olduğunu gösterebilse ve bu çerçevede aşkın bir varlığın nedensel faaliyeti sonucu ortaya çıktığını ortaya koysa da kozmosun, bir amaç doğrultusunda bu aşkın varlık tarafından var edildiğini savunabilmeye imkan tanımamaktadır. Bu sebeple Pruss'un kozmolojik kanıtının Tanrı'nın varlığına dair başarılı bir kanıt olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir.
Emekli polis memurlarında Tanrı algısı
Bu araştırma; polis memurluğu görevini tamamlayarak emekli olmuş polislerin Tanrı algısı kavramına dair düşünce ve değerlendirmelerini incelemek üzere yapılmıştır. Polis memurluğunun yoğun stres ve zorluklarla iç içe olmasından dolayı tanrı algısına geçmeden önce stres ve travma kavramları ele alınmış; polislik ile stres ve travma kavramlarının ilişkisi araştırılmıştır. Tanrı algısında dinin etkileri incelenmiş, İslamiyet'te tanrı algısı ile insan arasındaki ilişkilere değinilmiştir. Yapılan anket ve ölçek çalışması ile; emniyet teşkilatının farklı birimlerinin herhangi birinde görev yaparak emekli olmuş polis memurlarının Tanrı fikrine ve Tanrı ile ilişkilerine dair cevaplar incelenmiştir. Son olarak ise sonuç kısmında bu etmenlerin polisleri üzerindeki yansımaları ve etkilerine bakılmıştır.
Savaş mağduru sığınmacı çocuklarda hayat ve Tanrı algısı: "7-12 yaş arası Suriyeli çocuklar"
Günümüzde mülteciler, ülkelerini terk etmek zorunda kalmışlardır ve bu durum onlar için pek çok sıkıntı ve zorluğu bir araya getirmiştir. Mültecilerin topraklarını terk etme nedenleri içinde savaşlar en başta gelen sebeptir. Son yıllara baktığımızda Suriye'de çıkan savaşlar, büyük bir göç dalgasıyla sonuçlanmıştır. İnsanlar yaşadıkları ülkeyi, evlerini terk etmek zorunda kalarak mülteci konumuna düşmüşlerdir. Türkiye'ye büyük bir mülteci akını başlamıştır ve bu durum beraberinde birçok psiko sosyal problemlere yol açmıştır. Savaş, toplumlar üzerinde ruhsal açıdan büyük hasarlarla sonuçlanmaktadır. Travma Sonrası Stres bozukluğu, savaş ortamında kalan ve sonucunda ülkelerini terk etmek zorunda kalan mültecilerle yapılan çalışmalarda en sık görülen psikiyatrik bozukluklardan biri olarak tanımlanmıştır. Savaş travmasına hazırlıklı olmadıkları için çocuklar, bu durumdan çok daha fazla etkilenmekte ve travma yaşamaktadır. Aynı bölgede yaşanan terörist saldırıları, suç, felaket ve savaş koşullarının birleşimiyle bu süreç, çocukları ruhsal olarak oldukça kötü etkilemektedir. Bu araştırmada çocukların yaşadığı bu travma sürecinin yaşam ve Tanrı algılarını nasıl biçimlendirdiği üzerinde durulacaktır. Anahtar Kelimeler: Çocuklarda Tanrı Tasavvuru, Göç Psikolojisi, Hayat Algısı, Savaş, Sığınmacılık, Tanrı Algısı, Travma
İnsanın anlam ve mutluluk arayışında inancın rolü
Bu çalışmada, insanın anlam ve mutluluk arayışı, Logoterapi ve anlam arayışı, Logoterapi ve teoloji, nihaî anlam arayışında inanç ve dinin rolü konuları ele alınıp araştırılmıştır. İnsanın anlam arayışı ve anlamsızlık, mutluluk arayışı ve mutsuzluk ile ilgili konulara dair görüşler incelenmiş olup, anlam-anlamsızlık ve mutluluk-mutsuzluk olgularının yapısal niteliklerine açıklama getirilmiştir. Logoterapinin, anlam arayışındaki insana sunduğu yanıtlar ve teolojiye bakışı ele alınmıştır. Tanrı inancı, dinî inanç ve ebedîyet inancının, insanın anlam-nihaî anlam arayışındaki rolü araştırılıp incelenmiştir. Logoterapinin, bir psikoterapi ekolü olarak bulduğu tekniklerle ve sunduğu yanıtlarla, insanın anlam arayışına katkıda bulunduğu saptanmıştır. Tanrı inancı, dinî inanç ve ebedîyet inancının, anlam ve nihaî anlam arayışındaki inanan insana, nihaî bir dünya görüşü ve kalıcı anlamlar sunarak rehberlik ettiği ve destek olduğu sonucuna varılmıştır.
Eski Türklerde Tanrı algısı
Tanrı algısı insanlığın varoluşundan bu yana tartışılan ve tartışılmaya devam edileceği düşünülen bir olgudur. İnsanoğlu yaratılışı merak ederken bir taraftan da kendini nasıl ve kimin yarattığını sorgulamıştır. Türk toplumları tarihin çok eski dönemlerinden bu yana bu olguyu sormuş ve kendi kültürü içerisinde bu olguya cevap aramıştır. Tarihi dönem içerisinde pek çok inanç sistemi ile karşılaşmış ve bu inançları kültürel yapılarında barındırmışlardır. İnancın temel ögesi olarak Tanrı olgusu görülmüş ve Tanrıya ulaşma yolları onu algılayış biçimleri oluşmaya başlamıştır. Tarihin belirli dönemlerinde yazılı kaynaklar vasıtası ile ulaşabildiğimiz eski Türklere ait inanç sistemleri bizlere Türklerin kültür yapısı inançları ve dünya görüşleri hakkında hakkında önemli bilgiler vermektedir. İnanç ile örf adetlerinin de bir arada yaşadığı bu ananelerin bir inanç gibi kutsal sayıldığı görülmüştür. Eski Türklerin dini inançları hakkında bilgi verdiğimiz çalışmamızda inanç sistemleri ve bu inanç sistemlerini algılayış şekilleri incelenmiştir. Yazılı kaynak ile kanıtlanamayan fakat inanç doğrultusunda kutsal sayılan kültler üzerinde durulmuştur. İnsanoğlunun gelişim düzeyi düşünüldüğünde somut bir tanrıdan soyut bir tanrıya geçiş süreci değerlendirilmiş bu doğrultuda eski Türk inanç sistemi içerisinde somut Tanrı ve soyut Tanrı algısı verilmeye çalışılmıştır. Eski Türklerin çok tanrılı mı ya da tek tanrılı mı olduğu konusu değerlendirilmiştir. Şamanist Türk Toplulukları ve inançları incelenerek onların eski Türklerin inanç sistemleri içerisindeki yeri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Şamanizm olgusu ve bu olgunun eski Türk inanç sistemindeki yeri verilmiştir. Günümüz Türk toplumlarında Şamanizm'e bakış ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Didem Madak'ta dinsel hayat
Bu çalışma, Cumhuriyet dönemi kadın şairlerinden Didem Madak'ın eserlerinden hareketle, onun din hakkındaki düşünceleri, Tanrı algısı, inanç dünyası, dinsel dönüşüm süreci ve bunun hayatındaki yansımalarını konu edinmiştir. Özellikle onun dinsel yaşayışına etki eden unsurlar ve nasıl bir dinsel değişim yaşadığı, bunun onun davranışlarına nasıl yansıdığı, çalışmamızın temel problemini oluşturmuştur. Hermeneutik çözümleme yönteminden yararlanılarak şairin eserleri incelenmiş ve şiir dili ile din dili arasında bağlantı kurulmaya çalışılmıştır. Elde edilen bulgulara göre yaklaşık 26 yaşına kadar seküler bir hayat yaşamayı tercih eden Didem Madak, anlam arayışından beslenen hızlı ve duygusal bir dinî değişim yaşamıştır. Bu süreçte, "yaşamak için Tanrı ile barışmaya karar veren" Madak, dinî ve tasavvufî kitaplardan beslenerek tasavvufa yönelmiştir. Tanrı tasavvurunun odağında çocukluğunun, mesafeli ve soğuk bir baba unsurunun etkili olduğu, Madak'ın Tanrı inancının çocukluk ile yetişkinlik arasında gidip gelen bir istikamette seyrettiği gözlenmiştir. Peygamber inancının da Tanrı inancıyla paralel bir çizgide konumlandığı ve şairin de Peygamberin, dünyadaki yaşam tarzını düzenlemek için gönderilen bir elçi olduğunun bilincinde olduğu görülmüştür. Ayrıca şairin, Peygambere yüklenen vasıflarla anne şefkati arasında ilişki kurması da özellikle dikkat çekicidir. Anlam arayışı noktasında Madak'ın bu süreçte başta çocukluk olmak üzere şiir, umut ve din gibi çeşitli anlam referanslarından faydalandığı açıktır. Ayrıca annesinin ölümü, babanın göreli yoksunluğu, ruhsal tükenmişlik, anlama isteği ve zihinsel tatmin gibi unsurların şairi, dinsel değişime sürüklediği müşahade edilmiştir. Kısaca Madak'ın tecrübe ettiği bu ihtidayla ilgili şunları söyleyebiliriz: Değişim motiflerine göre değerlendirildinde Madak duygusal boyutun etkili olduğu ani bir değişim yaşamıştır. Daha sonra yaptığı okumalarla entelektüel bakımdan da olgunlaşmıştır. Madak'ın dinsel değişimi yönü açısından "içten içe", süreç açısından "aktivist" bir karakter arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Didem Madak, şiir, şair, din, dindarlık, dinsel değişim, Hermeneutik, Aktivist.
İslam inanç esasları açısından deizm eleştirisi
Bu çalışma İslam düşüncesi açısından akli ve nakli delillendirmeler getirmek suretiyle deizme yönelik eleştirileri kapsamaktadır. Çalışmada İslam'ın inanç esaslarına aykırılık teşkil eden deist öğretiler incelenmiş, İslam düşüncesi açısından bu öğretilere karşı gerek ayetler ışığında gerekse de İslam alimleri perspektifinde çeşitli savunular yapılmıştır. Ele alınan çalışmanın birinci bölümünde, eleştirilerin sağlam dayanaklar üzerine oturtulabilmesi için deizm akımı genel hatlarıyla tanıtılmıştır. Buna göre; deizmin çeşitli tanımlamalarına yer verilmiş ve bu akımın diğer inanç modellerinden olan teizm ve ateizm ile olan mukayesesi yapılarak aralarındaki farklar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte deizmin çeşitlerine ve tarihsel sürecine de değinilmiş, bu akımın öğretilerinin tarihin çeşitli dönemlerinde var olduğu, ancak sistematik bir akım olarak deizmin İslam'a karşı değil; Hristiyanlık dinine karşı tepkisel olarak ortaya çıktığı vurgulanmıştır. Çalışma, deizmin çıkış süreci olarak Hristiyanlığın yarattığı çıkmazlardan kurtulma arzusunun bir tezahürü olduğunu ele alsa da, asıl amaç, deizmin İslam dinindeki öğretilerin tam karşısında olduğunu ortaya koyarak İslam esasları açısından deizme yönelik teolojik cevaplar verebilme gayesini taşımaktadır. Günümüzde popülaritesini arttıran deizm akımının temel doktrinleri olduğu bilinmektedir. İlahi bir bilgi kaynağı olan vahyi reddeden deizm akımı, Tanrı'ya olan bakış açısıyla dikkat çeker. Onlara göre salt akıl, vahyin varlığını anlamsız kılmaktadır. Vahyin reddedilmesi ise aklın öncelenerek Tanrı'nın pasifize edilmesi anlamına gelmekte, Tanrı'nın insana ve aleme olan müdahaleciliği yok sayılmaktadır. İşte aklın otorite konumunda olması, deizmde ön plana çıkan hareket noktası olduğundan dolayı bu çalışmada irdelenmiş, İslam ile deizmin akla verilen yetkinlik konusundaki temel parametreleri ele alınmıştır. Çalışmanın ana omurgasını oluşturan ikinci bölümde ise, İslam'a ve deizme göre din ve Tanrı tasavvurları ile nübüvvet kurumu ve ahiret hayatı konuları hakkında bilgiler verilmiş, deist öğretilere karşı delillendirme ve eleştirel değerlendirmeler bu bölümde yapılmıştır. Üçüncü bölüm ise, deizmin sosyolojik anlamda bıraktığı etkileri kapsamaktadır. Bundan hareketle, toplumdaki deizm tehlikesine karşı İslam dininin tam anlamıyla anlatılamamasına ve İslam'ın karşısında duran gerek deizm gerekse de diğer inanç modellerine karşı ne tür tedbirler alınması gerektiğine özellikle dikkat çekilmiştir. Anahtar Kelimeler: Deizm, Deist, Deizm Eleştirisi, Akıl, Tanrı, Yaygınlaşan Deizm
Lise öğrencilerinin Tanrı tasavvuru ile değer yönelimleri arasındaki ilişki üzerine bir araştırma: Yalova örneği
İnsanın yaşam serüvenine başlaması ile birlikte, aşkın bir varlığa (Tanrı'ya) inanma ihtiyacı onunla beraber zuhur etmiştir. Her ne kadar yaşam döngüsü içerisinde, aşkın varlığın adı değişiklik gösterse de insan için yeri ve ehemmiyeti hiç değişmemiştir. Son zamanlarda birçok bilim insanı ve araştırmacı tarafından, Tanrı tasavvuru ile değerlerin insan yaşantısı ve davranışlarına etkisi daha yoğun bir şekilde araştırılmaktadır. Buradan yola çıkarak; çalışmamızın temel amacı, Yalova örneği üzerinden, lise öğrenimi gören öğrencilerin Tanrı algısı ve değer eğilimlerini ortaya koymak, Tanrı tasavvuru-değer yönelimleri ile demografik değişkenler arasındaki ilişkileri incelemektir. Çalışmamızda ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada 494 kişilik örneklem grubuna Tanrı Algısı ölçeği ile Schwartz Değer ölçeği uygulanmıştır. Veri analiz çözümlerinde korelasyon, t-testi ve çoklu doğrusal regresyon kullanılmıştır. Çalışmamız; Tanrı algısı ve değer yönelimleri adı altında, iki başlık üzerine kurulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin Tanrı algısı (genel Tanrı algısı ile sevgi ve merhamet yönelimli Tanrı algısı); Anadolu Lisesi öğrencilerinin Tanrı algısından daha yüksektir. Anne-baba eğitim düzeyi düştükçe; öğrencilerin, genel tanrı algısı ile sevgi ve merhamet yönelimli Tanrı algıları artmaktadır. Değer yönelimlerinde, erkeklerin en çok önemsediği değer hazcılık; kızların ise özyönelim, evrenselcilik, iyilikseverlik ve güvenlik değerleridir. Hazcılık değeri; Anadolu Lisesi öğrencilerinde, İmam Hatip Lisesi öğrencilerine göre daha yüksektir. Güç, başarı, geleneksellik, uyma/itaat, güvenlik ve dindarlık değerleri İmam Hatip Lisesi öğrencilerinde, Anadolu Lisesi öğrencilerine göre daha yüksektir. Anne eğitim düzeyi arttıkça, dindarlık değer eğilimi azalmaktadır. Baba eğitim düzeyi arttıkça; dindarlık, geleneksellik, uyum/itaat yönelimleri azalmaktadır. Tanrı algısı ve değer ilişkisine bakıldığında; öğrencilerin genel Tanrı algısı arttıkça; güç, başarı, evrenselcilik, iyilikseverlik, geleneksellik, uyum/itaat, güvenlik ve dindarlık eğilimleri artmakta; hazcılık değeri azalmaktadır. Sevgi ve merhamet yönelimli Tanrı algısı arttıkça; güç, başarı, evrenselcilik, iyilikseverlik, geleneksellik, uyum/itaat, güvenlik, dindarlık ve uyarılım eğilimleri artmaktadır. Korku ve ceza yönelimli Tanrı algısı arttıkça; güç, hazcılık, uyarılım, dindarlık ve güvenlik değerleri azalmaktadır. Sonuçlar, Tanrı algısı, değer yönelimleri ve Tanrı algısı değer ilişkisi konusunda alanyazında yapılmış çalışmaların bulgularıyla karşılaştırmalı olarak tartışılmıştır.
Tanrı'ya bağlanma ile dinî başa çıkma ilişkisi
Bu çalışmanın amacı, bireylerin Tanrı'ya bağlanma stilleri ile dinî başa çıkma tarzları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Nicel desen ve ilişkisel tarama modeline göre tasarlanmış olan araştırmanın örneklemi, Çukurova Üniversitesi'nin çeşitli fakültelerinde eğitim alan 564 öğrencidir. Araştırmada, sosyodemografik değişkenler için Kişisel Bilgi Formu; Tanrı'ya bağlanma stilleri için Tanrı'ya Bağlanma Envanteri (TBE); dinî başa çıkma tarzları için ise Dinî Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (DBTÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde; t-test, ANOVA, Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon ve çoklu karşılaştırma testlerinden LSD analizleri kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, Tanrı'ya güvenli bağlanma ile olumlu dinî başa çıkma arasında yüksek düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki; Tanrı'ya güvenli bağlanma ile olumsuz dinî başa çıkma arasında düşük düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Tanrı'ya kaygılı bağlanma ile olumsuz dinî başa çıkma arasında yüksek düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki bulunurken; Tanrı'ya kaçınmacı bağlanma ile olumsuz dinî başa çıkma arasında orta düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Tanrı'ya kaygılı bağlanma ve kaçınmacı bağlanma ile olumlu dinî başa çıkma arasında negatif yönde bir ilişki olsa da, bu ilişkiler anlamlılık düzeyinde bulunmamıştır. Ortaya çıkan sonuçlar literatür çerçevesinde yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bağlanma, Tanrı'ya Bağlanma, Başa Çıkma, Dinî Başa Çıkma
Kur'ân-ı Kerîm bağlamında cahiliye döneminde Allah tasavvuru
İslam inanç sisteminin en önemli öğesi olan Allah, Kur'an'ın en temel konusudur. Allah tasavvuru, fertlerin Allah inancını doğrudan etkileyen ve Allah-İnsan ilişkisinin niteliğini belirleyen en temel olgudur. Bu bağlamda çalışmamızda vahyin inşa etmeye çalıştığı Kur'an-ı Kerim bağlamında cahiliye dönemi Allah tasavvurunu konu etmeye çalıştık. Allah hakkında yapılan söz konusu çalışmalar genellikle Allah'ın varlığının delilleri, isimleri, sıfatları gibi konulara odaklanmakta Kur'an'ın Allah tasavvurunu bütüncül bir yaklaşımla ele alan bir çalışmadan bahsetmek neredeyse mümkün görünmemektedir. Böyle bir ihtiyaçtan yola çıkan bu tez çalışması Kur'an'ın penceresinden Allah tasavvuruna bakmayı hedeflemektedir. Cahiliye dönemi Allah tasavvuru boyutunun daha önce araştırılmamış olması konunun diğer araştırmalardan farkını da ortaya koymaktadır. Çalışmamızda Kur'an-ı Kerim'de Mekke ve civarında zikredilen inanç sistemleri ve müşriklerin Allah tasavvurunu ayetler bağlamında ele almak hedeflenmiştir. Müşrik Arapların putlara ibadet etme gerekçeleri ayetlerle açıklanmış Kur'an'ın daha iyi anlaşılmasını sağlamak ve müşrik Arapların daha iyi tanınması amaçlanmıştır. Araştırmamızda konulu tefsir metodu izlendiği için temel referans başta Kur'an-ı Kerim olmuştur. Konuyla ilgili kavramlar izah edilirken lügatlere ve ilk dönem tefsirlerine, rivayet, dirayet ve modern tefsir kitaplarına başvurulmuştur. Konuyla ilgili yazılmış olan kitap, dergi, makale, tez ve şiir metinlerinden faydalanılmıştır. Tüm inanç sistemlerinde bir "Yüce Varlık" ya da "Tanrı" inancı söz konusudur. Son ilâhî vahye dayalı din olan İslâm'ın itikat sisteminin temel noktası da Allah inancıdır.
Eski Türk inancında doğa algısı ve Türk-İslam toplumuna yansımaları
Eski Türk dini Gök Tanrı ve Şamanizm sentezi sonucunda oluşan bir inanç sistemini oluşturmaktadır. Gök Tanrıcılık, tek bir Tanrı etrafında şekillenen sistem halindedir. Ancak Şamanizm bir din olarak kabul edilmemektedir. Bu bakımdan Şamanizm, Gök Tanrı dini altında yer alan ritüeller inancı olarak görülmektedir. Bu iki unsur ise eski Türk inanç sistemini doğa ile yakın ilişkiye sevk etmiştir. İnanç temelinde doğa unsurlarına kutsallık verilmiş ve ritüeller ile bu durum ortaya konulmuştur. Doğayı kutsal kabul eden bu inanç ekseninde Türkler su, ağaç, dağ, orman ve diğer doğa unsurlarını Tanrı işareti saymışlardır. Türklerin İslamiyet'i kabul etmesi ile de bazı doğa inanışları devam ettirilmiştir. Günümüzde hala daha bu inanışların etkisini görmekteyiz. Bu bağlamda eski Türk dininin İslamiyet sonrası Türkler için ne tür etkilerde bulunduğu genel olarak ele alınmaktadır. Ayrıca konu özele indirgenerek eski Türk inancının temelleri sayılan doğa kültlerinin Müslüman olan Türklerde nasıl izler bıraktığı ve gidilen uygulamalar irdelenerek önemi belirtilmektedir.
Çocukluk dönemi örselenme yaşantılarının yetişkin bağlanma stilleri ve Tanrı'ya bağlanma stilleri üzerindeki etkisi
Çocuğa yönelik istismar geçmişten günümüze devam eden toplumsal bir problemdir. İstismar, çocuğu fiziksel olarak etkilediği gibi ruhsal olarak da etkilemektedir. Çocukluk dönemi bağlanma kalıpları ise kişinin bağlanacağı figürlerle olan etkileşimi şekillendirmede önemli bir etkendir. Kişinin çocukluk döneminde örselenmeye maruz kalması, yetişkinlik döneminde tanrıya karşı bağlanma davranışlarını oluşturmada etkilediği düşünülmektedir. Bu araştırmanın amacı, yetişkinlerin çocukluk dönemine ait anımsadıkları örselenme yaşantılarının, yetişkinlik dönemi Tanrı'ya bağlanma düzeyleri ile ilişkili midir? sorusuna cevap aranmasıdır. Bununla birlikte demografik değişkenlere göre (yaş, cinsiyet, eğitim durumu), araştırmanın temel değişkenleri (örselenme yaşantıları, yetişkinlik dönemi bağlanma stilleri, Tanrı'ya bağlanma stilleri) arasında ilişkinin ya da farklılaşmanın olup olmadığını incelemektir. Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşayan 18-35 yaş aralığındaki genç yetişkinler oluşturmaktadır. Araştırma örneklemi 411 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada kullanılan ölçekler, internet ortamına aktarılmış ve katılımcılar ile online ortamda paylaşılmıştır. Araştırmada 1994 yılında Bernstein ve arkadaşları tarafından hazırlanan ve Türkçe uyarlaması 1999 yılında Aslan ve Alparslan tarafından yapılan 'Çocukluk Dönemi Örselenme Yaşantıları Ölçeği', 2016 yılında Erzen tarafından yapılan 'Üç Boyutlu Yetişkin Bağlanma Stilleri Ölçeği', 2005 yılında Beck ve arkadaşları tarafından oluşturulan ve Türkçe uyarlaması 2012 yılında Subaşı tarafından yapılan 'Tanrı'ya Bağlanma Envanteri' kullanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda, çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ile tanrıya bağlanma stilleri arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif bir ilişki bulunmuştur. Çocukluk dönemi örselenme yaşantıları düzeyi, yetişkin bağlanma stilleri ve tanrıya bağlanma stilleri demografik değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir. Ulaşılan sonuçlar bulgular kısmında detaylı olarak verilmiştir.
Bozkır kavimlerinde din (Göktürk dönemi sonuna kadar)
Orta Asya gibi muazzam bir coğrafyada yaşayan Türk toplulukları zamanla çeşitli dinlerin etkisi altında kalmışlardır. Türklerin etkilendikleri dinler zaman ve mekâna göre birbirinden değişiklikler arz etmiştir. Türklerin ticari, siyasi yakınlaşmaları dini hayatın farklılık göstermesinin temel nedenidir. Türkler Şamanizm'i kabul etmekle beraber bu Türklerde bir din değil, sihri bir metottur. Türklerin diğer inanç biçimlerini totemizm, toyunizm oluşturmuştur. Bunun yanı sıra Türkler dinlerin etkisi altında fazla kalmamışlardır. Esasen Türk Dini tek Tanrı inancına dayalı olan Gök Tanrı Dini'dir. Gök Tanrı Dini'nin esasını tek bir Tanrı anlayışı oluşturur. Türkler Tanrı'yı gökte kabul ettiklerinden ona bu ismi vermişlerdir. Türklerin inanç ekseninde Gök Tanrı'nın yanında çeşitli kutsallar yer almaktadır. Gizli tabiat güçlerini tam anlamıyla anlamlandıramayan Türkler bunlara inanmaktan geri durmamışlardır. Tabiat kuvvetlerine olan inancın yanında atalara saygı da yer almıştır. Çünkü Türkler ölmüş atalarının ruhlarının kendilerine yardımcı olacağına inanmaktadırlar. Bundan dolayı da yılın belirli zamanlarında atalarına sunulan bu kurbanlar dini hayatın vazgeçilmez bir bütünüdür. Yılın belirli zamanlarında Gök Tanrı'ya verilen kurbanlar vardır. Eski Türkler bazı dağ, tepe vb. yerleri kutsal kabul etmişlerdir. Güneş, ay, yıldırım, yıldız, şimşek Tanrılar kabul edilmiştir. Türklerde var olan öldükten sonra dirilme anlayışı onların mezar yapılarının farklı olmasına neden olmuştur. Çünkü Türkler ölüleriyle beraber kullandıkları atlarını, eşyalarını ve hatta kadınlarını da beraberinde gömmüşlerdir. Bunun nedeni ise öldükten sonraki diriliş anlayışıdır. Türklerde ölümden sonra yuğ aşı törenleri yapılmaktadır. Türklerde ölen kimseler için yas tutulduğunu görmekteyiz. Hatta bu yaslara diğer devletlerden de elçilerin katıldığını bilmekteyiz. Türklerde vatan toprağı kutsaldır. Buna bağlı olarak kültler oluşmuştur. Tarih sahnesine çıkan ilk Türkler, yani Hunlar (M.Ö. III. Asır), Şarki Asya sahasında, Çin'in şimaline doğru, Gobi çölü etrafında görünüyorlar. Milattan sonraki bin yılın ikinci yarısında Asya ve kısmen Avrupa tarihinde de mühim roller oynayan Türk kavimleri, Türkler ve Uygurlar, Orta Asya büyük dağlık bölgelerinde Baykal gölünün cenub garbinde oturuyorlardı. Türklerin anayurdunun Altay civarında olduğu başka belgeler yanında Çin kaynaklarının ilmi eserlerde çok geçen kaydı ile de ispat edilmiştir.Bu kayda göre Türk kavimlerine adını veren ve M.S. VI asırda meydana çıkan ?Türk? (=Göktürk) kavminin anayurdu Altay'dı.Eski Türklerde din, tüm kâinatın hâkimi ve yaratıcısı olan yüce bir varlığa inanma etrafında şekillenmiştir. Türkler bu yüce varlığı hem gök hem de Tanrı anlamı içeren ?Tengri? kelimesi ile ifade etmişlerdir. Tengri, eski Türk inancında, tek yaratıcı olarak din sisteminin merkezinde yer almaktadır. O, aynı zamanda semavi bir mahiyete sahip olduğundan, eski Türk vesikalarında çoğu kez ?Kök Tengri? adı ile zikredilmektedir. Bundan yola çıkarak eski Türk inancına ?Kök Tengri Dini? adı verilmiştir. Eski Türkler bunun yanı sıra Budizm, Maniehizm, Yahudilik, Hristiyanlık gibi dinleri de kabul etmişlerdir. Bazı araştırmacılar Türklerin mensup oldukları dinleri arasında Şamanizm'i de zikretmişlerdir.
Alevilikte Tanrı anlayışı
Bir yaratıcıya yani Tanrı' ya inanma olgusu, insanın fıtratının bir gereği olarak, tarihsel süreçte hep var olmuştur. İnsan, aşkın bir varlığa inanırken onunla kurduğu diyalogda beşeri hayatın dilini kullanmış hatta Tanrı kendini insanlara elçiler aracılığıyla açarken O da beşeri hayatın dilini yani doğal dilini kullanmıştır. Bu dil yaratıcı ile olan diyalogunu daha sağlam zemine oturtturmak için zamanla çeşitli dil tekniklerini geliştirmiştir. Allah'ın sıfatları konusu da bu dil tekniklerinden biridir.Bu çalışmamızda, Allah'ın sıfatlarına değinerek Alevilikteki Tanrı anlayışı ile ilgili bilgi ve görüşleri ilmi bir usulle bir araya toplamaya çalıştık. Aleviliğin günümüzde ideolojik ve siyasal bir alanda çeşitli spekülasyonlar ile çarpıtılmaya çalışıldığı görülmektedir. Aleviliğin kendi inanç yapısının örmüş olduğu Tanrı inancını, yine Aleviliğin kendi kaynaklarında yer alan Tanrı anlayışı ile ilgili bilgilere dayanarak, objektif bir şekilde ve yorumlamalardan kaçarak ortaya koymak büyük önem arz etmektedir.Alevi kaynakları ve önde gelen temsilcilerinin görüşleri kelami açıdan incelendiğinde, Aleviliği tamamen bir Tanrı inancı etrafında şekillendiğini görüyoruz. Bu Tanrı anlayışı yine Aleviliğin kendini var ettiği İslam dini temelindeki tevhit inancıyla yoğun bir şekilde kendi içyapısını oluşturduğu görülmektedir. Bu İslam tevhit anlayışını da tasavvufi bir üslupta icra ettikleri görülmektedir. Dolayısı ile ateist ve materyalist yaklaşımlar tutarsız bir iddia olup; herhangi bir temele dayanmamaktadır. Bu görüşler daha çok, son senelerde ortaya çıkan ideolojik kaygılardan öteye geçememektedir.Anahtar Kelimeler: Tanrı, Kelam, Tevhit, Alevi, İnsan, Tasavvuf.
Geleneksel Gikuyu Dini
Çalışmanın konusu "Geleneksel Gikuyu Dini"dir. Çalışmanın amacı doğrultusunda Gikuyu Dini'ni geleneksel yapısında barındırdığı temel inançları ve argümanları ele alınmıştır. Bu noktada Gikuyuların geleneksel yapısının henüz bozulmadığı ilkel haliyle yorumlanmaya ve anlatılmaya çalışılmış, dolayısıyla sadece kendi geleneksel inanç unsurları çalışılmıştır. Gikuyuların inanç ve uygulamaların bütünlüğüne bakıldığında Geleneksel Gikuyu Dini'nde, ruhsal ile ruhsal olmayanın iç içe yaşadığı bir âlem tasavvuru olduğu tespit edilmiştir. Gikuyuların sahip olduğu mitler düşünceyi destekleyen en önemli veriler arasındadır. Mitlerin barındırdığı figürlerin ve olayların yaşama aktarılmasına bakıldığında Gikuyuların dini temel üç yapı üzerinde inşa edildiği görülmüştür. Bunlardan birincisi mitoloji, ikincisi Yüce Tanrı Ngai, üçüncüsü insan olmuştur. Bu üç unsurun birbirleri ile olan ilişkisi göz önünde bulundurularak Gikuyuların inanç sisteminin teorik boyutu bir bütün olarak ele alınmıştır. Mitolojinin Gikuyularda hala canlı, yaşayan ve yaşatan önemli bir unsur olmasının sonucu olarak Yüce Tanrı Ngai'nin yaratılıştaki pozisyonu aynı şekilde devam etmiştir. Böylelikle tek Tanrı inancına sahip Gikuyularda insan hayatını yönlendiren ve yöneten Ngai olmuştur. Gelenek ile dinin bir bütün olduğu Gikuyularda insanın doğum-yaşam-ölüm döngüsü de dini bir anlayış içerisinde gelişmiştir. Ölüm sonrası hayat ise yeraltı dünyasında ruhsal bir varlık olarak devam ederken, atasal ruh olmaya hak kazananlar ngoma olarak adlandırılarak yeryüzü ile iletişim ve etkileşimi devam edebilmiştir. Gikuyu Dini'nde inancın pratik yönü olan uygulamalar ikinci bölümün konusu olmuştur. Kendi inanç sistemlerinin gereği olarak ortaya koydukları ibadetler inanç sisteminin üç temel yapıtaşına, yani mitoloji, Ngai ve insanın oluşturduğu inançsal yapıya uygun olarak geliştiği saptanmıştır. Ayrıca Gikuyu yaşam alanında görülen uygulamaların amacına ve barındırdıkları ritüellere göre ibadet amaçlı temel uygulamalar ile dini içerikli sosyal uygulamalar olarak iki alt başlıkta çalışılmıştır. Gikuyuların dini ve geleneği iç içe yaşamalarından dolayı bu ayrımın yapılmasıyla Gikuyu Dini'nin tüm yönleriyle ele alınması sağlamıştır.
Doğal din ve deizm arasındaki tarihsel ve teolojik ilişkinin incelenmesi
21. yüzyılda felsefi-teolojik tartışmalar içerisinde sıkça bahsedilen yarı dini-yarı felsefi bir düşünce hareketi olarak bilinen deizm, geleneksel dinlere karşı bir tehdit olarak görülmektedir. Bununla birlikte deizmin geleneksel dinlerin –özellikle Hristiyanlık- karşısına koymuş olduğu din tasavvuru doğal din açıklığa kavuşturulması gereken bir mesele haline gelmiştir. Bu durumun farkında olarak doğal din ve deizmin arasındaki tarihsel ve teolojik ilişkinin doğru tespit edilip izah edilmesi çalışmamızın temelini oluşturmaktadır. Bu çalışmada 17. ve 18. yüzyılda yaşamış olan doğal din tasavvurunu benimsemiş deist düşünürlerin tarihsel başlangıcı itibari ile doğal din ve deizm düşüncesine katkıları ve teolojik bağlamda ortaya koymuş oldukları argümanları konu edinerek açıklanması amaç edinilmiştir. Bu amaç doğrultusunda birinci bölümde doğal dinin tanımı, ortaya çıkışı ve geleneksel din tasavvurundan doğal din tasavvuruna geçiş ele alınmıştır. Bununla birlikte deizmin tanımı, çeşitleri, temsilcileri, ortaya çıkışı, gelişimi ve etkisini yitirmesi tarihsel süreç içerisinde ele alınarak irdelenmiştir. Çalışmamızın hareket noktası olan doğal din ve deizmin tarihsel arka planda birbiri ile paralel doğrultuda ortaya çıktığı, gelişim sağladığı ve felsefi-teolojik bir hüviyete sahip olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde doğal din ve deizmin Tanrı tasavvuru üzerinden şekillenen Tanrı-âlem ve Tanrı-insan ilişkisi 17. ve 18. yy. deist düşünürlerin görüşleri üzerinden incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Batı düşüncesi içerisinde ortaya çıkan doğal din ve deizmin; vahiy, peygamberlik, ölümsüzlük inancı (ahiret) ve ibadetler ile ilgili 17. ve 18. yy. düşünürlerinden İngiltere'de Lord Edward Herbert of Cherbury, John Toland; Fransa'da François Marie Arouet de Voltaire, Jean-Jacques Rousseau; Amerika'da ise Thomas Paine'in düşünce ve yaklaşımları referans alınarak açıklanmaya çalışılmıştır.
Bâtınî dini yapılanmalarda Tanrı ve tanrısal varlıklar
İslam düşünce tarihinde Bâtınîler olarak bilinen ezoterik dini yapılanmaların tanrı ve tanrısal varlıklar anlayışlarını kadim din ve kültürler bağlamında ele aldık. İslam'da bâtıni dini yapılanmlar her ne kadar birbirinden farklı görüşler serd etmiş olsalar da tarihsel arka planları çoğu zaman benzer olduğu için tanrı ve tanrısal varlıklar telakkîlerinde ortak paydalar bulunmaktadır. İşte bu çalışma, bu mezheplerin hangi din ve geleneklerden ne ölçüde etkilenmiş olabileceklerini ana hatlarıyla ortaya koymayı hedeflemektedir. Çalışma, bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında, İslam'da bâtınî öğretinin ortaya çıkışı, Gulât-ı Şîa, bâtınî dini yapılanmalar, onların ulûhiyet ve metafizik varlıklar tasavvurlarını anlamak için kilit nazariyeler adı altında bâtınî epistemoloji, ezille nazariyesi ve hulûl, zuhûr kavramları incelenmiştir. Birinci bölümde kadim din ve kültürlerin kötülük anlayışları dâhil olmak üzere tanrı ve tanrısal varlıklar tasavvurları incelenmiştir. Bu bağlamda söz konusu kadim din ve kültürlerin hepsinde mutlak, yüce bir ilâhın mevcut olduğu ve bu ilâhın âlem ile olan münasebetine göre muhtelif tanrı tasavvurlarının ortaya çıktığı tespit edilmiştir. İkinci bölümde, bâtınî dini yapılanmaların tanrı ve tanrısal varlıklar tasavvurları irdelenmiştir. Bu bağlamda söz konusu yapılanmaların genelinde mutlak tenzihçi tanrı tasavvurlarının, mevcut olduğu görülmüştür. Bu anlayışın uzantısı olarak ikincil derecedeki tanrıların, icracı-faal tanrı hükmünde oldukları, ulûhiyetin, farklı formlarla beşere intikal edildiği tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler Bâtınîlik, Algılanamayan Tanrı, Tanrısal varlıklar, Demiurg (Yaratıcı Tanrı), Düalizm, Şeytan
Antropomorfist Tanrı tasavvuruna karşı Fahreddin er-Râzî'nin tenzih anlayışı
Tanrının insana ya da insanın Tanrıya benzetilmesi esasına dayalı olan antropomorfizm inancı, sadece Sami dinlere has çözüm bekleyen teolojik bir sorun değildir. Bu açıdan farklı nüvelerine hemen hemen tüm felsefi doktrinlerde, mistik ya da ilahi dinlerde rastlanılan insan biçimci Tanrı tasavvuru insanlık tarihi kadar kadim bir problemdir. Felsefi terminolojide Tanrı-beşer benzerliğine dayalı antropomorfizmin İslam düşüncesindeki karşılığı olsa olsa tecsim ve teşbihtir. İslam kelam tarihinde zuhur eden ve kimi zaman zatında kimi zaman sıfatlarında öngörülen bu benzerliğin beraberinde farklı Tanrı tasavvurlarını getirdiği bir gerçektir. Bu bakımdan kadim dinî ve felsefi doktrinlerdeki kadar yoğun olmasa da İslam düşünce tarihinde de kimi ekollerin Tanrı tasavvurları antropomorfiktir. Bu tasavvurların ortaya çıkmasına kaynaklık eden harici nedenler farklı olsa da en önemli dâhili neden ilahi hitabın dil yapısıdır. Zira Allah'ın kendi kendini betimlediği Kur'an dilinde zatını hem aşkın hem de kişisellik arz eden bir yapı çerçevesine yerleştirmesi, İslam düşünce tarihinde zuhur eden antropomorfizm probleminin odak noktasını oluşturmuştur. Bu münasebetle kadim ilahi dinlerden tevarüs eden literatür ve yabancı kültürlerin etkisi ile nassta Allah'a atfedilen antropomorfik niteliklerin literal okunması bu tasavvurun en önemli dayanaklarından sayılmıştır. Yerli antropomorfistler diye isimlendirdiğimiz tecsimci ve teşbihçi ekollerin en önemli Tanrı tasavvuru Allah'ı cisim ve cismani varlıkların nitelikleri ile muttasıf bir varlık olarak tasvir etmeleridir. Bu tasavvurlara kaynaklık eden en önemli dâhili etken de hiç kuşkusuz Allah'ı niteleyen antropomorfik dildir. Bu dil literal okunduğu oranda antropomorfik, tenzih karakterli olduğu nispette de aşkın ve münezzehtir. Allah'ı betimleyen dilin beşerî yönüne ağırlık verenler onu antropomorfik bir kişiliğe hapsederken dili salt tenzih zaviyesinden yorumlayanlar da Allah'ı agnostizme varacak kadar aşkınlaştırıp soyutlaştırmıştır. Bu iki uç yaklaşım arasında yani tenzih-teşbih arası bir orta çözüm yolu önerenlerin başında da Fahreddin er-Râzî gelmektedir. Râzî, sahip olduğu tenzih anlayışıyla ne salt tenzihi ne de salt teşbihi benimsemiştir. Belki o, İslam inancının odak noktasını oluşturan Allah tasavvurunu, Kur'an'dan elde edilmiş bir yöntemle çözmeye çalışmıştır. Râzî'nin muhalefet doktrinine dayalı olan bu tenzih kuramında, Allah'a atfedilen bütün antropomorfik nitelikler tenzih kuramına temel yapılan ve ontolojik farklılığın en ayırıcı vasfı sayılan temel öncüller ışığında değerlendirilmiş ve akabinde literal okunmalarıyla insan biçimci bir Allah tasavvurunun tasvirine yol açan antropomorfik nitelikler dilin imkânları ölçüsünde te'vile tabi tutulmuştur. Bu münasebetle Râzî, tenzih kuramını üzerine inşa ettiği öncüller ışığında ilahi hitapta Allah'a atfedilen fizyolojik organ, beşerî eylem ve insani duygu nitelikli sıfatları tenzih kapsamında anlamlandırmış ve neticede sistematize ettiği tenzih teolojisini, tenzih-teşbih karışımı bir dengenin temeli üzerine inşa etmiştir. Anahtar Sözcükler Antropomorfizm, Fahreddin er-Râzî, teşbih, tecsim, antropomorfik nitelikler, tenzih.
Bilimsel ve mistik düşüncede varlık
Zihnimiz araz (ilinek, sonradan ortaya çıkan) olduğumuzun ve arazlığımızın temeli olan cevherin bilincinde olmak için yaratılmış gibidir. İnsanoğlunun meselesi, onun aynı anda hem araz hem de cevher oluşu ve onun hangi açıdan araz ve cevher olduğunu ve bu ikiliğin mahiyetini nasıl anlaması gerektiğini bilmektir. Kozmik ve metakozmik perde bir sırdır; izafiyet de öyledir.Dün tasavvuf anlayışı mecaz yoluyla, ?la mevcûda illa Allah (mevcudat yoktur sadece Allah vardır)? derken; bugün bilimle ulaşılmıştır ki, tüm algılanan ve algılanamayan varlık, enerji-data yapının (string boyutu) her an değişim halinin getirisinden başka bir şey değildir. Makrokozmozdan mikrokozmoza kadar neyi tutmak istersek boşluğa düşecek, madde dediğimizi tutmak isterken moleküler boyutta bedensel yokluğa karışacak, onu tutmak isterken onun boşluğuna, oradan atomun boşluğuna, oradan çekirdeğin boşluğuna, oradan kuarkların içine düşerek, sonunda string boyutunda seyreden olup gideceğiz? Günümüz bilimine göre de, insanlığın evrenden algıladıklarının tamamı % 4'tür; geri kalan % 96 bize karanlıktır.Hologramik tespit, farklı terkipler (bileşimler, karışımlar) şeklinde açığa çıkan her bir birimin aynı asıldan oluşması olayını anlatır. Kur'an'ı anlamak üzerine neredeyse tüm ömürlerini harcamış olan tasavvuf ehli kimselerin geçmişin şartları içinde misal yoluyla, işaret yoluyla, mecaz yoluyla günümüze kadar gelen anlatımlarının da aynı konudan bahsettiği göz önüne alınacak olursa; bu kavramların bugünün bilimsel bulguları eşliğinde yeniden değerlendirilip, iki tarafın da verdiği mesajın yepyeni anlamının kurgulanma zamanının geldiği anlaşılmaktadır. Bugün yapılacak iş, ?Din ayrı şeydir, bilim ayrı şeydir? önyargısını bir yana koyarak, bilimsel gerçeklere dayalı bir şekilde din-sistem anlayışını incelemektir.Anahtar Sözcükler: Bilim, Mistisizm, Tasavvuf, Din, Tanrı, Allah, İnsan, Evren,Kozmoz, Ruh, Akıl, Varlık, Varlık ötesi, Ontoloji, Hologramik, Holografik, Tümel,Tek, Bir.
William Ernest Hocking felsefesinde uluhiyet anlayışı
William Ernest Hocking, felsefede objektif idealizmi savunan, empirik bir din felsefesi geliştirmeye çalışan, Amerikalı bir felsefecidir. O, dini ve Tanrı'yı incelerken pragmatik bir yaklaşım tarzı benimser. Önün, Diğer Zihin diye isimlendirdiği Tanrı'yı tanımak ve objektif bir kesinlik olarak bulmak mümkündür. İnsanın tabiî ve sosyal tecrübesinde Tanrı gözükme eğilimindedir. Kişi sır duygusu (sense of mystery) nâ sahipse bu tecrübelerinde Tanrı'nın varlığım idrak edebilir. Ancak bunun için, Sosyal Obje olarak da nitelenen Diğer Zihn'i tanımayı sağlayan, sosyal tecrübenin bizzat kendisini tanımayı engelleyen bazı güçlükler aşılmalıdır. Hocking solipsizmi çözen, "iletişim felsefesi" adı verilebilecek bir tür felsefe geliştirmeye çalışmıştır. Buna göre iki varlık birbiriyle samimi ilişkiler kurabilir. Bu noktada insan, (Tanrı olan) Diğer Zihin'le samimi ilişkiler kurabilir ve O'nu bilebilir. Ancak Diğer Zihn'i bilmek, O'nun dünyasını bilmek ve O'nu bir başkası tarafından bilinen bir varlık olarak bilmekle mümkündür. İnşânın samimi ilişki kurabileceği Diğer Zihnin kendisi ve nitelikleri hakkında bilgi elde etmek için de, mistik tecrübe programının Uygulanması, başka bir deyişle, mistik hayatın yaşanması gerekir. Hocking her ne kadar panenteizme yakın görünse de, onun Tanrı anlayışı Teizmin Tanrı anlayışı gibidir. Ona göre Tanrı Ve O'nun nitelikleri hakkındaki bilgi mistik tecrübede devamlı âlternasyon ile elde edilir. Bu tez, W.E.Hocking'in ulûhiyet anlayışını, başka bir deyişle, Tanrı'nın Zât'ı, sıfatları ve âlemle ilişkisi gibi konularda onun görüşlerini tespit ve değerlendirmeye yönelik analitik bir çalışmadır.
14-18 yaş arası lise öğrencilerinde tanrı tasavvuru (Ağrı örneği)
İnsanlar sahip olduğu akıl yetisi ve merak duygularına bağlı olarak, nasıl ve kim tarafından yaratıldıklarını, niçin var olduklarını, yaptıkları iyi veya kötü şeylerin karşılıklarının olup olmadığını düşünme gereği duyarlar. Bu düşünce insanı herhangi bir tanrının var olup olmadığı problemine, eğer var ise nasıl bir tanrıdan söz edilebileceğine götürmektedir. Bireyin "Nasıl bir tanrı?" sorusuna verdiği cevap ise tanrı tasavvurunu oluşturmaktadır. Bu çalışma giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Girişte; problem, amaç, önem, ön kabuller, hipotezler, sınırlılıklar bulunmaktadır. Birinci bölümde kavramsal çerçeve ele alınmıştır. Buna bağlı olarak bu bölümde ergenlik dönemi, Piaget' in Zihinsel İşlemler Kuramı ve Kohlberg' in ahlaki gelişim evrelerinden bahsedilip "tasavvur" kavramı açıklanmıştır. Daha sonra inanış biçimlerine göre tanrı tasavvurları incelenmiştir. İkinci bölüm ise araştırmaya ait yöntem, evren ve örneklem, veri toplama araçları, katılımcıların nitelikleri, bulgular ve yorumlar kısmını içermektedir. Elde edilen bulgular diğer inanışların tanrı tasavvurlarına (Panteizm, Panenteizm, Deizm Tanrı Tasavvurlarına) ve ergenlik çağına göre yorumlanarak sonuca gidilmiştir. Sonuçta ise, Allah inancına göre öğrencilerin tanrı tasavvurları pozitif yönden olup yetkin/aşkın ve merhametli boyutlarına ilişkin algılarının yüksek olduğu, cezalandıran yani negatif tanrı tasavvurunun boyutlarına ilişkin algılarının düşük olduğu tespit edilmiştir. Demografik değişkenlerden; bireyin dini bilgi düzeyi, babanın imajı ve öznel dindarlık algısı, tanrının pozitif ve negatif boyutlarına ait tasavvur şekillerinde değişikliğe sebep olmuştur. Annenin imajı, yaş, cinsiyet, sosyo-ekonomik düzey ise değişikliğe sebep olmayan demografik değişkenlerdir. Anahtar Sözcükler: Tanrı, Tasavvur, Deizm, Ateizm, Ergenlik.