
2,833
Archived Theses
22
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Hastanede yatan yetişkin hastaların uyku gereksinimlerini etkileyen faktörlerin incelenmesi
ÖZET Hastanede Yatan Yetişkin Hastaların Uyku Gereksinimlerini Etkileyen Faktörlerin İncelenmesi İnsanın yaşamının devamlılığının sürdürülmesinde temel insan gereksinimlerinin karşılanması önemlidir. Uyku, patofizyolojik, fiziksel, psikolojik ve çevresel faktörlerden etkilenen kompleks, fizyolojik temel bir yaşam gereksinimidir. Hasta birey için dinlendirici bir ortam hazırlamak, uyku ve diğer temel fizyolojik gereksinimlerini yerine getirmesini sağlamak hemşirelerin önemli bir işlevidir. Bu nedenle hastaların daha rahat uyumalarına engel olan faktörlerin belirlenmesi, ortadan kaldırılması ile normal uyku sürecinin sağlanması ve sürdürülmesi önemli bir hemşirelik fonksiyonudur. Bu çalışma, hemşirelik girişimleri için temel bir veri oluşturmak üzere hastanede yatan yetişkin hastaların uyku gereksinimlerini etkileyen faktörleri araştırmak için yapılmıştır. Araştırmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balçak Hastanesinde 01.01.2002-31.03.2002 tarihleri arasında en az üç gün hastanede kalan, yer, kişi, zaman oryantasyonu normal, soruları anlayıp yanıtlayabilecek durumda olan 400 hasta dahil edilmiştir. Veriler hastaları tanıtan ve uyku gereksinimlerini etkileyen faktörleri belirlemeye yönelik anket formu ile toplanmıştır. Hastaların yaş ortalamasının 44.7 olduğu, %723'ünün dahili kliniklerde yattığı, %64.5'inin 3-12 gün hastanede kaldığı, %70.8'inin hastanede 5-9 saat uyuduğu, %40.5'inin hastaneye yatmakla uyku alışkanlığında değişiklik olduğu, uykularının %64.8'inin gürültüden, %53.0'ının ağrıdan, %45.3'ünün yatma kalkma saatlerindeki değişiklik nedeniyle etkilendiği, uyku sorununu gidermek için %53.8'inin kalkıp dolaştığı ve hastanede uykunun daha rahat olabilmesi için %29.0'ının öneride bulunduğu görülmüştür. Hastaların hastanedeki günlük ortalama uyku sürelerinin yattıkları kliniklere göre farklılık gösterdiği, hastaneye yatınca uyku alışkanlığında değişiklik olma durumunun daha önce hastaneye yatmakla değiştiği görülmüştür. Hastanedeki günlük ortalama uyku süresinin yaşa ve hastanede yatılan gün sayışma, hastanede gündüz uyumanın hastanede kalman gün sayışma, hastaneye yatmakla görülen uyku sorunlarının yatılan kliniğe ve hastanede kalman gün sayışma bağlı olmadığı görülmektedir. Elde edilen araştırma sonuçları hemşirelik bakımı ve hemşirelik bakımının kalitesini arttırmak için eğitimde kullanılacaktır. Anahtar SözcüklenHasta, Hemşirelik, Uyku, Uykuyu Etkileyen Faktörler XII
Çukurova Üversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde çalışan hemşirelerin ağrısı olan hastaların bakımına ilişkin bilgileri ve hemşirelik girişimlerinin incelenmesi
ÖZET Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde Çalışan Hemşirelerin Ağrısı Olan Hastaların Bakımına İlişkin Bilgileri ve Hemşirelik Girişimlerinin İncelenmesi İnsanlık tarihi kadar eski olan ağrı, herkesin yaşamının bir döneminde değişik çeşit ve derecelerde yüz yüze kaldığı bir olgudur. Sözlük anlamı vücudun herhangi bir yerinde duyulan sürekli ve şiddetli acı olan ağrı, sağlık bakımı gerektiren en yaygın nedenlerden biri olmasına rağmen çok iyi anlaşılamamış ve bu nedenle günümüzde en önemli tıbbi sorunlardan biri olmaya devam etmektedir. Ağrı deneyimi dinamiktir ve bunu anlamak hemşirenin sorumluluğundadır. Hemşire, ağrı kontrolünü sağlamak için, hasta ve sağlık ekibinin diğer üyeleri ile işbirliği yapmalıdır. Hemşireler, ağrı yönetimi ve ağrının hafifletilmesinden etik olarak sorumludurlar.. ; Bu çalışma, hemşirelerin ağrısı olan hastaların bakımına ilişkin bilgileri ve hemşirelik girişimlerini araştırmak için yapılmıştır. Araştırmaya Ç.Ü. Balcalı Hastanesinde gündüz çalışan 198 hemşire dahil edilmiştir. Veriler, hemşireleri tanımlayan, hemşirelerin bakım hakkındaki bilgisini ölçen bir anket formu ile toplanmıştır. Hemşirelerin yaş ortalamasının 30.89, mesleki deneyim yılı ortalamasının 12.0 olduğu, %52.0'ının kronik ağrı deneyimi olmadığı, %42.4'ünün ağrılı hasta ile sıklıkla karışlaştıklarmı ifade ettikleri, %70.2' sinin okulda ağrı eğitimi aldığı, %88.4'ünün okul dışı ağrı eğitimi almadığı ve ağrıya ilişkin yayın takip etmediği, %88.9'unun farmakolojik yöntemleri kullandığı, %85.4'ünün sözlü ifadelere dayanarak ağrı değerlendirmesi yaptıkları, %96.5'inin narkotik analjeziklerin uygulanmasında dikkat edilecek noktaları, %3'nün ise ağrı teorilerini bildiği görülmüştür. Bu çalışmanın sonunda, hemşirelerin ağrılı hastaların bakımı ve ağrı kontrol yöntemleri hakkında bilgilerinin yetersiz olduğu görülmüştür. Sonuçlar değerlendirildikten sonra hemşirelik bakımı ve hemşirelik bakımının kalitesini artırmak için eğitimde kullanılacaktır. Anahtar Sözcükler: Ağrı, Bakım, Girişimler, Hemşirelik. XI
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin basınç yarası oluşumunu önleyici ve tedavi edici hemşirelik girişimlerine ilişkin bilgi ve uygulamalarının incelenmesi
ÖZET Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balçak Hastanesi'nde Çalışan Hemşirelerin Basınç Yarası Oluşumunu Önleyici Ve Tedavi Edici Hemşirelik Girişimlerine Diskin Bilgi Ve Uygulamalarının İncelenmesi Bu çalışmada Ç. Ü. T. F. Balçak Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin basınç yarası oluşumunu önleyici ve tedavi edici hemşirelik girişimlerine ilişkin bilgi ve uygulamaları incelenmiştir. Tanımlayıcı olarak yapılan araştırmanın evrenini, Ç.Ü.T.F. Balcalı Hastanesi'nde ameliyathane, pediatri klinikleri, poliklinikler dışında çalışmakta olan 372 hemşire, orneklemini ise 100 hemşire oluşturdu. Hemşirelerin, %52.0'ınm 10-19 yıllık, %77.0'mın SML/AÖF mezunu olduğu, %35.0'ının dahili, %38.0'ının cerrahi kliniklerde, %27.0'ınm yoğun bakımlarda çalıştığı, % 17.0' inin basınç yaraşma ilişkin okul dışı eğitim aldığı, %26.0'ının basınç yaralı hasta ile sık, %55.0'ının bazen karşılaştığı, %95.0'ının basınç yarasının önlenmesini ve tedavisini hemşirenin sorumluluğunda gördüğü, %97.0'ının tedavisinin ekip çalışması gerektirdiğini düşündüğü saptandı. Basınç yarasıyla sık karşılaşma durumları, yoğun bakımlarda % 53.0, cerrahi kliniklerde %26.0, dahili kliniklerde %19.2 olarak saptandı. Basınç yarasını önleyici girişimler olarak, hemşirelerin %76.0'ının nemlendirici, %3 1.0' mın koruyucu jel uyguladığı, %80.0'ının destekleyici yüzey kullandığı, %64.0'ının cilt temizliğini ve % 90,0' inin pozisyon değiştirme sıklığını doğru uyguladığı saptandı. Basınç yarası gelişme riski olan hastaları değerlendirirken hemşirelerin %97.0'ının yatağa bağımlılığı en fazla gözönüne aldıkları, %98.0'ının yatağa bağımlı hastalarda basınç yarasının sık geliştiğini belirttiği, %95.0'ının basınç yarasının I. Devresini doğru sınıflandırdığı, %76.0'mm pozisyonlara güre basınç yarası gelişen yerleri bildiği, %73.0'ının kan dolaşımını arttırmak amacıyla masajı hemşirelik girişimlerine örnek verdiği, %81.0'ının yara temizliğinde kullanılacak solüsyonu, %12.0'ının enfekte olmayan basınç yarasının antiseptikle yıkanmasına gerek olmadığını, %9.0'ınm basınç yarasının kapatılmaması gerektiğini, %87.0'ınm diyet türünü,%46.0'ının yatak başı yüksekliğini ayarlamayı bildikleri saptandı. Sonuç olarak, hemşirelerin konuya Şişkin görev içi eğitim programları almaları ve bu programların yazdı eğitim materyali ile desteklenmesi önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Basınç yarası, Hemşirelik girişimi, Önleme, Tedavi. X1U
Sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği kapsamında mesleki biyolojik risklerden tüberküloz hakkındaki deneyimleri ve bilgi düzeyleri
Tüberküloz (Tbc), sağlık çalışanlarının karşılaştığı mesleki risklerden biridir. Bu tez, sağlık çalışanlarının tüberküloz hakkındaki deneyim ve bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın verileri, 24 Eylül-10 Ekim 2019 tarihleri arasında özel bir hastanede görev yapan sağlık meslek gruplarının anket sonuçlarının değerlendirilmesi şeklinde oluşturulmuştur. Hazırlanmış olan anket, veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Bu amaçla, tüberküloz ile karşılaşma riski olan 316 sağlık çalışanı ile anket yapılması düşünülmüştür. Ancak, 76 sağlık çalışanın, nöbet, doğum ya da yıllık izin gibi nedenlerden dolayı anketleri yapılamamıştır. Bu nedenle, araştırmanın verileri, 172'si kadın ve 78'i erkekten oluşan toplamda 250 sağlık çalışanının verilerinden oluşmaktadır. Ankete katılan sağlık çalışanlarının eğitim düzeyleri, %34,8'i sağlık meslek lisesi, %32'si ön lisans ve %12,4'ünün lisans mezunu olduğu tespit edilmiştir. Sağlık çalışanlarının, %72'sinin en az bir kez tüberküloz konusunda eğitim aldığı tespit edilmiştir. Hastanelerde, rutin olarak her yıl yapılan tüberküloz eğitimine son altı ay içerisinde katılanların oranı %6,4 olduğu belirlenmiştir. Katılımcılardan, tüberkülozun bulaşıcı bir hastalık olduğunu bilenler %86,8 oranındaydı. Tüberkülozun belirti ve bulguları sorulduğunda ise yanlış bilenlerin ve hiç bilmeyenlerin oranının %50,4 olduğu tespit edilmiştir. Negatif basınçlı odaların hakkında bilgisi olanların oranı %49,2 olarak belirlenmiştir. Tüberküloz hastasının oda girişine mavi çiçek sembolünün konulması gerektiğini düşünenlerin oranı %45,6' olarak belirlenmiştir. Tüberküloz da standart tanılama yönteminin, %58,8 oranında radyoloji ve %50,4 oranında ise fizik muayene olduğu düşünülmektedir. Katılımcıların %67,6'sının PPD testi hakkında bilgi sahibi olduğu tespit edilmiştir. Doğrudan gözetimli tedavinin ne olduğunu bilenler %44,8 oranına sahip olduğu görülmüştür. Bu araştırmanın verileri doğrultusunda, sağlık çalışanlarının tüberküloz hakkında bilgi düzeylerinde eksiklikler olduğu tespit edilmiştir. Mesleki risk faktörlerinden tüberküloz, sağlık çalışanlarının hayatını tehdit etmektedir. Sağlık personellerinin tüberkülozun bulaşma riskinden korunabilmeleri için kurumlarda alınacak olan mühendislik önlemlerinin yanı sıra hastalık hakkındaki bilgi düzeylerini arttırmaları gerekmektedir. Bu da kurumlarda verilecek olan eğitimlerle mümkün hale gelecektir. Aynı zamanda verilen eğitimlerin kalıcı olabilmesi için yönetimsel önlemler kapsamında yapılan uygulamaların sahada takip edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mesleki risk faktörü, sağlık çalışanları, tüberküloz, bilgi ve deneyim
Ameliyat sırası basınç yaralanması ve risk faktörlerinin belirlenmesi
Bu çalışma, cerrahi alana özgü ameliyat sırası basınç yaralanması (ASBY) riski ve oluşumuna katkı sağlayan faktörlerin belirlenmesi amacıyla planlandı . Araştırma tanımlayıcı kesitsel bir tasarımdır. Çalışma özel bir Üniversite hastanesinin ameliyathanelerinde cerrahi girişim geçiren 200 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Çalışma verileri, "Sosyodemografik ve Klinik Özellikler Formu" ile "3S Ameliyathane Basınç Yarası Risk Tanılama Ölçeği Türkçe Formu (3S-RTÖ)" hasta klinik kayıtları aracılığı ile elde edildi. Çalışma için etik kurul, kurum ve katılımcılardan gönüllü izni alındı. Katılımcıların %53,5'i kadın, yaş ortalaması 50,26±17,30 , %40'ı kronik hastalık sahibiydi. Hastaların sadece %18'inde evre I ameliyat sırası basınç yaralanması görüldü. Basınç yaralanması gelişen 36 (%18,0) hastanın 3S-RTÖ risk puanı (17,64±3,081), basınç yaralanması gelişmeyen 164 (%82,0) hastanın 3S-RTÖ risk puanından (15,55±2,570) daha yüksek riskli olarak değerlendirildi (p=0,001). Ameliyat sırası basınç yaralanması; kadın (p=0,013) hastalarda, 57 yaş ortalaması üzerindekilerde (p=0,004) ve kronik hastalığı olanlarda (p=0,035), kan basıncı değişimi (hipo/hpertansiyon) olanlarda daha çok görüldü. Katılımcıların kanama miktarının 200 ml'den fazla olması, ameliyat süresinin üç saatten uzun sürmesi ve büyük cerrahi girişim geçirmesi ameliyat sırası basınç yaralanması görülmesinde önemliydi (p=0,001). Ameliyat sırası basınç yaralanması riskinin belirlenmesinde hastaların ameliyat sırasına özgü risklerinin bilinmesi kadar bireysel özelliklerinin de bilinmesi önemlidir. Ameliyat sırası basınç yaralanması ameliyathane hemşirelerinin büyük cerrahi girişim geçiren hastalarda erken tanılaması gereken ve önlem alması gereken önemli komplikasyondur.
Adana ilindeki çeşitli hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin ötanazi hakkındaki düşünceleri
ÖZETAdana İlindeki Çeşitli Hastanelerin Yoğun Bakım Ünitelerinde ÇalışanHemşirelerin Ötanazi Hakkındaki DüşünceleriÖtanazi; tıbbın elinde bulundurduğu olanaklarla iyileştiremediği venitelikli bir yaşam da sağlayamadığı hastaların yaşamlarının, içindebulundukları belli koşullarda ve biçimde sona erdirilmesi olaraktanımlanmaktadır. Bireye hizmet veren hemşirelerin ötanazi konusundakidüşünceleri bu konuda geliştirilecek politikaların oluşturulmasında önemlidir.Çalışmamız Adana ilinde çeşitli hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde görevyapan hemşirelerin ötanazi uygulamaları hakkındaki düşüncelerininbelirlenmesi amacı ile gerçekleştirilmiştir.Tanımlayıcı olarak planlanan araştırmamız Çukurova Üniversitesi TıpFakültesi Balcalı Hastanesi, T.C. Sağlık Bakanlığı Adana Numune Eğitim veAraştırma Hastanesi ile Başkent Üniversitesi Adana Uygulama ve AraştırmaHastanelerinin yoğun bakım ünitelerinde görev yapan ve hemşirelerin sosyo-demografik özelliklerini, ötanazi hakkındaki bilgi ve düşüncelerini belirlemeyeyönelik sorulardan oluşan anket formunu doldurmayı kabul eden 186hemşireye, hastane yönetimlerinden izin alındıktan sonra Ekim 2003-Şubat 2004tarihleri arasında uygulanmıştır.Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 26.9+3.9 olup,%73.7'sinin SML/Ön Lisans mezunu olduğu, çalışma yılı ortalamasının 6.6+5.1olduğu, %50.0'ının evli olduğu, %44.6'sının dahiliye yoğun bakım ünitelerindeçalıştığı, %55.9'unun ötanazinin insan/ hasta hakkı olduğunu düşündüğü,yatağa bağımlı olsalar kendileri için ötanazi isteme oranının %24.8 olduğu,%39.8'inin ötanazinin Türkiye'de yasallaşmasına karşı olduğu, BalcalıHastanesinde çalışanların diğer hastanelere göre aktif, pasif ötanaziyi veülkemizde yasallaşmasını daha çok destekledikleri saptanmıştır. Yasallaşmasıdurumunda ise %63.4'ünün ötanaziyi yasaların belirlediği bir ekibin yapmasıgerektiğini düşündüğü, %81.7'sinin uygulamada yer almak istemediği,%81.2'sinin istismar edileceğini, %44.1'inin ülkemizde belirli durumlardaötanazinin uygulandığını düşündükleri saptanmıştır.Bu çalışmanın sonunda, genel olarak yoğun bakım ünitelerinde çalışanhemşirelerin pasif ötanaziyi aktif ötanaziye göre daha çok desteklediğigörülmüştür. Sonuçlar hemşirelerin ötanazi talebi ile karşılaştıklarında dahaprofesyonel hemşirelik bakımı vermeleri amacı ile eğitimde kullanılacaktır.Anahtar Sözcükler: Hemşirelik, Ötanazi, Ölüm, Yoğun Bakım Üniteleri
Açık kalp cerrahisi geçiren hastalara uygulanan terapötik yaklaşımın entübasyon tepkisi, ajitasyon davranışı ve entübasyondan ayrılma süresine etkisi
Bu araştırma teröpatik iletişim aşamalarına göre ameliyat öncesinde ve sonrasında verilen eğitimin etkinliğini belirlemek amacıyla son test kontrol gruplu araştırma deseninde planlandı. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da bir vakıf üniversitesi hastanesinde yatan açık kalp cerrahisi hastalarından 15 deney, 15 kontrol olmak üzere toplam 30 hasta oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik bilgi formu, RASS (Richmond Ajitasyon Sedasyon Skalası), Entübasyon tepkileri gözlem formu ile 10.10.2022-07.01.2023 tarihleri arasında toplandı. Ameliyat öncesi her iki gruba da sayısal anksiyete ölçeği (kontrol değişkeni) uygulandı. Ameliyat öncesi ve sonrasında deney grubundaki (n=15) olgulara sürece uygun olarak yapılandırılmış terapötik iletişim sürecine dayandırılmış eğitim programı uygulandı. Kontrol grubu (n=15) ise standart bakım aldı. Her iki gruba da ameliyat sonrası RASS ve Entübasyon tepkileri gözlem formu uygulandı. Ölçümler hastaların yoğun bakımdaki sedasyon prosedüründen sonra ilk uyandıkları anda yapıldı. Verilerin analizinde araştırmaya katılan çalışanların tanımlayıcı özelliklerinin belirlenmesinde frekans ve yüzde analizlerinden, ölçeğin incelenmesinde ortalama ve standart sapma istatistiklerinden faydalanılmıştır. Araştırma değişkenlerinin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek üzere Kurtosis (Basıklık) ve Skewness (Çarpıklık) değerleri incelenmiştir. Bağımsız gruplarda kategorik değişkenlerin oranları arasındaki farklar Ki-Kare ve Fisher exact testleri ile analiz edilmiştir. Sürekli değişkenlerin gruplara göre farklılaşması bağımsız gruplar t-testi ile analiz edilmiştir Hastaların entübasyon tepkileri deney ve kontrol gruplarına göre likert ölçümde anlamlı farklılık göstermemiştir. Ancak istatistiksel açıdan entübasyon tepkileri görüldü/görülmedi olarak değerlendirildiğinde "buruşuk yüz ifadesi" (X2=5,000; p=0,030<0.05) ve "elleriyle çarşaf toplama" (X2=6,652; p=0,013<0.05) tepkilerinde kontrol grubunun deney grubuna göre puanı anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Deney ve kontrol grupları arasında RASS puanları ve entübasyondan ayrılma süreleri açısından anlamı bir fark bulunmamıştır (p>0,05).
Evde sağlık hizmeti alan ve almayan yaşlı bireylerin yaşam kalitesi, yalnızlık ve ölüm korkusu
Ülkemizdeki yaşlı nüfusunun artmasıyla beraber kişilerin kendi bakımlarını engelleyen sağlık sorunlarının ortaya çıkma hızıda artmaktadır. Kronik hastalıklar sebebiyle işlev kayıplarının yaşanması sağlığı her yönüyle etkilemekle birlikte bireyin sosyal adaptasyon durumunu da zayıflatmaktadır. Üretkenliği ve gücü azalan yaşlı birey kendini diğer insanlara göre daha yalnız ve ölüme daha yakın hisseder. Evde sağlık hizmetleri bu duygular içindeki fizyolojik ve psikolojik sıkıntı yaşayan yaşlı bireyler için hayatı biraz daha kolaylaştırmak amacıyla profesyonel sağlık hizmeti sunmaktadır. Bu araştırma evde sağlık hizmeti alan ve almayan yaşlı bireylerin yaşam kalitesi, yalnızlık ve ölüm korkusunun incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırma, Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesinin Evde Sağlık Hizmetleri birimine kayıtlı 266 hasta ve Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesinin poliklinik birimlerine başvuran, çalışmanın yapıldığı altı bölge içinde yaşayan ve herhangi bir yerden evde sağlık hizmeti almayan 242 birey üzerinde gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, DSÖ Yaşam Kalitesi Ölçeği Yaşlı Modülü, Templerin Ölüm Kaygısı Ölçeği ile Yaşlılar İçin Yalnızlık Ölçeği kullanılarak toplandı. Analizler SPSS 27 istatistik programı ile yapıldı. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Tanımlayıcı testler için sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, iki bağımsız grubun ölçüm değerleriyle karşılaştırılmasında "Mann-Whitney U" testi (Z-tablo değeri), normal dağılıma sahip olmayan iki nicel değişkenin ilişkilerinin incelenmesinde "Spearman" korelasyon katsayısı kullanıldı. Araştırmada; evde sağlık hizmeti alan bireylerin %60,5'i, hizmet almayan bireylerin ise %59,1'inin kadın olduğu bulundu. Evde sağlık hizmeti alma durumu yaş sınıfları, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, çocuk varlığı ve ikamet edilen yer arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki (p>0,05) olmadığı, birlikte yaşanan kişiler (χ2=14,025; p=0,003), bakıma yardımcı kişinin olması durumu (χ2=9,716; p=0,002) ve gelir düzeyi arasında (χ2=16,888; p<0,001) istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi. Evde sağlık hizmeti alan bireyler WHOQOL-OLD ölçeğinin tüm alt boyutlarında hizmet almayan bireylere göre daha yüksek puan aldı. Evde sağlık hizmeti alan bireylerin yaşam kalitesi almayan bireylere göre daha yüksek, yalnızlık ve ölüm kaygısı ölçeği değerleri ise evde sağlık hizmeti alan bireylerde hizmet almayanlara göre daha düşük bulundu. Evde sağlık hizmeti alma durumunun biriyle birlikte yaşayan kişilerde daha fazla (χ2=14,025; p=0,003) olduğu, bakımına yardımcı olan kişilerin ağırlıklı olarak hizmet aldığı (χ2=9,716; p=0,002), bakımında yardımcısı olmayan kişilerin ise ağırlıklı olarak hizmet almadığı, geliri giderine eşit veya geliri giderinden fazla olanların geliri giderinden az olanlara göre daha fazla hizmet aldığı (χ2=16,888; p<0,001) tespit edildi. Yaşanılan bölge, Covid-19 geçirip geçirmeme durumu ve eşiyle, çocuklarıyla, bakıcıyla, yalnız yaşama durumlarına göre evde sağlık hizmeti alan bireylerin yaşam kalitesi düzeylerinin hizmet almayanlara göre daha yüksek, yalnızlık durumlarının ve ölüm korkusunun ise daha düşük olduğu bulundu. Anahtar Kelimeler:Evde Sağlık Hizmetleri, Yaşlı, Yalnızlık, Ölüm Korkusu, Yaşam Kalitesi
Kardeşi epilepsi hastalığına sahip olan bireylerin deneyimleri
Bu araştırma, epilepsi hastalığına sahip kardeşi olan, bireylerin yaşam deneyimlerini tanımlamak amacıyla fenomenolojik yaklaşımlı niteliksel araştırma deseni kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada kartopu örneklem yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini en az 6 ay önce epilepsi tanısı almış hastaların, 6-18 yaş aralığında, dahil olma kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 10 sağlıklı kardeşi oluşturmuştur. Veriler araştırmacılar tarafından ulusal ve uluslararası literatür doğrultusunda hazırlanan kişisel bilgi formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Görüşme öncesinde katılımcılar ve ebeveynlerinden sözlü ve yazılı onam alınarak, ses kayıt cihazı kullanılmıştır. Veriler derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Görüşmeler 45 ile 90 dakika arasında sürmüştür. Araştırmanın analizinde içerik analizi kullanılarak tümevarımsal yaklaşım benimsenmiştir. Kardeşlerin yaş ortalaması 13,4±3,97, cinsiyeti %90 kadın, öğrenim durumu %30 ilkokul, %30 ortaokul, %30 lise, yetiştiği sosyal çevre %60 kent, aile yapısı %80 çekirdek aile, hasta kardeşin yaş ortalaması 12,2 ± 7,45, kardeşin engellilik durumu %70 engelli, şeklinde bulunmuştur. Yapılan görüşmeler sonucunda epilepsili kardeşi olan bireylerin deneyimleri üç boyutta temalandırılmıştır. Bunlar; 1. Kardeşin epilepsi hastası olmasının anlamı, 2. hastalık süreci ve nöbetler ile ilgili deneyimler, 3. Aile içi ilişkiler ile sosyal hayat ve eğitim hayat deneyimleridir. Kardeşin epilepsi hastası olmasının sağlıklı kardeş için anlamı, "sorumluluk" teması altında, "tetikte olma ve yalnız bırakamama", "bakım sorumluluğu", "rol üstlenme" ve "kurtarıcı rol" olmak üzere dört alt kategoride, hastalık süreci ve nöbetler ile ilgili deneyimleri, "korku ve üzüntü" teması altında "nöbet" ve "hastalık süreci" alt kategorilerinde, aile içi ilişkiler, sosyal hayat ve eğitim hayatı ile ilgili deneyimleri ise "mahrumiyet" teması altında "duygusal", "sosyal", ve "eğitim" alt kategorilerine ayrılmıştır. Niteliksel çalışma yöntemi ile epilepsi hastası kardeşlerin deneyimlerini araştıran bu çalışma, deneyimi doğrudan yaşayan kardeşlerin perspektifinden önemli veriler sunmaktadır. Bu sonuçların epilepsi hastası kardeşe sahip bireylerin neler yaşadığının anlaşılmasında, hasta kardeşe ve ailesine yönelik destekleyici yaklaşım ve programların geliştirilmesinde önemli rol oynayacağına inanılmaktadır. Sağlıklı kardeşin hasta kardeşle ilgili yaşadığı sorumluluklar, ebeveyn bakım yükünün bir sonucu olabileceğinden hasta çocuğun bakımına diğer aile üyeleri de katılmalı, kardeş ve aileye psikososyal destek sağlanmalıdır. Bu durum hem ailenin hem de kardeşlerin yaşadığı stres, korku, üzüntü ve endişelerin azaltılmasında etkili olacaktır.
İş Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği'nin Türkçe geçerlilik ve güvenirlik çalışması
Daha sonra doldurulacaktır
Diyabet yönetiminde algılanan engeller ve öz yönetimin öz bakım davranışları üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı diyabetli bireylerin diyabet yönetiminde algıladıkları engelleri ve diyabet öz yönetimin öz bakım davranışları üzerine etkisini değerlendirmektir. Ayrıca diyabetlinin algıladıkları engeller ile diyabetlinin sosyodemografik, hastalık özellikleri ve metabolik parametreleri ile olan ilişkisini incelemektir. Materyal ve Metot: Çalışma tanımlayıcı-ilişki arayıcı tipte tasarlanmış olup, Eylül 2022- Şubat 2023 tarihleri arasında İstanbul Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesi yataklı dahiliye servislerinde çalışmaya katılmayı kabul eden diyabetliler ile yürütülmüştür. G-Power 3.1 programı ile %95 güven aralığında ve 0.95 güç oranıyla görülüş sıklığı 0.5 ve standart sapma ±0.05 kabul edilerek yapılan analiz sonucunda diyabetli sayısı 300 olarak belirlendi. Dahil edilme kriterlerine uygun 300 tip 2 diyabetli basit tesadüfi örnekleme ile belirlendi. Veriler yüz yüze görüşme yoluyla toplanmıştır. Veriler ''Diyabetli Birey Tanıtıcı Bilgi Formu'', "Diyabet Öz Bakım Aktiviteleri Anketi, "Diyabette Engeller Ölçeği", ve "Diyabette Öz-yönetim Algı Skalası (DÖYAS)" kullanılarak elde edilmiştir. Bulgular: Çalışmada diyabetli bireylerin %51,3' ünün kadın, %35,3' ünün tanı süresinin 6 ile 10 yıl arası ve %78,7' sinin diyabet dışında bir kronik rahatsızlığı olduğu bulundu. Diyabetlilerin %52'sinin retinopatisi olup, %43,7'si insülin kullanmaktadırlar. Diyabetliler en fazla diyet (x :3,61±0,72), en az egzersiz (x :2,3±1,4) özbakım aktivitesini gerçekleştirmektedir. Diyabetli bireylerin yarısından fazlasının (%56,2) en çok insülin kullanımında engel algıladığı ve yaklaşık üçte birinin (%36,7) diyabet tedavisine uyumunun olduğu belirlenmiştir. Katılımcılar en fazla kendi kendini izlemede (x : 0,68±0,88), en az ise sağlık profesyonelleri ile ilişkilerinde (x : 0,028±0,38) engel yaşamaktadır. Diyabette Öz-yönetim Algısının orta düzeyde olduğu (x : 21,8±2,97) bulunmuştur. Yaş, cinsiyet, medeni durum, tanı süresi, başka bir kronik rahatsızlığın olması, komplikasyon yaşama durumu diyabetle yaşamda engel algılamanın farklı alt boyutları ile ilişkili bulundu (p<0,05). Özbakım aktivitelerinden diyet puanı ilaç kullanımında (r:-0,208) ve yaşam değişikliğinde (r:-0,236), egzersiz puanı yaşam şekli değişikliğinde (r: -0,576 ) engel algılama ile ilişkilidir. Kan şekerine bakma sıklığı puanı diyabetle başa çıkmada (r: 0,141) engel algılama ile ilişkilidir (p<0,05). Diyabetle başa çıkmada engel algısı arttıkça özyönetim algısı zayıf düzeyde artmaktadır (r:0,019). Diyabet öz yönetim algısı ile diyabet özbakım aktiviteleri ve diyabette yaşanan engeller arasında ilişki bulunamamıştır (p<0,001).Metabolik parametrelerin kötü olması diyabetlinin yaşam şekli değişikliği yapmada ve ilaç kullanımı ile ilgili alanlarda engel algılamasına neden olmaktadır (p<0.005). Sonuç: Başarılı bir diyabet yönetimi için diyabetlinin algıladığı engellerin azaltılması ve engeller ile başa çıkmanın öğretilmesi, özbakım aktivitelerinin gerçekleştirilmesinde, öz yönetimlerinin güçlendirilmesinde ve metabolik parametrelerinin iyileştirilmesinde önemlidir. Bu kapsamda diyabetliler ile çalışan hemşireler diyabetlilerin yaşadıkları engelleri ve bu engellerin diyabetlilerin özbakım aktiviteleri ve özyönetimleri üzerindeki etkisini değerlendirmeli ve yapacakları eğitimlerde bunu dikkate almalıdır. Gelecekteki çalışmalar farklı diyabet grupları ve cinsiyetler arasında karşılaştırmalı olarak yapılabilir. Öz bakım davranışlarını ve öz yeterliliği geliştirmek için diyabetle yaşamda engellerle mücadele gücünün arttırılmasına yönelik diyabet politika yapıcılarının uygun, kolay erişilebilir ve sürdürülebilir program desteğine ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Sözcükler: Diyabet, diyabette yönetiminde algılanan engeller, diyabet öz bakımı davranışları, diyabet öz yönetimi
Yoğun bakım hemşirelerinin santral venöz kateter ilişkili kan dolaşım enfeksiyonlarını önlemeye yönelik bilgi düzeyleri ve kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Yoğun bakım ünitelerinde görülen sağlık hizmeti ilişkili kan dolaşım enfeksiyonu santral venöz kateterlerin komplikasyonlarından birisidir ve önlenebilir sorundur. Çalışmalarda, hemşirelerin santral venöz kateter ilişkili kan dolaşım enfeksiyonları (SKİ-KDE) ile ilgili yeterli bilgi düzeyine sahip olmaları ve kanıta dayalı uygulamalar ile enfeksiyon riskinin önlenebildiği gözlenmiştir. Kanıta dayalı uygulamalar; profesyonelleşmeye, hemşirelik uygulamalarının bilimselleşmesine, bilimsel bilginin güncel tutulmasına, etkin karar vermeye, hasta bakım kalitesini arttırmaya neden olmaktadır. Bu araştırma da, yoğun bakım hemşirelerinin SKİ-KDE önlemeye yönelik bilgi düzeyleri ile kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma İstanbul'daki bir devlet hastanesinde 2023 tarihinde çalışmayı kabul eden 90 yoğun bakım hemşiresi üzerinde, gerekli etik izinler ve onamlar alınarak yapılmıştır. Örneklem sayısı G*Power ile yapılan güç analizi sonucunda hesaplanmıştır. Çalışmanın verileri; kişisel bilgi formu, SKİ-KDE önlemeye yönelik soru formu, kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutum ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS 24.0 ile yapılmıştır. Çalışmada ilişki, pearson korelasyon testi ve regresyon testi ile analiz edilmiştir. Bulgular:'Santral Venöz Katater İlişkili Kan Dolaşım Enfeksiyonlarını Önlemeye Yönelik Soru Formu'alanında katılımcıların ölçek puan ortalaması 70,22 ve standart sapması 9,48 bulunmuştur.'Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği' Toplamı alanında katılımcıların ortalaması 4,26 ve standart sapması 0,52 bulunmuştur. Veriler sonucunda, kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutum değişkeninin santral venöz kateter ilişkili kan dolaşım enfeksiyonlarını önlemeye yönelik etkisinin incelenmesi amacıyla regresyon analizi yapılmıştır ve kurulan model arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç: Kurumlarda SKİ-KDE önlemeye yönelik kanıta dayalı uygulamalar içeren hizmet içi eğitimlerin verilmesi ve eğitimin devamlılığının sağlanarak geri bildirim alınması, hemşirelerin kanıta dayalı uygulamalarda (KDU) önemli rol oynadığını benimsemesi, KDU ile ilgili sempozyum, kongre gibi etkinliklere katılım sağlaması gerekmektedir.
Hemşirelerde nezaketsizlik davranışlarının iş performansına etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı hemşirelerin iş yaşamında karşılaştıkları nezaketsizlik davranışlar ve bu davranışların iş performansına olan etkisini araştırmaktır. Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte olan bu çalışmanın evrenini İstanbul ilinde kurum izni alınan 3 hastanede çalışan 1943 hemşire oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini 407 hemşire oluşturmaktadır. Çalışmanın verileri Eylül-Aralık 2023 tarihleri arasında toplanmıştır. Çalışmada demografik bilgi formu, Hemşirelikte Nezaketsizlik Ölçeği ve Bireysel İş Performansı Ölçeği kullanılmıştır. Veri analizinde pearson korelasyon, lineer regresyon, tek yönlü varyans, post hoc analizleri ve bağımsız t -testi kullanılmıştır, p<0,05 düzeyindeki değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Hemşirelerin nezaketsizlik toplam puan ortalaması 114,759±28,108, bireysel iş performansı genel ortalaması 4,001±0,623 olarak bulunmuştur. Hemşirelikte nezaketsizlik ölçeği alt boyutları ile bireysel iş performansının boyutları arasında bireysel iş performansının genel toplamı ve görev boyutu ile yönetici nezaketsizliği arasında negatif yönde çok zayıf düzeyde ilişki bulunmuştur. Üretkenlik karşıtı iş davranışı ile nezaketsizlik toplam ve yönetici nezaketsizliği arasında pozitif yönde çok zayıf düzeyde ilişki bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızın sonucu hemşirelerin iş yaşamında düşük düzeyde nezaketsiz davranışlara maruz kaldığını ve ortalamanın üzerinde bireysel iş performansına sahip olduğunu göstermiştir. Hemşirelerde genel nezaketsizlik ile bireysel iş performansı arasında anlamlı bir ilişki çıkmamıştır. Nezaketsizlik ve bireysel iş performansının alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler çıkmıştır. Nezaketsizlik üretkenlik karşıtı iş yapma davranışını düşük düzey arttırmıştır ve yönetici nezaketsizliği iş performansı düzeyini düşük düzeyde azaltmıştır.
Hemşirelerde etik değerlere yatkınlık ve iş yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Sağlık sisteminde önemli bir yere sahip olan hemşirelerin hasta bakım kalitesini ve verimliliğini artırmak, çalıştıkları kuruma bağlılıklarını sağlamak ve hemşirelerden en iyi performans sunabilmelerini beklemek için iş yaşam kalitelerini artırmak oldukça önem taşımaktadır. Hemşirelerin mesleki uygulamalarında ortaya çıkan etik sorunları çözümleyebilmeleri, doğru karar verebilmeleri bakım verdikleri birey ve kendileri için etik değerlerin farkında olmaları gerekmektedir. Hemşirelerin iş yaşam kalitesi; çalışma şekli, çalışma süresi ve çalıştıkları bölümden kaynaklanan çeşitli nedenler etik sorunları çözmeleri üzerinde etki göstermektedir. Bu araştırma, hemşirelerin etik değerlere yatkınlıkları ile iş yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemek amacı gerçekleştirildi. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yapılan araştırmanın evrenini, Konya ilinde yer alan bir üniversite hastanesinin; dahili, cerrahi, yoğun bakım, acil kliniklerinde ve poliklinik hizmetlerinde çalışan hemşireler, örneklemini ise, araştırma ya katılma konusunda sözel ve yazılı izinleri alınan 200 hemşire oluşturdu. Veriler toplanmadan önce İl Sağlık Müdürlüğü'nden kurum izni ve Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurul'undan etik onay alındı. Veriler; Hemşire Bilgi Formu, Etik Değerlere Yatkınlık Ölçeği ve Hemşirelerde iş yaşam kalitesi ölçeği aracılığı ile toplandı. Araştırmadan elde edilen veriler; SPSS (Statistical Packagefor Social Sciences) for Windows 10 programında analiz edildi. Veriler 01.21.2021-31.12.2021 tarihleri arasında pandemi döneminde toplanmıştır. Hemşirelerin; -%79' unun kadın, yaş ortalamasının 31,67±7,34 ve %51'inin bekar olduğu, % 62'sinin lisans mezunu , % 74,5'inin klinik hemşire pozisyonunda çalıştığı, % 70,5' inin 1-10 yıl arasında çalıştığı ve çalışma süresinin ortalamasının 9,02±7,80 olduğu; % 38,0'inin acil, ameliyathane, yoğun bakım gibi riskli alanlarda görev yaptığı, %62,5'inin nöbet usulü ile çalıştığı ve %40'ının haftada 40 saat ve altı (Haftada 5 gün 8 saat) olarak çalıştığı, %57'sinin çalıştığı alanın kendi tercihi olmadığı, %88,5'inin etik eğitim aldığı ancak %90,5'inin etik ile ilgili herhangi bir yayın takip etmediği saptandı. Hemşirelerin İş Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyut puan ortalamaları sırasıyla; Sevgi saygıda4.44±.49, Adalet dürüstlükte 4.36±.64, işbirliğinde 4.18±.73 ve Etik Değerlere Yatkınlık Ölçeği alt boyut puan ortalamaları sırasıyla; Hemşirelik Yönetiminde 4.20±.75, İş Koşullarında 4.37±.72, Kurum Yönetimi Politikalarında 4.25±.78, Fiziksel Koşullarda 4.24±.82, Sosyal Olanaklar ve Çalışma Ortamında 4.03±.84 olduğu belirlendi. Hemşirelerin İş Yaşam Kalitesi Ölçeği toplam puanı ile Etik Değerlere Yatkınlık Ölçeği toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi (p<0.05). Hemşirelerin iş yaşam koşullarının iyi olmadığı ve bu durumun etik değerlere yatkınlıklarını etkilediği belirlendi.
HIV tedavisine uyumda öz yeterlilik ölçeğinin Türkçe geçerlik-güvenirlik
Araştırmanın amacı, HIV tedavisine uyumda öz yeterlilik düzeyini ölçen ölçeğin Türkçe'ye uyarlanarak geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılmasıdır. Araştırma, metodolojik türde planlanmıştır. Veriler, Aralık 2023 ile Aralık 2024 tarihleri arasında İstanbul ili Sarıyer ilçesinde bulunan Seyrantepe Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları polikliniğine başvuran ve kliniklerde yatan, araştırmaya katılım kriterlerini karşılayan toplam HIV(+) 100 kişiden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak Tanımlayıcı Bilgi Formu, HIV Tedavisine Uyumda Öz Yeterlilik Ölçeği ve CASE Uyum Değerlendirme Testi kullanılmıştır. Geçerlilik çalışmaları kapsamında ölçek; dil, kapsam ve yapı geçerliliği açısından değerlendirilmiştir. Dil geçerliliği uzman görüşleri doğrultusunda sağlanmıştır. Kapsam geçerliliği analizleri sonucunda, iki madde güncellenen anketten çıkarılmıştır. Yapı geçerliliği için yapılan KMO testi 0.957 olarak bulunmuş, Bartlett's Küresellik Testi sonuçları (χ² = 1576.42, p < 0.001) faktör analizine uygunluk göstermiştir. Faktör analizi, ölçeğin tek faktörlü bir yapıya sahip olduğunu ve ilk bileşenin toplam varyansın %87.041'ini açıkladığını ortaya koymuştur. Doğrulayıcı faktör analizi (DFA) sonuçları modelin geçerliliğini desteklemiş; uyum indeksleri CFI = 0.972, GFI = 0.912, NFI = 0.952 ve RMSEA = 0.068 olarak belirlenmiştir. Güvenirlik çalışmasında, ölçeğin iç tutarlılığı yüksek bulunmuş; Cronbach's Alpha katsayısı 0.983, madde-toplam korelasyonları ise 0.871 ile 0.947 arasında değişmiştir. Ayırt edicilik analizinde, üst ve alt %27'lik gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (t = -27.142, p < 0.001). Ayrıca test-tekrar test yöntemi ile yapılan analizde, ölçeğin zamana karşı tutarlılığını gösteren ICC değeri 0.870 (p = 0.001) olarak bulunmuştur.Araştırmanın sonucunda "HIV Tedavisine Uyumda Öz Yeterlilik Ölçeği"nin Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir
Yoğun bakım ünitesinde yatan hastalarda nem, ısı, gürültü ve ışık düzeylerinin uyku kalitesi ve konfor üzerine etkisi
ÖZET Bu araştırma, yoğun bakım ünitesinde yatan hastalarda çevresel faktörlerden olan nem, ısı, gürültü ve ışık düzeylerinin uyku kalitesi ve konfor düzeyi üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tasarımda yürütülen bu araştırma, İstanbul'da bir özel hastanenin genel yoğun ünitesi, kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım ünitesi ve koroner yoğun bakım ünitesinde Temmuz 2023-Temmuz 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, dâhil edilme kriterlerini karşılayan ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 89 hasta oluşturmuştur. Veriler; Hasta Bilgi Formu, Glasgow Koma Skalası (GKS), Richards Campbell Uyku Ölçeği ve Genel Konfor Ölçeği kullanılarak toplanmış; çevresel faktörler ise kalibre edilmiş dijital ölçüm cihazlarıyla hasta başında sistematik olarak değerlendirilmiş ve Nem, Isı, Gürültü ve Işık Düzeyleri Kayıt Formu'na kaydedilmiştir. Ölçümler iki ardışık gün boyunca aynı saat aralıklarında yapılmış, istatistiksel analizler SPSS v27 programında gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, hastaların yoğun bakıma yatışından sonraki 3. ve 4. günlerde ölçülen GKS, nem, ısı, gürültü ve ışık düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0,05). Ancak, çevresel faktörlerden nem, ısı ve gürültünün konfor alt boyutlarıyla bazı zayıf ve anlamlı ilişkiler gösterdiği belirlenmiştir. Özellikle ikinci gün ölçülen ısı ile ferahlama, rahatlama, psikospirütel ve sosyokültürel konfor boyutları arasında negatif yönde; üstünlük ve çevresel konfor boyutları arasında pozitif yönde ilişkiler bulunmuştur (p<0,05). Gürültü düzeyi ile ferahlama arasında pozitif, üstünlük duygusu arasında negatif yönlü ilişkiler saptanmıştır (p<0,05). Uyku kalitesi açısından çevresel faktörlerle doğrudan anlamlı bir ilişki saptanmamış olmakla birlikte, konfor düzeyindeki değişimlerin çevresel uyarıcılardan etkilendiği gözlenmiştir. Elde edilen bulgular, yoğun bakım ortamında çevresel faktörlerin hasta konforu üzerinde çok boyutlu etkileri olduğunu ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, fiziksel çevrenin düzenlenmesine yönelik hemşirelik uygulamaları, hasta memnuniyetini ve bakım kalitesini artırmada etkili olabileceği ifade edilebilir. Anahtar Sözcükler: Çevresel faktörler, gürültü, hemşirelik bakımı, ışık, ısı, konfor, nem, uyku kalitesi, yoğun bakım ünitesi
Transradial koroner anjiyografi girişimi sonrası soğuk uygulamanın hastalarda ağrı, ekimoz ve konfor düzeyleri üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı, transradial koroner anjiyografi [TRA] sonrası uygulanan soğuk uygulamanın, Transradial [TR] band kullanılan hastalarda görülen erken dönem komplikasyonlar [ağrı, hematom, kanama, ödem, ekimoz, yürüme bozukluğu] ve postoperatif konfor düzeyi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Yöntem: Araştırma, deneysel ve karşılaştırmalı bir desenle, ön test-son test kontrol gruplu tasarlanmıştır. TRA sonrası, TR band uygulanan toplam 104 hasta çalışmaya dâhil edilmiştir. Hastalar, rastgele olarak deney [n=52] ve kontrol [n=52] gruplarına ayrılmıştır. Deney grubuna TR banda ek olarak soğuk uygulama yapılırken, kontrol grubuna sadece standart TR band uygulanmıştır. Veriler, laboratuvar parametreleri, ağrı puanları [NRS], Erken Postoperatif Konfor Ölçeği [EPKÖ] ve komplikasyon sıklıkları üzerinden değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmada, işlem sonrası 0. saatte deney ve kontrol grupları arasında ağrı, hematom, kanama ve konfor düzeyi açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır [p>0,05]. Ancak 1-6 saat aralığında, deney grubunda ağrı, hematom, ödem, ekimoz ve yürüme bozukluğu oranlarının anlamlı düzeyde daha düşük olduğu belirlenmiştir [p<0,05]. TR bandın kalış süresinin deney grubunda daha kısa olduğu, şişirme hacmi ve hava boşaltılma oranlarının ise daha düşük gerçekleştiği saptanmıştır. 7-24 saat aralığında da ekimoz ve ödem gelişiminin deney grubunda anlamlı şekilde daha az olduğu gözlemlenmiştir. Konfor düzeyi açısından ise gruplar arasında anlamlı bir fark görülmemiştir. Sonuç: Elde edilen bulgular, soğuk uygulamanın transradial anjiyografi [TRA] sonrası gelişen lokal komplikasyonları azaltmada etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak postoperatif konfor düzeyi üzerinde anlamlı bir fark yaratmadığı görülmüştür. Bu doğrultuda, hemşirelik bakımında soğuk uygulama; girişim sonrası gelişebilecek komplikasyonların önlenmesinde güvenli ve etkili bir destekleyici yöntem olarak değerlendirilebilir. Anahtar Sözcükler: Transradial anjiyografi, TR band, soğuk uygulama, ağrı yönetimi, konfor düzeyi
Sürekli Pozitif Havayolu Basıncı (CPAP) kullanan obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS) tanılı hastaların öz yeterlilikleri ile psikolojik dayanıklılıkları arasındaki ilişki
Obstrüktif Uyku Apnesi Sendromu (OUAS), uyku sırasında üst solunum yolunun tıkanması sonucu hava akışının azalmasıyla karakterize kronik bir uyku bozukluğudur. Tanı genellikle polisomnografiyle konulur ve tedavi edilmeyen OUAS, kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon ve diyabet gibi ciddi sonuçlara yol açabilir. Tedavide CPAP cihazı, altın standart yöntemdir; üst solunum yolunu açık tutarak apne olaylarını önler ve yaşam kalitesini artırır. Ancak, CPAP kullanımında hastalar çeşitli fiziksel ve psikolojik zorluklar yaşayabilir. Tedaviye uyumda özyeterlilik, bireyin zorluklarla başa çıkma kapasitesine olan inancı, kritik bir rol oynar. Psikolojik dayanıklılığı yüksek bireyler, bu süreçte daha başarılıdır. Araştırma Sürekli Pozitif Havayolu Basıncı (CPAP) kullanan Obstrüktif Uyku Apne Sendromu (OUAS) tanılı hastaların Öz Yeterlilikleri ile Psikolojik Dayanıklılıkları arasındaki ilişkiyi incelemek üzere Ekim 2023-Ocak 2024 tarihleri arasında Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Uyku Bozuklukları Laboratuvarı Servisi'nde tanımlayıcı ilişki arayıcı desende yapıldı. Araştırma öncesinde gerekli etik onay alındı ve katılımcılardan bilgilendirilmiş onam formu aracılığıyla rızası alınıp gönüllü katılım sağlandı. Veri toplama araçları: Tanımlayıcı Bilgi Formu, Uyku Apnesi Öz Yeterlilik Ölçeği (SEMSA) ve Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ)'dir. SEMSA ve YPDÖ, ölçeklerinin cronbach alfa iç tutarlılığı sırası ile 0,895 olarak 0,887 bulundu. Verilerin analizi IBM SPSS Statistics for Windows, Version 22.0 programı kullanılarak yapıldı. Demografik özelliklerinin belirlenmesinde frekans ve yüzde analizleri, ölçek puanlarının incelenmesinde ise ortalama ve standart sapma değerleri hesaplandı. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediği, çarpıklık ve basıklık değerleriyle değerlendirildi. Araştırmanın raporlaması STROBE doğrultusunda gerçekleştirildi. Çalışma evrenini, obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS) tanılı ve sürekli pozitif havayolu basıncı (CPAP) cihazı kullanan hastalar oluşturdu. Örneklemi ise, evren içerisinden 18 yaş ve üzeri, en az bir ay CPAP kullanan, ek uyku bozukluğu veya ağır ruhsal bozukluğu olmayan, fiziksel veya zihinsel engeli bulunmayan ve gönüllü olan 113 hasta oluşturdu. Veri toplama sürecinde katılımcılara araçlar çevrimiçi gönderildi. Araştırma bulgularına göre katılımcıların YPDÖ puan ortalaması orta-üst seviyede (3,876±0,595), SEMSA puan ortalaması ise orta seviyede (2,686±0,495) bulundu. Katılımcıların YPDÖ alt boyutlarından "Kendilik algısı" en yüksek puan ortalamasına sahiptir (3,979±0,665). YPDÖ ve alt boyutlarının bazılarının puan ortalamaları; yaş grupları, cinsiyet, eğitim durumu, gelir düzeyi, medeni durum, kronik hastalık ve uyku sorunlarına sahip olma durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık gösterdi (p<0,005). Ancak çocuk sahibi olma, cihaz kullanımına başladıktan sonra kontrole gitme, cihaz kullanırken sorun yaşama, sigara ve alkol kullanma durumlarında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,005). SEMSA ölçeğinin alt boyutlarından "Sonuç Beklentisi" (2,995±0,663), "Tedavi Öz Yeterliliği" (2,921±0,732) ve "Risk Algısı" (2,073±0,755) puanları alındı. SEMSA genel puan ve alt boyutlarında medeni durum, çocuk sayısı, cihaz kullanırken sorun yaşama, kontrole gelme sıklığı ve uyku sorununa sahip olma durumlarına göre anlamlı farklılık bulundu (p<0,005). Ancak cinsiyet, eğitim durumu, çalışma durumu ve CPAP cihazını günlük kullanım süresine göre anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,005). YPDÖ ve SEMSA genel puanları arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmedi (r=0,148, p=0,118). Ancak YPDÖ genel puanı ile SEMSA "Sonuç Beklentisi" alt boyutu (r=0,193, p=0,041) ve YPDÖ "Sosyal Yeterlilik" ile SEMSA "Sonuç Beklentisi" (r=0,193, p=0,040) arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler tespit edildi. Bu sonuçlar doğrultusunda OUAS ve CPAP tedavisine ilişkin farkındalık arttırılmalıdır. Hastaların tedavi sürecindeki özyeterliliklerini desteklemek için bireyselleştirilmiş eğitim programları düzenlenebilir. Sosyal destek mekanizmaları güçlendirilerek aile ve yakın çevrenin tedaviye katılımı teşvik edilmelidir. Özellikle hastaların tedavi ile ilgili olumlu sonuçlara ulaşmaya yönelik inanç ve motivasyonlarını ve sosyal desteklerine ulaşmalarını sağlayacak sosyal becerilerini güçlendirmeye odaklanılarak psikolojik dayanıklılığı destekleyen grup çalışmaları yapılabilir. Tedaviye uyumu artırmak için CPAP cihazının kullanımıyla ilgili pratik bilgiler ve teknik destek sağlanmalıdır. Uyku sorunlarına yönelik ek müdahaleler uygulanabilir. Ayrıca, düzenli takip ve geri bildirim mekanizmaları oluşturularak hastaların ihtiyaçları göz önünde bulundurulmalı, bireysel farklılıklara uygun çözümler sunulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Psikolojik dayanıklılık, Öz yeterlik, Sürekli Pozitif Havayolu Basıncı, Obstrüktif Uyku Apnesi
Yoğun bakım ünitesinde üç farklı nazogastrik tüp fiksasyon materyalinin basınç yaralanması üzerine etkisi
Bu araştırma, yoğun bakım ünitesinde üç farklı nazogastrik tüp fiksasyon materyalinin (elastik flaster, tıbbi ipek flaster, şeffaf su geçirmez flaster) basınç yaralanması üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Çalışma randomize kontrollü deneysel tasarlanmış olup, Aralık 2023-Haziran 2024 tarihleri arasında İstanbul'da bir eğitim ve araştırma hastanesinin yoğun bakım ünitesinde yatan, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uygun, örneklem ise, G*Power 3.0.10 yazılımı kullanılarak %90 güç, %5 hata payı ve f=0,20 etki büyüklüğü ile hesaplanarak asgari 84 kişi olarak belirlendi (n1=28, n2=28, n3=28). Hastalara elastik flaster, tıbbi ipek flaster ve şeffaf su geçirmez flaster uygulandı. Veriler; Hasta Bilgi Formu, Hasta İzlem Formu, Braden Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği, Glaskow Koma Skalası ve Nazogastrik Tüp ile İlişkili Basınç Yaralanmaları Evrelendirme ve Takip Formu ile değerlendirildi. Veriler ilk, üçüncü ve son günlerde toplandı, verilerin istatistiksel analizleri Statistical Package for Social Sciences (SPSS) v27 istatistiksel analiz programı üzerinden gerçekleştirildi. Elastik flaster uygulanan grupta basınç yaralanması gelişme oranı (%64,3) diğer iki gruba göre daha yüksek bulundu (p<0,05). Tıbbi ipek flaster grubunda yaralanma oranı %35,7, şeffaf su geçirmez flaster grubunda ise %44,0 olarak belirlendi. Braden Ölçeği puanları her üç grupta zamanla düşüş gösterirken, elastik flaster grubundaki azalma daha belirgin oldu. Glaskow Koma Skalası puanlarında, şeffaf su geçirmez flaster grubu son günlerde elastik flaster grubuna göre daha iyi sonuçlar verdi (p<0,05). Elastik flasterin, tıbbi ipek flaster ve şeffaf su geçirmez flastere kıyasla basınç yaralanması riskini artırdığı saptandı. Tıbbi ipek flaster ve şeffaf su geçirmez flaster, nazogastrik tüp fiksasyonunda tercih edilebilir. Daha geniş örneklemli ve uzun süreli çalışmalar önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Basınç yaralanması, hemşirelik, nazogastrik tüp, nazogastrik tüp fiksasyonu, tıbbi araç-gereç, yoğun bakım ünitesi
Ayaktan tedavi alan psikiyatri hastalarında sağlık anksiyetesi ve içselleştirilmiş damgalanma algısı ile ilaç uyumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Ayaktan tedavi alan psikiyatri hastalarında sağlık anksiyetesi ve içselleştirilmiş damgalanma algısı ile ilaç uyumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yürütülen araştırma 286 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Veriler Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ve Morisky Tedavi Uyum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı testler (ortalama, standart sapma, medyan, yüzde dağılımları) ile nonparametrik testler ve kolerasyon testleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği toplam puanı 60,65±15,32 ve sağlık anksiyetesi toplam puanı 20,46±9,33 olarak hesaplanmıştır. İlaç uyumu %33 oranında yüksek, %52 oranında orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Korelasyon analizinde Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği alt boyutları ve toplam puan ortalamaları ile sağlık anksiyetesi puan ortalamaları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğu, damgalanmaya karşı direnç alt boyutu ile sağlık anksiyetesi arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Hastaların sosyodemografik özelliklerine göre incelendiğinde, 40 yaş altındakilerin, boşanmış olanların, ücretli bir işte çalışmayanların, düşük ilaç uyum düzeyine sahip olanların içsellştirilmiş damgalanma düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca boşanmış olanların ve ücretli bir işte çalışmayanların sağlık anksiyetesi düzeylerinin diğer gruplara göre daha yüksek olduğu (p<0.05) saptanmıştır. Psikiyatri hemşireleri, hastaların yaşadığı damgalamayı ve anksiyeteyi azaltmada ve tedaviye uyumlarını artırmada önemli rollere sahiptir. Bu nedenle hastaların iyileşme ve rehabilitasyon sürecinde dayanıklılık geliştirmelerine ve güçlenmelerine destek olacak uygulamalarda aktif rol üstlenmelidir.
Hemşirelik öğrencilerinde internet bağımlılığı ile uyku kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çalışma, hemşirelik öğrencilerinde internet bağımlılığı ve uyku kalitesi düzeylerini belirlemek, internet bağımlılığı ile uyku kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipte yapılan bu çalışmanın evrenini, Kasım 2021-Şubat 2022 tarihleri arasında Çankırı Karatekin Üniversitesi Hemşirelik Bölümünde eğitim-öğretim gören 400 öğrenci oluşturmuştur. Örneklemini ise çalışmaya katılmayı kabul eden, verilerin toplandığı tarihlerde eğitimine devam eden öğrenciler oluşturmuştur. Veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği (YİBÖ) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; ortalama, standart sapma, ortanca, Kolmogorov-Smirnov Testi, Spearman'ın Rho Katsayısı, Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis H Testi, Dunn Testi ve Lojistik Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre YİBÖ puan ortalaması 30,61±16,71 ve PUKİ puan ortalaması 5,96±2,68 olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılan öğrencilerden 17-20 yaşında olanların, 21 yaş ve üzerinde olanlardan (p=0,047), 1. sınıf öğrencilerinin, diğer sınıflardaki öğrencilerden (p<0,001), ev ortamında yaşayanların yurt odasında kalanlardan (p=0,010), günlük internet kullanım süresi 4 saat ve üzerinde olanların daha az kullananlardan (p=0,030), interneti sosyal medya amacıyla kullananların diğer amaçlarla kullananlardan (p=0,028) internet bağımlılığının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Uyku kalitesi bakımından, sigara kullananların (p=0,032), yurt odasında kalanların (p=0,026), günlük internet kullanım süresi 4 saat ve üzerinde olanların (p=0,001) istatistiksel olarak daha fazla düzeyde kötü uyku kalitesine sahip oldukları saptanmıştır. Ayrıca, öğrencilerin YİBÖ ve PUKİ puanları arasında pozitif yönlü, anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.001). Sonuç olarak, internet bağımlılığı yüksek olan hemşirelik öğrencilerinin daha kötü uyku kalitesine sahip olması, internet bağımlılığının uyku kalitesi ile ilişkili önemli bir etken olduğunu göstermektedir. Bu nedenle iyi uyku kalitesi ve bilinçli internet kullanımının sağlanabilmesi için, gerekli eğitim planlamaları ve psikososyal destek programlarının ivedilikle yapılması önerilmektedir.
Evaluation of adults' attitudes, behaviors and beliefs toward COVID-19 vaccine
Aim: To evaluate the attitudes, behaviors, and beliefs of adults toward the Covid 19 vaccine. Method: The research is a cross-sectional study done in hospitals in the Al-Hboubi District and Al-Rifai General Hospital in Dhi Qar governorate, Iraq. Results: The mean age of the participants was 33.24±10.83, 52.6% were male and 58.5% were married. 59.2% of the research group had Covid, 87.9% had first-degree relatives with a previous covid-19 pregnancy and 33.1% had a family or relatives of death from covid-19. 66.5% of the participants were vaccinated against Covid 19. In the research group, 42.6% stated that they saw regulation against Covid 19 vaccines, 54.4% of their relatives did not approve the emergence of the covid 19 vaccine, 21.7% did not support the vaccines, and 29% stated the provisions of natural immunity. The proportion of those who received the vaccines among those with a previous history of Covid 19 disease was further investigated (p≤0.05). In addition, it is aimed that the rate of covid 19 vaccination is higher among those who have had the flu vaccine and other vaccines and those who have stated that the vaccines have been treated (p≤0.05). Conclusion: Although more than half of the research group had been vaccinated against Covid 19, 42.6% had a history of vaccinations. It has been tried to show a more positive attitude towards the covid 19 vaccine, which includes those who have the flu and other vaccines. This study suggests that the units, the importance of general inclusive donation, and the disclosure of information on vaccines and emphasizing the safety of vaccines will have a broadly positive impact on attitudes and broadly towards the covid 19 vaccine.
Determining the perceived stress level of individuals with COVID-19
Aim: To determine the individuals perceived stress level one month after they were infected with COVID-19. Methods: The study done in Baghdad, Iraq, conducted a descriptive cross-sectional study. The study sample included only 225 patients out of all patients in the two hospitals by using non probability sampling. Results: The average age of the participants is 33.19±9.98, 58.2% of them are male, 23.6% are smokers and 15.6% have a chronic disease. It was determined that 91.1% of the participants experienced covid in their family members, and 38.7% experienced death from covid in their families. 82.2% of the participants were vaccinated against covid. Participants' perceived stress scale total scores were 17.14±7.22. It has been determined that the perceived stress scale scores are higher in women and those who have died due to covid in their families (p≤0.05). Conclusions: It is observed that participants who experienced death due to Covid had higher perceived stress scores than participants who did not experience death. Nurses play a very important role in the stress management of patients, especially during long-term hospitalizations. Therefore, nurses can collaborate with other members of the healthcare team to provide patients with more effective stress management strategies. The society should be informed about covid correctly and the safety profile of the covid 19 vaccine should be emphasized.
Determination of healthy lifestyle behaviors of nurses working in hospitals in Baghdad city
Aim: This study, was aimed to determine the healthy lifestyle behaviors of nurses working in Baghdad city hospitals. Methodology: A cross-sectional descriptive study was conducted between 05.12.2021 and 01.06.2022 at Ibn El-Nafis Hospital, Ibn El-Balady Child and Maternity Hospital and Al-Kindi Training Hospital in Baghdad. The population of the study consisted of nurses working in these hospitals. The sample of the study consisted of 270 nurses who agreed to participate in the study at the data collection dates. 'Personal Information Form' and 'Healthy Lifestyle Behaviors Scale' were used to collect data. Results: The mean age of the study group was 35.60±12.21, 55.5% male, 77% married and 21.1% university graduate. The total mean score of the Healthy Lifestyle Behaviors Scale of the nurses participating in the study was 167.36 ± 88.47. It was determined that the stress management and physical activity sub-dimension scores of the Healthy Lifestyle Behaviors Scale were higher in the 36-40 age group, married, university graduates and those with normal body mass index compared to the other groups, and the difference was statistically significant (p≤0.05). Conclusion: The results of the study showed that healthy lifestyle behaviors of nurses are generally good, but physical activity and stress management levels are affected by variables such as marital status, education and body mass index.
Hastanede çalışan hemşirelerde COVID-19 korkusu ve iş stresi
Pandemi süresince COVID-19 tanısı alan bireylerin tedavi ve bakımında hemşireler önemli roller üstlenmiştir. Pandemi öncesinde çeşitli nedenlerle hemşirelerin yaşadıkları iş stresine COVID-19 korkusu eklenmiştir. Pandemi sürecinde hemşirelerin ruh sağlığını etkileyen süreçleri ortaya koymak hemşirelerin sağlığını değerlendirmek ve hemşirelik hizmetlerinin etkili sunumunu yönetmek bakımından önemli bir halk sağlığı önceliğidir. Bu bağlamda çalışmanın amacı; hastanede çalışan hemşirelerde COVID-19 korkusu ve iş stresi düzeyini incelemektir. Kesitsel tipteki çalışmanın evreni, Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde çalışan hemşirelerdir. Araştırmaya gönüllü 270 hemşire katılmıştır. Veri, Sosyo-demografik Özellikler Formu, COVID-19 Korkusu Ölçeği ve Hemşire Stres Ölçeği aracılığıyla Mart-Mayıs 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri, SPSS 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiş olup tanımlayıcı istatistiksel metotlar ile normallik analizi sonuçlarına göre bağımsız gruplarda t testi, varyans analizi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 30,51±7,50, 82,2'si kadın, %62,6'sı evli, %53'ü lisans mezunudur. Hemşirelerin %44,1'i COVID-19 tanısı alan hastaya bakım vermiş, %72,2'si COVID-19 tanısı almıştır. Hemşirelerin COVID-19 korkusu ile iş stresi orta düzeyin altındadır. Hemşirelerin COVID-19 korkusu; çalıştıkları birime, mesai saatlerine, yaş ve çalışma yılına, pandemi sürecinde görev yerinin değişmesine, aile ilişkilerine, stres düzeyine ve uyku düzenine göre farklılaşmaktadır. Hemşirelerin iş stresi COVID-19 tanısı alan hastaya bakım vermeye, pandemi sürecinde aile ilişkilerine ve uyku düzenine göre farklılaşmaktadır. Ölçekler arasındaki ilişki Pearson korelasyon analizi ile incelendiğinde; COVID-19 korkusu ile hemşirelerde stres arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki saptanmıştır (r=0.145, p<0,017). Hemşirelerde COVID-19 korkusu arttıkça iş stresi de artmaktadır.
Evaluation of senior nursing students' nutritional knowledge in Baghdad city, Iraq
All members of society should eat healthily, but university students have particular requirements. They have busy study schedules, eat out more frequently, and are influenced by their peers, just like in the age of independence. They might also favor fast food as a way to save time and money. They are compelled by this entire scenario to consume unhealthy meals like fast food. Therefore, the main objective of this study is to investigate the level of nutritional knowledge among senior students in nursing schools in Baghdad City/Iraq, and the sociodemographic factors affecting their level. The sociodemographic information of the subjects was gathered using a descriptive information form. The questionnaire asked 20 questions items related to nutrition, participants' knowledge of nutrition, and the sources of this knowledge. The mean scores of the participants on the GNKQ-R were 40.39 8.41 for the overall scale, 8.20 2.36 for the sub-dimension of dietary recommendations, 18.26 4.53 for the sub-dimension of food groups, 4.35 2.14 for the sub-dimension of healthy food choices, and 9.57 3.09 for the sub-dimension of diet, disease, and weight control. Also, the study's findings demonstrated a correlation between sociodemographic characteristics and knowledge levels; knowledge of nutrition is one of the elements impacting people's nutritional status and eating habits as individuals, families, and society. An essential tool for assessing how well-nourished an individual, a group, or a community is nutrition knowledge This study's recommendations include implementing dietary guidelines in childcare facilities, schools, hospitals, and workplaces. Menus at fast food restaurants and restaurants should include a list of nutrition information and calorie counts
Babil ilinde annelerin emzirme konusunda bilgi ve uygulamalarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Irak'ın Babil ilinde annelerin emzirme konusunda bilgi ve uygulamalarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı kesitsel tipte olup, evrenini, Irak'ın Babil ilinde yaşayan ve emziren anneler oluşturmuştur. Çalışma 1 Mart 2022 – 31 Ekim 2022 tarihleri arasında Irak'ın Babil ilinde yaşayan 258 emziren anne ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri kadınların demografik özelliklerine ve emzirmeye ilişkin sorular içeren ve iki bölümden oluşan bir anket formu kullanılarak online toplanmıştır. Araştırma kapsamında toplanan verilerin analizinde frekans analizi (sayı, yüzde, ortalama), Bağımsız Örneklem t testi ve One Way ANOVA analizleri kullanılmıştır. Annelerin %32,9'u 31-40 yaş aralığında, %37,2'si ev hanımı, %36'sı ilköğretim mezunu, %50 sinin geliri giderine eşit, %52,7'si ilde ikamet ettiği, %32,2'sinin eşi ve çocukları ile birlikte yaşadığı, %37,2'sinin 2 çocuk sahibi olduğu belirlenmiştir. Ayrıca annelerin %68,6'sında emzirme deneyimi bulunduğu ve %59,3'ünün ilk altı ay emzirdiği saptanmıştır. Annelerin "emzirme konusundaki bilgi düzeyi" anketine verdiği yanıtların ortalaması 3,13±0,56 ve "emzirme konusundaki uygulamaları" anketine verdiği yanıtların ortalaması, 3,11±0,50 olarak saptanmıştır. Emzirme deneyiminin, ilk 6 ay emzirmenin, yerleşim yerinin, yaşın, eğitim ve gelir durumun annelerin bilgi düzeyini istatistiksel olarak etkilediği saptanırken (p<0,05), emzirme konusundaki uygulamalarını istatistiksel olarak etkilemediği belirlenmiştir (p>0,05). Araştırma sonucunda annelerin emzirme konusundaki bilgi düzeyinin ve uygulamalarının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Annelerin emzirme konusunda bilgilerinin artırılması ve başarılı emzirme uygulamalarının yaygınlaştırılması için annelere sağlık profesyonelleri tarafından gerekli danışmanlıkların verilmesi önerilmektedir.
Perceived stress and related factors among nurses working in hospitals
Background: Occupational stress is one of the problems that may interfere with nurses performance like job satisfaction and adherence. The current study aimed to assess This study aimed to evaluate the perceived stress levels and stress-related factors in nurses working in hospitals in Iraq. Aim of the study:. This study was conducted to evaluate the perceived stress levels and stress-related factors in nurses working in hospitals in Iraq. Methodology: The population of the study consisted of nurses working in Kirkuk Children Hospital, Kirkuk Azadi Training Hospital, and the Cancer Center in Kirkuk, Iraq. The total size of the population was 1,384 nurses, including 590 in Kirkuk Children Hospital, 667 in Kirkuk Azadi Training Hospital, and 127 in the Cancer Center. ). The minimum sample size that could represent a population of 1,384 nurses was calculated as 300 subjects when the study data were formulated according to the simple random sampling formula. A personal information form was created by the researcher following a review of the literature to determine the socio-demographic characteristics of the nurses, such as age, gender, marital status, number of children, educational status, financial status, name of the hospital, department, the status of working shifts, weekly working hours, presence of enough nurses in the department, and whether non-nursing tasks increased workload. Stress was assessed by using the 14-item version of the perceived stress scale (PSS). Each item on the PSS-14 is evaluated on a 5-point Likert-type scale with options ranging from never (0) to very often (4). Seven items (4th, 5th, 6th, 7th, 9th, 10th, and 13th items) containing positive statements are reverse scored. Scores on the PSS-14 range from 0 to 56, with a high score indicating high perceived stress. Cronbach's alpha coefficient of the scale is 0.84. Results: The current study showed that the mean age of the participants was 31.35±7.85, the mean work experience as a nurse was 7.32±7.39, and the mean weekly working hours was 46.77±7.01. It was determined that 56.5% of the participants were female, 70.3% were married, and that 35.6% did not have children. In addition, 95.4% of the participants had a diploma or a bachelor's degree, and 69.9% had more income than their expenses. While 56.2% of the participants worked in specialized units, 53.9% worked day shift permanently. Of the participants, 17.6% stated that there were enough nurses in their department, and 52.3% stated that non-nursing tasks increased their workload. The mean scores of the participants on the PSS were found to be 30.09±6.33. It was determined that 85% of them experienced a moderate level of stress. There is a significant differences between perceived stress of nurses and their educational level (t-test = 9.6; p value= 0.002). Conclusion: The study concluded that nurses experienced a moderate level of perceived stress. There is a significant differences between perceived stress of nurses and their educational level in which nurses with diploma or bachelor's degree exhibited more stress than those with master degree.
Examinng the relationship between quality of life and perceived socialsupport in breast cancer patients in Iraq
Introduction:. Social support is a crucial factor that could improve breast cancer patients' quality of life . Aim: The aim of our study is to examine the relationship between the quality of life and perceived social support of patients diagnosed with breast cancer in Iraq. Methoods: The study is relational and descriptive. study was used to guide this study which was conducted at the Al-Zahraa Teaching Hospital and Alkarama Teaching Hospital in Kut, Iraq. The study included a sample of 150 patients with breast cancer. The sample size was determined based on the criteria of a significance level of 0.05. The data were collected from December 10th, 2021 to March st, 2022. Three forms were used to collect the data; sociodemographic and clinical characteristics form, multidimensional perceived social support scale, and European Organization for the Research and Treatment of Cancer Quality of Life Questionnaire (EORTC QLQ-C30). Statistical Package for Social Sciences was used to analyze the data. Results: participants age means 39.27 ± 14.7. were married 79.3%. are high school graduates 26.7%. As per the work status, that they are officers 28.0%. family's monthly income is less than their expenses 64.7%. Most reported that they have children 70.7%. the majority reported that they live in urban areas 56.6%. That they have first-degree relatives who have breast cancer 44.7%. The mean score of social support from significant others was 16.71 ± 4.40, family 18.39 ± 3.29, friends 15.36 ± iv 5.72, and overall perceived social support 50.47 ± 8.12. Sub- dimension mean scores of the quality of life scale; general quality of life was 74.42 ± 8.69, role functioning was 25.46 ± 11.66, emotional functioning 10.58 ± 2.66, cognitive functioning 5.36 ± 1.36, social functioning 5.26 ± 1.39, global health status 6.42 ± 2.11, dyspnea 2.25 ± 0.91, insomnia 2.52 ± 1.00, appetite 2.44 ± 1.03, nausea and vomiting 4.58 ± 1.49, constipation 2.31 ± 1.02, diarrhea 2.43 ± 0.92, fatigue 7.29 ± 1.68, pain 4.90 ± 1.45, overall symptoms 28.73 ± 4.72. When the quality of life was compared with social support. that there is a moderate positive correlation between the global health status sub- dimension of the quality of life scale and Significant Other sub- dimension of the perceived social support scale (r = 0.638, p < 0.05). In addition to a moderate positive correlation between the global health status sub- dimension of the quality of life scale and perceived social support scale (r=0.451, p < 0.05), as well as a weak positive correlation between the overall quality of life scale and Significant Other subdimension of the perceived social support scale (r=0.269, p < 0.05). Conclusion: Breast cancer patients in Iraq have a moderate quality of life. It was determined that the majority of the patients had average social support and the most social support source came from the family. It scored higher on "symptoms" among other dimensions of patients' quality of life. Overall quality of life is significantly associated with social support in patients with breast cancer. 2022, 50 pages Keywords: Breast Cancer, Quality of Life, Social Support, Iraq.
Necef şehrindeki kadınların serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgileri
Bu araştırma, Necef şehrindeki kadınların serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma Necef Al-Zahra Eğitim Hastanesi jinekoloji servisi, onkoloji merkezi ve aile planlaması birimleri ile A-Forat Al-Awsat onkoloji merkezine Mart 2022- Eylül 2022 arasında başvuran ve çalışmaya dahil olma kriterlerini karşılayan gönüllü 300 kadın ile yürütülmüştür. Araştırmada verilerin toplanmasında daha önceki çalışmalara dayanılarak araştırmacılar tarafından hazırlanan yapılandırılmış kişisel bilgi formu ile serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde dağılımları, ortalama, standart sapma testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Ayrıca tek yönlü Anova testi ile bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların kadınların % 48,3'ünün 18-29 yaş aralığında, % 74'ünün bekar, % 56,7'sinin eğitim durumunun üniversite ve üzeri olduğu, % 56.3'ünün geniş aile yapısına ve % 86,7'sinin de orta düzey gelir durumuna sahip olduğu belirlenmiştir. Kadınların serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi düzeyi formundan aldıkları toplam puan ortalamaları 1,55±0,48'dir. Kadınların eğitim durumu, aile tipi ile serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi düzeyi toplam puan ortalamaları bakımından gruplar arasındaki farklılığın istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Ayrıca kadınların daha önce jinekolojik enfeksiyon geçirme durumu, jinekolojik muayene ile ilgili düşüncelerine göre serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi düzeyi toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p<0.05). Üniversite ve üzeri eğitim düzeyinde, parçalanmış aile yapısına sahip, daha önce jinekolojik enfeksiyon yaşayan ve düzenli jinekolojik muayeneye giden kadınların serviks kanserine yönelik bilgi düzeylerinin diğerlerine oranla daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
Evaluation of mobile health clinics in the stricken regions/Iraq-Sinjar region
Background: In this study, the effectiveness of mobile health clinics, which are expected to help with disease prevention and control among underserved populations living in the Sinjar region of Iraq, is measured. Additionally, the study evaluates the degree to which the region's residents benefit from mobile health clinics, revealing both their strengths and weaknesses as they function in the stricken regions. Aim: The main aim of this study is to determine the level of satisfaction with the services provided by the mobile health clinic and health clinics according to the demographic characteristics of the participants. Method: The population of the study consists of a sample group of at least 175 patients receiving treatment through 10 mobile health clinics in the Sinjar region. The G*Power computer program was used for Power Analysis, with medium effect size (η2=0.265), 80% power, and 5% type I error level, one-way Analysis of Variance (ANOVA). Results: Patients included: 56.7% were male, 41.1% were 18-25 years old, 51.1% were in the rural areas of Sinjar, 54.4% were single, 56.1% were unemployed, 76.7% it was income less than the expenditure and 78.9% of them have not a chronic disease. Conclusion: It was determined that the satisfaction levels of the patients with mobile health clinics in the Sinjar region and its villages and Camps were very close to each other (average 2.60 points), whereas it was slightly lower in Sinjar center (average 2.49 points). Finally, patients in all three settlements are moderately satisfied with mobile health clinics.
Women's and men's views and knowledge on male participation in reproductive health in iraq
Reproductive health for women is essential to mothers, babies, families, and the community as a whole. The study was planned in a descriptive cross-sectional design to describe and compare women's and men's views on male participation in reproductive health in Iraq. The study was conducted in Iraq in a women's ward on the third floor of a private nursing home hospital. The women of the sample were in the consulting clinic in Baghdad teaching hospital / Medical City in Baghdad between 1 February 2022 and 10 July 2022. Samples for this study were collected through individual interviews. The sample sizes consisted of 100 Iraqi married men and 100 women. Data analysis in this study was conducted by using SPSS version (22.0). The study used frequency, percentage, t-tests, and Chi-square to investigate the comparative study. This study concluded that the female participants had more knowledge and information about the justifications for abortion and family planning (FP) methods than the males. Most participating men know 73% but do not participate in reproductive health 60%. In this work, the violence in Iraq was also studied, and it was found that it is high. 47% of females strongly agree that violence against women is high in Iraqi society, and 37% of males agree that violence against women is high. Moreover, the most common type of violence in Iraq is verbal (65%), followed by physical violence (55%), as investigated in the views of the study. However, there is no significant difference between the reproductive health issue and the mean score of females and males (t=1.011, p=0.313). The study concluded that most of the participating men have the knowledge, but they do not participate in reproductive health, and the study also concluded that violence is high in Iraqi society, and the females and males agreed that determining the number of children in the family is the responsibility of both sexes and that the role and patterns of the family for both sexes similar. The study concluded that men are often able to use family planning methods, and participants stressed the need to take measures to protect against STDs. It is recommended to spread awareness about reproductive rights and reproductive health for males and females and to increase male participation in reproductive health in Iraq.
Assessment of lifestyle of patients with colon cancer in mosul city
Colon cancer is one of the cancer types associated with the highest number of deaths each year worldwide. There is no specific information about the cause, but there is a lot of evidence associated with the incidence of colon cancer. The lifestyle factors of patients with colon cancer are very important because of the incidence of the disease and their impact on the course of treatment after the patient is diagnosed. The present study aims to evaluate lifestyle factors among patients in the city of Mosul in 2022. The study is a descriptive and cross-sectional study. In the study, a special tool suitable for Iraqi societies was applied. The tool consists of two parts, in the first part of which the demographic information of the patient is included, and in the second part, questions about general health, physical activities, balanced nutrition, mental health and weight control. The study was carried out with 72 patients diagnosed with colon cancer. Evaluation was made by percentage analysis. Looking at the results of the study, 27.8% of the sample of the study was between the ages of 49-58, 61.1% were male, 87.5% were married, 54.2 of them lived in the city, 31.9% were primary school graduates, 41.1% did not have a good income, 52.8% had a positive family history, 33.3% had a weight between 81-90 kg, 66.7% had a colostomy, 45.8% It was concluded that he had an additional disease and 57.57% of these additional diseases were hypertension, at the same time 83.3% had complications and these complications were mostly anorexia at a rate of 68.33%. When we questioned the lifestyles of the patients in the study, it was seen that 80.6% of the patients gave importance to their health in the field of general health, but 54.2% did not follow the health programs on television or radio. In the physical activities of the patients, It was observed that 59.7% of them led an active life, but 54.2% stated that they did not have enough energy to continue their daily living activities and they felt tired. In terms of nutrition, it was observed that the patients generally preferred a healthy diet and 59.7% of them avoided salty foods. Considering the mental health outcomes of the patients, It was concluded that 80.6% were satisfied with their life, but 56.9% did not have positive thoughts or feelings. As a result of questions about weight control. It was observed that 59.7% of the patients kept their weight at an appropriate level, but 69.4% did not follow a diet. Looking at the results in general, it can be said that patients diagnosed with colon cancer pay attention to their quality of life. However, these patients are still recommended to apply education programs to improve and their quality of life.
Assessment of knowledge and attitudes about infection prevention among health care workers in kirkuk city hospitals
Hastane kaynaklı enfeksiyonlar (HKE), hastanede daha uzun süre kalma, daha yüksek ölüm oranı ve daha pahalı tıbbi bakım için bir faktördür. HKE önleme ve yönetimi çok önemli halk sağlığı sorunlarıdır. Her türlü işte güvenlik esastır, ancak özellikle sağlık hizmetleri ortamlarında daha da önemlidir. Bu çalışmanın amacı, sağlık çalışanlarının rutin enfeksiyon kontrol uygulamalarına yönelik bilgi ve tutumlarını değerlendirmekti. Çalışmanın tasarımında nicel araştırma kullanıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırma yapıldı. Araştırma, Kerkük ilindeki 2 hastaneden (Kerkük Genel Hastanesi, Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi) olasılıksız örnekleme (kolayda örnekleme) yöntemiyle seçilen 200 sağlık çalışanı ile gerçekleştirildi. Kendi kendine uygulanan yapılandırılmış bir anket kullanarak çalışma yapıldı. Bu anket önce toplum sağlığı alanında farklı üniversite profesörlerinden 10 kişilik bir uzman grubuna sunuldu ve üzerinde bazı değişiklikler yapıldı. Çalışmada kullanılan anket üç bölümden oluştu. İlk bölüm, sağlık çalışanlarının demografik ve mesleki bilgilerine ilişkin sorular içermekte olup, ikinci ve üçüncü bölümler sırasıyla enfeksiyon kontrol standart önlemlerine ilişkin bilgi ve tutuma odaklandı. Yüzdelik analizlerle değerlendirme yapıldı. Çalışma sonuçlarına göre, sağlık çalışanlarının %67'sinin 20-29 yaş aralığında, %56'sinin kadın, %55,5'inin evli, %71'inin 1-5 hizmet yılına sahip, %63,5'inin lisans mezunu, %57'sinin hastane enfeksiyonları ile ilgili 2 eğitime katıldığı ve sağlık çalışanlarının %55'nin hemşire olduğu görüldü. Sağlık çalışanların hastane enfeksiyonları ile ilgili bilgi düzeyi sonuçlarına baktığımızda ise; hastane enfeksiyonlarından korunmak için bir hastanede bir rehber olduğunu sağlık çalışanlarının %85'nin bildiği, hastande kullanılan malzemelerle hastane enfeksiyonun taşındığını %88.5 sağlık çalışanının bildiği ancak sağlık çalışanlarının iğneleri kullandıktan sonra atarken kapatılması gerektiğini %78'nin bilmediği görüldü. Sağlık çalışanlarının hastane enfeksiyonlarına karşı tutum sonuçlarında ise; %91.5'nin doğru çalışma yöntemi ile hastane enfeksiyonlarından kurtulabileceğine katıldığı ancak her hastada yeni bir eldiven giyilmesine %29 oranında sağlık çalışanının katılmadığı gibi sonuçlar ortaya çıktı. Tüm sonuçlara bakıldığında sağlık çalışanlarının hastane enfeksiyonları konusunda bilgi ve tutum düzeylerinin iyi olduğu görülmesine rağmen sağlık çalışanlarına bu konuda düzenli eğitim programlarının uygulanması önerilir.
Assessment of Nurses' knowledge and attitudes about pain management at Al-Diwaniyah Teaching Hospital, Iraq
Background: Pain is one of the most important vital signs that need experience in nursing work, as only the patient can accurately express the intensity of his pain. Pain impacts the patient's lifestyle and recovery from illness, as well as feelings and reactions. Because they spend more time with patients the nurse must be familiar with pain management, pain physiology, and the physiological implications of acute and chronic pain. Objectives: The aim of the study was to assess nurses' knowledge and attitudes about pain management at Al-Diwaniyah teaching hospital. Methodology: A descriptive design study was conducted at Al-Diwaniyah Teaching Hospital (Surgery Department, Emergency Department, Oncology Department, Coronary Care Unit). Research tool A face-to-face questionnaire was used. The questionnaire consists of the following parts: demographic information (6 questions), nurses' attitudes toward pain management (22 questions), and knowledge about Pain. Management (14 questions) A non-probability (objective) sample was used to test (200 nurses working in the above units, the sample was collected during the period from April 1, 2022) to July 1, 2022. Results: The study shows The level of Assessment of knowledge and attitudes about Pain and its management is a fair average (90%); the characteristics of the current study showed that the highest percentage of females was (108) females at the age of (20-29) years. In addition, the highest percentage had nursing experience (1-5 years), and the highest percentage of nurses had a bachelor's degree. The highest percentage had not received training courses on Pain in the past, and There was no statistically significant association between nurses' knowledge, attitude, and socio-demographic characteristics. Conclusion: The study results show that the knowledge and attitude about pain management are fair. Recommendations: Conducting activities to develop the knowledge and trends of pain management among nurses; educational lectures must be published to communicate updates from the latest studies regarding pain management and treatment, and continuing education systems must be activated in hospitals.
Irak'in Al-Diwaniyah şehrinde akut miyokard enfarktüsü için trombolitik tedavi gören hastaların hemşirelik yönetimine ilişkin hemşirelerin bilgilerinin değerlendirilmesi
Background: Coronary artery disease (CAD) occurs in the coronary arteries surrounding and supplying the heart muscles, leading to a lack of perfusion and necrosis in these areas. This blockage is caused by the accumulation of fat or fibrous tissue on the vessels and, thus, a partial or complete blockage of these arteries. CAD consists of three types {Stable angina (or chronic coronary syndromes CCS newly), acute coronary syndrome (ACS), and Prinzmetal angina}.ACS is the most common worldwide disease that affects people and has caused mortality and morbidity in recent years. ACS is a subtype of CAD that consists of two types {: Myocardial infarction (MI) and unstable angina} that need dual therapy to reduce the event of its progression by aspirin and P2Y12 inhibitors. Myocardial infarction (MI), or what has been called a heart attack, is a CAD resulting in complete blockage of the coronary arteries which surround and supply the muscles of the heart. MI consists of two types {S.T. elevation MI (STEMI) and non-ST elevation MI (NSTEMI)}. Objectives: Assessment of nurses' knowledge about the nursing management of AMI patients receiving thrombolytic therapy in Al-Diwaniyah city, Iraq. Methods: A descriptive design study was conducted at Al-Diwaniyah Teaching Hospital (CCU and cardiac catheterization center). Face-to-face questionnaire was used. The questionnaire consists of the following parts: demographic information (8 questions), Nurses knowledge about heart and acute myocardial infarction (7 questions), Nurses' knowledge of the management of acute myocardial infarction (7 questions), Knowledge of nurses about thrombolytic therapy (8 questions) and Nurses' knowledge about nursing management in AMI patients receiving thrombolytic therapy (8 questions). 133 nurses working in the above units was choosen, the sample was collected during the period from April 1, 2022 to August 1, 2022. Results: The study showed that the females were more than half of the nurses (20-29) years of age, (1 to 5 years) of experience in nursing, Bachelor in Nursing, and (1 to 5 years) of experience in CCU and Cardiac centers. Three-quarters of nurses have not participated in previous courses related to patient care in the case of AMI, and (62.4%) of the sample educated themselves about thrombolytic therapy by using the Internet as a self-education tool. The overall assessment show fair assessment. In addition, the study illustrated that there was a statistically significant in participants' knowledge of their socio-demographic data in gender and educational level with (p < 0.05). While no significant differences in participants' knowledge in Age, participation in educational / training courses related to acute myocardial infarction, years of experience in nursing, Self-education about thrombolytic therapy, years of experience in CCU or Cardiac centers, and Self-education tools with (p > 0.05). Conclusion: The researcher concludes that the overall assessment, which represents the assessment of nurses' knowledge about the nursing management of AMI patients receiving thrombolytic therapy in Al-Diwaniyah city, shows a fair overall assessment. Recommendations: The study suggests to increase the programs related to self-education and thrombolytic therapy by using scientific resources in hospitals and continuing education centers in order to fulfill the requirements of the nursing profession with the participation of nurses in training courses or programs for thrombolytic therapy.
Assessment of adult knowledge towards arterial blood pressure
Hypertension is a considerable cause of many other serious diseases. It led to cardiovascular diseases and may cause premature death. Worldwide, several studies showed that adults are more vulnerable to hypertension because they had most of the hypertension factors. Therefore, a massive quantity of hypertension medication had been used all over the world to treat this disease and more financial budgets had been spent on treatment and education programs. A descriptive-correlational design was applied to measure the knowledge of the patients with hypertension. The study started on 8th Mar 2022. Data collection started on 17th May 2022 after the approval of DOH and ended on 18th Sep 2022. The study has a purposive sample that consists of 401 patients, 182 males and 219 females. Six participants had been excluded because of incorrect or uncompleted answers. Of the remaining 394 patients of 178 males and 216 had participated in the study by answering the questions. The study implements a pre-proposed assessment tool published by (Kumait 2015). A previously proposed evaluation tool published by Kumait (2015) was applied in the study. The tool consists of two parts: the first part: demographic data; This section consists of 8 items focusing on the patient's demographic characteristics (age, gender, marital status, residence, educational level, concomitant chronic disease, and income). Part Two: Knowledge; This section consists of 28 items focusing on informational characteristics for hypertensive patients. As a result of the study, the majority of the study participants were middle-aged (49-58 years old), about 33.5%, more than half (54.8%) were women, 88.3% were married, and 40.6% were literate. At the level of education: it was noted that 90.4% had a positive family history of high blood pressure and 72.4% had no additional chronic disease. consider outcomes in terms of levels of knowledge in the study; It was concluded that the knowledge levels of the patients changed according to their demographic information. It was determined that the level of knowledge of women was higher than that of men, those who lived in cities were higher than those who lived in rural areas, those without chronic diseases were more than those without chronic diseases, and those at younger ages were more knowledge with those who live in rural areas. In the study, there were differences between patients' educational levels in terms of signs and symptoms. When results are compared as a lifestyle; It was observed that the patients' lifestyle changed according to the age group, education, place of residence, and income, whether they had a chronic disease or not (p < 0.05). This study concluded that adults have good knowledge of arterial blood pressure and that the relationship between demographic information and signs and symptoms is highly significant, and further studies are needed.
Irak hılla birincil sağlık ocaklarında görülen hemşirelerin tüberküloz hakkında bilgi ve tutumlarının belirlenmesi
Background: One issue that poses a danger to public health is tuberculosis, particularly in developing nations. It is crucial to identify TB patients in order to reduce the disease's prevalence in society and successfully complete the TB treatment regimen. Improved nurse awareness regarding the detection of TB cases is crucial to maintaining control over and reducing the risk of spreading this disease.Objective: The study aims to determination the knowledge and attitude of nursing about tuberculosis in primary health care centers at Hilla city, Iraq. Methodology: using a cross-sectional design. 230 nurses working in primary health care centers were randomly selected. data collection from 1/5/2022 to 1/8/2022. The study relied on a questionnaire based on a personal interview consisting of three sections: the first covered basic demographic data; the second covered nurses' knowledge of tuberculosis; and the third covered nurses' attitudes towards the disease and analyzed data collection using the Statistical Package for the Social Sciences (SPSS), version 22.Result: The results showed that 66.5% female, male 33.5%, age less than 31 years, more nurses with diploma certificates as educational level 60.9%, and years of service in primary health care centers are 1-4 years. Knowledge-related TB has a low response rate of 37.0%, whereas attitude-related TB has a negative response rate of 26.5%.Conclusion: The majority of the females in the sample were under the age of 31. The study revealed that the nurses' knowledge was unacceptable for all variables of the knowledge information about tuberculosis disease. The nurses' attitude towards the disease was also poor.
Assessment of nutritional status among the elderly people attending primary health care centers in Al-Diwaniyah city
Malnutrition greatly affects the elderly due to various reasons such as physiological and functional changes that occur with age, lack of financial assistance and inadequate access to food. The aim of this study was to evaluate the nutritional status of elderly people attending primary health care centers in Al-Diwaniyah city, Iraq, in addition to medical problems such as infectious and non-communicable diseases, malnutrition increases the health problems of the elderly. The Study Design is a cross-sectional study. This study, which was conducted at primary health care centers in Al-Diwaniyah city, Iraq, from (25/3/2022) to (20/ 8/2022). The Study Sample the study consisted of elderly people aged 50-85 years who went to primary health care centers in the city of Al-Diwaniyah. Sample size calculator by used G* power program and the sample size consisted of 157 elderly people. The questionnaire used in this study is Mini Nutritional Assessment scale (MNA). Data analysis by used IBM SPSS 26 package program was used to analyze the data collected in the study, Frequency analysis , T-Test and ANOVA analysis , While creating the research report, 95% confidence interval (p<.05) was used for the significance level. The result of this study show that During the course of the present study data analysis and logical discussion and interpretation of result the study concludes that Most of the respondents are from the age group (60-69) and most of them are married, as well as the work status was not working, Family Monthly Income was Income equals expenses, and more than half of the sample get a Presence of Health Insurance. There is a significant statistical relationship between age, marital status, marriage age, education level, family monthly income, presence of children, Long Lived Place and Mini Nutritional Assessment Scale (MNA). Recommendation of this study is Increase the health awareness of the elders about consuming healthy food through application of educational activity such as meetings in primary health care, seminars, distribution of folders and leaflets in cooperation with primary health care providers. Establishing local NGO for care and support of older adults in the province involving members from health care providers, civil activist's volunteers, academics, social workers and lawyers to advocate and to protect them.
Assessment of health care staff's knowledge, attitudes, and practices towards novel coronavirus at Al-Shamiya primary health care centers
Background: Wuhan, China, was the epicenter of an unknown pneumonia epidemic in December 2019. The WHO determined that SARS-CoV-2 caused the outbreak in China and other countries. On February 22, 2020, Iraq, particularly Najaf, had its first case of COVID-19 infection. Infected people might produce fever, dry cough, breathing problems, and myalgia. Objective: assessment of healthcare staff's kap towards novel coronavirus at Al-Shamiya primary healthcare centers in Iraq. Methodology: A descriptive study design was used. 300 non-probability samples from primary health care staff in Shamiya from April 1, 2022, to June 1, 2022, were included in the study. To collect the study data a subjective questionnaire consisting of 4 parts was used: The first section contains the demographic information, the second section covers the healthcare staff's knowledge of COVID-19, the third section contains the healthcare staff's attitudes toward COVID-19, and the fourth section evaluates the healthcare staff's practices while dealing with COVID-19. In order to reach the results, we used descriptive statistics, percentages, frequencies, ANOVA, and correlation. Result: The majority of participants were females 57.3% and 67.7% youths, most of them were from health and nursing professions 89.7%, while the educational level was a diploma 51.3%. The vast majority use official health websites for information and the level of knowledge, attitudes, and practices of the participants were good. Conclusion: There were no statistically significant differences between gender, age, number of years of experience, and the participants' knowledge, While it was found between jobs, educational level, and the participants' knowledge. However, we did not find these differences in attitudes. There were statistically significant differences between gender, age, and the participants' practices. There is a positive correlation between knowledge and attitudes and between attitudes and practices.
Knowledge and attitudes of primary school teachers regarding autism of school age children
Aim: Autism is a neurodevelopmental disorder characterized by difficulty or weakness in social communication and restrictive behavior patterns. Autism Spectrum Disorders (ASD) were first described in 1943. In addition to early diagnosis and intervention, teachers play a substantial and essential role in the early social environment of a child with ASD. This study aims to find out what classroom teachers know and how they feel about students with autism, as well as how they see those students. Methods: A cross-sectional descriptive study was conducted from April to November 2022 in 20 Samawah, southern Iraq primary schools. The study included a suitable sample of 218 teachers using the G.Power program, with the ages of the majority of the participants between 25 and 35 years old, males and females. A specially designed questionnaire was used to collect data, which included teachers' sociodemographic characteristics and other questions related to knowledge and teachers' attitudes toward children with autism in elementary school. Face-to-face questioning was used to collect data, and SPSS (25) software was used for data entry and analysis. Results: The results showed that the study included 153 males and 65 females, and among 218 teachers, 41.7 percent had a medium knowledge degree, and 40.8 percent had high levels of awareness of autism. However, there was no statistically significant correlation between degrees of awareness and demographic information, p-value = greater than 0.05, except for the type of exposure to exceptional children, which found a significant p-value = 0.001. This study showed that only 45.4 percent of the teachers have average attitudes, while 43.6 percent have good attitudes toward dealing with children with autism. Conclusion: Teachers have a moderate to excellent understanding and attitude toward children with autism in their classrooms. There is no statistically significant relationship between trainers' expertise and demographic data. Training programs for teachers before and during their service can help them learn more about autism and change how they feel about it.
Assessment of knowledge and practices of diabetic patients to diabetic foot care in Iraq
Diabetic foot is a complication of diabetes and can cause serious foot problems. This study aims to determine the knowledge and practices of diabetic patients regarding diabetic foot care in Iraq. The cross-sectional descriptive study was carried out between April and July 2022. The sample of the study consisted of diabetic patients (n=200). A questionnaire form designed to determine the sociodemographic characteristics of the patients and their knowledge and practices regarding diabetic foot care was used. Data were obtained through face-to-face interviews with patients. SPSS (25) program was used in data entry and analysis. Of the participants (n=200), 79 (39.5%) had a high diabetic foot care knowledge score, and 121 (60.5%) had a low knowledge score. A statistically significant relationship was found between knowledge levels (gender, education level, occupation, income, residence, and whether there is a health center or hospital close to where they live) (p<0.05). In the study, it was determined that 75 (37.5%) of the patients had high application and 125 (62.5%) had low application. A statistically significant relationship was found between the level of practice and the level of education, occupation, and residence (p<0.05). It is recommended to inform diabetic patients about foot problems and their treatments, to print brochures about diabetic foot care practices, to give these brochures to patients when they apply to health institutions, and to inform diabetic patients about this issue.
Assessment the Nurses' knowledge and practices of standard precautions toward infection control in Nasiriyah city/ Iraq
Objective: This research aims to assess nurses' knowledge and practices of standard precautions for infection control and to know the relationship between knowledge and practices of standard precautions toward infection control and demographic data such as age, gender, resident, educational level, workplace, years of experience and training course. methodology: A descriptive cross-sectional study was conducted Al-Hussein teaching hospital in Nasiriyah city in Iraq between 01/05/2022 to 25/09/2022. The research scientist consists of nurses who work at Al-Hussein Teaching Hospital in the city of Nasiriyah in Iraq. The number of the sample was determined to be no less than 300 nurses through the method of calculating the sample in cases where the universe is unknown. Data was collected face to face. "Nurses' knowledge" and "Infection control practices" were used to collect the data.Results: In the study, it was determined that the mean age was 5.58775 ± 29.0333 years and 57.3% of the women in the study group were between the ages of 20-30 years old.A positive relationship was found between age, gender, experience, education level, work unit, infection control evidence receiving HBVV, the presence of any infection control nurse in the hospital, infection control training outside the hospital and in the hospital, and nursing knowledge and practices however knowledge was associated with positive practices.Conclusion: It was determined that there is a strong relationship between nursing knowledge and practices and that knowledge positively affected practices towards infection control and infection.
Assessment of the knowledge of the patients treated in tikrit teaching hospital on the factors contributing to recurrent urolithiasis
Urolithiasis is one of the most common urinary system diseases affecting individuals in a wide age range. The aim of this study is to evaluate the knowledge of patients treated in Tikrit Training Hospitals about the factors contributing to recurrent urolithiasis. The sample of the study consisted of 100 patients who applied to the urology polyclinics of Tikrit Training Hospital between 25 December 2021 and 25 May 2022. The study was conducted as a descriptive cross-sectional study. A total of 33 questions were used to evaluate the data about the patient information form and the reasons contributing to urolithiasis. The data were collected face to face by the researcher. Ethics Committee Approval No. 23 dated 20.12.2021 was obtained from Tirkit Training Hospital and Çankırı Karatekin University ethics committee for the study. SPSS version 22 was used in the analysis of the data. Numerical data are reported as frequency and percentage. The mean age of the individuals participating in the study was 34.2±14.00 years and 64% of the individuals were male patients, and 39% of the patients were between the ages of 18-29. The average of the answers given by the patients to the questions about the risk factors for recurrence of urolithiasis is 30.7%, and the total mean score of the MMS (1.28), shows that the patients have low knowledge about the treatment and prevention of recurrent urolithiasis. More than three-quarters of the participants (82.0%) showed that their level of knowledge was weak, (15.0%) moderate, and only (3.0%) had good knowledge. As a result, it is seen that the individuals participating in the study have insufficient knowledge about the lifestyle changes to be made regarding the recurrence of urolithiasis. It is recommended that healthcare professionals include urolithiasis risk factors, lifestyle changes and possible treatments in patient education.
Assessment of nurses knowledge concerning type 2 diabetes mellitus management with insulin therapy in Wasit province hospitals / Iraq
Objective: This research aims to evaluate and compare the knowledge of nurses working in Cardiopulmonary resuscitation, pulmonary resuscitation, and surgical wards for diabetic foot care for diabetic patients who require surgical intervention in hospitals in Wasit Province /Iraq, regarding diabetes management from Type II and insulin therapy. Methodology: A cross-sectional descriptive study was conducted in Al-Karama Teaching Hospital and Al-Zahra Teaching Hospital in Wasit Province in Iraq from 01.04.2022 to 31/12/2022. The research includes participants who were nurses and the number of samples was (60) nurses formed from all nurses who provide insulin treatment for type 2 diabetes (DM) patients according to special criteria Data were collected by applying direct interviews as a method of face-to-face data collection. Nurses' knowledge was used to collect data. Results: the statistical analysis showed that the mean age in the study was 35.7 ± 10.8 and that 60.0% of the males from the study group were 20-50 years old. A significant relationship was determined between gender, experience, department, and educational level, there was a significant correlation between the department and knowledge of diabetes, and no significant between age, education level, years of experience, and knowledge of diabetes, and there was no significant relationship between nurses with knowledge of diabetes. The practice and knowledge at males were higher than females, and the Knowledge was associated with practices. Conclusion: The results of the study showed that the knowledge and attitudes of the nurses participating in the study about type 2 diabetes among the nursing staff were good knowledge. meaning that there is a strong relationship between knowledge and diabetes and that knowledge positively affected the treatment and prevention of diabetes.
Hemşirelerin Al Nasiriya Şehrindeki Al Hussein Hastanesinde COVID 19'un yayılması hakkında bilgi ve önleyici davranışlarının değerlendirilmesi.
The COVID-19 infection has been a disease that has caused a crisis in both society and the health system due to its very high transmission rate and severe symptoms such as severe respiratory failure. Objectives: The study aims to assess the nurses' knowledge and preventive behaviors about the spread of COVID-19. Methods: A descriptive cross-sectional study has been carried out at Al Hussein Hospital in Al Nasiriya City among 150 nurses chosen by using non-probability sampling (a convienice sample). Results: The study found that 106 (70.7%) of nurses are female, 111 (74%) are between the ages of 20 and 29, 74 (49.3%) have a diploma in nursing and 112 (74.7%) have 1-5 years of experience. The mean of the clinical presentation of COVID-19 is 7.50, the transmission route is 5.36, prevention and control are 8.95, the overall knowledge about the spread of COVID-19 is 21.8, and the preventive behavior about COVID-19 is 32.74. There is a significant relationship between nurses' knowledge about the spread of COVID-19 and age, level of education, and years of service at p-values of 0.002, 0.047, and 0.020, respectively. Conclusion: The study concluded that nurses have good knowledge and preventive behavior about the spread of COVID-19. Recommendation: Educational lectures on the COVID-19 chain of infection should be given, training sessions should be held to teach nurses how to use personal protective equipment, and regular supervision of nursing staff should be evaluated on the practice of handwashing, masks, gloves and other personal protective equipment. 2023, 58 pages Keywords: Assessment, COVID-19, Nurses, Knowledge, Preventive behaviors, Spread,
Assessment of the knowledge and attitudes of the nurses working in Al-Najaf Teaching Hospitals on pain management
The aim of this study was to evaluate nurses' knowledge and attitudes towards pain management. The study was carried out with 216 nurses working in the emergency department, internal and surgical service and intensive care unit of AL-NAJAF educational hospitals. The study was conducted as a descriptive cross-sectional study in teaching hospitals in Al-Najaf, Iraq, between 20 December 2021 and 16 April 2022. The data were collected face-to-face with the sociodemographic form and the Nurses' Knowledge and Attitude Questionnaire on Pain. The years of employment of 83.8% of the nurses were between 1-10 years and the average years of employment was 6.44±5.47. When nurses were evaluated in terms of their knowledge and attitude levels, age groups, gender, educational status, years of experience, and fields of study, no statistically significant difference was observed between age groups, gender, educational status, years of experience, fields of study, and knowledge and attitude levels (p>0,05). Nurses were found to be more knowledgeable about pain assessment and management at a moderate level. As a result, implementations to improve nurses' knowledge and attitudes towards pain management should be supported.
Evaluation of health beliefs of type II diabetes mellitus patients in l-hussain hospital in Al-Nasiriya city
This study was conducted using an analytical pattern with the aim of evaluating the health beliefs of patients with type 2 diabetes who applied to Al-Hussein Teaching Hospital in the city of Al-Nasiriya. Data for patients with type 2 diabetes were collected from March 2022 to May 2022 from 500 patients with type 2 diabetes admitted to Al-Hussein Teaching Hospital in Nasiriyah, Iraq. Research data were collected face-to-face with the patient information form and the Arabic version of the health belief model about diabetes mellitus. A score of four or more from the scale indicates high (positive) health belief, and a score less than four indicates low (negative) health belief. The data are given as frequency distributions, percentages, mean and standard deviations. Since the results of the scale did not have normal distribution, the Kruskal-Wallis test, which is a non-parametric test, was used to compare the data. Ethics committee approval dated 3/11/2022 and numbered 25 was obtained from Çankırı Karatekin University Ethics Committee for the study. Subsequently, the study was presented to the Ethics Committee in Iraq and ethics committee approval was obtained, dated March 13, 2022 and numbered 2022094. Of the patients, 52% were male, 24% were between the ages of 51-60, 95% were married, 54% had completed primary school, 83% were unemployed and 56% lived in rural areas. There was a statistically significant difference between the health belief scale total score, perceived severity, and gender, age ranges, marital status, and educational status (p<0.05). There was a statistical difference between perceived susceptibility and sociodemographic characteristics (age, marital status, education, and occupation). There was a statistically significant difference between perceived barriers to health belief scale and educational status (p<0.05). As a result, patients had poor health beliefs about diabetes.
Determination of the factors affecting the depression level of elderly women diagnosed with breast cancer at kirkuk oncology center
Aim: The objective of the current study is the determınation of the factors affecting the depression level of elderly women diagnosed with breast cancer at the Kirkuk Oncology Center Method: A descriptive, non-probability (purposive sample) study including 250 elderly women with breast cancer was conducted at Kirkuk Oncology Center, Iraq. Their treatment continued for the period February 10, 2022, and August 10, 2022. The data were collected by face to face interview using questionaires. These questionnaires consisted of questions on the sociodemographic data of the elderly women and factors which could affect their depression level. In addition, the Beck Depression Inventory was used to determine depression level. Frequency analysis, mean comparison tests, correlation analysis and ordinal logistic regression analysis were applied. Results: Depression level in the participants was significantly higher in those who lived in the city, had graduated from high school, worked, had given birth multiple times, walked regularly, had a family history of breast cancer, had a previous psychiatric diagnosis and used psychiatric drugs. There was no depression in 52.8% of the participants, but mild depression in 17.60%, moderate depression in 23.2%, severe depression in 5.6% and extreme severe depression in 0.8%. In the regression analysis, the variables of living in the city, working and walking increased the level of depression. In addition, there was a low negative correlation between the total depression scale score and the age at which breast cancer was first diagnosed. Conclusion: According to the results of the study, policies can be made to raise the level of education of women. Improving the social security system can prevent elderly and women with cancer from having to work. Early diagnosis with a family history with routine nursing screenings is useful in disease management. These policies will lower depression in older women with breast cancer.
Assessment of the level of disability among people suffering from lower back pain in Al-Qadisiya city/ Iraq
Background: Lower back pain is pain and discomfort that occurs below the costal margin and above the inferior gluteal flexors in adults of all ages. Disablement is most often caused by LBP worldwide and is connected with a significant social and economic burden. Objectives: This study aims to assess the level of disability for people with lower back pain and determine the relationship between the levels of disability for people with lower back pain and socio-demographic characteristics. Methods: The study was a descriptive study conducted on patients with lower back pain at Al-Diwaniyah Teaching Hospital, Al-Qadisiya City/ Iraq. Cankiri Karatekın University Scientific Research Evaluation Ethical Committee granted ethical approval and permission for the researcher to begin studying the thesis and to facilitate the researcher's task to obtain information from participants under Resolution (No:25, Date:21/4/2022). Also, obtaining permission from the Iraqi Ministry of Health on (No.: 22, Date: 3/25/2022). The study sample was 450 patients with the Level of Disability among People Suffering from Lower Back Pain in Al-Qadisiya City. The method used is to collect data from the study sample through questions directed to patients face-to-face about lower back pain. The sample was collected in (Diwaniyah Teaching Hospital in Al-Qadisiyah / Iraq) between 15.3.2022 - 15.10.2022). Study Questionnaire that Includes: The Socio-Demographic Form, The Quebec Back Pain Disability Scale, and The Oswestry Index for Low Back Pain and IPAQ. Results: Findings according overall from the Quebec Disability Scale for Back Pain indicate that (89.8 %) of patients were severe pain and disability level; findings according of over all of The Oswestry Disability Index indicate that (64.9%) of patients were severe disability level and findings according to the overall of The International Physical Activity Questionnaire indicate that the (56.9%) of patients were low activity levels level. In the current study, there was a statistically significant effect between the patient's age, educational status, occupation, previous illness, duration of diagnosis, weight, and people who lived with who with lower back pain. With a significance level of ≥0.05. Conclusion: Lower back pain is more common in people under age 65, male, and illiterate. Married couples, working people, and people with chronic diseases more often experience lower back pain. There were statistically significant differences between participants' age, educational status, occupation, previous disease, duration of diagnosis, weight, life, and marital status on the Quebec Back Pain Disability Scale.