Life

92 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Emek pazarı ve kimliklenme ilişkisi: İzmir Urla Sıra Mahallesi Romanları örneği

Bu çalışma, emek pazarıyla temasın, Roman kimliğine etkisini konu edinmektedir. Bu çalışmanın yöneldiği özgün soru, hipergetto bir yerleşke olan Sıra Mahallesi'nde yaşayan Romanların, kendi kültürel kimliklerinin penceresinden ve değer setlerinden hareketle emek piyasalarını nasıl gördükleridir. Çalışmada Romanların yaşam koşullarını, onların sesleri ve bakışı, taktikleri ve eylem pratikleri üzerinden görmek hedeflenmiştir ve yoksul, hipergetto bir mahalle olan Sıra mahallesinde (Urla-İzmir) yaklaşık iki yıl boyunca etnografik saha çalışması gerçekleştirilmiştir. Tez, Romanların mekan, eğitim ve çalışma deneyimlerine odaklanırken, yaşam alanlarına ilişkin detaylı, mikro bir perspektif sunmaktadır. Toplumsal alanlarda hakim pozisyonlarda bulunan ve emek pazarını hakimiyetinde bulunduran Gaco (Roman olmayanlar), dikte ettiği kültürel değer ve yaşam biçimleri ile Romanların yaşamlarını da büyük ölçüde belirlemektedir. Tezde, emek pazarı ile ilişkilenen Romanların, tahakküm-direniş ilişkisi üzerinden Gaco ile nasıl bir kültürlerarası bir müzakere sürdürdüğü ve güç asimetrisi içeren bu müzakerenin bir sonucu olarak Roman kimliklenmesinin nasıl gerçekleştiği incelenmiştir. Yoksulluğa dair kuramsal tartışmalar ve yoksulların norm-dışı davranışlarına odaklanan literatürün ışığında, etno-ırksal ve maduniyet ekseninde gerçekleşen Roman kimliklenmesindeki faillik sorgulanmış ve Romanların yaşam tercihlerinde kültürel değerlerin ve sınıfsal bağlamın nasıl yer bulduğu irdelenmiştir. Mevcut yoksulluk literatüründe genellikle yoksulluğun yapısal şartlarına odaklanılırken, yoksul bireylerin, topluma ve emek piyasalarına eklemlenmek arzusu taşıdığı varsayımından hareket edilmektedir. Yoksullara emek piyasasına eklemlenme arzusu atfetmek yerine, Romanlar örneğinde doğrudan onların gözünden piyasaya bakmak, normalleştirilmiş/meşrulaştırılmış kimlik-emek ilişkisini sorgulamak için verimli bir başlangıç noktası olmuştur. Bu çerçeveden yoksulluğun ve başarısızlığın yükünü maduna yükleyen egemen bakışı sorgulamak hedeflenmiştir.

KimliklendirmeKültürel kimlikRomans+5
Ozan Uştuk
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Tecavüze maruz bırakılan kadınların tecavüz sonrası yaşam deneyimleri

Bu çalışmayı tecavüze maruz bırakılan kadınların tecavüz sonrası yaşam deneyimlerini ortaya koymak amacıyla gerçekleştirdim. Araştırmada kadının tecavüzü nasıl anlamlandırdığını; tecavüzün kadının benliğine, kişilerarası ilişkilerine olan etkisini, kadının hizmet aldığı kuruluşlara ilişkin deneyimlerini, yaşadıkları sorunlarla baş etme stratejilerini ve güçlenme deneyimlerini aydınlatmaya çalıştım. Bunu yaparken, feminist metodolojiyi kullandım. Araştırma öznelerimi; Türkiye'nin 8 farklı ilinde ikamet eden, 18 yaş ve üzerinde tecavüze maruz bırakılmış 28 kadın oluşturdu. Bu kadınlarla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirdim. Görüşmelerde kadınlarla birlikte oluşturduğum verileri, MAXQDA 12 Analytics Pro yazılımı yardımıyla feminist tematik çözümleme ile çözümledim. Sonuç olarak; kadınlar tecavüz hakkında konuşmaya başlarsa, tecavüzün kadın yaşamına saldırısı ve kadınca direniş sanatları olarak isimlendirdiğim üç ana tema ortaya çıktı. Araştırmanın sonuçlarına göre; ataerkil düzende kadınlar fiili ve kamusal tecavüze maruz bırakılarak itaat edici bir duruş noktasına yerleştiriliyor; kendini dayatan düzenin kadınlar için belirlediği yatkınlıklar, kadınlar tarafından içselleştiriliyordu. Kadınların ikincil konumları ile birlikte kendilerine ve yaşamlarına ilişkin olumsuzluklar, sabit hale geliyordu. Ataerkil toplumun üyeleri tarafından uygulanan sembolik şiddet, tecavüz travmasının yıkıcı etkilerini derinleştiriyordu. Bu durum kişisel, kişilerarası ve politik düzeyde güçlenme; feminist yönelimli hizmet geliştirme ve sunma, erkek ve kadınlar tarafından işgal edilen sosyal konumları sorgulama, adil ve eşitlikçi bir düzen kurma vb. gereksinimlerinin bir işareti olarak okunmalı ve söz konusu gereksinimler doğrultusunda dönüşüm yaratmanın nasılına bakılmalıydı. Bu çalışma, tecavüze maruz bırakılan kadınların yaşamına içeriden bakış sunması ve dönüştürücü özelliğiyle söz konusu gereksinimi önemli ölçüde karşılamış oldu.

Cinsel suçlarKadınlarTecavüz+4
İlkay Başak Adıgüzel
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Eşlerde ilişki doyumunun belirleyicileri olarak yaşam pozisyonları ve temel psikolojik ihtiyaçlar

Bu araştırmanın temel amacı, yaşam pozisyonlarının ve temel psikolojik ihtiyaçların eşlerde ilişki doyumunun belirleyicileri olup olmadığını incelemektir. Bu amaç doğrultusunda hem kadının hem erkeğin yaşam pozisyonları ve temel psikolojik ihtiyaçlar ile olan ilişkisi araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da yaşayan toplamda 400 kişiden oluşan 200 kadın ve 200 erkeğin oluşturduğu evli çiftler oluşturmaktadır. Araştırmada İlişki Doyumu Ölçeği, Yaşam Pozisyonları Ölçeği, Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği, ayrıca hazırlanmış olunan kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Çalışmada verilerin analizi için 'Hiyerarşik Regresyon Analizi' tekniği uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda, temel psikolojik ihtiyaçların, alt boyutları (özerklik, yeterlilik, ilişki) kadınlara göre incelendiğinde, kadınların 'yeterlik ve ilişki' düzeyi yükseldikçe erkeklerin ilişki doyumunun anlamlı ve yüksek olduğu bulunmuştur. Erkeklere göre incelendiğinde 'özerklik' ve 'ilişki' boyutunun anlamlı olduğu ve kadınların ilişki doyumunun yüksek olduğu görülmektedir. Kadınların ilişki doyumunda yaşam pozisyonları belirleyiciyken, erkeklerin ilişki doyumunda yaşam pozisyonlarının belirleyici olmadığı görülmüştür. Anahtar kelimeler: İlişki Doyumu, Yaşam Pozisyonları, Temel Psikolojik İhtiyaçlar.

EvlilikEvlilik doyumuEvlilik ilişkisi+5
Merve Karamehmetoğlu Çemberci
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Canlıların mereolojisi üzerine dilbilim merkezli bir inceleme

Bu tez semantiğin sentaksa öncelikli kılındığı bir çerçeveden yola çıkarak canlı organizma ve bağlı bulunduğu fiziksel unsurları arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlamaktadır. Bunu yaparken iki büyük geleneğiyle birlikte çağdaş dilbilimin dil incelemeleri bakımından günümüzde ulaştığı noktayı referans kabul etmektedir. Tezimiz anlam verme faaliyetinin katmanlarının ayırt edilerek ve anlamı taşıyan çok çeşitli bütünlerin nasıl oluşturulabildiği sorusundan hareket ederek; teorik düzeyde canlının sentaktik yapısı ve mereolojisiyle olan ilişkilerine bakılabileceği iddiasını taşımaktadır. Canlı organizmanın doğası, fiziksel yapıtaşlarıyla ve evrenin geri kalanı ile ilişkisinin ne olduğu bugün önemi katlanarak devam eden konulardır. Organizmanın muazzam karmaşıklığı ve cansız sistemlerin sahip olmadığı çok çeşitli özellikleri haiz olması onu bu denli önemli kılan temel faktörler arasındadır. Doğal diller hem farklı düzeylerden oluşmaları dolayısıyla bir karmaşıklık sergilemekte hem de açık-uçlu olmaları bakımından sınırlı bir malzeme ve kural stoğuna sahip olmalarına rağmen sınırsız cümle üretimine olanak tanımaktadırlar. Dilbilimin çeşitli alt disiplinleri dillerin fonoloji, morfoloji, sentaks ve semantik olmak üzere çeşitli düzeylerinin her birini hem bağımsız inceleme konusu yapmakta hem de birbirleriyle ilişkilerini incelemekte ve böylece dilin katmanlı yapısını açığa çıkarmaktadır. Bütün bunlar dilin nihaî karmaşıklık çerçevesini genişletmektedir. Çalışmamız, canlının kuruluşunda da bir karmaşıklaşma ve katmanlaşma olduğu ve bunların dilde karşılaştığımıza benzer biçimde anlaşılabileceği iddiasını taşımaktadır. Bu itibarla dildeki karmaşıklığın detaylandırılmasına yönelik gerekçemiz, dilin karmaşıklığı ve bütün-parça ilişkilerinin canlının karmaşıklığı ve bütün-parça ilişkilerini anlamada sunacağı olanaklardan istifade etmektir. Tezimiz nihayetinde canlının ve dilin sahip olduğu iki tür karmaşıklaşmanın analojinin ötesinde ilişkili olduğu sonucuna ulaşmaktadır. Ne var ki gerek anlam ve gerek "can"ın, ortaya çıkmaları her ne kadar fiziksel unsurlar olarak sesleri ya da atomlar, moleküller olarak fiziksel-kimyasal bileşenleri gerektirseler de söz konusu yapılara aşkın olduklarını düşünüyoruz. Noam Chomsky'nin sentaksı öne çıkaran Üretici Dilbilgisi anlayışının eleştirisi sonucunda geliştirilen Üretici Semantik, Bilişsel Dilbilim ve dilbilgisine bilişsel yaklaşımlarda dilbilim tartışmaları semantiğin ve böylece anlamın görece öne çıkarıldığı bir istikamet kazanmıştır. Nitekim anlamla ilgili süregiden bu tartışmalarda ne yazık ki bir derinlik bulunmamaktadır. Dilde anlamın varlığı onu, temel birimleri olarak seslerinin mekanik etkileşiminin önüne ve ötesine taşımaktadır. Dilin her bir katmanında kendisiyle iş görülen unsurları ve kuralları farklılaşmaktadır. Ses temel malzeme olarak varlığını sürdürse de her bir bileşende dahil olan farklı özellikler bulunmaktadır. Bunun nedenini dil konuşan canlının onları farklı bütünlerin parçası kılmasına, birbirleriyle ilişkilendirmesine ve karmaşıklaştırmasına bağlıyoruz. Buna göre kanaatimizce bir anlamı unsurlara hamlederek karşı tarafa aktaran özneden bağımsız olarak dil olgusu gereğince anlaşılamaz.

AnlamCanOrganizmalar
Emine Aslan
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Geçici koruma statüsünde olan Suriyelilerin hayata tutunma stratejileri üzerine sosyolojik bir araştırma: Şanlıurfa örneği

Bu çalışmada 2011 yılından itibaren iç savaştan kaynaklı Suriye‟den Türkiye‟ye göç ederek sığınanların ev sahibi toplum içindeki dönüşümleri, ev sahibi toplumda yarattığı ekonomik, sosyal, kültürel etkileri ve varış noktasında hayatlarına devam edebilmek için geliştirdikleri stratejiler incelenmiştir. Michel de Certeau‟nun gündelik yaşam pratiklerinde ortaya koyduğu taktik ve strateji kavramları üzerinden Suriye‟den Türkiye‟ye zorunlu göçle gelen grupların ve bireylerin geldikleri yerleşim yerlerinde geliştirdikleri direnme biçimleri, tutunma biçimleri, gündelik pratikleri ele alınmıştır. Bu çalışmada göç kuramları etrafında Suriyeli grupların göç etme biçimleri, göçün itici ve çekici nedenleri, göç eğilimleri, göçün yarattığı sonuçlar incelenmiştir. Çalışma temelde Suriye‟den zorunlu göçle gelen grupları ve bireyleri ele aldığı için göçün farklı disiplinlerde ne anlam ifade ettiği ve göç türleri içinde hangi kategorilerde ele alındığı açıklanmıştır. Çalışma aynı zamanda Türkiye‟deki göç politikalarına ve mevzuatına, göç literatürüne farklı boyutlarda bakmamıza imkan sunmaktadır. Bu çalışmada Suriye‟den göçle gelen bireylerin ve grupların var olan baskın ya da egemen iktidara ve yerli olana karşı kendi düzenini kurma ve kendini içeriye dahil etme pratikleri gündelik hayat deneyimleri üzerinden incelenmiştir. Çalışmada Pierre Bourdieu‟nun alan, habitus ve mücadele alanı kavramları üzerinden Suriye‟den göç eden grupların mekansal deneyimlerinin okuması yapılmıştır. Göçün hayatın mevcut olan her alanına etkisi göz önünde bulundurularak çalışmanın görüşme soruları hazırlanmıştır. Çalışmada saha olarak Şanlıurfa il merkezi ve merkez ilçeler tercih edilmiştir. Saha çalışması olarak belirlenen Şanlıurfa il merkezi ve merkez ilçelerinde veriler çalışmanın doyuma ulaşılması sağlanan kadar devam etmiştir. 5 Arap kadın, 5 Arap erkek, 5 Kürt kadın, 5 Kürt erkek, 5 Ezidi kadın ve 5 Ezidi erkek olmak üzere toplamda 30 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleşmiştir. Görüşmelerde nitel araştırma yöntem ve teknikleri kullanılmıştır. Katılımcılara ulaşabilmek için kartopu örnekleme uygulanmıştır. Bu çalışmada Suriye‟den göç eden grupların göç hikayeleri, geldikleri yerleşim yerinde yaşadıkları sorunların neler olduğu, bu sorunlarla başa çıkarken geliştirdikleri stratejiler, göç mevzuatında göç aktörlerinden hangi gruba dahil oldukları, Türkiye‟de kalıcı ve geçici olma durumları, mekansal yoğunlaşmaları, göçün getirdiği dönüşümün etkileri gibi niteliksel veriler elde edilmiştir. Elde edilen veriler bulgular kısmında katılımcıların anlattıkları aktarılarak analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Habitus, Göç, Geçici Koruma Statüsü, Sığınmacı, Strateji, Savunmasız.

Geçici hukuki korumalarGöçlerGöçmenler+6
Funda Coşkun
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kur'ân'da su ve hayat

Kur'ân âyetleri ışığında yaptığımız değerlendirme sonucunda ilk yaratılan maddelerden biri sudur. İlk insan, su ile toprağın karışımı çamurdan yaratılmıştır. Canlıların hayatlarını ve nesillerini devam ettirme sebeplerinden birisi de sudur. Hayatın suya olan bağımlılığından dolayı su, hayattır veya hayat sudur denilebilir. Kur'ân-ı Kerim su anlamında olan mâ' lafzını ve bu anlama gelen başka lafızları da ihtiva eder. Ayrıca mecazen su anlamını da gelen kelimeleri de içermektedir. Kur'ân-ı Kerim'de su ile ilgili meseller yer almaktadır. Su ile imtihan, helak, şifa ve sekinet hususlarında kıssalar bulunmaktadır. Âyetler, cennetteki mükâfatlardan birinin su olduğunu bildirir. Cehennemde cezalandırmaların bir kısmının su ile olacağı konusunda da âyetler bulunmaktadır. Hayat, Kur'ân-ı Kerim'de geçen kavramlardan biridir. Hayat lafzı değişik anlamlarda kullanılmıştır. Aynı şekilde hayat kelimesini çağrıştıran lafızlar da yer almaktadır. Hayat lafzı ile alakalı olan ruh kavramından da söz edilmektedir. Hayatı sağlayan unsûr olan ruh Kur'ân-ı Kerim'de çeşitli anlamlarda zikredilmiştir. Kur'ân-ı Kerim canlı her şeyin sudan yaratıldığını beyan eder. Hz. Âdem'in ve çocuklarının hayatları su ile başlamıştır. Su ile nesilleri devam eden Âdemoğullarının yaratılışları anlatılır. Bununla birlikte tüm canlı ve cansız varlıkları yaratanın ve hayat verenin Yüce Allah olduğu beyan edilir. Su, tüm canlıların hayatında yaşamsal bir değere sahiptir. Kur'ân'da hayatî değeri olan suyun gökten tertemiz indirildiği, bununla birlikte temizlikte ve ibadette önemli bir unsûr olduğu anlatılır. Zamanında Yüce Allah tarafından Hz. Hacer ve Hz. İsmail'e lütfedilen zemzem Mekke'ye hayat kaynağı olmuştur. Bu mübarek suya, Peygamber (sas) ve Müslümanlar büyük önem atfetmişlerdir.

Kur'an-ı KerimSuYaratılış+2
Mehmet Şafi Bilik
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Cengiz Han dönemi ve sonrasında Moğollarda göçebe yaşam ve ekonomik yapı

Atlı göçebe kültürünü hayat tarzı olarak seçen Moğollar, küçük kabileler hâlinde ve göçebe şeklinde Mançurya'dan, Altaylara, Altaylardan Gobi Çölüne kadar uzanan bir alanda yaşarlardı. Avcılık ve yağmacılıkla geçinirler, hayvancılıkla uğraşırlardı. Yiyeceklerini daha çok hayvani gıdalardan sağlarlardı. Çok az bir sayıda da olsa İnsan eti yiyenleri dahi vardı. Koyun, sığır, deve, at, merkep, katır, domuz yetiştirirlerdi. 1206 yılında Cengiz Han önderliğinde birliklerini sağlayan Moğollar Orta Asya, Anadolu, Avrupa'nın siyasi tarihinde oldukça etkili bir rol oynayacakları dönemi başlatmışlar, büyük fetihler yapmışlar, birçok büyük devleti tarih sayfalarından silmişlerdir. Cengiz Han ve ardıllarıyla birlikte toplum olma yoluna giden ve devletleşen Moğollar zamanla hayvancılık, ziraat, imar ve ticaret alanında büyük bir gelişme göstererek iktisadi, sosyal ve kültürel olarak da tarihin akışına yön vermişlerdir. Çalışmamızda böylesine önemli bir tarihe sahip olan Moğollar'ın siyasal tarihinden kadarbüyük bir öneme sahip olan sosyal, kültürel ve ticari yapısı ele alınmıştır. Tezin giriş bölümünde kültür kavramı, Moğollar toplum yapısı ve yaşadıkları coğrafya ele alınmış, birinci bölümde ise göçebe toplumlar ve yaşayışları, ikinci bölümde de Moğol coğrafyasının özellikleri, hayvancılık, hayvanlardan sorumlu memurlar, hayvancılığın inanç ve yaşam boyutuna yansıması, at kültürü, avcılık, hayvan deri ve yünlerinden elde edilen giyim-kuşamlar, süs eşyaları ve çadırlar, üçüncü bölümde ise mutfak eşyaları, hayvansal yiyecekler, bitkisel yiyecekler, hayvansal içecekler, bitkisel içecekler, dördüncü bölümde de ticaret, sanayi, ziraat, vergi, toprak yönetimi, ticaret yolları ve ulaşım, istila ve yağma gibi konular ele alınmıştır.

Cengiz HanEkonomiEkonomik yapı+7
Gökhan Kurt
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yuva kavramının seramik form ve yüzeylere yansıması

Bu çalışmada yuva kavramının seramik form ve yüzeylere yansıması ele alınmıştır. Yuva ile ilgili seçilen formlar ve yüzeyler seramiğin ana malzemesi olan kilin de özellikleriyle birleşerek yeniden ve yalın bir biçimde yorumlanmıştır. Tezin birinci bölümünde yuva kavramının sözlük anlamı, genel anlamı ve doğada yuva kavramının anlamsal bütünlüğü, toplumlara ve Türk toplumuna göre yuva algısı açıklanmaya çalışılmış ve bir evin yuva olmasını sağlayan etmenler ifade edilmiştir. İkinci bölümde yuva kavramının sanattaki yeri, seramik sanatında yuva kavramının sanat nesneleriyle olan ilişkileri üzerinde durulmuş ve tarihsel gelişimi, değişimi ve bazı sanatsal alanlarda kullanımı incelenmiştir. Seramik sanatında yuva ifadesi başlığı altında, yuva ve yuvayı temsil eden nesnelerin sanatta var olması ele alınmıştır. Çalışmalara yuva ve seramik sanatı ilişkisini farklı açılardan ele alan yaklaşımlarla anlatılmıştır. Üçüncü bölüm yuva kavramının seramik form ve yüzeylere yansıması başlığı altında kişisel uygulamalara ayrılmıştır. Kişisel çalışmaların çıkış noktalarından, teknik ve yöntemlerinden bahsedilmiştir.

EvlerKonsept tasarımSeramik sanatı+3
Deniz Hasan
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Modernliğin bireyciliği ile yaşam politikalarında beliren bireyselleşmenin yansımaları arasındaki farkın ilişkiselliği

Bu araştırma, bireyselleşme ile modern bireycilik arasındaki farkın mahiyetini anlamak ve açıklamak amacı ile bireyselleşme ve ona bağlı olarak birey sorununu sosyolojik olarak tartışmaya açmaktadır. Bu tartışma yaşam politikaları çerçevesindeki insan eylemlerinin doğası incelenerek gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın odaklandığı temel sorun, insanların "daha iyi ve daha adil" bir topluma dair tahayyüllerini nasıl bir anlayış ve çaba sonucu eyleme, yani bir yaşam politikasına dönüştürdükleridir. Çalışmanın somut verileri, yaşam politikaları olarak kurumsallaşmamış sosyal sorumluluk eylemlerini icra eden 9 bireyle yapılan derinlemesine görüşmelerden elde edilmiştir. İlişkisel yaklaşımla ele alınan bu araştırmanın bulguları, katılımcıların bireyselleşme deneyimlerinin, insani ilişkilerin gerçek, somut boyutuna tekabül ettiğini ve toplumsal ve ahlaki "iyi" anlayışı ile çerçevelendirildiklerini göstermektedir. Bu anlayışın ayırt edici unsuru, katılımcıların çevrelerinden ve geleneksel normlarından edindikleri ve içselleştirdikleri değerleri bütünsel bir bakış açısı ile yorumlamalarıdır. Hayata dair bütünsel yaklaşım, her bireyi ve dolayısıyla kendini bütünün bir parçası olarak görebilmektir. Bu anlayışa göre birey terimi, bir bütünün atomistik, yalıtılmış ve farklılaşmamış bir parçasına değil, insanın, bir ilişkiler ağı içinde failliğini uygulama yeteneğine sahip, tekil ve özel bir varlık olarak onu öne çıkaran kişisel niteliklerine atıfta bulunur. Buna göre bireyselleşme, bireyin sahip olduğu insani nitelik ve güç potansiyellerini her zaman ve her yerde birbirine bağımlı insanlar arasındaki ilişkiler ağı içinde ve bu ilişkiler aracılığıyla keşfettiği, öznelleştirilmiş bir yorumla ördüğü ve ifade ettiği daimi bir etkileşim; kendini geliştirme ve kültürel içselleştirme arasında vuku bulan çift yönlü bir yapılandırma sürecidir. Yaşam politikaları olarak sosyal sorumluluk eylemleri, kendini gerçekleştirmiş bireylerin birbirlerini karşılıklı olarak üreterek daha iyi ve adil bir toplumun inşasına katkıda bulunma umuduna yöneliktir. Bu eylemler, toplumun dezavantajlı grupları için hak, adalet, özgürlük talebi içermekle birlikte yapıya karşı yıkıcı başkaldırı eylemleri değillerdir. Temel amaç, toplumsal hayatın düzenlenmesine, kültürel değerlerin iyileştirilmesine yönelik bir hak aramadır. Hem kamusal hem de özel alanda, yaşam tarzlarına ilişkin değerler ve tutumların değiştirilmesine yönelik sembolik siyasal bir katılım tarzı olarak bu eylemler, politika değişikliği için dolaylı bir strateji sunmaktadırlar.

BireysellikModernleşmeModernlik+3
Selda Ersözlü
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşantı ve kimlik ilişkisi üzerine görsel önermeler

Bu Yüksek Lisans Tezinde, kelime olarak kapsamlı bir kavram olan "yaşantının" kimlik problemi çerçevesinde geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanı kapsayan travmatik etkilerine odaklanılmaktadır. Burada Kastedilen yaşantı, kimlik siyasetinin neden olduğu trajik olaylarda sonuçları açısından sanatçıya dolayısıyla da sanata yansıyan, tanık olunan yaşantıdır. Buradan hareketle çalışma süresince sanat ve siyaset birlikteliğinde maruz bırakan/bırakılan karşıtlığında sanatçı yaşantısına, üretimlerine olan etkisi tartışılmaktadır. Çalışmanın amacı, kimlik kavramının sanat tarihi perspektifinde kavram olmaktan çıkarak problem durumunu simgeleyen protest bir tavra nasıl dönüştüğüne ve sanatçı yaşantısının bu durumdaki rolüne açıklık getirmektir. Çalışmanın yöntemi; yazınsal ve uygulama olarak üç bölümde gerçekleşmiştir ve bu bölümler birbirine paralel şekilde yürütülmüştür. Sanatçıların, eleştirmenlerin ve düşünürlerin benzer konulara yaklaşım biçimleri konu içerisine dahil edilerek son bölümde konu ile ilgili bir dizi resim, video ve fotoğraf uygulaması yapılmıştır. Sanatta Rönesans'la başlayan eşitlik ve özgürlük fikri, Fransız devrimiyle yeniden boyutlansa da bireysel, ideolojik yaklaşımlar resimlerde kendini 18. Yüzyılın sonlarına doğru göstermeye başlar. Bu dönemde, yaşanmış gerçek şiddet olay ve olguları sanatın konusu olurken 19. Yüzyıl romantizm akımının etkisiyle de insani duygular ilk defa sanatta yer edinmiştir. 18. Ve 19. Yüzyılın Romantik düşüncelerinden beslenerek gelişen ve değişen "kimlik" tanımı 20. Yüzyıl sanatında temel konulardan biri haline dönüşür. Özellikle 1980'li yıllarda öncelikle Batı dünyasında modernizmden post-modernizme sömürgecilikten küreselleşmeye doğru geçen süreçte uygulanan kimlik siyasetinin sanat ve sanatçıya etkisi yadsınamaz bir gerçektir. Bu doğrultudan hareketle sanat ve siyaset arasındaki ilişkiyi temel alan yaklaşımla, kimlik siyasetinin sanattaki yansımaları araştırılarak konuyla ilgili çalışmalar yapan sanatçı örneklerine yer verildi. Türkiye siyasetinde kimlik; siyasi hareketin ve teorinin temel kavramlarından biri olma özelliğindedir. Bu düşünce doğrultusunda 1980 ve sonrasındaki dönemlerde resmi ideolojilerin kimlik kavramına olan yaklaşımına değinilmiş, sanatçıların çalışmalarına etkileri açısından bu sürece bakış açıları açıklanmıştır. Anahtar Sözcükler: Sanat, resim, yaşantı, kimlik, öteki, şiddet, siyaset.

Görsel sanatlarKimlikResim sanatı+4
Sevin Baycan
Hacettepe University · Institute of Fine Arts
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Self and power in the presidential life writing of George H. W. Bush, Bill Clinton, and George W. Bush

This thesis analyzes of three US Presidents' understandings of self and power as reflected in their life writing. The scope of this thesis is limited to the period between the years 1989-2009, during which George H. W. Bush (1989-1993), Bill Clinton (1993-2001), and George W. Bush (2001-2009) served respectively. Now defined as the post-Cold War era, during these presidents' administrations, "hostility against communism" gave way to the "War on Terror." Acknowledging that current American politics and foreign policies were shaped during these two decades, this thesis examines the notion of power in relation to the subject position of the president. In their autobiographical works, All the Best: My Life in Letters and Other Writings (2013), My Life (2004), and Decision Points (2010) George H. W. Bush, Bill Clinton, and George W. Bush attempt to reassert their power, which ended with their presidency and was diminished by media images and criticisms. In doing so, they revere the ideology of values such as individualism, democracy, freedom, and religious morality, which are identified with national and international American policies. Chapter I offers a close reading of these three works as presidential life writing and analyzes the self in relation to a nationalist American identity. Chapter II further studies the core nature of presidents' power in relation to America as a superpower. The power invested in presidents is often used in a way that exposes efforts of maintaining a public image (or self) and agreeing with preconceived practices; public opinion and American values are instrumental in making decisions regarding interactions with Middle Eastern countries, and presidential actions often show compliance with former presidential actions. Thus, such power requires justification. These presidents' exercise of power in their authorship reflects an attempt to influence historical perceptions, and contend and rationalize their former power.

United States of AmericaPrime ministerPresidency system+7
Meryem Elif Doğdu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Romantik ilişkilerde partnerler arasında yaşanan iletişim problemleri ve transaksiyonel analizdeki yaşam kurguları arasındaki ilişkinin incelenmesi: Genç yetişkinler üzerine bir araştırma

İnsanın senaryosu doğduğu andan itibaren başlar. Hangi çevrede doğduğu nasıl bir anne babaya ait olduğuyla birlikte doğar. Şekillenme sürecinde ilk etkenler doğduğu çevre ve daha sonrasında kendinin oluşturacağı çevre ve ilk modelleri olan anne ve babasıdır. Herkes kendi senaryosunun senaristi, yönetmeni ve oyuncusudur. Filmin konusu doğduğunda belirlenmiştir. Sıra senaryoyu yazmaya geçer. Akılda kalan bir senaryo yazmak ise insanın kendini tanımasıyla mümkündür. İnsan aitlik hissiyle hayatına bomboş bir sayfayla başlar. Sayfaları yaşadıkları doldurur. İlk satırlarında ailesini anlatır, doğduğu çevreyi anlatır, onlardan öğrendiklerini yazar. Sonra devreye onlardan öğrendiklerini uyguladığı zamanların anıları girer. O noktada ise kendini sorgulama tanıma ve okey olup olmadığına karar verme durumuyla savaşmaktadır. Yaşam senaryosu bu şekilde şekillenir ve davranışlarda yaşamın pozisyonlarının tanımı olur. Senaryonun devamlılığı yaşam pozisyonları içinde yaşadıkları hissettikleri ve yapıp yapmadıklarıdır. Kendi dünyasını yaşamaktadır. Bazen çatışmalar olur, kavgalar olur, bazen de romantik komedi tadında yaşanır. Bazen de korkularla yüzleşilir. Bazen de fantastik hayallerin peşinde koşar. Hayatını kişi kendi şekillendirmektedir. Senaryonun içinde yer alanlar kişinin özetini oluşturur. Sen kimsin? diye sorulur ve kişi ben kimim diye sorar kendine. Hayat kendini arayışın hikayesidir. İlk sayfalar diğer sayfaların belirleyicisi olmaktadır. Çünkü insan ilk sayfalarını öyle bir benimsiyor, öyle kazıyor ki beynine ilişkilerinde, iş hayatında, aşk hayatında, yaşlılığında ve gençliğinde hep o ilk sayfada anlattığı şeylerin izlerini görüyor. Tanıdık geliyor ama çoğu kez nedenini sormuyor. Çünkü kimse sormadı. Sorduğu zaman ise senaryo artık finali hak ediyor ve yepyeni bir senaryoya geçiliyor ve yepyeni kurgularla hayat yeniden şekillendiriliyor. Birey hayatını daha farkındalıkla ve daha kendini tanıyarak yaşıyor. Söz konusu araştırma romantik ilişki içerisinde yer alan üniversite öğrencilerinin yapılan görüşmeler ışında hayatlarından ne istediklerini öğrenmeleri ve kendi farkındalıklarını artırmalarını sağlamayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda araştırma kapsamında genç yetişkinlere öncelikle aşk tutumları ve yaşam pozisyonları ölçeği uygulanarak aşk tutumlarının ve yaşamdan beklentilerinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Çiftlerle birebir yapılan mülakatlarda sorulan sorularla ise yetişkinlerin kendileri ve ilişkileri hakkında sormaktan çekindikleri, farkına varmadıkları konuların farkına varmalarını sağlamayı amaçlamıştır. Yaşam kurgularının ve kurgularını gerçekleştirme biçimlerinin iletişimlerine etkisi olup olmadığı gözlemlenmek istenmiştir. Aşk insanın karşına doğduğu anda çıkmaktadır. Çocukların ilk aşkı, ilk bağlandıkları kişi anneleridir. Ve sonrasında kendi oluşturduğu ya da zorunda kaldığı çevreye göre şekillenir. Rol aldığı birçok davranışı hayatına istemsizce yansıtır. Bu araştırma bu davranışların hangi durumlarda ortaya çıktığı üzerinde durmaktadır. Birebir yapılan görüşmeler ve alınan sonuçlar, farkındalık, yaşam senaryosu, yaşam kurguları ve aşk tutumları çerçevesinde irdelenmektedir. Söz konusu araştırma Ege Üniversitesi Genç Yetişkinlerinin romantik ilişkilerinde yaşamış oldukları iletişim problemlerinin transaksiyonel analiz çerçevesinde incelenmesini içermektedir. Bu bağlamda genç yetişkinlerimizin öncelikle aşk tutumlarını belirlemek adına aşk tutumları ölçeği uygulanmıştır. Buradaki amaç her yetişkinin birbirinden fazla aşk tutumunu içinde barındırdığını ama birkaç tutumda daha belirgin özellikler gösterdiğini kanıtlamak olmuştur. Ardından uygulanan yaşam pozisyonları ölçeği de transaksiyonel analiz çerçevesinde yaşam senaryoları hakkında çıkarımlar yapılmasını kolaylaştırmıştır. Çiftlerle birebir yapılan mülakat görüşmelerinde sorulan sorular ışığında iletişim problemlerinin nedenleri, kişilerin kendilerini tanıyıp, tanımadıkları, kişilerin hayata karşı bakışları, bir ilişkiden beklentilerinin ne olduğu hakkında birçok çıkarımda bulunma fırsatı yakalanmıştır. İnsanın iletişimi uyandığı anda başlıyor. Önce kendisiyle iletişim kuruyor. Günün akışını da kendisiyle nasıl uyandığı belirliyor. Kahvaltıda ne yapsam diye düşünüyor. Sonrada diğer insanlarla iletişim başlıyor. Mahallede, iş yerinde, alışveriş yaparken ve gün içinde her şey iletişim kurmak için tasarlanmış bir halde iletişimin kurulmasını bekliyor. İnsan iletişime zorunda bırakılıyor. Kişinin sergilediği tavırlar ve davranışlar var. Kendisine, ailesine, arkadaşlarına ve sokaktaki insana karşı sergilemiş olduğu tavırlar kişiliğini oluşturuyor. Aşk hayatın her alanında var. Ait olma içgüdüsü insanın doğuştan itibaren aldığı ve uyguladığı yegane şeylerden birisidir. Ömrü boyunca onu elde etmek için uğraşır. Bir işe ait olmak istiyor. Bir aile ait olmak ister. Kendine ait olmak ister. Başkalarına ait olmak ister. Aşkı ait olma hissi şekillendirmektedir. Bu çalışma genç yetişkinlerin ait olurken nasıl davrandığını, kendini ne kadar iyi tanıyıp tanımadığını, aşık olduğu insandan beklentilerinin farkında olup olmadığını, kendi aşk tanımının ne olduğunu bilip bilmediği göstermesi ve kişilerin ilişkilerine dair sormaktan kaçındıkları sorularla farkındalık kazandıran literatür olması açısından önem arz etmektedir.

Duygusal ilişkiGelecek kurgularıGençler+6
Umut Erdem
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Another way is possible: Looking at women's lives through the filter of divorce

This study primarily deals with women's experience of divorce in Turkey, and it aims to explore the following questions: how do the structure of marriage, the roles that women are expected to assume, and their perception of themselves within their families affect their decision to get divorced? Can any causality be established between the changing economic countenance of Turkey and the performance of manhood and womanhood on the decision of women to get divorced? What kind of strategies do women employ before and after divorce? Twenty-seven semi-structured life-story interviews were conducted in six different cities of Turkey. The average age of the participants is fourty-five, and the average length of time after divorce is ten years. The interviews lasted for almost thirty hours. The study demonstrates that the fatherhood performance women were exposed to when they were growing up plays an influential role on the decision mechanism in women's married lives, and the husband constitutes a second fatherhood from which women prefer to escape. Working life facilitates this escape.When children are involved, marriages are sustained until women decide to end it at the most appropriate time. Financial problems are experienced as a result of unemployment, and domestic violence in marriage are prevalent among the participants. Most of the participants interpreted divorce as a relief and a way out of an oppressive state despite its challenging results.

DivorceMarried womenMarriage+4
Mürüvet Esra Yıldırım
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

İbrahimi dinlerde insan onuru ve dinler arası öğretim açısından değerlendirme

Din eğitiminin en önemli amaçlarından bir tanesi de öğrencilere insani değerleri benimsetmek istemesidir. Bu amaca ulaşmak için günümüzde özellikle dini ve kültürel çoğulluğun olduğu toplumlarda farklı din eğitimi yaklaşımları, yöntem ve metodlar denenmektedir. Bu noktada dinler arası öğretim, bireyi önceleyen bakış açısıyla karşımıza çıkmaktadır. Dini ve kültürel çoğulluğun olduğu bir toplumda verilecek din eğitiminde öncelikle etik değerler, insan hakları da diyebileceğimiz saygı, adalet, hoşgörü, eşitlik vb. fikirler önemlidir. Tüm bu değerlerin kaynağını insan onuru kavramında bulabilmekteyiz. Çalışmamızda öncelikle insan onuru kavramının içeriği incelenmiştir. Kavram üç temel hak ile sınırlandırılmıştır. Belirlenen üç temel hak ile ilgili olarak İbrahimi dinlerin kutsal kitaplarında araştırma yapılmıştır. Dinler arası öğretimde insan onuru kavramından nasıl yararlanılabileceği düşünülmüştür. Ders içi çalışmalarda kullanılmak üzere üç temel hak ile ilgili çalışma metinleri hazırlanmıştır. Üç temel hak ile ilgili olup, İbrahimi dinlerin kutsal kitaplarında yer alan ayetlere de çalışma metinlerinde yer verilmiştir. Öğrencilerin konu ile ilgili ulaşmaları beklenen dinler arası yeterlilikler tespit edilerek, belirlenen yeterliliklere ulaşabilmeleri, dinlere dair anlamı yapılandırabilmeleri için işlenilen konu üzerinde etkili soru sorma süreci kullanılmaya çalışılmıştır. Yaklaşım bazı problemlerinin çözülmesin de insan onuru fikrinden yararlanılmasının gerekli olduğu düşüncesiyle değerlendirilmiştir. Dinlerin asıl kaynaklarından insan onuru kavramını temellendirdiğimizde insanların birbirlerine bakış açısından doğan problemlerin daha etkili bir şekilde çözülebileceği düşünülmüş, eğitimsel etkinlik ve önerilere yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: İnsan Onuru, Çoğulluk, Din, Öğretim, Yaşam, Mülkiyet, Özgürlük

Din eğitimiDini çoğulculukDinler+5
Fatma Betül Parmaksızoğlu
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of disability perception on the temporal distribution of emotionally charged autobiographical memories

One of the most common methods to investigate the relationship between autobiographical remembering and the self is to examine life span distribution of such memories. Numerous studies have observed an increase in the number of memories from one's youth when identity formation is said to occur. Studies have shown that significant external events result in development of a new identity; this identity creates a change in temporal distribution of ABMs. In the present study; temporal distribution, narrative and phenomenological qualities of ABMs were investigated by taking disability perception and period of disability identity formation into consideration. Both visually disabled (VD) and sighted participants were asked to recall most important, happiest and saddest memories from their lives. Disabled participants also completed some additional questions about their disability perceptions. The results have demonstrated that VD and sighted show similar memory distributions for their most important and saddest memories. However, for happiest memories, VD group recalled events from predominantly the age between 20-29; whereas sighteds remembered events from the age 30-39. When the age of disability identity formation was used as starting point of memory distribution, the most important memories of VD participants primarily came from the first decade after the disability identity formation. Additionally, most of the happiest memories were related to the concept of achievement for VD participants; for sighted participants a similar relationship was observed in relationship related memories. Finally, VD participants mostly gave lower visual imagery ratings and higher auditory imagery and belief ratings for each type of memories.

EmotionMoodAdolescents+7
Gamze Sofuoğlu
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nihilizmi aşmak: Nietzsche'de yaşamın özü olarak güç istemi

Felsefe tarihinde nihilizm denilince ilk akla gelen isim Nietzsche'dir. Kendisinin de bir nihilist olduğunu söyleyen Nietzsche, her türden olguyu, durumu ya da olayı "yaşam" açısından değerlendirdiğinden, nihilizmi de yaşam bağlamında ele almaktadır. Nihilizm bir yanıyla yaşamda anlamın ve değerin olmadığı, ama öte yandan da insanın "yaşamdan yana" olmasının ön koşullarını sağlayan bir durumdur. Ancak böyle bir durum yaşanarak değerlerin yeniden değerlendirilmesinin yolu açılabilir ve böylece yeni değerler ortaya konabilir. Bu tezde amaçlanan nihilizmin Nietzsche'nin diğer kimi düşünceleriyle (yaşam, güç istemi, üstinsan) birlikte ele alındığında anlaşılabileceğini göstermektir. Bu amacın gerçekleşmesi için; Tezin birinci bölümünde Nietzsche'nin düşüncesinde nihilizmden ne anlaşıldığı, ne türden nihilizmlerden söz edildiği ortaya konularak, nihilizmin bir düşünme ve yaşam biçimi olduğu gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu yanıyla nihilizm yaşanması gereken, ama aynı zamanda aşılması gereken bir durumun adı olarak karşımıza çıkmaktadır. İkinci bölümde ise nihilizmin nasıl aşılacağı ele alınarak, nihilizmle doğrudan bağlantılı olan yaşam, üstinsan ve güç istemi kavramlarına bakılmaktadır. Adı geçen kavramların doğrudan doğruya birbirleriyle bağlantısı ortaya konularak, nihilizmi ancak belirli bir tarzda gücü isteyen ve belirli bir tip insanın -üstinsanın- aşabileceği gösterilmektedir. Nihilizmin ne olduğu ve nasıl aşılabileceğine ilişkin yapılan analizler sonucunda; nihilizm kişi yaşamında, toplumda, kültürde, vs. görülebileceği; olumlu anlamda nihilizmin yeni değerler yaratmanın ön koşulunu sağladığı; nihilizmin insanda yaşama ilişkin bir şeylerin farkına varmasına neden olduğu; özellikle kişinin, yaşamda anlam ve değer bulduğunda da nihilizmi aşılabileceği ortaya çıkmaktadır.

Felsefe tarihiGüçNietzsche, Friedrich Wilhem+5
Havva Nur Kale
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kültürel faktörlerin yaşam beklentisi ve çevre kirliliği üzerine etkileri: G-7 ülkeleri örneği

Amaç: Bu çalışma, G-7 ülkelerinde kültürel faktörlerin yaşam beklentisi ve çevre kirliliği üzerine etkilerini 1997-2019 dönemi yıllık verileriyle panel veri analizi yöntemi kullanarak araştırmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, G-7 ülkelerinde kültürel faktörlerin yaşam beklentisi ve çevre kirliliği üzerine etkileri iki farklı model kullanılarak ele alınmıştır. Çevre kirliliği ve yaşam beklentisi iki ayrı modelin bağımlı değişkenleri iken kültürel faktörler bağımsız değişken olarak modele alınmıştır. Ayrıca reel gelir, kentleşme ve enerji tüketimi modellere kontrol değişken olarak alınmıştır. Çalışmanın analizinde, ilk olarak değişkenlerde ve modelde yatay kesit bağımlılığının varlığı test edilmiştir ve bu test sonuçlarına göre serilerin durağanlığı CIPS (Cross-Sectionally Augmented IPS) birim kök testiyle sınanmıştır. PMG- ARDL (Pooled Mean Group/AR Distributed Lag Models) tahminci test sonuçlarına göre, uzun ve kısa dönem tahminleri yapılmıştır ve son olarak değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisi incelemek için Panel nedensellik testi yapılmıştır. Bulgular: Çalışmanın PMG- ARDL tahminci sonuçlarına Model I'de uzun dönemde G-7 ülkelerinde kültürel faktörler, reel gelir ve kentleşmenin artmasının yaşam beklentisini artıracağı sonucuna ulaşılmıştır. Model II'de ise uzun dönemde G-7 ülkelerinde kültürel faktörlerdeki artışın çevre kirliliğini azaltacağı ancak kentleşme ve enerji tükeriminin çevre kirliliğini artıracağı sonucuna ulaşılmıştır. Dumitrescu Hurlin panel nedensellik sonuçlarına göre olasılık değerleri incelendiğinde yaşam beklentisinden; enerji tüketimine, kültürel faktörlere, CO2 emisyonlarına ve kentleşmeye doğru tek yönlü nedensellik ilişkisinin varlığı sonuçlarına ulaşılmıştır. CO2 emisyonlarından reel gelire tek yönlü nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Dahası kültürel faktörler ve kentleşmeden CO2 emisyonlarına doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak Dumitrescu Hurlin panel nedensellik analiz sonuçlarına göre tez kapsamında kurulan modellerdeki birçok değişken arasında nedensellik bağı bulunmaktadır. Sonuç: Literatürde kültürel faktörlerin çevre ile ilişkisini anlatan kısıtlı sayıda çalışma bulunurken kültürel faktörlerin yaşam beklentisi üzerindeki etkisini inceleyen çalışma yok denecek kadar azdır. Kullanılan ülke grubu ve güncel ekonometrik modellerin kullanıldığı bu çalışmanın literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca politika yapıcılar ve karar alıcılar açısından bu analiz sonuçlarının yararlı olacağı kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Çevre kirliliği, G-7 ülkeleri, Kültürel faktörler, Reel gelir, Yaşam beklentisi.

Doğuşta yaşam beklentisiGelişmiş ülkelerKültür+6
Büşra Dal
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların kent hakkı ve yaşam stratejileri: Bodrum örneği

Dünyada ve Türkiye'de kadınlar pek çok alanla eşit hak kullanımına sahip olamamaktadırlar. Kadın erkek eşitliğinin sağlanamadığı alanların başında kentte var olan hakların kulanım düzeyi gelmektedir. Ulusal ve uluslar arası sözleşmelerle garanti altına alınmış olan kent hakkı bu hakkın kullanım düzeyinin birey hayatında ne boyutta önemli olduğunu vurgulamaktadır. Bu çalışmayla, ülkemizde kadınların kent hakkı kullanımının yetersizliği sorunundan yola çıkılarak: kadınların kentte var olan haklardan tam yararlanamama nedenleri inceleyip, bu sorunun çözümü için uygulanması gereken politika ve önerilere dikkat çekmek amaçlanılmıştır. Bu amaçla çalışmada kadının kent hakkı kavramı Türkiye genelinde ve Muğla ilinin Bodrum ilçesindeki durum incelenmeye alınmıştır. Bu doğrultuda çalışmada ilk olarak, kent hakkı kavramı ve bu hakkın kullanımını etkileyen faktörler, Kent hakkını içeren yasal düzenlemeler incelenmiştir. Ayrıca, Türkiye'de kadın haklarının gelişimi ve kent hakkı kavramının tarihsel süreç içerisindeki konumu değerlendirilmiştir. Çalışmada kentlerin oluşum tarihi, kentlerde oluşan cinsiyet algısına, yerel yönetim birimleri ve Türkiye'de yerel yönetim yapısına değinilmiştir. Dünyada ve Türkiye'de yerel yönetimlerin kent hakkı kullanımı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışmada üçüncü olarak da, Muğla ilinin Bodrum ilçesinde kadınların kent yaşantısı, kent hakkı kullanım durumları incelenmiştir. Devamında ise kent hakkı kullanımını engelleyen durumlar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise, Türkiye'de kadının kent hakkını tam olarak kullanabilmesine yönelik çözüm önerileri değerlendirilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Kadın, Kent, Kent Hakkı, Bodrum.

KadınlarMuğla-BodrumYaşam+2
Özge Gürgen
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Hayat bilgisi dersinde öğrencilerin yaşam becerilerinin geliştirilmesinde etkin öğrenme uygulamaları

İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda bilgi, en önemli olgu haline gelmekte ve bu dönemin toplumu, bilgi toplumu olarak nitelendirilmektedir. Bilgi toplumunda bireylerden, karmaşıklaşan ekonomik ve toplumsal yapıya uyum sağlayabilmeleri, hızla değişen ve gelişen teknolojiyi yakalayabilmeleri, hızla üretilen bilgi yığınları arasında bilgiyi seçerek, analiz ederek ve değerlendirerek elde etmeleri, elde ettikleri bilgiyi günlük yaşamlarında kullanabilmeleri ve ürüne dönüştürebilmeleri beklenmektedir. Bu bağlamda eğitimin işlevi de bu becerileri bireylere kazandırmaktır. Bu beceriler, 21. yüzyıl becerileri olarak nitelendirilmektedir. Türkiye'de 2004 yılında uygulamaya konulan ilköğretim programlarında tüm derslerde, ortak beceriler olarak eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme, iletişim, araştırma, problem çözme, karar verme, bilgi teknolojilerini kullanma, girişimcilik becerilerine yer verilmiştir. Bu ortak beceriler, 21. yüzyıl becerileri kapsamındaki becerilerle örtüşmektedir. Bu ortak beceriler ilkokul üçüncü sınıfta yer alan Hayat Bilgisi Öğretim Programında yaşam becerileri olarak adlandırılmaktadır. Yaşam becerileri, bireyin toplumda başarılı olması için gerekli olan, tutum, bilgi, davranış ve becerilerdir. Yaşam becerileri bireyin evde, okulda ya da yaşamın farklı alanlarında (iş ve özel yaşam) kullanılan ve karşılaştıkları karmaşık durumların üstesinden gelmesini ve amaçlarına ulaşmasını sağlayan becerilerdir. Türkiye yaşam becerilerinin bireylere kazandırılmasını amaçlayan öğretim programlarından biri de Hayat Bilgisi Öğretim Programıdır. Hayat Bilgisi Öğretim Programında, yaşam becerilerinin yansıması olarak öz-yönetim becerileri yer almaktadır. Öz-yönetim becerileri, Hayat Bilgisi Öğretim Programına özgü becerilerdir. Hayat Bilgisi dersinde bireylere öz- yönetim becerilerini kazandırmak önemlidir. Hayat Bilgisi dersinde bireylerin öz-yönetim becerilerini kazanmalarını sağlamada etkin ve etkili yaklaşımlar kullanılabilir. Bu yaklaşımlardan biri de etkin öğrenme yaklaşımıdır. Araştırmanın amacı Hayat Bilgisi dersinde öğrencilerin yaşam becerilerinden öz yönetim becerilerinin geliştirilmesinde etkin öğrenme uygulamalarının etkisini belirlemektir. Karma modelde desenlenen araştırmada gömülü yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmada Hayat Bilgisi dersi, öz-yönetim becerilerini temel alan etkin öğrenme yöntem ve teknikleri bağlamında yürütülmüştür. Araştırma, 2014-2015 öğretim yılı güz döneminde Eskişehir ilindeki bir ilkokulun üçüncü sınıf şubelerinden birinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın katılımcılarını, bu sınıfın öğrencileri, sınıf öğretmeni ve öğrenci velileri oluşturmuştur. Araştırmanın verileri öz-yönetim becerileri ölçeği, görüşme, açık uçlu sorudan oluşan anket formu, gözlem, ders planları, öğrenme materyalleri ve öğrenci ürünleri, yapılandırılmış öğrenci günlükleri, ses kayıtları ve araştırmacı günlüğü ile toplanmıştır. Öz-yönetim becerileri ölçeği araştırmacı tarafından geliştirilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen nicel verilerin çözümlenmesinde t testinden, nitel verilerin çözümlenmesinde betimsel analizden yararlanılmıştır. Araştırmada, etkin öğrenme yöntem ve teknikleri kullanılarak yürütülen Hayat Bilgisi dersinde öğrencilerin öz-yönetim becerilerini nasıl işe koştuklarına, etkin öğrenme yaklaşımının öğrencilerde öz-yönetim becerilerinin etkililiğine, öğrencilerde öz-yönetim becerilerinin gelişimine yönelik öğrenci ve öğretmen görüşlerine, öğrencilerin öz-yönetim becerilerini okul dışına yansıtma durumlarına ilişkin sonuçlar elde edilmiştir. Araştırmada elde edilen bu sonuçlar şöyle sıralanabilir: • Etkin öğrenme yöntem ve teknikleri kullanılarak yürütülen Hayat Bilgisi dersinde, öğrenciler öz- yönetim becerilerinden etik davranma, kendini tanıma ve kişisel gelişimini izleme, duygu yönetimi, sorumluluk, liderlik, eğlenme, öğrenmeyi öğrenme, amaç belirleme, kariyer planlama, sorumluluk, zamanı ve mekânı doğru algılama, katılım, paylaşım, işbirliği ve takım çalışması ve farklılıklara saygı duyma becerilerini işe koşmuşlardır. • Öğrencilerde öz-yönetim becerilerinin gelişimine ilişkin öğrenci görüşlerini ortaya çıkarmak için öğrencilerle yapılan görüşmelerde, öğrenciler öz-yönetim becerilerine yönelik okulda ve okul dışında günlük yaşamlarında da öz-yönetim becerilerini işe koştuklarını belirtmişlerdir. Ayrıca öğrenciler, etkin öğrenme yöntem ve teknikleri kullanılarak yürütülen Hayat Bilgisi dersinde eğlenceli zaman geçirdiklerini ve Hayat Bilgisi dersine yönelik olumlu tutum geliştirdiklerini ifade etmişlerdir. • Sınıf öğretmeni de öğrencilerin sınıf içi uygulamalardan sonra öz-yönetim becerilerini yalnızca Hayat Bilgisi dersinde değil, ders dışında ve diğer derslerde de işe koştuklarını belirtmiştir. • Öğrencilerin öz-yönetim becerilerini, okul dışına da yansıtma durumlarına yönelik öğrenci velileri, çocuklarının öz-yönetim becerilerini okul dışında ev ve sosyal yaşamlarında işe koştuklarını ifade etmişlerdir. • Deney ve kontrol grubundaki öğrencilerin öz-yönetim becerileri ölçeğinden uygulama öncesi aldıkları ön test puanları ile uygulama sonrası aldıkları son test puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunmuş; bu verilerden hareketle Hayat Bilgisi dersinde, etkin öğrenme yaklaşımının öğrencilerin öz-yönetim becerilerini geliştirdiği sonucuna ulaşılmıştır. • Araştırma sonuçlarından Hayat Bilgisi Öğretim Programında, öz-yönetim becerilerinin öğrencilerin seviyelerine uygun biçimde yeniden gözden geçirilmesi ve programda etkin öğrenme yöntem ve tekniklerine ilişkin örnek uygulamalara yer vermeye ilişkin öneriler getirilmiştir. Anahtar Sözcükler: 21. Yüzyıl Becerileri, Yaşam Becerileri, Hayat Bilgisi, Öz- Yönetim Becerileri, Etkin Öğrenme

Aktif öğrenmeAktif öğrenme yöntemleriHayat bilgisi+7
Zeynep Kılıç
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerin psikolojik sağlamlık düzeylerinin, önemli yaşam olayları, algılanan sosyal destek ve okul bağlılığı açısından incelenmesi

Bu araştırmada, ergenlerin psikolojik sağlamlık düzeylerinin, cinsiyet, önemli yaşam olayları yaşama, algılanan sosyal destek ve okul bağlılığı açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, ergenlerin psikolojik sağlamlık düzeyleri, cinsiyet ve sınıf düzeyleri, cinsiyet ve önemli yaşam olayları yaşayıp yaşamamaları ve anne-baba eğitim düzeyi değişkenleri açısından incelenmiştir. Ayrıca, ergenlerin aileden algıladıkları sosyal destek, arkadaşlarından algıladıkları sosyal destek ve öğretmenlerinden algıladıkları sosyal destek, cinsiyet, sınıf düzeyi ve önemli yaşam olayı yaşayıp yaşamama durumuna göre incelenmiştir. Araştırmada ayrıca, ergenlerin okul içsel bağlılık, okul ortamı bağlılık ve öğretmen bağlılık puanları, cinsiyet ve sınıf düzeylerine göre de incelenmiştir. Son olarak, bu çalışmada, ergenlerin psikolojik sağlamlık düzeylerinin, cinsiyet, önemli yaşam olayları yaşayıp yaşamama, algılanan sosyal destek ve okul bağlılığı değişkenleri tarafından yordanması araştırılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, 2014-2015 Eğitim-Öğretim yılında Afyonkarahisar İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı olan ve Afyonkarahisar il merkezinde yer alan liselerde öğrenim gören 1022 lise öğrencisinden (533 kız, 489 erkek) oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, "Ergen Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği", "Algılanan Sosyal Destek Ölçeği", "Okul Bağlılığı Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" ile elde edilmiştir. Verilerin analizi sırasında betimleyici istatistikler, İki Yönlü ANOVA, Üç Yönlü ANOVA, Tek Yönlü ANOVA ve bağımsız örneklem t testi kullanılmıştır. Varyans analizi sonucunda bağımsız değişken düzeyleri arasında gözlenen farklılıkların kaynağını bulmak için Scheffe Çoklu Karşılaştırma testi gerçekleştirilmiştir. Korelasyon katsayısı ve hiyerarşik regresyon analizi de yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, kızların psikolojik sağlamlık düzeylerinin erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu; önemli yaşam olayları yaşayan ergenlerin, önemli yaşam olayları yaşamayan ergenlere göre psikolojik sağlamlık düzeylerinin anlamlı olarak düşük olduğu; ergenlerin psikolojik sağlamlık düzeylerinin, anne ve baba eğitim düzeyine göre anlamlı olarak farklılaşmadığı anlaşılmıştır. Ergenlerin algıladıkları sosyal destek düzeyi incelendiğinde ise, kızlarda ve erkeklerde aileden algılanan sosyal destek puan ortalamasının en düşük olduğu grubun 11. sınıfta öğrenim gören ve önemli bir yaşam olayı yaşayan öğrenciler olduğu; kızlarda arkadaşlardan ve öğretmenden algılanan sosyal destek puan ortalamasının en düşük olduğu grubun 11. sınıfta öğrenim gören ve önemli bir yaşam olayı yaşayan öğrenciler olduğu bulunmuştur. Ergenlerin okul bağlılık düzeyleri incelendiğinde, kızların okul içsel bağlılık puanlarının erkeklere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu; dokuzuncu ve onuncu sınıftaki kızların okul ortamı bağlılığının, diğer sınıflardaki kızlardan daha yüksek düzeyde olduğu; dokuzuncu ve onuncu sınıf öğrencisi kızların erkeklere göre daha yüksek öğretmen bağlılığı puanları olduğu anlaşılmıştır. Son olarak, algılanan sosyal destek ve okul bağlılığının, ergenlerde psikolojik sağlamlığın anlamlı yordayıcıları olduğu bulunmuştur. Regresyon analizi sonucunda, toplam varyansın % 33'ü algılanan sosyal destek, % 4'ü okul bağlılığı tarafından açıklanmıştır. Diğer yandan, cinsiyetin ve önemli yaşam olayları yaşamanın ise ergen psikolojik sağlamlık düzeyini yordamadığı görülmüştür. Anahtar sözcükler: Algılanan sosyal destek, ergenlik, okul bağlılığı, önemli yaşamolayları, psikolojik sağlamlık

Algılanan sosyal destekBağlılıkErgenler+7
Özden Turgut
Anadolu University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Bakım ve koruma altında bulunan zihin yetersizliği olan bireylere yönelik günlük yaşam eğitimi programı geliştirilmesi

Bu araştırmanın temel amacı, bakım ve koruma altında bulunan zihin yetersizliği olan bireylere yönelik Günlük Yaşam Eğitim Programı geliştirmektir. Araştırmanın yöntemi sistem yaklaşımına dayalı program geliştirme modelidir. Bu model (a) problemin tanımlanması, (b) gelişme ve (c) değerlendirme olarak üç aşamadan oluşmaktadır. Araştırmanın ilk aşamasında program danışma komisyonu üyeleri belirlenmiş, resmi bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde kalan zihin yetersizliği olan bireylerin günlük yaşamlarına ilişkin problem durumları tanımlanmış ve çalışma zaman planı yapılmıştır. Gelişme aşamasında Türkiye'nin yedi farklı bölgesinde yer alan 10 resmi bakım ve rehabilitasyon merkezinde görev yapan bakım elemanı, meslek elemanı ve yöneticilerden oluşan 61 katılımcı ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşme bulguları olan üç ana tema ve 19 alt temanın tartışılması ve taslak program içeriğinin oluşturulması amacıyla 10 saha çalışanından oluşan program çalışma grubu oluşturulmuştur. Hazırlanan taslak program içeriği konusunda bakım elemanları, meslek elemanları ve yöneticilerden oluşan 20 saha çalışanından tanılayıcı değerlendirme görüşleri alınmıştır. Değerlendirme sonucunda ulaşılan bulgular program içeriğinde yer alan 232 amacın tamamının kapsam geçerliğinin sağlandığı yönündedir. Sonuç olarak farklı bakım ve rehabilitasyon merkezlerine uyarlanabilir ve her zihin yetersizliği olan birey için bireyselleştirilebilme özellikleriyle sistematik; zihin yetersizliği olan bireylerin kendi yaşam alanları araştırılarak oluşturulmuş günlük yaşam becerileri ve serbest zaman etkinlikleriyle işlevsel özellikler taşıyan Günlük Yaşam Eğitimi Programı (GYEP) tamamlanmıştır.

Korunmaya muhtaç çocuklarProgram geliştirmeYaşam+3
Ali Kaya
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Performatif iletişimin diyalektiğindeki deneysel ve öznel sanat

Günümüz çağdaş sanatının bugün geldiği nokta, sanat kimlere hizmet ediyor, neden bir sanatçı dehası oluşturduk, sanatın belirli kurumlar tarafından yönetilmesi mümkün müdür gibi birçok soruları da beraberinde getirmektedir. Bu soruların cevaplarını bulabilmemiz için sanat tarihinin içinde bir gezinti yaparak, sanatın oluşumunda öznelliğin rolüne değinecek, gelişimindeki toplumsal bileşenleri, bilim ile arasındaki alışverişi irdeleyerek cevaplarla ilgili bir fikir oluşturmamızı sağlayacak bir temel oluşturacak, dijital çağda öznelliğin yok oluşuna ve akabinde sanatın köklerini sorgulayarak kaybolmuş olan öznelliğini ve yeniden öze dönüşümün nasıl mümkün olacağını göstermeye çalışacağım.Hümanizmin, insanı dünyanın merkezine yerleştirmesi ile doğan bugünkü post-hümanist insan, doğal insanı yok etmiştir. Bireyin, deneyimden, duygularından uzaklaşarak, ekran aracılığıyla bilgiye ulaşması, bireyi olduğu kadar günümüz sanatını da teknolojiye bağımlı bir hale getirirken, dijital sanat ise sanatla değil, teknoloji ile ilişki kurmamızı sağlayan yeni bir biçim olarak karşımıza çıkmaktadır. Algılamanın eşitlendiği görsel ve nesnel ortamlardan kaynaklanan bu bağımlılık, bireyin öznelliğini tehdit altına alırken, sanatın da kısır döngü içerisine girmesine neden olmaktadır. Aklın ve bilginin oluşumunun temelinde öznenin hareketliliğinin, deneyimlerinin, duygulanışlarının bulunmasını, öze ve öznelliğe giden yolun ampirizm den geçtiğini düşünürsek, çağdaş sanatın, toplumsal ve yaratıcı olabilmesi için duygu ve deneyimin ön planda olduğu toplumsal ve devinimsel iletişimi güçlendiren fenomenler geliştirmesi kaçınılmaz olmuştur. Bu bağlamda sanatın gelişimi ve sanatçının üretiminde etkili bir faktör olan öznelliğin oluşumu için gerekli olan doğanın diyalektiği, özdevinim ve fiziksel iletişimin, sanatın yaşamla en yakın olduğu noktalarda geliştiğini göstererek, günümüz çağdaş sanatında nasıl ele alındığını incelemeye çalışacağım.

DemokratikleşmeDeneyselcilikDuygu+7
Hatice Aysun Kızılarslan Coolen
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Life and death as mythological elements in Kate Atkinsons's works

Mythology and literature in the broader sense have the functions of entertaining and educating masses via the exemplary tales of heroes. The main features in all mythological tales are traceable in most forms of literature in which exist protagonists setting forth for a journey. Researchers like Campbell, Eliade, Rank, Raglan and Dundes studied several mythological tales and found out that there are recurring patterns in all. Even if the patterns analyzed by different researchers differ somehow from each other, life and death as mythological elements are always to be found in all cycles of hero patterns. In this thesis, literary works of a contemporary author Kate Atkinson have been studied to analyze the elements of life and death and their functions in each work. These two elements have proven to be present at every step of the hero journeys as part of the forming of a hero. Key words: mythology, hero, hero patterns, life, death

Atkinson, KateHeroesMitology+2
Özge Emre
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Öğretmenlerin yıldırma yaşama düzeyleri ile motivasyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi (Düzce ili örneği)

Eğitim gibi toplumların geleceğine yön veren bir sektörde verimlilik kritik öneme sahiptir. Eğitimde en yüksek verimliliğe ulaşmanın yolu çalışanların yüksek motivasyonundan geçmektedir. Oysa yıldırma davranışları ile çalışanların motivasyonunu olumsuz etkileyen faktörler belirmekte ve eğitimde verimi düşürmektedirler. bu araştırmanın bulgularının motivasyonu olumsuz etkileyen ve yıldırma davranışlarını betimleyen unsurları ortaya koyarak bu problemin çözümü yönünde uygulayıcılara rehberlik etmesi beklenmektedir. Bu araştırmada Düzce İlindeki liselerde görev yapan öğretmenlerin Yıldırma Yaşama Düzeyleri ve Motivasyon Düzeylerinin cinsiyete, yaşa, hizmet yılına, medeni duruma, okuldaki öğrenci sayısına, okuldaki öğretmen sayısına, okuldaki idareci sayısına, mobing yaşama durumuna, tanıdığının mobing yaşaması durumuna, mobing yapanlara ve mobing nedenine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir farklılık gösterip göstermediğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya katılan öğretmenlerden araştırma amaçları doğrultusunda bilgi toplamak amacıyla hazırlanan veri toplama aracı 3 bölümden oluşmaktadır. Araştırmacı tarafından öğretmenlerin demografik özellikleri hakkında bilgi toplamak amacıyla oluşturulmuştur. 10 soru içermektedir. Öğretmenlerin yıldırma yaşama düzeylerini ölçmek için Einarsen ve Raknes (1997) tarafından geliştirilen ve Cemaloğlu'nun (2007) Türkçeye uyarladığı Olumsuz Davranış Soruları ölçeği kullanılmıştır. Ölçek görevle ilgili yıldırma ve sosyal ilişkilerle ilgili yıldırma boyutları olmak üzere 2 alt boyut ve 21 maddeden oluşmaktadır. Gündüz (2009) tarafından hazırlanan Motivasyon Düzeyi Belirleme Ölçeği tek boyutludur ve 18 soru içermektedir. Bu bağlamda örneklem grubunu oluşturan Öğretmenlerin Yıldırma Yaşama Düzeyi Belirleme ve Motivasyon Düzeyi Belirleme ölçeklerinden aldıkları puanların; öğretmenlerin cinsiyetine ve medemi durumlarına göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için Bağımsız Grup T Testi, öğretmenlerin yaşına, hizmet yılına, okuldaki öğrenci sayısına, okuldaki öğretmen sayısına, okuldaki idareci sayısına, mobing yaşama durumuna, öğretmenin tanıdıklarının mobing yaşama durumuna, mobing yapanlara ve mobing nedenlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için Kruskal Wallis-H Testi ve hangi gruplar arasında anlamlı farklılıklar olduğunu belirlemek üzere Mann Whitney-U testi, öğretmenlerin medeni durumuna göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için Mann Whitney-U testi yapılmıştır. Öğretmenlerin Yıldırma Yaşama Düzeyleri ile Motivasyon Düzeyleri arasında ilişki bulunup bulunmadığını belirlemeke üzere Pearson Momentler Çarpımı Analizi yapılmıştır. Analizler araştırmanın amacına uygun bir şekilde aşağıda tablolarla verilmiştir. Araştırma sonucunda öğretmenlerin motivasyon düzeylerinin yaşa, hizmet yılına, mobing yaşama durumuna, öğretmenin tanıdıklarının mobing yaşama durumuna, mobing yapanlara ve mobing nedenlerine göre farklılaştığı, cinsiyet, medeni durum, okuldaki öğrenci sayısı, okuldaki öğretmen sayısı ve okuldaki idareci sayısının motivasyon üzerinde etkili kriterler olmadığı; öğretmenlerin yıldırma yaşama düzeylerinin okuldaki öğrenci sayısına, okuldaki öğretmen sayısına, okuldaki idareci sayısına, mobing yaşama durumuna, öğretmenin tanıdıklarının mobing yaşama durumuna, mobing yapanlara ve mobing nedenlerine göre farklılaştığı, cinsiyet, medeni durum, yaş hizmet yılı kriterlerinin yıldırma yaşama düzeyinde etkili kriterler olmadığı, öğretmenlerin motivasyon düzeyi ile yıldırma yaşama düzeyleri arasında negatif anlamlı bir ilişki bulunduğu tespit edilmiştir. Kullanılan Anahtar Kelimeler: Motivasyon, yıldırma, mobing, öğretmen

DüzceEğitim yönetimiMobbing+5
Latif Avcı
Yeditepe University
2015
00

Related subjects