Türk-Suriye ilişkileri
Bu konu başlığı altında 80 tez
Türkiye'nin Suriye'de düzenlediği askeri operasyonlar ve Türk medyasının operasyonları kavramsallaştırması: Popüler jeopolitik bir bakış açısı
Bu tez Türkiye'nin 2016-2019 yılları arasında Kuzey Suriye'de düzenlediği üç sınır ötesi harekâtta (Fırat Kalkanı Harekâtı, Zeytin Dalı Harekâtı ve Barış Pınarı Harekâtı) terör örgütleri ile mücadele yürütülen ya da kontrol altına alınan bölgelerin kendilerini iktidara göre farklı şekilde konumlandıran (muhalif, merkez, iktidara yakın) üç gazete (Cumhuriyet, Habertürk, Sabah) tarafından nasıl alansallaştırıldıklarını karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Bunu yaparken eleştirel jeopolitik kuramsal çerçeve olarak ele alınmış ve medyanın coğrafi bilgiyi nasıl üretip yaydığını sorgulayan popüler jeopolitik söylem ile bu gazetelerin bu harekâtlar için geliştirdikleri söylemler mukayese edilmiştir. Tez üç farklı gazetenin aynı harekâtı alansallaştırırken farklı söylemler ürettiği gibi aynı gazetenin farklı harekâtlar için farklı söylemler üretebildiğini de göstermiş, eleştirel jeopolitiğin bilgi-iktidar ilişkisinin söylemi etkilediği varsayımından hareketle harekât bölgeleri için geliştirilen farklı söylemlerin gazetelerin iktidara göre konumlanışlarından etkilendiklerinin altını çizmiştir.
Türkiye'deki Suriyelilere ilişkin Twitter paylaşımlarının sosyal kimlik teorisi çerçevesinde analizi
2011 yılında Suriye'de patlak veren iç savaş, Türkiye'ye yoğun bir göç akını başlatmıştır. Göçün başlamasından itibaren geçen on yılda, birlikte yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve Geçici Koruma Statüsü'ndeki Suriyelilerin ilişkisi, kısa süreceği varsayılan birliktelik düşüncesinin üzerine şekillenen "ev sahibi-misafir" ilişkisinden farklı bir hale bürünmüştür. Yıllar içinde gruplar-arasındaki ilişkinin kötüleşmesi ve uyumun zıt yönünde yol alması gruplar-arası ilişkilerin dinamiklerini inceleyen Sosyal Kimlik Teorisi'ne başvurmayı gerekli kılmıştır. Bu tezde, geniş kitlelerin Suriyelilere ilişkin algısını bu teori çerçevesinde bir analize tabi tutmak amacıyla toplumsal kimliği ilgilendiren ve politik açıdan bireylerin kendilerini ifade etmelerinde seçtikleri başat sosyal medya aracı olan Twitter paylaşımları temel alınmıştır. 2010-2021 yılları arasında toplanan veriler, süreç içinde inşa edilen Suriyeliler algısında, Türkiye kamuoyunun yüksek oranda tehdit ile güdülendiğini ve bu yüzden ekonomi, güvenlik ve demografi gibi alanlarda pejoratif söylemler yaratarak bu alanlarda yeni talepler geliştirdiğini göstermektedir.
Examining the attitudes of Turkish adults towards Syrian children from the perspectives of intergroup contact theory and social identity theory
This thesis research aims to examine the attitudes of Turkish adults towards Syrian children and the variables influencing these attitudes within the framework of the Intergroup Contact Theory and Social Identity Theory. Studies have revealed that negative attitudes towards Syrian children are one of negative conditions to which Syrian children are exposed. The research hypotheses were tested with 254 participants (185 Female, 61 Male, Mage =28.04) through an online survey consisting of various scales. Results revealed that when a Turkish child exerts more effort to obtain the reward, Turkish adults tend to and consider it fair to distribute the reward based on the principle of equity. However, when a Syrian child exerts more effort to obtain the reward, they tend to and consider it fair to distribute the reward based on the principle of equality. In addition, social distance (more willingness to engage with Syrians through a variety of means), (positive) emotions toward refugee children, (higher) religiosity and parenthood (having a child) were positively associated; while (more) exposure to Syrian refugees and (higher) income were negatively associated with attitudes toward refugee children. Finally, group attachment was positively correlated with negative attitudes toward Syrian refugee children. Keywords: Syrian Children, Attitudes, In-group Favoritism, Intergroup Contact Theory, Social Identity Theory
The associations between collective narcissism and the solidarity-based collective action intentions of the local community on behalf of Syrians: The moderating role of in-group image threat
This thesis investigates the relationship between collective narcissism (CN) and the local community's intentions to engage in solidarity-based collective action (SBCA) on behalf of Syrian refugees in Türkiye, focusing on the role of in-group image threat. The hypotheses were tested using an online survey and with an experimental setup embedded in the survey. The data was analyzed based on the responses of 319 participants (210 Female, 105 Male, Mage =22.4) who identified themselves as Turkish since the study's independent variable is Turkishness-based national collective narcissism. The results revealed that higher CN scores were associated with lower intentions for SBCA. Findings also showed that under the in-group praise condition, participants demonstrated a significantly greater willingness to engage in SBCA compared to those under the in-group criticism condition. However, although the manipulation of in-group image threat had a significant impact on SBCA intentions, it did not moderate the relationship between CN and SBCA intentions. Consistencies or differences with previous studies and potential reasons for the discrepancies were discussed. Contributions and potential limitations were also presented.
Türkiye'de yaşayan Suriyeli gençlerin sosyal işlevsellik, yaşam kalitesi, özyeterlik algısı ve psikolojik iyi oluş halinin incelenmesi
Mevcut araştırmada Suriye İç Savaşı nedeniyle Türkiye'ye göç eden 15-24 yaş aralığındaki Suriyeli gençlerin sosyokültürel yapılarının betimlenmesi ve çeşitli sosyokültürel değişkenler ekseninde sosyal işlevsellik, yaşam kalitesi, algılanan özyeterlik ve psikolojik iyi oluş halinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda karma metodolojiye uygun olarak tasarlanan araştırma sürecinin nicel bölümünde Suriyeli gençlerin sosyokültürel değişkenlere göre ilgili bağımlı değişkenlerin ne derece farklılaştığı incelenmiştir. Nitel bölümde ise Suriyeli gençlerin Türkiye'ye göç sonrası sosyokültürel yapılarında meydana gelen değişimleri nasıl algıladıkları ayrıntılandırılmış, ayrıca nicel bölümden elde edilen bulguların detaylandırılması sağlanmıştır. Bu kapsamda araştırmanın nicel bölümü için 368 Suriyeli gençle görüşülmüş, sosyodemografik ve sosyokültürel değişkenleri içeren anket formu, sosyal işlevsellik anketi, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü İyilik Hali İndeksi ve Genel Özyeterlik Ölçeği aracılığıyla veriler toplanmıştır. Nitel bölümde ise 28 Suriyeli gençle yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak bireysel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda Suriyeli gençlerin genel olarak düşük yaşam kalitesine sahip olduğu, kadınların ise erkeklerden daha düşük sosyal işlevselliğe, yaşam kalitesine, psikolojik iyi oluş düzeyine ve özyeterlik algısına sahip olduğu keşfedilmiştir. Suriyeli gençlerin büyük oranda kayıtdışı olarak çalışmaları, hane gelirinin düşmesine ve yaşam kalitelerinin olumsuz etkilenmesine yol açmaktadır. Öte yandan geçici koruma statüsü ile herhangi bir statüsü olmayan gençlerin, Türk vatandaşı olan Suriyeli gençlere oranla Türkiye'deki hizmetlere daha az erişebildikleri, Türklerle daha az etkileşim kurabildikleri, daha fazla ayrımcı uygulamalara maruz kaldıkları ve daha olumsuz koşullarda yaşadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Savaşta yakınlarını kaybeden Suriyeli gençlerin de hâlihazırda psikososyal desteğe ihtiyaç duydukları araştırma sürecinde elde edilen sonuçlar arasında yer almaktadır. Suriyeli gençlerin Türk okullarındaki dil eğitiminden fazlaca yakındığı görülmüştür. Bu çerçevede okullarda verilen dil eğitimlerine verilen önemin artırılması, Suriyeli çocuk ve gençler için de ilk ve ortaöğretimin zorunlu olması, okullarda öğretmenlere yönelik bilinç artırıcı uygulamaların gerçekleştirilmesi önerilmiştir. Ayrıca araştırmaya katılan gençlerin önemli bir kısmının Suriye'ye dönmek istediğini ifade etmesi nedeniyle Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi önerilmiştir.
Türk vatandaşı erkeklerin Suriyeli kadınlarla kurduğu çok eşli evlilikler: Evlilik içi farklı aktörlerin gözünden çok eşlilik deneyimi
Bu çalışma 2011 yılında başlayan Suriye zorunlu göçü sonrasında Türkiyeli erkeklerin Suriyeli kadınlarla kurduğu çok eşli evliliklerin neden ve nasıl olduğunu anlamak amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma modeliyle tasarlanan bu araştırmada, yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılmıştır. Araştırmanın özneleri Türkiyeli bir kadınla resmi olarak evli iken dini nikahla Suriyeli kadınla "evlenerek" çok eşli olan Türkiyeli erkekler ve onların Türkiyeli ve Suriyeli eşleri olarak seçilmiştir. Araştırmanın verileri, Şanlıurfa, Kilis ve Hatay'da toplamda 25 kişi ile derinlemesine görüşmeler yapılarak toplanmıştır. Araştırma sonuçları, "Erkeklerin Çok Eşliliklerini Meşrulaştırma Biçimleri"; "Evlilik Pazarı ve Pazarlıklar-Evliliklerin Kurulumu"; "Çok Eşlilik Süreci: Taraflar Arası İlişkiler ve Yaşanan Sorunlar"; "Çok Eşlilik Karşısında Alınan Pozisyonlar", ana başlıkları altında yorumlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre erkekler, çok eşli oluşlarını birtakım erkeklik kurguları üzerinden meşrulaştırmaktadır. Erkeklerin güç kazanımı üzerinden açıklanabilecek bu kurguların egemen erkeklik idealini tanımlamaya yönelik olduğu görülmüştür. Suriye zorunlu göçü sonrasında Suriyeli kadınların aracılar üzerinden çok eşli evliliklere dahil edildiği bir evlilik pazarının oluştuğu, bu süreçte erkeklerin egemen erkeklik kalıplarına göre pazarlıklar, kadınların da ataerkil pazarlıklar yürüttüğü görülmüştür. Evliliklerin kurulduğu süreçte ve sonrasında hem Türkiyeli hem de Suriyeli kadınların erkeklerin şiddetine maruz kaldıkları, Suriyeli kadınların Türkiye'deki hukuki statüleri ve resmi olmayan evlilikleri nedeniyle kırılganlıklarının fazla olduğu görülmüştür. Erkekler bu evliliklerini evdeki eşin birtakım kadınlık kriterlerine uygun olmadığı üzerinden açıklamışlar, bu nedenle evlilik kararında haklı olduklarını ifade ederek kendilerine istisnai olarak çok eşliliklerinin yasal olmasını talep etmişlerdir. Suriyeli kadınların resmi bir evlilik istemeyerek vatandaşlık talep etmeleri Suriyeli kadınların bu evliliklere göç ettikleri ülke ile bağ kurabilmenin bir yolu olarak baş vurduklarını göstermektedir. Çalışmanın ortaya çıkardığı sonuçlar çerçevesinde çok eşli evliliklerdeki dinamiklerin erkeklik kurguları üzerinden yeniden ele alınması, kadınların bu evliliklere dahil olma ve sonrası süreçte şiddete karşı korunmasıyla birlikte göç süreçlerindeki kadınların kırılgan yanlarının dikkate alınarak koruyucu ve önleyici politikaların geliştirilmesi gerektiği tartışılmıştır.
Türkiye - Suriye ilişkilerinin yakın geçmişi
Suriye'nin 1946 yılından sonra bağımsızlığını kazanması ile Türkiye arasındaki ilk ciddi sorun 1957'de olmuştur. Suriye'de 1960'ların Haziranından itibaren yönetim de etkili olmaya başlayan Baas Partisi, Hatay'ın Suriye'nin toprağı olduğunu iddia etmiş ve bu konuda hem kendi kamuoyunda hem de Arap dünyasında propagandalar yapmıştır. Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Projesi'ne başlamasından sonra su sorununu gündeme taşıyan Suriye, Türkiye'yi su emperyalizmiyle suçlamış ve Arap ülkelerini Türkiye aleyhine kışkırtmıştır. Arap ülkelerinden, Suriye, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nden tehdit algılayan Türkiye, İsrail ile stratejik işbirliği içine girmiştir. Güneydoğu Anadolu Projesini engellemek için Türkiye'ye karşı olan terörist örgütlere destek veren Suriye, Türkiye'ye 1984'ten bu yana ciddi zararlar veren PKK Terör Örgütü'ne 1998 yılına kadar yardım etmiştir. Türkiye'nin İsrail ile işbirliğine gitmesi Suriye'nin kendini bir anda çevrelenmiş hissetmesine yol açmıştır. 16 Eylül 1998'de Orgeneral Atilla Ateş ile başlayan Suriye'ye uyarı ve tehdit mesajları Ekim ayında Türkiye ile Suriye'yi savaşın eşiğine kadar getirmiştir. Özellikle Mısır'ın arabuluculuğu ve diğer Arap ülkelerinin desteğiyle imzalanan Adana Mutabakatı sonrası Suriye, PKK'ya olan desteğini kesmiş ve PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan'ı sınır dışı etmiştir. Adana Mutabakatından sonra ilişkiler yumuşamaya başlamıştır. 2000 yılında Suriye'de iktidarı devralan Beşar Esad, Türkiye ile olan ilişkilere önem vermeye başlamıştır. ABD'nin Orta Doğu'daki emperyalist tutumu Suriye ve Türkiye'yi 2002'den sonra yakınlaştırmıştır. 2002 yılında Türkiye de hükümet değişmiş , 2 ülke arasında 2011 Nisan ayına kadar birçok anlaşmalar yapılmış fakat bu tarihle beraber Suriye de yaşanan iç karışıklıklar nedeniyle Türkiye , Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından 4 ilimizde kurulan kamplarda Suriye de yaşanan bu iç karışıklıklara Akparti Hükümetinin tutumu ; Suriye'de yaşanan trajedi sadece Türkiye'nin sorunu değildir. Başta Müslüman dünya olmak üzere, vicdan sahibi her ülke bu sorunu, kanı, gözyaşını dindirmek için elinden geleni yapmak zorundadır. Her ne kadar Türkiye üzerine düşen sorumluluktan kaçmayacak olsa da bu sorunu tek başına Türkiye'nin çözmeye kalkmasının en son tercih olduğu da ortadadır. ifadeleriyle parti tüzüğüne yer etmiştir. Türkiye ile Suriye ye olan bakış açısı haliyle değişmiş , gün geçtikçe de değişmeye meyilli bir hal almaktadır
Arap Baharı sonrası Suriye ve Türk dış politikası açısından Türkiye-Suriye ilişkileri
I. Dünya Savaşı sona ererken geriye yıkılmış bir Osmanlı ve parçalanmış bir Ortadoğu coğrafyası kalmıştır. Burada suni sınırlarla oluşturulmuş devletler, günümüze kadar kaos içinde varlığını sürdürmüştür. Savaşlar, darbeler, isyanlar ve entrikalar eksik olmamış ve milyonlarca insan bunlardan etkilenmiştir. Özellikle 2010 yılında başlayıp hala devam eden Arap Baharı, Ortadoğu'nun en sancılı süreci olmuştur. Bölgeyi topyekûn içine alan bu isyan dalgası milyonların ölmesine veya göç etmesine sebep olmuştur. Ancak Arap Baharı'ndan en zararlı çıkan ülke, şüphesiz, Suriye'dir. Diğer Arap ülkelerinde süreç, kısmen ya da tamamen atlatılmış olsa da, Suriye'de protestoların dönüştüğü iç savaş hala devam etmektedir. Kazananın olmadığı bu çok aktörlü savaşta her gün yeni gruplar ortaya çıkmakta ve taraflar Yıpratma Savaşı ile birbirlerinin enerji ve kaynaklarını tüketmeye çalışmaktadır. Bu çalışmada Suriye'nin tarihi, demografik yapısı ve coğrafi özellikleri göz önüne alınarak Arap Baharı'nın; çıkma sebepleri, Suriye'deki genişlemesi ve bunun sonucu başlayan iç savaşın etkileri araştırılmıştır. Savaşın tarafları ele alınarak yaşanan süreçler incelenmiştir. Türk Dış Politikası tarihsel çizgide değerlendirilmiş ve bu perspektiften Suriye savaşının Türkiye'nin güvenliğine olan etkisi ile sosyal, ekonomik ve kültürel etkileri üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Arap Baharı, Suriye, İç Savaş, Türk Dış Politikası
Türkiye'nin Suriye iç savaşı'nda Rusya ile ilişkileri
Bu araştırmanın konusunu Türkiye'nin Suriye İç Savaşı'nda Rusya ile ilişkileri ve bu ilişkilerin tarihi süreçteki analizi oluşturmaktadır. Öncelikle bu iki devletin siyasi tarihi daha çok komşuluk ilişkileri çerçevesinde şekillenmiştir. Komşu olan bu iki devlet bazı zaman amansız mücadelelerle karşı karşıya gelmiş, bazı zamanlar da görülmemiş bir dostluğa imza atmışlardır. Siyasi boyuttaki ilişkilerin öncelik taşıdığı bu komşuluk ilişkisinde ekonomik ve kültürel değerler de siyasi ilişkiler paralelinde ilerleyerek günümüze kadar gelmiştir. İki büyük imparatorluğun ardılı olarak uluslararası sahnede boy gösteren bu devletler köklü bir geçmişe sahip olmakla birlikte bugün Avrasya coğrafyasında yeni projeler ve yönelimlerle dinamik bir ilişki sürecini yansıtmaktadırlar. Günümüzde değişen dengeler sebebiyle Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkiler çok önemli bir boyut kazanmıştır. Özellikle son dönemlerde Rusya'nın "küresel bir güç olma" talebi, Suriye İç Savaşı ekseninde ortaya çıkan sorunlar, enerji hatlarının kurulması ve liderler arasında geliştirilmiş diyalog süreci Rusya ile ilişkilerin daha çok önem kazanmasına zemin hazırlamıştır. Rusya'nın jeopolitik ve jeostratejik bir noktada bölgesel ve küresel güç olma potansiyeline sahip sınır komşumuz olması, Türk-Rus ilişkilerinin Suriye İç Savaşı bağlamında yakınlaşma ve uzaklaşma süreçlerinin bir arada yaşanmasına neden olmuştur. Bununla birlikte Suriye ile kurulan ilişkiler direkt olarak Rusya ile olan ilişkileri etkilemekte olup iki devlet arasındaki ilişkiler çıkarlar doğrultusunda şekillenmektedir. Bu bağlamda yapılan çalışma Suriye üzerinden ve bölgeye müdahale eden aktörlerin etkisiyle birlikte devletlerin birbirlerine karşı kurduğu stratejik politikalar incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Rusya, Türkiye-Rusya İlişkileri, Suriye, Suriye İç Savaşı
Social cohesion in forced migration: an attempt to operationalize social cohesion for syrians under temporary protection in Turkey
Forced migration of Syrians facilitated unique progresses and exceptional changes in Turkey when previous experience with inward forced migration movements to Turkey are taken into account. Syrians' en masse registration under Temporary Protection was in compliant with the protection assurances of 1951 Convention and 1960 Protocol, albeit being a situation where reservations could apply. As a country of asylum, it was the first time when Turkey decided to mobilize Local Integration as a solution for a forced migration situation rather than resettlement or voluntary repatriation. Turkey reformulated Local Integration as Harmonization which necessitates interaction of forced migrant and host communities as well as the host country. While doing so, Harmonization explicitly segregated from the commonly accepted notions of assimilation and integration, while at the same time the concept is affiliated as an end state to be achieved. In order to do so, social cohesion, which is the faculty of intergroup interactions, identified as a medium for achieving Hannonization. However, the identification was merely the beginning ofthe process. Despite literature saturated with works on social cohesion, there are very few works on its relationship with forced migration. Therefore, attested to the unique and exceptional disposition of Syıians in Turkey as well as being an on-going forced migration situation, this study aims to investigate how social cohesion can be defined, how the definition can be applied in this situation, and what are the plausible dimensions and parameters for operationalizing social cohesion in order to achieve Harmonization as the intended outcome. Keywords: Syrians under Temporary Protection in Turkey, intergroup interactions, social cohesion, forced ınigration, operationalization
The effect of morally framed messages on the attitudes ofthe local community toward Syrian refugees in Türkiye
This thesis investigates the relationship between moral dimensions and attitudes towards Syrian refugees in Türkiye. To explain this relationship, two studies were conducted, one correlational and the other experimental. The first study examined which moral dimensions from the Moral Foundation Theory (MFT) and Morality as Cooperation (MAC) theories were associated with negative attitudes toward Syrian refugees. 102 participants participated in the first study voluntarily. The result of the first study revealed that the dimensions of care/harm, fairness, sanctity/degradation, and loyalty/betrayal were related to negative attitudes towards Syrian refugees. The care/harm and fairness dimensions had a mitigating effect on negative attitudes, while the sanctity/degradation and loyalty/betrayal dimensions had a reinforcing effect on negative attitudes. Based on the findings of the first study, the second study focused on the impact of morally framed message content son attitudes towards Syrian refugees in Türkiye. Three message content groups were created: care/harm and fairness, sanctity/degradation and loyalty/betrayal, and a control group. 670 university students participated in the research in return for bonus points. Participants in the sanctity/degradation and loyalty/betrayal groups had more negative attitudes towards Syrian refugees, whereas those in the care/harm and fairness group had less negative attitudes. The attitudes of the control group fell between the other two groups. This study approaches attitudes toward Syrian refugees in Türkiye from the perspective of morality and provides insights for non-governmental organizations, policymakers, public institutions, media, and academic researchers working in the migration field.
Türkiye'deki Suriyelilerin hukuksal statüsü
Göç olgusu; insanlık tarihinin başladığı günden bugüne kadar önemini korumakta, toplumları ve kişileri etkilemeye devam etmektedir. Özellikle 20. yüzyılda meydana gelen savaşların bir sonucu olarak, ortaya çıkan göçler ve yaşanan mülteci problemleri uluslararası seviyede ele alınmış ve üzerinde çalışılan uluslararası düzenlemeler kabul edilmiştir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye, geçmişten bugüne göç olgusuyla mücadele etmiş ve göç politikasıyla ilgili çeşitli davranışlar sergilemiştir. Türkiye, tarih boyunca mültecilere ve sığınmacılara yönelik birçok yasal düzenlemeyi de ele almıştır. Ancak Türkiye, Mart 2011'de yaşanan Suriye krizinden sonraki süreçte gerek mevzuatında gerekse göç politikasında çok sayıda eksikliğin olduğunu fark etti. Bu doğrultuda değişiklik yapmaya devam etmesinin kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu anladı. Açıkça söyleyebiliriz ki, Türkiye, göç olgularıyla karşı karşıya kalmaktadır. Bu çalışma, Suriyeli sığınmacıların ülkemizdeki hukukî durumlarını yürürlükte olan kanunlar ile ele almaktadır. Çalışma bu iddiaya dayanılarak üç bölümden oluşturulmuştur. İlk bölümde göç, mülteciler, sığınmacılar ve vatansız kavramları ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Göçün gelişimi ve göçün teorik anlamda nasıl görüldüğü tartışılmıştır. Ayrıca mültecilerin ve sığınmacıların; uluslararası kuruluşlarda, uluslararası ve bölgesel anlaşmalarda nasıl ele alınacağı ayrıntılı olarak incelenmiştir. Mülteciler ve sığınmacılar, hak ve göçmenlik sorunlarına müdahale etmek gibi evrensel yasal normlar açısından araştırılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, göçün genel tarihi hakkında bilgi sunulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'ne etkisi olan önemli göç vakaları üzerine bir çalışma yapılmış daha sonra da Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana, mültecilere ve sığınmacılara karşı alınan kararlar ve tüm önemli kurallar kronolojik olarak gözden geçirilmiştir. Türkiye'de ilk kez, yabancılara ve uluslararası korumaya ihtiyaç duyan kişiler için düzenlenen Yabancılar ve Uluslararası Koruma Yasası'nın (YUKK) ayrıntılı bir incelemesi yapılmıştır. İkinci bölümün son kısmında, genel olarak göç yönetimi ve Türkiye'de gelişmekte olan göç yönetimi ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde, geçen yüzyılın en önemli olaylarından biri olan Suriye'deki iç savaş ve bu iç savaşın ülkemiz üzerindeki etkisi değerlendirildi. Suriye siyasi tarihi ve Türkiye-Suriye ilişkileri incelendikten sonra, "Arap Baharı" adı verilen süreç ve ülkemize yönelik kitlesel göç akışı ele alındı. Bunun dışında, aniden kitlesel bir şekilde Türkiye'ye göç eden milyonlarca Suriyelinin yasal durumu ayrıntılı bir şekilde yorumlandı.
Turkish foreign policy approaches to the Syrian revolution and its reflection on the administrative regulation in the liberated areas. " The housing sector in azaz as a model" between 2016 – 2022
This thesis research deal with understanding and analyzing Turkey's foreign policy approaches towards the Syrian revolution and its impact on the administrative organization represented by non-governmental organizations and local councils in the areas under Turkish tutelage, with an in-depth study on the reality of housing initiatives in the city of Azaz and the extent to which they observe safe housing standards, as the thesis showed that Turkey has taken an active approach in supporting the Syrian people and providing assistance in restoring life to the affected areas in northern Syria. Licensed NGOs in Turkey have also played a pivotal and important role in the absence of state institutions, by securing the necessities of life for the resident population and displaced persons in various sectors starting from building hospitals, health centers, civil defense, securing infrastructure, roads, agriculture, securing livelihoods and building residential communities instead of informal camps. Non-governmental organizations have become the main point of administrative organization in the absence of stable official institutions, and this does not negate the existence of weak local councils with weak resources and capabilities in liberated cities and villages, despite their autonomy, they are generally affiliated to the Turkish states near the Syrian border. The thesis highlighted two main topics, the first topic focused on analyzing and understanding the role of Turkish foreign policy towards the Syrian revolution from the beginning of its launch in 2011 until 2020, and the second topic focused on studying the housing sector in the city of Azaz in the northern countryside of Aleppo as a model for the impact of the Turkish intervention on the administrative organization in the areas under Turkish tutelage, where the activity of the work of non-governmental organizations in the housing sector increased significantly, and this calls for a study The sector and knowing the extent to which it achieves safe housing standards. The historical and descriptive approach was used to understand Turkey's foreign policy approaches to the Syrian revolution, and 10 interviews were conducted with NGO officials, activists and the local council in the city of Azaz, with the aim of knowing, understanding and evaluating the reality of housing initiatives and the extent to which they observe safe housing standards.
1947-1998 Türkiye-Suriye ilişkileri: Güvenlik sorunu bağlamında problemler ve krizler
Bu çalışmada, 1947-1998 yılları arasında Türkiye ile Suriye arasında güvenlik sorunu bağlamında yaşanan problemler ve krizler incelenerek, her iki ülkenin de birbirlerine karşı uyguladığı politika ve stratejiler ele alınmıştır. Çalışma neticesinde elde edilen bulgulara göre; 1947-1998 yılları arasında Türkiye ile Suriye arasında yaşanan "güvenlik sorunu"nun nedenlerinin çok köklü temellere dayandığını söyleyebiliriz. Suriye'nin Osmanlı Devleti'nden ayrılmasından itibaren Türkiye'ye karşı sürdürdüğü hasmane tutumu, 1946 yılında bağımsızlığını kazanmasından itibaren artarak devam etmiştir. Bunun yanı sıra Suriye'nin kendi içerisinde yaşadığı iç siyasi sorunlar, 1947 yılında başlayan Soğuk Savaş faktörü ve son olarak Hatay konusu ile sınır aşan sular meselesi de buna eklenince Suriye tarafından 1947-1998 yılları arasında Türkiye'ye karşı büyük güvenlik tehditleri yöneltilmiştir. Bunun sonucunda, uzun yıllar boyunca iki ülke arasında güvenlik sorunu bağlamında büyük problemler ve krizler yaşanmıştır. Ancak Türkiye'nin kararlı tutumu karşısında 1998 yılında Suriye, imzaladığı Adana Mutabakatı'yla bundan böyle Türkiye'ye karşı herhangi bir güvenlik tehdidi oluşturmayacağını kabul ederek imza altına almıştır. Anahtar Sözcükler Güvenlik, Soğuk Savaş, 1957 Krizi, Hatay Meselesi, Su Sorunu, PKK, 1998 Ekim Krizi.
Suriyeli mültecilerin Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) sosyal medyasına karşı memnuniyet düzeyleri: Türkiye –Ürdün örneği
Suriye savaşı sürecinde komşu ülkelere sığınan sığınmacıların sayısının milyonlarca olduğu bilinirken, iç savaş nedeniyle de daha fazla insanın ülkesini terk edeceği düşünülmektedir. Günümüzde Suriyeli sığınmacıların sorunu, bugün dünya kamuoyunun önündeki en karmaşık sorunlardan birisidir. BMMYK, dünyanın her tarafındaki, ırk, din, ve cinsiyet ayrımı yapmaksızın ve tarafsız bir şekilde Suriyeli sığınmacıların ve diğer insanların ihtiyaçlarını karşılamayı sağlamaktadır. Sosyal medya günümüzde herkes tarafından etkili kullanılmasının yanısıra Suriyeli sığınmacılar için de ayrı bir önemi bulunmaktadır. Suriyeli sığınmacıların çoğu eğitimli ve şehirlerde yaşayan kişilerdir. Dolayısı ile akıllı telefon elde etme ve sosyal medyayı kullanma yeteneğine sahiptir.Bu araştırmanın amacı, Suriyeli Sığınmacıların Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Sosyal Medyasına Karşı Memnuniyet Düzeylerinin ölçülmesidir. Bu bağlamda; Türkiye'deki ve Ürdün'deki kamplar dışında yaşayan Suriyeli sığınmacıların söz konusu sosyal medyaya karşı memnuniyetleri 300 kişiyi kapsayan bir araştırma ile ölçülmüş ve karşılaştırılmıştır. Araştırmamızdaki bağımsız değişkenlerimiz; yaş, cinsiyet, eğitim durumu iken, bağımlı değişkenlerimiz Suriyeli sığınmacılar tarafından Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) sosyal medyasının kullanım sıklığı, en çok paylaşılan konular, yaygın olarak kullanılıp kullanılmadığı, etkinliği ve memnuniyet durumlarıdır. Yapılan araştırma sonucunda Suriyeli sığınmacıların BMMYK sosyal medyasının rolünden memnun olmadıkları ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda hem Ürdün hem de Türkiye'de kamplar dışında yaşayan Suriyeli sığınmacıların demografik özellikleri ne olursa olsun(cinsiyet, yaş, eğitim, meslek ..) ile BMMYK sosyal medyasına karşı memnuniyet düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığı belirlenmiştir.
Turkey's asylum policy towards Syrians
Since 2011, following the crossing of the first Syrians into Turkey, the number of displaced Syrians has risen dramatically. Turkey's management of this migration flow has raised debates surrounding this issue. With the aim of contributing to these debates, this thesis examines the peculiarities of Turkey's asylum policy towards Syrians. The characteristics of this policy are analyzed through a comparison with Turkey's previous policy practices in responding to asylum en masse as well as the current legal and the political framework. In that regard, the legal context is examined through the analysis of current asylum-related legislation and the political context is evaluated through the revision of the parliamentary questions and discussions of the past two years. These examinations and comparisons with the past practices show the procedures and measures to be applied in the face of asylum en masse are always left at the discretion of the ruling governments and hence they are prone to the arbitrariness. This thesis contends that following this prevailing policy practice, Turkey's asylum policy towards Syrians is also built on an ad hoc basis and is dependent on the government's perception of Syrians.
Türkiye'nin Suriyelilere yönelik göç politikası: Konya sivil toplum kuruluşları örneği
Göç kavramı; ülkelerin birbirlerinin kaderi üzerinde ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alanda etkileri bulunan öznesi insan olan önemli bir konudur. 2010 yılında baskıcı, otoriter ve antidemokratik yönetimlere karşı gelen halk tarafından Tunus ülkesinde başlatılan protesto ve gösterilerin 2011 yılında Suriye ülkesine sıçraması, Esed rejiminin olayları bastırmak için aşırı şiddet kullanması ve iç savaşın meydana gelmesi, Suriye'den sınır ülkelere kitlesel göç hareketlerinin başlamasına neden olmuş, günümüze kadar ülkemize milyonlarca sığınmacı gelmiştir. Bu süreçte ülkemiz Suriyelilere karşı açık kapı politikası izlemiş, tarihsel, kültürel ve akrabalık bağları nedeniyle kapılarını açmıştır. En önemli etken ise insanı tutumudur. Sığınmacıların 2011 yılında ülkemize gelmeye başlamasıyla birlikte, sivil toplum kuruluşlarının önemi giderek artmaya başlamıştır. Bu kuruluşlar, herhangi bir çıkar amacı olmayan, yapılan hizmet karşılığında ücret talep etmeyen, masraflarını gönüllülerin bağışlarıyla karşılayan, halkın yararını gözeterek karar almada esnek davranabilen ve faaliyetlerini devletin koyduğu yasalar çerçevesinde yapan kuruluşlardır. Sivil toplum kuruluşlarının sığınmacılar üzerine politikaları ve önerileri, toplumsal konularda daha güçlü mutabakat zemininin oluşmasına büyük katkı sağlamaktadır. Bu çalışmada; Konya ilinde sivil toplum kuruluşlarının sığınmacılara yönelik politikaları, faaliyetleri, karşılaştıkları sorunlar, çözüm önerileri ile kamu kurum ve kuruluşları ile olan ilişkileri açıklanmaya çalışılmıştır.
Does interaction between Turkish and Syrians living in Türkiye have an effect on prejudice in intergroup relations
The purpose of this thesis is to analyze "Does interaction between Turkish and Syrian university students living in Türkiye have an effect on prejudice in intergroup relations?" There have been many studies about immigration conducted by sociologists, psychologists, historians, and politicians. Mostly aimed to figure out how host community accepts the immigrants. Therefore, this study looks at "Does the quality and quantity of interaction eliminating prejudice between Turkish and Syrian university students living in Türkiye?". A survey was also conducted in this study. The sample of this study consists of 370 participants who are between 18 and 30 years of age who are Turkish university students living in Istanbul.
Yakın dönem Türkiye-Suriye ilişkilerinde yumuşak gücün rolü
Türkiye son yıllarda dünyanın pek çok coğrafyasında yardım ve hibe programları yürütmektedir. Bu faaliyelerin büyüklüğü, yaygınlığı ve çeşitliliği, Türkiye'nin eskiye göre dış politikada yumuşak güce daha fazla başvurduğunu göstermektedir. Yardım faaliyetlerinin yoğunlaştığı coğrafyalardan biri de Suriye'dir. Ancak Türkiye'nin Suriye'de özellikle askeri olarak kontrolü altında tuttuğu bölgelere yönelik faaliyetlerinin yumuşak güç uygulaması olarak ele alınıp alınamayacağı tartışmalıdır. Bu bağlamda bu çalışma, Türkiye'nin Suriye'nin kuzey bölgesine yönelik kültürel faaliyetlerinin ve yardımlarının sıklıkla kullanılan yumuşak güç kavramı ile ifade edilip edilmeyeceği sorusunu sormaktadır. Bu sorunun yanıtı verilirken Türkiye'nin özellikle 2000'li yıllarda köklü dönüşümler geçiren Suriye politikaları gözden geçirilmekte, Türkiye'nin bu ülkedeki faaliyetleri de bu kapsamda değerlendirilmektedir. Bu çalışmada öncelikle güç, yumuşak güç ve kamu diplomasisi kavramları teorik olarak incelenmiştir. Daha sonra bu teorik tartışmanın ışığında Türkiye'nin Cumhuriyet tarihi boyunca yürüttüğü kamu diplomasisi faaliyetleri ve bu faaliyetlerin amaçları üzerinde durulmuştur. Türkiye'nin Suriye politikasının ve bu ülkede yürüttüğü faaliyetlerin daha iyi kavranabilmesi için Suriye'nin tarihi, etnik ve dini yapısı detaylı bir şekilde analiz edilmiştir. Yakın dönem Türkiye-Suriye ilişkileri ise, Arap baharı öncesi ve sonrası olmak üzere iki döneme yoğunlaşarak incelenmiştir. Son olarak, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyine yapmış olduğu askeri harekatlar sonrası bölgede yürüttüğü faaliyetler üzerinde durulmuş ve bu faaliyetlerin yumuşak güç kavramının sınırlarını ne derece zorladığı tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Güç, Sert Güç, Yumuşak Güç, Yakın Dönemde Türkiye-Suriye İlişkileri.
Savaştan günümüze Türkiye'nin Suriye politikası: Değişim ve devamlılık 2011-2022
Türkiye Suriye ilişkileri, 1946 yılında Suriye'nin bağımsızlığını kazanmasından 20 Ekim 1998 tarihli Adana Mutabakatına kadar üç problem etrafında şekillenmiştir. Bunlar; Hatay (İskenderun) sorunu, sınırı aşan sulan sular sorunu ve terör (PKK) sorunudur. İki ülke özellikle terör konusunda savaşın eşeğine gelmiştir. Türkiye'nin 8 Ekim 1998 tarihinde Suriye'ye savaş ilan etmesi sonrasında Suriye yönetimi konunun ciddiyetini anlamış, 9 Ekim'de terör örgütü PKK'nın Suriye topraklarındaki varlığını sonlandırmış ve terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ı da sınır dışı etmiştir. Bu gelişme iki ülke arasındaki en hassas olan sorunu ortadan kaldırmıştır. Ve bunun sonucunda Türkiye-Suriye, 20 Ekim 1998 tarihli Adana Mutabakatı ile teröre karşı ortak mücadele içine girmiştir. Bu anlaşma sonrası ilişkiler, önce karşılıklı olarak iyileştirilmeye başlanmış ve süreç çok yönlü işbirliği içinde olmaya evrilmiştir. Özellikle ekonomik zemine oturtulan iyi ilişkiler dönemi 2011 yılı Suriye iç savaşına kadar devam edebilmiştir. Esad yönetiminin, reform talepli protestolara orantısız güç kullanımıyla karşılık vermesi ve Türkiye'nin barışı sağlama yönündeki girişimlerinin sonuçsuz kalması üzerine Türkiye, Suriye politikasında değişime gitmiş ve Esad yönetiminin gitmesi gerektiğini savunmuştur. Bu sebeple, iki ülke ilişkileri tamamen kopmuş ve iyi ilişkilerin yerini karşılıklı ithamlar ve söylemler almıştır. Sonuç olarak ilişkilerde uzlaşmadan ve diplomasiden uzak yeni bir dönemin içine girilmiştir. Özellikle Türkiye'nin uzlaşmama tavrı 2022 yılına kadar sürmüştür. İstihbarat düzeyinde görüşmeler 2021 yılında başlamış, lider düzeyinde uzlaşmacı tavır 2022 yılının aralık ayında ortaya koyulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Suriye ile uzlaşmaya dair olumlu söylemleri görüşmenin yakın zamanda olacağı ihtimalini güçlendirmektedir. Bu doğrultuda Türkiye-Suriye ilişkilerini üç döneme ayırmak ve dördüncü dönemin de içine girileceği olasılığının yüksek olduğunu söylemek mümkündür. Bu çalışmada, birinci dönem; İskenderun (Hatay) sorunu, su sorunu, terör sorunu, ikinci dönem; 1998 Adana Mutabakatı ile başlayan 2011 yılı Suriye iç savaşına kadar süren işbirliği içinde iyi ilişkiler dönemi, üçüncü dönem; 2011 yılı Suriye iç savaşı 2022 yılı arasındaki tüm gelişmeler, ve sonuç bölümünde ilişkilerde olasılığı yüksek dördüncü dönemde Türkiye-Suriye normalleşmesinin avantajları anlatılacaktır. Anahtar Kelimeler: Türkiye-Suriye ilişkileri, IŞİD Faktörü, PYD/YPG faktörü, ABD, Rusya, Adana Mutabakatı.
Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet Döneminde siyasi seçkinlerin Suriye'ye bakışı
Son yıllarda Ortadoğu'daki gelişmelerin etkisiyle Türkiye'nin Erken Cumhuriyet döneminde bu bölgeye sırtını döndüğüne yönelik görüşler akademik çevrelerce sıklıkla dile getirilmeye başlanmıştır. Bu çalışmada söz konusu argümanın ne derece doğru olduğu tartışılmış: bu çerçevede Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet yıllarında kamuoyu tartışmalarında öne çıkan yedi seçkinin günümüzde Suriye, Lübnan, Filistin, İsrail ve Ürdün'ü kapsayan, Osmanlı yıllarında Suriye veya Büyük Suriye (Bilad-ı Şam) olarak adlandırılan coğrafyaya bakışı değerlendirilmiştir. Seçkinlerin görüşlerine başvurulmasının amacı Türkiye'nin Erken Cumhuriyet dönemindeki Bilad-ı Şam politikasının düşünsel alt yapısını çözümlemek, böylelikle Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde Türkiye'nin söz konusu coğrafyaya yönelik siyasetini yalnızca dış politika bağlamında değerlendiren literatüre farklı bir perspektiften katkıda bulunmaktır. Çalışmada Suriye vilayeti/ülkesi ile Suriye/Büyük Suriye bölgesinin karıştırılmaması için söz konusu coğrafya Bilad-ı Şam olarak anılmıştır. Çalışmanın tarihsel aralığı 1908-1939 olarak belirlenmiş; Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde seçkinlerin Bilad-ı Şam'a bakışlarındaki süreklilik ve kopuşlar analiz edilmiştir. Bu dönemde kamuoyu tartışmalarında ve siyasi karar alma sürecinde etkili olan Hüseyin Cahit Yalçın, Falih Rıfkı Atay, Refik Halid Karay, Halide Edib Adıvar, Yusuf Akçura, Mehmed Akif Ersoy ve Mustafa Kemal Atatürk, bu çalışma kapsamında fikirleri irdelenen seçkinlerdir. Seçkinlerin Bilad-ı Şam'a yönelik düşüncelerini çözümlemek için söz konusu tarih aralığında var olan siyasi koşullar ve temel tartışmalar çerçevesinde gazete yazıları, anıları ve biyografilerden elde edilen veriler analiz edilmiştir. Ortaya çıkan temel sonuç, seçkinlerin Bilad-ı Şam'a ilişkin düşüncelerinde kırılmalarla birlikte sürekliliğin de var olduğu, bir başka ifade ile Türkiye'nin Bilad-ı Şam coğrafyasına sırtını döndüğüne ilişkin argümanların tam olarak gerçeği yansıtmadığı yönündedir. Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan yabancılaşma ve Milli Mücadele dönemindeki uluslaşma süreci kırılmanın temel bileşenleri iken, gerek Osmanlı döneminde gerekse Cumhuriyet yıllarında Bilad-ı Şam coğrafyasının modernleşmesine yönelik söylem ve eylemler, seçkinlerin konuya ilişkin düşüncelerindeki sürekliliğe işaret etmektedir.
Suriyeli mülteciler ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının karşılıklı algısı: İstanbul Avrupa yakası örneği
The impacts of the Arab Spring, which started in 2010 in Tunisia, spread to many countries in the Middle East and Northern Africa in a very short period of time. The process in Syria, which began as regional conflicts in March, 2011, incrementally turned into a civil war which affected so many people in social, economic and political terms. Within the 7 years since the beginning of the civil war, 3.6 million registered refugees who fled from Syria, came to Turkey. Istanbul accommodates 550 thousand of them. This study aims to learn and explain the mutual perceptions of Syrian refugees and Turkish citizens who live in the European side of Istanbul in economic, social and political means. The research focuses on the zones where these two groups intersect, interact and contact. In this respect, the economic questions about the rise of rental rates, the competition in the labour market and wage discrimination; the socio-political questions about the effects of religion, the ways of perceiving cultural values, and the political impacts of the media and ideologies on this perception were explored. In this study, qualitative research methods were utilized in the districts of Fatih, Esenyurt, Bayrampaşa and Bakırköy which are located in the European side of Istanbul. The various towns and districts selected enabled a general representativeness and comparability with respect to their social, economic, political differences and varying percentages of the Syrians within the community. In this respect, the other elements of perception such as the quality/quantity of the contact were also evaluated.
Geçici koruma kapsamında kayıt altına alınan Suriyeliler Covid 19 salgını sırasında yaşadıkları zorluklar, bilgi ve algılanan stres düzeyleri
Amaç: Araştırmamızın amacı, gelecekteki sağlık planlaması ve sağlık hizmeti sunumunun organizasyonu için, geçici koruma kapsamında kayıt altına alınan Gaziantep ilinde yaşayan Suriyeliler'in Covid-19 salgını sırasında yaşadıkları zorlukları, bilgi düzeyleri ve algıladıkları stres düzeylerini ortaya koymaktır. Materyal ve Metot: Çalışmamız, Gaziantep ilinde yaşayan göçmen sağlık merkezi (GSM) hizmetinden yaralanan geçici koruma altındaki 313 kadın ve 337 erkek toplam 650 Suriye'li katılımcıyla yapılmıştır. Katılımcıların yaşları 18 ile 59 yaş arasında değişmekte olup; ortalaması 38.46±11.72'dir. Örnek büyüklüğü hesaplanırken OpenEpi programı ile %95 güven aralığı, %80 güç, %5 yanılma payı ve 1.5 desen etkisi ile 576 kişi + %10 fazlası 650 kişi olarak alınmıştır. Shapiro-Wilk testi, Mann-Whitney U test, Kruskal-Wallis test ve Dunn-Bonferroni testi kullanılmıştır. Nitel verilerin karşılaştırılmasında Pearson ki-kare test, Fisher-Freeman-Halton exact test kullanıldı. Literatürden faydalanılarak hazırlanan anket forumunda Covid-19 sırasında yaşadıkları sıkıntılar, bilgi düzeyi soruları ve algılanan stres ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların demografik özelliklerinde erkek ve kadın birey oranları yarı yarıyadır. 650 katılımcıdan %50.8'i temizlik malzemelerinin temininde sıkıntı, %51.5'i maske temininde sıkıntı, %49.7'i ekonomik sıkıntı, %49.1'i sağlık hizmeti almakta, %47.1'i ilaç teminde sıkıntı, %49.1'i maaşını almakta sıkıntı yaşadığını belirmiştir. Yüzde %51.4'u psikolojik desteğe ihtiyaç duyumuş, %53.4'i geçim sıkıntısı yaşamış, %51.2'si işini kaybetmiştir. Türkçe konuşabilen katılımcıların ilaç temin etmekte zorluk yaşama oranı, Türkçe konuşamayanlardan istatistiksel olarak anlamlı seviyede yüksek saptanmıştır (p=0.014). Sonuç: Çalışmamızda Gaziantep ilinde yaşayan geçici koruma kapsamında kayıt altına alınan Suriyeliler'in yaklaşık yarısı su temininde, temizlik malzemeleri temininde, maske temininde, sağlık hizmeti almakta sıkıntı yaşamıştır. Türkçe konuşmayanlar daha fazla sıkıntı yaşamıştır, kronik hastalığı olanlar daha fazla sıkıntı yaşadıklarını belirmiştedir. Anahtar kelimeler: Covid-19, Pandemi, Stres Düzeyleri, Suriyeli Mülteciler
Milli güvenlik stratejisi açısından Hafız Esad dönemi Türkiye-Suriye ilişkileri(1970-2000)
Son yüzyılda en önemli ekonomik ve siyasal olgu olan küreselleşmenin bütün dünya ülkelerini etkilediği görülmektedir. Bu etki Milli Güvenlik Stratejilerini sürekli olarak şekillendirmiştir. Ortadoğu bölgesi uzun yıllar Osmanlı Devleti yönetiminde kaldıktan sonra, Batılı ülkelerin sömürgesi durumuna düşmüş ve daha sonra bu sömürgeci devletlerin çizmiş olduğu sınırlar sonucunda yeni devletler türemiştir. Bu yeni devletlerden birisi de Suriye'dir. Suriye ile Türkiye arasında en önemli ve temel uyuşmazlık noktaları strateji açısından ve sınır güvenliği bakımından Hatay Sorunu, Su Sorunu, Suriye'deki Türk nüfusunun varlığı ve Terör sorunudur. Bu ana başlıklardaki konular genel hatlarıyla bu tezin ana inceleme konularını oluşturmuştur. Yukarıda bahsedilen konuları anlama açısından Suriye'nin tarihi, etnik ve ekonomik yapısı Suriye Lideri Hafız Esad'ın özgeçmişi, iktidara gelişi, yönetim anlayışı, Baas Partisi İdeolojisi, Jeopolitik ve Milli Güvenlik Stratejisi gibi ayrıntılara hâkim olduktan sonra ortaya çıkmış ve süregelen, devam etmesi olası su sorunu, sınır sorunu, terör sorunu gibi konular hakkında analiz yapmak mümkün olacaktır. 1970'li yıllardan itibaren Suriye'nin uyguladığı ve destek verdiği terör kozu ile iki ülke defalarca savaşın eşiğine gelmiştir. Kısaca bu çalışma Türkiye-Suriye ilişkilerini çeşitli değerlenmedirler üzerinden 2000 yılına kadar olan siyasi, sosyal ve ekonomik ilişkileri analiz etmek anmacıyla yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hafız Esad, Hatay Sorunu, Su Sorunu, Sınır Sorunu, Baas Partisi, Milli Güvenlik Stratejisi.