Türk-Suriye ilişkileri
60 theses under this subject heading
Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet Döneminde siyasi seçkinlerin Suriye'ye bakışı
Son yıllarda Ortadoğu'daki gelişmelerin etkisiyle Türkiye'nin Erken Cumhuriyet döneminde bu bölgeye sırtını döndüğüne yönelik görüşler akademik çevrelerce sıklıkla dile getirilmeye başlanmıştır. Bu çalışmada söz konusu argümanın ne derece doğru olduğu tartışılmış: bu çerçevede Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet yıllarında kamuoyu tartışmalarında öne çıkan yedi seçkinin günümüzde Suriye, Lübnan, Filistin, İsrail ve Ürdün'ü kapsayan, Osmanlı yıllarında Suriye veya Büyük Suriye (Bilad-ı Şam) olarak adlandırılan coğrafyaya bakışı değerlendirilmiştir. Seçkinlerin görüşlerine başvurulmasının amacı Türkiye'nin Erken Cumhuriyet dönemindeki Bilad-ı Şam politikasının düşünsel alt yapısını çözümlemek, böylelikle Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde Türkiye'nin söz konusu coğrafyaya yönelik siyasetini yalnızca dış politika bağlamında değerlendiren literatüre farklı bir perspektiften katkıda bulunmaktır. Çalışmada Suriye vilayeti/ülkesi ile Suriye/Büyük Suriye bölgesinin karıştırılmaması için söz konusu coğrafya Bilad-ı Şam olarak anılmıştır. Çalışmanın tarihsel aralığı 1908-1939 olarak belirlenmiş; Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde seçkinlerin Bilad-ı Şam'a bakışlarındaki süreklilik ve kopuşlar analiz edilmiştir. Bu dönemde kamuoyu tartışmalarında ve siyasi karar alma sürecinde etkili olan Hüseyin Cahit Yalçın, Falih Rıfkı Atay, Refik Halid Karay, Halide Edib Adıvar, Yusuf Akçura, Mehmed Akif Ersoy ve Mustafa Kemal Atatürk, bu çalışma kapsamında fikirleri irdelenen seçkinlerdir. Seçkinlerin Bilad-ı Şam'a yönelik düşüncelerini çözümlemek için söz konusu tarih aralığında var olan siyasi koşullar ve temel tartışmalar çerçevesinde gazete yazıları, anıları ve biyografilerden elde edilen veriler analiz edilmiştir. Ortaya çıkan temel sonuç, seçkinlerin Bilad-ı Şam'a ilişkin düşüncelerinde kırılmalarla birlikte sürekliliğin de var olduğu, bir başka ifade ile Türkiye'nin Bilad-ı Şam coğrafyasına sırtını döndüğüne ilişkin argümanların tam olarak gerçeği yansıtmadığı yönündedir. Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan yabancılaşma ve Milli Mücadele dönemindeki uluslaşma süreci kırılmanın temel bileşenleri iken, gerek Osmanlı döneminde gerekse Cumhuriyet yıllarında Bilad-ı Şam coğrafyasının modernleşmesine yönelik söylem ve eylemler, seçkinlerin konuya ilişkin düşüncelerindeki sürekliliğe işaret etmektedir.
Türkiye Suriye ilişkilerinde süreklilik: Çatışma-yumuşama dönemleri ve Arap Baharı süreci
Türkiye ile Suriye ilişkilerinin ele alındığı bu çalışmada, iki ülke ilişkilerinin başlangıcı, Suriye'nin bağımsızlığını kazandığı dönemden itibaren ele alınmıştır. Bu zamansal sınırlandırma ile birlikte ilişkilerin belirtilen bu tarihi, uluslararası sistemin dönemsel yapılarına uygun olarak bölümlendirilmiştir. Bu bölümler ise, Soğuk Savaş öncesi dönem, Soğuk Savaş dönemi ve Soğuk Savaş sonrası dönem olarak belirlenmiştir. Bu bölümlendirmenin yapılma sebebi; iki ülke ilişkilerindeki belirleyici unsurların, o dönemki mevcut uluslararası sistem yapısı ile paralellik göstermesidir.Çalışmada, tarihsel ve sistemsel yapı ile bu şekilde biçimlendirilen ilişkiler, iki bölümde aktarılmaya çalışılmıştır. Birinci bölümde ilişkiler, çatışma ve yumuşama dönemleri olarak bir ayrıma tabii tutularak ele alınmıştır. Böyle bir ayrımın yapılma sebebi de ilişkilerin başlangıcından itibaren çatışma ortamı içinde devam etmesi ve sadece belirli bir dönem içinde yumuşama dönemi yaşayarak, ilişkilerde işbirliğinin yaşandığının tespit edilmesinden kaynaklanmıştır.İkinci bölümde, ilişkilerdeki yumuşama ve işbirliği dönemini sona erdiren ve ilişkilerin tekrar eski çatışmacı haline geri dönmesine neden olarak belirlenen Arap Baharı süreci işlenmeye çalışılmış ve Arap Baharı'nın ilişkilere olan olumsuz etkisi saptanmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede ilişkilerin; çatışmadan yumuşamaya, yumuşamadan tekrar çatışmaya olan durumu aktarılmaya çalışılmıştır.Sonuç olarak, ikili ilişkilerdeki güncel durumun tespiti yapılmış ve Arap Baharı'nın Suriye'deki gidişatının, ilişkilere olan etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Bu belirlemede ölçüt; ikili ilişkilerin geçmişi, mevcut uluslararası sistemin yapısı ve Orta Doğu'nun yaşadığı büyük değişim dalgası olmuştur.Anahtar Kelimeler: Türkiye Suriye İlişkileri, Suriye, Hatay Sorunu, Su Sorunu, Terör, Adana Mutabakatı, Arap Baharı
Suriye olayları sonucunda oluşan göçün güvenlik stratejilerine etkileri
Göç olgusu yüzyıllardır uygarlıkların sürekli karşılaştığı ve çoğu zaman ciddi sonuçlara sebep olan olayları ifade eder. Pek çok sebepten dolayı yaşanan bu durum çeşitlerine göre ayrıldığı gibi etki alanlarına göre de ayrılmaktadır. Yüzyılımızda yaşanan ve en son göç olan Suriye göçü özellikle sınır komşularını etkilemiştir. Suriye ile sınır komşusu olan ülkelerden biri de Türkiye'yedir. Milyonlarca Suriyeli iç savaşın zorunlu kıldığı bu durum nedeniyle Türkiye'ye göç etmiştir. Uluslararası çapta yankı bulan bu durum sadece Türkiye'yi değil sınır komşusu olsun olmasın birçok ülkeyi etkilemiştir. Suriyeli göçü, sınır komşuluğu ve Avrupa üzerine geçiş konumunda olması dolayısıyla en çok Türkiye toplumunu etkilemiştir. Göçün getirmiş olduğu en büyük sorun ise göç edilen yerde güvenlik kaygısına sebep olmasıdır. Sınır güvenliğinin kaygısının yaşandığı bu savaş durumu göçle birlikte Türkiye içinde ekonomi, sağlık, sosyal güvenlik gibi alanlarda kaygı yaratmıştır. Ve göç olgusu bütünüyle her alanda değişimlere sebep veren bir hale gelmiştir. Sonuç olarak bu çalışma Suriye iç savaşının sebep olduğu göçü ele almakta ve göç edilen toprakların mülteciler karşısında izledikleri politikaları ele alarak göç olgusunun etki ettiği dinamikleri açıklamaya çalışmaktadır. Anahtar Kelimeler: Göç, Suriye, Mülteci, Güvenlik, Türkiye
Suriyeli sığınmacıların Gaziantep yerel basınında temsili
Bu çalışmanın amacı, Gaziantep yerel basınında Suriyeli sığınmacıların temsilini içeren haber incelemeleri vasıtasıyla sığınmacıların toplumsal algılanış ve konumlanışının medya aracılığıyla nasıl meydana getirildiğini açığa çıkarmaktır. Günümüzde medya, gerek yazılı gerek görsel yönüyle kitlelere aktardığı haber pratikleri yoluyla türlü inşaların da meydana getiricisi güçlü bir aygıt işlevi görmektedir. Medyanın ideolojik yapısı, haber üretim sürecinde özellikle söylemler yoluyla açığa çıkmakta, temsil edilen özneler bu söylemler yoluyla kitleye çeşitli iletilerle aktarılmakta, bu iletiler de alıcının özneleri algılayışı ve değerlendirişinde büyük rol oynamaktadır. Bu anlamda medya, tüm öznelerin yansıtılış ve sunuluşunda olduğu gibi sığınmacıların algılanışında da önemli bir güce sahiptir. Medyada sığınmacıların hangi yönlerden ve ne şekilde inşa edildiğini anlamlandırabilmek amacıyla literatür taraması yapılarak, çalışmanın "yöntem ve örneklem" bölümünde "eleştirel söylem çözümlemesi" tekniği kullanılmıştır. Bu teknik yoluyla medyada sığınmacıların konumlanışı detaylı olarak incelenmeye ve yorumlanmaya çalışılmıştır. Bu şekilde, Suriyeli sığınmacıların Gaziantep yerel basınında işlenen haberler yoluyla medyada nasıl temsil edildiği analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Medya, Suriyeli sığınmacı, Gaziantep yerel basını, İdeoloji, Söylem.
Yeni Dünya düzeni bağlamında terör, vekâlet savaşları ve Türkiye
Değişen koşullar neticesinde vekâlet savaşları kavramı yeni yüzyılın yeni savaş stratejisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde terör örgütleri başta olmak üzere farklı devlet ve devlet dışı aktörlerle yürütülen Vekâlet Savaşları özellikle Ortadoğu coğrafyasında sıkça yaşanmaktadır. Yeni Dünya Düzeni bağlamında ve değişen koşullar çerçevesinde Vekâlet Savaşlarının bugün olduğu gibi gelecekte de en çok tercih edilen savaş stratejisi olacağı tahmin edilmektedir.Bu tez çalışması sonuç hariç üç bölüm olarak ele alınmıştır. İlk bölümde ABD ve Batılı müttefikleri tarafından oluşturulmaya çalışılan Yeni Dünya Düzeni ve bu düzenin bir yansıması olarak günümüzde tüm dünyayı saran Terör ve Terörizm kavramları ele alınmıştır. İkinci bölümde günümüzde devlet ve devlet dışı aktörlerin yeni savaş stratejisi haline gelen Vekâlet Savaşlarının ne olduğu, neden ortaya çıktığı, nasıl yürütüldüğü ve aktörlerinin kimler olduğu başlıklar halinde örneklerle açıklanmıştır. Üçüncü ve sonuç bölümünde Türkiye'nin zorlaşan konumuyla beraber vekâlet savaş stratejisini hayata geçirmesinin gerekliliği anlatılmıştır. Ayrıca Türkiye'nin Suriye iç savaşında doktrine etmeye çalıştığı vekâlet savaş stratejisi, bu stratejide yapılan hatalar ve çıkarılması gereken dersler ele alınmıştır.
Türkiye-Suriye ilişkilerinde kriz dönemlerinin değerlendirilmesi (1915-1998)
Bu çalışmada Türkiye-Suriye ilişkilerinde ortaya çıkan kriz dönemlerine ve iki ülke arasında savaş durumunun doğmasına neden olan hadiselerin değerlendirmesi yapılmıştır. İkinci Dünya Savaşı öncesinde Türkiye-Fransa ve Suriye arasında vukuu bulan Hatay krizine Türkiye'nin 1936 yılında müdahale etmesiyle kriz uluslararası bir hal almış ve 1939'da Türkiye'nin Hatay'ı ilhakıyla Türkiye-Suriye ilişkileri kökten sarsılmıştır. Sovyetler Birliği'nin Türkiye'den toprak talepleri ve Orta Doğu ülkelerine Komünist ideolojisini yayma girişimi Türkiye'nin Batı blokunu tercih etmesini sağlarken; ABD ve İngiltere'nin sömürgeci tutumları Mısır ve Suriye'yi Sovyetler Birliği'ne yakınlaştırmıştır. Ayrıca Suriye'nin Bağdat Paktına karşı çıkması ve Suriye Genelkurmay Başkanlığına Marksist bir generalin getirilmesi Türkiye'nin Komünist devletlerce sarılma algısı yaşamasına neden olmuştur. Bu durum üzerine Türkiye'nin Suriye sınırına asker yığmasıyla 1957 Suriye krizi olarak adlandırılan olay patlak vermiş ve kriz BM'ye taşınarak uluslararası bir hal almıştır. Türkiye'nin bölgesel kalkınma hamleleri kapsamında Fırat ve Dicle Nehirleri üzerine barajlar inşa etmeye başlaması üzerine Suriye'nin adı geçen nehir sularını ortak kaynak niteliği taşıdığı gerekçesiyle uluslararası sular olarak görmesi ve kazanılmış haklar olduğunu iddia etmesiyle yeni bir bölgesel sorunu doğurmuştur. Suriye yönetimi komşularıyla olan sorunlarında siyasi ve askeri üstünlük sağlayamaması üzerine o devletleri içten yıpratmak ve iç çalkantılara sürüklemek için terörizmi bir silah olarak kullanma yoluna başvurmuştur. Bu bağlamda Suriye yönetimi çeşitli terör örgütlerini alenen destekleyerek komşu ülkelerden siyasi ve iktisadi menfaat sağlamaya çalışmıştır. Bu durum Orta Doğu'da yeni uluslararası kriz ortamlarının doğmasına neden olmuştur. Anahtar Kelimeler: Suriye, Türkiye, Uluslararası İlişkiler, Ortadoğu, Kriz
The effects of the Syrian Ciwil War on Turkey's border security
Starting in Tunisia in 2010, the Arab Spring uprisings spread across the Arabic world and affected Syria as well as Egypt, Libya, and Yemen. The Assad regime was insensitive to the demands of the people seeking reforms and attempted to suppress the street demonstrations by violence, causing a civil war in the country. The major impact of the civil war in Syria on Turkey was the emergence of such non-state armed actors as PYD / YPG and ISIS, benefiting from the power vacuum in Syria. They found plenty of freedom for illegal activities in the region in a short time. The escalating tensions and conflicts in the country led to the administrative and military structuring of the PYD / YPG, the Syrian branch of the PKK, in the north of Syria. The atmosphere of pressure and violence caused by PYD / YPG and ISIS in the region forced local people to leave their homes and thousands of Syrian civilians had to migrate to Turkey. The existence of these terrorist elements along Turkey's southern borders was also a threat to Turkey. This study investigated the impact of terrorist organizations such as PYD / YPG and ISIS in the north of Syria on Turkey's border security management and the measures taken by Turkey against this threat.
Türkiye'nin 2015-2020 yılları arasında Suriye'nin kuzeyine gerçekleştirdiği askeri operasyonların kuvvet kullanma hukuku bağlamında değerlendirilmesi
Küreselleşen dünyada birçok yeni tehdit ortaya çıkarken eski tehditler de etkisini artırarak devletler için bir sorun olmaya devam etmektedir. Güncel dünya düzeninin ve uluslararası siyasetin en sarsıcı tehditlerinden olan uluslararası terörizm, hem devletler hem de bireyler için tehdit düzeyini giderek artıran bir sorundur. Devletler, uluslararası örgütler ve diğer aktörler uluslararası terörizmle etkin yollar aracılığıyla mücadele etmektedir. Özellikle devletler, hem tek başlarına bir aktör olarak hem de uluslararası örgütler aracılığıyla uluslararası terörizmle birlikte mücadele etmektedirler. Terörizm kavramının ortak bir tanımı dahi yapılamamışken terörizmle mücadele konusunda aktörlerin de doğal olarak farklı fikirleri mevcuttur. Devletler uluslararası terörizmle mücadelede egemenliklerini, vatandaşlarını ve topraklarını korumak için askeri operasyonlar gerçekleştirmekte ve bunu hukuki gerekçelere dayandırmaktadırlar. Zira bir devletin uluslararası arenada gerçekleştirdiği tüm faaliyetlerin temelinde hukuka uygunluk yatmaktadır. Bu bağlamda kuvvet kullanma hukukunun tartışmalı doğası da incelenmesi gereken diğer bir önemli konu olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle devletlerin gerçekleştirdiği sınır ötesi askeri operasyonların hukuki zeminleri de kuvvet kullanma hukuku bağlamında incelenmelidir. Bu hususta terörizmle mücadele kapsamında askeri harekât gerçekleştiren ülkelerden biri olan Türkiye, Suriye'nin kuzeyine beş askeri operasyon gerçekleştirmiştir. Bu kapsamda Türkiye'nin, Suriye'nin kuzeyine gerçekleştirdiği beş askeri operasyonun hukuki zeminlerinin araştırılması bu tezin temelini oluşturmaktadır. Tezin Türkiye'nin gerçekleştirdiği bu beş askeri operasyonun hukuki zeminine katkı sunması amaçlanmaktadır. Gerçekleştirilen bu beş operasyonun kuvvet kullanma hukuku bağlamında değerlendirilmesi ve operasyonların hukuki zeminlerinin araştırılması Türkiye'nin gelecekte uluslararası arenadaki faaliyetlerine de katkı sağlayacaktır.
Kültürlerarası iletişim etkinliği: Kilis esnaf ve sanatkârlarının Suriyeli müşterilerle olan etkileşimi üzerine bir alan araştırması
Yirmi birinci yüzyılda dünya vatandaşı olabilmenin en önemli şartlarından birisi diğer kültürlerin farkına varabilmek ve o kültürleri anlayabilmektir. Globalleşme ile küçülen dünyada, iletişim ve ulaşım teknolojilerinde gün geçtikçe oluşan gelişmelerin yeryüzünü adeta küresel bir köy haline getirmesiyle birlikte farklı kültürlere sahip ulusların bir araya gelmesi kaçınılmaz olmuştur. Dolayısıyla toplumda dünya çapında etkin bir başarı yakalamak isteyen kişi ve işletmelerin kültürlerarası iletişim etkinliğini öğrenmesi kritik bir hedef haline gelmiştir. Uluslararası etkileşimin dünyada bu denli önemli hale gelmesiyle birlikte Türkiye'nin de bölgesinde meydana gelen olumlu veya olumsuz gelişmelerden etkilenmemesi kaçınılmazdır. 2011'den sonra Suriye'de baş gösteren iç savaştan kaçan milyonlarca Suriyeli Türkiye'ye sığınmak zorunda kalmıştır. Bu kapsamda yapılan çalışmada, Kilis ilinde faaliyet gösteren yerel esnaf ve sanatkârların 2011'den bu yana (2016) yoğunlukla muhatap oldukları Suriyeliler ile aralarındaki iletişim etkinliği ölçülmüştür. Yapılan bu çalışmada iletişim rahatlığı, davranışsal esneklik, etkileşimde saygı, mesaj verme kabiliyeti, kimlik koruma ve etkileşim yönetimi alt değişkenlerinden oluşan kültürlerarası iletişim etkinliği ölçülmüştür. Elde edilen bulgulara göre; iletişim rahatlığı, davranışsal esneklik, etkileşim yönetimi değişkenlerine ait algıların genel olarak düşük; etkileşimde saygı, mesaj verme kabiliyeti ve kimlik koruma değişkenlerine ait algıların ise genel olarak yüksek çıktığı görülmüştür. Ayrıca bu araştırmada Kilis'te faaliyet gösteren yerli esnaf ve sanatkârın Suriyeli müşteriyle yaşadığı kültürlerarası iletişim etkinliğinde demografik faktörlerin etkisi de incelenmiştir. Yapılan çalışmanın esnaf ve sanatkârlara kültürlerarası iletişim etkinliğinin alt boyutlarının (iletişim rahatlığı, davranışsal esneklik, etkileşimde saygı, mesaj verme kabiliyeti, kimlik koruma ve etkileşim yönetimi) iyi anlaşılması ve uygulamaya koyulabilmesi açısından katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Ayrıca bu çalışmanın, kültürlerarası iletişim etkinliğine yönelik gelecekte yapılacak çalışmalara yol göstereceği ve mütevazı bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: kültür, iletişim, kültürlerarası iletişim etkinliği, Suriyeli sığınmacılar, esnaf ve sanatkârlar.
The psychosocial, political, economic, sociocultural and educational impacts of migration on Syrian migrants and host communities
This study had been conducted in order to give information about the Syrian War, its development, chronological events and its psychosocial, political, economic, sociocultural, and educational impacts of Migration on Syrian Migrants and Host Communities. There are several components of the Migration process and those had been explained and discussed specifically. It had been examined important concepts which are relevant to the topic and the theory of the Theorist Ravenstein had been explained with examples for being able to comprehend this movement more efficiently. He studied the laws of migration; "migration and distance", "migration and steps", "diffusion and absorption", "migration chains", "direct migration", "the difference between rural- and city-settlers" and "the difference between male and female". As Ravenstein analyzed and studied on the main components of migration, it is strongly intertwined with this study and the method. The main reason for conducting this study was the lack of studies and information of several impacts, especially psychosocial and sociocultural impacts of migration on Turks and Syrians. The importance of this study is that analyzing and comprehending these impacts provides a ground for solving problems and ensuring a peaceful environment for everyone. Moreover, it had been shared a detailed survey which had been translated to English, Turkish and Arabic and the results of the survey had been discussed one by one efficiently. Many Turks and Syrians from different backgrounds had shared their feedbacks about several statements about the past and current situation, thoughts and expectations for Syrians and Turks who are living together in Turkey. These feedbacks are beneficial to comprehend, analyze and find solutions regarding the general process. The results showed that both societies had been affected by this migration process and especially the integration process should be developed in order to ensure a more prosperous and peaceful standard of living.
Türkiye - Suriye ekonomik ilişkilerinde Gaziantep'in yeri
90 yıllık aradan sonra birbirlerine yakınlaşan Türkiye ve Suriye ülkeleri arasında sosyal, siyasal, ticari, kültürel ve bilimsel alanlarda birçok işbirliğine gidilmiştir. İki ülke arasındaki coğrafi yakınlığın yanı sıra tarihi ve kültürel bağlar da ticaret hacminin artırılmasında önemli rol oynamıştır. Özellikle Türkiye ile Suriye arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi doğrultusunda imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması ile iki ülke arasında ticareti engelleyen faktörlerin ortadan kaldırılması amaçlanmış; böylelikle ticarete hızlı bir ivme kazandırılmıştır. Ayrıca Suriye ile mevcut sınır kapılarında kurulması hedeflenen Sınır Ticaret Merkezleri de, iki ülke sınır ticaretini iyi bir noktaya getirerek Türkiye-Suriye dış ticaretinin daha da gelişmesini sağlayacaktır.Gelişmiş sanayi yapısı ve yüksek ticaret hacmi ile geniş bir bölgesel pazara hitap eden Gaziantep İli, komşu ülke Suriye ile Karkamış Sınır Kapısı'ndan sınır ticaretini gerçekleştirmekte; sanayi yönünden olduğu kadar ticaret yönünden de dikkatleri çekmektedir.Tarih boyunca ortak bir kültürü paylaşmış olan Gaziantep-Halep İlleri arasında var olan ortak kültürün devamlılığı ve kültürel altyapının geliştirilmesine yönelik gerçekleştirilen projelerle birlikte; ekonomi, ticaret, sanayi, ulaşım, turizm, enerji, basın ve eğitim alanlarındaki ikili işbirlikleri hızla devam edecek ve bu illerin gelişmesine katkıda bulunacaktır.
1918-1946 yılları arası Türkiye-Suriye iktisadi ilişkileri
1918-1946 döneminde Türkiye ve Suriye arasında iktisadi ilişkileri inceleyen araştırmada, temel olarak Fransa'nın koruyuculuğu altındaki Suriye'de manda idaresinin uyguladığı politikalar ve bu yönde şekillenen ekonomik yapıya ilave olarak Türkiye ile ticari ilişkilerinin boyutları ve bileşimi incelenmiştir. Bu doğrultuda çalışmada ilk olarak, Türkiye ekonomisinin genel görünümü ve Fransız mandası altında Suriye ekonomisi ve söz konusu dönemde uygulanan iktisat politikalarının ticari ilişkiler üzerindeki etkileri çözümlenmiştir. Ayrıca söz konusu dönemde Türkiye ve Suriye arasında günümüzde bile zaman zaman gündeme gelen Hatay sorununun doğuşu irdelenmiştir. İkinci olarak ise 1926-1942 yılları arasında Türkiye ile Suriye arasında ticaretin boyutları, bileşimi, söz konusu ticaretin Türkiye için nisbi önemi ile birlikte ticaretin geçirdiği değişiklikler açığa çıkarılmıştır. Bu amacı gerçekleştirmek üzere dönem içinde ticareti oluşturan malların çeşitli açılardan tasnifi ve oranlanması yöntemiyle ticari ilişkinin yapısal analizi gerçekleştirilmiştir.Araştırmanın sonucunda Suriye'nin Türkiye ile ticari ilişkilerin, iki ülkenin tarihi ve kültürel bağları ve konumundan doğan avantajları göz önünde tutulduğunda beklenen düzeyde gerçekleşmediği görülmüştür. Büyük oranda tarımsal hammaddeler olmak üzere küçük miktarda endüstriyel ürünlerin ticareti yapılmakla birlikte, iki ülke arasında ticaret 30'lu yılların genel konjonktürüne uygun olarak azalmıştır.Anahtar kelimeler: Türkiye Ekonomisi, Suriye Ekonomisi, Fransız Mandası, Suriye-Türkiye Ticari İlişkileri.
Beşar Esad Dönemi Suriye dış politikası ve Türkiye ile ilişkiler: Süreklilik ve değişim eksenli bir değerlendirme
Uluslararası ilişkilerde süreklilik, bir devletin dış politikasının uzun süreli olarak temel ilke ve esasları koruyarak belli parametrelerin dışına çıkmaması veya çıkamaması anlamına gelir. Devletlerin dış politikada süreklilik izlemesi alınan kararlar doğrultusunda olabileceği gibi zorunlu nedenlerden de ortaya çıkabilmektedir. Bunu ülkenin tarihi, coğrafyası, nüfusu, ekonomik durumu, askeri gücü ve ulusal özellikleri yapısal faktörleri etkileyebileceği gibi halkın kültürel özellikleri, ulusal karakteri, liderlerin özellikleri gibi yapısal faktörler de dış politikanın oluşumunda etkili olabilmektedir. Tüm bunlar dış politikada sürekliliği zorunlu ya da isteyerek uygulamasını sağlayabilmektedir. Uluslararası ilişkilerde değişim kavramı konusunda farklı teoriler olup en yaygın ve kabul görenler realizm/neorealizm ile liberalizm/neoliberalizimdir. Klasik realizm ve neorealizm'e göre uluslararası ilişkilerde temel olarak değişim söz konusu değildir. Klasik realistlere göre devlet, güç dengesi ve savaş gibi kavramların insanlık tarihi kadar eski olduğunu ve ileride de devam edeceğini savunur. Uluslararası alanda değişimin ise devletlerin kendi çıkarlarına uygun şartlar oluştuğunda sistemi kendi çıkarlarına uygun şekle sokmak amacıyla savaşlar aracılığıyla gerçekleştirdikleri olgudur. Neorealistler'e göre de hiyerarşik ve başka tür bir Uluslararası sistem gelişmedikçe değişim mümkün değildir. Liberal-Neoliberaller'e göre uluslararası politika da değişim mümkündür ve hatta olması gerektiği savunulur. Devletlerin dış politikalarında değişim yapmaya iten dinamikleri daha iyi anlayabilmenin bir diğer yolu da, devletlerin dış politikalarında görülen değişimi sınıflandırmaktır. Bu sınıflandırmayı seçimli-zorunlu, içsel-dışsal, köklü-sınırlı ve ani-aşamalı olarak sınıflandırmak mümkündür. Araştırmanın amacı, uluslararası politika literatüründe var olan süreklilik ve değişim olgularının incelenerek Suriye Dış politikasında uygulanma sıklığını ve değişimini gözlemlemektir. Özellikle Beşar Esad döneminde uygulanan iç politik kararların dış politikaya yansımaları ve bu yansımaların süreklilik ve değişim ekseninde Türkiye ile ilişkilerde neleri değiştirdiğinin araştırılması amaçlanmaktadır.
Suriyeli sığınmacıların entegrasyon süreci ve sorunları: Elazığ örneği
Suriye'de 15 Mart 2011'de başlayan rejim karşıtı gösterilerin kısa zamanda ciddi çatışmalara ve ardından da bir iç savaşa dönüşmesi ile birlikte Suriye'den komşu ülkelere doğru ciddi ve dramatik bir insan kaçışı yaşanmaya başlanmıştır. Suriye'de devam eden bu durum milyonlarca Suriyelinin başka ülkelere sığınmak zorunda kalmasına yol açmış ve Suriyelilerin yaşam ve göç sürecinin gelecek kaygılarını artıracak şekilde çok daha karmaşık bir hal alarak devam etmesine neden olmuştur. Bu nedenle öncelikle kısa süreli ve geçici bir durum olarak görülen bu göç olgusu, gün geçtikçe kalıcı bir hal almıştır. Bu durum, göç eden insanları, geçim ve sosyal uyum süreçlerini içeren ve ekonomik, sosyal ve kültürel açılardan genel toplum ile bütünleşmelerini sağlayacak çeşitli stratejiler geliştirme zorunluluğu ile baş başa bırakmaktadır. T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nün 28.06.2018 tarihli resmi verilerine göre Türkiye'de 3.562.523 Suriyeli bulunmakta ve bu rakamın büyük bölümünü barınma merkezleri dışında yaşamlarını sürdürmekte olan 3.347.905 Suriyeli oluşturmaktadır. Aynı verilere göre Elâzığ ilinde de 11.580 Suriyeli sığınmacı ikamet etmektedir. Bu araştırma kapsamında, Elazığ ilinde ikamet etmekte olan Suriyeli sığınmacıların sosyal, ekonomik ve kültürel entegrasyon süreçlerinin anlaşılması amacına yönelik olarak; iş bulma, meslek edinme durumu ve çalışma koşulları, kazancın temel ihtiyaçları karşılamaya yetip yetmediği, sağlık hizmetlerinden faydalanma durumları ve söz konusu hizmetlerin yeterliliği, çocukların eğitim olanakları, ikamet edilen konutların niteliği ve yeterliliği, yardımlaşma, ayrımcılık ve dışlanma bakımından yerel halkla ilişkilerin durumu gibi konularda, gerçekleştirilen saha araştırmasından elde edilen verilerden hareketle genel bir değerlendirme yapılmaktadır. Elazığ'ın 7 mahallesinde ikamet etmekte olan 60 kişi ile derinlemesine mülakat tekniği kullanılarak yapılan görüşmelerden elde edilen verilere göre Suriyeli sığınmacılar ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan uyum ve entegrasyon sürecini zora sokan çeşitli güçlüklerle karşı karşıya bulunmakta ve özellikle geçim sıkıntısı, iş ve çalışma koşulları, sosyal ilişkilerde güven sorunu ve ayrımcılık ve hemen her alanda bir engel olarak karşı karşıya kalınan dil yetersizliği bu güçlüklerin başında gelmektedir. Anahtar Kelimeler: Göç, Suriye, Sığınmacı, Entegrasyon, Sosyal Bütünleşme
Uluslararası siyasi krizlerin Türk ekonomisi ve Türk girişimciliğine etkisi: Suriye krizi örneği
Türkiye, coğrafi konumu, enerji kaynakları, iklimi, tarım ürünlerinin çeşitliliği, turizm imkânları sayesinde dünya coğrafyasında stratejik bir ülkedir. Bu nedenle, tarihi boyunca büyük devletlerin ilgisini çekmiştir ve dünyanın büyük devletleri küresel olaylar karşısında Türkiye'nin tutumunu yakından izlemektedir. Türkiye'nin birçok ülke ile sınırları bulunmaktadır. Avrupa ile Asya'yı birbirine bağlayan bir ülke olmasının yanında önemli ticaret yollarına sahip Türkiye'nin konumu ülkemize belirli sorumluluklar yüklemektedir. Ülkeler arasında yaşanan ekonomik, siyasi, sosyal olaylar nedenleri ve sonuçları doğrultusunda ulusal ya da uluslararası boyutta krizlere sebep olabilmektedir. Krizleri meydana getiren sebepler ve sonuçlar farklı türde krizleri ortaya çıkarmıştır. Ülkeler arasındaki ilişkiler Politik Ekonomi kavramının daha sıklıkla incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Türkiye'de yeni olan girişimcilik kavramı türleri ve özellikleri açısından farklı literatürlerde sıklıkla incelenmektedir. Genç nüfus oranı yüksek olan Türkiye'de girişimciliği etkileyen sebepler araştırıldığında girişimciliğin bölgesel kalkınmaya olan etkilerinin önemli olduğu görülmektedir. Girişimcilik sosyal ve ekonomik etkileri ile toplumsal faydalar oluşturmaktadır. Suriye Krizi sonrasında ekonomik ilişkilerimizin güçlü olduğu ülkelerden olan Suriye ile ekonomik, politik ilişkilerimiz incelenmiştir. Suriye krizi nedenleri ile sonuçları açıklanmıştır.
Baas rejimi döneminde Türkiye-Suriye ilişkileri
Suriye'de Baas'ın etkinliği 1950'li yıllarda başlamış ancak yönetime gelmesi 1963 darbesi ile gerçekleşmiştir. Baas İktidarı; 1970 yılı Hafız Esad Darbesi, 2000 yılında Beşar Esad'ın yönetime geçmesi ile sürekliliğini korusa da zamanla liderlerin çıkarları doğrultusunda Baas ideolojisinin içi boşaltılmıştır.Suriye'nin yönetiminde yaşanan bu dönüşüm ? elbette uluslararası ortamın da etkisiyle- Türkiye ile ilişkilerine de yansımıştır. 1957 yılında tarafların içinde bulundukları karşıt Blokların etkisiyle yaşanan ilk buhran son olmamış, 1998 yılına dek süren, su anlaşmazlığı ve onunla bağlantılı terör meselesi iki ülke arasında sorunlu yıllar olarak adlandırılabilinecek dönemin yaşanmasına neden olmuştur.2000 yılı sonrası dönemde ise Suriye Yönetimi'nde Beşar Esad'ın başa gelmesiyle Suriye Dış Politikası'nda dışa açılım politikasının takip edilmesi ve Türkiye-Suriye çıkarlarının uyuşması ilişkilerdeki iyileşmeyi doruğa çıkarmıştır. Ancak 2011 Mart ayı itibariyle Suriye'nin azınlık iktidarını da vuran Arap Halk Hareketleri ile birlikte, Türkiye'nin Suriye halkından yana tavır takınması 10 yılda iyileştirilen ilişkilerin 10 ayda çökmesi ile sonuçlanmıştır.Anahtar Sözcükler:1.Baas2.Su Sorunu3.Terör Sorunu4.Stratejik İşbirliği5.Arap Halk Hareketleri
Türk dış politikası'nda stratejik derinlik yaklaşımına dair teorik ve pratik uyumun Suriye kapsamında değerlendirilmesi
Türk Dış Politikası 2002 yılından bugüne bir değişim yaşamaktır. Bu değişimin temelinde Stratejik Derinlik yaklaşımı vardır. Yaklaşım Türkiye'nin tarihi ve coğrafi derinliğini koyduğu dış politika hedefleri doğrultusunda yeniden yorumlamaktadır. Bu bağlamda Stratejik Derinlik, Türk Dış Politikası'nda stratejik teori eksikliğini giderme iddiası taşımaktadır. Bu yüzden çalışmada öncelikle yaklaşımın teorik yeri belirlenmeye çalışılmıştır. Bir teoride olması gereken nitelikler paralelinde Stratejik Derinlik yaklaşımı bir mikro teori olarak değerlendirilmektedir. Bununla birlikte yaklaşım muhtevasında güç denklemi, stratejik teori ve yeni dış politika ilkeleri gibi kavramlar barındırmaktadır. Bu kavramların pratiğe aktarımı bağlamında Suriye politikaları başarılı bir alan olmuştur. Nitekim bu kavramlar Suriye politikaları çerçevesinde büyük oranda pratiğe aktarılabilmiştir.Anahtar Sözcükler: Stratejik Derinlik, Türk Dış Politikası, Türkiye- Suriye İlişkileri, Teori, Strateji.
Suriyeli göçmenlerle yaşanan sorunlar üzerine sosyolojik bir araştırma: Hatay ili örneği
Günümüzde yaşanan sıcak gelişmeler, iç savaşlar ve terör olayları dünyada bitmeyen bir mülteci sorununa neden olmuştur. Suriye'de yaşanan iç savaş, günümüzde en büyük göçmenlik krizini ve trajedisini yaratmıştır. İç savaşın bütün şiddetiyle yaşandığı Suriye'den sadece can güvenliği için başka ülkelere göç emek zorunda kalanlar, göç ettikleri yerlerde de başka sorunlarla karşı karşıya gelebilmektedirler. Bu çerçevede araştırmamız, Suriye'de yaşanan iç çatışmalardan dolayı Hatay iline yerleşen mültecilerin, yerleşik halkla ne tür sorunlar yaşadıkları ve bu sorunların yarattığı çatışma alanlarına odaklanmıştır. Bu kapsamda, hem mültecilerden hem de yerel halktan toplam 57 kişiyle görüşmeler yapılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda; Suriyelilerle Hatay halkı arasında gerçekleşen sorunların başında, Suriyeli mültecilerin düşük ücretle çalışması ve hayat pahalılığının artması yer almaktadır. Bu sorunların yanında iki halk arasında kültürel farkların olması ve medyanın yer yer kışkırtıcı bir dil kullanması, durumu daha ileri bir noktaya getirmiş ve tarafların birbiri ile karşı karşıya gelmelerine neden olmuştur. Tez çalışmasında özellikle bir tarafı rahatsız eden sorunların diğer taraf için de farklı sorunlar teşkil ettiği ve bu sorunların birbiriyle bağlantılı olarak sorunlar yumağına yol açtığı ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Mülteci, Hatay, Suriye, Çatışma
Türkiye'de dış politika haberciliği: 2012 Suriye krizine yönelik ulusal gazete haberlerinin içerik çözümlenmesi
2010 yılında Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da başlayan devrim niteliğindeki Arap Baharı, Türkiye'ye sınır komşusu olan Suriye'de de etkilerini en kısa zamanda göstermeye başlamıştır. Arap Baharı Türkiye-Suriye ilişkilerinde de dönüm noktası niteliğindedir. Özellikle 2012 yılı ortalarında Suriye ve Türkiye arasında yaşananlar Türkiye için dış politika meselesi olmaktan daha çok bir iç politika meselesine dönüşmüştür. 22 Haziran 2012 tarihinde, Suriye sınırında uyarı yapılmadan, Suriye ordusu tarafından Türk jetinin düşürülmesi iki ülke arasındaki ilişkilerin bozulmasına neden olmuştur. Türk jeti krizi ardından Ekim ayı içerisinde Suriye'den top mermisinin sınırdaki Akçakale'ye isabet etmesi sonucunda iki ülke savaş eşiğine gelmiştir. Akçakale'de yaşanılan kriz ardından 11 Ekim 2012 tarihinde Türkiye Rusya'dan Suriye'ye giden yolcu uçağını Ankara'nın Esenboğa Havalimanı'na mecburi inişe zorlamasıyla konu hakkında ortaya birçok iddia atılmıştır. Tüm bu gelişmeler sonucunda Türkiye için Suriye sorunu daha dikkatli yaklaşılması gereken bir dış politika meselesi haline gelmiştir. 2012 yılı Türk dış politikası açısından önemini koruyan her üç krizin, Türk basını tarafından doğru ve eksiksiz bir şekilde anlama ve kitlelere iletme sorumluluğuyla karşılaşmasına neden olmuştur. Özellikle Suriye sorunu Türkiye dış politikası açısından önemli ve ciddi bir kriz alanı olması nedeniyle, doğru ve eksiksiz bir dış politika haberciliği yapabilmek, ideolojik bakış açılarından sıyrılarak sadece gerçekleri okuyucusuna ulaştırabilmek ve farklı hususları göz önünde bulundurarak analiz yapmak medya için bir hayli zor olmuştur. Yapılan bu araştırmada tam olarak Türk Basınının bu sorumluluğu ne ölçüde yerine getirildiği irdelenmiştir. Bu çalışmada, 2012 yılı Suriye krizi kapsamında incelenen Türk jeti, Akçakale ve Suriye yolcu uçağı krizlerinin Türk yazılı basınında nasıl sunulduğu, Cumhuriyet, Zaman ve Sabah gazetelerinin haberleri üzerinden içerik çözümlemesi tekniği ile değerlendirilmeye alınmıştır. Araştırma 2012 yılının Türk jeti krizinin yaşandığı 23 Haziran-30 Haziran, Akçakale krizinin ve Suriye yolcu uçağı krizinin yaşandığı 3 Ekim-17 Ekim tarihleri arasındaki süreleri kapsamaktadır. Araştırmada toplam 386 haber incelenmiştir. Araştırma sonucunda, Türk dış politika haberciliği alanında hükümetle olan ilişkiler bağlamında gazetelerin Suriye krizine farklı ideolojik açılardan yaklaştıkları görülmüştür. Bunun yanı sıra Suriye krizine yönelik farklı ideoloik bakış açıları bulunmasına karşın genel olarak dış politika haberciliği alanında gazetelerin, Suriye krizine hükümetle aynı açıdan baktıkları görülmüştür. Çünkü gazeteler dış politika haberciliğinde sadece hükümet temsilcilerine bağlı kalmışlar ve onların yapmış olduğu yorum ve açıklamalardan hareket ettikleri elde edilen sonuçlar arasındadır. Diğer yandan Suriye krizleriyle ilgili haberlerin üretiminde kesin ve net bilgilerin elde edilememesi sonucu belirsizlik yaşanmış bu da asılsız iddiaların, komplo tezlerinin ortaya atılmasına neden olmuş, sonuç olarak gazeteler de dış politika haberlerini bu şekilde gündemlerine taşımışlardır. Yine Türk dış politika haberciliği yaşanan kriz olaylarını çatışmacı haber içerikleriyle okuyucusuna sunmuştur. Özellikle basın Türk jeti ve Akçakale krizlerini Suriye saldırısı olarak okumuş ve Türkiye'nin Suriye'ye yönelik misillemesini, haberlerine olası savaşın göstergesi şeklinde taşımıştır. Dolayısıyla haberlerde yüksek tehdit oluşturduğu düşünülen Suriye'ye yönelik olumsuz tutumların, kınamalarında oranı oldukça yüksek olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimler: Dış Politika, Haber, 2012 Suriye Krizi, Ulusal, Basın
Türkiye-Suriye ilişkileri (1954-1973)
Devletlerarası tarihi ilişkilerin öneminden hareketle, ?1954?1973? yılları arasında Suriye Türkiye ilişkilerinin tarihi iki ülkelerin arasındaki dünü ve bugünü bakımından önemlidir. Bu Tezin amacı, iki devletin, siyasi ve iktisadi durumu üzerine ?1973?1954? yılları arasındaki gelişmelere ışık tutmaktır.Bu konunun seçilmesinin sebebi, 1954'te başlayan dönemin önemine dayanır. Bu dönem, Suriye'de askeri inkılâpların son bulma dönemidir. Suriye'de, Başkan Şükri El-Kuvvetli'nin ve aynı şekilde Türkiye Başbakanı Celal Bayar'ın idareyi eline alması, aynı döneme rastlar. Ama dönemin sonu olan 1973 yılı, çağdaş Suriye tarihinde önemli bir yeri olan Ekim Savaşı dönemidir. Araştırmanın hedefi, iki Devlet için siyasi ve iktisadi gelişmeler üzerinde yoğunlaşmaktır yapmaktır.Tezin kaynakları, Şam'da bulunan El-Esed Kütüphanesindeki eserlere dayanmaktadır. Ayrıca Şam, Lazikiye ve Beyrut'taki kütüphanelerde bulunan eserlerden de faydalanılmıştır. Bunların dışında tezde resmi belgeler ve yayınlar ile yabancı kaynaklar da kullanılmıştır.Anahtar Kelimeler: Türkiye Suriye İlişkileri, Siyasi, Partiler, Devrimler, Ortadoğu
Türkiye ve Suriye ilişkilerinde süreklilik ve dönüşüm üzerine bir dış politika incelemesi
Ortadoğu bölgesi ve bölgede gerçekleşen olaylar uluslararası ilişkiler açısından büyük önem arz etmektedir. Ortadoğu zaman içerisinde birçok çatışma, savaş ve rekabete sahne olmuştur. Bölge ülkeleri içerisinde yer alan Türkiye ve Suriye Devleti'nin ikili ilişkileri için de çatışma ve gerilim dış politika yaklaşımlarının belirleyici unsurları olarak öne çıkmaktadır. İki ülke ilişkileri arasında kalıcı bir dostluk ya da düşmanlık durumu oluşturulamamış ve ilişkiler dış politika yaklaşımlarına göre şekillendirilmiştir. Bu amaçla çalışmada Türkiye ve Suriye ilişkilerindeki süreklilik ve dönüşüm nedenleri üzerine bir inceleme yapılmış ve ilişkilerdeki süreklilik süreci Realizmin ana kavramları olan "Güç ve Güvenlik" yaklaşımları üzerinden anlatılırken, ilişkilerdeki dönüşüm süreci ise İnşacı teorinin "Kimlik" yaklaşımı üzerinden anlatılmıştır. Araştırılan konunun sona ermemiş olması ve zaman içerisinde değişkenlik gösterebilmesi kullanılan kaynakların çeşitliliğini kısıtlayan bir etken olmuştur. Çalışmada çeşitli kaynaklardan yararlanılmış ve sonuçlar analiz edilerek değerlendirme yapılmıştır. Bu çalışmanın oluşmasında baştan sonuna kadar değerlendirmelerde bulunan ve görüşlerini esirgemeyen danışman hocam Prof. Dr. Mohammad ARAFAT'a, bana manevi desteğini veren ve her zaman yanımda olan güzel aileme ve değerli dostum Çiğdem ARSLAN'a teşekkürlerimi sunuyorum.
Suriye İç Savaşı'nın Türk-Amerikan ilişkilerine etkisi
Bu tezde, 2000 yılından başlayarak 2019 yılına kadar süregelen Türk-Amerikan ilişkilerine yansıyan ve son zamanlarda başrol üstlenen Suriye'nin etkisini analiz etmek amaçlanmıştır. Osmanlı döneminde başlayan Türk-Amerikan ilişkileri uzun yıllar boyunca iniş çıkışlar yaşamış ancak birbirlerine olan bağlılıkları hiç bitmemiştir. 2001 yılında İkiz Kulelere yapılan saldırı ile beraber Amerika, Ortadoğu'daki politikasını değiştirmeye yönelmiştir. Türkiye ise yanı başındaki Ortadoğu'da yaşanan değişmelere kimi zaman çekincelerle yaklaşmıştır. İki ülkenin de ilgi odağı olan Ortadoğu'da özellikle de Suriye'de yaşananlar, Türkiye ve ABD'nin ilişkilerini şekillendiren temel odak noktası olmuştur. İki ülke arasında 2009 yılından itibaren "stratejik ortaklık" yerine daha ileri düzeyde olan "model ortaklık" geliştirilmiştir. 2010 yılında Arap Baharı ile başlayan ve Suriye'de iç savaşa dönüşen kriz ile birlikte Türkiye-ABD ilişkisi bu kavramların boyut değiştirdiği bir sürece girmiştir. ABD'nin Türkiye ile olan ilişkisi ise terör örgütü PKK/PYD'ye vermiş olduğu destek yüzünden sorgulanmasına neden olmuştur. Türkiye hem kendi sınırları içerisinde hem de sınır komşusu olduğu Suriye'de yaşanan terör olaylarından dolayı icra etmekte olduğu operasyonlarla barış ve güvenliği sağlamak için adımlar atmaktadır. Bu bağlamda, Suriye iç savaşında şekillenen Türk Amerikan ilişkileri incelenmiştir. Türkiye'nin bölgesel güvenliğini tehdit eden terör olaylarında ise müttefiki olan ABD'den destek göremediği tespit edilmiş ve bu durumun ikili ilişkilere negatif yansıdığı görülmüştür. Türkiye'nin askeri operasyonlarında kimi zaman Rusya ile yakınlaşması da ABD ile olan ikili ilişkilerinde gerilimlerin yaşanmasına neden olmuştur. Anahtar Kelimeler: Suriye; Türkiye; ABD; Ortadoğu; Suriye Krizi; Türkiye-ABD İlişkileri
2000'den günümüze Türkiye-Rusya ilişkilerinde Suriye faktörü
Tarihsel süreçte karşılıklı rekabet ve çatışma ortamında geçen Türkiye-Rusya ilişkileri, Soğuk Savaşın sona ermesi ve SSCB'nin dağılmasının ardından rekabet ve çatışma ortamından uzaklaşarak çok yönlü işbirliğine dönüşmüştür. 2000'li yıllardan itibaren Türkiye ile Rusya arasındaki siyasi, ekonomik, enerji, güvenlik ve kültürel ilişkiler istikrarlı bir şekilde gelişim göstermiştir. Türkiye ile Rusya arasında gelişen ilişkilerde şüphesiz iki ülke liderinin de ciddi bir katkısı bulunmaktadır. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, iki ülke ilişkilerini geliştirmek için büyük bir gayret göstermektedir. 2010 yılında Tunus'ta başlayan ve hızla tüm Ortadoğu'ya yayılan Arap Baharı, 2011 yılında Suriye'ye de sıçramış ve küresel çapta bir kriz ortaya çıkarmıştır. Suriye iç savaşının başlamasının ardından Türkiye ile Rusya'nın bölgedeki politikaları çatışmış, Rusya'nın Suriye'de askeri varlığını artırmasıyla birlikte iyice gerilmeye başlayan Türkiye-Rusya ilişkileri, Rus jetinin düşürülmesinden sonra çok ciddi bir krize sürüklenmiştir. Bu olayın ardından Rusya, Türkiye'ye ciddi yaptırımlar uygulamış ve ilişkiler neredeyse kopma noktasına gelmiştir. 9 Ağustos 2016 tarihinde iki ülke liderinin görüşmesinden sonra ilişkiler normalleşmeye başladıysa da Suriye konusunda fikir ayrılıkları devam etmektedir. Günümüzde iki ülke arasındaki ilişkiler düzelmiş olsa da başta Beşar Esad konusu ve PYD/YPG konusunda anlaşmazlıklar devam etmektedir. Bu bağlamda Türkiye-Rusya ilişkilerinin orta ve uzun vadedeki gelişimi bakımından Suriye meselesinin belirleyici olacağı düşünülebilir. Türkiye-Suriye ilişkileri ise, 1946 yılında Suriye'nin bağımsızlığını kazanmasından 1998 yılında imzalanan Adana Mutabakatına kadar gerginlik içinde geçmiştir. 1998 yılında normalleşmeye başlayan Türkiye-Suriye ilişkileri, 2011 yılından itibaren Suriye iç savaşının derinleşmesiyle birlikte tamamen kopmuştur. 2011 yılından günümüze kadar gelen Suriye krizinde Türkiye ve Rusya'nın takındıkları durum ve uyguladıkları politikalar bu tezde ele alınırken iki ülkenin Suriye konusuna bakışı açıklanmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Rusya, Suriye, Arap Baharı, Suriye İç Savaşı, TürkiyeRusya ilişikleri, Türkiye-Suriye ilişkileri, Recep Tayyip Erdoğan, Vladimir Putin, Beşar Esad
Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin depresyon düzeyleri
Depresyon en yaygın psikiyatrik bozukluklardandır ve travma yaşantılarından sonra sık görülür. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin yaşadıkları depresyon düzeylerini belirlemek ve bazı sosyodemografik değişkenlerle ilişkisini araştırmaktır. Bu araştırmada 12-54 yaş arasındaki 52 (26 kadın, 26 erkek) Suriyeli sığınmacıya Sosyodemografik Bilgi Formu ve Beck Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Katılanların %88.5'inde Beck Depresyon Ölçeği puanı kesme puanının üzerinde bulunmuştur. Bu oran çok yüksektir ve sığınmacıların ruhsal sorunlarının önemini göstermektedir. Bulgular tartışılmış ve öneriler sunulmuştur.