Aksaray University
Anabilim Dalı

Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalı

Aksaray University

17

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

17 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortaçağ Çarşamba Türk tarihi ve mimari eserleri

Çarşamba, M.Ö 4000'lere kadar bilinen bir tarihe sahiptir. Çarşamba'nın tarihini aydınlatan ilk arkeolojik buluntular Geç Demir Çağına ait olup Salıpazarı-Konakören Köyü yakınındaki Garpu mevkiinde bulunan kaleden elde edilmiştir. Bölge Hititler ve Frigyalılardan sonra M.Ö. VII. yüzyılda ticaretle uğraşan Miletoslu denizcilerin yerleştiği ve yaşadığı yerler olarak bilinmektedir. Bu dönemde bölge İskitlerin hâkimiyeti altına girmiştir. Arkeolojik olarak kanıtlanamasa da İskitlerden önce bölgede iki topluluğun yaşamış olma ihtimali yüksektir. Bu topluluk Gaşkalar ve Kimmerlerdir. Çarşamba ve çevresinde Gaşka ve Kimmerlerden bir kalıntı olmasa da bölgede İskitlerden kalma önemli belgeler ele geçirilmiştir. Böylece Türklerin Çarşamba'daki varlıkları çok eski dönemlerden beri sürdürdükleri Salıpazarı Konakören mevkiinde bulunan İskitlere ait tamgalardan anlaşılmaktadır. Çarşamba ve çevresinde Malazgirt Savaşı'ndan sonra Danişmendli Beyliği'nin hüküm sürdüğü bilinmektedir. Daha sonra Anadolu Selçuklularının hâkimiyetine giren bölgede Türk-İslam dönemi yerleşimine ait en eski izler Selçuklulara aittir. Bunun en önemli delili bugüne kadar varlıklarını korumuş olan Gökçeli ve Şeyh Habil camileridir. Anadolu Selçuklularından sonra bölgede varlık göstermiş diğer bir Türk Beyliği Taceddinoğulları Beyliğidir. Taceddinoğulları Beyliği de Çarşamba Ordu Köyü civarında hüküm sürmüştür. Bu beyliğe ait Ordu Köyü Camii, günümüze ulaşmayan kayıtlarda adı geçen bir Buk'a, kale kalıntısı ve Hasan Bey'e ait sonraki dönemlerde yenilen bir türbe bulunmaktadır. Taceddinoğullarından sonra Osmanlı'nın Karadeniz'e olan seferleri sonucunda Çarşamba, Osmanlı Devleti'ne bağlı Arım Kazası olarak varlığını devam ettirmiştir. Yukarıda tarihini kısaca özetlediğimiz Çarşamba ve çevresinin ortaçağ Türk tarihi ve mimari eserleri tezin ana çalışma konusunu oluşturmuştur. Bu bağlamda öncelikle bölgenin ortaçağ tarihi ile ilgili yazılı kaynaklar derlenmiştir. Daha sonra bu döneme ait mimari eserler yerinde görülerek mevcut durumları tespit edilmiş, plan-mimari, süsleme açısından detaylı olarak incelenmiş ve Türk-İslam mimarisindeki yerleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışma konusuna ait tüm veriler çağdaş kaynaklar, arşiv belgeleri çizim ve fotoğraflarla desteklenmiştir.

Mimari eserlerOrta ÇağSamsun-Çarşamba+3
Ertan Sağlam
Agri Ibrahim Cecen University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Takvîm-i Meskûkât-ı Selçûkiyye adlı eserin sadeleştirilmesi ve notlandırılmasi

Bu çalışmanın amacı, Anadolu Selçuklu Devleti'nin sikkelerin ele alan Takvîm-i Meskûkât-ı Selçûkiyye adlı eserin sadeleştirilmesiyle, elde edilen bilgiler ışığında Anadolu Selçuklu sikkelerin değerledirilmesinin yapılmasıdır. Çalışma giriş ve bir bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde genel olarak sikkenin tarihçesinden, meskukatın öneminden ve ilk Türk nümizmatlardan olan ve Takvîm-i Meskûkât-ı Selçûkiyye adlı eserin yazarı olan İsmail Galib'in hayatından bahsedilmiştir. Birinci bölümde söz konusu olan eserin sadeleştirmesi yapılıp, notlandırılmıştır. Sonuç bölümünde ise sadeleştirmeden yola çıkarak genel bir değerlendirme yapılıp, yorumlanmıştır. Bu çalışmalar neticesinde sadeleştirilmesi yapılan eser ışığında sikkelerin yapısı, özellikleri, yansıttıkları bilgiler tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Meskûkât, Anadolu Selçuklu Devleti, Selçuklu sikkeleri, nümizmatik

Anadolu SelçuklularıNümismatikSelçuklular+3
Berna Aksoy
Agri Ibrahim Cecen University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anadolu Selçuklu Devleti zamanında Doğu ve Güneydoğu Anadolu ticaret şehirleri

Büyük Selçuklular, 1040 Dandanakan Savaşı'nda Gaznelileri yenerek, devletlerinin temellerini attıktan sonra fetih politikalarına devam etmiştir. Sultan Alp Aslan'ın 1071 Malazgirt Savaşı'nda Bizans İmparatorluğunu ağır yenilgiye uğratarak Anadolu'nun kapılarını Türklere açmasıyla birlikte Anadolu'da sultana bağlı kalmak şartıyla birçok Türk beylikleri kurulmuştur. Selçuklu hanedanı ailesinden olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Türkiye Selçukluları devletinin temellerini 1078'de İznik'te atmıştır. Anadolu'da askeri ve siyasi mücadeleler sonucu siyasi birliği sağlayan Türkiye Selçukluları, savaşlardan dolayı ekonominin durma noktasına geldiği Anadolu'da, ekonominin kalkınması için çalışmalar başlatmıştı. Ticareti canlandırmak için yabancı tüccarları teşvik edici kararlar almıştı. Ticaretin kesintiye uğramaması ve tüccarların mağdur olmaması için Akdeniz ve Karadeniz liman şehirlerinin fetihleri gerçekleştirilmiştir. Anadolu'nun coğrafi olarak önemli ticaret yollarının geçiş noktasında olması ve şehirlerinin çoğu da daha önceden ticaret yolları üzerinde kurulması nedeniyle Selçuklular dönemi bu şehirlerden bazıları büyük ticaret merkezi haline gelmiş ve iktisadi olarak gelişmiştir. Türkiye Selçukluları zamanında Doğu ve Güneydoğu Anadolu şehirlerinden geçen ticaret yolları, bölgedeki şehirlerin ticari ve ekonomik olarak kalkınmasını sağlamıştır. Ticaret yolları üzerinde bulunan önemli merkezlerde uluslararası pazarlar kurularak dünyanın dört bir tarafından gelen tüccarlar bu pazarlarda buluşurdu. Ayrıca ahilerin de etkisiyle şehirlerde kurulan meslek örgütleri şehirlerin ekonomik olarak kalkınmasına katkı sağlamıştır. Anadolu'nun iklim şartlarından dolayı tarım ve hayvancılığa elverişli olması ticaret ile beraber sanayi, tarım, hayvancılık ve madencilikte bölge şehirlerinin ekonomik olarak gelişmesine katkı sağlamıştır. Sivas, Erzurum, Erzincan, Diyarbekir, Mardin, Düneysir, Malatya, Urfa ve Harput gibi şehirler Türkiye Selçukluları zamanında doğu bölgesinin en büyük ticaret merkezlerindendi.

Anadolu SelçuklularıDoğu AnadoluEkonomi+4
Onur Aydın
Agri Ibrahim Cecen University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimFA

Şebânkâreî'nin Mecm'au'l-Ensâb adli eserinde Moğollar

Cengiz Han'ın kurmuş olduğu Moğol İmparatorluğu yayılmış olduğu coğrafya ve bu coğrafyanın idaresi bağlamında karşılaşılan sıkıntılardan ötürü devlet, Cengiz Han'ın daha hayatta iken uygulamış olduğu politikası gereği dörde bölünmüştü. Anadolu, Irak ve İran havalisinin yanı sıra geniş bir coğrafyada hüküm süren İlhanlılar, Hülagu Han'la birlikte baş gösteren ekonomik problemlerle ve Ebu Said Bahadır Han'la tamamen ortaya çıkan siyasi problemlerle yüzleşmiştir. Kadın yöneticilerin zaman zaman devlet yönetimine katıldıkları ancak kimi zaman şehzadeleri kendi kontrollerine aldıkları da görülmüştür. İlaveten Ebu Said Han'la birlikte devlet idarecilerinin, vezir ve emirlerin kontrolüne geçen devlet farklı bölgelerde değişik sıkıntılar yüz yüze kalmıştır. Bazı bölgelerde Akkoyunlular, Celayirliler, Çobanoğulları gibi müstakil devlet ve beylikler de ortaya çıkmıştır. Tezimizde ağırlıklı olarak İlhanlı sultanlarını ve eşlerinin yanı sıra ön plana çıkan devlet idarecilerini, devlet idaresinde bazı idarecilerin güçlerini ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler; Cengiz Han, Cengiz Han'ın çocukları, İlhanlılar, Ebu Said Bahadır Han, Akkoyunlular, Celayirliler

Halil Gezer
Batman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bahrî Memlûkler döneminde Oğuzlar/Türkmenler (1250/1382)

XI. yüzyılda cereyan eden Oğuz muhaceretinin şekillendirdiği en önemli coğrafyalardan biri Biladü'ş-Şâm'ın Kuzey bölgesidir. Kuzey Suriye bölgesine intikal eden Türkmen aşiretleri, Fâtımîler (909-1171) ve bölgenin yerel idarecileri arasındaki iktidar savaşına kısa sürede dâhil olmuş, bölgede önemli bir siyasi güç olarak ortaya çıkmışlardır. XIII asırda gerçekleşen Moğol İstilası'nın yarattığı korku ve tahribat Türkmenlerin ikinci büyük göç dalgasını tetiklemiş ve uçlara kaçmak zorunda kalan Türkmenler Memlûk Devleti'nin kuzey sınırında birikmiştir. Bilhassa Sultan Baybars 1277/676 yılındaki Elbistan Savaşı'ndan sonra kendisine iltica etmek isteyen Türkmenleri Kuzey Suriye ve sahil hattına yerleştirmiştir. Sultan Baybars'ın Türkmen ve yerel güçleri devletin taşra nizamına dâhil etme stratejisi uzun yıllar boyunca Memlûk Devleti'nin Kuzey hududunu güvence altına almıştır. Bu süreçte Türkmenler Ermeni, Frank ve Moğol birlikleri karşısında birçok kez savaşa girip Memlûk sınırlarını müdafaa etmişlerdir. İlhanlı Hükümdarı Ebû Said Bahadır Han'ın ölümünün yarattığı siyasi boşluk ve istikrarsızlık onlar için bir kırılma noktası olmuştur. Bu minvalde Dulkadirli ve Ramazanlı Türkmenleri, Memlûk otoritesinden çıkarak müstakil bir beylik tesis edebilmeyi başarmış, Biladü'r-Rûm'un Biladü't-Türkmân'a dönüşmesine giden sürecin taşlarını örmüşlerdir. Memlûk Devleti ve Türkmenlerin arasındaki münasebetler yalnızca siyasî ve idarî düzlemde de kalmamış, tarihsel süreç içerisinde dil ve kültüre de yansımıştır. Bu nedenle XV. yüzyılda Memlûk sarayında konuşma ve yazı dili olan Kıpçak Türkçesi Oğuz Türkçesi'ne dönüşmüştür.

Hüseyin Yeşil
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fâtımîler dönemi için yeni bir kaynak: Meraklar Kitabı'na göre okyanuslar, denizler, nehirler ve göller

Fâtımîler, Sünnî anlayışın karşısında durarak Şiî akideyi tüm dünyaya yaymak ve İslâm'ın gerçek temsilcileri olmak amacını taşımaktaydılar. Bu uğurda Kuzey Afrika bölgesinde genişlemeye başlayan Fâtımîler, kısa süre içinde Akdeniz'de de stratejik fetihler gerçekleştirmişlerdir. Akdeniz Havzası'nda üstünlük elde etmek onlar için öncelikli hedef olmasına rağmen Çin'e kadar uzanmak gâyesi gütmekteydiler. Fâtımîler döneminde te'lif edilmiş anonim coğrâfî bir kaynak olan Meraklar Kitabı'nda ele alınan haritalar üzerinden Fâtımîlerin denizcilik alanına ve su güzergâhlarına yüklediği askerî, siyâsî, sosyal ve iktisâdî anlamı ortaya çıkarmayı hedefleyen bu araştırmada Ortaçağ'daki diğer kaynak eserlerle mukayese yoluna gidilerek su coğrafyalarının temel özellikleri ele alınmıştır.

Coğrafi dağılışCoğrafi verilerCoğrafya+7
Rumeysa Peker
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Birinci Haçlı Seferi öncesinde Güney İtalya

Kuzeyli bir halk olan Vikingler ana vatanları Norveç, İsveç ve Danimarka'dan hareketle VIII. yüzyıldan itibaren Avrupa'nın diğer bölgelerini ve daha da uzak yerleri istila ve işgal etmeye, baskınlar yapmaya başladılar. Vikingler'in Avrupa'da ilk saldırıya geçtiği topraklar İngiltere'dir. Ancak Vikingler İngiltere ile sınırlı kalmamış, İrlanda, İskoçya, Fransa ve Endülüs'e de VIII. ve IX. yüzyıllarda ciddi saldırılarda bulunmuşlardır. Hatta onlar doğuda ilk Rus Devleti'nin kurulmasında da önemli roller de üstlenmişlerdir. Viking kökenli olan Normanlar, XI. yüzyılın ilk yıllarında hac yolu ile İtalya'ya geldiler. İlk önceleri paralı askerlik yapan Normanlar, Lombard prensliklerinin ve Bizans İmparatorluğu'nun içinde bulunduğu zor durumdan istifade ederek zamanla bunu kendileri adına siyasî bir çıkar için kullandılar. 1040 yılından sonra İtalya'ya gelen Hauteville ailesi ise yeni bir süreci başlattı. Normanları İtalya'dan çıkarmak amacı ile 1053'te Papalık önderliğinde Civitate'de bir savaş yapıldı, fakat burada Normanlar galip geldi. 1059-Melfi Konsili'nde Papalık Roberto Guiscardo'yu Apulia ve Calabria Dükü ilân etti. Norman topraklarının resmî olarak tanınması, onların kazanımlarına ayrı bir hız kazandırdı. 1091'e kadar Güney İtalya, tamamen Normanların eline geçerken 1095 yılında Haçlı Seferleri'nin ilân edilmesi onlar için bir fırsat oldu. 1096 yılında Bohemund önderliğinde Güney İtalya Normanları, Birinci Haçlı Seferi'ne katıldılar. Ancak bu sefere dinî duygular ile değil, kendilerine Balkanlar'da veya Anadolu'da yeni topraklar ele geçirme hayalleri ile katıldılar.

Bizans İmparatorluğuBizanslılarGüney İtalya+6
Ebubekir Çelikcan
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye Selçuklu Sultanlarının dinî anlayışları ve siyasî yansımaları

Anadolu'nun İslamlaşması ve Müslüman Türk yurdu hâline gelmesinde Türkiye Selçuklu Devleti ve sultanları büyük rol oynamıştır. İslâm dininin Anadolu'daki tezahürünü anlamak için, Türkiye Selçuklu Devleti sultanlarının dinî anlayışlarını ve bu anlayışlarının siyasî yansımalarını bilmek son derece elzemdir. Ancak şurası da açıktır ki Türkiye Selçuklu sultanları nasıl Anadolu'daki İslamlaşma faaliyetlerini inşa ettilerse aynı zamanda kendileri de bu coğrafyada inşa olmuşlardır. Onların hükümranlıkları boyunca aynı kalan ve tek tip bir şekilde yayılması sağlanan bir dinî anlayıştan bahsetmek mümkün değildir. Bu sebeple biz, her bir sultanı tek tek, hayatlarındaki olayları da göz önünde bulundurarak ele aldık. Böylelikle sultanların dinî anlayışı hakkındaki genel kabullerin ne kadar gerçekliği olduğunu detaylarıyla birlikte sorguladık. Sonuç olarak da sultanların süreç içerisindeki dinî anlayışlarındaki değişimleri, bu değişimlerdeki etkenleri ve dinî anlayışlarının siyaset sahnesine olan yansımalarını ortaya koyduk. Buna göre Türkiye Selçuklu sultanları her daim Hanefî olarak kalmakla beraber, itikadî olarak süreç içerisinde çeşitli mezheplere yaklaşmışlardır. Bununla birlikte bu mezheplerin her sultandaki tezahürleri de aynı değildir.

Anadolu SelçuklularıDin anlayışıDin-siyaset ilişkileri+4
Ozan Hayri Soyer
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Selçuklular Devri önemli sağlık kurumlarından Sivas Dârü's-sıhhası ve Divriği Dârü'ş-şifâsı

Henüz VII. yüzyılda İslâm orduları İran topraklarını ele geçirdikten sonra İslâm tıbbı Cündişâpûr tıp okuluyla karşılaştı. Burada sentezlenmiş olan Yunan-İran-Hint tıp bilgisi İslâm tıbbının gelişmesinde büyük rol oynadı. Büyük Selçuklu Devleti'nin Ortadoğu'ya hükmetmeye başlamasıyla ise bu bilgi vse birikim birçok değerli hastanenin oluşturulmasını sağladı. Büyük Selçuklular ve onlara bağlı atabeglikler tarafından kurulan Adudî Hastanesi, Nûreddin Mahmud Zengî Hastanesi ve Gökbörü Müessesesi'nin içinde yer alan hastane gibi önemli kurumlar Anadolu'yu pek çok yönden etkilediler. Bu hastanelerden yetişen pek çok hekim Anadolu'ya geldi. Burada eğitimler verdiler ve öğrendikleri tıp bilgisini bölgeye aktardılar. Haçlı saldırıları Akdeniz'deki İslâm egemenliğini kesintiye uğratırken, İslâm Devletlerinin ticaret için Anadolu'ya yönelmesine de vesile oldu. XIII. yüzyılda Anadolu'da önemli sayıda kervansaray inşâ edilirken Türkiye Selçukluları'nın başarılı politikasıyla nüfusta ve bölgedeki canlılıkta da ciddi bir artış meydana geldi. Yaşanan toplumsal canlılık, sağlık hizmetlerini de zorunlu hâle getirdi. Ortadoğu'dan getirilen tıp bilgisi bu konuda önemli adımlar atılmasını mümkün kıldı ve Anadolu'da hastaneler kuruldu. İlk inşâ edilen hastanelerden ikisi konumuzu oluşturan Sivas Dârü's-sıhhası ve Divriği Dârü'ş-şifâsı'dır. Bu hastaneler toplumsal hayatla iç içe yaşayan canlı birer kurum olarak varlıklarını sürdürdüler. Anadolu sosyal yapısı içinde birçok görevi îfâ ettiler. Divriği Dârü'ş-şifâsı'nda çalışan Abdüllatîf el-Bağdâdî Ortadoğu'daki okullarda tıp bilgisini kazanmıştı. Anadolu'da bir taraftan hastalıklarla uğraşırken diğer taraftan ders veriyor ve bölgeyi gezerek bitki araştırmaları yapıyordu. Binalar onun gibi entelektüellere sahip çıkıyor, bölgeden tedarik edilmesi imkânsız olan gerekli malzemeyi temin etmek için kervansarayları ve ticaret yollarını kullanıyorlardı. Diğer taraftan sadece hastaneye gelen hastalarla ilgilenmiyorlar, kervansaraylarda ciddi rahatszlıklar var ise buralarda da hekimlik hizmeti veriyorlardı. Ayrıca sarayla da irtibatları vardı. Sultanlar hastalandığında en iyi hekimler onlarla ilgileniyor ve hatta bazen bu isimler sarayda çalışıyorlardı. Gerekli görüldüğü taktirde ise sultanlarla savaşa dahi katılıyorlardı. Bu müesseselerin varlığını sürdürmeleri için önemli vakıflar tahsis edilmişti. Bu gelirler sayesinde Divriği Dârü'ş-şifâsı varlığını XIV. yüzyıla Sivas Dârü's-sıhhası ise XV. yüzyıla kadar devam ettirebilmiştir. Çalışmamızda bu iki hastanenin bânilerini, kuruldukları mekânları, çalıştırdıkları görevlileri, ekonomik kaynaklarını, arkeolojik kalıntılarını ve işlevlerini ne zaman ve ne sebeple kaybetmiş olabileceklerini ele aldık. Çeşitli yönleriyle bu iki binayı karşılaştırmalı olarak irdeledik.

DarüşşifaHastanelerSağlık kuruluşları+5
Özcan Salman
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hıristiyan Albililere (Katharlara) yönelik Haçlı Seferi: Sebepler, ibtidâ ve akisler (1209-1216)

Roma Kilisesi'nin uygulamalarına karşı çıkan ve kilise tarafından Heretik sayılan Katharizm mezhebi, XII. yüzyılda Güney Fransa'nın içinde bulunduğu siyasî, dinî ve sosyo- kültürel ortam sayesinde bu coğrafyada hızla yayılıp nüfuz kazandı. Papalık, günden güne artan bir şekilde kendi otoritesi için tehdit oluşturan Katharlara karşı XII. yüzyılın ortalarından itibaren caydırıcı olmasını umduğu bazı tedbirler almaya çalıştıysa da bir başarı elde edemedi. Papa III. Innocentius (1198-1216) tarafından bölgede vaaz vermesi için gönderilen elçilerden Pierre de Castelnau'nun öldürülmesi üzerine papa, Hıristiyan dünyasını bu gruba karşı Haçlı Seferi'ne çağırdı ve katılacaklar için af vaat etti. Böylece 1209 yılında Hırıstiyanların yine Hıristiyanlara karşı Haçlı Seferi başladı. Carcassonne ele geçirildikten sonra Simon de Montfort bu Haçlı Seferi'nin lideri seçildi. Simon de Montfort, liderliğinin özellikle ilkdönemlerinde askerlerin seferden ayrılması sebebiyle sıkıntı çektiyse de aldığı destekler sayesinde Güney Fransa'da Katharların elinde bulunan birçok merkezi ele geçirmeyi başardı. Bununla birlikte kadın, çocuk ayrımı yapılmaksızın binlerce Hıristiyan Kathar katledildi. 1218 yılında Simon, Kathar merkezlerinden Toulouse'u kuşattığı sırada hayatını kaybetti. Onun ölümüyle birlikte güneyli lordlar Haçlıların daha önce ele geçirmiş olduğu şehir ve kasabaları tek tek geri almaya başladılar. Fransa Kralı VIII. Louis'in(1223- 1226) yeni bir Haçlı Seferi amacıyla Languedoc'a yönelmesiyle Haçlılar tekrar birçok yeri kanlı mücadeleler sonunda ele geçirdiler. En sonunda Toulouse Kontu VII. Raymond uzlaşmak zorunda kaldı ve 1229 yılında imzalanan Meaux Antlaşması ile sefer nihayete erdi.

Haçlı seferleriHaçlılarHristiyanlar+1
Merve Arslanbay
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimEN

Karaman Eyaleti'nde zaviye-hankahlar ve tarikatlar: Selçuklu, Karamanoğlu ve Osmanlı Dönemleri, 1200-1512

This dissertation analyzes the dervish lodges and Sufi orders in the Province of Karaman of the Ottoman Empire. The main source for this dissertation is the Register of the Pious Foundations of the Province of Karaman dated 888/1483. This register details accounts of the pious foundations of dervish lodges from the time of Seljukids and of the Karamanoğlus. There are other types of pious foundations such as mosques and madrasas also mentioned in the register. Yet, the main focus of this study will be the dervish lodges and Sufi orders.The register of 888/1483 will be analyzed in light of other sources such as chronicles, Sufi hagiographies, and literary works written during the Seljukid, Karamanoğlu, and classical Ottoman periods. The study demonstrates that the dervish lodges remained at the center of life during the period in question and that nearly every segment of society from the ruling class to the masses visited and shared their experiences in dervish lodges. In this dissertation, Sufi orders, particularly the Mevleviyye and the Halvetiyye, will also be analyzed in relation to their attitudes towards political authority.Keywords: Seljukid, Karamanid, Zâviye, Khankâh, Sufism

Fatih Bayram
Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye Selçukluları ile Danişmedliler arasındaki ilişkiler

Alp Arslan?ın 1071 Malazgirt zaferinden sonra Anadolu?da Türk devletleri kurulmuş ve bu devletler Anadolu?nun Türkleşmesinde etkili olmuşlardır. Süleyman Şah tarafından İznik?te kurulan Anadolu Selçuklu Devleti ve Danişmend Gazi tarafından Sivas ve çevresinde kurulan Danişmendliler Devleti de Anadolu?nun önemli devletlerindendir. XI. ve XII. yy Anadolu?sunda gerek bu iki devletin birbirleriyle gerekse bu devletlerin Ermeniler, Rumlar ve Bizans ile mücadeleleri oldukça önemlidir. Selçukluların Anadolu?da tek güç olma istekleri, Bizans?ın Malazgirt savaşına rağmen vazgeçmediği Anadolu emelleri büyük savaşlara sebep olacaktır. Selçukluların ve Danişmendlilerin Haçlı birliğine karşı birlikte hareket ettiği önermesinden hareketle Türk devletlerinin gerektiğinde gayrimüslimlere karşı birleştikleri örneklerle ortaya konulacaktır. XII. yüzyılın?ın ikinci yarısında vuku bulan Miryokefalon zaferi ile Bizans direncinin kırıldığının ve Anadolu?da Türkmen unsurlarının kalıcı hale geldiği açıklanacaktır. Bu araştırma ile amacımız devletlerin siyasi geleceklerini garantiye almak için başvurdukları yolları ve Anadolu?nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında Danişmendli ve Selçuklu devletinin rollerini ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: 1. Malazgirt Zaferi 2. Anadolu Selçuklu Devleti ve Danişmendliler Devleti 3.Süleyman Şah 4.Danişmend Gazi 5.Haçlılar Bilim Kodu:

Anadolu SelçuklularıDanişmendnameOrta Çağ+2
Zelal Bozhan
Aksaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eski Türklerde şehircilik: Karahanlı Devleti örneği

Bu araştırmanın amacı; Orta Çağ Orta Asyasının coğrafi tanımlamasını yaparak Orta Çağ?da Karahanlı Devleti dönemi öncesi kurulan Türk devletlerinin ve bu dönemin kent kültürü özelliklerine genel bir bakış yapmak ve Karahanlı kentlerinde maddi kültürün özelliklerini ayrıntılı bir şekilde incelemek ve ayrıca Türk-Arap ilişkilerinin hangi koşullarda başlayarak Türklerin İslamiyeti kabul etmesinde Talas Savaşı?nın ne gibi bir etkisi olduğunu ve bununun akabinde hangi kökenden geldiği tartışmalı olan Karahanlı Devleti?nin İslamiyeti nasıl kabul ettiğini araştırmak olacaktır. Araştırmamızın dayanak noktası; Arkeolojik çalışmalar sonucu ortaya çıkan araştırmamızla ilgili eserleri incelemek, olay ve olguları bağdaştırarak neden-sonuç ilişkisi içerisinde değerlendiren akademik çalışmaları incelemek olacaktır.

Eski TürklerKarahanlılarKültürel etki+6
Serpil Kanal
Aksaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anadolu'da Erken Dönem Bizans mimarisi

Bizans İmparatorluğu?nun, çeşitli kültür izlerini taşıyan, farklı ülkeleri içine alan coğrafi konumu ve Hristiyanlığı resmi din olarak kabul etmesi Bizans Mimarisi?ne yeni unsurların girmesine yol açmıştır. Erken Dönem Bizans Mimarisi geçiş dönemi ile birlikte M.S. 4.-7.yüzyılı kapsayan dönemdir. Yerleşmiş olduğu coğrafyanın da etkisiyle Bizans mimarisinin ve sanatının kökü; eski Yunan kültüründen kaynaklanan, Roma ve Doğu?nun kültür izlerini taşıyan bir mimariden ve sanat anlayışından doğmuştur. M.S. 4. yüzyılda I. Konstantinus döneminde Hristiyanlığın serbest bir din haline gelmesiyle ülkenin her yerinde kiliseler yapılmaya başlanmıştır. I. Konstantinus ile başlayan Bizans?a özgü mimariyi, diğer Bizans İmparatorları devam ettirmiştir. Böylece mimari, özgünlüğünü ve farklılığını bu süreç içerisinde tamamlamıştır. Süreç içerisinde en görkemli mimariyi Bizans, imparator I. Justinianos döneminde yakalamıştır. Doğu-Batı arasında yer alan Bizans, batılı köklerden doğmuş ve sonrasında doğulaşmış bir uygarlıktır. Çalışmamızda, Bizans?ın I. Konstantinus?tan I. Justinianos?a kadar olan erken mimari yapısını ele almaya çalıştık. Üzerinde yaşadığımız çevrede Bizans döneminden günümüze birçok eser yer almaktadır. Yaşadığımız çevreyi tanıdığımızda tarih ve mekân bizim için daha anlamlı olacaktır.

AnadoluAnadolu mimarisiBizans mimarisi+5
Fatma Helvacı
Aksaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vikingler ve Viking istila çağı (M. S. 793-1066)

Avrupa'nın birçok bölgesine saldıran, yağmalarda bulunan ve genel olarak ''Viking'' olarak adlandırılan halklardan bahsedilmiştir. Viking Çağı'nın M.S. 793'te başlayıp, M.S. 1066'da Stamford Bridge Savaşı ile bittiği kabul edilmektedir. Tezimizin ana bölümünü bu tarihler arasındaki Viking icraatları oluşturmaktadır. İkinci bölümde ele aldığımız Viking Çağı olaylarından önce Vikinglerin anavatanı olan İskandinavya'nın Viking Çağı öncesi tarihine göz atmamız gerekmekteydi. Bu yüzden üç ana bölüme ayırdığımız bu çalışmanın ilk bölümünde Viking Çağı'ndan önce İskandinavya konusunu ele aldık. İkinci bölümde öncelikle Vikinglerin Batı Avrupa'daki faaliyetlerine değindik. Burada Vikinglerin saldırısına maruz kalan en önemli güç Karolenj İmparatorluğuydu. Viking saldırılarının seyri ve bu saldırıların Karolenj İmparatorluğuna etkisi detaylı olarak değerlendirilmiştir. Daha sonra Britanya ve İrlanda bölgelerindeki Viking saldırıları ele alınmıştır. Vikinglerin İngiltere ve İrlanda'daki aktivitelerine değindikten sonra Kuzey Atlantik'teki Viking keşifleri konu edinilmiş ve sırasıyla Faroe Adaları, İzlanda, Grönland ve nihayet Vikinglerin Amerika kıtasını keşfetmeleri meselesine değinilmiştir. Batıdaki Vikinglerin faaliyetleri bu şekilde vurgulandıktan sonra doğuda (Doğu Avrupa, Rusya ve Hazar Denizi civarı) etkili olan ve çoğunlukla Rus veya Vareg olarak adlandırılan Vikinglerin tarihi konusu tartışılmıştır. Vikingler tüm bu coğrafyalarda çoğunlukla eş zamanlı bulunduğu için olaylar ve bölgelere yayılma tarihleri açısından kopuklukları önlemek düşüncesiyle çalışmanın sonuna bir kronoloji eklenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise Vikinglerin başarısında başrolü oynayan Viking gemileri ve savaş teknolojileri açıklanmış, daha sonra da İskandinav mitolojisi konusu ele alınmıştır. Çalışmanın sonunda Vikinglerin dönem Avrupa'sı üzerinde büyük etki bıraktığını ve Avrupa tarihini şekillendiren önemli etmenlerden birisi olduğunu ortaya koyduk. Diğer taraftan doğuda Volga Bulgarları, Hazarlar ve Peçenekler gibi Türk topluluklarıyla, Arap İslam halklarıyla önemli ilişkilerinin olduğunu dile getirdik. Bu çalışmada Viking araştırmalarının başlangıcından beri ortaya konulmuş kaynaklardan elden geldiğince faydalanılmıştır. Fakat ne güncel bakış açılarına teslim olunmuş ne de geçmişe çok bağlı kalınmıştır. Eski kaynaklardan oldukça değerli ve halen güncelliğini koruyan eserler olduğu kadar güncel olup son derece sığ kalmış eserler de mevcuttur. O yüzden kaynaklar titizlikle taranmış ve Vikingler ile ilgili bilgiler en güncel haliyle sunulmuştur.

AvrupaGemilerSavaş tekniği+3
Selim Karagöz
Aksaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anadolu Selçuklu Devleti döneminde Anadolu'da ticaret ve ticaret yolları

Bu çalışmada; Anadolu Selçuklu Devleti Döneminde Anadolu'da Ticaret ve Ticaret Yolları hakkındaki bilgiler sistemli bir çalışma sonucu anlatılmaya çalışılmıştır. Selçuklular Anadolu'ya geldiklerinde, Anadolu Türklerini siyasi teşkilatları altında birleştirmişlerdir. Bunun dışında farklı etnik kökene sahip kavimler de bölgeye huzur ve adaleti getiren Selçuklu hâkimiyeti altına girmişlerdir. Selçukluların sağlamış olduğu bu siyasi birlik ve beraberlik, Anadolu'da ticaretin canlanmasına ve Anadolu'nun Milletlerarası ticaret yolu haline gelmesine yol açmıştır. Selçuklular Anadolu'da fethettikleri yerlerde imar faaliyetlerine girişmiş, buralarda hanlar ve kervansaraylar inşa etmişlerdir. Selçuklu devleti ilk olarak kara ticaret yollarına önem vermiştir. XIII. Yüzyılda ise 1207'de fethettikleri Antalya, 1214'de alınan Sinop ile deniz ticaret yollarına Anadolu'nun kapılarını açmışlardır. Böylece Selçuklular hem Akdeniz hem de Karadeniz'de önemli ticaret yollarına sahip oldular. Sonuç olarak ticaret, ekonomik bir olay olmanın yanı sıra sebep ve sonuçları itibarıyla aynı zamanda siyasi ve sosyal bir olaydır. Bunun en açık örneğini sergileyen devletlerden birisi de Selçuklu Devleti'dir. Zira Selçuklular ticari önem arz eden şehirler ve limanlar fethederken, ticaret antlaşmaları yaparken, karşılıklı ticari faaliyetlerin geliştirilmesine ve ticaretle devletin zenginleşmesinin hedeflenmesinden ziyade, iç piyasanın ihtiyacı olan emtianın sağlanılmasına yönelmiştir

Anadolu SelçuklularıSelçuklularSelçuklular Dönemi+3
Selvihan Uskun
Aksaray University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Moğollar ve Timurlular devrinde küregenlik

Ünvan, "bir kimsenin işi, mesleği ya da toplum içindeki durumu ile ilgili olarak kullanılan ad, san" olarak tanımlanmaktadır. Aynı zamanda "bir kimsenin temsil ettiği ya da göreviyle ilgili olarak anıldığı ad ya da sıfat ve hükümdarlık alâmeti" olarak da karşımıza çıkmaktadır. "Moğollar ve Timurlular Devrinde Küregenlik" isimli bu çalışmada ele alınan temel konu küregen'dir. Küregen olabilmek için Cengiz Han soyundan gelen soylu ve seçkin kadınlarla evlenmek şart olsa da kaynaklarda bazı küregenlerin kiminle evlendiğini bilmeden de küregen olduğunu hatta askeri ve idari konularda ünvanları sayesinde rütbe kazandıklarını görmek mümkündür. Küregen olmak hiç şüphesiz meşruiyet ve güç kazanmanın yollarından biridir. Buna verilebilecek en güzel örnek ise Emir Timur'dur. Emir Timur'un küregen olarak kabul edilmesi, Saray Mülk Hanım ile evlenmesi dolayısıyladır. O, bu evlilik sayesinde soyunu Cengiz Han'a dayandırmayı başarmıştır. Böylesi siyasi evliliklerden elde edilebilecek gücün farkında olan Timur, çocukları ve torunlarına küregen olmaları hususunda evlilikler gerçekleştirmelerini tembihlemiştir. Moğollarda ve Timurlularda küregen olan kişilere bakmadan önce onlara bu nüfuzu sağlayacak kadınların da hayatlarına bakmak, onları tanımak oldukça mühimdir. Cengiz Han'ın atası olduğu düşünülen Alan Hoa başta olmak üzere Sorkoktani Beki, Bağdat Hatun, Dilşad Hatun gibi birçok seçkin Moğol kadınını tanımak ve onların devlet idaresi üzerindeki söz haklarından bahsetmek küregenlerin faaliyetlerini anlamak açısından önemlidir. Birçok devlet adamı için bu kadar önemli bir ünvana sahip olmak, mutlak bir gücün temsiliyetinden kaynaklanmaktadır. Bu sebeple Moğollar ve Timurlularda muhtelif faaliyetlerde bulunmuş küregenler ile karşılaşmak mümkündür. Bu çalışma, adı geçen devletlerde söz hakkı edinmiş ve devletin çeşitli mercilerinde çalışmış kişilerin hayatları, bu süreçte devlet içerisindeki faaliyetlerini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır.

Aleyna Durmuş
Erzurum Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00