
6.128
Arşivlenen Tez
33
DOI Atanmış
1%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Gelişmekte olan ülke kökenli çokuluslu şirketlerin doğrudan yabancı yatırımlarından kaynaklı ters bilgi transferi üzerine bir vaka analizi
Gelişmekte olan ülke kökenli şirketlerin son zamanlarda doğrudan yabancı yatırımlarının (DYY) artması çokuluslu şirketlerinin dışarıya yönelik gerçekleştirdiği DYY'ler ile ortaya çıkan bilgi paylaşımlarını incelemeyi önemli hale getirmektedir. Literatürde özellikle Çin, Brezilya, Hindistan gibi gelişmekte olan ülke kökenli şirketlerin uluslararasılaşmalarından ortaya çıkan bilgi paylaşımlarıyla ilgili birçok çalışma bulunmaktadır. Diğer gelişmekte olan ülke kökenli şirketler gibi Türk DYY'lerde bazı sektörlerde dünyadaki sayılı üreticilerden biri haline gelmesi ve yalnızca sermaye girişi yarattıkları için değil, aynı zamanda bilgi paylaşımının kritik bir kaynağı oldukları için önem taşımaktadır. Bundan dolayı Türk kökenli çokuluslu şirketlerin de diğer gelişmekte olan ülke kökenli şirketler gibi araştırılması değer bir konumda yer almakta ve akademik çalışmalara daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Bu gerekçeyle Türk kökenli çokuluslu şirketlerin uluslararasılaşmalarıyla ortaya çıkan bilgi paylaşımları hakkında bilgi sahibi olma ve sürdürülebilir rekabet ortamının yakalanması için Türk kökenli çokuluslu şirketlerin uluslararasılaşma süreçleri üzerinde durularak lokasyonlarda ortaya çıkan bilgi düzeylerinin keşfedilmesi ve ters bilgi transfer (TBT) faydasının ortaya konulması hedeflemektedir. Bu çalışmada vaka analizi yöntemi kullanılarak, gelişmiş ve gelişmekte olan bölgelerde DYY'leri bulunan bir şirketin üst düzey yöneticileri ile yapılan mülakatlara dayanarak elde edilen bulgular değerlendirilmektedir. Bu bulgular sonucunda TBT'nin yalnızca gelişmiş ülkelerden değil aynı zamanda diğer gelişmekte olan ülkelerden de farklı düzeylerde bilgiler elde edilebileceğini göstermektedir. Fayda bazında değerlendirildiğinde TBT'nin, zaman ve maliyet açısından faydalar sağlayarak süreçlerin iyileştirilmesine yardımcı olduğu görülmektedir. Aynı zamanda yeni bir ürün geliştirme, ürün tekliflerinin azaltılması, teknolojik gelişmenin yönlendirilmesi ve eksik bilgi süreçlerinin tamamlanması noktasında da faydalar sağladığı ortaya konulmaktadır.
Araç rotalama problemlerine genetik algoritma yaklaşımı: Bir gıda dağıtım firması uygulaması
Firmaların küresel pazar koşullarında rakipleriyle rekabetinde en önemli rolü müşteri memnuniyeti oynamaktadır. Firmalar müşterilerini memnun edebilmek için etkili ve hızlı servis yapmak zorundadırlar. Lojistik kavramının en önemli parçası olan araç rotalama problemi firmaların en çok sorun yaşadığı problemlerden biridir. Öte yandan, literatürde genişçe yer alan Araç Rotalama Problemlerinin (ARP) çözümünde son yıllarda sezgisel ve meta sezgisel yöntemlere başvurulmaktadır. Müşteri sayısının artmasıyla karmaşıklaşan problemlere en iyi ya da yakın çözümü en kısa zamanda bu yöntemler bulmaktadır. Evrim teorisinden esinlenilerek geliştirilen Genetik Algoritma (GA), uygulamasının kolay ve karmaşık matematiksel formüller içermemesinden dolayı tercih edilen yöntemlerden biridir.Bu çalışmada Trabzon'da faaliyet gösteren gıda sektöründeki bir dağıtıcı işletmenin, müşteri grubunda yer alan büyük marketlere ürün dağıtımı için araç filolarının kullandıkları en uygun rotanın belirlenmesi ve önerilen rotanın maliyetinin en küçüklenmesi amaçlanmıştır. Problemin çözümde, meta sezgisel çözüm yöntemlerinden olan genetik algoritma tekniği kullanılmıştır. Söz konusu işletmenin, hizmet ettikleri müşterilerinin konumları, dijital ortamda belirlenip birbirleriyle olan uzaklıkları hesaplanmıştır. Daha sonra geliştirilen genetik algoritma modelinin önerdiği çözümle araç filolarının izledikleri rotalar bir haftalık verilerle karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlarla mevcut sistem karşılaştırılmış ve önerilen modelin firmanın bir haftalık toplam yol mesafesini % 14,5 oranında iyileştirdiği tespit edilmiştir.
Türkiye'de tarım sigortalarında tarım sigortaları havuzu ve tarsim uygulaması
Tarım sektörü özellikleri bakımından bütün dünyada hem ekonomik hem de stratejik olarak en önemli sektörler arasında yer almaktadır. Tarımsal üretimin genellikle açık alanlarda yapılıyor olması nedeniyle, tarım sektörü başta doğal riskler olmak üzere birçok risk ve belirsizlikten etkilenmektedir. Sağlıklı ve verimli bir tarımsal üretimin yapılabilmesi için de bu risk ve belirsizliklerin etkilerinin en aza indirilmesi gerekmektedir. Bu risk ve belirsizliklere karşı korunmayı sağlayan en önemli risk yönetim aracı ?Tarım Sigortasıdır?. Tarım sigortası, tarımsal üretimi etkileyen risk ve belirsizlikleri teminat altına alarak, tarımsal üretimin devamlılığını sağlar. Türkiye'de tarım sektörü ülke kalkınmasına değişik yollarla katkı yapmakta olup, büyük bir potansiyele sahiptir. Bu potansiyelin değerlendirilebilmesi açısından da ?Tarım Sigortası?nın önemi büyüktür. Bu çalışmada, Türkiye'de 14 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren ?Tarım Sigortaları Kanunu? çerçevesinde uygulamaya koyulan Devlet Destekli Tarım Sigortalarının temelini oluşturan Tarım Sigortaları Havuzu ve havuzun işletici şirketi olan TARSİM'in çalışmaları ile yeni sistemin başarılı bir şekilde sürdürülebilmesi için üzerinde durulması gereken konular incelenmektedir.Anahtar Kelimeler: Tarım, Tarım Sigortası, Tarım Sigortaları Havuzu, TARSİM
2008 küresel krizinin Trabzon'daki küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansman yapısı üzerindeki etkileri
Ortaya çıkan ekonomik krizler, makro ve mikro boyuttaki tüm ekonomik birimler üzerinde etkileri olmaktadır. Bu etkiler ülkeden ülkeye, işletmeden işletmeye değişiklik göstermektedir. 2008 küresel ekonomik krizinin de dünyada ve Türkiye'de olumsuz etkileri olmuştur. Dünya genelindeki etkileri makro boyutta yaşanmış, Türkiye'deki etkileri ise özellikle reel sektör olarak adlandırılan mikro boyutu etkilemiştir. KOBİ'ler de Türkiye'nin reel sektörünün önemli bir parçasıdır fakat KOBİ'lerin öz sermaye yetersizlikleri, finansman imkânlarının sınırlı olması gibi problemleri vardır.Bu çalışma 2008 küresel krizinin Trabzon'da faaliyet gösteren KOBİ'lerin finansman yapısı üzerinde nasıl etki yaptığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemini 101 KOBİ oluşturmaktadır. Çalışmada, 2008 küresel krizinin KOBİ'lerin finansman yapısı üzerindeki etkileri ve alınan önlemler ortaya koyulmuştur. KOBİ'lerin özellikleri açısından 2008 küresel krizinin finansman yapısı üzerindeki etkilerini belirlemede ve bu etkileri azaltmak için alınan önlemlerde istatistikî analizler yapılmıştır. Yapılan analizler sonucu, 2008 küresel krizinin KOBİ'lerin özellikle alacak tahsilindeki gecikmelerde ve borçlanma durumları üzerinde önemli etkileri gözlemlenmiştir.Anahtar Kelimeler: 2008 Küresel Krizi, KOBİ, Finansman Yapısı
Canlı varlıkların TMS 41 çerçevesinde muhasebeleştirilmesi
Canlı varlıklar doğma, büyüme, olgunlaşma, üreme, yaşlanma ve ölüm gibi sürekli olarak biyolojik dönüşüme maruz kalmaktadırlar. Bu nedenle canlı varlıkların muhasebeleştirilme ve ölçümlerinin, tarım işletmelerinin sahip olduğu diğer varlıklardan farklı olması gerekmektedir.Türkiye Muhasebe Standartları 41, Tarımsal Faaliyetler Standardı, canlı varlıkların bu özelliklerini dikkate almakta ve muhasebeleştirilme ve ölçüm ilkelerini belirlemektedir. Türk Vergi Mevzuatı açısından canlı varlıklar bu özellikleri ile diğer varlıklardan ayrılmamakta, böylece standart ile mevzuat arasında yaklaşım farklılıkları oluşmaktadır. Standart ilkelerinin gerçekçi finansal bilgi sunmak amacı taşıdığı bilinmektedir. Ancak bu ilkelerin uygulanabilmesi için bazı düzenlemeler gerekmektedir.Bu çalışmada ilk olarak tarım işletmeciliği ve tarım muhasebesi hakkında genel bilgiler verilmiş sonra standart ve Türk Vergi Mevzuatı'nın konuyla ilgili yaklaşımları incelenmiş ve karşılaşılan güçlüklere çözüm önerileri sunmak amacıyla örnek uygulamalar hazırlanmıştır.Anahtar Sözcükler: Canlı varlıklar, Tarımsal ürünler, TMS 41, Vergi Usul Kanunu
Girişimcilik ve ihracat hacminin ekonomik kompleksite üzerindeki etkisi: Türkiye analizi
Günümüzde toplumlar için "sürdürülebilir" ekonomik büyüme ve kalkınmanın sağlanması çabalarına Richard Hausmann ve César Hidalgo (2009) tarafından geliştirilen "ekonomik kompleksite" kavramı, yeni bir bakış açısı sunmuştur. Bu yaklaşımda; sürdürülebilir kalkınmanın, üretim miktarının arttırılmasından ziyade ürün çeşitliliğini ve eşsizliğini maximize eden üretim yapısına dayanan kompleks bir ekonomik yapıyla mümkün olabileceği ön görülmektedir. Ancak bu yapının oluşturulabilmesinde, toplumun çeşitli kesimlerine dağılmış halde bulunan bilgi ve beceriyi birleştirerek kullanacak örgütlenmiş birimlere ihtiyaç duyulduğu da belirtilmektedir. Bu nedenle, literatürde genel olarak; üretim faktörlerini, sistemli ve çok daha yüksek katma değer yaratacak şekilde bir araya getirerek, üretimi verimli ölçeklerle gerçekleştiren ve çoğunlukla kurumsal örgütlü yapılar olan girişimlerde (şirketlerde) vücut bulan bir süreç olarak tanımlananan girişimciliğin yüksek ekonomik kompleksiteye ulaşabilmesinde önemli bir payı olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın öncelikli amacı, girişimciliğin; ikincil amacı ise ihracat hacminin ekonomik kompleksite üzerindeki etkisinin, Türkiye özelinde ve 1995-2018 dönemine ait logaritmik farkı alınmış zaman serileriyle basit ve çoklu doğrusal regresyon analiz yöntemi kullanılarak araştırılmasıdır. Çalışmada öncelikle ekonomik kompleksite yaklaşımı ve girişimcilik kavramı ile üretimin ve ürünlerin teknoloji seviyesi de göz önünde bulundurularak Türkiye'nin ihracat yapısı incelenmiş olup müteakiben yapılan analizler sonucunda; - Girişimcilik ile ekonomik kompleksite arasında anlamlı ve olumlu bir ilişki olduğu, yeni girişimlerin (şirketlerin) kurulmasının ekonomik kompleksite üzerinde olumlu, kapanarak faaliyetlerine son vermelerinin ise olumsuz yansımalara sebep olduğu, - İhracat hacminin ise ekonomik kompleksite üzerinde olumlu ya da olumsuz bir etki yaratamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bağımsız denetim sürecinde kanıt toplama ve görüş oluşturmada analitik inceleme tekniklerinin uygulanması
Bu çalışmada, bağımsız denetim süreci incelenirken kanıt toplama ve oluşturma aşamalarında analitik inceleme prosedürlerinin (AİP) uygulanması ve konu hakkında örnek bir uygulama ile denetçi tarafından sürecin ilerleyişi ortaya konmaya çalışılmıştır. Ekonominin büyümesi, şirketlerin kendi içlerindeki yapılarının karmaşıklığı ve sınırlarının genişlemesi ile denetim alanı önem kazanmıştır. Denetçi tarafından şirketler hakkında hile ve hataların ortaya çıkarılıp makul bir güvence sağlamak amacıyla bazı teknikler kullanarak denetim faaliyeti gerçekleştirilmektedir. Kullanılmakta olan bu teknikler; fiziki incelme, gözlem, yeniden hesaplama, soruşturma ve analitik incelemelerdir. Bağımsız denetim süreci planlama, yürütme ve tamamlama olmak üzere üç aşamadan oluşmaktadır. Kullanılan denetim tekniklerinden analitik inceleme prosedürleri, zaman içinde, denetimin 3 aşamasında kullanılması gerekli hale gelmiştir. Çalışmanın amacı, bağımsız denetim sürecinde kanıt toplama ve görüş oluşturma aşamalarında analitik inceleme prosedürlerinin etkisini incelemektir. Yapılan incelemeler ve değerlendirmeler sonucunda da denetim kanıtlarının kalitesinin, kabul edilebilir hata düzeyi ve riskleri minimum düzeye indirme konusundaki önemi ve görüş oluşturmadan önce tekrar prosedürleri uygulayarak daha objektif ve doğru karar vermedeki önemi saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bağımsız Denetim, Analitik İnceleme, AİP, Denetim Kanıtları, UFRS
Cool marka özelliklerinin marka ayırt ediciliği ve primli fiyat ödeme istekliliğine etkisi: Y kuşağı üzerine bir çalışma
Cool kavramı pazarlama literatüründe 1900'lü yılların başından itibaren yer almasına rağmen, batılı toplumların 1980'li yıllarda yaşadığı tüketim temelli dönüşümle birlikte daha fazla dikkat çekmeye başlamış ve pazarlamacılar tarafından önemle üzerinde durulan bir olgu haline gelmiştir. Tüketimdeki dönüşümün farklı ülkelere de sirayet etmesiyle diğer birçok unsur gibi Cool da diğer toplumlara transfer edilerek evrensel çapta bir fenomene dönüşmüştür. Her ne kadar Cool evrensel bir olgu olarak değerlendirilse de zihinsel yapı bakımından belli bir kesim tarafından tam anlamıyla anlaşılmakta ve benimsenmektedir. Bu topluluk çoğunlukla ürünlerin işlevselliğinden çok sahip olduğu sembolik anlamlara değer vermektedir. Bireylerin yaşadığı ideal-gerçek benlik uyumsuzluğu onları ayırt edicilik bakımından sembolik anlamlara sahip markaları tüketmeye yöneltmektedir. Söz konusu ayırt ediciliği günümüzde en net şekilde markalara sunan sembolik anlamlardan biri de Cool fenomenidir. Bu nedenle, tüketiciler tarafından tercih edilmek isteyen markaların sembolik anlamlar içerisinde güçlü bir yeri olan Cool özellikleri kendi kişiliklerine kattıklarında ayırt edici olarak algılanacakları ve o markaya sahip olmak için primli fiyat ödeyeceği düşünülmektedir. Ayrıca bireyin ayırt edici olarak algıladığı markaya primli fiyat ödeme istekliliği tüketicilerin eşsizlik arayışı eşiğine göre farklılık gösterebileceği düşünülebilir. Eşsizlik arayışı içindeki bireyler toplumdaki diğer bireylerden farklı olmak için kendilerini değişik şekillerde ifade etmek isterler. Bu çalışmanın amacı öncelikle markayı Cool yapan özellikleri belirlemek ve bu özelliklerin tüketicilerin davranışlarına nasıl etki ettiğini incelemektir. Bu nedenle yapılan öncül çalışmalarla tüketicilerin bir markayı Cool olarak algılamasına neden olan özellikler (sıfatlar) belirlenmiştir. Daha sonra oluşturulan araştırma modeli çerçevesinde Cool marka özellikleri ile marka ayırt ediciliği ve primli fiyat ödeme isteği arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca marka ayırt ediciliği ile primli fiyat ödeme istekliliği arasındaki ilişkiye bireyin sahip olduğu eşsizlik arayışının düzenleyici etki yaratıp yaratmadığı araştırılmıştır. Bu kapsamda araştırmanın hedef grubu olarak, satın alma gücüne sahip olduğu ve Cool unsurlara hâkimiyeti göz önüne alınarak Y Kuşağı belirlenmiştir. Çevrimiçi ortamda 327 kişiden veri toplanmış ve yapısal eşitlik modeli ve regresyon analizleri ile model test edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre Cool marka özelliklerinin bazı boyutları ile marka ayırt ediciliği arasında olumlu ilişki bulunmuştur. Ayrıca marka ayırt ediciliği tüketicilerin primli fiyat ödeme istekliliğini artırmaktadır. Ancak, bireyin sahip olduğu eşsizlik arayışının marka ayırt ediciliği ile primli fiyat ödeme istekliliği arasındaki ilişkide düzenleyici role sahip olmadığı görülmüştür.
Diderot bütünlük etkisi ile kendini gerçekleştirme arasındaki ilişkinin satın alma niyeti üzerindeki etkisine yönelik bir araştırma
Günümüzde tüketicilerin istek ve ihtiyaçları, satış pazarlama gibi dış etkiler kadar tüketicilerin iç dünyasındaki değişikliklere ve gelişmelere göre de şekillenmektedir. İlk çağlardan günümüze kadar insanlar hayatta kalabilmek için barınma, gıda, güvenlik gibi pek çok temel ihtiyacı giderme gereği duymuşlardır. Bu ihtiyaçları karşılayarak hem kendilerini hem de ait oldukları medeniyetleri geliştirmişlerdir. İnsanların yaşadığı çevre geliştikçe, kendilerini gerçekleştirme olanakları da artmıştır. Bu zaman zarfında insanların kendilerini gerçekleştirmek için güven, saygınlık, statü gibi farklı ihtiyaçları da ortaya çıkmıştır. Amerikalı psikolog Abraham Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi temelinde yaptığı ve 1943 yılında yayınladığı araştırmanın sonucunda, insanların kendilerini gerçekleştirebilmek için belli başlı ihtiyaçlarını sırayla gerçekleştirmeleri gerektiğini saptanmıştır. Diderot etkisi, tüketicilerin kişiliğinin, davranışlarının, deneyimlerinin ya da toplumsal değerlerinin önceden satın alınan mal veya hizmetler üzerinde nasıl bir değişiklik yaptığını açıklamaktadır Yeni bir mal veya hizmetin satın alınması tüketicide domino etkisi yaratmaktadır. Bu etki, tüketiciyi yeni mal veya hizmet daha satın alarak "tamamlama/tamamlanma eğilimi ve psikolojisi içine sokmaktadır. Satın alınan her yeni mal veya hizmete uyum sağlamak için yeni bir satın alma davranışı daha sergileyip tüketimi arttırma eylemine literatürde "Diderot Bütünlüğü" denilmektedir. Tüketimde Diderot etkisi, tüketicinin zihninde yarattığı "yenilenen ve yenilenmeyen" mal veya hizmetler arasındaki uyum etkisinden dolayı sonunda kısır döngü haline gelen devamlı bir satın alma mekanizmasına sebep olmaktadır. Bunun sebebi, tüketicinin ilk başta gerek görmediği önemsemediği için yenilemediği/ değiştirmediği bir mal veya hizmeti, daha sonra yenilediği/değiştirdiği bir mal veya hizmet arasında görüp uyumsuzluğa neden olduğu psikolojisiyle yenileme eğilimine girmesidir. Bu söz konusu yenileme süreci sadece bir oda veya bir ev eşyası ile sınırlı kalmayıp tüketicinin sahip olduğu maddi manevi tüm mal veya hizmetleri kapsamaktadır. Tüketici sahip olduğu her şeyi Diderot bütünlüğüne ulaşmak için yenileme ve değiştirme eğilimine girme potansiyeline sahiptir. Çalışmanın temel amacı, Diderot etkisinin, Maslow'un "kendinin gerçekleştirme" ile ilişkisi ve bunun da satın alma niyeti üzerindeki etkisini araştırmaktır. Bu doğrultuda yapılan araştırmada kolayda örneklem yöntemiyle 426 kişiye ulaşılmış olup, elde edilen verilerin analizi sonucunda; "Yapısal Eşitlik Modeli" kurulmuş ve test edilmiştir. Araştırma modelinde bütüncül düşünmenin Diderot etkisi üzerindeki rolü, Diderot etkisi ile kendini gerçekleştirme arasındaki etkide prestij duyarlılığının aracı rolü ve kendini gerçekleştirmenin satın alma niyeti üzerindeki etkisi yer almaktadır. Bunun yanında, çalışmada kullanılan ölçek ve alt boyutlarının güvenirlik düzeylerinin belirlenmesi amacıyla güvenirlik analizi yapılmış ve Chronbach Alfa katsayıları elde edilmiştir. Analizler %95 güven düzeyinde AMOS 16.0 yazılımı ile yapılmıştır. Bulgular "Bütüncül Düşünme"nin "Diderot Etkisi" üzerinde bir etkisi olmadığı, "Diderot Etkisi" ile "Kendini Gerçekleştirme "arasındaki ilişkide aracılık rolünde "Prestij Duyarlılığı"na ilişkin istatistiki olarak anlamlı bir ilişki (p<0,05) bulunmuş olup, bu ilişki, %26,2'lik pozitif yönlü zayıf bir ilişki olduğunu ortaya çıkarmıştır. Benzer şekilde; "Diderot Etkisi" ile "Satın Alma Niyeti" arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Bu ilişki, %54,3'lük pozitif yönlü orta düzeyli bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu çalışma, yapılan literatür incelemeleri sonucunda, kavramsal olarak ele alınan Diderot etkisi konusunda hiçbir görgül çalışmaya rastlanmamasından dolayı bu bağlamda ilk çalışma olması nedeniyle büyük önem taşımaktadır.
Devlet muhasebesinde nakit esaslı finansal raporlama ve IPSAS 61
Bu çalışmada dünyanın en büyük 6 ekonomisi olan G-6 ülkelerinin devlet muhasebesi uygulamaları , tahakkuk esaslı muhasebeye geçişte karşılaştıkları engeller, tahakkuk esaslı muhasebenin kabulündeki çekinceler incelenmiş ve Türkiye'deki devlet muhasebesi uygulamaları ile karşılaştırılmıştır. Uluslararası Muhasebeciler Federasyonunun kendisine bağlı kurul olan Uluslararası Devlet Standartları Kurulu tarafından 2017 de yayımlamış olduğu Uluslararası Devlet Standartları 61 - Nakit Esaslı Finansal Raporlama Standardı çerçevesinde ülkemizde uygulanabilir bir raporlama yöntemi geliştirilmeye çalışılmıştır. Buna ilişkin olarak üç ülkeye ait ilgili tablolar ve tüm ülkelere ait uygulamalar karşılaştırılmak yolu ile analizler yapılmıştır. Analizler neticesinde Türkiye devlet muhasebe sistemine ilişkili olabilecek çıkarımlar irdelenmiştir.
Entegre raporlama: Bankacılık ve çimento sektörleri üzerine bir araştırma
Günümüz dünyasında işletmelerin performanslarını sadece finansal bilgilere dayandırarak açıklaması, küreselleşmenin etkisi ile işletmelerle ilgilenen tarafların bilgiye şeffaf ve doğru biçimde ulaşma beklentisini karşılamada yetersiz kalmıştır. İşletmeler gerçekleştirdikleri faaliyet sonuçlarına ilişkin bilgileri finansal raporlara ek olarak, çevresel raporlar, sosyal raporlar, yönetim raporları, üçlü bilanço sistemi, kurumsal sosyal sorumluluk raporları, sürdürülebilirlik raporları aracılığıyla bilgi kullanıcılarına sunulmuştur. Bir işletmeye ait birden fazla rapor bulunması hem zaman kaybına hem bilgi karmaşasına neden olmakta hem de ulusal ve uluslararası karşılaştırılabilirliği ve değerlendirilebilirliği güçleştirmektedir. Bu durum, işletmelerin finansal ve finansal olmayan bilgilerini entegre düşünceyle birleştirilerek tek bir rapor halinde sunması gerektiği görüşünü doğurmuştur. Yapılan çalışmalar sonucunda, işletmelerin sosyal, çevresel ve ekonomik göstergelerini barındıran ve işletmelere değer yaratmayı hedefleyen entegre raporlama, kurumsal raporlamada yeni bir yaklaşım olarak kabul edilmiştir. Bu bilgiler ışığında, işletmelerin yayınladıkları entegre raporların finansal performansları üzerinde etkisinin olup olmadığı çalışmanın çıkış noktasıdır. Bu kapsamda BİST Endeksinde yer alan, entegre raporlama veri tabanında bulunan ve son üç yıldır üst üste entegre rapor yayınlayan işletmeler araştırmaya dahil edilmiştir. Bulunan işletmelerin ikisi çimento sektöründe ikisi bankacılık sektöründe yer almaktadır. Bu sektörlerin öncülüğünde yurtdışından da çimento ve bankacılık sektöründe bulunan ve son üç yıldır entegre rapor hazırlayan ikişer işletme seçilerek karşılaştırma yapılmıştır. İşletmelerin son 3 yıllık entegre raporlarından alınan finansal tabloları ile entegre rapor uygulamasına başlamadan önceki 3 yıllık finansal tablolarına oran analizi yöntemi uygulanmış ve gerçekleşen oranlar arasındaki farklar araştırılmıştır. Aynı zamanda, yapısal eşitlik modellemesi kullanılarak, entegre raporlamanın işletmenin menşeine ve sektörüne etkisi olup olmadığına bakılmıştır. Yapılan analizlerin sonucunda, çimento sektöründe Türk işletmelerin, yabancı işletmelere göre hem entegre olmayan raporlama değerlerinde hem de entegre rapor değerlerinde önde olduğu, sektörün genel durumunun ise entegre olmayan raporların yayınlandığı yıllarda daha başarılı olduğu söylenebilir. Bunun sektörün ekonomik durumu ile etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Bankacılık sektöründe ise; entegre rapor öncesi hem işletmelerin hem de sektörün durumu açısından bir fark gözlemlenmezken, entegre raporlama ile yabancı bankaların daha başarılı finansal sonuçlar elde ettiği belirlenmiştir. Yapısal eşitlik modellemesinde ise, çimento sektöründe hiçbir etki tespit edilememiş olup bankaların entegre raporlama ile hisse başı kârlarının arttığı, sermaye yeterlilik oranlarının yükseldiği ve finansman oranının sermaye yeterlilik oranı üzerinde anlamlı etkisinin olduğu sonuçlarına varılmıştır.
COVID-19 pandemi krizinde bilişim şirketlerinin strateji seçimi üzerine bir araştırma
Tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19'un yayılması, politika yapıcıların dikkatini öncelikli olarak insanların hayatlarını kurtarmaya odaklamıştır. İnsan hayatını öncelikli olarak tehdit etmesi ile pandemi krizi aynı zamanda, potansiyel olarak yıkıcı toplumsal ve ekonomik sonuçlarla birlikte küresel ölçekte firmaların hayatta kalmasını da tehdit etmektedir. Bu çalışmanın amacı, 2019 yılında ortaya çıkan COVID-19 küresel salgını nedeni ile yaşanan pandemi krizinin sebep olduğu zor ekonomik koşullarda bilişim teknolojisi firmalarının karşılaştıkları baskı, tehdit ve fırsatlar sonucunda benimsedikleri stratejileri belirlemek ve benimsenen stratejileri değerlendirmektir. Çalışmada, strateji ve kriz literatürü temelinde, bilişim firmalarının pandemi krizine karşı verdikleri stratejik tepkiler, firmaların çevresel koşulları ve krizden nasıl etkilendikleri gibi bilgilerin tanımlanmasına yardımcı olacak ön bilginin toplanması amaçlanan, keşfedici araştırma niteliği taşıyan bir anket çalışması ve firmaların verdikleri stratejik tepkilerin anlaşılmasına yardımcı olacak bilgilerin elde edilmesi amaçlanan bir mülakat çalışması olmak üzere iki farklı veri toplama yöntemi incelenerek tartışılmaktadır. Çalışmanın sonucunda pandemi krizine karşı verilen stratejik yanıtlar belirlenmiştir. Bulgular, bilişim firmalarının krizlere karşı stratejik farkındalıklarının düşük olduğunu ve verilen stratejik yanıtların çok çeşitli olmadığını göstermektedir. Firmaların bir krizle başa çıkmak için hemen hemen aynı yaklaşımları izlediği görülmüştür. Firma büyüklüklerinin önemli bir rol oynamadığı, firmaların büyük bir çoğunluğunun krizin sebep olduğu ekonomik olumsuzluklardan neredeyse hiç etkilenmediği ve yeniden düzenleme/yapılanma temelinde olmak üzere çoğunlukla istikrar stratejisi izlediği tespit edilmiştir. Firmaların faaliyet alanlarını değiştirmeye yönelik ilişkili ürün çeşitlendirmesi stratejisi izlemeye eğilimli oldukları yönündeki bulgular da sonuç ve öneriler bölümünde değerlendirilmiştir. Bu yanıtlar ışığında, bilişim firmalarının bu tür küresel krizlerin sebep olduğu belirsizlik durumu ile nasıl baş edebilecekleri konusunda yol haritası sağlaması amaçlanmıştır.
İş biçimlendirmenin görev performansı üzerindeki etkisinde işe tutulma ve psikolojik sermayenin rolü
Bu çalışmada, çalışanların iş biçimlendirme yeteneklerinin, görev performansına etkisinde iş görenin güçlü taraflarının geliştirilmesine katkı sağlayan psikolojik sermaye ve işe tutulmanın söz konusu etkiler üzerindeki rolünü ortaya çıkarmak ve bu değişkenlerin birbiri ile etkileşimlerini tespit etmek için kuramsal gerekçelere dayanılarak oluşturulmuş hipotezlerin test edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada araştırma yaklaşımı olarak nicel yöntem, desen olarak ise ilişkisel ve nedensel tarama kullanılmıştır. Kolayda örneklem metodu ile T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'na bağlı hizmet sektöründe yer alan ilgili kuruluşunun, merkez teşkilatı ve 81 ilin taşra teşkilatında görevli yönetici ve çalışanlarının katılımıyla toplam 697 çalışandan anket yöntemi ile veri toplanmıştır. Araştırmada SPSS 25.0, PROCESS 3.5.3 ve AMOS 20.0 yazılımları kullanılarak korelasyon, doğrulayıcı faktör, regresyon analizleri yapılmıştır. Araştırma değerlendirildiğinde; iş biçimlendirmenin görev performansı ve işe tutulmaya olan etkisi anlamlı ve olumlu, işe tutulmanın görev performansı üzerindeki etkisi de anlamlı ve olumlu yöndedir. İş biçimlendirmenin görev performansı üzerindeki etkisinde işe tutulmanın kısmi aracı rolü vardır. Teorik tartışmalar, iş biçimlendirme ile işe tutulma arasında psikolojik sermayenin olumlu yönde bir düzenleyici rol olabileceğine götürse de tersine bir etki görülmüştür. Ayrıca iş biçimlendirmenin görev performansına etkisinde psikolojik sermayenin düzenleyici bir rolünün olmadığı analizler sonucunda elde edilmiştir. İşe tutulma ve görev performansı arasındaki ilişkide psikolojik sermayenin düzenleyici rolünün olumlu yönde var olduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışma ile ilgili değişkenler arasında düzenleyici değişkenlerin neler olabileceği ile ilgili yeterince araştırma yapılmadığı gözlemlendiğinden psikolojik sermaye değişkenin düzenleyici rolü araştırılmıştır. Bu bağlamda yazındaki bu boşluğun açıklanmaya çalışılması ile örgütsel davranış teorisyenlerine, araştırmacılara, yönetici ve uygulayıcılara, yeni bakış açıları kazandırması beklenmektedir.
Finansal tablolar ve şirket değeri arasındaki ilişkilerin belirlenmesi
Bir şirkete ait değer tespiti yapılırken şirketin finansal tablolarında yer alan kalemlerin niteliği, büyüklüğü ve finansal tablo içerisindeki kompozisyonu büyük önem taşımaktadır. Değerleme sürecinde finansal tablolar iki türlü işlev görmektedir. İlk olarak finansal tablolar değerleme konusu şirkete ait geçmiş performansı gösterdiğinden, değerleme konusu şirkete ait gelecek tahminlerinde yol gösterici olarak kullanılmaktadır. İkinci olarak ise, finansal tablolar değerlemeye konu şirketin uyguladığı muhasebe politikaları ve kayıt düzeni hakkında analiste bilgi vermektedir. Finansal tabloların, şirket değerlemesi konusunda sahip olduğu önmli rolden hareketle, bu tez çalışması kapsamında, şirketler için piyasada oluşan şirket değerleri ile şirketlerin finansal tablolarından elde edilen muhasebe esaslı parametreler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Yapılan çalışma ile hedeflenen şirket değeri ile muhasebe esaslı finansal tablo verileri arasındaki ilişkilerin belirlenerek, şirket değerini maksimize etmek için şirketlerin hangi finansal tablo kalemlerine önem ve öncelik vermeleri gerektiğinin ortaya konulmasıdır. Bu amaca yönelik olmak üzere, tez çalışmasının veri seti olarak Borsa İstanbul'da kayıtlı toplam 51 şirketin 2015, 2016, 2017 ve 2018 dönemlerine ait tarihsel finansal tablo verileri kullanılmıştır. Çalışmada ayrıca, finansal tablolar kullanılarak hesaplanan bir takım parametreler belirlenerek, belirlenen bu parametreler ile şirket değeri arasındaki ilişkilere bakılmıştır. Uygulanan panel data regresyon analizinden elde edilen sonuçlara göre, maddi olmayan duran varlıkların toplam aktifler içindeki payı ile şirketlerin piyasa değerleri arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Buna göre, bir şirketin maddi olmayan duran varlıklarının şirketin toplam aktifleri içindeki payı ne kadar yüksek ise, şirketin piyasa değeri de yükselmektedir. Anahtar Kelimeler: Şirket Değeri, Finansal Tablolar, Maddi Olmayan Duran Varlıklar, Artık Değer, Değer İlişkisi
Design and backtesting of a trading algorithm with scalping day strategy for XAU/USD FX market for individual traders
The thesis study was carried out to test the possibility of an individual investor to evaluate his savings by trading instead of classical methods such as savings accounts, both in terms of success rate and profitability. The tested algorithm makes decisions by simultaneously measuring the trend, momentum, and volatility of the market, which requires the coordinated operation of three different technical indicators. Within the scope of the thesis study, tens of technical indicators have been examined, and a total of ten technical indicators that will only be included in backtesting are explained in Chapter II. The suitability selections of the indicators were carried out according to the suitability of the embedded functions and general tendencies in the markets with high unit price, stable high volume, and low volatility in a 5-minute time interval. XAU/USD, chosen as the market, is an extremely high volume and generally stable market. Spot gold price changes are low in percentage. In markets where price fluctuations are high, a study beyond the limits of this study is required to ensure that the signal rate and profitability are at levels where it can be considered a reasonable investment. With backtesting, the algorithm designed for the study was run on 379176 five-minute candlestick data in a sixty-four-month period, according to the results from the system includes a trend indicator, momentum indicator, and volatility indicator. There are fifteen combinations in total. Backtesting results are listed by keeping the focus on return rates and profit percentages. Comparing the algorithmic trading results with the spot gold buy&hold strategy, USD savings account, and TRY savings account returns. After all comparisons, it is questioned whether the indicator system is a financially logical choice. The results of the study are shared in the appendix as tables and interpreted in Chapter IV.
Ülke kredi temerrüt takas (CDS) primini etkileyen faktörler, Türkiye uygulaması
Kredi temerrüt takas primi (CDS) bir ülkenin borç ödeme kabiliyeti hakkında bilgi veren önemli göstergelerden bir tanesidir. Bu gösterge kullanılarak ülkelerin risklilik durumları kıyaslanabilmektedir. Kredi derecelendirme şirketleri tarafından dönemsel olarak gerçekleştirilen ülke kredi derecelendirme notları da, ülke kredi temerrüt takas primleri gibi ülke kredibilitesi hakkında bilgi vermektedir. Bu çalışmada, 2005 yılından 2020 yılı Kasım ayına kadar olan dönemde, ülke CDS primi ve kredi derecelendirme şirketleri (Fitch, Moody's ve S&P) tarafından gerçekleştirilen ülke notlandırmaları grafik analizi yöntemiyle kıyaslanmıştır. Şirketlerin not artırımlarında temkinli olunduğu ve CDS primlerinde düşüşlerin devam etmesi ve riskliliğin azaldığı gözlense dahi aynı notta uzun süreli kalındığı, 2016 yılından sonra ise not azaltışlarında hızlı ve kısa süreli değişiklikler yapıldığı görülmüştür. CDS primlerinde yaşanan hareketliliğin orta vadede kredi derecelendirme notlarına etkisi olduğu tespit edilmiştir. İncelenen dönemde, ülkede yaşanan sosyal ve ekonomik olaylar ve makroekonomik faktörlerin ülke kredi temerrüt takas primlerine etkisi incelenmiştir. Bağımsız değişkenlerin, CDS primleri üzerine uzun ve kısa dönem etkisi ARDL yaklaşımı ile analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, CDS primi üzerinde uzun dönemde borsa endeksi ile büyüme oranının negatif ve döviz kurunun ise pozitif etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Belirlenen değişkenlerin CDS primi üzerinde kısa dönem etkisi incelendiğinde borsa endeksinin negatif, döviz kuru, gösterge faiz oranı ve ülkede yaşanan olayların ise pozitif etkisi olduğu görülmüştür. Ülke CDS primi ile makroekonomik faktörler arasında Toda-Yamamoto tarafından geliştirilen yöntem kullanılarak nedensellik sınaması gerçekleştirilmiştir. Borsa endeksinden ve faiz oranından CDS primi yönünde ve CDS priminden ödemeler dengesi hesabı ile GSYİH yönünde tek yönlü nedensellik bulunduğu ve CDS priminin döviz kuru ve enflasyon oranı ile nedensellik ilişkisinin bulunmadığı tespit edilmiştir. CDS primi üzerinde uzun dönemde borsa endeksi ve büyüme oranının negatif ve döviz kurunun pozitif etkisi tespit edilmiş ancak etkisi olduğu tespit edilen faktörlerden yalnız borsa endeksinde gerçekleşecek ve beklenmeyen bir şokun CDS primi üzerinde değişim yaratacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Türk Vergi Sistemi'nde dolaylı vergilerin Avrupa Birliği ülkeleri ile kıyaslanması
Bu tez çalışmasının amacı, Avrupa Birliği ülkelerinin vergi sistemi ile Türk Vergi Sistemi'nin dolaylı vergilendirmelerin karşılaştırılması ve bu karşılaştırmanın etkilerini değerlendirmektir. Bu tez çalışmasında yapılan araştırmalar sonucunda Türkiye'deki vergi sistemi ile Avrupa Birliği ülkelerinin vergi sistemleri arasında birtakım farklılıklar olduğu görülmüştür. Bu farklılıkların halk üzerindeki etkisinin ne şekilde olduğu araştırılmıştır. Araştırmalar çerçevesinde bu çalışma tarafsız ve şeffaf bir biçimde aktarılmıştır. Vergilendirme gibi toplumun bütün kesimini dahil eden bir konunun; açıklanabilir, şeffaf, her kesimin anlayabileceği bir dil ile ifade edilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Yaşamış olduğu ülkenin sınırları içerisinde ödemiş olduğu vergilerin ne şekilde harcandığını ve o vergiyi ne sebep ile ödediğini bilmek her vatandaşın en doğal hakkıdır. Bu sebep ile vergilendirme herkesin rahatlıkla anlayabileceği bir dil ile ifade edilmelidir. Vergi gelirleri, devletin en büyük ve en önemli gelir çeşitlerinden birisidir. Dolayısıyla devletin halkından vergi toplaması gayet anlaşılır ve normaldir. Devlet birtakım hizmetleri yerine getirebilmek ve gerçekleştirebilmek maksadı ile vergi toplamaktadır. Aslında verginin amacı; verginin toplandıktan sonra, dönüp dolaşıp yine halka belirli hizmetler ile geri dönmesidir. Burada toplanmış olan bu vergilerin, halkın ihtiyaçlarına karşılık verip vermediği çok önemli bir konudur. Sınıflama açısından Türk Vergi Sistemi çok vergili sisteme dahildir. Esasen günümüz dünyasında tek bir vergi düzeni ile vergi sistemini yürüten bir ekonomi sistemi yoktur. Çok vergili sistem sınıflaması; harcamalar, gelir ve servet üzerinden alınan vergiler olarak üç ana grupta kümelenmektedir. Asıl konumuz olan dolaylı vergilendirme, harcamalar üzerinden alınan vergiler sınıflamasına girmekte iken; doğrudan vergilendirme ise, servet üstünden alınan vergiler ve gelir üstünden alınan veriler olarak iki gruba ayrılmaktadır. Harcamalar üstünden alınan vergiler; yansıtılması kolay ve tahsilatı harcama yapıldığı anda tahsil edilen bir vergi çeşididir. Harcamalar üzerinden alındığı için; servet ve gelirler üzerinden alınan vergiler açısından, halk tarafından incelendiğinde daha az hissedilmektedir. Anayasamızın 73. Maddesi olan: "Herkes, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı maliye politikasının sosyal amacıdır." Hükmü Türk Vergi Sistemi'nin en esas hükmünü oluşturmaktadır. Aslında bu tez araştırmasında irdelenecek en temel cümle "Herkes, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür" cümlesidir. Türkiye'de dolaylı vergilendirmeler, doğrudan alınan vergilerin neredeyse iki katı iken, halk mali gücüne göre vergi ödemekle mükellef olup olmadığı konusu üzerine düşünülüp, irdelenmesi gereken bir konudur. Türkiye'de dolaylı vergilendirme yüzde 60-70 seviyelerinde iken; Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama olarak yüzde 30-40 seviyelerindedir. Bunun sebepleri, neden bu şekilde tercih edildiği, hükümet ve halk üzerindeki etkisi anlatılacaktır. Genel olarak; Türkiye ve Avrupa Birliği ülkelerinin ortalama vergi gelirleri, vergi gelirlerinin nasıl elde edildiği ve bu vergi gelirlerinin ne şekilde kullanıldığı bu tez çalışmasının içerisinde yer alacaktır.
Havayolu sektöründe müşteri deneyimi ve müşteri odaklı marka değerinin marka sadakatine etkisinde marka güvenin düzenleyici rolü
Günümüzde rekabetin artması, dijital dünyanın hızla büyümesi, tüketici bilinç düzeyinin artması işletmeleri markalaşmaya doğru yoğun bir şekilde itmeye başlamıştır. Her geçen gün sayıları artan, birbirine benzeyen mal ve hizmetler hem mal/hizmet sağlayıcılar için hem de tüketiciler için tehdit unsuru oluşturmaktadır, dolayısıyla markalar aynı zamanda üretici ve tüketicileri bu tehditlerden koruyan en önemli faktördür. Bununla birlikte müşteri deneyimi, marka değeri ve marka sadakatini etkileyen önemli bir unsurdur. Müşteri deneyimi, organizasyonların performansında önemli bir yer tutmaktadır. Yapılan araştırmalarda rekabet avantajı, müşteri memnuniyeti, farklılaşma, imaj, sadakat ve ağızdan ağıza iletişim (WOMC) için olumlu müşteri deneyiminin gerekli olduğu belirtilmektedir. Marka mal/hizmet ile ilgili his ve deneyimlerin toplamıdır ve şirketler deneyim üzerine çalışmalarını yoğunlaştırarak farklılaşma yoluna gitmektedir. Müşteri deneyimi, organizasyonların performansında önemli bir yer tutmaktadır. Havayolu hizmetlerinde literatürde yapılmış olan çalışmalar incelendiğinde, genellikle müşteri sadakati, müşteri memnuniyeti, marka değeri ve hizmet kalitesini ölçmeye yönelik araştırmalara rastlanmıştır. Havayolu hizmetlerinde müşteri deneyiminin ve marka değerinin müşteri sadakatine etkisi üzerine yapılmış çalışmaların ise kısıtlı olduğu gözlemlenmiştir. Bu doğrultuda çalışmanın amacı havayolu hizmetlerinde müşteri deneyiminin ve marka değerinin müşteri sadakatine etkisinin ölçümlenmesi ve bu ilişkide marka güveninin aracılık etkisinin araştırılmasıdır. Araştırmada hipotezler birincil veri kullanılarak test edilmiştir. Saha araştırması Covid-19 dönemine denk geldiğinden verilerin tamamı çevrimiçi anket yöntemi ile elde edilmiştir. Çevrimiçi anket yöntemi ile 820 kişiye erişilmiş, analiz çalışmalarına 800 anket dahil edilmiştir. Çalışma sonucunda müşteri odaklı marka değerinin müşteri sadakati üzerindeki etkisinin anlamlı olduğu görülmektedir ve müşteri odaklı marka değeri artıkça müşteri sadakatinde bir artış olacağı sonucuna ulaşılmıştır. Müşteri odaklı marka değeri ile marka sadakati arasındaki ilişkide, marka güveninin düzenleyici rol üstlenip üstlenmediğine ait yapılan analiz neticesinde marka güveni müşteri sadakatini anlamlı olarak etkilemektedir fakat marka sadakati arasındaki ilişkide marka güveninin düzenleyici rolünün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Muhafazakar finansman politikasının benimsenmesinde etkili olan faktörler: BİST'e kayıtlı şirketler üzerine bir inceleme
Ülkemizde modern anlamda menkul kıymetler borsasının kuruluşundan itibaren neredeyse kırk yıl geçmiş olmasına rağmen; menkul kıymetler piyasası hala sınırlı sayıda şirketin hisselerinin işlem gördüğü, gelişmekte olan bir piyasadır. Hisseleri piyasada işlem gören şirketlerse, genellikle, belirli aileler veya bu ailelerin ana hissedar olduğu şirket grupları tarafından kontrol edilmektedir. Bunun yanı sıra Türkiye ekonomisi 1980'lerden beri periyodik krizler ve ardından gelen toparlanma dönemlerinden oluşan sürekli bir döngü içerisindedir. Son onbeş yıllık dönemde hisseleri kesintisiz olarak Borsa İstanbul'da işlem görmekte olan şirketlerin finansman tercihlerine yönelik analizler, bu şirketlerin genel olarak borç kullanmaya gönülsüz olduklarını ve önemli bir bölümünün de muhafazakar bir finansman politikası takip etme eğiliminde olduklarını göstermektedir. Bununla birlikte; Türk şirketlerinin finansman tercihlerine yönelik araştırmalar genel olarak sermaye yapısı tercihleri ve bunun bileşenlerine odaklandığından, önceki çalışmalarda bu eğilimin gözden kaçırıldığı görülmektedir. Bu eğilime ve nedenlerine odaklanan bu çalışma, ülkemizdeki geleneksel sermaye yapısı tartışmalarına yeni bir boyut getirmektedir. Diğer taraftan; muhafazakar finansman politikasına yönelik çalışmalar da genellikle gelişmiş ülkelerde, özellikle de Birleşik Krallık ve Amerika'da faaliyet gösteren şirketler üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu durum dikkate alındığında; sürekli ekonomik krizler yaşayan, gelişmekte olan bir ülkeden bulgular ortaya koyması nedeniyle çalışmanın muhafazakar finansman politikasıyla ilgili tartışmalara da katkı sağlaması beklenmektedir. Zira ulaşılan sonuçlar önceki çalışmaların, özellikle de gelişmekte olan ülkelerde yapılanların bulgularıyla büyük ölçüde paralellik göstermekle birlikte, farklı ve dikkat çekici bulgular da ortaya koymaktadır.
Finansal işlemlerde genetik algoritma yöntemi ile hile tahmini
Günümüzde, hile ve suistimal denetimi finansal denetim çerçevesi altında ele alınmaktadır. Hile ve suistimal sonucu kurumların karşılaştığı kayıpların büyüklüğü hile denetimine finansal denetim çerçevesinde yaklaşımın bazı noktalarda yetersiz kaldığına işaret etmektedir. Bu durum, hile denetiminin finansal denetimin sınırları dışına çıkma zorunluluğunu ortaya koymaktadır. İç kontrol, yeni büyük veri çalışmaları, hukuk ve insan psikolojisi günümüzde hile denetiminde ihtiyaç duyulan alanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Uğranılan kayıpların büyüklüğü disiplinlerarası yeni bir yaklaşım ile hile denetiminde hile ve suistimal gerçekleşmeden önce yapılan tespitinin önemini göstermektedir. Bu çalışmada bir hile tahmin modellemesi yapılmıştır. K. RamaKalyani ve D. Uma Devi (2012) çalışması referans makale olarak alınmıştır. Belirtilen makalede, yazarlar beş adet hile kuralı belirleyerek veri setinde genetik algoritma yöntemi ile hileli işlemleri tespit etmektedir. Bu tezde yazarların Java dilinde yazdıkları kod Matlab'a çevrilmiştir. Yazılan Matlab kodu veri setine uyarlanmış ve yazarların Java kodunda ulaştığı sonuçlara ulaşılmıştır. Ardından, yeni bir metot önerilmiş, veri setine uyarlanmış ve yeni sonuçlara ulaşılmıştır. Üçüncü bölümde Matlab kodu yeni, benzer ve daha büyük bir veri setine yeni uyarlanmış ve bazı kurallar değiştirilerek hileli işlemler tespit edilmiştir. Bu çalışmada, bazı hile kurallarının tespit edilerek küçük veya büyük veri setlerine uyarlanabileceğini görülmektedir. Bu yöntem, denetçinin veri setlerinde kırmızı bayrak olarak tespit edilen bazı işlemlere yoğunlaşmasına yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Hile Denetimi, Hile Tahmin Modellemesi, Kırmızı Bayrak
COVID-19 döneminde mobil pazarlamanın tüketici satın alma davranışlarına etkisi: Bankacılık sektöründe bir araştırma
Günümüzde ortaya çıkan Covid-19 virüsü; bulaşıcılığı ve tedavisinin olmayışından dolayı yaşam tarzımızı birden çok alanda önemli ölçüde değişmesine neden olmuştur. Sahip olduğumuz işimizi yapma şeklimizden, günlük sorumluluklarımızı yerine getirmekten finans planlamaya veya yönetmeye kadar, tüm dünya dijital teknolojileri benimseme zorunda kalmıştır. İşletmelerin pazarlama stratejilerinin gelişmesinde, değiştirilmesinde ve çeşitlendirilmesinde mobil iletişim teknolojilerindeki hızlı değişimin payı büyüktür. Mobil iletişim araçlarının daha çok kullanılması ile birlikte işletmelerin gözünde mobil pazarlamaya daha fazla önem verilmeye başlanmıştır.. Mobil pazarlama, reklam verenleri mobil cihazlar ve ağlar aracılığıyla tüketicilere bağlayan tüm faaliyetleri kapsar. Mobil cihazlar, telefonları, medya cihazlarını, taşınabilir oyun konsollarını, tablet bilgisayarları ve tabii ki yukarıdakilerin tümü olarak işlev gören cihazları içerir. Mobil pazarlama uygulamalarını aktif şekilde kullanan sektörlerin başında bankacılık gelmektedir. Çünkü mobil pazarlama ve mobil reklam araçları, müşterileriyle sürekli iletişim halinde olmak ve potansiyel müşterilere hızlı ve etkin bir şekilde ulaşmak isteyen bankaların vazgeçilmezidir. Mobil kanalların son zamanlarda bankacılıkta bir pazarlama seçeneği olarak kullanılmaya başlaması, konu ile ilgili araştırmaların yapılmasını önemli kılmaktadır. Bu çalışmada, Covid-19 döneminde mobil bankacılığın bireylerin satın alma davranışlarına etkisini ve bireylerin mobil pazarlama algılarındaki değişimleri belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmaya, Kasım 2020- Mart 2021 tarihleri arasında Türkiye'de ikamet eden 18-51 yaş ve üstü yaş aralığında 187'si (%49,0) kadın ve 195'i (%51) erkek olmak üzere toplam 382 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmada anketlerin hedeflenen zaman aralığında dağıtılması COVİD-19 PANDEMİ dönemine denk gelmesi nedeniyle online anket uygulanmıştır. Anket verileri SPSS 24 programı ile analiz edilmiştir. Araştırmada ankete katılan bireylerin sosyo-demografik özelliklerinin yanı sıra, mobil pazarlama ve mobil bankacılık uygulamalarına yönelik algılarının nasıl olduğunun belirlenmesi amacıyla Mobil Pazarlama Algıları Ölçeği ile Mobil Bankacılık Ölçeği anketleri uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda katılımcıların mobil pazarlama uygulamalarına algılarında karasız oldukları, fakat mobil bankacılık uygulamalarını kullanmaya kararlı oldukları belirlenmiştir.
Darkside of artificial intelligence (AI), in human resources management (HRM)
Background: Globalization is making the world increasingly technologically oriented. Human Resources are viewed as one of the most important resources for any organization, making proper management of these resources a key administrative responsibility. AI has expedited organizational processes and activities that were previously completed by humans. Therefore, it's crucial to assess AI's darkside, which covers the general as well as specific, positive as well as negative effects. Purpose: The purpose of this research is to examine how AI affects HRM, the roles it plays within it, and the discrepancy between AI's potential and actual applications. Method: Over 800 potential respondents in Turkey were provided with a standardized questionnaire. The study was analyzed using a deductive research methodology. Conclusion: The result shows that AI significantly impacts the Attitude of employees and the Operation of Human Resources (HR) functions. The most suitable influence on the implementation of AI in HR functions include motives such as Usefulness and Simplicity. The main benefit of AI in HRM is recognised as automation and routine task elimination, while some of the challenges are seen as the readiness of organisations and employees towards the adoption of AI, lack of adequate and appropriate data, algorithm bias etc.
Örgütsel adalet algısının iş tatmini üzerine etkisinde psikolojik sermayenin aracılık rolü: Hizmet sektörü pazarlama elemanları üzerine görgül bir araştırma
Çalışmanın amacı, örgütsel adalet algısı ile iş tatmini arasındaki ilişkinin varlığını ve bu ilişkide, psikolojik sermayenin aracılık rolünü ortaya koymaktır. Araştırma, nicel veri analizi yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ankara İlinde bulunan, hizmet sektöründe çalışan, 200 pazarlama elemanı üzerinde elde edilen verilerle uygulanmıştır. Çalışmada kullanılan veriler anket yöntemi ile SPSS 23, Process (SPSS V3.4.1. by Andrew Hayes) ve Amos 21.0 programları yardımıyla analiz edilmiştir. Yapılan çalışma neticesinde, örgütsel adalet algısı kavramının iş tatmini üzerinde etkiye sahip olduğu gözlemlenmiştir. Öte yandan, örgütsel adalet algısı ile iş tatmini ilişkisi üzerinde, psikolojik sermayenin aracılık rolünün etkisinin olduğu bulgusuna ulaşılmış ve kurulan hipotezler desteklenmiştir. Araştırma hipotezleri arasında yer almasa da, katılımcılardan elde edilen demografik veriler analiz edilmiş; bu bağlamda, çalışmada bağımlı değişkeni olarak belirlenmiş olan iş tatmini düzeyinin iştirakçilerin demografik özelliklerine göre anlamlı biçimde farklılaşmadığı bulgusu elde edilmiştir.
Impact of strategic planning on organisation performance of SMEs in Nigerian in the context of Michael Porter Five Forces Model
Background: Strategic planning plays a very important role in the growth and development of organizations. Strategy is crucial to the organization performance of SMEs given their nature, size, capacity, and services provided. Considering how important strategic planning is, so many SMEs still fail to adopt and adhere to strategic planning resulting in poor organizational performances. Purpose: The purpose of the study is to examine the relationship between strategic planning and organization performance of SMEs in Nigeria. Method: It adopted quantitative and qualitative methods through the use of standardized questionnaires and interviews. The study involved over 150 respondents, analyzed using appropriate statistics and analytical tools. Conclusion: The findings indicated that strategic planning has an impact on organization, and it contributes positively to organization performance. It also showed that there is a significant relationship between strategic planning and organization performances and other key elements of strategic planning such as organization mission, strategic objectives, and organization performances. The study revealed that several SMEs do have knowledge of Porter Five Model Forces but lack proper application of it to their organization activities. The study suggested that SMEs should employ strategy managers and ensure proper analysis and understanding of organization mission and strategic objective by employees. Keyword: Strategic Planning, Strategy, Organization performance, Organization mission, SMEs.
Impact of celebrity endorsement in the context of digital advertising on consumer purchase behaviour: A research on Instagram users in Pakistan
Social media is increasingly being used as a platform for advertising and marketing activities. Social media marketing requires a large investment of time, money, and organisational resources. However, there is always space for growth in terms of how businesses may use social media advertising to draw in customers and entice them to buy their products. The main components of social media advertising that might foretell a consumer's propensity to buy were therefore the subject of this study. In order to provide a clearer understanding of the link between the impact of celebrity endorsement in the context of digital media and consumer purchase behavior, this study adopts a novel conceptual model and set of hypotheses. Data from 300 Pakistani university students' through survey were used to evaluate the assumptions. The quantitative analysis of the study revealed that celebrity endorsement has a positive impact on consumer purchase behaviour.
What contributes to effective management system in hospitals: A survey on two countries
Background: To superior the benefits of the health care system, the most practical way is to provide an effective management system in the hospital. We live in a challenging world that has tons of issues including various kinds of diseases. To cover all dangerous diseases, we need reliable and efficient hospitals for all human beings. Effective and efficient hospitals rely on the systematic management system which is used wisely in both public and private sectors of health care. Purpose: The objective of this study is to analyze the impact of a well-functioning hospital management system on various outcomes, including the performance of doctors, satisfaction of patients, occurrences of medication errors, financial aspects, efficiency of surgical instruments, and the overall environment within the hospital. Method: Over 135 potential respondents in Turkey and Myanmar were provided with a standardized questionnaire. The study was analyzed using a quantitative research methodology. Conclusion: The research examined the impact of an effective management system in hospitals on positive outcomes. The study included 135 respondents who visited the hospital at least once. The majority of respondents were female (71.1%) and aged between 36 and 45 (34.1%). The results revealed both positive and negative relationships between various factors, such as doctor performance, patient satisfaction, medication error, financial issues, surgical instruments, and hospital environment, and total quality management. Financial issues and hospital environment had the most significant positive influence on total quality management. The study emphasized the importance of considering these factors to achieve effective management, improve cost-effectiveness, and gain competitive advantages in healthcare. Key Terms: Effective Management System, Hospital, Positive Results, Influence, Doctor, Patient, Medication Error, Financial Issue, Surgical Instrument. Date: June 2023
Organizational resilience after the pandemic conditions: A comparative study on the small firms in Azerbaijan and Georgia
The COVID-19 pandemic suddenly grew up and aggravated the situation of human life and the economy globally. This thesis investigates negative effects of the pandemic period on small firms in Azerbaijan and Georgia through the lenses of organizational resilience. It presents the problems small firms faced during and after the pandemic in these two countries, what measures were taken and how the enterprises protected themselves against pandemic activities. The discussion is based on secondary data gathered from official statistics of both countries and reports published by international institutions. The conditions of small firms in both countries and the impacts of different measures taken by the governments are compared. It concludes that small enterprises in Azerbaijan remained more resilient than Georgian counterparts mainly because of the effectiveness of state intervention. This thesis contributes to the studies on resilience and pandemic depending on a rich comparison of two developing countries about overall performance of small business and factors behind.
The impact of talent management on employee engagement in private banks in Djibouti
It is widely believed that engaged employees have a motivation to contribute towards organizational success. According to literature, powerful talent management strategies are a means of obtaining employee engagement through job satisfaction. Reduced employee turnover and enhanced organizational productivity are the result. Methodology was employed a quantitative method. Survey questionnaires were transmitted to the workers, for both managers and non-managerial staff working at private banks was randomly sampled using a simple random sampling technique in Djibouti. Their managerial status determined the selection of respondents. The survey was successfully completed by only 210 individuals out of a total sample size of 300. The main factors, such as job satisfaction and rewards, organizational culture and organizational support are covered in the survey regarding various aspects of talent management. The measurement of talent management practices focused on related factors like growth, learning, opportunities, compensation and benefits, and work environment. Statistical Package for Social Sciences (SPSS) software was employed to analyze the obtained data. At a significance level of 0.01, the hypotheses were assessed using Pearson Product Moment Correlation analysis. The results showed that there is a noteworthy and affirmative correlation between managing talent and engaging employees. Significant relation exists between employee engagement and organizational performance. Effective talent management strategies which involve comprehensive recruitment and selection processes, ongoing training and development opportunities together with fair performance management systems are shown to have a significant effect on improving employee engagement. Attracting, retaining and motivating employees is achievable through the use of these strategies by organizations. Private Banks in Djibouti are recommended to provide valuable insights into the importance of talent management for enhancing employee engagement. To achieve improved performance, productivity and competitive advantage; an organization must implement robust talent management strategies that cultivate a highly motivated employee base. This holds particular significance in the realm of banking.
Investigation of the effect of high-performance work systems on innovation behavior with structural equation modeling
This research aims to investigate the impact of HPWS on innovation behavior with the structural equation modelling, taking into account the relationship between various dimensions of HPWS and demographic characteristics. Using quantitative research method and questionnaire technique, the research has been conducted on 205 managers and employees which work for private hospitals in Istanbul. Descriptive statistical techniques (Mean, Standard Deviation, Median, Frequency, Ratio, Minimum, Maximum) and the conformity of quantitative data to the normal distribution were tested when analyzing the study's data. The Skewness values of the cut-off points (boundaries) of the kurtosis and skewness values were used for this. Two groups with normal distribution were compared using the independent-samples t-test, and three or more groups were compared using the one-way Anova test. If there was a difference between the groups, the Bonferroni adjustment test was applied. The results demonstrate a positive and substantial impact on employees' innovation behavior of the dimensions of High-Performance Work Systems which are leadership, employment security, selective hiring, job quality, training, and contingent compensation. This result adds to the body of research on how HPWS affects innovative behavior, and also offers insightful information for organizations looking to develop an innovative culture and put into place efficient HR procedures to boost worker satisfaction and propel business growth.
A quantitative study on the relation between business process outsourcing, managerial communication, and work performance
Istanbul recently becomes a destination for foreigners entrepreneurs from different nationalities, hence the number of foreign small and middle-sized enterprises (SMEs) is increasing quickly. Foreign SMEs play a critical role in introducing local products or services to international markets while competing with multinational competitors in domestic markets. Since the business performance is reliant on the degree of competence of its work team and its strong managerial connections, the managers are supposed to give their employees a comfortable working environment, a good working relation, and an effective communication, also to outsource unnecessary tasks to a third party to take advantage of labour arbitrage while remaining focusing on business's area of expertise. This thesis comprehends the importance of managerial communication (MC) and business process outsourcing (BPO) in perceiving work performance, how BPO enhances MC between managers and employees, and to ascertain whether demographic factors have any impact on MC and BPO. Data is collected through convenience sampling from 201 managers and 302 employees working in foreign SMEs in Istanbul with two separate questionnaires. Survey responses are analysed with frequency, reliability, correlation, T-test, Anova, and regression techniques.The findings show that effective MC between managers and employees enhances in perceiving performance. Additionally, BPO increases value, improves work performance, and allows a company to focus on its employees thus providing better MC levels. As a result, there is a relation between BPO and MC. Furthermore, the age of the employees in SMEs strongly affects the MC scores. Additionally, it is discovered that the managers' understanding of MC is impacted by educational background, nevertheless BPO scores differ based on demographic factors such as age, gender, level of education, and work experience. This thesis contributes to the literature by showing the relation with BPO and MC on work performance, which is vital for SMEs depending on a rich data collected from a novel sample of foreigner workers and managers in Istanbul.
The mediation effect of motivation on the relationship between leadership styles and employee performance
The relationship between leadership styles and performance has long been discussed. The recent studies show that differences in leadership characteristics have a significant impact on the perceived performance of employees and their overall motivation to accomplish their tasks. This thesis provides a useful study on the relationship between transformational and transactional leadership styles (TFLS and TCLS) with their effect on employee performance and motivation as a mediator. Data are obtained from 302 employees following non-probabilistic convenience sampling through a survey comprised of Likert scale questions. The single and double regression are applied on the SPSS software to analyze the proposed relationship model and to find the direct and indirect effect of this relationship. Sobel test is also done to show the significant indirect leadership styles effect on employee performance through motivation. The results support that motivation mediates the transformational and transactional leadership styles impact on worker performance. These findings not only contribute to the literature of leadership styles and motivation but also have practical suggestions for businesses.
Business Administration Master's program with thesis
The rise of online retail has brought convenience and accessibility to consumers worldwide. However, it has also led to the proliferation of false promotions and deceptive pricing practices, which exploit cognitive biases and manipulate consumer perceptions. This thesis aims to investigate the prevalence, tactics, and impacts of these deceptive practices in the online retail industry. It utilizes an in-depth analysis of three prominent Saudi e-commerce platforms in terms of volume of sales and examines the price history of 100 items selected by non-probability stratified sampling method. The research uncovers the alarming extent of fake or misleading discounts, with a majority of items utilizing false anchoring tactics to create a false sense of value. The findings highlight a widespread issue with 94% of discounts recorded in the sample pool being fake or misleading. False anchoring strategies are utilized by 75% of analyzed items, and 73% of tested items are consistently on discount, raising concerns about the authenticity of these promotions. The findings underline the urgent need for consumer awareness and critical evaluation of pricing strategies in the online marketplace. The thesis proposes a new anchored price calculation method using two new equations to provide a fairer and more objective anchored price based on the historical pricing data and potential adjustments based on changes in consumer demand and supply chain disruptions. Furthermore, the introduction of the Verified Sale Price Tag offers a practical solution to identify false or deceptive sale tactics, enabling consumers to make informed purchasing decisions. This thesis has theoretical contribution to the literature by emphasizing the importance of a trustworthy and transparent marketplace that prioritize consumer trust and foster a more informed and ethical shopping experience. It also has practical policy suggestions for consumers, retailers and regulatory bodies not only in Saudi Arabia but also in other parts of the world.
The effect of media advertising on consumer's buying behavior in some selected real estates in somalia
Keller'e (2005) göre, reklam ihtiyacı en eski zamanlardan beri insan ruhuna yerleşmiştir. Tabela kullanımı, reklamcılıkta kullanılan ilk yöntemlerden biriydi. İlk tüccarlar mallarını sergilemek için plaketler kullanırken, Fenikeliler gibi diğer tüccarlar göze çarpan kayalara reklam ibareleri oydular. Davranmak. Aslında, reklamcılık fikri medeniyetin doğuşundan beri var olmuştur; tek fark, geçmişte sözlü iletişim yoluyla yapılıyor olmasıdır. Bu araştırmanın amacı, medya reklamlarının Somali'deki gayrimenkul sektöründeki tüketicilerin satın alma kararları üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Araştırmacı, birincil verileri toplamak için incelenecek üç firma olarak Dhulkoob Real Estate, Dahabshil Real Estate ve Buruuj Real Estate'i seçti ve bu şirketlerin her birinin müşterilerine bir anket düzenledi. Araştırmanın bulgularına göre, tüketici satın alma davranışı ile medya reklamcılığı arasında anlamlı ve olumlu bir ilişki vardır. Regresyon modeli, tüketicilerin satın alma davranışının medya reklamcılığının sonuçlarının önemli bir belirleyicisi olduğunu ve reklamın sonuçlarındaki değişimin %57,5'ini oluşturduğunu buldu. ANOVA'nın bulguları, medya reklamlarının neden olduğu dalgalanmalarda müşteri satın alma davranışının önemli bir faktör olduğunu göstermiştir. Araştırma, reklam stratejilerini geliştirmek isteyen emlak şirketlerine faydalı bilgiler sunuyor. Bu stratejiler arasında tüketicilerin satın alma davranışlarını anlamak ve hedeflemek, medya reklamcılığına yatırımı artırmak, ilgi çekici program içeriği geliştirmek, reklamların görsel çekiciliğini geliştirmek, reklam ortamlarını optimize etmek, tüketici davranışlarını sürekli olarak izlemek ve analiz etmek, ortaklıkları ve işbirliklerini dikkate almak ve daha fazlası yer alır. Gayrimenkul sektöründeki işletmeler, bu ipuçlarını hayata geçirerek tüketicilerin satın alma kararlarını başarıyla etkileyebilir ve satışları artırabilir.
The impact of digital storytelling in marketing a product in post pandemic era
Background: Due to the Corona Virus Disease 2019 (COVID-19) pandemic, businesses were pressured to adapt their marketing plans in order to compete in the new digital environment. Digital storytelling has emerged as a powerful technique for producing interesting content that connects with consumers and fosters brand loyalty. This study aims to evaluate how effective digital storytelling is as a marketing tool and to discover the various approaches and methods utilized by companies to produce interesting content in the digital era. This study combines a review of literature with actual studies to shed the spotlight on the vital role that digital storytelling plays in influencing consumer behavior and driving sales. Purpose: objective of this study is to explore the efficiency of digital storytelling in post-pandemic product marketing. Factors like consumers engagement, consumers behavior, brand awareness and brand loyalty were used to determined how effective digital storytelling can impact product marketing in post pandemic era. Methods: Over 700 potential respondents in Turkey were provided with a standardized questionnaire given the option to complete it via a Google form. The research method adopted was deductive in approach. Conclusion: According to the study's findings, digital storytelling can be a useful marketing technique in the post-pandemic period, and companies should think about including it into their marketing plans as a way to stay competitive in the digital marketplace. The study investigates how digital storytelling affects customer behavior and sales, offering businesses practical guidance on how to modify their marketing plans for today's consumers. This thesis underlines the relevance of digital storytelling in product marketing in the post-pandemic period while advancing our understanding of the field.
Effect of corporate social responsibility on brand performance
In my thesis, I want to discuss the effect of corporate social responsibility (CSR) as an instrument that organizations may utilize to improve brand performance. The recent study shows that differences in Corporations have significant effect on the perceived act of brand performance and built on philanthropy, ethics, regulation, and business embrace the perception of CSR. So, this thesis on the CSR and brand performance with their effects on demographic which are (Male, Female) I obtained data from 313 employees following non-probabilistic convenience sampling through a survey compared of Likert scale question. The single and double regression and T-tests are applied on the SPSS software to analyze the proposed relationship models and to find how illustrate the CSR transforms brand performance across economic sectors. Accordingly, this thesis is based on a study that attempts to fill in that knowledge gap. In order to regulate what type of CSR curriculums consumers consider appropriate to qualify as socially responsible, the study had three primary objectives: figuring out how customers react to certain CSR programs, figuring out how CSR influences brand performance and image, and figuring out what kinds of CSR programs people think are suitable.
Work stress and its impact on employees' performance: A survey on alokozay group of companies (AGC), Afghanistan
The present study examines work stress and its impact on employees' performance at Alokozay Group of Companies (AGC) Kabul-Afghanistan. The AGC delivers high-quality products for consumers and the market is predicted to grow throughout the anticipated period in 2023 in Afghanistan. However, high levels of work stress during the job badly effects the performance of employees who put in much effort. Therefore, they can have a bad work experience; which adversely impact the company's productivity. The survey-based data collected from the AGC employees was then analyzed after data sorting. The current study uses the factor analysis approach, namely the Exploratory Factor Analysis (EFA) and Structural Equation Model (SEM). For this purpose, employees from various departments and designation levels were chosen. A questionnaire with 25 items was developed and tested for its reliability and validity before distributing it. The researcher received 253 questionnaires from the data collection process, representing a response rate of 76.6%.The findings indicate that workload increases job stress while supervisor support decreases it. The study also shows that job stress has a positive effect on job performance.
COVİD-19'un gayrimenkul üzerindeki etkisi Türkiye ve Avustralya pazari
This thesis explores the Covid-19 pandemic's profound impact on real estate and analyzes the challenges and opportunities in its aftermath. By examining the industry's evolving landscape, this study aims to provide insights and strategies to real estate professionals navigating the post-pandemic world. It investigates the changing demand patterns, shifts in market dynamics, emerging trends in remote work and technology, and the importance of sustainable practices in building resilient real estate portfolios. This thesis serves as a roadmap for MBA students specializing in real estate, offering valuable insights and strategies to adapt to the new normal and shape the industry's future. The present research examined the relationship between the economy, people's well- being, psychological well-being, poverty, unemployment, investment, and investors' behavior in the Turkish and Australian real estate markets was operationalized through the Australian Bureau of Statistics (ABS2022), the Central Bank Republic of Türkiye (CBRT), and many more, respectively. The study analyzed the impact of Covid-19 on the real estate markets in Turkey and Australia. It found that inflation, the economy, and real estate prices were significant predictors of market changes. The number of established houses and people affected by Covid-19 also had substantial effects. Implications, limitations, and future research were discussed.
The importance of artificial intelligence in digital marketing
Incorporating Artificial Intelligence (AI) into digital marketing represents a paradigm shift in understanding and catering to consumer behaviour. Through an exhaustive bibliometric analysis of documents from 2013 to 2023, this study examines the expanding influence of AI in the digital marketing realm. Analysis of 11,018 documents reveals that AI is not only enhancing efficiency and personalization in marketing strategies but is also driving a significant transformation in the sector's research focus and practices. The most cited authors in the dataset, including those with a high frequency of single-authored publications, have been pivotal in advancing the discourse around AI in digital marketing, contributing valuable insights into consumer behaviour, predictive analytics, and automated decision-making processes. The leading institutions, spanning diverse geographies from the United States to Asia, reflect a robust network of academic influence that has fueled the development of AI-centric marketing models and strategies. Keyword analysis underscores 'Artificial Intelligence,' 'User Experience,' and 'Social Media' as the most frequently cited terms, indicating these areas as the cornerstone of current research and application. These terms not only mirror the priorities in academic research but also resonate with the evolving needs and strategies of industry practices. The United States stands out as the most cited country, indicating its central role in producing and advancing academic and practical knowledge in AI applied to marketing. The high citation count signifies the global impact of research emanating from the region, shaping the direction of international marketing strategies and setting benchmarks for best practices. In this landscape, the study emphasizes the necessity for businesses to cultivate adaptive AI integration strategies, prioritize personalized customer experiences, and invest in the continuous development of professional competencies. Furthermore, the ethical deployment of AI remains a crucial consideration. As digital marketing marches towards a more AI-integrated future, the interplay between AI advancements and marketing innovation becomes increasingly significant, offering profound implications for academic research and practical applications.
The analysis of unconscious bias and its impact on recruitment and employee management
Unconscious bias is the term used to describe the unintended and implicit prejudices which people have that frequently stem by a variety of social, cultural, and personal variables. These biases have an impact on people's perceptions, judgments and processes for making decisions without them being fully cognizant of. This abstract provides a thorough investigation of unconscious prejudice and its significant effects on hiring and managerial process. The investigation looks at many aspects of implicit prejudice in the larger context of hiring, from the original job posting through the actual hiring procedure. The evaluation emphasizes numerous phases in the selection procedure where unconscious bias might have a big impact. In addition, the study reviews recent findings and recommended methods for reducing the effects of unconscious bias in recruiting, standardized interviews and blind hiring methods.
Gender impact on hospital management: A qualitative study on decision-making processes and organizational culture
Gender dynamics play a major role in organizational culture. In the context of hospital management, it is crucial to understand these relationships to promote inclusivity and optimize the working of healthcare leadership. Gender and organizational culture's delicate intersections in healthcare demand diligent scrutiny to advance gender balance and improve healthcare quality. This thesis depends on qualitative data to explore the complex nature of gender in professional management contexts. The data is collected through semi-structured interviews conducted with twenty physicians across several cultures, such as Turkey and Pakistan, who were selected according to convenience sampling. The thematic analysis of in-depth interviews leads to sharply opposing views on gendered difficulties, advantages, and efficacy. The analysis addresses issues related to meritocracy versus gender-based differences and stereotypes concerning diversity in decision and problem-solving processes within the organizational culture, which also covers aspects of career development along with equality initiatives for women. Some key issues include stereotyping, diversity appreciation, and emphasis on transparent decision-making procedures. Participants stress the importance of organizational culture in dealing with gender inequality and harassment, advocating for policies, mentoring programs, and leadership development initiatives. This study contributes to the literature as it analyses gender dynamics and organizational culture in hospital management. Overall, the study provides a glimpse into the complicities of gender-based issues and the possibilities, hence helping to advocate for gender inclusivity, improvement of leadership practices, and improving the effectiveness of healthcare services.
The impact of quality of digital communication on the company e-reputation and consumer buying intention (case of Koton Turkish clothing brand)
This thesis examines the impact of quality of digital communication on the e-reputation of companies, specifically focusing on the Turkish clothing brand Koton. The research explores how digital channels, including social media and websites, influence consumer perceptions and buying intentions. The study utilizes a mixed-method approach, combining qualitative insights from a key Koton manager with quantitative data from consumer surveys. The findings reveal that effective quality of digital communication strategies significantly affect a brand's e-reputation and subsequently influence consumer's purchasing intentions. The thesis also delves into the role of corporate social responsibility (CSR) in quality of digital communication, assessing its impact on enhancing e-reputation. This research contributes to the understanding of digital marketing's critical role in shaping consumer behavior in the contemporary business landscape.
Content marketing and its contribution to improving company notoriety
The main aim of this dissertation is to go deeper into digital practices and mainly on content marketing and its benefits vis-à-vis precisely the notoriety of brands. Content marketing is now seen as a very valuable asset, given the fierce competition in the digital world by companies and brands that are constantly looking for ways to differentiate themselves in order to gain the maximum competitive advantage in the digital world and make the most of the advantages and assets they offer. This research focuses on the study of the influence of content marketing on the visibility and awareness of brands, particularly the case of Yves Rocher. In this case, an exploratory qualitative study was conducted in order to measure the role that the influencer on social networks plays in promoting the visibility of a specific brand from the point of view of Yves Rocher's managers.
Blok zincir teknolojisinin gümrük işlemlerine olan etkisi
Bu tez çalışmasında gümrük işlemlerinin blok zincir teknolojisi kullanılarak gerçekleştirilmesi halinde gümrük işlemlerine olabilecek olumlu veya olumsuz etkileri ele alınmaktadır. Araştırmada uygulama bölümü öncesinde kavramsal açıklık getirmek adına gümrük ve blok zincir teknolojisi kavramları ile ilgili teorik bilgiler verilip konuyla ilgili yapılmış çalışmaları içeren literatür özeti sunulmuştur. Araştırmanın uygulama bölümünde ise nitel ve nicel yöntemler kullanılmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine görüşme, nicel araştırma yöntemlerinden ise anket modeli uygulanmıştır. Uygulama kapsamında örneklem İstanbul'da faaliyet gösteren gümrük müşaviri, gümrük müşaviri yardımcısı ve yetkilendirilmiş gümrük müşaviri ünvanlı kadın ve erkek katılımcılardan oluşmaktadır. Tez çalışmasının sonucunda, gümrük işlemlerinde blok zincir teknolojisi kullanımı ile ticari verilerde doğruluğun oluşacağı, risk yönetiminin sağlanacağı, güvenlik artışı yaşanacağı, gümrük işlemleri ihlallerine yönelik denetimin daha etkin olacağı sonuçlarına ulaşılmıştır ancak gümrük sektörü çalışanlarının blok zincir teknolojisi hakkında önemli bilgi eksiklikleri olduğu ortaya çıkarılmıştır. Blok zincir teknolojisinin gümrük işlemlerinde kullanılabilmesi ve önündeki engellere yönelik önerilerde bulunulmuştur.
The impact of customer relationship management, key customer focus and knowledge management on organizational performance.
In order to stay at the top of the competitive market, businesses must continue to build strong relationships with their clients. A strong CRM (customer relationship management) strategy aids in the development, maintenance, and expansion of positive customer relationships, which raises organizational performance levels and helps the business turn this potential into income. The present study explores the complex correlation between Customer Relationship Management (CRM), Key Customer Focus, Knowledge Management and the performance results of small and medium-sized enterprises (SMEs). The purpose of the research is to understand the interactions between the CRM strategies, Key Customer Focus and Knowledge Management that SMEs use and how those strategies affect and connect to superior standards of organizational performance. Participants were chosen from SMEs' workforces and also, to enhance the study, a wide range of primary and secondary data sources were used. The results show that CRM adoption, focusing on important customers, managing information and improved Organizational Performance in SMEs are significantly and favorably correlated. Furthermore, the study highlights the important part that CRM, Key Customer Focus and Knowledge Management plays in promoting organizational success and recommends coordinated efforts to invest in training and development programs designed to build long-lasting and mutually beneficial customer connections.
A qualitative analysis of authentic leadership in healthcare administration and its outcomes on healthcare workers
Efficient delivery of health care services requires strong management, and it is only possible when managers are authentic and true. And it is not just a trait but a leadership style. Authentic leadership has drawn the attention of numerous academics and grown an importance within the literature. The main objective of this research is to examine the association between authentic leadership qualities, including sincerity, trustworthiness, and ethical behaviour, and their effect on healthcare provider's well-being, productivity, job satisfaction, and the quality of care provided to patients. As the study employs a qualitative methodology, various interviews were conducted with the personnel working as leaders in different departments of healthcare units. A purposive sampling method was used for this research. Purposive sampling means getting information from the selected participants based on predetermined criteria. Some of the data analysis was done using NVivo, and some was done manually. The data were coded and categorized into themes. The findings of this research highlight that authentic leadership can enhance the work engagement of healthcare workers and provide quality services to patients, which leads to higher patient satisfaction and more revenue for the hospital.
Lean project management in SMEs
The objective of this study is to explore the significance and results of the use of lean project management schemes across small and medium-sized enterprises. The research utilized the qualitative method to analyze the ideas and experiences held by managers and stakeholders with respect to lean project management. This methodology provided a detailed understanding of the application of lean principles to project management practices, facilitating a thorough examination of specific case studies that employed these principles during project implementation. The data collection was conducted through semi-structured interviews with 11 professionals in different industries. The data was managed and analyzed using the MAXQDA 2020 package. It helped organize the interviews in a way that made thematic analysis possible, allowing to outline patterns in the ways that lean project management was used during the project's execution as well as often encountered issues. The study revealed several key findings, revealing significant benefits such as cost savings, improved team morale, and enhanced operational efficiency. Key findings also include the critical role of effective communication, strategic alignment, and adaptability in overcoming challenges and ensuring sustainable growth. Also, resistance to change and the need for cultural adaptation came up as barriers to effective lean project management adoption. The research highlights the potential of lean principles to drive innovation, streamline processes, and foster a culture of continuous improvement in SMEs. From a managerial standpoint, the study offers top-level managers and project managers useful information on how to use and maintain lean project management practices to optimize results and resource utilization. The paper discusses the potential of lean project management to revolutionize project management and offers guidance on avoiding common mistakes made by practitioners of lean approaches in their pursuit of project productivity gains.
Impact of human resource digital transformation on employee engagement
Digital transformation has become a global consensus among companies. Companies are increasingly embracing digital transformation to optimize their operations and stay competitive. This study aimed to explore the role in which Human Resource Digital Transformation has on employee engagement. Through an analysis of the various facets of HRDT adopted the organizations have adopted, were analyzed to find the relationship with the dimensions of Employee engagement namely: Vigor, Dedication and Absorption. Employee engagement was measured through the Utrecht Work Engagement Scale, focusing on its three dimensions. For clear understanding of the relationship between the variables, Job characteristics Model and Social Context theory were adopted. The research methodology included a quantitative approach where survey questionnaires were distributed to employees in Malawi from various organizations and industries. 304 questionnaires were analyzed and revealed that Human Resource Digital Transformation has a positive and significant impact on employee engagement across all the three dimensions of employee engagement.
A study on the impact of risk management practices on the performance of financial organizations in Nigeria
The banking industry depends on risk management to identify, assess, and mitigate risks to financial performance and stability. The Nigerian banking sector has expanded and encountered several challenges, making risk management a primary priority for commercial banks. This study looks at how risk management approaches impact the financial performance of Nigeria's top five commercial banks—Zenith Bank, GT Bank, UBA, FBN, and Access Bank—from 2013 to 2023. The quantitative study relies on secondary data from selected banks' financial filings. Risk management strategies (capital sufficiency, asset quality, liquidity, and bank size) and financial performance (return on assets) were investigated using descriptive and inferential statistical approaches, such as correlation and multiple regression analysis. The findings of the study reveal that capital adequacy and liquidity have statistically significant positive effects on return on assets (ROA), suggesting that banks with stronger capital positions and higher liquidity levels tend to have better financial performance. Bank size also has a statistically significant positive effect on ROA, indicating that larger banks tend to benefit from economies of scale and have better profitability than smaller banks. However, the impact of asset quality on ROA is positive but statistically insignificant, suggesting that the effect of credit risk management on bank profitability may be less pronounced than other risk management practices. The study also finds that the selected banks have varying levels of risk management practices and financial performance over the study period.
The effect of industry 4.0 on organizationalperformance of small medium enterprises inpakistan
This paper aimed to evaluate how the fundamental technologies of Industry 4.0 (3Dimensional printing, cloud computing, IoT, robotics and big data analysis might affect small medium enterprises operational performance in Pakistan. The study particularly looked at Pakistan's small medium enterprises and focused especially on lower-level workers with Industry 4.0 technology knowledge as well as high-ranking officials including managers at several levels. A matrix type survey form was used to get the outcomes. Using a five-point Likert scale, the poll asked respondents to score "strongly agree" through "strongly disagree". Data analysis was done with IBM SPSS Statistics. The research results revealed a notable correlation between the operational effectiveness of Pakistan's small medium enterprises and the five main elements of Industry 4.0. Moreover, the findings illustrate that innovative elements of I4.0 which include 3Dimensional printing, cloud computing, IoT, robotics and big data analysis have the ability to address issues facing Pakistan's small medium enterprises including low profits, rising costs, and disorganized operations. By examining and evaluating the five main elements of Industry 4.0 that have a considerable influence on the service sector, particularly the SME's, especially in major emerging markets (BEM) economies, such Pakistan, this study enlarged the present theoretical understanding.
The impact of total quality management on customer satisfaction in telecommunication industry in Somalia
It's widely believed that implementing of Total Quality Management is increasing customer satisfaction, according to Literature Total Quality Management refers to an integrated management philosophy and set of practices aimed at continuously improving organizational by quality in all business process, reducing errors and increasing customer satisfaction. Methodology was employed a qualitative method interview was transmitted to the clients both individuals and organization that are subscribed somnet Telecom services. The clients are selected randomly simple random sampling technique in Somalia. The interview completed by 15 clients out of Total Sample 15 clients the interview will be designed to structured, ensuring, clarity and ease of response for the participants. The main factors such as quality of service, citing good coverage, fast date speed and reliable comments as the main reasons for their satisfaction. The overarching finding from the interview was that the majority of Somnet customers are satisfied with the company's services. When asked to rate their overall satisfaction levels, participants consistently cited the quality of Somnet's network as the top driver of their positive experience. Fast data speeds, reliable connectivity, and good coverage were directly correlated with high satisfaction scores. This underscores the critical importance of network performance in the telecommunications industry. The customer satisfaction interview provided invaluable customer perspectives on Somnet's strengths and weaknesses. While the company excels in core service delivery, minor weaknesses prevent complete satisfaction. Keywords: Total Quality Management, customer satisfaction, organizational performance and quality of service Date: 01/03/2024