Uterin servikal hastalıklar
54 theses under this subject heading
Yüksek riskli HPV pozitif olan hastalarda smear sonuçlarının kolposkopi eşliğinde alınan servikal biyopsi sonuçları ile karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada amacımız HPV DNA taraması sırasında yüksek riskli hpv tipi testpit edilen hastalarda, servikal sitolojisi sonuçlarının kolposkopi eşliğinde alınan servikal biyopsi sonuçları ile karşılaştırılması ve tek başına yüksek riskli HPV pozitifliğinin kolposkopiye refere edilmesinin gerekliliğini araştırmaktır. Yöntem: Prospektif olarak yaptığımız çalışmaya HR-HPV pozitif 60 hasta dahil edildi. Hastaların HPV tipi, smear sonuçları, gebelik sayısı, parite, doğum şekli, sigara kullanımı, eğitim durumu, kontraseptif yöntem, OKS kullanımı, postkoital kanama durumu, cinsel aktif süresi sorgulandı. Tüm hastalara kolposkopi işlemi uygulandı. Kolposkopik bulgular, ECC ve biyopsi sonuçları istatistiksel olarak incelendi. Bulgular: HPV 16 pozitif olan hastalarda HSIL oranı %47, HPV 18 pozitif olanlarda %0 olarak bulunurken diğer HR-HPV genotiplerinde %12.5 oranında tespit edilmiştir. Bulgularımız istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,012 ). Sigara içenlerin Pap smear sonuçlarının %60,0'ında CIN 1 ve üzeri lezyon saptanmış, içmeyenlerin %31,4'ünde CIN 1 ve üzeri lezyon görülmüş ve aradaki fark anlamlı bulunmuştur (p=0,028). Sigara içme durumu ile biyopsi sonuçlarını karşılaştırdığımızda sigara kullanan hastaların %40,0'ında HSIL ve üzeri biyopsi sonucu olduğu tespit edilmiş iken, sigara kullanmayanların %5,7'sinde HSIL ve üzeri görülmüş ve sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p=0,003). Sonuç: Çalışmamızda HPV 16 en sık izlenen genotiptir. HPV 16 pozitif vakalarda, biyopsi sonuçlarında HSIL oranı anlamlı bulunmuştur. Sigara kullanan hastaların smear ve kolposkopik biyopsi sonuçları anlamlı bulunmuştur. HR-HPV pozitif vakaların tümüne kolposkopi yapılması ile serviksin preinvaziv lezyonları erken tanı alabilir ve hastalar serviks kanserine ilerlemeden tedavi edilebilir. Anahtar kelimeler: HPV, Smear, Kolposkopi, Serviks Kanseri
Bir üniversite hastanesi aile hekimliği polikliniğine başvuran kadınların serviks kanseri ile ilgili bilgi ve tutumları
Giriş ve Amaç: Serviks kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden birisidir. Ancak, düzenli taramalar ve aşılarla çoğunlukla önlenebilir bir kanser türüdür. Bu çalışmada, kadınların serviks kanseri taramasına ve HPV aşısına dair bilgi ve tutumları ile bunları etkileyen sosyodemografik özellikleri ortaya koymak amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel tiptedir. Çalışma süresince Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği polikliniğine başvuran 18 yaş ve üzeri kadınlardan dahil edilme ölçütlerine uygun kişiler ile çalışma yapılmıştır. Katılımcılarla karşılaşmada; araştırmacı ve yönetici tarafından hazırlanan, literatür taramasıyla oluşturulmuş, sosyo-demografik veriler, serviks kanseri taraması, risk faktörleri ve HPV aşısı hakkında bilgi ve tutumu ölçecek sorulardan oluşan anket formu ile veriler toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan kadınların %67,1'i Pap smear testinin serviks kanserinin taraması için kullanıldığını, %60,1'i testin servikal bölgeden alınan sıvı sürüntüsü ile yapıldığını bilmektedir. HPV DNA testinin de servikal kanser taramasında kullanıldığını bilenlerin oranı %13,9'dur. Kadınların %52,5'i smear testini hiç yaptırmamıştır. Smear testini yaptıranların %34,2'si son beş yıl içerisinde düzenli olarak yaptırmıştır. Smear testini yaptıranların %38'i şikayetleri sebebiyle, %22'si erken tanı için, %22'si doktorun tavsiyesiyle, %5'i ise ailede kanser tanısı olan kişilerin varlığı sebebiyle yaptırdıklarını ifade etmişlerdir. Smear testini yaptırmayanların %62,9'u gerek görmeme, şikayetin olmaması sebebiyle yaptırmadıklarını belirtmişlerdir. Araştırmaya katılan kadınların yarısı Human Papilloma Virüs'ü (HPV) ve aşısını duymuşlardır ancak HPV aşısı olan kadınların oranı %1,9'dur. Katılımcıların %43'ü serviks kanseri için risk oluşturacak durumlar hakkında doğru yanıtlar vermiştir. Sigara içmek, ailede serviks kanseri öyküsü olması, birden fazla cinsel partnerin bulunması, cinsel temasla bulaşan hastalık öyküsü olması; kadınların yarısından fazlasının servikal kanser için risk faktörü olarak kabul ettiği durumlardır. Bariyer korunma yöntemleri kullanmamak, beş yıldan uzun süre oral kontraseptif kullanmak, erken (<16 yaş) yaşta ilk cinsel ilişkide bulunmak ve obezite; servikal kanser açısından risk oluşturabilecek durumlardan olmasına rağmen, katılımcıların yarısından fazlası bu ifadelerin serviks kanseri için riski artırabileceği konusunda fikri olmadığını belirtmiştir. Sonuç: Araştırmaya katılan kadınların bilgi durumları ve tutumları ikamet yeri, eğitim durumu, çalışma durumu, medeni durumu ve yaş gruplarına göre farklılaşmaktadır. Şehir merkezinde yaşayan, üniversite mezunu olan, çalışan ve evli olan kadınların bilgi düzeyleri daha yüksektir. 30-65 yaş aralığındaki kadınların servikal kanser taraması hakkındaki bilgi durumu daha olumlu yöndedir. Anahtar Kelimeler: Serviks kanseri, kanser, tarama
Anormal servikal sitolojide anormal endoservikal patoloji ve human papilloma virus prevelansı
Giriş: Servikal kanser günümüzde dünya da kadınlar arasında dördüncü sıklıkta görülen ve önlenebilir bir kanser olması nedeniyle önemini korumaktadır. Bu nedenle birçok tarama programı geliştirilmiş olup bizim ülkemizde de en çok servikal sitoloji ve PCR ile hrHPV DNA pozitifliği taraması yapılmaktadır. Birçok çalışmada HPV enfeksiyonunun servikal kanserlerde %96-99 oranında pozitif olduğu belirtilmiştir. HPV'nin tek başına pozitifliğinin dışında yardımcı faktörlerlerin olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Biz bu çalışmada anormal servikal sitolojide anormal endoservikal patoloji ve HPV prevelansını, olası kofaktörlerin bu durumu nasıl etkilediğini, endoservikal örneklemenin önemini değerlerlendirdik. Metod: Bu çalışmada polikliniğimiz kolposkopi ünitesinde Ocak 2013 ve Nisan 2016 tarihleri arasında anormal servikal sitoloji ile takip tedavi gören 505 hasta değerlendirilmiştir. HPV DNA taraması ve endoservikal örneklem yapılmış olan 215 anormal servikal sitolojili hasta ile 175 kontrol grubu hasta karşılaştırılmıştır. Servikal sitoloji konvansiyonel ve likid bazlı (thin prep) teknik ayırt edilmeksizin çalışmaya dahil edilmişir. Servikal sitoloji Bethesda 2001 sınıflandırma sistemine göre yorumlanılmıştır. HPV DNA hastanemiz patoloji, mikrobiyoloji ve ayrıca dış merkez olarak KETEM laboratuarlarında PCR yöntemi ile değerlendirilmiştir. Tüm endoservikal örneklemler endoservikal fırça ve küretaj yöntemleri kullanılarak elde edilip hastanemiz patoloji bölümünce değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışma için toplamda 505 olgu değerlendirilmiştir. Eksik verileri olan olgular çıkartıldığında analizler 390 olgu üzerinden yapılmıştır. Çalışmada anormal Pap smear'e sahip olanların sayısı 215 (%55), normal Pap smear'i olanların sayısı 175 (%45) olarak saptanılmıştır. Olguların ortalama yaşı 45.5±9 olarak saptanmıştır. Parite ortalama 2.2, ilk cinsel ilişki yaşı ortalama 20, OKS kullanım oranı %27.9'du. Hastaların %31.3'ü menapozda ve %28'inde ek hastalık mevcuttu. Pap smear sonucu anormal olguların yaş ortalaması 45'ti. Sigara kullanımı %27.2 ve OKS kullanım oranı %26.3 olarak saptandı. Anormal Pap smearli olgularda HPV pozitifliği prevelansı %68.8'di. Bu grupta anormal endoservikal örneklem patoloji prevelansı %40 olarak bulundu. Yaş ile anormal servikal sitoloji arasında bir ilişki saptanmadı. Kontrol grubununda HPV pozitifliği prevelansı %53,7' idi. Bu grupta HPV pozitifliğinin %44'ünü HPV 16, %9.3'ünü HPV 18, %3.2'sini HPV 16 ve 18 birlikteliği %43'ünü diğer HPV tipleri oluşturmaktaydı. Anormal endoservikal örneklem patoloji sonucu prevelansı %2.8'idi. Anormal smear sitolojisi ile HPV DNA pozitifliği arasında istatistiki olarak anlamlı ilişki saptandı (p:0.002). Gravida, parite, ilk cinsel ilişki yaşı, OKS kullanımı, sigara kullanımı ile anormal servikal sitoloji arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Anormal servikal sitoloji ile abortus ve küretaj öyküsü arasında istatistiksel anlamlı sonuç elde edildi. HPV DNA pozitifliği ile sigara kullanımı ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. HPV DNA pozitifliği ile diğer kofaktörler arasında yapılan karşılaştırmalarda istatistiksel anlamlı sonuç bulunmadı. HPV DNA pozitifliği ile küretaj öyküsü karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı sonuç bulundu (p= 0.037). Anormal servikal sitoloji ile anormal endoservikal patoloji karşılaştırıldığında sonuç istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p˂0.001).Anormal servikal sitoloji derecesi arttıkça anormal endoservikal patoloji ve HPV DNA pozitifliği sıklığının arttığı gözlendi (p:0.002). Anormal endoservikal patoloji ile HPV DNA pozitifliği dışındaki diğer ko-faktörler karşılaştırılmış olup istatistiksel anlamlı sonuç saptanmadı. Anormal endoservikal patoloji ile HPV DNA pozitifliği arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p˂0.001). Sonuç: HPV pozitifliği anormal servikal sitoloji ile ilişkili bulunmuştur. Anormal servikal sitoloji ile abortus ve dilatasyon-küretaj ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anormal servikal sitoloji ile gravida,parite, OKS, sigara kullanımı, yaş, ilk cinsel ilişki yaşı arasında anlamlı ilişki saptanamamıştır. HPV pozitifliğini ko-faktörlerle değerlendirdiğimizde sigara ile ilişkisi anlamlı bulunmuştur. HPV pozitifliği ve dilatasyon -küretaj öyküsü ilişkisi anlamlı bulundu. Anormal servikal sitolojili hastalarda anormal endoservikal patoloji prevelansı diğer çalışmalara göre yüksek bulundu. Anormal endoservikal patoloji ile yaş, gravida, parite, abortus, küretaj, OKS, sigara kullanımı, ilk cinsel ilişki yaşı değişkenleri açısından istatistiki olarak anlamlı bir ilişki çıkmamıştır ancak HPV DNA ile karşılaştırdığımızda sonuç anlamlıydı..
Necef şehrindeki kadınların serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgileri
Bu araştırma, Necef şehrindeki kadınların serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma Necef Al-Zahra Eğitim Hastanesi jinekoloji servisi, onkoloji merkezi ve aile planlaması birimleri ile A-Forat Al-Awsat onkoloji merkezine Mart 2022- Eylül 2022 arasında başvuran ve çalışmaya dahil olma kriterlerini karşılayan gönüllü 300 kadın ile yürütülmüştür. Araştırmada verilerin toplanmasında daha önceki çalışmalara dayanılarak araştırmacılar tarafından hazırlanan yapılandırılmış kişisel bilgi formu ile serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde dağılımları, ortalama, standart sapma testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Ayrıca tek yönlü Anova testi ile bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların kadınların % 48,3'ünün 18-29 yaş aralığında, % 74'ünün bekar, % 56,7'sinin eğitim durumunun üniversite ve üzeri olduğu, % 56.3'ünün geniş aile yapısına ve % 86,7'sinin de orta düzey gelir durumuna sahip olduğu belirlenmiştir. Kadınların serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi düzeyi formundan aldıkları toplam puan ortalamaları 1,55±0,48'dir. Kadınların eğitim durumu, aile tipi ile serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi düzeyi toplam puan ortalamaları bakımından gruplar arasındaki farklılığın istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Ayrıca kadınların daha önce jinekolojik enfeksiyon geçirme durumu, jinekolojik muayene ile ilgili düşüncelerine göre serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi düzeyi toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p<0.05). Üniversite ve üzeri eğitim düzeyinde, parçalanmış aile yapısına sahip, daha önce jinekolojik enfeksiyon yaşayan ve düzenli jinekolojik muayeneye giden kadınların serviks kanserine yönelik bilgi düzeylerinin diğerlerine oranla daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
Irak'ın Diyala şehrinde yaşayan kadınların pap smear testi yaptırma durumları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Rahim ağzi kanseri, kadınlarda görülen kanserlerin gelişmemiş ülkelerde %15'ini, gelişmiş ülkelerde ise %3,6'sını oluşturmakta ve kanserin sebep olduğu kadın ölümlerinde de dördüncü sırada yer almaktadır. Araştırma, Diyala şehrindeki dört birinci basamak sağlık merkezlerine başvuran 367 kadın üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Rahim Ağzı Kanseri ve Pap Smear Testi Sağlık İnanç Modeli Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda 28-37 yaş aralığında olan kadınların rahim ağzı kanseri duyarlılık düzeylerinin düşük, sağlık motivasyonlarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Köyde yaşayan kadınların duyarlılık ve ciddiyet düzeyleri yüksek, sağlık motivasyonları düşük bulunmuştur Geliri az olan kadınların engel ve ciddiyet düzeyleri yüksek, sağlık motivasyonları düşük olarak tespit edilmiştir. 3 ve daha az çocuğa sahip kadınların sağlık motivasyonları daha yüksektir. Sağlık durumu çok iyi olanların duyarlılık düzeyleri düşük, sağlık motivasyonları yüksektir. Sonuç olarak kadınların pap smear testi yaptırma durumları birçok değişkene göre farklılık göstermektedir. Bu nedenle kadınların pap smear testlerini yaptırmaları için gereken eğitim mutlaka kadınlara sağlanmalıdır.
Kadınların sağlık sorumluluğu ile serviks kanseri erken tanısına yönelik tutumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Araştırma, kadınların sağlık sorumluluğu ile serviks kanserini erken tanılamaya yönelik tutumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tasarımda yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, araştırmanın yapıldığı Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezine (KETEM) bir yıl da başvuran 21-65 yaş arası 3411 kadın oluşturmuştur. Örneklemi ise Mart-Eylül 2017 tarihleri arasında kanser tarama merkezine başvuran ve araştırmaya katılmayı kabul eden 662 kadın oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında sosyo-demografik verileri içeren ''Kişisel Veri Formu,'' "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II" ölçeğinin "Sağlık Sorumluluğu Alt Boyutu" ve "Serviks Kanseri Erken Tanısına Yönelik Tutum Ölçeği (SKETTÖ)" kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan kadınların yaş ortalamasının 48,04±8,26 olduğu, %62,2'sinin (n=412) ilkokul mezunu olduğu ve %60,9'unun (n=403) gelir durumunun iyi olduğu saptandı. Çalışmada yer alan kadınların %88,2'inin (n=584) rahim ağzı kanserinin erken tespiti için yöntem bilmediği, %71'inin (n=470) Pap Smear testini duyduğu, %97'sinin (n=642) kendiliğinden Pap Smear testi yaptırmadığı, %34'ünün (n=225) daha önce hiç Pap Smear testi yaptırmadığı ve %89,9'unun düzenli jinekolojik muayeneye gittiği belirlendi. Çalışmada SKETTÖ Alt Boyut ve Toplam Puanları ile Sağlık Sorumluğu Alt Boyut Puanları arasında negatif yönde zayıf bir ilişki olduğu ve sağlık sorumluluğunun algılanan duyarlılığı etkileyen bir faktör olduğu belirlendi. Araştırma sonucu olarak toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi amacıyla kadınlara gerekli eğitimlerin planlanması, uygulanması ve yaygınlaştırılması, kadınların serviks kanseri konusunda farkındalıklarının artırılması ve koruyucu önlemlerin alınabilmesi için hemşirelerin rol modeli olmaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Serviks Kanseri, Sağlık Sorumluluğu, Pap Smear testi.
Endoservisitli ve normal kadınlarda servikal sürüntü ve ilk akım idrar örneklerinde Polimeraz zincir reaksiyonu ile Chlamydia trachomatis ve Neisseria gonorrhoeae sıklığının araştırılması
ÖZET Endoservisitli ve normal kadınlarda servikal sürüntü ve ilk akım idrar örneklerinde Polimeraz zincir reaksiyonu ile Chlamydia trachomatis ve Neisseria gonorrhoeae sıklığının araştırılması Kadın genitoüriner sistem infeksiyonlarında endoservikal sürüntü ve ilk idrar örnekleri kullanılarak C trachomatis ve N gonorrhoea?nın PCR yöntemi ile tanısında örneklerin duyarlılık, özgüllük ve kabul edilebilirliklerini tespit amacı ile planlanan çalışmada 267 kadına ait örnekler değerlendirilmiştir. Örnek alınan kadınların %56.5 oranı ile 30-39 yaş grubunda yoğunlaştıkları görüldü. AKDHP?de takip edilen kadınlara ait idrar örneklerinde In-house PCR`ın, PCR ile tanı için referans materyal olan endoservikal sürüntü örnekleri sonuçları baz alındığında, duyarlık, özgüllük ve kabul edilebilirliği, sırası ile; %81.25 , %81.8 ve %86.77 olarak tespit edilmiştir. N gonorrhoea için bu oranlar %100 olduğu, DZHP?de takip edilen kadınlara ait duyarlık, özgüllük ve kabul edilebilirliği, sırası ile; %64.3,%92.3 ve %86.77 olarak tespit edilmiştir.. N gonorrhoea için bu oranlar idrar örneklerinde de %100 bulundu. Bu sonuçlara göre CYBH?ların en önemli iki patojeni ve konvansyonel kültür yöntemleri ile tanısında zorluk çekilen C trachomatis ve N gonorrhoea?nın PCR bazlı yöntemlerin hızlı,kolay,ucuz ve yüksek duyarlılıkta olduğu ve ilk idrarın servikal sürüntü örneklerine benzer duyarlılıkta ancak hasta için daha rahat olması sebebiyle tercih edilebileceği görülmüştür. Anahtar Sözcükler: C trachomatis ,N gonorrhoea,ilk idrar ,endoservikal sürüntü örnekleri ve PCR.
Servikal kanser tedavisinde potansiyel terapötik ajan olarak borik asit'in yerinin servikal kanser hücre hattında değerlendirilmesi
AMAÇ: Serviks kanseri hücre hattında borik asit ve kalsiyum fruktoboratın etkisinin incelenmesi GEREÇ VE YÖNTEM: Hela insan serviks kanseri hücre hattı, uygun koşullarda optimize edilerek Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji bölümünde üretilerek hücre kültür çalışmaları yapılmıştır. Gerekli üreme koşulları sağlandıktan sonra bu hücre hatlarına borik asit ve kalsiyum fruktoboratın farklı konsantrasyonları verilmiştir. MTT sitotoksisite testleri ile sitotoksik etkinin izlendiği optimum konsantrasyon değerleri (IC50 değerleri) belirlenmiş olup bu IC50 dozları hücrelere verilerek hücre migrasyon koşulları değerlendirilmiştir. Annexin-5 ile hücre apoptoz miktarı ölçülmüştür. BA ve CaFB' nin Hela kanser hücre hattı üzerindeki etkilerini incelemek için Total Antioksidan Seviyesi ve Total Oksidan Seviyesi testleri uygulandı. BA ve CaFB' nin Hela servikal kanser hücre hattında apoptoz ile ilişkili genler üzerindeki etkilerini belirlemek için genler gerçek zamanlı PCR ile analiz edildi. Toplanan veriler istatistiksel olarak GraphPad Prism (versiyon 9) ve Microsoft Excel programı aracılığı ile grafiksel olarak Image J programı aracılığı ile histogram grafikleri ile değerlendirildi. BULGULAR: BA ve CaFB, servikal adenokarsinom Hela hücre hattında sitotoksik etki göstererek ve apoptozisi tetikleyerek anti-proliferatif etki gösterdiği görülmüştür. SONUÇ: BA ve CaFB' nin Hela serviks kanseri hücre hatlarında sitotoksik etki göstererek çeşitli apoptotik yolaklar üzerinden etki gösterdiği, apoptozisi indüklediği görüldü. BA ve CaFB' nin serviks kanseri tedavisinde etkili olabileceği sonucuna varılmıştır. Bu sonuç ilerde yapılacak hayvan ve insan çalışmaları ile doğrulanması gerekmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Servikal kanser, Hedef tedavi, Borik asit, Kalsiyum fruktoborat, Apopitozis,
Kentsel bir bölgede yaşayan kadınların serviks kanseri erken tanı tutumları ve jinekolojik muayene algıları
Amaç: Bu araştırmanın amacı kentsel bir bölgede yaşayan kadınların serviks kanseri erken tanı tutumları ve jinekolojik muayene algılarını belirlemektir. Yöntem: Araştırma kesitsel tiptedir. Araştırma Manisa'da bir Aile Sağlığı Merkezinde 30-65 yaş arası, geçmişte ve/veya halen cinsel yönden aktif olan kadınlarda yürütülmüştür (N:2873). Araştırmanın örneklemi Openepi program kullanılarak %95 güven aralığı, %50 bilinmeyen prevalans, %5 yanılma payı ile:339 kadın olarak belirlenmiştir. Araştırmacı tarafından ilgili literatür doğrultusunda hazırlanan veri toplama formu ile kadınların sosyodemografık, obstetrik özellikleri ile jinekolojik muayene algıları değerlendirilmiştir. Ayrıca Servikal Kanser Erken Tanı Tutum Ölçeği uygulanmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde SPSS 15.00 paket programıyla sayı, yüzde dağılımı, kikare testi, bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Bulgular:Araştırma grubunu oluşturan kadınların yaş ortalaması 38,7±6,52'dir. Araştırma grubunu oluşturan kadınların sadece %16.8'inin düzenli jinekolojik muayene yaptırdığı belirlenmiştir. Kadınların servikal kanser erken tanı tutumları ölçeği alt alanları puan ortalamaları duyarlılık algısı 27,88 ± 3,71, ciddiyet algısı 27,86 ± 3,38, engel algısı 21,00 ± 2.46, yarar algısı 22,66 ± 2,66 olarak saptanmıştır. Ölçek toplam puan ortalaması ise; 99,38±7,11 olarak belirlenmiştir. Sonuç:Bu araştırmada kadınların sadece beşte birinin düzenli jinekolojik muayene yaptırdığı belirlenmiştir. Kadınların serviks kanseri erken tanısına ilişkin tutumlarının orta düzeyde olduğu söylenebilir. Anahtar kelimeler: Jinekolojik muayene, servikal kanser, servikal kanser tutumu
Serviks kanseri risk faktörleri ve önlenmesine yönelik verilen web tabanlı eğitimin pap smear yaptırma davranışlarına etkisi
Amaç: Manisa merkezinde kadın öğretmenlere serviks kanseri risk faktörleri ve önlenmesine yönelik verilen web tabanlı eğitimin Pap smear yaptırma davranışlarına etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Deney kontrol gruplu longitudinal olarak yürütülen bu araştırmanın evrenini 2017 yılında 176 okulda çalışan 2563 kadın öğretmen, örneklemini 1290 öğretmen (deney: 678, kontrol: 612) oluşturmuştur. Deney grubunda yer alan öğretmenler serviks kanseri ve Pap smear testine yönelik bir eğitim videosunu web tabanlı izlemişlerdir. Eğitim videolarını izledikten üç ay sonra cep telefonu ile her iki gruba da ulaşılarak Pap smear testi yaptırma durumları, yaptırmadılar ise yaptırmama nedenleri, yaptırdılar ise bu testin sonucu sorulmuştur. Çalışma tamamlandıktan sonra deney grubundaki 20 öğretmen ile web tabanlı eğitimin değerlendirilmesi amacıyla nitel görüşme yapılmıştır. Bulgular: Deney ve kontrol grubunda yer alan öğretmenlerin yaş grubu, medeni durumu, beden kitle indeksi, sigara ve alkol kullanma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Deney grubundaki öğretmenlerin %52,1'i, kontrol grubundaki öğretmenlerin %46,7'si son üç yıl içinde Pap smear testi yaptırmadığını belirtmiştir. Veri toplama aşamasından üç ay sonra Pap smear testi yaptırma oranları deney grubunda (%31,6, n=121), kontrol grubuna (%23,2, n=79) göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur. Kontrol grubundaki bir öğretmenin patoloji sonucunda serviks kanseri (%1,3), deney grubundaki bir öğretmenin patoloji sonucunda CIN1 (%0,8) ve bir öğretmenin sonucunda ise HPV53 (%0,8) saptanmıştır. Deney grubundaki öğretmenlerin %60'ı web tabanlı eğitimden çok memnun kalmıştır. Sonuçlar: Eğitim alan deney grubunun kontrol grubuna göre Pap smear testini eğitimden üç ay sonra daha fazla yaptırdığı belirlenmiştir. Web tabanlı eğitimin öğretmenlerde Pap smear testi yaptırma davranışı üzerinde etkili olduğu bulunmuştur.
Serviks kanseri tarama programında görev alan aile sağlığı çalışanlarının etik yaklaşımlarının incelenmesi
Amaç: Araştırmada serviks kanseri tarama programında görev alan Aile Sağlığı Çalışanlarının etik yaklaşımlarınınincelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, İzmir Bornova ve Kemalpaşa İlçe Sağlık Müdürlükleri'ne bağlı Aile Sağlığı Merkezlerinde serviks kanseri taraması programında görev alan Aile Sağlığı Çalışanları (ASÇ) ile yürütülmüştür (n=119). Veri toplama aracı 2 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm araştırmacılar tarafından hazırlanan ASÇ'nınsosyo-demografik özellikleri ile etik yaklaşımlarına yönelik soruları, ikinci bölümde ise Etik Durum Ölçeği kullanılmıştır. Veriler, Indıpendent-Samples T Testi ve Mann Whitney U ve Kruskal-Wallis testleriyle analiz edildi. Bulgular: ASÇ'nın sosyo-demografik özellikleri incelendiğinde % 58' inin 40 yaş ve üzerinde olup; mesleki çalışma yılı ortalaması 19,4 ± 8,7'dir. ASÇ'nın % 72,3'ü ebe, % 27,7'si hemşire olup, % 52,1'i mesleğinden memnun ve % 46,2'si lisans mezunudur. ASÇ'nın servikal kanser tarama programında çalışma yılı ortalaması 4,05 ± 1,9 olup; bu konuda eğitim alanların oranı ise % 89,1 ve % 67,9'u ise teorik ve pratik eğitim almıştır. ASÇ'nın servikal kanser tarama programında etik sorunla karşılaşma durumu ise % 14,3'tür. ASÇ'nın etik durum ölçeği ortalama puanı 75,57±11,94, idealizm ortalama puanı 41,26±6,3 ve rölativizm ortalama puanı 34,31±7,4'dür. ASÇ olarak görev yapan ebeler ile mesleki memnuniyeti fazla olanlar daha idealist oldukları bulunmuştur. Sonuçlar: Çalışmanın bulguları, ASÇ'nın serviks kanseri tarama programında çalışırken etik sorunlar yaşadıkları ve bu sorunları çözemediklerini göstermektedir. Ayrıca etik pozisyonunun idealizm yönünde olmasının mesleki olarak etik karar verme sürecini olumlu yönde etkileyeceği söylenebilir.
İşitme engelli kadınlara verilen eğitimin pap smear testi yaptırma davranışlarına etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı işitme engelli kadınlara verilen eğitimin Pap smear testi yaptırma davranışlarına etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma; İzmir ilinde aktif faaliyet gösteren işitme engelli kadınların kayıtlı olduğu dört dernekte örneklem seçimine gidilmeden, evrende yer alan 230 kadından araştırmaya dahil olma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 156 (deney:78 ve kontrol:78) kadın ile yürütülmüştür. Veriler ilgili derneklerde dernekte yüz yüze görüşme tekniği ve Türk İşaret Dili kullanılarak üç aşamada toplanmıştır. İlk aşama kadınlar ile tanışma toplantısının yapılması, ikinci aşama veri toplanma ve deney grubundaki kadınlara eğitim verilmesi, son aşama ise veri toplandıktan üç ay sonra kadınların Pap smear yaptırma durumunun ve deney grubundaki kadınların bu konuda bilgi düzeylerinin incelenmesidir. Bulgular: Deney ve kontrol grubunun temel tanımlayıcı özellikleri (yaş dışında) arasında istatistiksel anlamlı bir fark saptanmamıştır. Eğitim öncesi deney (0,6±1,6) ve kontrol (1,1±1,9) grubundaki kadınların rahim ağzı kanseri ve Pap smear testi bilgi puan ortalaması arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmamıştır (p=0,999). Rahim ağzı kanseri ve Pap Smear testi eğitimi ile ilgili toplam bilgi puan ortalaması kadınların eğitim öncesi 0,6±1,6 olup, eğitim sonrası 9,2±1,4'tür. Eğitim öncesi kadınların %26,3'ü (deney=%19,2 kontrol=%33,3) Pap smear testi yaptırmıştır. Eğitimden üç ay sonra deney grubunda olan kadınların %29,5'i ve kontrol grubundaki kadınların %1,3'ü Pap smear testini yaptırmıştır (p=0,000). Sonuçlar: Bu çalışmada işitme engelli kadınlara verilen serviks kanseri ve pap smear testi eğitiminin kadınların bu konudaki bilgi düzeylerine ve Pap smear testi yaptırma davranışlarına etkili olduğu görülmüştür.
Serviks kanseri taramasında sitoloji ve HPV testi; persistans ve klirensi belirleyen faktörler
Amaç: Çalışmamızda servikal kanser taramasında sitoloji ve HPV testi ile persistans ve klirensi belirleyen faktörler sorgulanmıştır. Gravida, parite, erken yaşta cinsel ilişki, çoklu cinsel partner, oral kontraseptif kullanım öyküsü, kondom kullanım öyküsü, sigara ve alkol kullanımı öyküsü gibi değişkenlerle persistans arasındaki ilişki saptanmaya çalışılmıştır. Böylece HPV persistansına etki eden faktörler saptanarak dikkatle taranması ve tedavi edilmesi gereken hasta grupları belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın Yapıldığı Yer: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Jinekoloji-Onkoloji Bilim Dalı. Yöntem ve Gereçler: Çalışma 2008-2018 tarihleri arasında, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıklar ve Doğum Anabilim Dalı, Jinekoloji- Onkoloji polikliniğine başvuran kadın hastaları içermektedir. Çalışmadaki hastalar kliniğimize başvuran HPV ve sitoloji taranan hastalar arasından seçildi ve bu hastalarda yeniden sitoloji ve HPV taraması yapılmıştır. Hastalar persistans olan ve olmayanlar olmak üzere iki grupta incelenmiştir. Hastalara anket çalışması uygulanarak yaş, ilk ilişki yaşı, evlilik yaşı, gravida, parite, eğitim durumu, ilk ilişki yaşı, birden fazla cinsel partner, sigara ve alkol kullanımı öyküsü, cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü, oral kontraseptif ve kondom kullanımı öyküsü, HPV aşısı öyküsü ve multivitamin kullanımı öyküsü sorgulanmıştır. Buradan elde ettiğimiz veriler kodlanarak bilgisayar ortamına aktarılmıştır. Gerekli istatistiki değerlendirmeler yapılarak sonuç raporu hazırlanmıştır. Beklenen Yararlar: Çalışmamızın sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda servikal kanser taramasında HPV testi ve sitoloji ile yapılan taramalarda persistans ve klirense etki eden faktörler belirlenecektir. Elde edilen bilgiler ışığında HPV persistansına etki eden faktörler hakkında hastalara yaşam tarzı değişiklikleri ile ilgili bilgiler verilecektir. Hastaların tarama ve takibe olan bağlılıkları artırılarak ve yaşam tarzı değişiklikleri ile peristansa neden olabilecek faktörlerin azaltılarak serviks kanseri ve öncül lezyonlarından korunma yollarının belirlenmesi planlanmıştır. Bulgular: Persistans olan ve olmayan grup arasında yaş, ilk ilişki yaşı, evlilik yaşı, gravida, eğitim durumu, oral kontraseptif kullanımı, sigara ve alkol kullanım öyküsü, HPV aşısı ve multivitamin kullanımı öyküsü açısından anlamlı bir fark yoktu. Ancak çoklu cinsel partner olan hastalarda persistans açısından anlamlı sayılabilecek fark vardı (p:0,056). Çalışmamızda 2 veya daha fazla doğum yapan kadınlarda persistans anlamlı oranda yüksek bulundu (p:0,031). Ayrıca düzenli olarak kondom kullanan hastalarda persistans istatistiki olarak anlamlı oranda az saptanmıştır (p:0,037). Sonuçlar: Çoklu cinsel partner ve yüksek paritenin HPV persistansı için risk faktörü olduğu, kondom kullanımının HPV persistansına karşı koruyucu olduğu anlaşılmıştır. Çalışmaya katılan hasta sayısı kısıtlılığı sebebi ile diğer faktörlerin yeniden araştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Serviks Kanseri, HPV, Persistans, Klirens.
Normal ve anormal servikal sitolojili kadınlarda human papillomavirus prevalansı ve genotip dağılımı
Servikal kanser bütün dünyada kadınlar arasında görülen en yaygın ikinci kanserdir. Human papillomavirus (HPV) servikal kanserin primer etyolojik ajanıdır. HPV infeksiyonu cinsel yolla bulaşan en yaygın viral infeksiyonlardan biri olup kadınların %50'den fazlası yaşamları boyunca HPV infeksiyonu ile karşılaşır. Dünyada her yıl 470.000'den fazla yeni servikal kanser vakası tanınmakta ve servikal kansere bağlı yaklaşık 270.000 ölüm bildirilmektedir. Servikal kanser vakalarının çoğu yaklaşık %80'i servikal kanser tarama programlarının etkili bir şekilde yapılmadığı veya uygulanamadığı gelişmekte olan ülkelerde görülür. Erken tanı etkilidir, çünkü prekanseröz lezyonlar invaziv kansere çok yavaş, genellikle 10 yıldan uzun bir sürede ilerler. Servikal kanser, prekanseröz lezyonların tespiti ve tedavisi ile büyük oranda (>%90) önlenebilir bir hastalıktır. Bu çalışma Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Jinekoloji ve Onkoloji bölümüne başvuran normal ve anormal servikal sitolojili kadınlarda human papillomavirus prevalansı ve genotip dağılımını tespiti için yapılacaktır. Kadınlara ait servikal sürüntü örneklerinin transportu fosfat tamponlu tuzlu su *phosphate buffered saline (PBS)] içerisinde yapılacaktır. Servikal sürüntü örneklerinden viral DNA ekstraksiyonu için Viral Nükleik Asit Ekstraksiyon kiti kullanılacaktır. HPV DNA tanısı MY09/11 ve GP5+/6+ konsensus primerlerinin kullanıldığı PCR (polymerase chain reaction) testi ile gerçekleştirilecektir. HPV DNA testi pozitif bulunan örneklerde yüksek risk HPV genotiplerinin tayini için HPV Genotypes 14 Real-TM Quant PCR kit (16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58, 59, 66 and 68) kullanılacaktır. Sonuç olarak bölgemizde normal servikal sitolojili ve servikal prekanseröz lezyonu olan anormal sitolojili kadınlarda baskın HPV genotipleri dağılımının belirlenmesi günümüzde HPV aşılarının etkinliğinin değerlendirilmesi için önemlidir. Ayrıca HPV DNA pozitifliği servikal kanser için riskte olan kadınların tanınmasına katkıda bulunacaktır ve böylece yüksek riskli hastaların zamanında tespitiyle tedavinin yönlendirmesinde yardımcı olur.
Kız öğrencilerin serviks kanserinin erken tanısına yönelik tutumları: Düzce Üniversitesi örneği
Çalışma, üniversitede eğitim gören kız öğrencilerin serviks kanserinin erken tanısına yönelik tutumlarını ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. 2021- 2022 eğitim öğretim yılı bahar döneminde Düzce Üniversitesi merkez kampüsünde lisans eğitimi gören 7736 kız öğrenci araştırmanın evrenini, 371 öğrenci ise araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmanın verileri; Kişisel Bilgi Formu ve Servikal Kanserin Erken Tanısına Yönelik Tutum Ölçeği ile yüz yüze görüşme yöntemiyle araştırmacı tarafından toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans analizleri, güvenilirlik analizleri, ortalama karşılaştırma testleri ve regresyon analizi kullanılmıştır. Öğrencilerin Serviks Kanserinin Erken Tanısına İlişkin Tutum ölçek toplam puanı ortalaması 105.02±10.70 olup, serviks kanseri erken tanısına yönelik genel tutumlarının yüksek, duyarlılık ve ciddiyet algısı orta, yarar ve engel algılarının ise yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Üniversite öğrencilerine; serviks kanseri, risk faktörleri, risk faktörlerini azaltmaya yönelik koruyucu önlemler, tarama testleri ve profilaktik amaçlı aşılama ile ilgili eğitimler verilmesi önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Serviks kanseri, Erken tanı, Tutum, Üniversite öğrencisi
Servı̇ks kanserı̇ tanılı hastaların parafı̇n bloklarından real tı̇me PCR yöntemı̇ ı̇le human papı̇llomavı̇rus(HPV) genotı̇plerı̇nı̇n araştırılması
Amaç: Gaziantep ve yöresinde serviks kanserine en sık sebep olan HPV subtiplerini belirlemek ve bu subtiplerden korumak için henüz enfekte olmamış hastalara uygun HPV aşısını tespit etmektir. Ayrıca bu subtiplerle enfekte ancak neoplazi gelişmemiş hastaların daha sıkı takip erken tanı ve tedavi açısından daha dikkatli olunması gerekmektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalına başvuran ve serviks kanseri tanısı alıp opere edilen hastaların materyallerinden GAÜN Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı Laboratuvarı'ndan temin edilen 74 adet parafin bloktaki servikal kanser doku örneği kullanıldı. Örneklerin HPV pozitifliği Real time PCR yöntemi ile belirlendi ve tiplendirildi. İstatistiksel analizler SPSS 22.0 (Statistical Package for Social Sciences) Paket Programı ile analiz edildi. Bulgular: 74 adet örneğin 74'Ünün Serviks kanseri türü skuamöz hücreli kanser olarak tespit edildi.74 adet hastanın 5'inde (%6,8) HPV 16 tek subtip ile efekte olarak bulunmuşken,1 hastada (%1,4) HPV 56 tek subtip ile efekte bulunmuştur. Diğer 68 hastada (%92,8) birçok HPV subtipleri süper enfeksiyonu birlikte izlenmiştir. Süper enfeksiyonu olan 68 hastanın 68'inde (%100) HPV 16 bulunurken,56'sında HPV 45(%82), 31'inde HPV 18 (%45),13'ünde HPV 56 (%19),11'inde HPV 33 (%16) diğer subtiplerle birlikte izlenmiştir. Sonuç: HPV 16, HPV 45, HPV 18 enfeksiyonlarının yöremizde servikal kanser gelişiminde en önemli HPV subtipleri olduğu gösterilmiştir. 9-26 yaş arası özellikle 11-12 yaş arası HPV aşısı yapılması serviks kanseri gelişimini ciddi oranlarda azalttığı tespit edilmiştir. Bölgemizde en sık tespit edilen HPV tipleri 16,45 ve 18 olmasından dolayı bölgemizde yapılması önerilen aşı bu subtipleri içeren Gardasil-9 tip aşı olması önerilmektedir. Bu aşı ülkemizde bulunmamaktadır. Aşı sonrası oluşan çapraz reaksiyondan dolayı Quadrivalan aşı diğer onkojenik HPV subtiplerinden 31/33/45/52/58'e karşı koruma gösterir (1). Bu nedenle Gaziantep ve yöresinde aşılama için Quadrivalan aşı önermekteyiz. Ayrıca bu HPV subtipleri ile enfekte olan hastaların serviks kanseri açısından daha sıkı takibi, erken tanı ve tedavi açısından daha dikkatli olunması gerekmektedir.
Kliniğimizde serklaj operasyonu yapılmış olan hastaların retrospektif değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada amacımız kliniğimizde uygulanan servikal serklaj hastalarının sonuçlarını değerlendirmek ve serklaj işleminin obstetrik sonuçlar üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde 01.01.2013 – 01.01.2023 tarihleri arasında servikal yetmezlik tanısıyla serklaj işlemi uygulan olguların verileri retrospektif olarak hasta dosyaları, elektronik veri tabanı ve ulaşılamayan bilgiler için hastalarla telefon görüşmeleri ile toplandı. 12 hafta ile 25 hafta arasında gebeliği olan tekil veya çoğul gebelikler çalışmaya dâhil edildi. Yaşamla bağdaşmayan fetal anomalisi olan, preeklampsi gibi maternal erken doğum riski oluşturabilecek komorbiditesi olan, işlem sırasında servikal açıklığı 4 cm'den büyük olan olgular çalışmaya dâhil edilmedi. Altmış altı olgunun verileri çalışma kriterlerine uygun bulunarak demografik veriler, obstetrik öyküler, güncel gebelik verileri ve güncel gebelik sonuçları kaydedildi. Serklaj kararı alındığında gebelik haftası, serviks uzunluğu, dilatasyonu ve efasmanı, serklaj öncesinde ve sonrasında kullanılan ilaçlar, kullanılan serklaj tekniği, sütür materyali, işlem sırasında ve sonrasında gelişen komplikasyonlar, hastanede yatış süresi, doğum haftası, doğum şekli, bebeklerin doğum ağırlıkları değerlendirildi. Analizlerde SPSS 27.0 programı kullanıldı. p < 0.05 ve p < 0.01 değerleri anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda serklaj işlemi uygulanan gebelerin doğum haftasının; 9 hastada (%13,6) <24 hafta öncesi, 14 hastada (%21,2) ≥24 – < 34 hafta arasında, 14 hastada (%22,6) ≥34 - < 37 hafta arasında, 28 hastada ise (%42,6) ≥ 37 haftada gerçekleştiği görüldü. 15 bebeğin (%22,7) < 1500 gr, 10 bebeğin (15,2 %) 1500-2500 gr arasında, 41 bebeğin ise (%62,1) ≥ 2500 gram ağırlığında doğduğu görüldü. Serklaj haftası ile doğum ağırlığı arasında negatif kolerasyon izlenmiş olup bu fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p < 0.01). Serklaj uygulanması sırasındaki gebelik haftası ile doğum haftası karşılaştırıldığında; serklaj uygulama haftası azaldıkça doğum haftasının arttığı görülmüştür. Serklaj haftası ile doğum haftası arasında negatif kolerasyon izlenmiş olup bu fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p < 0.05). Serklaj haftası ile bebeklerin doğum APGAR skorları arasında negatif korelasyon izlenmiş olup erken haftalarda serklaj uygulanan gebelerin fetüslerinin APGAR skorlarında istatistiksel olarak anlamlı artış izlenmiştir (p < 0.01). Serklaj uygulanan hastalarda VKI, hastanın yaşı, gravide parite abortus öyküsü ve geçirilmiş sezaryen, serklaj öyküsünün gebelik haftası ve perinatal sonuçlar açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir (p > 0.05). Servikal açıklık oranı fazla ve servikal uzunluğu kısa olan hastalara yapılan serklaj operasyonunda gebeliklerin daha erken haftada sonlandığı görülmüştür (p < 0.01). Sonuç: Çalışmamızda serklaj uygulamalarının erken doğumları azalttığını, gebelik süresini uzattığını belirledik. Serklaj ile kazanılan sürenin perinatal sonuçlara olumlu istatistiksel katkısının olduğunu saptadık. Hakkında sınırlı verisi olan serklaj uygulamaları ve perinatal sonuçları ile ilgili çalışmamızın literatüre katkısı olacağı düşüncesindeyiz. Serklaj işlemi uygulanacak olgular uygun koşullar sağlandığı takdirde klinik bulgularla desteklenerek seçilmeli ve serklaj uygulamaları çok iyi seçilmiş, iyi anamnez alınmış olgularda ve özellikle başka bir tedavi olanağı olmayan olgular ile sınırlı tutulmalıdır. Anahtar kelimeler: Gebelik, Servikal Serklaj, Servikal Yetmezlik, Preterm doğum
Yüksek risk grubundaki HPV tipleri ile olan enfeksiyonlarda serviks epitelindeki supresör gen değişiklikleri, inflamasyon ve morfolojik değişikliklerin ilişkisi
Amaç: Yüksek riskli HPV (HR-HPV) E6 ve E7 onkoproteinlerinin hücre siklusunun farklı seviyelerinde supressör gen değişikliklerine yol açtığı bilinmektedir. Bu çalışmada p16, Rb, p53 ve p27 supressör genlerinin HR-HPV ile ilişkili servikal karsinogeneze etkisini tartışmayı ve ayrıca bu markırların ekspresyonlarının preneoplastik lezyonlarda morfolojik tanıya katkısını incelemeyi amaçladık. Bunun yanında HR-HPV enfeksiyonuna eşlik eden inflamasyonun karsinogeneze katkısını tartışmayı hedefledik. Gereç-Yöntem: Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı'nda 2017-2021 yılları arasında herhangi bir HR-HPV tipi ile enfekte ve bu enfeksiyonu biyopsi öncesinde PCR ile saptanmış 100 olguya ait kolposkopik biyopsi, konizasyon ve histerektomi materyalleri retrospektif olarak incelendi. Olgular üç grupta toplandı. Displazinin olmadığı birinci grup 34, L-SIL grubu 32 ve H-SIL grubu 34 olgudan oluşmaktadır. Bölümümüz arşivinden olgulara ait uygun parafin bloklar çıkarılarak H&E ve immunohistokimyasal olarak Rb, p53 ve p27 çalışıldı. Olgulara ait daha önceden çalıştığımız p16 boyaması da arşivden çıkarılıp tekrardan değerlendirilerek çalışmaya dahil edildi. Bulgular: HR-HPV ile enfekte servikal epitelde displazi derecesi arttıkça genel olarak p16 ekspresyonunda artma ve Rb, p53, p27 ekspresyonlarında değişen oranlarda azalma görüldü. p16'da, displazi derecesi arttıkça diffüz boyanmanın arttığı dikkati çekti. Rb ve p53, non-displastik grupta bazal/parabazal ağırlıklı boyanırken H-SIL'de random boyanma eğilimi gösterdi. Farklı olarak p27, non-displastik grupta bazal/parabazal boyanma göstermezken H-SIL grubunda bazal hücreleri de içerecek şekilde random boyanma gösterdi. Tek tip HR-HPV enfeksiyonuna sahip olgularda, multiple HR-HPV enfeksiyonuna sahip olgulara göre daha yüksek oranda H-SIL izlendi. Sonuç: Rb-p16 arasındaki negatif feedback mekanizmasına bağlı olarak artış gösteren p16'nın, displastik lezyonlarda HR-HPV enfeksiyonu için potansiyel bir biyobelirteç olarak kullanılabileceğini destekledi. Rb ve p53'ün L-SIL ve H-SIL olgularında, H-SIL'de daha fazla olmak üzere random boyanma paterni göstermesinin, morfolojik olarak arada kalınan olgulara L-SIL ve H-SIL tanılarının verilmesine katkı sağlayacağı düşünüldü. p27, non-displastik epitelde çoğunlukla bazal boyanma yapmamasına ragmen L-SIL ve H-SIL'de bazal boyanmayı da içerecek şekilde random boyanma paternine sahipti. Displazi veya displazi derecesini saptarken p27'nin bu boyanma paterninin göz önünde bulundurulması doğru tanıya ulaşılmasını destekleyecektir.
Diyarbakır ilindeki adolesanların human papilloma virüs (hpv) enfeksiyonu ve hpv aşısı hakkındaki bilgi düzeyleri ve tutumları
Adolesan dönemi; fiziksel, cinsel, ruhsal ve sosyal yönden hızlı büyüme, gelişme ve olgunlaşmanın gerçekleştiği, çocukluktan erişkinyaşama geçiş dönemidir. Adolesanlar bu dönemde bazı sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalmaktadır, cinsel/üreme sağlığı ile ilgili sorunlar da bunlardan biridir. Adolesan dönemde görülen üreme sağlığı sorunları genellikle erken yaşta cinsel ilişki, erken yaşta evlilik, adolesan gebelikler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, aile planlaması yöntemineulaşamama ve cinsellik / üreme sağlığı konusunda bilgi yetersizliğidir. Cinsellik ve üreme sağlığı konusunda ilk eğitim ailede başladıktan sonra okullarda verilen dersler, sağlık eğitim konferansları ve uzman sağlık çalışanlarıyla eğitimin devamlılığı sağlanmalıdır. Serviks kanseri kadın kanserleri arasında ikinci sırada bulunmaktadır. Günümüzde human papilloma virus (HPV) enfeksiyonunun servikal kansere neden olduğu bilinmektedir. HPV aşısı, servikal kanseri önlemeye yönelik geliştirilmiştir. HPV aşısının adolesan dönemde, cinsel ilişki başlamadan önce yapılması önerilmektedir. Aşı yapılacak grubun ergenler olması nedeni ile ergenlerin HPVenfeksiyonu ve aşısı ile ilgili doğru bilgiye ulaşması ergenlerin üreme sağlığının korunması ve iyileştirilmesi konusunda önemlidir. Çalışmamız, Diyarbakır İl merkezinde bulunan adolesanların HPV enfeksiyonu ve aşısı hakkında bilgi düzeylerini ve tutumlarını belirlemek amacıyla yapılan kesitsel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Diyarbakır il merkezinde bulunan Bilfen Okulları, Nevzat Ayaz Anadolu Lisesi, Şehit Polis Mehmet Erçin İlköğretim Okulu ve Yunus Emre Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde öğrenim gören 2154 öğrenci oluşturmaktadır. Örneklem büyüklüğü 1200 adolesan olarak hedeflenmiş ancak araştırmaya katılmayı kabul edip anket dolduran adolesan sayısı 613 (%51)'dür. Veri toplama formu, araştırmacı tarafından konuya ilişkin ilgili literatür incelenerek hazırlanmış, veriler analiz edilmiştir. Hazırlanan anketler öğrencilere araştırmacı denetimi altında uygulanmıştır. Bu çalışmada betimsel istatistik yöntemleri (frekans, yüzde hesabı) için ve ki–kare testi kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler ve analizler R version 3.2.3 (2015-12-10), Copyright (C) 2015 The R Foundation for Statistical Computing free software bilgisayar paket programı kullanılarak yapılmıştır. p<0,05 için sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırma kapsamında yer alan öğrencilerin %46,3'ü kız, %53,7'si erkekti. Kız öğrencilerin %16,5'inin, erkek öğrencilerin %10'unun HPV enfeksiyonunu duyduğu belirlenmiştir. Cinsiyetler arası HPV enfeksiyonunu duyma oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür. Öğrencilerin HPV aşısını duyma oranları incelendiğinde, kızların %14,8'i ve erkeklerin %10,3'ünün aşıyı duyduğu belirlenmiş olup cinsiyetler arası istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Kızların %29,6'sı, erkeklerin %25,5'i HPV aşısının genital siğil ve serviks kanserine karşı koruyucu olduğunu bildiklerini belirtti. Öğrencilerin HPV aşısı yaptırmama nedenleri sorulduğunda %63,4'ü aşıyı hiç duymadığını, %13,7'si yan etkilerini bilmediğini, %5,5'i aşıyı zararlı bulduğunu, %4,2'si ailesinin yaptırmadığını, %1,3'ü aşının pahalı olduğunu ve %25,1'i aşı hakkında bilgilerinin yetersiz olduğunu belirtti. Ankete katılan öğrencilerin %71'i HPV aşısı hakkında bilgi almak istediğini ve %45,4'ü aşının sağlık bakanlığı aşı takvimine alınması durumunda aşı yaptırabileceğini , %33,3'ü serviks kanserini ve %12,1'i pap smear testini daha önce duyduğunu belirtti. Ailesinde serviks kanseri tanısı bulunan adolesanların HPV enfeksiyonu ve aşısı ile ilgili bilgilerinin daha fazla olduğu görüldü. Adolesanların %80,3'ü yaşadıkları sağlık problemlerini öncelikle anne ve babalarıyla paylaştığını belirtti. Adolesanların sağlıkla ilgili konularda bilgi kaynakları sorgulandığında, %55,4'ü sağlıkla ilgili sorularına sağlık personeli, %39,5'i ise anne ve babaları, %30,6'sı internet, %4,9'u arkadaş ve %6,5'i öğretmenleri aracılığıyla yanıt bulduğunu ifade etti. Ayrıca ebeveynlerin eğitim düzeyi ve öğrencilerin HPV enfeksiyonu ve HPV aşısıyla ilgili bilgi durumları arasında anlamlı pozitif korelasyon olduğu görülmüştür (P<0,05). Anne ve babaların eğitim düzeyi arttıkça adolesanların HPV enfeksiyonu, HPV aşısı, serviks kanseri ve pap smear testi hakkında bilgi düzeylerinin arttığı belirlendi. Adolesanların cinsellik ve üreme sağlığı konusundaki eğitimleri için gereken koşullar yerine getirildiği zaman adolesanların cinsellik ve üreme sağlığı konusunda erişkin döneme hazırlıklı bir şekilde geçiş yapmaları sağlanmış olacaktır. Araştırma sonuçları doğrultusunda; adolesanların ve ailelerinin HPVenfeksiyonu ve aşısı ile ilgili bilgilenmelerinin sağlanması için Milli Eğitim Müdürlüğü ve Sağlık Müdürlüğü ile işbirliği içerisinde olup okul seminer programlarında HPV enfeksiyonu ve aşısı ile ilgili eğitimlere yer verilmesi önerilebilir. Anahtar sözcükler: HPV, HPV aşısı, adolesan, pap smear, serviks kanseri
Yüksek riskli human papilloma virüslerde genotip ile gelişen patoloji ilişkisinin araştırılması
Bu çalışma ile HR-HPV genotipleriyle infekte hastalarda serviksin kolposkopik olarak incelenmesinin, histopatolojik değerlendirmenin klinik öneminin ortaya konması, preinvaziv ve invaziv neoplazi bulunma olasılığı yüksek olan hasta gruplarının yönetimine katkı sağlaması amaçlanmaktadır. Çalışma retrospektif kohort tipinde tasarlanarak Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerine 28.04.2011-31.12.2018 tarihleri arasında başvuran, HR-HPV DNA testi hastanemiz laboratuvarında çalışılarak pozitif sonuçlanan 905 kadın çalışmamıza dahil edilmiştir. Hastaların verileri geriye yönelik taranıp kaydedilerek karşılaştırılmıştır. Olguların tek ve multipl sahip olduğu HPV serotiplerinin sıralaması; %9,3 HPV16, %7,5 HPV31, %5,5 HPV18, %5,2 HPV52, %4,5 HPV39, %4,5 HPV68, %4,5 HPV16,18, %4,2 HPV35, %3,7 HPV56, %3,5 HPV66 ve %3 HPV35,39,51,56,59,66,68 olarak bulunmuştur. HPV16, HPV18, HPV33, HPV39 ve HPV56'ya sahip hastalar 40 yaş öncesi grupta anlamlı olarak daha sık görülmektedir (N=160, %32,5; N=105, %21,3; N=31, %6,3 N=78, 15,9; N=82, %16,7 sırasıyla) (p=0,001; p=0,02; p=0,04; p=0,04; p=0,009 sırasıyla). Diğer HR-HPV tipleri de 40 yaş öncesi grupta daha fazla görülse de aralarında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Biyopsi sonuçlarının etkileyen faktörler araştırıldığında sigara kullanımının biyopsi sonucunun anormal olmasına anlamlı olarak etkisinin olduğu bulunmuştur [OR=0,52; (p=0,021; %95 GA; 0,307-0,908)]. HPV18, 31, 39, 68'ın yalnız bulunması ile diğer tiplerle birlikte bulunmasının smear sonucunu anlamlı olarak etkilediği sonucu bulunmuştur (p=0,001; p=0,003; p=0,01; p=0,002 sırasıyla). Çalışmamızdan elde edilen veriler smear testi ile birlikte yapılan HPV DNA testinin tarama programındaki önemine bir kez daha vurgu yapmaktadır. İdeal tarama testi için dünya genelinde çalışmalar devam etmekle birlikte, mevcut veriler HPV DNA testinin kombine kullanımını önermektedir. Hatta son veriler (ACS 2020 önerileri) sadece HPV DNA testinin kullanılmasını önermektedir. HPV testinin tek başına değerlendirilmesi kolposkopi oranlarını artırsa da, daha yüksek oranda preinvaziv lezyon tespitini sağlamakta hatta smear testi ile öngörülemeyen invaziv lezyonları da işaret edebilmektedir.
Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi kadın çalışanlarının serviks kanseri ve HPV aşısı bilgi düzeyleri ve tutumları
Giriş ve Amaç: Mortalitesi yüksek olan ve ülkemizde görülme sıklığı giderek artan serviks kanseri koruyucu sağlık hizmetlerine yeterli önem verilerek engellenebilecek bir kanser türüdür. Henüz ulusal aşılama programımızda yer almayan HPV aşısının toplumun genelinde yaygınlaşmasında sağlık çalışanlarına önemli görev düşmektedir. Çalışmamızda, Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesindeki kadın sağlık çalışanlarının serviks kanseri ve HPV aşısı bilgi düzeylerini ve tutumlarını değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Literatür bilgileriyle hazırladığımız anket formumuzu 01.07.2020-31.12.2020 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesinde görev yapan kadın sağlık çalışanlarının (asistan hekim, hemşire, yardımcı sağlık personeli) hepsine ulaşma hedefiyle uyguladık. Çalışmamıza katılmayı kabul eden 246 çalışanın anket formlarından elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programında değerlendirilmiştir. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 31,1±6,8 olup hastanemizde çalışma süre ortalamaları 5,86±5,7'dir. Bilgi düzeyi puan ortancaları 22 puan üzerinden hekimlerde 15, hemşirelerde 11, yardımcı sağlık çalışanlarında 8 olarak saptanmıştır (p<0,001). Serviks kanseriyle ilgili eğitim alma oranı hekimlerde %74 olup diğer meslek gruplarından anlamlı düzeyde yüksektir. Eğitim alma isteği ise %84 oranıyla hemşirelerde en yüksek oranda saptanmıştır. Hekimlerin tamamı, hemşirelerin %31'i, yardımcı sağlık personellerinin %44'ü çevrelerine HPV aşısı önerdiklerini belirtmiştir. Beşi hekim, beşi hemşire on katılımcı HPV aşısı yaptırmış olup yakınına aşı yaptıran sağlık çalışanı yoktur. Aşı yaptırmama nedenlerinin başında aşı hakkında bilgilerinin olmaması (%38,6) gelmektedir. Diğer nedenler sırasıyla aşı maliyeti (%23,5), aşıya ulaşamama (%19,9), risk grubunda olmadığını düşünme (%18,6), yan etki korkusu (%11,7), aşının koruyucu olduğunu düşünmeme (%5,2) olarak saptanmıştır. Hekimlerin %65,9'u, hemşirelerin %36,2'si, yardımcı sağlık çalışanlarının %23,5'i yakınlarına aşı yaptırmayı düşündüklerini belirtmiştir. Sonuç: Eğitimlerle sağlık çalışanlarının serviks kanseri ve korunma yöntemleri ile ilgili bilgi düzeyleri yükseltilmeli ve aşıya karşı tutumlarında iyileşme sağlanmalıdır. Böylece sağlık çalışanları toplumu doğru bir şekilde yönlendirebilecek ve aşılanma oranları artacaktır. Anahtar Kelimeler: HPV aşısı, serviks kanseri, sağlık çalışanı
Vajinal duş uygulamasının pap smear üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmada, düzenli vajinal duş yapan kadınların Pap smear sonuçlarıyla bu alışkanlıktan vazgeçtikten sonra alınan Pap smear sonuçlarının karşılaştırılması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Temmuz 2010 ve Ocak 2011 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Jinekoloji Polikliniği'ne başvuran ve vajinal duş yaptığını belirten 105 hasta dahil edildi. Her hastadan Pap smear alındı. Hastalara vajinal duş yapmayı bırakmaları önerildi ve bir ay sonra tekrar Pap smear alındı. Vajinal duş yaparken alınan Pap smear sonuçları ile vajinal duş bırakıldıktan sonra alınan Pap smear sonuçları karşılaştırıldı.Bulgular: Hastaların vajinal duş yaparken ve vajinal duşu bıraktıktan sonra alınan smear sonuçları karşılaştırıldığında, normal olarak rapor edilen Pap smear sayısının vajinal duş yapılırken %33,3 (35 olgu) iken duş yapılmadığı dönemde %54,2'ye (57 olgu) yükseldiği, şiddetli inflamasyonun %11,4'ten (12 olgu) %1,9'a (2 olgu) ve enfeksiyon saptanan toplam hasta sayısının %48,5'ten (51 olgu) %31,4'e (33 olgu) gerilediği görüldü. Sonuçlar karşılaştırıldığında bu değişiklikler istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05).Sonuç: Çalışmamızda vajinal duş uygulaması bırakıldıktan sonra alınan Pap smear sonuçlarında enfeksiyon bulgularının azaldığı gözlendi. Vajinal duş uygulamasının, jinekolojik ve obstetrik pek çok zararlı etkisinin yanında servikovajinal enfeksiyon sıklığını arttırdığını düşünmekteyiz. Kadınlara vajinal duş uygulamasının olumsuz yönlerini anlatarak vajinal duş yapan kadın sayısını azaltmanın, kadın sağlığına olumlu katkılar sağlayacağı kanısındayız.Anahtar sözcükler: Servikovajinal enfeksiyon, Pap smear, vajinal duş
Ege Üniversitesi Hastanesinde çalışan sağlık personelinin serviks kanser aşısı hakkında bilgi düzeyi
Bu araştırmanın amacı, sağlık personelinin henüz çok yeni olan ve serviks kanserine karşı koruyuculuğu bulunan HPV aşısı hakkında bilgi düzeylerini araştırmak için yapılan tanımlayıcı bir çalışmadır.Bu araştırma günümüzde kadınlarda, meme kanserinden sonra görülen 2. en sık kanser olan serviks kanserine neden olduğu bilinen HPV'den korunmak amacıyla geliştirilen aşı hakkında, topluma hizmet götüren sağlık personelinin bilgilerinin değerlendirmek için planlanmıştır.Teşhis ve tedavideki önemli gelişmelere rağmen kadınlarda serviks kanseri halen çok önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Sigara alışkanlığı, yaş, sosyo-ekonomik düzey, cinsel hayat, cinsel partner, fazla doğum ve seksüel yolla bulaşan hastalıklar serviks kanserinde rol oynamaktadır. Sağlığın korunması hastalıklara karşı savaşla ve bu savaşı hastalıklar ortaya çıkmadan önce başlatmakla mümkündür. HPV aşısı bu konuda önemli bir adımdır.Araştırma, İzmir-Bornova'daki Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde Şubat-Aralık 2008 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Ege Üniversitesinde çalışan 508 sağlık personeli oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında yüz yüze görüşme ve anket yöntemi uygulanmıştır. Anket formu sağlık personelinin sosyo-demografik özelliklerini ve literatür bilgilerini değerlendirmek amacıyla oluşturulmuştur. Anket sağlık personeline bilgi verilerek ve izinleri alınarak uygulanmıştır.Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde SPSS 10.00 istatistik yazılım programı kullanılmıştır. İstatistiksel değerlendirme Pearson Ki-Kare testi ile yapılmıştır.Araştırma sonucunda; sağlık personelinin büyük bir çoğunluğunun HPV aşısı hakkında bilgi sahibi olduğu fakat aşının etki ve yan etkileri konusunda eğitime ihtiyaçları olduğu saptanmıştır.Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, konu ile ilgili standart eğitim araçları olmadığı için sağlık çalışanlarına aşı ile ilgili eğitim verilmesi gerektiği ve bunun için eğitim merkezi ve ekibi oluşturulması önerilmiştir.
Negatif kolposkopik bulguları olan hastalarda rutin servikal biyopsinin servikal intraepitelyal neoplazileri tesbit etmekteki rolü
Serviks kanseri; meme kanserinden sonra kadınlarda görülen ikinci en sık kanser türüdür.Serviks kanseri uzun bir latent faza sahiptir.Çeşitli tarama testlerinden Papsmear, HPV DNA testi, asetik asit ve lugoliyotu ile vizüelinspeksiyon gibi yöntemler kullanılarak erken dönemde kolayca tanı konulabilir. Serviks kanseri taraması kapsamında HPV DNA pozitifliği veya anormal sitoloji tespit edilen hastalara bir üst basamak inceleme olarak kolposkopi yapılmaktadır.Bu çalışmada normal kolposkopik bulguları olan hastalarda rutin servikal biyopsi yapılmasının servikal intraepitelyal lezyonların tespiti üzerindeki etkisinin bilimsel olarak değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Anormal smear sonucu olan 120 hasta retrospektif olarak incelendi. Tüm hastalara kolposkopi yapıldı. Kolposkopik muayende displazi derecesinin tahmini, LGCIN (Low Grade Cervical Intraepithelial Neoplasia), HGCIN (High Grade Cervical Intraepithelial Neoplasia) ve invazif hastalık şeklinde sınıflandırıldı. Kolposkopik muayenesi yetersiz olan ya da yeterli kolposkopik muayenesi olduğu halde lezyon izlenmeyen hastalardan ve smear sonucu HGSIL olan olgulardan ECC (Endocervical Canal Curettage) yapıldı. Histoloji sonuçları da negatif, LGCIN , HGCIN ve invaziv hastalık şeklinde bildirildi. Çalışmamızda 4 kadran biopsi almanın hastalarda atlanabilecek patoloji saptamada anlamlı olduğu saptandı.