Adnan Menderes University
Anabilim Dalı

Fizyoloji Anabilim Dalı

Adnan Menderes University

212

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deneysel tonik-klonik epilepsi modelinde melatonin uygulamasının etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada Pentylenetetrazole (PTZ) ile deneysel epilepsi oluşturulmuş sıçanlarda Melatonin(MEL) tedavisi uygulanmış ve kontrol grubu, epilepsi grubu ve iki tedavi grubunda(25mg/kg ile 100mg/kg) meydana gelen merkezi sinir sistemi, metabolik değişimler ile periferik sinir sistemi parametrelerinin değişimi grupların içinde ve gruplar arasında incelenmiştir. Çalışmamızda 12-14 haftalık 40 adet erkek Wistar albino sıçan 4 farklı gruba ayrılmıştır (Kontrol, PTZ, MEL25, MEL100). Kontrol grubuna yalnızca çözgen enjeksiyonu yapılırken, PTZ grubuna 35mg/kg dozunda PTZ gün aşırı toplam 23 günde 12 kez uygulanmıştır. MEL25 grubuna 35 mg/kg PTZ+25 mg/kg Melatonin, MEL100 grubuna ise, 35 mg/kg PTZ+100 mg/kg Melatonin günaşırı uygulanmıştır. Melatonin PTZ uygulanmadan yarım saat önce uygulanmış ve PTZ uygulanmasının ardından sıçanlar bir saat gözlem altında tutulmuştur. Enjeksiyonların tamamı intraperitonal yapılmıştır. Çalışmamızda takibi yapılan parametreler, vücut ağırlığı ölçümü(gram, her enjeksiyon günü), kan glukoz seviyesi ölçümü(mg/dl, ilk ve son gün), rektal vücut sıcaklığı(Co, ilk gün, 11. Gün ve 21. gün), histolojik beyincik takibi(4X ve 10X mikroskobik fotoğraf, son gün dekapitasyon sonrası), hot plate nosiseptif analiz testi(saniye, 19. gün), epileptik nöbet şiddeti cetveli(skor, her enjeksiyon günü), t maze açık alan kaçış(saniye, 21. gün), t maze yem bulma(saniye 21. gün). Rektal vücut sıcaklığı, kan glukoz seviyesi, nöbet skorları ve t maze açık kol terk etme sürelerinde anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Ağırlık ölçümü, beyinciklerin histolojik takibi, hot plate nosiseptif testi ve t maze yem bulma testinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilememiştir(Anlamlılık değeri= p<0,05). Sonuçlar değerlendirilirken grup içi ve gruplar arası ayrım ifade edilmiştir. İstatistiksel analizlerde one sample t-test, paired t-test, unpaired t-test, Mann Whitney U test, Kruskal Wallis test, One Way ANOVA testleri kullanılmıştır. Çalışmamız melatoninin epilepsinin neden olduğu fizyolojik değişimlere karşı koruyucu ve iyileştirici bir rolü olduğunu ortaya koymuştur. Anlamlılık ifade eden tüm analizlerde MEL100 grubunun MEL25 grubuna göre daha etkili olduğu saptanmış, bu da dozun koruma ve iyileştirmede çok etkili olduğu sonucunu doğurmuştur. Çalışmamızın metabolik, nörolojik ve duygu durum verilerini birlikte kapsaması açısından sonuçlarının alanında etkin olacağı düşünülmektedir.

EpilepsiEpilepsi-miyoklonikMelatonin+3
Ferhat Şirinyıldız
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sıçanlarda deneysel kas hasarı modelinde antrenman ve L-karnitinin etkileri

Düşük şiddette egzentrik antrenman ve serbest radikaller kasın egzersize uyum süreçlerinde önemli rol oynamaktadır. Ergojenik amaçla kullanılan antioksidanların, serbest radikallerin egzersize uyum sürecindeki etkilerini körleştirdiği, kasın endojen antioksidan kapasitesini zayıflattığı düşünülmektedir. Bu bilgilere dayanarak çalışma, yoğun egzentrik egzersiz ile indüklenmiş kas hasarında karnitin, düşük şiddette egzentrik antrenman ve her ikisinin birlikte profilaktik uygulamalarının etkilerini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. Bu amaçla 35 adet Wistar albino erkek sıçan 5 gruba ayrıldı. Grup 1: hasar oluşturulmayan kontrol, Grup 2: oral yoldan eşit hacimde su verilen ve hasar oluşturulan, Grup3: düşük şiddette egzentrik antrenmanı yapan ve hasar oluşturulan, Grup 4: 100 mg/kg/gün karnitin verilen ve hasar oluşturulan ve Grup5: 100 mg/kg/gün karnitin + düşük şiddette egzentrik antrenmanı yapan ve hasar oluşturulan şeklindeydi. 8. günde kontrol grubu dışındaki gruplarda yoğun egzentrik egzersize dayalı kas hasarı oluşturuldu. Hasar öncesi ve hasar sonrası 48. saatte, serum kreatin kinaz (CK) ve laktat dehidrogenaz (LDH) düzeyleri, hasar sonrası 48. saatte gastroknemius kasında malondialdehid (MDA), protein karbonil içeriği (PCO), katalaz (CAT), superoksit dismutaz (SOD) ve indirgenmiş glutatyon (GSH) düzeyleri belirlendi. Ayrıca, hasar sonrası 48. saatte gastroknemius kasının kontraktil özellikleri in situ yöntemle değerlendirildi. Hasar protokolü, antrenman yapmayan gruplarda önemli bir CK artışına neden olurken, LDH düzeylerine etkisi önemsizdi. Uygulanan hasar protokolunun oksidatif değişkenler ve kuvvet kaybı yönünden beklenen etkiyi oluşturmadığı görüldü. MDA düzeylerinde önemli bir değişim belirlenmedi. Hasar oluşturulan gruplarda PCO içeriği ortalama değerleri kontrol grubuna göre yüksek olmasına karşın istatistiksel bir önem saptanmadı. Antioksidan enzimlerden SOD ve CAT'ın hasardan etkilenmediği, buna karşın antrenman ve karnitin/antrenman grubu GSH düzeylerinin hasar grubundan daha yüksek olduğu belirlendi. Hasar protokolü, kasın ½ gevşeme süresinde uzamaya neden oldu. Ancak kuvvet değerlerinde hasara bağlı bir azalma görülmedi. 80 Hz dışındaki tüm frekanslarda kuvvet değerlerinin gruplar arasında farklılık gösterdiği belirlendi. Genel olarak karnitin ve kontrol grubu kuvvet değerleri diğer gruplara göre düşük olup, antrenman ve hasar grubundaki kuvvet artışı kontrol grubuna göre önemliydi. Yorgunluk süresi açısından gruplar arasında bir farklılık belirlenmedi. Sonuç olarak düşük şiddette egzentrik antrenmanın yoğun egzersize uyumu kolaylaştırdığı ve kas hasarı için koruyucu olabileceği görüldü. Antrenman ile birlikte karnitin kullanımının olumsuz bir etki yaratmadığı, karnitinin farklı dozlarda ve egzersiz protokollerindeki etkilerinin belirlenmesi gerektiği düşüncesine varıldı.

AntioksidanlarEgzersizFizyoloji+5
Gürcan Odabaş
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yeni bir tedavi olarak in vitro ve farede in vivo metastatik meme kanseri modellerinde nav1.5 kanalının hedeflenmesi

Kansere karşı açılan savaşta terapötik amaçla potansiyel gücü ve popülaritesi artan yeni tedavi girişimlerin geliştirilmesi ve etkinliğinin incelenmesi hem dünya hem de ülkemiz için büyük önem arz etmektedir. İyon kanalları kanser hücresinde proliferasyon, apoptozis, migrasyon, anjiyogenez ve metastaz ile ilişkilendirilmektedir. Özellikle Nav1.5 kanalının in vitro yüksek metastatik potansiyel ve in vivo olarak meme kanseri gelişimiyle ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Meme kanseri gelişiminde ve metastatik yolaklar ile ilişkili hücre içi olayları etkilemede Nav1.5 kanalının özellikle neonatal izoformundaki ekspresyon ve aktivite artışının önem taşıdığı belirtilmiştir. Ancak bu konuda kanalın meme kanserine olan etkilerine ilişkin detaylı bir mekanizma ve hücre içi protein değişimlerini değerlendiren ayrıntılı bir çalışma bulunmamaktadır. Tez çalışmamızda meme kanseri gelişimi ve metastazı üzerinde Nav1.5 kanalının Adult ve Neonatal alt tiplerinin olası rolleri ve etkileri değerlendirildi. Bu amaçla kanala spesifik siRNA ile gen susturma yöntemi kullanıldı. İn vitro deneyler olarak hücre proliferasyonu testi, koloni oluşturma kapasitesi, invazyon ve migrasyon yeteneği ile ilişkili testler, flow sitometri ile apoptoz ve hücre siklusu analizi, kemoterapötik dirençliliğine olan etkiler, tüm bunlar ile ilişkili protein yolakların değerlendirilmesi için Western blot analizi ve kanal tiplerinin mRNA ekspresyonları için Real-Time ve RT-PCR deneyleri gerçekleştirildi. In vivo ksenograft ortotopik meme kanseri modeli ve ksenograft akciğer metastaz modeli gerçekleştirilerek nanolipozomal taşıyıcılar içindeki Nav1.5 siRNA tedavilerinin hem meme kanseri tümör büyümesi hem de metastaz kapasitesi üzerine olan etkileri değerlendirildi. Çalışmamızda MDA-MB-231 hücre hattında MCF7'a göre Adult ve Neonatal Nav1.5 mRNA ekspresyonunun daha yüksek düzeyde olduğu ayrıca bu iki tipe spesifik siRNA'ların kanalı etkin bir şekilde downregüle ettiği PCR ve Western blot yöntemleri ile tespit edildi. MDA-MB-231, MDA-MB-468 ve MCF7 meme kanseri hücre hatlarında Spesifik Nav1.5 siRNA tedavilerinin meme kanseri hücrelerinin proliferasyon düzeyleri ve koloni oluşturabilme yeteneklerinde önemli düzeyde azalma gerçekleştirdiği belirlendi. Ancak Nav1.5 siRNA'larının normal meme epiteli hücre hattı MCF10A üzerinde hücre proliferasyonunu azaltıcı ve sitotoksik etkilere sahip olmadıkları tespit edildi. MDA-MB-231 hücre hattında spesifik Nav1.5 siRNA tedavilerinin standart bir kemoterapötik olan paklitaksel ile kombinasyonlarının ilacın etkinliğini artırdığı ve ilaç dirençliliğini azalttığına ilişkin bulgular tespit edildi. Bu sonuçların yanısıra Nav1.5 siRNA'larının metastatik meme kanseri hücre hatları MDA-MB-231 ve MDA-MB-468'de meme kanseri hücrelerinin invazyon, migrasyon ve yara iyileşmesi migrasyonu kapasitelerini önemli ölçüde azalttığı gözlendi. MDA-MB-231 hücre hattında bu siRNA'ların hücrelerde apoptoz düzeylerinde artış şekillendirdiği ve hücre siklusunda G1 arrestine neden olduğu flow sitometri yöntemi ile belirlendi. İn vitro MDA-MB-231 ve MDA-MB-468 hücre hatlarında Nav1.5 siRNA'larının tüm bu etkilerine ilişkin hücre içi mekanizmalarda görev alan proteinlerin ekspresyon düzeylerinde önemli azalmalar gözlendi. In vivo olarak da MDA-MB-231 ve MDA-MB-468 Ksenograft ortotopik meme kanseri modellerinde spesifik Nav1.5 siRNA tedavilerini alan gruplarda tümör büyüklüğünde ve tümör ağırlığında önemli düzeyde azalma görüldü. Bunun yanısıra MDA-MB-231 Ksenograft akciğer metastaz modelinde de aynı tedavi gruplarında akciğerlerdeki tümör metastazı büyüklüğünde ve birim alan başına düşen foton sayısında önemli düzeyde azalma tespit edildi. Tüm bu sonuçlar ile Nav1.5 kanalının meme kanseri metastazında, gelişimi ve progresyonunda önemli bir role sahip olduğu ortaya konuldu. Çalışmamız birçok konuda ortaya koyduğu veriler ile literatürde ilk olması bakımından önem arz etmektedir. Böylece kansere karşı savaşta bu yeni tedavi yaklaşımının etkinliğinin ve ayrıntılarının ortaya çıkmasıyla meme kanserinin organizmadaki yayılımını ve iletişimini keserek onu kronik bir hastalık haline dönüştürebilmek, rutin tedavilerin etkinliğini artırabilmek, yapılacak yeni çalışmalar ile meme kanserini tamamen yenebilmek mümkün olabilecektir. Anahtar Kelimeler: Nav1.5, Nanolipozom, Meme kanseri, Metastaz/İnvazyon, siRNA.

LipozomlarMeme kanseriNeoplazm metastazları+3
Mümin Alper Erdoğan
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Galaktoziltransferaz-ı etkileşim yüzeyinin yönlendirilmiş mutagenez ve in vivo FRET (förster rezonans enerji transfer) analizi yöntemiyle karakterizasyonu

Glikozilasyon, protein ve lipidlerin geçirdiği en iyi bilinen sentez sonrası modifikasyonlardan biridir. Doğru bir glikozilasyon, hücresel tanıma, immünolojik aktivite, hücre sinyalizasyonu ve biyolojik çeşitlilik için son derece önemlidir. Glikan dallanması ve bu süreçte şeker eklenmesi glikozilasyonun temelidir ve şekerleri transfer eden glikoziltransferaz enzimleri tarafından kontrol edilen bir olaydır. Bu enzimlerde oluşan bozukluklar tüm organizma tipleri için hayati sorunlara yol açmaktadır. Fakat henüz glikoziltransferaz enzimlerinin patolojik koşullarda ve sağlıkta nasıl çalıştıkları detaylı olarak belirlenememiştir. 1960' lardan günümüze, çok sayıda glikoziltransferaz enzimlerinin homomerik ve heteromerik çalışma biçimlerine dair araştırmalar yapılmıştır. Biyoinformatik, moleküler biyoloji, ve hücre fizyolojisi alanındaki yeni gelişmeler, protein – protein etkileşimi ile ilgili daha çok veri elde etmemizi sağlamıştır. Tüm bunların ışığında çalışmanın amacı, Beta 1 - 4 Galaktoziltransferaz ezminin etkileşim yüzeyini yönlendirilmiş mutagenez ve FRET analizi ile belirlemektir. Bu doğrultuda, aday amino asitleri belirlemek için bir web sunucusu olan ClusPro kullanılmıştır. Belirlenen aday amino asitler (282 Try, 283 Val, 284 Glu, 359 Ile) Agilent mutagenez kiti kullanılarak teker teker glisin ve aspartik asite çevrilmek üzere mutasyona uğratılmıştır. Mutant cDNA lar mCherry ve mVenus FRET vektörlerine yerleştirilmiştir. Cos-7 hücre hattına transfekte edilen plazmidlerin ürettiği mutant proteinlerin hücre içi yerleşimi LSM konfokal mikrokop kullanılarak doğrulanmıştır. FRET analizi Operetta PerkinElmer cihazında gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak; elde edilen FRET analiz verilerine göre; 282. , 283. ve 359. bölgeler etkileşim yüzeyinden sorumlu olması muhtemel bölgelerdir. Özellikle 283. bölgede yer alan valin amino asidi, homomerik etkileşimde önemli rol oynuyor olabilir.

GalaktozGlikobiyolojiGlikozilasyon+3
Batuhan Yeşilyurt
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

TNBS ile oluşturulmuş deneysel kolit modelinde Dekspantenol'ün etkisi

İnflamatuar barsak hastalığı (İBH) patogenezinde, oksidatif stres ve inflamasyon önemli risk faktörleridir.Dekspantenol'ün antioksidan ve anti-inflamatuar etkisi üzerine pek çok çalışma yapılmış olsada,ratlarda oluşturulmuş Trinitrobenzen Sülfonik Asid (TNBS) kolit modeli üzerine etkilerinin araştırılması şeklinde gerçekleştirilmiş bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu bilgiler ışığında, çalışmamızda antioksidan ve anti-inflamatuar mekanizmalar aracılığıyla,dekspantenol'ün (DXP) TNBS koliti üzerindeki etkileri araştırıldı. Araştırmada, ağırlıkları 200-250g arasında değişen toplam 30 Wistar türü sıçan, DXP kontrol (n=6), Sham kontrol (n=8), TNBS (n=8), TNBS+DXP (n=8) olmak üzere 4 deney grubuna ayrıldı. Sham grubuna serum fizyolojik, TNBS grubunada TNBS kanülle intrarektal olarak anestezi altında verildi. DXP kontrol grubunakolit yapılmadan, TNBS+DXP grubuna da kolit sonrası 3 gün boyunca 500 mg/kg dozunda DXP intraperitonal olarak verildi. Kolit, 24 saat aç bırakılmış ve barsakları boşaltılmış ratlara, 8 cm uzunluğındaki bir kanülle anal orifisten % 37'lik etanol içinde çözünmüş 25 mg 2,4,6-trinitrobenzen sülfonik asid (TNBS) verilmesiyle gerçekleştirildi. Kolit oluşturulduktan sonraki 4. gün hayvanlar sakrifiye edildi ve 10 cm'lik kolon segmenti çıkartıldı. Longitudinal olarak ikiye ayrılan kolon segmentleri biyokimyasal ve histopatolojik incelemeye tabi tutuldu. Sonuçların istatiksel analizi SPSS programı kullanılarak yapıldı. Dekspantenol, histolojik skorlama ile belirlendiği gibi kolon doku hasarında belirgin azalmaya neden oldu (p<0,05). Doku malondialdehid (MDA) seviyeleri TNBS grubunda, Sham ve TNBS + DXP grubuna göre anlamlı derecede yüksekti (p<0,05). Bu değerler, DXP ile tedavi edilen ratlarda anlamlı derecede azaldı (p<0,05). Glutatyon peroksidaz (GSH-Px) enzim aktivitesi TNBS grubunda DXP kontrol ve TNBS+DXP gruplarına göre, Süperoksid dismutaz (SOD) enzim aktivitesi ise TNBS grubunda Sham kontrol ve TNBS+DXP gruplarına göre düşüktü. DXP tedavisi ile her iki antioksidan enzim aktivitesi de TNBS grubuna göre artış gösterdi. Fakat bu artış GSH-Px'de anlamlı iken (p<0,05), SOD aktivitesinde değildi (p>0,05). Katalaz (CAT) enzim aktivisinde ise gruplar arasında anlamlı bir değişiklik gözlenmedi. Ayrıca DXP tedavisi, kolit sonrası kolon dokusunda meydana gelen myeloperoksidaz (MPO) aktivite artışını da azalttı. Fakat bu etki yakın olmasına rağmen anlamlı seviyelere ulaşmadı (p>0,05). Dekspantenol antioksidan ve anti-inflamatuar özelliklere sahip gözükmektedir. DXP ile tedavi, ratlarda TNBS ile oluşturulan kolitte kolon doku hasarını azaltma potansiyeli taşımaktadır.

Antiinflamatuar ajanlarAntioksidanlarDekspantenol+4
Suna Demirtaş
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Gebe ve gebe olmayan wistar albino sıçanlarda l-name, L-name+ dekzametazon ve L-name+ dekzametazon kombinasyonunun perifer kan basıncına etkileri

Çalışma L-NAME ile hipertansiyon indüklenmesine direnç gösteren bir Wistar albino sıçanı kolonisinden dişi sıçanlarda L-NAME ve dekzametazon (DEXA)'un kan basıncı üzerine etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla gebe ve gebe olmayan toplam 62 Wistar albino sıçanın kullanıldığı eş zamanlı iki deney gerçekleştirildi. Vajinal sperm kontrolüyle gebeliği saptanan 33 sıçan rastgele 4 gruba ayrıldı ve gebeliğin 15. gününde kan basıncı değerleri ölçüldükten sonra gruplara serum fizyolojik (kontrol), L-NAME (150 mg/kg/gün), DEXA (100 μg/kgBW/gün) veya L-NAME + DEXA 150 mg and 100 μg per kg BW/gün)5 gün süreyle uygulandı. Gebeliğin 19. gününde ikinci kez kan basıncı değerleri saptanan hayvanlar idrar örneklerinin toplanması amacıyla 24 saat için bireysel metabolik kafeslere alındı. Bundan sonra anestezi altında kan örnekleri alınan hayvanlarda ötenazi uygulanarak nekropsi gerçekleştirildi. Sol böbrek ve böbrek üstü bezlerinin ağırlıkları, fetüs sayıları ve ağırlıkları ile 24 saatlik idrar miktarı (UV-24h), idrarda protein miktarı, kan glikoz konsantrasyonları değerlendirildi. Canlı ağırlıklar deney başlangıcında ve deneyin 15. ve 20. günlerinde kaydedildi.Gebe olmayan sıçanlarda da aynı günlerde fetuslarla ilgili olanlar dışında tüm uygulamalar gerçekleştirildi.Verilerin SPSS for Windows® Version 21'de depolandı ve tek yön varyans analizi ve tekrarlayan ölçümler için varyans analiziyle değerlendirildi. Gebelerde DEXA ve L-NAME + DEXA uygulaması canlı ağırlıklarda önemli bir azalmaya neden olmuş ve sonuçta L-NAME grubu ile DEXA ve L-NAME + DEXA grupları canlıağırlık ortalamaları arasında önemli farklılıklar oluşmuştur (Sırasıyla: P=0.021 ve P=0.012). Gebe olmayan dişilerde sadece DEXA uygulanan grubun ortalama canlı ağırlığı kontrollere göre önemli azalma göstermiştir (P=0.042). Girişimler sadece gebe hayvanlarda diastolikkan basıncını etkilemiştir (P<0.043). Bu hayvanlarda DEXA ve L-NAME + DEXA grupları arasında fark onaylanmıştır (P=0.044). Gebe olmayan sıçanlarda girişimlerin kan basıncı üzerine önemli bir etkisi gözlenememiştir. 24 saatlik idrar miktarı girişimlerden etkilenmemiştir. Kan glikoz konsantrasyonu, böbrek ve böbrek üstü bezllerinin ağırlıkları ile idrar protein miktarları üzerine girişimlerin etkisi hayvanların gebelik durumuna göre farklılıklar göstermektedir.

DeksametazonGebelikGlükokortikoidler+3
Gülsüm Bacak
Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yürüyüş ve pilatesin orta yaştaki kadınlarda vücut kompozisyonuna etkisi

Amaç: Hareketsiz bir yaşamın neden olduğu hastalıkları önlemek ve yavaşlatmak egzersizin önemli amaçlarındandır. Yetişkinlerde en yaygın fiziksel aktivite yürüyüştür. Günümüzde pilates egzersizleri de giderek yaygınlık kazanmaktadır. Yürüyüşün vücut kompozisyonuna etkileri bilinmekle pilatesin vücut kompozisyonuna etkileri ile ilgili çalışmalar çok sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı yürüyüş ve pilatesin orta yaştaki kadınlarda vücut kompozisyonuna etkisini araştırmaktır.Gereç ve Yöntemler: Yaşları 30 ? 45 arasında değişen, menapoza girmemiş 28 bayan gönüllü olarak çalışmaya katılmıştır. Çalışmada üç grup oluşturulmuştur: Kontrol grubu (n=9), 10000 adım grubu (n=11), pilates grubu (n=8). Çalışma sekiz hafta sürmüştür. Tüm katılımcıların günlük adım sayıları pedometreler ile kaydedilmiştir. 10000 adım grubundaki katılımcılar her gün 10000 adım atmaları için teşvik edilmişlerdir. Pilates grubuna haftada iki gün birer saat pilates egzersizleri yaptırılmıştır. Çalışmanın başı, ortası ve sonunda ağırlık, beden kütle indeksi, vücut yağ oranı, bel çevresi, kalça çevresi, esneklik, nabız, sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, cooper testi ile aerobik güç ölçümleri yapılmıştır.Bulgular: Bu çalışmada 10000 adım yürüyen ya da pilates yapan katılımcıların ağırlık, beden kütle indeksi, vücut yağ oranı, bel çevresi ve kalça çevresi değerlerinde anlamlı düşüşler saptanmış, esneklikleri artmış bulunmuştur. Yürüyüş grubunda dinlenim nabzı azalmış ve aerobik güç artmış bulunmuştur, pilates grubunda bu değişiklikler saptanmamıştır. Sistolik ve diyastolik kan basınçları hiçbir grupta değişmemiştir.Sonuç: Vücut kompozisyonunda iyileşmeyi hedefleyen katılımcılara her iki tür egzersiz de önerilebilir. Ancak yürüyüş hem daha kolay yapılabilir olması, hem de aerobik gücü artırması nedeniyle pilatese göre daha üstün kabul edilebilir. Bu çalışma çok küçük bir grupta yapıldığından daha büyük gruplarda, konunun diğer yönlerini de inceleyen araştırmalar planlanabilir.Anahtar Kelimeler: Yürüyüş, Pilates, Beden Kütle İndeksi, Vücut Yağ Oranı, Aerobik Güç.

Aerobik güçVücut kompozisyonuVücut kondüsyon puanı
İsmail Cem Ersoy
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elit su altı ragbi oyuncularının fiziksel-fizyolojik profillerinin incelenmesi ve spora özgü testler ile klasik laboratuvar testlerinin ilişkilendirilmesi

Giriş: Sporcuların fiziksel ve fizyolojik özelliklerinin bilinmesi antrenman bilimi açısından önemlidir. Henüz su altı ragbi oyuncularının fiziksel ve fizyolojik profillerini belirlemek için herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Bu çalışma elit su altı ragbi sporcularının fiziksel ve fizyolojik özelliklerini belirlemek için yapılmıştır. Ayrıca su altı ragbi oyuncuları için tasarlanan havuz testleri ile, klasik laboratuvar testleri arasında ilişki olup olmadığı araştırılmıştır.Yöntemler: Çalışmaya 11 erkek sporcu katılmıştır. Sporcuların vücut ağırlığı, boy, vücut yağ oranı, deri kıvrım kalınlıkları, uzunluk ve çevre ölçümleri, kuvvetleri, esneklikleri, solunum fonksiyonları, anaerobik kapasiteleri (Wingate ve dikey sıçrama), aerobik kapasiteleri (doğrudan VO2max) ölçülmüştür. Havuz testlerinde, 50 m su üstü, 50 m su altı, 8x25 m su altı ve 400 m su üstü yüzme yapılmıştır.Sonuç ve Tartışma: Su altı ragbi oyuncularının beden kütle indeksi, vücut yağ oranı (VYO), deri kıvrım kalınlıkları (DKK) literatürdeki yüzücüler ve su topu oyuncuları ile yapılmış çalışmalara göre yüksek bulunmuştur. Sporcuların VYO ile 50 m su altı yüzme zamanları arasında anlamlı pozitif korelasyon saptanmıştır (r=0,71, P=0,03). VYO ve vücut ağırlığı (VA) ile 400 m su üstü yüzme zamanları arasında pozitif korelasyon bulunmuştur (r=0,73, P=0,02 ve r=0,71, P=0,03). DKK ile 50 m su üstü (r=0,75, P=0,02), 50 m su altı (r=0,83, P=0,006), 8x25 su altı (r=0,76, P=0,01) ve 400 m su üstü yüzme zamanları (r=0,86, P=0,002) arasında anlamlı pozitif korelasyon bulunmuştur. VA ve VYO fazla olması sporcuların yüzme performanslarını olumsuz etkilemektedir.Göğüs çevrelerinin genişliği, literatürdeki su topu ve yüzücülerle karşılaştırıldığında, daha fazla bulunmuştur. Su direncine karşı solunum, vital kapasite artışı ve dalışla beraber oluşan hipoksi ve sonrasında yapılan hiperventilasyon bu artışı sağlayabilir.Sporcuların akciğer hacim ve kapasitelerinin, yüzücü ve su topu oyuncularının akciğer hacim ve kapasitelerine göre daha yüksek seviyede olduğu görülmüştür. Su altı sporcularının dalış öncesi ve sonrası hiperventilasyon yapması, şnorkeldeki suyu kuvvetle üflemesi solunum kaslarını daha fazla çalıştırmaktadır.Havuzda yapılan yüzme testleri ile laboratuvar anaerobik testleri arasında anlamlı korelasyon bulunmamıştır.Sporcuların VO2max değerleri ile 400 m su üstü yüzme zamanları arasında anlamlı negatif korelasyon saptanmıştır (r=-0,68, P=0,04).Anahtar Kelimeler: Su altı, ragbi, antropometri, yüzme, anaerobik test, aerobik kapasite,

Solunum fizyolojisiSolunum fonksiyon testleriSu altı+1
Osman Ateş
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genç basketbolcularda pliyometrik antrenmanların anaerobik performans ve dikey sıçrama yüksekliğine etkisi

Bu araştırmanın amacı, yarışma sezonu içerisinde iki farklı antrenman sıklığında yapılan pliyometrik egzersizinin dikey sıçrama yüksekliği, anaerobik kapasite ve bacak kuvveti değerleri üzerindeki etkilerini incelemektir. Bu nedenle Vestel Spor Kulübü' nün yaşları 15 ile 17 arasında değişen genç erkek basketbol takımı oyuncuları çalışmaya alınmıştır. Toplam 18 sporcu tarafsız ve eşit sayıda (n=6) iki deney ve bir kontrol grubu olmak üzere üç gruba ayrılmıştır.Deney gruplarından biri haftada bir gün diğeri ise haftada üç gün süreyle rutin basketbol antrenmanını takiben drop jump pliyometrik egzersizi uygulamış ve ardından gerdirme egzersizi yaparak çalışmayı tamamlamıştır. Kontrol grubu ise rutin basketbol antrenmanı sonrası gerdirme egzersizini yaparak çalışmayı sonlandırmıştır. Çalışma sekiz hafta boyunca devam etmiştir.Sekiz haftalık egzersiz öncesinde ve sonrasında ölçümler yapılmıştır. Dikey sıçrama yüksekliği statik jump test yöntemiyle belirlenmiştir. Anaerobik güç ve kapasite Wingate anaerobik test ile kaydedilmiştir. Esneklik otur-uzan esneklik testi ile bulunmuştur. Bacak kuvveti izokinetik kuvvet testi yapılarak elde edilmiştir. Denge ölçümü SporKat denge ölçüm prosedürü ile değerlendirilmiştir.Çalışmada üç grup arasındaki istatistiksel karşılaştırmalar, KruskalWallis test yöntemine göre bağımlı değişkenlerin ortalama değerleri alınarak hesaplanmış ve bağımlı değişkenlerin anlamlı etkileri için Mann-Whitney U testi ile Wilcoxon Eşleştirilmiş İki Örnek testi yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak tespit edilmiştir.Çalışmalar sonunda pliyometrik egzersiz gruplarının dikey sıçrama, anaerobik güç ve kapasite ile bacak kuvveti değerleri çalışmalar öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı gelişme göstermiştir (p<0,05). Haftada üç gün pliyometrik egzersiz yapan grup kontrol grubu ve haftada bir gün pliyometrik egzersiz yapan gruba göre dikey sıçrama, anaerobik güç ve kapasite ile bacak kuvveti değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı artış sağlamıştır (p<0,05).

Anaerobik güçPliometrik antrenman
İsa Sağıroğlu
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genç ve elit triatletlerde bisiklet egzersizi sonrasında dengenin değerlendirilmesi

Giriş: Triatletlerin zorlandığı yarış bölümlerden olan bisiklet-koşu geçişinde gözlenen denge kayıplarını önlemek yarış başarısı için önemlidir.Amaç: Genç ve elit triatletlerde yorgunluk oluşturmayacak düzeyde yapılan submaksimal bisiklet egzersizinin denge üzerine etkisini değerlendirmekGereç ve Yöntem: Çalışmaya İzmir ilinde yaşayan 7 elit ve 8 genç triatlet katılmıştır. Sporculara VO2max ve anaerobik eşik testleri yapılmış ve buna göre belirlenen submaksimal düzeyde bisiklet egzersizi sonrasında Balance Master cihazıyla statik ve dinamik denge ölçümleri yapılmıştır.Bulgular: Elit sporcuların VO2max değerleri gençlerden anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. ?Tek ayak üzerinde duruş? testi sol alt ekstremitede gözler açıkken yapıldığında gençlerde bisiklet egzersizi sonrasında gövde salınımının istatistiksel anlamlı olarak arttığı saptanmıştır (p<0,05). ?Tek ayak üzerinde duruş? testi sağ alt ekstremitede yapıldığında gençler ve elitler arasında; egzersiz öncesi ve sonrası değerlerde her iki grupta da anlamlı fark bulunmamıştır. Gençlerde sağ ve sol ekstremitelerle atılan öne adımın yerle temas zamanı istatistiksel anlamlı olarak azalmıştır (p<0,05). Elit sporcularda dinamik dengede istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Bisiklet egzersizi sonrasında gençlerin sağ ve sol ekstremiteleriyle uygulamış olduğu kuvvet elitlerden anlamlı olarak az bulunmuştur (p<0,05).Sonuç: Bu çalışmadan elde edilen veriler yorgunluk oluşmaksızın görülen denge-koordinasyon kaybının var olan denge problemleri veya fiziksel özelliklerden kaynaklanabileceğini göstermektedir.Anahtar Kelimeler: elit triatlet, genç triatlet, denge, bisiklet-koşu geçişi, VO2max, anaerobik eşikABSTRACTAssesment of Balance in Junior and Elite Triathletes after Cycling ExerciseAslı BeğenIntroduction: Preventing balance problems in the cycle to run transition that is one of the hardest part of the triathlon race is important for race achievment .Purpose: The purpose of this study is to assest the effect of submaximal cycling exercise on balance in junior and elite triathletes.Material and Method: 8 junior and 7 elite triathletes who live in Izmir participated in this study. VO2max and anaerobic threshold tests were performed and determined submaximal lactate threshold. The balance tests with Balance Master device was performed in the submaksimal lactate threshold.Results: VO2max values in elite triathletes was found elevated according to juniors. When the ?Unilateral Stance? test was tested eyes opened for the left side , body sway of the junior triathletes was increased significantly (p<0,05). When the unilateral stance test was performed for the right side, there is no significant values between junior and elite triathletes. In juniors, contact time values was decreased for right and left extremities after the cycling exercise significantly (p<0,05). There is no significant values for the forward lunge test in elite triathletes. The force impulse on the left and right extremities was decreased in juniors after cycling exercise significantly (p<0,05).Conclusion: Balance problems in junior triathletes occured without fatigue on the submaximal anaerobic threshold. It shows that balance prolems could be because of the balance and/or physical characteristics.Key Words: elite triathlete, junior triathlete, balance, cycle to run transition, VO2max, anaerobic threshold

Aslı Beğen
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

12?17 yaş arası tip 1 diabetes mellitus hastalarında pilates antrenmanının metabolik kontrol, vücut kompozisyonu ve fiziksel performans üzerine etkisi

Egzersiz, tip I diabetes mellitus hastalarının tedavisinde kabul edilmiş bir yöntemdir. Pilates, günümüzde bilinirliği gittikçe artan, özellikle karın, sırt ve bel kaslarını kuvvetlendirmeye yönelik olarak uygulanan bir egzersiz metodudur. Bu çalışmanın amacı 12-17 yaşları arasındaki tip I diabetes mellitus hastalarında pilates egzersizinin metabolik kontrol, vücut kompozisyonu ve fiziksel performans üzerine etkilerini ölçmek ve değerlendirmektir.Bu çalışmaya, 31 gönüllü katılmıştır. Gönüllülerin 17'si çalışma grubu, 14'ü kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Gönüllülere pilates antrenörü eşliğinde 12 hafta boyunca haftada üç gün ve günde 35 dakika pilates egzersizleri yaptırılmıştır. 12 haftalık sürecin başında ve sonunda gönüllülerin vücut kompozisyonlarını belirlemek için vücut ağırlığı, boy, vücut yağ yüzdesi ölçümleri yapılmış ve vücut kütle indeksleri hesaplanmıştır. Metabolik kontrollerini belirlemek amacıyla HbA1c, HDL, LDL, toplam kolesterol ve trigliserid ölçümleri yapılmıştır. Fiziksel performanslarını belirlemeye yönelik olarak da, PWC170, wingate, dikey sıçrama, otur-uzan esneklik testleri yapılmıştır.12 haftalık programın sonunda çalışma grubunun ortalama güç, zirve güç, dikey sıçrama ve esneklik değerlerinde anlamlı artışlar gözlenirken kontrol grubunda aynı parametrelerde anlamlı değişikliklere rastlanmamıştır. Çalışmanın sonunda vücut yağ yüzdesi her iki grupta da azalmıştır. Ancak; çalışma sonunda iki grup arasında anlamlı fark bulunamamıştır. HbA1c her iki grupta da değişmemiştir.12 haftalık pilates egzersizi 12-17 yaş arasındaki tip I diyabetli çocuklarda fiziksel performansı artırırken, metabolik kontrol parametrelerinde anlamlı değişiklikler gözlenmemiştir.Anahtar Kelimeler: Tip I Diabetes Mellitus, pilates, egzersiz

Diabetes mellitus-tip 1Egzersiz
Mert Tunar
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sıçanlarda bor ve vitamin C takviyesinin sperma ve bazı biyokimyasal parametrelere etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışma, bor ve vitamin C'nin tek başlarına veya birlikte kullanıldığında sperm kalitesi ile kandaki hormon seviyeleri, çeşitli hematolojik ve biyokimyasal parametreler üzerindeki potansiyel yararlarını ve etkilerini ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda, çalışmanın ana unsuru olarak 32 adet yetişkin Wistar Albino cinsi erkek sıçan kullanıldı. Sıçanlar, 250-300 gram ağırlığındaydı. Beslenme standart sıçan yemi ve taze içme suyu ile ad libitum şeklinde sağlandı. Deneme grupları Kontrol Grubu (sadece rat yemi ile beslendi), Vitamin C Grubu (200 mg/kg), Bor Grubu (5 mg/kg bor), ve Vitamin C + Bor Kombinasyon Grubu olarak belirlenmiştir. Vitamin C, izotonik sodyum klorür çözeltisi ile karıştırılarak gastrik gavaj yoluyla oral olarak verilirken, bor serum fizyolojik içerisinde çözülerek periton içi yolla uygulandı. Deneyin 35. gününde sıçanlar ksilazin ve ketamin anestezisi altında intrakardiyak olarak kan örnekleri alındı. Analizlerde, serumda trigliserit, HDL, LDL, kolesterol ve glikoz düzeyleri ölçüldü. Ayrıca hemogram parametreleri ile bazı serum mineral ve serum enzim seviyeleri tespit edildi. Spermatolojik tayin için testiküler sperm aspirasyonu (TESA) uygulandı ve hormon tayini için FSH ve testosteron seviyeleri ELISA kitleri kullanılarak ölçüldü. Bulgular kapsamında, deneme grupları arasında yapılan karşılaştırmalar neticesinde belirgin farklılıklar gözlendi. Özellikle, lipid ve glikoz parametrelerinde kontrol grubuna kıyasla önemli değişiklikler tespit edildi. Hematolojik parametrelerde de deneme grupları arasında anlamlı farklılıklar saptandı. Hormon ve sperm parametreleri incelendiğinde ise, testosteron seviyelerinde vitamin C ve vitamin C ve borun beraber gruplarında belirgin artışlar gözlenmiştir. FSH seviyelerinde ise gruplar arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Anormal sperma oranlarında vitamin C ve bor takviyelerinin ardından anlamlı azalmalar tespit edilmiştir. Ölü sperma oranında vitamin C grubunda artış, bor grubunda azalma ve vitamin C ve bor'un beraber kullanıldığı grupta ise dengeli bir seyir kaydedilmiştir. Sperm motilitesinde ise, bor takviyesinin ardından belirgin bir artış gözlenirken, vitamin C ve vitamin C ve borun beraber kullanıldığı grupta düşüşler gözlenmiştir. Bu sonuçlar, bor ve vitamin C takviyelerinin farklı biyokimyasal parametreler ile hormonlar ve sperma üzerindeki etkilerini değerlendiren önemli bir bilimsel katkı sağlamaktadır.

Bestami Kemal Gümüşay
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Streptozotosin nikotinamid ile indüklenen diyabetik sıçanlara oral keçiboynuzu ekstraktı verilmesinin kan proinflamatuar sitokinler, oksidan/antioksidan denge ve bazı biyokimyasal parametre düzeylerine etkisi

Diyabetin gelişimi ve komplikasyonları önemli bir sağlık sorunu teşkil etmektedir. Bitkisel tedaviler diyabetin patogenezine karşı fayda sağlama potansiyeli taşımaktadır. Bu nedenle, son zamanlarda yapılan çalışmalarda önemli bir sağlık potansiyeline sahip olabileceği bildirilen keçiboynuzu meyvesinin diyabet patogenezi ve diyabetik durum üzerindeki etkisi daha açık bir şekilde değerlendirilmelidir. Çalışmada; 200-250 g Wistar albino türü erkek sıçanlar her biri 10 sıçandan oluşan dört gruba ayrılmıştır. Ultrasonik- destekli ekstraksiyon yöntemiyle hazırlanan keçiboynuzu meyvesinin (küspe ve tohum) sulu ekstraktı, sağlıklı sıçanlardan oluşan Keçiboynuzu grubuna (K) ve streptozotosin-nikotinamid (STZ-NA) ile indüklenmiş sıçanlardan oluşan Diyabet+Keçiboynuzu grubuna (D+K) 21 gün boyunca 200 mg/kg dozunda gastrik gavaj yoluyla uygulanmıştır. Diğer gruplar ise 21 gün boyunca gastrik gavaj yoluyla serum fizyolojik verilen, sağlıklı sıçanlardan oluşan Kontrol grubu (Kontrol) ve STZ-NA ile indüklenmiş sıçanlardan oluşan Diyabet grubundan (D) oluşmuştur. Deney sonunda, hayvanlardan heparinize plazma ve K2 EDTA'lı hemogram tüplerine kan örnekleri alındı. Plazma örneklerinden glikoz, insülin, HOMA-IR, leptin, total kolesterol, TG, 25-hidroksi vitamin D, MDA, GSH, IL-1β, TNF-α, IL-6, ALT, AST, kreatinin ve BUN değerleri belirlendi. Hemogram tüplerinden HbA1c ve tam kan sayımı ölçümleri yapıldı. STZ-NA ile diyabet oluşturulan sıçanların açlık kan glikozu, HbA1c, HOMA-IR düzeylerinin sağlıklı hayvanlardan oluşan gruplardaki sıçanlara göre anlamlı olarak yükseldiği gözlenirken, keçiboynuzu sulu ekstraktının uygulanması bu değerleri olumlu yönde etkilemedi (p>0,05). İnsülin düzeylerinin gruplar arasında fark göstermediği gözlendi. Leptin düzeylerinde gruplar arasında önemli fark gözlenmezken, D+K grubunda leptin ile IL-6 düzeyleri arasında anlamlı pozitif korelasyon olduğu gözlendi. TG, MDA, IL-6, ALT ve BUN düzeylerinin ise diyabetik gruplarda sağlıklı hayvanların bulunduğu gruplara göre anlamlı olarak yükseldiği gözlenirken keçiboynuzu sulu ekstraktı uygulamasının bu düzeyler üzerine olumlu etkisi gözlenmedi. 25-hidroksi vitamin D düzeylerinin D+K grubunda, K ve Kontrol gruplarına göre anlamlı olarak azaldığı gözlendi. GSH düzeylerinin D+K grubunda diğer gruplara göre anlamlı olarak yükseldiği gözlendi. Ayrıca, D+K grubunda GSH düzeyleri ile eritrosit sayısı arasında anlamlı pozitif korelasyon olduğu gözlendi. Uygulamaların IL-1β düzeyleri üzerine önemli düzeyde etkisi bulunmadı. Total kolesterol, TNF-α, AST ve kreatinin düzeylerinde gruplar arasında önemli düzeyde farklılık gözlenmedi. Tam kan sayımı parametrelerinde, eozinofil sayısı ve yüzdesinin diyabetik gruplarda sağlıklı hayvanların bulunduğu gruplara göre anlamlı olarak azaldığı gözlendi. Eritrosit sayısının, D+K grubunda diğer gruplara göre anlamlı olarak azaldığı, Hb düzeylerinin D+K grubunda Kontrol ve D gruplarına göre anlamlı olarak azaldığı, K grubunda ise Kontrol grubuna göre anlamlı olarak azaldığı gözlendi. Hct düzeylerinin ise D+K grubunda Kontrol ve D gruplarına göre anlamlı olarak azaldığı gözlendi. D+K grubunda eritrosit sayısı ile Hb ve Hct arasında anlamlı pozitif korelasyon olduğu gözlendi. MCV'nin, D+K grubunda diğer gruplara göre anlamlı olarak yükseldiği gözlendi. RDW-SD'nin D+K grubunda sağlıklı hayvanların bulunduğu gruplara göre anlamlı olarak yükseldiği gözlenirken, D grubunda Kontrol grubuna göre anlamlı olarak yükseldiği gözlendi. D+K grubunda MCV ile RDW-SD arasında anlamlı pozitif korelasyon olduğu gözlendi. Platelet sayısının diyabetik gruplarda sağlıklı hayvanların bulunduğu gruplara göre anlamlı olarak azaldığı gözlendi. PCT'in D+K grubunda Kontrol ve K grubuna göre anlamlı olarak azaldığı, D grubunda ise Kontrol grubuna göre anlamlı olarak azaldığı gözlendi. Her bir gruptaki hayvanların deneyin başı ve sonu arasındaki ağırlıkları farklılık göstermedi. Hayvanların ağırlık değişimlerinin deneyin başı ve sonu arasında gruplar arasında farklılık göstermediği gözlendi. Sonuç olarak, bu çalışmada keçiboynuzu sulu ekstraktı uygulamasının diyabetik hayvanların glikoz seviyeleri üzerinde olumlu bir etkisi olmadığı ve oksidatif stres, sistemik inflamasyon ve lipid seviyelerini de hafifletmediği gözlemlenmiştir.

Mehmet Talha Avşar
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sıçanlarda farklı tuzlar ve stresin bazı fizyolojik parametreler üzerine etkisi

Genel Bilgiler: Tuz, yaşam için gerekli besinlerden biridir. Sodyum klorür (NaCl) ekstraselüler sıvı hacmini belirleyen faktördür. Ayrıca kan basıncının düzenlenmesinde görev alır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), tüm dünyada tuz alımının 5gr'ın altında olmasını önermektedir. Yüksek tuz alımı, direkt olarak kan basıncını arttırarak inme, sol ventrikül hipertrofisi ve böbrek hastalıkları üzerine negatif etki eder. Stres, günümüzde yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Stres durumu, fizyolojik fonksiyonları bozarak birçok hastalığa neden olur. Stres hipertansiyon, koroner kalp hastalıkları, gastrik ülser, diyabet ve hafıza kaybı gibi birçok hastalığa neden olur. Çalışmamızda, normal ve kronik hareketsizlik stresi oluşturulmuş ratlarda farklı tuz tiplerinin bazı fizyolojik parametreler üzerine etkisini belirlemeyi amaçladık. Materyal – Metod: 97 adet erkek Wistar albino sıçan (3-4 aylık, 250-350gr) 13 gruba ayrılmıştır. Tuzlar gastrik gavaj yoluyla verildi (1 ml/gün). Deney başında ve deney sonunda kan basıncı parametreleri ve vücut ağırlıkları ölçüldü. Tüm deney sonunda mRNA, biyokimyasal ve histopatolojik parametreler incelendi. Sonuçlar: Tuz verilen ve stres uygulanan gruplarda kan basıncı değerleri artış göstermiştir. Bu gruplarda böbrek ve kalp dokusu hasarları meydana gelmiştir. Anj-I, Anj-II ve ACE değerlerinde azalma meydana gelmiştir. Tartışma: Çalışmamızda tespit ettiğimiz sonuçlara göre düşük sodyum miktarına sahip olan kaya tuzu ve himalaya tuzu kullanımının sağlık açısından daha faydalı olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle de kaya tuzu kullanımının ön planda tutulması gerektiğini belirtebiliriz.

FizyolojiFizyolojik parametrelerHareketsizlik+6
Hasan Şimşek
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hibe destekli ve desteksiz süt sığırcılığı işletmelerindeki hayvanlarda oksidan antioksidan statü, kondisyon, bazı hematolojik ve biyokimyasal parametreler ile verimliliklerin araştırılmasında Afyonkarahisar örneği

Hibe Destekli ve Desteksiz Süt Sığırcılığı İşletmelerindeki Hayvanlarda Oksidan Antioksidan Statü, Kondisyon, Bazı Hematolojik ve Biyokimyasal Parametreler ile Verimliliklerin Araştırılmasında Afyonkarahisar Örneği Bu tez, Avrupa Birliği fonlarınca kırsal kalkınmayı destekleme kapsamında hibe desteği sağlanan işletmelerde ve hibesiz süt sığırcılığı işletmelerinde ineklerin vücut kondisyonlarını, hematolojik ve metabolik profil göstergelerini, oksidan-antioksidan statüleri ile süt verimliliklerini araştırmayı amaçlamaktadır. Kendi imkânları ile süt sığırcılığı yapan küçük-orta ölçekli işletmeler ile hibeli kurulan işletmelere ilişkin izlenimlere ihtiyaç duyulmaktadır. Hayvanların fizyolojik durumları ve verimliliğini hızlı ve doğru anlayabilmek, işletmeler ve araştırmacılar için olduğu kadar ülke ekonomisi ve global hayvancılık araştırmaları için de önemlidir. Araştırma laktasyonun 110-209 günleri arasındaki Holstein ırkı 60 hayvan ile gerçekleştirildi. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu'ndan IPARD kapsamında yararlanılarak oluşturulmuş 3 işletmeden 10'ar sağmal inek ile hibesiz 3 işletmeden 10'ar sağmal inekte tam kan, kolesterol, AST, ALT, GGT, GGU, BUN, trigliserit, TIgG, BHBA, NEFA gibi metabolik profil göstergeleri ile TAS, TOS, VKS ve süt verimleri karşılaştırıldı. Hibesiz işletmelerde araştırmamız kapsamındaki ineklerin ortalama süt verimi 15,8 L iken, IPARD kapsamındaki işletmelerde 24,4 L'dir. Hibesiz işletmelerdeki VKS ortalaması 2,83 iken, hibeli işletmelerde VKS ortalaması 3,11'dir. Hibesiz işletmelerdeki hayvanların TAS düzeyleri daha düşük iken TOS seviyeleri hibeli işletmelerdeki hayvanlardan istatistiksel olarak yüksektir. BHBA hibeli ve hibesiz işletmelerde aynı aralıkta iken, NEFA hibesiz çiftliklerde 0,79 mmol/L, hibeli işletmelerde 0,22 mmol/L'dir ve bu fark istatistiksel önemdedir. Her iki grupta da hematolojik göstergeler fizyolojik sınırlar içindedir, ancak hibeli çiftliklerde tüm hematolojik verilerin ortalamaları yüksektir. Hibeli işletmelerdeki ineklerin, trigliserit, kolesterol, glikoz, BUN, ALT, GGT, TIgG düzeylerinin istatistiksel düzeyde yüksek olduğu, yalnızca AST düzeyinin ise hibesiz çiftliklerdeki süt sığırlarından düşük olduğu görüldü. IPARD desteği ile kurulan işletmelerin daha modernize ekipman kullanması, beş yıllık kontrol sürecinin devam ediyor olması, işletmenin çok önemli bir ekonomik destekle kuruluyor olması hibesiz işletmelere göre hayvan refahı, bakım ve besleme kriterlerinin daha iyi olmasına yol açmaktadır. Bu koşullar hayvanların metabolik profil göstergeleri, hemogramları, VKS durumları, oksidan antioksidan statülerine ve süt verimlerine yansımaktadır. Sonuç olarak, hibe desteğinin barınma, bakım, besleme ve hayvan materyaline olumlu katkısı nedeniyle, hayvanların fizyolojik süreçlerini, verim niteliklerini ve hayvan refahını olumlu etkilediği, bu durumun insan, hayvna ve çevre sağlığı yanı sıra, milli ekonomiye ve global ekonomik süreçlere önemli katkılar sağladığı düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: IPARD, vücut kondisyon skoru, metabolik profil, oksidan antioksidan statü, süt verimi, hayvan refahı.

AntioksidanlarHayvancılık işletmeleriKondisyon+7
Hikmet Arı
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaş grubu yüzücülerinde yüzme ekonomisine etki eden fiziksel ve fizyolojik etkenlerin incelenmesi

Amaç: Yüzme ekonomisi, yüzmede harcanan enerji ve performans çıktısını tanımlar. Yüzücülerde yüzme ekonomisi çalışmaları kısıtlıdır. Bu çalışmada yaş grubu yüzücülerinde yüzme ekonomisine etki eden etkenlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmaya 11-12 yaşta 33, 13-16 yaşta 16, toplam 49 yüzücü katılmıştır. Katılımcıların vücut kompozisyonu ve antropometrik ölçümleri yapılmıştır. 11-12 yaşa 6x50 metre, 13-16 yaşa 5x200 metre kademeli serbest yüzme testi uygulanmıştır. Testlerde kulaç uzunluğu, kulaç hızı, yüzme hızı ve kulaç indeksi saptanmıştır. Bulgular: 11-12 yaşta kulaç uzunluğu ile yaş, vücut yüzey alanı, yüzme hızı, kulaç indeksi ve kulaç hızı arasında anlamlı korelasyon bulunmuştur. Yüzme hızı ile yaş, yağ yüzdesi ve bazı antropometrik ölçümler arasında anlamlı korelasyon bulunmuştur. Kulaç indeksi ile yaş, yağ yüzdesi ve bazı antropometrik ölçümler arasında anlamlı korelasyon bulunmuştur. 13-16 yaşta kulaç uzunluğu ile el genişliği, gövde uzunluğu, yüzme hızı ve kulaç indeksi arasında anlamlı korelasyon bulunmuştur. Yüzme hızı ile kas yüzdesi, yağ yüzdesi, gövde uzunluğu, bel-kalça oranı ve el genişliği arasında anlamlı korelasyon bulunmuştur. 13-16 yaş grubu erkek yüzücülerinde, kulaç indeksi ile el genişliği, gövde uzunluğu ve yüzme hızı arasında anlamlı korelasyon bulunmuştur. Sonuç: Yaş grubu yüzücülerinde yüzme ekonomisi, fiziksel parametreler ile anlamlı korelasyon gösterirken, fizyolojik parametreler yüzme ekonomisini yeterli düzeyde açıklamamaktadır. 11-12 yaşta yüzme ekonomisinde antropometrik ve teknik parametreler daha baskınken, 13-16 yaşta kas yüzdesi ve teknik parametreler daha baskındır. Bu sonuçlar yaş grubu yüzücülerinin, yüzme ekonomisini sürdürebilmek için fizyolojik parametrelerden çok, teknik kaliteye ihtiyaç duyduklarını göstermektedir. Yaş grubu yüzücülerinin performansı sadece yüzme hızı üzerinden değil, teknik ve yüzme ekonomisi parametreleriyle de izlenmelidir. Anahtar kelimeler: Yüzme ekonomisi, yaş grubu yüzücüleri, fiziksel parametreler.

Fiziksel özelliklerSerbest stil yüzmeSpor+4
Aşkın Şentürk
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yüksek ve düşük glisemik indeksli kahvaltının egzersiz sonrası bilişsel işlevler üzerine etkisi

Bir öğünün glisemik indeks (Gİ) değeri, egzersiz sırasındaki fiziksel performansı etkileyebilmesi nedeniyle önemlidir. Ayrıca son yıllarda Gİ değerinin, bilişsel performansı etkileyebileceğini gösteren çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışma, egzersiz öncesindeki öğünün Gİ değerinin, egzersizin de etkisi ile bilişsel işlevleri ve beynin hemodinamisini (kanlanmasını) nasıl etkilediğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 18–22 yaş aralığında, sağlıklı 10 erkek sporcu gönüllü olarak katılmıştır. Sporculara farklı günlerde, aynı enerji, karbonhidrat, protein ve yağ içeriğine sahip ancak farklı Gİ (düşük-DGİ ve yüksek-YGİ) değeri olan kahvaltı verilmiş ve glisemiye olan etkileri ölçülmüştür. Katılımcılara kahvaltıdan 90 dakika sonra bisiklet ergometresinde orta şiddette, 30 dakikalık submaksimal egzersiz yaptırılmıştır. Egzersizin hemen öncesinde ve sonrasında, bilişsel işlev alanlarından olan, çalışma belleğini doğru ve yanlış cevap verme yüzdesi ve tepki süresi ile ölçen "3 Geri Testi" uygulanmış ve test sırasında beyin hemodinamisine olan etkileri "İşlevsel Yakın Kızılötesi İşaretleme (fNIRS) Yöntemi" ile incelenmiştir. YGİ'li kahvaltı, DGİ'li kahvaltıya göre hem egzersiz öncesi hem de egzersiz sonrası kan glikoz düzeyinde anlamlı bir şekilde artışa neden olmuştur. Hem egzersiz öncesinde hem de sonrasında uygulanan "3 Geri Testi" sonuçlarında, DGİ ve YGİ'li kahvaltı arasında bir fark görülmemiştir. Egzersiz sonrası uygulanan "3 Geri Testi" sonuçlarında doğru cevap verme yüzdesi egzersiz sonrası artarken, doğru cevaplara verilen tepki süresi ise azalmıştır. Her iki Gİ değerinde gözlenen bu durum egzersizin bilişsel performansa olumlu etkisi olduğunu düşündürmüştür. Ancak istatistiksel olarak anlamlı bulunmamaıştır. Diğer bir yandan uygulanan tüm bilişsel testler sırasında beyinin hemodinamisinde artış gözlemlenmiştir. Bilişsel görev sırasında değişen glikoz ihtiyacının, beyin kan akımı değişimine etkisi olup olmadığı net olarak bilinmemektedir. Ancak istatistiksel olarak anlamlı olmasa da oksihemoglobin düzeyindeki artışın, egzersiz sonrası öncesine göre; YGİ'li kahvaltı gününde daha düşük, DGİ'li kahvaltı gününde ise daha yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Bu da glisemide yarattığı etki nedeniyle Gİ düzeyinin, bilişsel yüklenmeyle meydana gelen beynin glikoz ihtiyacının karşılanmasında daha etkili olarak daha az kan akımına ihtiyaç duyulmasıyla ilişkili olabileceğini düşündürmüştür. Fakat bu etki istatistiksel olarak gözlenememiştir. Anahtar Kelimeler: Glisemik indeks, sporcu, bilişsel işlevler, çalışma belleği

BellekBeyinBiliş+7
Ferya Bertan
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Erkek yeni zelanda tavşanlarında bisfenol AF''nin olası subakut etkileri üzerine safranal'in koruyucu rolü

Bisfenol A (BPA), 1960'lardan beri bazı plastiklerin ve epoksi reçinelerin üretiminde kullanılan endüstriyel bir kimyasaldır. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, BPA'ya maruz kalmanın, endokrin bozukluklar ve nöro-davranışsal problemler de dahil olmak üzere canlıların sağlığı üzerine olumsuz etkilere neden olabileceğini göstermiştir. Buna karşın, üreticiler BPA'nın yerine alternatif olarak birden fazla bisfenol analoğu üretmeye ve kullanmaya başlamıştır. Bu analogların ise sağlık üzerindeki etkileri kesin olarak bilinmemektedir. Bu analoglardan biri olan Bisfenol AF (BPAF)'nin ise BPA'ya göre daha yüksek endokrin bozucu bir kimyasal ve toksikolojik etki potansiyeline sahip olabileceği düşünülmektedir. Safran bitkisi, Türkiye'de ve birçok ülkede yetiştirilmektedir. Kimyasal analize göre, safran stigmalarında 150'den fazla kimyasal bulunmaktadır ve bunların arasında tüm bu farmakolojik etkiler; safrana özel renk, tat ve kokudan sorumlu olan krosin, krosetin, pikrokrosin ve safranal gibi safran ana kimyasal bileşikleri ile ilişkilidir. Safranal, Crocus sativus (Çiğdem, Safran) bitkisinin ikincil metobolit izolasyonu ile oluşan güçlü bir antioksidan maddedir. Son yıllarda bu maddenin antiinflamatuar, antikanser, antimikrobiyel, antihiperglisemik ve nöroprotektif etkilerinin olabildiği belirtilmektedir. Bu tez çalışmamızın amacı erkek Yeni Zelanda Tavşanlarında bisfenol türevlerinden BPAF'nin oksidatif, histopatolojik ve bazı erkek üreme parametreleri üzerindeki olası negatif etkilerine karşı safranal'in sağaltıcı potansiyelini incelemektir. Bu anlamda yapılan çalışmamızda 24 adet erkek Yeni Zelanda tavşanı (Oryctolagus cuniculus) kullanıldı. Tavşanlar; Kontrol, BPAF, Safranal, BPAF+Safranal grupları olarak her grupta 6 adet olmak üzere toplam 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna (K) 1 kg canlı ağırlık için 1 ml mısır yağı, BPAF grubuna (BF) 20 mg/kg dozunda Bisfenol AF 1 ml mısır yağı içerisinde, Safranal grubuna (SF) 100 mg/kg dozunda safranal 1 ml mısır yağı içerisinde, BPAF+Safranal grubu (B+S) 20 mg/kg dozunda Bisfenol AF + 100 mg/kg dozunda safranal 1 ml mısır yağı içerisinde oral olarak verildi. Deneysel uygulama toplam 9 hafta sürdü. Haftalık olarak yem tüketimi ve vücut ağırlıkları ölçüldü. Çalışmanın başında ve sonunda alınan kanlardan kan parametreleri ve elde edilen serumlardan üreme hormonlarındaki değişiklikler incelendi. Çalışma başında ve sonunda elde edilen ejakülatlardan bazı spermatolojik parametrelere bakıldı. Deneysel aşamanın sonunda tüm gruplardaki tavşanlar isoflurane ile genel anesteziyi takiben ötenazi yapıldı. Testis ve epididimis dokuları histopatolojik açıdan değerlendirildi. Testislerde bazı oksidan-antioksidan parametreler incelendi. Ayrıca testis dokusu ve ejakülattan elde edilen seminal plazmadaki üreme hormonları tayin edildi. Yapılan uygulamalar sonucunda, canlı ağırlık ve yem tüketiminde gruplar arasında bir fark görülmedi. BPAF, kan değerlerinde granülosit (%) ve toplam lökosit sayısını (WBC) önemli düzeyde artırdı. Buna karşın lenfosit (%) değerini düşürdü. Safranal ise sadece WBC değerinde kısmi bir azalmaya sebep oldu. Östrojen hormonu en yüksek BF grubunda olmasına rağmen kontrol grubu ile arasında anlamlı olmadığı tespit edilmiştir. Fakat safranal serum ve testiste östrojen hormon düzeylerini azaltmış ve bu etkisini B+S grubunda da göstermiştir. Sperm konsantrasyonu ve motilite değerlerinde BPAF önemli bir düşüşe sebep oldu ve safranal bu değerleri B+S grubunda kontrol seviyelerine yükseltti. Testis dokusunda malondialdehit (MDA) değerleri BF grubunda anlamlı olarak yükseldi. Safranal tedavisi ise BPAF'nin MDA üzerindeki bu olumsuz etkisini S+F grubunda pozitif yönde değiştirdi. Histopatolojik olarak BPAF testis ve epididimis dokularına hasara yol açarken, safranal'in BPAF uygulamasının oluşturduğu histopatolojik hasar üzerine düzeltici bir etkisinin olduğu gözlendi. Sonuç olarak BPAF uygulamasının testis ve epididimis üzerinde oksidatif hasara yol açtığı belirlendi. Bu hasara paralel olarak MDA seviyelerinde bir artış görülürken, semen kalitesinde bir düşüş meydana geldi. Safranal'in ise BPAF'nin oluşturduğu bu olumsuz etkiler üzerine koruyucu bir rol oynayabileceği görüldü.

BisfenolBisfenol ASafranal+2
Muhammed Etyemez
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sıçanlarda düşük ve yüksek şiddetteki ayak şoku stresinin empatiye etkilerinin araştırılması

Giriş ve Amaç Modern insanın hayatında her yerde bulunan stresin davranış ve kognitif fonksiyonlar üzerine etkileri olduğu bilinmektedir. Son yapılan çalışmalar akut stresin empati yelpazesinde bulunan fedakarlık, işbirliği gibi olumlu sosyal davranışları arttırdığını göstermektedir. Psikolojik stres, kişinin anksiyete durumu gibi pek çok faktör empati davranışını etkileyebilmektedir. Bu çalışmanın amacı düşük ve yüksek şiddetteki akut stresin empati davranışı üzerindeki etkilerini ve bu etkinin olası nörotransmitter yolaklarını araştırmaktır. Yöntem Bu çalışmada toplam 30 adet dört aylık erkek Sprague Dawley sıçanlar kullanılmıştır. Çalışmada 14 günlük kafes arkadaşına alışma periyodunun ardından tüm deneklere empati düzeneği kullanılarak stresli durumdaki kafes arkadaşını kurtarması öğretilmiştir. Bu sürecin sonunda tüm denekler rastgele üç gruba ayrılmıştır: i)Kontrol grubu (stres uygulanmayacak grup) ii) 0,2 mA (düşük şiddet) ayak şoku stresi uygulanacak grup, iii) 1,6 mA (yüksek şiddet) ayak şoku stresi uygulanacak grup. Sıçanların ayak şoku uygulamalarının hemen ardından kapı açma davranışları süre olarak kaydedilmiştir. Empati deneylerinin bitiminden hemen sonra bütün sıçanların anksiyete seviyeleri önce açık alan testi, 30 dakika sonra yükseltilmiş artı labirent testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Sonrasında denekler sakrifiye edilip amigdala ve prefrontal kortekste oksitosin ve vazopressin düzeyleri ile serum kortikosteron düzeyleri ölçülmüştür. Bulgular Düşük şiddette stres uygulanan grubun kontrol grubuna göre empati düzeneğinin kapısını daha hızlı açarak arkadaşını kurtardığı tespit edildi (p<0.05). Yüksek şiddet stres grubunun, açık alan testinde, kontrol ve düşük şiddet stres grubuna göre(her iki grup için p<0.001) açık alanın merkezinde daha çok bulunduğu saptandı. Ayrıca yükseltilmiş artı labirent testinde ise yüksek şiddet stres grubunun ortak alanda diğer iki gruba göre daha çok zaman geçirdiği (kontrole kıyasla p<0.0001, düşük şiddet strese kıyasla p<0.001) açık kollarda geçirdiği sürenin hem düşük stres hem de kontrol grubuna göre (sırayla p < 0.008 and p < 0.03) arttığı gözlendi. Prefrontal korteks Oksitosin ve Vasopressin düzeyleri düşük şiddet stres grubunda artmış bulundu (Oksitosin: kontrole kıyasla p<0.05; Vasopressin: hem kontrol hem de yüksek şiddet strese kıyasla p<0.0001). Düşük şiddet stres uygulanan grubun amigdala Vasopressin düzeylerinin diğer iki gruba göre daha yüksek olduğu tespit edildi (her iki gruba kıyasla p<0.05). Düşük şiddet stres grubunda serum kortikosteron düzeylerinin kontrole kıyasla arttığı tespit edildi (p<0.002) Prefrontal korteks Vasopressin düzeyleri ile açık alan testinin orta alanındaki aktivite süreleri arasında güçlü pozitif korelasyon tespit edildi (r = 0.510, p<0.05). Ayrıca serum kortikosteron düzeyleri ile yükseltilmiş artı labirent testinin ortak alanındaki aktivite süreleri arasında (r = 0.752, p<0.0001); prefrontal korteks Vasopressin düzeyleri ile yükseltilmiş artı labirent testinin ortak alanındaki aktivite süreleri arasında (r = 0.590, p<0.01) güçlü pozitif korelasyon saptandı. Sonuç Bu çalışma, düşük şiddetteki akut stresin empati davranışını olumlu yönde etkilediğini göstermiştir. Ayrıca düşük şiddet stres grubunda Vazopressin düzeyleri prefrontal korteks ve amigdalada, Oksitosin düzeyleri ise prefrontal kortekste artmıştır. Yüksek şiddetteki akut stres grubunun anksiyete seviyelerinin daha düşük olduğu (açık alan düzeneğinin orta alanında ve yükseltilmiş artı labirent testinin açık kollarında daha uzun süre bulundukları) gözlenmiştir. Ek olarak, yüksek şiddet stres grubunda karar verme becerisinin olumsuz etkilendiği görülmüştür. Gelecek çalışmalar akut stres ve empati alanında cinsiyete bağlı değişimleri, dopaminerjik sistemin ya da stres ilişkili diğer yolakların rolünü ortaya koymaya yönelik planlanmalıdır.

AmigdalaAyakEmpati+6
Aslı Karakılıç
Dokuz Eylül University
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Subakut metaflumizon uygulamasının lipid peroksidasyon, antioksidan aktivite ve dokular üzerindeki etkilerinin erkek ratlarda araştırılması

Yapılan tez çalışmasında sodyum kanalı bloke edici insektisit çeşidi olan Metaflumizon (MTF)'un erkek ratlarda lipid peroksidasyon, antioksidan aktivite düzeyleri, karaciğer, böbrek ve beyin dokuları üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Uygulama için Afyon Kocatepe Üniversitesi Etik Kurul'undan 49533702/189 sayılı onay alınarak başlandı. Çalışmada 300-350 g 10-12 haftalık toplam 32 Sprague Dawley erkek rat, her kafesde 8'erli hayvan olacak şekilde rastgele örnekleme yöntemiyle 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna fizyolojik su, ikinci gruba 50 mg/kg MTF, üçüncü gruba 100 mg/kg ve son gruba 200 mg/kg MTF gastrik gavaj yoluyla oral olarak 28 gün boyunca uygulandı. Çalışma sonunda elde edilen veriler değerlendirildiğinde kontrol grubuna göre MTF'un artan dozlarda uygulamasının eritrosit örneklerinde, karaciğer, böbrek ve beyin dokularında malondialdehit (MDA), süperoksit dismutaz (SOD) ve katalaz (CAT) seviyelerinin anlamlı derecede (p˂0,05) arttığı, glutatyon (GSH) seviyelerinin ise azaldığı belirlendi. Ek olarak artan dozlarda MTF uygulaması ile plazma aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT), alkalen fosfataz (ALP) , üre, kreatinin, total protein ve glukoz seviyelerinin anlamlı derecede (p˂0,05) arttığı rapor edildi. Bunlara ek olarak MTF50, MTF100 ve MTF200 gruplarında karaciğer, böbrek, testis ve beyin dokularında hasara ilişkin histopatolojik değişiklikler ile hücre ölümünü gösteren apoptotik bulguların oluştuğu belirlenmiştir. Tez çalışması sonucunda elde edilen bulgulara göre MTF'un ratlarda oksidatif stresi indüklediği ve karaciğer, böbrek ve beyin dokuları üzerinde histopatolojik hasarlar meydana getirdiği tespit edilmiştir.

AntioksidanlarHayvan deneyleriLipid peroksidasyonu+5
Ezgi Nur Demirkapı
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Değişik yaş ve cinsiyetteki sıçanlarda vitamin C takviyesinin karaciğer, kalp ve böbrek vitamin C düzeylerine etkisi

Bu araştırmada, oral vitamin C takviyelerinin doku vitamin C düzeylerine etkilerinin yaşa ve cinsiyete göre değişip değişmediğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmada genç (2-3 aylık), yetişkin (12-18 aylık) ve yaşlı (18 ay ve üzeri); erkek ve dişi olmak üzere her grupta 7 hayvan olacak şekilde toplam 84 sıçan kullanıldı. Sıçanlara, takviye gruplarındakine vitamin C 500mg/kg CA ve kontrol gruplarındakilere de fizyolojik su 30 gün boyunca gastrik gavajla oral olarak verildi. Sıçanlardan analizler için 12 saat açlık sonrası anestezi altında kalp, karaciğer, böbrek doku örnekleri alındı. Dokular hidrojenize edildikten sonra santrifüj işlemi uygulandı. Doku homojenizatlarına ELISA işlemi uygulanarak Vitamin C değerlerine ulaşıldı. İstatistik incelemede, SPSS paket programı kullanılarak normal dağılıma sahip verilerde de niceliksel verilerin karşılaştırılmasında iki bağımsız grup arasındaki fark için bağımsız t testi, ikiden fazla bağımsız grup karşılaştırılmasında ise tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. Vitamin C takviyesinin yetişkin sıçanlarda böbrek dokusu vitamin C düzeylerini artırırken, yaşlılarda kalp dokusu vitamin C düzeylerini artırdığı ve böbrek doku vitamin C düzeylerini düşürdüğü bulundu. Çalışmada cinsiyetin karaciğer hariç, kalp ve böbrek dokusu vitamin C düzeylerine etkisinin olmadığı gözlendi. Yaşın çalışmada incelenen dokulardaki vitamin C düzeylerine önemli oranda etkisinin olduğu, en yüksek vitamin C düzeyinin yaşlı sıçanların dokularında olduğu tespit edildi. Sonuç olarak sıçanlara oral vitamin C takviyesi ve cinsiyetin kalp, karaciğer ve böbrek dokusu vitamin C düzeylerini etkilemezken, yaşın söz konusu dokuların vitamin C düzeylerini etkilediği söylenebilir.

Askorbik asitBöbrekCinsiyet+5
Kübra Ayaz Şapcı
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Multipl sklerozlu bireylerde bilişsel fonksiyonlar ile depresyon, yorgunluk ve yeti yitimi arasındaki ilişkinin belirlenmesi

ÖZET MULTİPL SKLEROZLU BİREYLERDE BİLİŞSEL FONKSİYONLAR İLE DEPRESYON, YORGUNLUK VE YETİ YİTİMİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN BELİRLENMESİ Pınar YİĞİT, Dokuz Eylül Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoloji Anabilim Dalı, İnciraltı/İZMİR Amaç: Multipl Skleroz (MS); kronik, progresif, nörodejeneratif bir santral sinir sistemi hastalığıdır. MS, sıklıkla fiziksel yeti yitimine, bilişsel yetersizliğe, yorgunluğa ve depresyona neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, MS'li bireylerin bilişsel fonksiyonlarını değerlendirmek, depresyon, yorgunluk ve yeti yitimi ile bilişsel işlevler arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Yöntem: Araştırmaya Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı MS Polikliniği'nde takip edilen ve çalışma kriterlerine uyan MS tanılı 140 kadın, 60 erkek katıldı. Grubun yaş ortalaması 36.53±9.73, eğitim yılı ortalaması 11.98±12.50 olarak hesaplandı. Katılımcıların bilişsel işlevleri, Sembol Sayı Modaliteleri Testi (Symbol Digit Modalities Test - SDMT), Kaliforniya Sözel Öğrenme Testi İkinci Sürümü (California Verbal Learning Test Second Edition - CVLT-II) ve Kısa Viziospasyal Bellek Testi Güncel (Brief Visuospatial Memory Test Revised - BVMT-R) testlerini içeren MS için Kısa Uluslararası Bilişsel Değerlendirme Bataryası (Brief International Cognitive Assessment for MS - BICAMS) ile değerlendirildi. Yeti yitimi düzeyini değerlendirmek için Genişletilmiş Engellilik Durumu Ölçeği (Expanded Disability Status Scale - EDSS) kullanıldı. Yorgunluk için Yorgunluk Şiddet Ölçeği (Fatigue Severity Scale - YŞÖ), depresyon için Beck Depresyon Ölçeği (Beck Depression Inventory - BDÖ) kullanıldı. Bilişsel fonksiyonlar ile yorgunluk, depresyon ve yeti yitimi arasındaki ilişki bağımsız gruplarda t testi ve ki-kare testi ile incelendi. Bulgular: BICAMS puanları ile yaş arasında negatif korelasyon, eğitim yılı ile pozitif korelasyon saptandı. Kadınların sözel bellek puanları (CVLT-II) erkeklerden anlamlı olarak daha yüksekti. BICAMS alt test puanları ile hastalık süresi ve depresyon arasında anlamlı ilişki bulunmadı. Ancak hastalık süresi ''5 yıl üstü'' olanların EDSS skorları ve BDÖ puanları anlamlı olarak daha yüksekti. YŞÖ; EDSS ve BDÖ ile pozitif korelasyon, SDMT ve BVMT-R ile negatif korelasyon gösterdi. EDSS skoru ''4 ve üstü'' olanların ise BICAMS performanslarının daha düşük olduğu, YŞÖ puanlarının daha yüksek olduğu saptandı. Yorgunluğu olan (YŞÖ≥4) ve olmayan (YŞÖ<4) gruplar arasında SDMT performansları açısından anlamlı farklılık bulundu. Depresyon ve yorgunluk belirtilerinin bir arada olması, sadece birinin olması ya da ikisinin de olmaması durumunda SDMT performansları açısından anlamlı fark olduğu gösterildi. Sonuç: MS'li bireylerin bilişsel işlevleri üzerinde yeti yitimi ve yorgunluk düzeyinin olumsuz yönde etkisi olduğu, depresyonun anlamlı etkisinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. MS'li bireylerde depresyon, yorgunluk ve yeti yitimi gibi faktörlerin birbirini perdeleyebilme potansiyeli nedeniyle daha geniş MS popülasyonu ile yapılacak boylamsal çalışmalara ihtiyaç vardır. MS'e özgü, güvenilir, duyarlı ve uygulaması zaman almayan BICAMS, hastanın bilişsel durumunu incelemek ve terapötik müdahalelerin etkisini izlemek için yararlı olmaktadır. Anahtar kelimeler: Multipl skleroz, bilişsel fonksiyonlar, yeti yitimi, depresyon, yorgunluk.

BilişBiliş bozukluklarıDepresyon+6
Pınar Yiğit
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı vücut kütle indeksine sahip bireylerde aerobik egzersiz kapasitesi, istirahat metabolizma hızı, solunum fonksiyonları ve vücut kompozisyonunun araştırılması

Obezite, vücuda besinler ile alınan enerjinin, harcanan enerjiden fazla olmasından kaynaklanan ve vücut yağ kitlesinin artmasıyla karakterize kronik bir hastalıktır. Obezite pek çok hastalık için, özellikle de kardiyovasküler hastalıklar için önemli bir risk faktörüdür.Bu çalışmanın amacı obez ve normal kilolu erişkinlerde aerobik egzersiz kapasitesi, istirahat metabolizma hızı (RMR), solunum fonksiyonları, vücut kütle indeksi (VKİ), yağsız vücut ağırlığı, vücut yağ ve su yüzdesini karşılaştırmak ve bu parametreler arası ilişkileri araştırmaktır.Çalışmaya VKİ'si 30 kg/m2 ve üzerinde olan 60 obez (30 kadın, 30 erkek) ile VKİ'si 18-25 kg/m2 arasında olan 60 kontrol (30 kadın, 30 erkek) katılımcı alındı. Vücut kompozisyonu biyoelektrik impedans analiz sistemiyle belirlendi. RMR indirekt kalorimetre cihazıyla ölçüldü. Aerobik egzersiz kapasitesi Astarand submaksimal egzersiz protokolü ile belirlendi. Solunum fonksiyon testleri taşınabilir spirometre cihazıyla ölçüldü. İstatistiksel değerlendirme SPSS 16.0 bilgisayar programında t testi ve Pearson korelasyon analiziyle yapıldı.Her iki cinsiyette de kontrollere göre obez gruplarda % vücut yağı, toplam vücut yağı, toplam su miktarı, kuru vücut ağırlığı ve RMR daha yüksek; % vücut suyu, VO2max(ml/kg/dk) ve VO2max (ml/lean kg/dk) daha düşük bulundu. Obez erkeklerde solunum fonksiyon testlerinden sadece 1. saniyedeki zorlu ekspirasyon hacmi (FEV1), obez kadınlarda ise zorlu vital kapasite (FVC) ve FEV1 kontrol gruplarından daha düşük bulundu.Kadın ve erkeklerde VKİ, % vücut yağı, toplam vücut yağı, toplam su miktarı parametreleri RMR ile pozitif, VO2max(ml/kg/dk) ile negatif korelasyonlar gösterdi.VO2max(ml/kg/dk) erkeklerde FEV1, kadınlarda FVC ve FEV1 ile pozitif korelasyonlar gösterdi. Her iki cinsiyette de FEV1 değeri VKİ ve % vücut yağı ile negatif korelasyonlar gösterdi.Sonuç olarak, RMR'yi yağsız vücut ağırlığının yanı sıra vücut yağının da etkilediği ileri sürülebilir. Obezlerde fiziksel zindelik normal kilolulara göre daha düşüktür ve bazı solunum fonksiyonlarında bir miktar azalma görülmektedir.

EgzersizMetabolizmaObezite+3
Emine Uygur
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlıklı bireylerde parmak uzunluk oranlarının (2D:4D); el tercihi, nonverbal zeka, görsel, işitsel ve verbal yetenekler, motor beceri ve serebral lateralizasyon ile ilişkisi

Bu çalışmada, bayan ve erkeklerde el, ayak göz tercihleri, parmak uzunluk oranları (2D:4D), nonverbal zeka (IQ), el motor becerisi ve bu parametreler arası ilişkileri araştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya 18-25 yaş arası toplam 439 gönüllü katılımcı alındı. El tercihi `Edinburg El Tercihi Anketi' ile, IQ puanı `Cattell's Culture Free Intelligence Test' ile ve motor beceri `Çivi Hareket Testi' ile ölçüldü. Göz tercihi için anahtar deliğine bakma gözü, ayak tercihi için topa vurma ayağı ve ailede solak olup olmadığı sorgulandı. Her el için ayrı ayrı parmak uzunlukları anatomik sınırlardan dijital kumpasla ölçüldü ve (2D:4D) oranları hesaplandı. İstatistiksel değerlendirme, SPSS 16.0 bilgisayar programında t testi, ki kare testi ve Pearson korelasyon analiziyle yapıldı.Sağ ayak tercihinin bayanlarda erkeklerden fazla, sol ayak ve her iki ayak tercihlerinin de erkeklerde bayanlardan fazla olduğu bulundu. Bayan ve erkeklerde lateralizasyon katsayıları, sağ ve sol el (2D:4D) oranları, IQ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken motor beceri değeri bayanlarda erkeklerden yüksek bulundu. Cinsiyet farkı olmaksızın katılımcıların sağ ve sol el (2D:4D) parmak oranları arasında anlamlı korelasyon saptandı. Bayanlarda sağ el (2D:4D) oranı ile IQ puanı arasında anlamlı korelasyon bulundu. Erkeklerde ise sol el (2D:4D) oranı ile IQ puanı arasında anlamlı korelasyon saptandı. Erkeklerde lateralizasyon katsayısı ile motor beceri değeri arasında anlamlı korelasyon olduğu gösterildi.Sonuç olarak bayanlarda el motor becerisinin erkeklerden daha yüksek olduğu belirlendi. Yüksek IQ puanında (2D:4D) parmak oranının arttığı, aynı zamanda bu ilişkide cinsiyete göre farklı ellerin (2D:4D) oranının yer aldığı bulundu. Bu çalışma ile erkeklerde elde sağlaklık arttıkça el motor becerisinin arttığı sonucuna varıldı.

AyakElEl tercihi+4
Zuhal Can
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hafif ve orta derece KOAH'lılarda oksidatif stres, aerobik kapasite, günlük fiziksek aktivite ve solunum fonksiyonlarının araştırılması

KOAH'lılarda solunum fonksiyonlarındaki azalma ve hastalığa bağlı yaşam alışkanlıklarındaki değişiklikler, aerobik egzersiz kapasitesi, günlük fiziksel aktivite, oksidan ve antioksidan durum, vücut kompozisyonu ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesi değişiklikleri ortaya konarak KOAH'lıların karakteristikleri daha açık hale getirilebilir. Bu çalışmada, sağlıklı kontrollere göre KOAH'lılarada total oksidan ve antioksidan kapasite, aerobik egzersiz kapasitesi, günlük fiziksel aktivite, solunum fonksiyonları, vücut komposizyonu, yaşam kalitesi farklılıklarının ve bu parametreler arasındaki ilişkilerin araştırılması amaçlanmıştır.Çalışmaya 30 KOAH'lı 30 sağlıklı kontrol erkek katılımcı alındı. Aerobik egzersiz kapasitesi Astrand submaksimal egzersiz protokolü ile belirlendi. Günlük fiziksel aktivite akselerometre cihazıyla, solunum fonksiyon testleri taşınabilir spirometreyle ölçüldü. Vücut kompozisyonu biyoelektrik impedans analiz sistemiyle belirlendi. Deri kıvrım kalınlıkları skinfold kaliper ile çevre ölçümleri mezurayla yapıldı. Yaşam kalitesi anketleri (SF36 ve kronik solunum hastalıkları anketi) uygulandı. İstatistiksel değerlendirme SPSS 16.0 bilgisayar programında t testi, Mann-Whitney U ve Pearson korelasyon analiziyle yapıldı.KOAH'lıların aerobik egzersiz kapasitesi kontrol grubuna göre daha düşük bulundu. Aynı zamanda aerobik egzersiz kapasitesi solunum fonksiyon testleriyle orta ve ileri düzeyde pozitif korelasyonlar gösterdi. KOAH ve kontrol grubunun günlük fiziksel aktivite değerleri arasında anlamlı düzeyde bir fark bulunmadı. KOAH'lılarda total oksidan değeri kontrol grubuna göre daha yüksek, total antioksidan değerleri ise kontrol grubuna göre daha düşük bulundu. KOAH'lılarda solunum fonksiyon testleri, total oksidan değeriyle orta düzeyde negatif korelasyonlar, total antioksidan değeriyle orta düzeyde pozitif korelasyonlar gösterdi. Ayrıca total oksidan değer ile aerobik egzersiz kapasitesi arasında orta düzeyde negatif korelasyonlar, total antioksidan değer ile aerobik egzersiz kapasitesi arasında orta düzeyde pozitif korelasyonlar bulundu. KOAH ve sağlıklı kontrollerin yaş ve VKİ değerleri arasında anlamlı fark olmamasına rağmen KOAH'lılarda vücut yağ yüzdesinin ve bel/kalça oranının kontrollerden fazla olduğu bulundu. Aynı zamanda bel/kalça oranı ile solunum fonksiyon testleri arasında orta düzeyde negatif korelasyonlar görüldü.Sonuç olarak, hafif ve orta derece KOAH'lılarda aerobik egzersiz kapasitesinin kontrollerden daha düşük olmasına rağmen günlük fiziksel aktivitenin henüz daha etkilenmemesi pulmoner disfonksiyonun hafif derecede olmasına bağlanabilir. KOAH'lılarda oksidatif stres, solunum fonksiyonları ve aerobik kapasite birbiriyle ilişkili parametrelerdir ve KOAH patogenezinde bu ilişkilerin rolü olabileceğini düşünmekteyiz. Bu çalışma KOAH fenotipinde abdominal obezitenin göz önüne alınabileceğini öngörmektedir.

Aerobik güçAkciğer hastalıkları-obstrüktifFiziksel aktivite+4
Abdurrahman Genç
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erişkinlerde lateralizasyon ,psikolojik durum, antropometrik ölçümler, egzersiz kapasitesi ve vücut kitle indeksi ilişkilerinin araştırılması

Vücut yağ kitlesinin artmasıyla karakterize olan obezite birçok sağlık sorununa yol açmaktadır. Obezite kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve metabolik sendrom gibi birçok hastalık için önemli bir risk faktörüdür.Bu çalışmanın amacı erişkinlerde el, göz ve ayak tercihi, aerobik egzersiz kapasitesi, psikolojik durum, deri kıvrım kalınlıkları, vücut çevre ölçümleri, bel/kalça oranı ve vücut yağ yüzdesi ilişkilerini vücut kütle indeksi (VKİ) temelinde araştırmaktır.Çalışmaya VKİ'si 18-25 kg/m2 arasında olan 60 kontrol (30 kadın, 30 erkek) ile VKİ'si 30 kg/m2 ve üzerinde olan 60 obez (30 kadın, 30 erkek) katılımcı alındı. Deri kıvrım kalınlıkları skinfold kaliper ile, çevre ölçümleri mezurayla yapıldı. Vücut yağ yüzdesi deri kıvrım kalınlıklarından formülle hesaplandı. Maksimal aerobik kapasite (VO2max(ml/kg/dk) Astarand submaksimal egzersiz protokolüyle belirlendi. Psikolojik durum için ?Beck depresyon envanteri? ve ?Beck anksiyete envanteri? uygulandı. El tercihi Oldfield el tercih anketiyle, göz tercihi Miles testiyle ve ayak tercihi bir soruyla belirlendi. İstatistiksel değerlendirme SPSS 16.0 bilgisayar programında t testi, ki-kare ve Pearson korelasyon analiziyle yapıldı.Her iki cinsiyette, kontrollere göre obez gruplarda tüm vücut çevre ve skinfold ölçümleri, bel/kalça oranı ve % vücut yağı daha yüksek; VO2max(ml/kg/dk) daha düşük bulundu. Erkeklerde, obez grupta Beck anksiyete envanter skoru ve hafif düzeyde anksiyete yüzdesi kontrollere göre daha yüksek bulundu.VO2max(ml/kg/dk) kadın ve erkeklerde VKİ, % vücut yağı, skinfold toplamı, abdomen çevresi ve bel/kalça oranı ile negatif korelasyonlar gösterdi. Beck anksiyete envanter skoru her iki cinsiyette VKİ, % vücut yağı, skinfold toplamı ve abdomen çevresi ile pozitif korelasyonlar gösterdi. Ek olarak kadınlarda Beck anksiyete envanter skoru bel/kalça oranı ile pozitif; VO2max(ml/kg/dk) ile negatif korelasyonlar gösterdi. Miles test skoru kadınlarda VKİ, % vücut yağı, skinfold toplamı ve abdomen çevresi ile pozitif korelasyonlar gösterdi.Sonuç olarak, normal kilolulara göre kadın ve erkek obezlerde aerobik egzersiz kapasitesinin daha düşük, obez erkeklerde anksiyete puan ve yüzdesinin daha yüksek olması birçok hastalığa zemin oluşturabilecek durumun varlığını göstermektedir. Ayrıca Türkiye'de, kişilerin obeziteye karşı tutumlarının cinsiyete göre değişim gösterdiği ortaya kondu. Kadınlarda, gözlerde sağlaklık derecesi ile obezitenin ilişkili olabileceği düşünülmektedir.Anahtar kelimeler: Obezite, aerobik egzersiz kapasitesi, psikolojik durum, antropometri, lateralizasyon, vücut kütle indeksi.

AntropometriEgzersizLateralite+5
Aslı Kaplan
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yara iyileşme modelinde mezenkimal kök hücre differansiyasyonunda folik asit etkisi

Mezenkimal kök hücreler (MKH) yetişkin dokularından izole edilebilen stromal kök hücrelerin heterojen alt kümesi olup erişkin tip kök hücredir. MKH hem mezodermal hücreler hem de diğer embriyonik hattaki hücreler için farklılaştırıcı olabilir. Stromal kökenli olmalarından dolayı destek hücresi özelliğini taşırlar; dayanıklı ve farklı alanlarda kullanım potansiyeli yüksek hücrelerdir. Çalışmalar, nakledilen MKH'lerin etkilerini farklılaşma özellikleri aracılığıyla veya doku fonksiyonlarını geri getiren ve bağışıklık hücrelerini düzenleyen moleküllerin salınımı aracılığıyla uyguladığını göstermektedir. In vivo uygulamalar sonrası MKH'lerin periferik toleransı indüklediği ve hasarlı hücrelere göç ettiği ve hasarlı alanda pro-enflamatuar sitokinlerin salınmasını önlediği ve hasar görmüş hücrelerin hayatta kalmasını teşvik ettiği gösterilmiştir. Doku yenilenmesi ve onarımında bir diğer önemli faktör olan folik asit, hem yapı taşı moleküllerin sentezindeki rolü hem de differansiyasyon üzerine etkileri nedeniyle araştırılmaktadır. Bu çalışmada yara iyileşme modelinde mezenkimal kök hücre differansiyasyonunda folik asidin etkisi araştırılmıştır. HUVEC hücre hattı ile oluşturulan yara iyileşme modelinde folik asit ve inhibitörleri, MKH salgısal faktörleri kullanılarak doku yenilenmesi değerlendirilmiştir. Yara iyileşme hızı gerçek zamanlı canlı hücre görüntüleme sistemi ile hücre çoğalma fonksiyonları gerçek zamanlı hücre proliferasyon yöntemi ile ölçülmüştür. Folik asidin hücre proliferasyonunnu arttırıcı etkisi MKH kültür ortamına salınan salgısal faktörlerce potansiyalize edilmiştir. Folik asit, yara iyileşme hızını arttırmıştır. MKH salgısal faktörleri bu artışı ilk altı saatlik döneminde potansiyalize etmiştir. Bu çalışmada mezenkimal kök hücrelerin folik asit ile birlikte ko-kültürü sonucu ortama salgıladıkları faktörlerin endotel hasarını iyileştirme kapasiteleri in vitro yara iyileşme modelinde araştırılmıştır. MKH doku yenilenmesi ve iyileşme süreçlerinde yalnızca destek hücre fonksiyonları ile değil, differansiyasyonun salgısal fonksiyonlar üzerindeki etkisiyle de katkı sağladığı ve bu katkının folik asidin doku yenilenmesi üzerine olan etkisini güçlendirdiği gösterilmiştir.

Ahu Pakdemirli
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Fibromiyalji hastalarında fiziksel uygunluk, istirahat metabolizma hızı, günlük fiziksel aktivite, solunum fonksiyonları, vücut kompozisyonu ve yaşam kalitesinin araştırılması

Fibromiyalji Hastalarında Fiziksel Uygunluk, İstirahat Metabolizma Hızı, Günlük Fiziksel Aktivite, Solunum Fonksiyonları, Vücut Kompozisyonu ve Yaşam Kalitesinin Araştırılması Fibromiyalji somatik ve emosyonel bulguları içeren ve sıklıkla kadınları etkileyen yaygın hastalıklardan biridir. Bu çalışmada, sağlıklı kontrollere göre fibromiyalji hastalarında fiziksel uygunluk parametreleri (maksimal aerobik kapasite, kas kuvveti, esneklik), günlük fiziksel aktivite, istirahat metabolizma hızı, solunum fonksiyonları, vücut kompozisyonu, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete farklılıklarının ve bu parametreler arasındaki ilişkilerin araştırılması amaçlanmıştır. Fibromiyalji tanısı, ACR (American Collage of Rheumatology) 1990 tanı kriterlerine göre yapıldı. Çalışmaya 39 fibromiyaljili kadın ve 40 sağlıklı kadın kontrol alındı. Maksimal aerobik kapasite Astrand egzersiz protokolüyle belirlendi. El kuvveti ve sırt-bacak kuvveti dinamometreyle, omurga esnekliği fleksibilite ölçüm cihazıyla, günlük fiziksel aktivite metabolik holterle, istirahat metabolizma hızı indirekt kalorimetreyle, solunum fonksiyon testleri taşınabilir spirometreyle ölçüldü. Vücut kompozisyonu biyoelektrik empedans analiz sistemiyle belirlendi. Deri kıvrım kalınlıkları skinfold cihazıyla, vücut çevre ölçümleri mezurayla yapıldı. Tüm katılımcılara SF-36 yaşam kalitesi anketi, Beck Depresyon Envanteri ve Beck Anksiyete Envanteri uygulandı. İstatistik değerlendirme SPSS 18.0 bilgisayar programında t testi, ki-kare testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılarak yapıldı. Maksimal aerobik kapasite, omurga esnekliği, günlük adım sayısı, günlük toplam enerji tüketimi, istirahat metabolizma hızı, günlük şiddetli aktivite süresi, solunum fonksiyon testleri, vücut kütle indeksi, vücut yağ yüzdesi ve yağsız vücut ağırlığı değerleri hastalar ile kontroller arasında istatistiksel olarak anlamlı fark göstermedi. Fibromiyalji grubunun günlük orta aktivite süresi, günlük aktif enerji tüketimi, Beck depresyon ve Beck anksiyete envanter skorları kontrol grubuna göre daha yüksek, pençe kuvveti, sırt-bacak kuvveti, tüm SF36 skorları ise daha düşük bulundu. El kuvveti ve sırt-bacak kuvveti değerleri SF36 skorları (toplam, fiziksel sağlık ve mental sağlık) ile orta düzeyde pozitif korelasyonlar, Beck depresyon ve Beck anksiyete envanterler skorları ile orta düzeyde negatif korelasyonlar gösterdi. Sonuç olarak, fibromiyaljili hastalarda, sağlıklı kontrollere göre günlük fiziksel aktivite performansının iyi olduğu, günlük enerji tüketiminin farklı olmadığı, kas kuvvetinin, yaşam kalitesinin, depresyon ve anksiyete semptomatolojisinin ise kötüleştiği saptandı. Fibromiyalji hastalarında, direnç egzersizlerinin ön plana alındığı egzersiz tedavilerinin iyilik hali ve yaşam kalitesini arttırmada daha yararlı olabileceği önerildi. Anahtar kelimeler: Fibromiyalji, günlük fiziksel aktivite, istirahat metabolizma hızı, fiziksel uygunluk, aerobik kapasite, kuvvet, esneklik, vücut yağı, yaşam kalitesi.

Adipoz dokuAerobik güçEsneklik+6
Ümit Şener
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kolelitiyazisli hastalarda istirahat metabolizma hızı, günlük fiziksel aktivite, solunum fonksiyonları, fiziksel uygunluk ve vücut kompozisyonunun araştırılması

Yaşam tarzı değişikliklerinin kolelitiyazis hastalarının karakteristiklerini etkilediği bilinmektedir. Bu çalışmada, sağlıklı kontrollere göre kolelitiyazis hastalarında fiziksel uygunluk parametreleri (maksimal aerobik kapasite, kas kuvveti, esneklik), günlük fiziksel aktivite, istirahat metabolizma hızı, solunum fonksiyonları, vücut kompozisyonu, damar sertliği, gıda alımı, yaşam kalitesi farklılıklarının ve bu parametreler arasındaki ilişkilerin araştırılması amaçlanmıştır. Kolelitiyazis tanısı, uzman hekim tarafından genel cerrahi kliniğinde kondu. Çalışmaya 30 kolelitiyazisli kadın ve 30 sağlıklı kadın kontrol alındı. Maksimal aerobik kapasite Astrand egzersiz protokolüyle belirlendi. El kuvveti ve sırt-bacak kuvveti dinamometreyle, omurga esnekliği fleksibilite ölçüm cihazıyla, günlük fiziksel aktivite metabolik holterle, istirahat metabolizma hızı indirekt kalorimetreyle, solunum fonksiyon testleri taşınabilir spirometreyle ölçüldü. Vücut kompozisyonu biyoelektrik empedans analiz sistemiyle, arteryel sertlik nabız dalga analiz yöntemiyle belirlendi. Deri kıvrım kalınlıkları skinfold cihazıyla, vücut çevre ölçümleri mezurayla yapıldı. Tüm katılımcılara SF-36 yaşam kalitesi anketi ve gıda alım takibi uygulandı. İstatistik değerlendirme SPSS 18.0 bilgisayar programında t testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılarak yapıldı. Maksimal aerobik kapasite, omurga esnekliği, günlük toplam enerji tüketimi, istirahat metabolizma hızı, günlük orta aktivite süresi, günlük şiddetli aktivite süresi, günlük aktif enerji tüketimi, solunum fonksiyon testleri, stiffness indeksi, vücut kütle indeksi, vücut yağ yüzdesi, yağsız vücut ağırlığı, günlük gıda alım değerleri ve tüm SF36 skorları hastalar ile kontroller arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermedi. Kolelitiyazis grubunun damar yaşı ve günlük uyku süresi kontrol grubuna göre daha yüksek, günlük adım sayısı, pençe kuvveti ve sırt-bacak kuvveti ise daha düşük bulundu. Damar yaşı değeri fiziksel aktivite parametreleri, aerobik egzersiz kapasitesi ve solunum fonksiyon test değerleri ile negatif korelasyonlar, günlük uyku süresi ile pozitif korelasyonlar gösterdi. Sonuç olarak, kolelitiyazisli hastalarda sağlıklı kontrolle göre damar yaşı ve uyku süresinin arttığı, günlük enerji alım ve tüketiminin değişmediği, kas kuvveti ve günlük fiziksel aktivitenin ise kötüleştiği saptandı. Kolelitiyazis hastalarında, aerobik egzersizlerle birlikte direnç egzersizlerini de içeren egzersiz tedavilerinin iyilik halini arttırmada daha yararlı olabileceği kanısındayız. Anahtar kelimeler: Safra kesesi taşı, günlük fiziksel aktivite, istirahat metabolizma hızı, fiziksel uygunluk, aerobik kapasite, kuvvet, damar sertliği, vücut yağı, yaşam kalitesi.

Adipoz dokuAerobik güçFiziksel aktivite+6
Cemil Çelikağı
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Egzersizin sıçan beyninde oksidan antioksidan denge üzerine etkilerinin araştırılması.

LKAY AKSUFizyoloji Doktora TeziEgzersizin Sıçan Beyninde Oksidan-Antioksidan Denge Üzerine EtkilerininAraştırılmasıEgzersizin pek çok sistem üzerine olumlu etkileri bilinmektedir. Akut egzersiz çeşitlidokularda oksidan ve antioksidan düzeyleri arasında dengesizlik yaratarak oksidan stresoluşturmaktadır. Düzenli egzersiz ise antioksidan savunmayı güçlendirmektedir. Egzersizinbeyinde oksidan strese yol açıp açmadığını inceleyen çalışmalar yetersizdir. Bu çalışmada,farklı şiddetlerde yapılan akut ve kronik koşu bandı egzersizinin; glukokortikoidlerin etkilerininyoğun olarak gözlendiği hipokampus, dopaminerjik nöronların sonlanma bölgeleri olanprefrontal korteks ve striatumda oksidan-antioksidan denge üzerine etkilerinin incelenmesiamaçlanmıştır.Bu çalışmada 22 haftalık erkek Sprague Dawley sıçanlar kullanılmıştır. 10 m/dakika, 15m/dakika, 20 m/dakika hızda 1 saat ve 25 m/dakika 5° eğimde tükeninceye kadar akut koşubandı egzersizi yaptırılmıştır. Kronik egzersiz gruplarına ise 10 m/dakika, 15 m/dakika,20m/dakika hızda günde 1 saat, haftada 5 gün ve toplam 8 hafta süreyle koşu bandıegzersizi yaptırılmıştır. Akut ve kronik egzersiz deneylerinde ellenmemiş sıçanlardan oluşankontrol grubu ve koşu bandına koyulup egzersiz yapmayan sıçanlardan oluşan kontrol grubukullanılmıştır. Hipokampus, prefrontal korteks ve striatum bölgeleri çıkarılarak süperoksitdismutaz, glutatyon peroksidaz enzim aktiviteleri, nitrit-nitrat ve tiyobarbitürik asitlereaksiyona giren maddelerin değerleri ölçülmüştür. Sonuçlar SPSS programında nonparametrik Kruskal-Wallis tek yönlü varyans analizi kullanılarak değerlendirilmiştir.Akut egzersizle glutatyon peroksidaz, tiyobarbitürik asitle reaksiyona giren maddeler venitrit-nitrat değerleri her üç beyin bölgesinde de değişmezken, striatumda süperoksiddismutaz enzim aktivitesi hızlı koşan grupta artmış bulunmuştur. Kronik egzersizletiyobarbitürik asitle reaksiyona giren maddeler ve nitrit-nitrat değerleri değişmezken,hipokampusta süperoksit dismutaz aktivitesi 10 ve 15 m/dakika hızda koşan gruplardaazalmış, prefrontal kortekste glutatyon peroksidaz aktivitesi ellenmiş grupta kontrole göreartmış bulunmuştur. Sonuç olarak; akut ve kronik egzersizin prefrontal korteks, striatum vehipokampusta oksidan strese neden olmadığı, kronik egzersizin hipokampusta muhtemelensüperoksit radikali oluşumunu azaltarak olumlu etki gösterdiği ileri sürülebilir.Anahtar sözcükler: egzersiz, oksidan stres, prefrontal korteks, striatum, hipokampus,koşu bandı egzersizi.6

İlkay Aksu
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2006
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kronik boyun ağrılı hastalarda fiziksel uygunluk, günlük fiziksel aktivite, vücut kompozisyonu ve yaşam kalitesinin araştırılması

Boyun ağrısının dünyada giderek yaygınlaştığı ve hem genel nüfus hem de belirli meslek gruplarında artmakta olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın amacı kronik boyun ağrılı hastalarda maksimal aerobik kapasite, kas kuvveti, gövde esnekliği, günlük fiziksel aktivite, solunum fonksiyonları, vücut kompozisyonu, yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyonun yanı sıra hastalıkla ilişkili değişiklikleri araştırmak ve bu parametreleri sağlıklı kontrollerle karşılaştırmaktır. Çalışmaya 3 aydan daha uzun süredir, haftada en az 5 gün süren mekanik boyun ağrısı olan ve egzersizle ilişkili riski olmayan hastalar alındı. Kronik boyun ağrısı tanısı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünde konuldu. Çalışmaya kronik boyun ağrılı 80 (40 kadın, 40 erkek) hasta ve 80 (40 kadın, 40 erkek) sağlıklı kontrol dahil edildi. Maksimal aerobik kapasite (VO2max) Astrand submaksimal egzersiz protokolüyle hesaplandı. El kavrama kuvveti ve sırt-bacak kuvveti dinamometreyle; gövde esnekliği fleksibilite ölçüm cihazıyla; günlük fiziksel aktivite metabolik holterle; solunum fonksiyon testleri taşınabilir spirometreyle ölçüldü. Vücut kompozisyonu biyoelektrik empedans analiz sistemiyle belirlendi. Baskı ağrı eşikleri mekanik basınç algometresiyle ölçüldü. Deri kıvrım kalınlıkları skinfold cihazıyla ölçüldü; bel, karın ve kalça çevre ölçümleri mezurayla alındı. Tüm katılımcılara SF-36 yaşam kalitesi anketi, Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Beck Anksiyete Envanteri (BAE), Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve Boyun Dizabilite İndeksi (BDİ) uygulandı. Veriler SPSS 18.0 bilgisayar programı kullanılarak analiz edildi. Yaş, vücut kütle indeksi, deri kıvrım kalınlıkları, bel, karın ve kalça çevre ölçümleri, bel/kalça oranı, gövde esnekliği, günlük toplam enerji tüketimi, günlük adım sayısı, günlük orta dereceli aktivite süresi, günlük şiddetli aktivite süresi, günlük çok şiddetli aktivite süresi, günlük aktif enerji tüketimi ve solunum fonksiyon testleri her iki cinsiyette de hastalar ile kontroller arasında istatistiksel olarak anlamlı fark göstermedi. Kronik boyun ağrılı kadın hastalarda kontrollere göre el kavrama ve sırt-bacak kuvvetlerini, suboccipital ve paraspinal-C7 baskı ağrı eşiği ölçümlerini ve sağlıkla ilişkili yaşam kalitesini daha düşük; PUKİ, BAE ve BDE'yi daha yüksek, kronik boyun ağrılı erkek hastalarda kontrollere göre VO2max ve sağlıkla ilişkili yaşam kalitesini daha düşük; vücut yağ yüzdesi ve PUKİ'yi daha yüksek bulduk. Suboccipital baskı ağrı eşiği ölçüm değerleri, kuvvet ölçümlerinin hepsiyle orta dereceli korelasyon gösterdi. Paraspinal-C7 baskı ağrı eşiği ölçüm değerleri sırt-bacak ve sağ el kavrama kuvvetleri ile orta dereceli korelasyon gösterdi. Kadın ve erkek hastalarda PUKİ skoru BDİ, BDE ve BAE ile pozitif korele iken, SF-36 ile negatif korelasyon gösterdi. Bu çalışma, sağlıklı kontrollere göre kronik boyun ağrılı kadın hastalarda el kavrama ve sırt-bacak kuvvetlerinin, baskı ağrı algılama eşiklerinin, yaşam ve uyku kalitesinin, anksiyete ve depresyon semptomatolojisinin bozulduğunu, buna karşın sağlıklı kontrollere göre kronik boyun ağrılı erkek hastalarda aerobik egzersiz kapasitesinin, vücut yağ yüzdesinin, yaşam ve uyku kalitesinin bozulduğunu açığa çıkardı. Kronik boyun ağrılı hastalarda sadece boyun bölgesi değil aynı zamanda tüm vücut fiziksel uygunluk, depresyon ve anksiyete parametrelerinin cinsiyet bazında değerlendirilmesinin hastalık yönetiminde daha yararlı stratejilerin geliştirilmesine katkıda bulunabileceği kanaatindeyiz.

AğrıAğrı eşiğiBoyun+5
Hatice Yalçınkaya
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Depresyonlu hastalarda günlük fiziksel aktivite, fiziksel uygunluk, vücut kompozisyonu ve yaşam kalitesinin araştırılması

Depresyon yaygın görülen hastalıklardan biridir ve toplumsal maliyeti günden güne artmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı sağlıklı kontrollere göre depresyonlu hastalardaki fiziksel uygunluk parametreleri (aerobik egzersiz kapasitesi, kas kuvveti, gövde esnekliği), günlük fiziksel aktivite, solunum fonksiyonları, vücut kompozisyonu, uyku ve yaşam kalitesi farklılıklarını karşılaştırmak, aynı zamanda bu parametreler arasındaki ilişkilerin araştırtmaktır. Depresyon tanısı deneyimli psikiyatrisiler tarafından DSM IV kriterlerine göre Yapılandırılmış Klinik Görüşme ile konuldu. Çalışmaya düzenli antidepresan ilaç kullanmayan ve egzersizle ilişkili riski olmayan hastalar alındı. Çalışmaya depresyonlu 80 (40 kadın, 40 erkek) hasta ve 80 (40 kadın, 40 erkek) sağlıklı kontrol dahil edildi. El kavrama kuvveti ve sırt-bacak kuvveti dinamometreyle; gövde esnekliği fleksibilite ölçüm cihazıyla; günlük fiziksel aktivite metabolik holterle; solunum fonksiyon testleri taşınabilir spirometreyle, deri kıvrım kalınlıkları skinfold cihazıyla ölçüldü. Maksimal aerobik kapasite (VO2max) Astrand submaksimal egzersiz protokolüyle hesaplandı. Vücut kompozisyonu biyoelektrik empedans analiz sistemiyle, arteryel sertlik nabız dalga analiz yöntemiyle belirlendi. Bel, karın ve kalça çevre ölçümleri mezurayla yapıldı. Tüm katılımcılara Beck Depresyon Envanteri (BDE), Beck Anksiyete Envanteri (BAE), Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve SF36 yaşam kalitesi anketi uygulandı. Veriler SPSS 18.0 bilgisayar programı kullanılarak analiz edildi. Depresyonlu kadın hastalarda sağlıklı kontrollere göre el kavrama kuvvetleri, sırt-bacak kuvveti ve sağlıkla ilişkili yaşam kalitesini daha düşük; bel/kalça oranı, PUKİ, BDE ve BAE'yi daha yüksek; buna karşın depresyonlu erkek hastalarda sağlıklı kontrollere göre VO2max ve sağlıkla ilişkili yaşam kalitesini daha düşük; günlük uyku süresi ve PUKİ, BDE ve BAE'yi daha yüksek bulduk. Kadın hastalarda BDE ve BAE skorları, kuvvet ölçümleri ve SF36 skoru ile negatif korale iken, PUKİ skoru ile pozitif korale idi. Erkek hastalarda BDE ve BAE skorları, SF36 skoru ile negatif korale iken PUKİ skoru ile pozitif korale idi. Ayrıca erkek hastalarda BDE skoru, günlük uyku süresi ile pozitif korelasyon gösterdi. Hem kadın hem erkek hastalarda BAE skoru, VO2max ile pozitif korelasyon gösterdi. Her iki cinsiyette de gövde esnekliği, vücut yağ oranı ve yağsız vücut ağırlığı, skinfold kalınlıkları, solunum fonksiyon testleri, damar yaşı, stiffness indeksi, günlük adım sayısı, toplam enerji tüketimi ve ortalama metabolik eşdeğer (MET) hasta ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark göstermedi. Sağlıklı kontrollere göre kadın hasta grubunda VO2max ve günlük uyku süresi; erkek hasta grubunda ise kuvvet ölçümleri, karın çevresi ve bel/kalça oranı istatistiksel olarak anlamlı fark göstermedi. Bu çalışma, sağlıklı kontrollere göre depresyonlu kadın hastalarda el kavrama ve sırt-bacak kuvvetlerinin, yaşam ve uyku kalitesinin, anksiyete semptomatolojisinin bozulduğunu, buna karşın sağlıklı kontrollere göre depresyonlu erkek hastalarda aerobik egzersiz kapasitesinin, günlük uyku süresinin, yaşam ve uyku kalitesinin bozulduğunu açığa çıkardı. Egzersiz tedavi planlamasında, kadın depresyonlu hastalarda kas kuvvetindeki düşmeyi, erkek depresyonlu hastalarda aerobik egzersiz kapasitesindeki azalmayı göz önüne almanın hastalık yönetiminde daha yararlı stratejilerin geliştirilmesine katkıda bulunabileceği kanaatindeyiz.

Aerobik güçDepresif bozuklukDepresyon+5
Esin Damra Çoban
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Otuz beş yaş ve üzeri bireylerde hipertansiyonun fiziksel aktivite ve psikososyal durum üzerine etkileri

Hipertansiyon iyi kontrol edilmediği taktirde vücuttaki birçok organ ve sistemi olumsuz yönde etkileyen kompleks bir hastalıktır. Ayrıca oluşturduğu hedef organ hasarı ile dünyada önde gelen ölüm nedenleri içinde bir numaralı risk faktörüdür. Bartın ilinde gerçekleştirilen bu çalışmada; otuz beş yaş ve üzeri hipertansiyon tanısı almış bireylerde, hipertansiyonun fiziksel aktivite düzeyi ve psikososyal durum üzerine olan etkilerinin araştırılması, hipertansiyonda etkili olan faktörleri ve ortaya çıkan sorunları ele almak amaçlanmıştır. Çalışmaya 223 hipertansiyon hastası katılmıştır. Veri toplama aracı olarak Yaşam Kalitesi Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi ve araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik anket formu uygulanmıştır. Verilerin analizinde Kruskal Wallis testi, Mann Whitney U testi, Ki kare testi, T- testi, ANOVA testi kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalamaları 60,3±11,4 olup, %50,5'i kadındı. Ayrıca obez olan kişi sayısı oldukça yüksekti (%49,5). Yaşam Kalitesi Ölçek Puan Ortalaması 64,7±15.4 olarak bulunmuş olup, fiziksel aktivitelerde bulunanlarda Yaşam Kalitesi tüm alt ölçek puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur. Kısa Semptom Envanteri ölçek genel puanı 0,1±0,1 olarak bulunmuş olup ruhsal belirti sıklığının düşük olduğu tespit edilmiştir. Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeğiyle yapılan değerlendirmede %50,5'inin depresyon eğilimi olduğu, %25,5'inin anksiyete eğilimi olduğu saptanmıştır. Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi puanı 2773,5±5333,6 olarak bulunmuş olup fiziksel aktivite düzeylerinin orta derecede olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak fiziksel aktivite düzeyleri ve yaşam kalitesi skorları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Fiziksel aktivitelerde bulunmanın yaşam kalitesi artışına katkı sağladığı düşünülerek hipertansiyon hastalarına fiziksel aktivitelerde bulunmaları gerektiği önerilmelidir. Anahtar Kelimeler: Fiziksel aktivite, hipertansiyon, otuz beş yaş ve üzeri, psikososyal durum, vücut kitle indeksi.

Fiziksel aktiviteHipertansiyonPsikososyal özellikler+2
Yasemin Şahin Yıldız
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Investigation of associations among daily physical activity, sleep quality, psychological status, and body composition in young adults

The relations among sleep quality, psychological status, and physical activity have been investigated in the occupational or patient groups. Determining possible associations among sleep quality, anxiety, depression, body composition parameters in young adults might include some clue for effort to being healthy and fit. The aims of this thesis study is to compare sleep quality, anxiety, depression, physical activity, body mass index (BMI), and body composition changes in male and female young adults as well as to investigate the associations among these parameters. In all, six hundred sixty young adults (330 male, 330 female) were included in this study. Body composition parameters (body fat percentage, and lean body mass) were determined with a bioelectrical impedance analysis system. BMI was calculated as the body weight divided by the square of the height (kg/m2). All participants completed the physical activity questionnaire (short form), Pittsburgh sleep quality index (PSQI), Beck anxiety inventory (BAI), and Beck depression inventory (BDI) questionnaires. The data were analyzed using the SPSS version 20.0 software program. The significance level was determined as P ≤ 0.05. We found that the BMI, lean body mass, vigorous physical activity time, moderate physical activity time, and total physical activity were higher in the men, compared to the women. The body fat percentage, BAI and PSQI scores were higher in the women, when compared to the men. Nevertheless, the BDI scores, walking time, and sitting time were not significantly different between the men and the women. The PSQI score showed positive correlations with the BAI, BDI, BMI and body fat percentage in both genders. In addition, the PSQI score showed positive correlation with the sitting time in the women. However, the PSQI score showed negative correlations with the vigorous physical activity time and total physical activity in the men. The BAI score was negatively correlated with the vigorous physical activity in the men. However, the BAI score was positively correlated with the BMI, body fat percentage and sitting time, but negatively correlated with the total physical activity in the women. The BDI score was negatively correlated with the vigorous physical activity time and total physical activity, but positively correlated with the sitting time in the men. The BDI score was positively correlated with the BMI and body fat percentage, but negatively correlated with the walking time in the women. The body fat percentage showed negative correlations with the vigorous physical activity time, walking time, and total physical activity in both genders. In addition, the body fat percentage showed negative correlation with the moderate physical activity time in the men. The BMI showed negative correlation with the total physical activity in both genders. In young adults, lower sleep quality and moderate to vigorous physical activity, and higher anxiety score were found in the female, as compared to the male. This study revealed that the sleep quality is negatively related to the anxiety and depression symptomatology, BMI, and adiposity, but positively related to the physical activity, in both genders. Nevertheless, the anxiety and depression symptomatology are negatively related to the physical activity in both genders, but positively related to the BMI, and adiposity in the female. Also the BMI and adiposity are negatively related to the physical activity in both genders. We suggest that the consideration of associations among sleep quality, anxiety, depression, physical activity, and body composition in male and female young adults might be helpful for the development of more beneficial preventive medicine strategies.

Adipose tissueAnxietyDepression+7
Naci Şener
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Endojen melatoninin ve pinealektomili ratlarda eksojen melatoninin organofosfat insektisit fenthion ile oluşturulan toksisite üzerine koruyucu etkisi

Bir organofosfat insektisit olan fenthion, uzun yıllardır kullanılmakla birlikte, bu insektisitin zararlı etkileri ve bu etkilerden korunmayı amaçlayan çalışmalar devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı, akut fenthion maruziyetine bağlı oluşan toksisite üzerine endojen ve eksojen melatoninin koruyucu etkisini süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve malondialdehit (MDA) parametreleri ile değerlendirmektir. Wistar-albino cinsi 63 adet erkek rat, kontrol grubu 8, diğer gruplar 11'er adet olmak üzere altı gruba ayrıldı: kontrol (G1), fenthion (G2), fenthion + melatonin (G3), pinealektomi (G4), pinealektomi+fenthion (G5), pinealektomi+fenthion+melatonin (G6). Endojen melatoninin etkisini görebilmek için fenthion oral yoldan tek doz 54 mg/kg olarak gece verildi. Melatonin ise iki gün süreyle günde tek doz 10 mg/kg intraperitoneal olarak gündüz uygulandı. Fenthion uygulamasından 24 saat sonra ratlar sakrifiye edildi. Karaciğer, böbrek ve beyin doku örneklerinde SOD, CAT enzim aktiviteleri ile MDA seviyeleri spektrofotometrik yöntemle belirlendi. İstatistiksel olarak iki bağımsız grubun karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi, ikiden fazla bağımsız grubun karşılaştırılmasında ise Kruskal-Wallis H testi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Karaciğer dokusunda fenthion uygulaması ile G2 CAT ve MDA değerlerinde anlamlı artış gözlenirken, SOD enzim aktivitesinde anlamlı fark saptanmadı (CAT; PG1-G2=0,002; PG2-G3=0,006) (MDA; PG1-G2=0,032; PG2-G3=0,003). Karaciğer G6 SOD enzim aktivitesinde, G4 ve G5'e göre anlamlı derecede azalma gözlendi (PG4-G6=0,008; PG5-G6=0,011). Böbrek G1,2,3 grupları arasında CAT ve SOD aktivitelerinde anlamlı fark gözlenmedi. Pinealektomili grupların (G4,5,6) CAT ve SOD aktivitelerinin diğer gruplara göre anlamlı derecede arttığı gözlendi (CAT; PG1-G4=0,032, PG1-G6=0,039) (SOD; PG2-G5=0,041, PG3-G5=0,045). Beyin dokusunda fenthion uygulaması ile (G2) SOD aktivitesinde anlamlı artış görülürken, melatonin uygulaması ile (G3) normale döndüğü gözlendi (CAT; PG2-G3=0,026, SOD; PG1-G2=0,048, PG2-G3= 0,030, MDA; PG2-G3=0,009). Fenthion uygulaması ile ratlarda karaciğer ve beyin dokusunda belirgin; böbrek dokusunda ise hafif derecede olmak üzere oksidatif hasar oluştuğu, buna bağlı olarak da, SOD ve CAT enzim aktivitelerinde değişiklikler ve MDA düzeylerinde artış olduğu görüldü. Endojen melatonin salgısının yüksek olduğu gece yarısında verilen eksojen melatoninin, dokularda oluşan oksidatif hasarı büyük ölçüde önlediği; ancak pinealektomili ratlara uygulanan eksojen melatoninin yeterli antioksidatif etkiyi gösteremediği görüldü.

AntioksidanlarAntioksidanlarFenthion+7
Fatma Karakuş
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sıçanlarda farklı koşu hızlarının eritrosit deformabilitesi ve agregasyonuna etkisi

ÖZETSIÇANLARDA FARKLI KOŞU HIZLARININ ERİTROSİT DEFORMABİLİTESİ VEAGREGASYONUNA ETKİSİDr. Ayça Topçu, DEÜTF Fizyoloji AD, İZMİROksijen ihtiyacının karşılanması için kan akımının sağlıklı sürmesi gereklidir. Kanınakışkanlığını plazma içeriği ve kanın hücrelerinin, özellikle eritrositlerin akım sırasındakidavranış özellikleri etkiler. Egzersizde eritrositler yapısal, işlevsel ve biyokimyasal olaraketkilenirler. Bu çalışmada sıçanlarda farklı koşu hızlarında eritrositlerin deformabilite veagregasyonlarının nasıl etkilendikleri ve bu etkilenmenin laktat yükselmesi ve oksidan stresile ilişkisi olup olmadığı araştırılmıştır.Yirmiiki haftalık 32 adet erkek Wistar Albino sıçana 10, 15, 20 ve 25 m/dakikahızlarda 1 saat akut koşu bandı egzersizi yaptırılmıştır. Egzersiz biter bitmez, kan örneklerialınmış ve hemoreolojik ve biyokimyasal incelemeler yapılmıştır. Eritrosit deformabilite veagregasyonu, laktat, eritrosit malondialdehit ve plazma sülfhidril düzeyleri ölçülmüştür.Sonuçlar tek yönlü varyans analizi ve Kruskal-Wallis kullanılarak değerlendirilmiştir.Eritrosit deformabilitelerinin, 10 ve 15 m/dk hızda koşan sıçanlarda, kontrol grubunagöre anlamlı şekilde düştüğü bulunmuştur. Agregasyon indeksi, agregasyon yarı zamanı veagregat büyüklüğü kontrol grubu ile koşan gruplar arasında farklı bulunmamıştır. 15 m/dk veyukarısı hızlarda koşan gruplarda laktat düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı derecedeyüksek bulunmuştur (P<0.01). Laktat yükselmesinin koşu hızı ile doğru orantılı olduğugözlenmiştir. Koşan sıçanlarda SH düzeyleri kontrollere göre yüksektir. Kontrol grubu vekoşan grupların MDA düzeyleri arasında anlamlı fark gözlenmemiştir.Sonuç olarak, bu çalışmada eritrosit deformabilitesinin egzersizle azaldığıgözlenmiştir. Eritrositlerin agregasyonunda değişiklik saptanmamıştır. Laktat düzeylerindeartış olduğu ve bu artışın eritrosit deformabilitesindeki azalmayla negatif korelasyongösterdiği bulunmuştur. MDA düzeylerinde gruplar arasında farklılık bulunmamıştır.Anahtar sözcükler: egzersiz, hemoreoloji, oksidan stres, laktat

Ayça Topçu
Dokuz Eylül University
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bireysel anaerobik eşiğin belirlenmesinde kullanılan iki farklı yöntemin karşılaştırılması

Giris: Günümüzde uygun antrenman programlarının planlanması için anaerobik esigin dogru sekilde saptanması önemlidir. Amaç: Bu çalısmanın amacı bireysel anaerobik esik yöntemine göre bulunan yük degerlerinin submaksimal bir egzersiz için uygun olup olmadıgının gösterilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalısmaya DEÜ Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksek Okulu futbol takımında oynayan 14 gönüllü katılmıstır. Olgulara bireysel anaerobik esik testi yapılmıs ve bulunan esige göre iki farklı submaksimal egzersiz programı hazırlanmıstır. Bulgular: Bireysel anaerobik esikte yapılan 30 dakikalık submaksimal kosu testini sadece 7 gönüllü tamamlayabilmistir. 5,10,15,20,25 ve 30. dakikalardaki laktat degerleri ve kalp atım hızları karsılastırıldıgında ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark oldugu bulunmustur(p<0,05). Bu da kosunun kararlı denge saglamadıgını göstermektedir. Bireysel anaerobik esigin altındaki yükle yapılan test sonucunda 5,10,15,20,25 ve 30. dakikalarda ölçülen laktat degerleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıstır (p>0,05). Deneklerin hepsi bu yükteki testi 30 dakika sürdürebilmistir. Bireysel anaerobik esigin altında yapılan submaksimal kosu sırasında 5. dakikadaki kalp atım hızı hariç 10,15,20,25 ve 30. dakikalardaki kalp atım hızları arasında anlamlı fark bulunmamıstır. Bu da bu test esnasında kararlı denge durumunun olustugunu göstermektedir. Bireysel anaerobik esik seviyesinin bir altındaki submaksimal kosuyla bireysel anaerobik esik seviyesindeki submaksimal kosu sonuçlarının laktat degerleri ve kalp atım hızı degerleri karsılastırıldıgında, bireysel anaerobik esik seviyesinin bir altındaki degerler istatistiksel olarak daha düsük bulunmustur (p<0,05). Sonuç: Bu çalısmadan elde edilen veriler bireysel anaerobik esik yöntemine göre bulunan yük degerlerinin submaksimal bir egzersiz için yüksek oldugunu göstermektedir.

Ahmet Erdem Üstüntaş
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gürültü stresinin indüklediği oksidatif değişikliklerin araştırılması

Ses katı, sıvı yada gaz bir ortamdan geçen, kulakla işitilebilen 20 ila 20.000 Hz frekansındaki titreşimlerdir. Gürültü rahatsız edici, istenmeyen ses olarak tanımlanır. Bu çalışmada, gürültünün sıçan serumundaki oksidatif stres parametreleri üzerine etkisinin araştırılması amaçlandıÇalışmada Sprague-Dawley cinsi 20 erkek sıçan kullanıldı. Deney grubu (n=10) 20 gün süreyle gürültüye maruz bırakıldı. Kontrol gurubu (n=10), gürültü uygulanmaksızın aynı deney düzeneğinde eşit süre bekletildi. Deney öncesinde ve bitiminde sıçanların kanı alınarak serumları ayrıldı. Serumda malondialdehit (MDA) ve nitrik oksit (NO) düzeyleri ile glutatyon peroksidaz (GSH-Px) enzim aktiviteleri ölçüldüGürültü uygulanan grupta deney bitiminde, öncesine göre MDA ve NO düzeyleri ile GSH-Px enzim aktiviteleri anlamlı düzeyde artış gösterdi. Kontrol grubunda ise deney öncesi ve sonrasında herhangi bir anlamlı fark bulunmadı.Çalışmamızda gürültü uygulaması sonucunda lipid peroksidasyonunun göstergesi olan MDA düzeyinin artması, oksidatif stres oluştuğunu göstermektedir. Ayrıca çalışmamızda NO düzeyleri ile GSH-Px aktivitesi de gürültü uygulaması ile artmıştır. Sonuç olarak gürültü uygulaması ile oluşan oksidatif stres, başta lipid peroksidasyonu olmak üzere hücre düzeyinde çeşitli hasarlara neden olabileceği kanısındayız.Anahtar Kelimeler: Gürültü, oksidatif stres, malondialdehit, nitrik oksit, glutatyon peroksidaz.

Hasan Yeşilyurt
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Şizofreni hastalarında olanzapin ve ketiapin kullanımının bazal metabolizma hızına etkisinin karşılaştırılması

Şizofreni genç yaşta başlayan düşünce, duygu ve davranışlarda önemli bozulmalara yol açan, heterojenite gösteren ağır bir ruhsal bozukluktur. Antipsikotik tedavilerde yan etki olarak kilo alımı görülmektedir. Çalışmamızda olanzapin veya ketiapin kullanan şizofreni hastaları ile sağlıklı kontroller arasındaki bazal metabolik hızın karşılaştırılması amaçlanmıştır.Hastanemizin Psikiyatri servislerinde tedavi gören ve şizofreni tanısı konulmuş en az 3 ay süreyle olanzapin (n=20), ketiapin (n=20) kullanan hastalar ve ilaç kullanmayan sağlıklı kontroller (n=20) çalışmaya alındı. İstirahat metabolizma hızı bilgisayarlı oksijen karbondioksit analizörü ile indirek ölçüldü. Boy ve kilo ölçümlerinden vücut kütle endeksi hesaplandı. Olanzapin kullanan şizofreni hasta grubunda ortalama ilaç dozu 15.3±6.9 mg/gün ve ortalama kullanım süresi 9.4±13.9 ay iken ketiapin kullanan şizofreni hasta grubunda ortalama ilaç dozu 467.5±6.9 mg/gün ve ortalama kullanım süresi 9.9±14.5 ay idi. Olanzapin, ketiapin ve kontrol gruplarının ortalama yaş, vücut kütle endeksi, istirahat metabolizma hızları arasında anlamlı fark bulunmadı.Olanzapin ve ketiapin tedavisinde kilo alımı söz konusu ise bazal metabolizma hızı dışında diğer etkenler (ilaç-reseptör ya da ilaç-hormon etkileşimleri, iştah artması, günlük hareket azlığı, vb.) göz önünde bulundurulmalıdır. Olanzapin ve ketiapin tedavisi alanlarda bazal metabolik hızda anlamlı azalma olmamasının, diyet programları ve egzersiz gibi kilo almayı önleyecek yöntemlerin tedaviye kolaylıkla adapte edilmesine olanak tanıdığı kanısındayız.

Bazal metabolizmaŞizofreni-dezorganize
Lütfi Akgün
Afyon Kocatepe University
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kalp hızı kırılma noktası belirleme yöntemlerinin karşılaştılması

Anaerobik esik (AE), siddeti düzenli olarak artan egzersiz sırasında kan laktat yogunlugunda bariz artısların görüldügü egzersiz siddeti olarak tanımlanır. Conconi ve arkadasları AE'in belirlenmesinde dolaylı ve girisimsel olmayan bir saha testi gelistirmislerdir. Bu test, siddeti gittikçe artan egzersiz sırasında kalp atım hızı (KH)- is yükü iliskisinde dogrusallıktan sapma (kalp hızı kırılma noktası - KHKN) görülmesi temeline dayanır. Bu çalısma, farklı test protokollerinin kullanılmasıyla KHKN'nın degisip degismedigini, ve ayrıca farklı hesaplama yöntemleri kullanılmasıyla belirlenen KHKN degerleri arasında fark olup olmadıgını saptamayı amaçlar. Bu çalısmaya, Balçova Belediyesi Termal Spor Kulübü Genç Takımının 14 futbolcusu (19.07 ± 1.21 yıl) gönüllü olarak katılmıstır. Sporcular bisiklet ergometresinde siddeti düzenli olarak artan yüke karsı 3 farklı egzersiz testine alınmıstır. Bu testlerden birincisi aerobik kapasite ve anaerobik esigin ölçümü için, diger ikisi KHKN'nın belirlenmesine yönelik olarak düzenlenmistir. KHKN'nı belirlemeye yönelik olarak yapılan testlerde sporcuların KH'ları 5 sn'de bir kaydedilmistir. Bu KH verilerinden KHKN'ları bagımsız gözlemci metodu ve matematiksel modelle (regresyon analizi) iki farklı yöntemle hesaplanmıstır. Çalısmaya katılan 12 sporcuda KHKN her iki hesaplama yöntemiyle ve her iki test protokolünde belirlenmistir. Bir sporcuda KHKN hiçbir sekilde belirlenememistir. Bir sporcuda da KHKN is yükünün 40 Watt/2dk artırıldıgı protokolde matematiksel modelle hesaplanamamıstır. KHKN'nın ortaya çıktıgı KH ve is yükü degerleri kendi aralarında ve AE'teki kalp hızı ve is yükü degerleriyle karsılastırıldıgında aralarında anlamlı bir fark bulunmamıstır (p>0.05) Farklı egzersiz protokolleri kullanıldıgında KHKN'nın degismedigi ve KHKN hesaplamak için kullanılan iki farklı yöntem arasında KHKN'nı belirlemede istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadıgı sonucu ortaya çıkmıstır.

Anaerobik eşik
İlter Yaman
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2007
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Düzenli antrenmanın futbolcularda diz fleksör ve ekstansör kas kuvvetlerine etkisi

73 ÖZET: 17 Türkiye ikinci Futbol Ligi oyuncusunun sezon öncesi ve 9 haftalık antrenman dönemi sonrası vücut kompozisyonları, aerobik güçleri ve Cybex 2-340 izokinetik dinamometre kullanılarak diz fleksör-ekstansör kas kuvvetleri (pt.=peak torque), hamstring/quadriceps (H/Q) pt. oranları ve kas enduransları ölçülüp sezon öncesi ve sezon içi sonuçlar arasındaki farklılıklar saptandı. Futbolcuların sezon öncesi vücut yağ oranları %10.84tl.44, sezon içi %10.67±.1.14 olup anlamlı fark saptanmamıştır. Sezon öncesi indirekt maxV02 değeri 45.83±8.99 ml/kg/dk., sezon içi 54.38İ.9.6 ml/kg/dk. olup artış p<0.01 düzeyinde anlamlıdır. 9 haftalık antrenman dönemi sonunda diz fleksör ve ekstansör kas kuvvetlerinde artışlar saptandı. Artışlar özellikle diz fleksörlerinde daha belirgindi. Antrenman dönemi sonrası 300ö/sn.'lik açısal hızda nondominant bacak diz ekstansör pt.'si pAnahtar Kelime: Antrenman = Training ; Futbol = Football ; Futbolcular = Football players ; Kas kuvveti = Muscle strength ; Kaslar = Muscles

AntrenmanFutbolFutbolcular+2
Muammer Kayatekin
Dokuz Eylül University
1994
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çocuklarda 4 haftalık yüzme egzersizinin antioksidan enzimler ve lipid peroksidasyonuna etkisi

ÖZET Normalde organizmada oksidan ve antioksidan sistemler arasında hassas bir denge vardır. Dengenin bozulması lipid peroksidasyonûna neden olabilmektedir. Superoksit dismutaz (SOD) ve glutatyon peroksidaz (GPx), antioksidan savunmanın ilk basamaklarında yer alan enzimlerdir. Egzersiz, metabolik süreçleri ve oksijen tüketimini artırarak serbest radikal oluşumuna neden olmaktadır. Ilımlı ve düzenli antrenman sırasında oluşan oksidan strese adaptif olarak bazı antioksidan enzim aktivitelerinin arttığı bildirilmiştir. Araştırmalarda elde edilen sonuçlardaki farklılıkların egzersizin türü, şiddeti ve/veya süresi ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada, 4 haftalık yüzme kursu sırasında ılımlı antrenman yapan 6-11 (ort 8.3 ± 1.7) yaşları arasında 11 gönüllü çocukta kurs sonrasında, plazma MDA düzeyi ile SOD ve GPx aktivitelerinde meydana gelen değişiklikler araştırılmıştır. SOD aktivitesinde kurs sonunda anlamlı artış (581.07±1 46.23, 791.11 ±22 1.88 Ü/gHb sırasıyla, p<0.01) saptanmıştır. Gpx aktivitesindeki artış (45.48 ± 16.50, 50.28 ± 14.83 Ü/gHb) ise istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur. Plazma MDA düzeyleri sırasıyla 1.14 ± 0.37 ve 0.91 ± 0.33 nmol/ml olarak saptanmıştır. MDA'daki bu azalma anlamlı (p=0.02) bulunmuştur. Elde edilen sonuçlara göre, 4 haftalık yüzme egzersizi ile SOD enzim aktivitesi artmakta ve plazma MDA düzeyi düşmektedir. Düşük şiddette yapılan egzersizlerin antioksidan savunmayı güçlendiren yararlı etkisinin olduğu kanısına varılmıştır.

EgzersizEgzersizEnzimler+3
Sevil Gönenç
Dokuz Eylül University
1995
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Prefrontal kortekste stres ile oksidan stres arasındaki ilişkinin sıçanlarda incelenmesi

57 ÖZET Organizmada serbest radikaller ve hidrojen peroksit sabit bir hızla üretilir. Serbest radikallerin, zararlı etkileri antioksidan savunma sistemleri tarafından azaltılır. Organizma normal hızda üretilen serbest radikallere karşı yeterli düzeyde antioksidan savunma sistemlerine sahiptir. Bununla birlikte antioksidan savunma kapasitesinin büyük bir yedeği yoktur. Serbest radikal üretimi ile antioksidan savunma sistemleri yaklaşık olarak dengededir. Dengenin bozulması oksidan stres olarak adlandırılır. Dopamin monoamino oksidaz tarafından metabolize edilir ve ürün olarak hidrojen peroksit oluşur. Sinir hücreleri için zararlı bir bileşik olan hidrojen peroksit glutatyon peroksidaz tarafından uzaklaştırılır. Bu nedenle dopaminin metabolizması oksidan strese neden olabilir. Birçok çalışmada, prefrontal kortekste sonlanan mezokortikal dopamin nöronlarının strese yanıt olarak aktive olduğu gösterilmiştir. Ayak şoku bu nöronlarda dopaminin metabolizmasını artırır; benzodiazepinler dopaminin metabolizmasındaki artışı önlerler. Bu çalışmada hafif şiddette 20 dakika süreyle uygulanan ayak şoku, sıçan prefrontal kodeksinde glutatyon peroksidaz aktivitesini anlamlı olarak azaltmıştır (p=0.006358). Süperoksit dismutaz aktivitesi ve malondialdehit düzeylerinde anlamlı değişiklik gözlenmemiştir. 5 mg / kg intraperitoneal diazepam prefrontal kortikal glutatyon peroksidaz aktivitesindeki stresle uyarılmış düşmeyi önlemiştir (p=0.006358). Bu bulgular prefrontal korteksin hafif şiddette stresin neden olduğu oksidan stresi tolere edebildiğini düşündürmektedir.

DopaminMerkez sinir sistemiOksidatif stres+1
Osman Açıkgöz
Dokuz Eylül University
1996
00
DoktoraAçık ErişimTR

Antiinflamatuvar sitokinlerin, nörotrofik faktörlerin ve İnterferon-beta'nın fare oligodendrositlerinin in vitro apoptotik ölümü üzerine etkileri

10 l.ÖZET Antiinflamatavar sitokinlerin, nörotrofik faktörlerin ve interferon-beta'nın fitre oligodendrositlerinin in vitro apoptotik ölümü üzerine etkileri Dr. Kemal Kürşad GENÇ Giriş ve Amaç : Oligodendrositler (OL) miyelin yapımından sorumlu glial hücrelerdir. Akut ve kronik nörodejeneratif hastalıklarda OL basan ve apoptotik ölümü görülmektedir. Bu nedenle in vitro değişik hücre hasan modelllerinde OL ölümünü önleyebilecek ajanların belirlenmesi bu hastalıklar için etkin tedavi yöntemlerinin bulunmasına katkıda bulunabilir. Bu amaçla, bu tez çalışmasında interferon-gamma (IFNy), tümör nekrozis faktör-alfa (TNFa), lipopolisakkarid (LPS) ve serum deprivasyonu (SD) ile oluşturulan OL ölümüne karşı interferon-beta (IFNŞ), transforming growth fektör-beta (TGFP), hepatosit growth fektör (HGF), nerve growth fektör (NGF) ve eritropoetinin (EPO) koruyucu etkisinin bulunup bulunmadığı araştırıldı. Gereç ve Yöntemler : Bu çalışmada yenidoğan fere OL ve N20.1 immatür OL hücre hattı kültürlerinde hücre hasan 100 U/ml IFNy + 100 ng/ml TNFa, 100 U/ml IFNy + 1 ug/ml LPS ve SD ile oluşturuldu. OL hasarının ve test edilen maddelerin olası koruyucu etkinliğinin değerlendirilmesinde 3-(4,5-dimethylthiazol-2-yl)-2,5-diphenyltetrazolium bromide (MTT) hücre canlılık ve Laktik dehidrogenaz (LDH) sitotoksisite testleri, apoptotik hücre ölümünün değerlendirilmesinde ise apostain immünfloresan (IF) boyaması kullanıldı. Hücre kültürlerinde EPO reseptörü (EPOR) ekspresyonu EF boyama, Western blotting (WB)- immünpresipitasyon (IP) ve reverse transcriptase-polymerase chain reaction (RT-PCR) yöntemleriyle değerlendirildi Sonuçlar : Bu çalışmanın sonuçlan uygulanan hücre hasan modellerinde IFNp, TGFp\ HGF ve NGF'ün OL'i koruyucu etkisinin olmadığını, EPO'in ise OL'i koruyucu etki gösterdiğini ve apoptotik hücre ölümünü önlediğini gösterdi IF boyama ile OL'in bazal EPOR ekspresse ettiği, WB-BP ve RT-PCR teknikleriyle N20.1 hücrelerinin hem EPOR proteini hem de EPOR mRNA ekspresse ettiği saptandı. N20.1 hücrelerinde EPOR mRNA ekspresyonunun IFNy ve LPS uygulamalarıyla indüklendiği gösterildi11 Tartışma : Bu sonuçlar çalışmada test edilen maddelerden EPO'in çeşitli in vitro hasar modellerinde OL hasarım ve apoptotik hücre ölümünü önlediğini ve OL'de bazal ve inflamatuvar uyaranlarla indüklenebilir EPOR protein ve mRNA ekspresyonunun bulunduğunu göstermektedir. Bu çalışma daha önceki çalışmalarla çeşitli in vivo hastalık ve in vitro hasar modellerinde nöroprotektif etkisi gösterilmiş olan EPO'in oligodendroglioprotektif etkisini gösteren ilk in vitro çalışmadır. Bu sonuçlar kronik anemi tedavisi endikasyonuyla zaten klinik kullanımı bulunan EPO'in, OL ölümü ve beyaz cevher hasan görülen stroke, travma gibi akut ve multipl skleroz, Alzheimer hastalığı gibi kronik nörodejeneratif hastalıkların tedavisine katkıda bulunabileceğini düşündürmektedir. Anahtar sözcükler : Oligodendrosit; apoptoz; eritropoetin; nörotrofik faktörler; interferon-beta; anti-inflamatuvar sitokinler; fere

Kürşad Kemal Genç
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2002
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sıçanlarda L-karnitinin streptozotocinle diyabet oluşumu ve oksidan stres üzerine etkilerinin araştırılması

ÖZET Insüline bağımlı diyabet (IDDM), insülin üreten pankreas p hücrelerinin inflamatuar hasarı sonucunda meydana gelir. İmmün değişiklikler veya kimyasal (toksik) ajanların aynı yolla {3 hücresinde hasarında oluşturduğu düşünülmektedir. Son zamanlardaki çalışmalarda lenfokinlerdeki değişiklikler ve serbest radikallerin birikmesi p hücre hasarında doğrudan sorumlu tutulmaktadır. Hayvanlarda toksik ajanlarla oluşturulan diyabet hidroksil radikal üretimini inhibe eden ajanlar olan antioksidanlar verilerek önlenebilmiştir. Bu çalışmanın amacı L-karnitinin diyabeti önlemedeki rolünün ve pankreas lipid peroksidasyonu üzerine etkilerinin incelenmesidir. Streptozotocinden önce L-karnitin verilmesinin streptozotocinle oluşan diyabette kan şekerine bir etkisi olmamıştır. Pankres süperoksit dismutaz enzim aktivitesinde anlamlı bir farklılık görülmemiştir ancak GPx aktivitesi hem sadece karnitin alan hem karnitin alan diyabetik grupta düşük bulunmuştur. Lipid peroksidasyonu streptozotocin alan diyabetik grupta diyabetik gruba göre düşmüş fakat sadece karnitin alan grupta değişmemiştir. Diyebetik hayvan pankreasında L-kamitin GPx aktivitesini bilinmeyen bir nedenle düşmüştür. L-karnitinin streptozotocinle diyabet oluşan diyabet üzerine bir etkisi görülmemiştir. 71

Diabetes mellitusKarnitinLipid peroksidasyonu+1
Nazan Uysal
Dokuz Eylül University
1998
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Methimazoleun piliçlerde seksüel olgunluk ve büyüme üzerine olan etkileri

-26- OZET Bu çalışmada farklı yaş gruplarındaki piliçlerden 8-12 haftalık olanlarla 12-16 haftalık olan gruba 60 mg/kg anti- tiroid bir ilaç olan methimazole verilerek hipotiroidi oluş turuldu. Methimazole ' e beslenen 8-12 haftalık piliçler; 12-16 haftalık methimazole alan grup ile kontrol grubuna nazaran seksüel yönden daha erken bir gelişim göstererek daha ağır ve büyük yumurta ürettiler. Hipotiroidi piliçlerle eutiroidi piliçlerin vücut ağır lıkları arasında benzer bir paralellik görüldü. İlk yumurta dan sonra bütün deney gruplarında kilo kaybı izlendi. Hipotiroid.ll:' piliçlerle eutiroidli piliçlerin serum FSH ve LH seviyelerinde, 12-16 piliç grubunun LH düzeyi dı şında anlamlı bir fark bulunamadı. Serum glukoz seviyesi hipotiroidli -. gruplarda eutiroidi_ grubuna nazaran belirgin olarak düşük seviyede idi. Bu çalış mada elde ettiğimiz bulguların, hafif bir hipotiroidizmin yumurtlama yeteneği ve verimi üzerinde olumlu bir etki gös tereceğini doğrulamaktadır. Anahtar kelimeler: Methimazole, piliçler, tiroksin, triiyodotironin

BüyümeCinsel olgunlukHipotiroidizm+2
Mukadder Okuyan
Karadeniz Technical University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1989
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deneysel ülseratif kolit modelinde çinko pikolinatın koruyucu etkilerinin araştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Çinko eksikliği, bağırsak sağlığını olumsuz etkilemekte ve ülseratif kolitin semptomlarını kötüleştirebilmektedir. İnsanlarda çinko emiliminin çinkoyu pikolinik asit ile kompleksleştirerek artırılabileceği önerilmiştir. Ancak, çinko pikolinatın kolit tedavisi veya önlenmesi üzerine etkilerine literatürde rastlanmamıştır. Bu çalışmanın amacı sıçanlarda deneysel olarak oluşturulan kolit modelinde çinko pikolinat takviyesinin kolit hasarına karşı koruyucu etkisini incelemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Sprague Dawley erkek sıçanlar (n=35) rastgele kontrol, kolit, kolit + çinko, kolit + çinko pikolinat ve kolit + sülfasalazin olmak üzere beş gruba ayrıldı. Kolit oluşturmak için; 24 saatlik açlığı takiben sıçanlara asetik asit (AA) uygulandı. AA uygulaması ile kolit modeli indüksiyonundan 10 gün önce her gün olmak üzere (10 doz) tedavi ajanları veya serum fizyolojik (SF) uygulandı. SF veya AA uygulanmasından 24 saat sonra anesteziye alınan (ksilazin:10 mg/kg; ketamin:50 mg/kg, i.p) sıçanlardan intrakardiyak kan alınarak deney sonlandırıldı. BULGULAR: SF ön tedavisi uygulanan kolit grubunun dışkı, makroskobik hasar ve kolon ödem skoru kontrol grubuna kıyasla yükseldi (p<0,01-0,001). Malondialdehit (MDA), miyeloperoksidaz (MPO) aktivitesi, zonula okludens mRNA ekspresyonu, TNF-α ve IL-6 seviyeleri ve histopatolojik skor seviyesi kontrol grubuna göre artış gösterirken (p<0,01-0,001); çinko, antioksidan glutatyon (GSH) içeriği, okludin-1 ve kloudin-1 mRNA seviyesi azaldı (p<0,01-0,001). Çinko veya çinko pikolinat ön tedavi uygulaması dışkı skoru, makroskobik hasar skoru, MDA, MPO, TNF-α ve IL-6 seviyelerini ve histopatolojik hasarı SF ön tedavisi uygulanan kolit grubuna göre baskılarken (p<0,05-0,001), GSH, okludin-1 ve kloudin-1 seviyelerini ise arttırmıştır (p<0,05-0,001). SONUÇ: Sıçanlarda AA ile indüklenen ÜK modelinde çinko veya çinko pikolinat ön tedavisi kolon dokusunda oluşan oksidan hasarı ve inflamasyonu baskılamış, bariyer geçirgenliğini korumuştur. Anahtar kelimeler: Çinko, Çinko Pikolinat, İnflamasyon, Oksidan Hasar, Ülseratif Kolit

Gonca Han
Sakarya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Multiple skleroz hastalarında telerehabilitasyon yönteminin solunum fonksiyonları üzerindeki etkinliği

GİRİŞ VE AMAÇ: Multiple Skleroz, kronik bir otoimmün hastalıktır ve etkilenim sahasına ve hastalığın seyrine bağlı olarak solunum fonksiyonlarının olumsuz etkilendiği gösterilmiştir. Bu çalışmada MS hastalarında telerehabilitasyon yöntemi ile uygulanan solunum egzersizlerinin solunum fonksiyonları ile ilişkisini incelemek ve yorgunluk düzeyi, yaşam kalitesi ve fonksiyonellik düzeyi üzerindeki etkisini göstermek amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma kapsamında 50 MS hastası ilk değerlendirmelerin ardından telerehabilitasyon ve kontrol grubu olmak üzere 25 kişilik gruplara ayrılarak 8 hafta boyunca haftada 2 kez solunum egzersizi uygulanmıştır. Telerehabilitasyon grubu egzersizlerini çevrimiçi video görüntülü arama ile gerçekleştirmiş, kontrol grubu ise ev egzersizi olarak gerçekleştirmiştir. Yapılan değerlendirmelerde demografik verilerinin alınmasının ardından Solunum Fonksiyon Testi, Yorgunluk Şiddeti Ölçeği (YŞÖ), Multiple Skleroz Yaşam Kalitesi Ölçeği-54 (MSQL-54) ve 6 Dakika yürüme Testi (6DYT) uygulanmıştır. BULGULAR: Değerlendirme sonucu her iki grupta da FEV1(L), PEF (L), PEF (%), FEF%25-75 (L) değerlerinde anlamlı olarak artış görülmüştür. Ayrıca her iki grupta yorgunlukta azalma, yaşam kalitesinde ve 6 DYT mesafesinde artma görülmüştür. SONUÇ: Solunum egzersizlerinin MS hastalarında solunum fonksiyonları üzerinde olumlu etkisinin olduğu bu egzersizlerin telerehabilitasyon ile uygulanmasının anlamlı bir farkının olmadığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Multiple Skleroz, Multiple Skleroz Yaşam Kalitesi Ölçeği-54, Solunum Fonksiyon Testi, Telerehabilitasyon, Yorgunluk Şiddeti Ölçeği

Multipl sklerozNefes egzersizleriSolunum+2
Şeyda Öznur Ayçiçek
Sakarya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sıçanlarda ketojenik diyet ile aralıklı beslenmenin obezite ile ilişkili bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkilerinin araştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada aralıklı oruç ve ketojenik diyetin obezite ve metabolik hastalık riskini artırdığı bilinen biyokimyasal parametreler ile ilişkilerini değerlendirmek amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Yirmi sekiz adet fazla kilolu Wistar Albino erkek sıçan rastgele standart diyet (SD), standart diyet+aralıklı oruç (SD+AO), ketojenik diyet (KD), ketojenik diyet+aralıklı oruç (KD+AO) şeklinde dört gruba ayrılmıştır (n=7). Aralıklı oruç yöntemi olarak alternatif dönüşümlü açlık (ADA) protokolü 30 gün süre ile uygulanmıştır. Sıçanlar standart sıçan yemi ve ketojenik diyetlerle beslenmiş, günlük enerji alımları izokalorik olarak ayarlanmıştır. Deney süresince vücut ağırlıkları, boy uzunlukları, beden kütle indeksleri (BKİ), açlık kan şekerleri (AKŞ) ve keton düzeyleri haftalık olarak kaydedilmiştir. Alınan serum örneklerinde adiponektin, leptin, insülin, açlık glikozu, lipit profili (HDL, LDL, TG, TCL) ve karaciğer enzim (AST, ALT) seviyeleri ölçülmüştür. BULGULAR: Deney sonunda kilo alımının en düşük SD+AO grubunda olduğu ve KD+AO grubunun onu takip ettiği gözlemlenmiştir (p<0,05). ADA uygulanan grupların BKİ değerleri diğer gruplardan düşük, kahverengi yağ dokuları ise yüksek bulunmuştur (p<0,05). KD+AO grubunun AKŞ değerleri deney süresince diğer gruplardan daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Serum insülin ve HOMA-IR ve leptin değerlerinin SD grubunda yüksek (p<0,05), adiponektin seviyelerinde ise anlamlılık bulunmamıştır (p>0,05). SD+AO, KD ve KD+AO gruplarının kan keton düzeyleri deney boyunca anlamlı artış göstermiştir (p<0,05). SD+AO ve KD+AO gruplarının HDL ve LDL seviyeleri SD grubuna kıyasla düşük bulunmuştur (p<0,05). KD uygulanan grupların TG ve TCL değerleri ve testis ağırlığı KD+AO grubunun ALT ve AST değerlerinin diğer gruplara kıyasla daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir (p<0,05). SONUÇ: Çalışma sonuçlarımız, aralıklı orucun tek başına veya ketojenik diyetle uygulanmasının obezite ve metabolik hastalık ilişkili biyokimyasal parametrelerde ve hormonlarda iyileşme sağladığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Aralıklı oruç ve ketojenik diyet, leptin, insülin, obezite, adiponektin

AdiponektinAralıklı açlıkBeslenme+7
Büşra Öztürk Yozdzhan
Sakarya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Probiyotik Lactobacillus rhamnosus GG'nin antidepresan etkilerinin araştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada kronik öngörülemeyen hafif stres modeliyle depresyon oluşturulan sıçanlarda probiyotik Lactobacillus rhamnosus GG (LGG), antidepresan ilaçlar olan bupropionun ve venlafaksinin tedavi edici etkileri araştırıldı ve elde edilen sonuçlar karşılaştırıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Her biri n=7 olmak üzere kontrol, stres, bupropion, venlafaksin, LGG, bupropion + stres, venlafaksin + stres, LGG + stres gruplarında toplam 56 adet erkek Wistar albino sıçan kullanıldı. Sıçanların deney süresince vücut ağırlıklarındaki değişimler kilo ölçümü yapılarak belirlendi. Depresif davranışları değerlendirmek amacıyla dört farklı davranış testi uygulandı (sükroz tercih testi, üç odalı sosyallik testi (sosyal etkileşim testi), yükseltilmiş artı labirent testi, zorunlu yüzme testi). Gastrik pH seviyeleri ölçüldü. Hipokampus dokusunda 5-HT1A, DRD1, ADRA-2A, GABA-A α1, CNR1, MC4R, NR3C2, NLRP3; ince bağırsak dokusunda NOD1 reseptör ekspresyon seviyeleri RT-PCR yöntemiyle belirlendi. Hipokampus dokusunda BDNF seviyeleri elisa kit kullanılarak belirlendi. Korteks ve ince bağırsak dokularında histopatolojik incelemeler yapıldı. BULGULAR: LGG, bupropion ve venlafaksin tedavisinin davranış testlerinin sonuçlarına göre antidepresan etkiye neden oldukları görüldü (p<0,05). LGG pH ve BDNF seviyelerini, 5-HT1A, DRD1, ADRA-2A, GABA-A α1, CNR1, NOD1 reseptör ekspresyon seviyelerini artırarak (p<0,05); bupropion BDNF seviyesini, ADRA-2A, CNR1, NOD1 reseptör ekspresyon seviyelerini artırarak ve NLRP3 reseptör ekspresyon seviyesini azaltarak (p<0,05); venlafaksin BDNF seviyesini, DRD1, ADRA-2A, GABA-A α1, CNR1 ekspresyon seviyelerini artırarak ve MC4R, NLRP3 reseptör ekspresyon seviyesini azaltarak (p<0,05) antidepresan etkilerin ortaya çıkmasına neden oldu. LGG, bupropion ve venlafaksin nörodejenerasyon seviyesini ve glial hücre aktivitesini azalttı. SONUÇ: LGG, potansiyel bir psikobiyotik bakteridir ve depresyon tedavisinde kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Depresyon, kronik stres, LGG, nörodejenerasyon, nörotransmitter reseptörleri

Antidepresif ajanlarDepresyonLactobacillus rhamnosus+4
Musab Işık
Sakarya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00