
198
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Farklı sulama düzeylerinin yüksek verimli mısır çeşitlerinde bazı gelişim parametrelerine etkisi
Çukurova bölgesinde verim kapasitesi yüksek P2088 ve P1921 hibrit mısır çeşitlerinin kısıtlı sulama koşullarında bazı bitki gelişim parametrelerinin değişimi araştırılmıştır. Çalışma saksı denemesi olarak sera koşullarında kurulmuştur. Denemede I100 tarla kapasitesinde sulama, I75 tarla kapasitesinin %75'i ve I50 tarla kapasitesinin %50'si olmak üzere üç farklı sulama düzeyi uygulanmıştır. 55 gün süren denemede tüm saksılara 42 gün süren sulama uygulaması yapılmıştır. 43. gün tüm bitkiler hasat edilmiştir. Sulama uygulamaları sonucunda istatiksel olarak önemli veriler elde edilmiştir. İki hibrit mısır çeşidinde istatiksel olarak I100 uygulaması bitki boyunu ve bitkinin gövde ve köküne ait kuru madde verimini önemli şekilde arttırmıştır. I75 ve I50 uygulamalarında ise I100 uygulamasına kıyasla daha düşük bitki boyu ve gövde ve köke ait kuru madde verimi elde edilmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre yarayışlı su miktarı arttıkça mısır bitkisinin boyu ve bitki kuru madde veriminin arttığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kısıtlı Sulama, Sulama, Mısır, Verim
Toprak koruma amaçlı yeni bir arazi kullanım planlaması modelinin mikail çayı mikro havzası örneğinde araştırılması
İLSEN Arazi Değerlendirme Metodunun akarsu havzalarında erozyonu azaltacak arazi kullanım planlarının hazırlanmasında kullanılabilecek bir modele dönüştürülmesinin amaçlandığı çalışma, Kahramanmaraş İli Onikişubat İlçesi sınırları içerisinde bulunan yaklaşık 1180.21 ha alana sahip Mikail Çayı Mikro Havzasında yürütülmüştür. Öncelikle Arazi değerlendirme çalışmalarında haritalama birimlerinin belirlenerek arazi karakteristikleri arasındaki farkların ortaya konması ve toprak kayıplarının tahmin edilmesi için veri kaynağı oluşturması amacıyla alanın toprak etüt ve haritalama çalışması yapılmıştır. Mikail Çayı Mikro Havza'sında 12 adet toprak serisi tanımlanmıştır. Tanımlanan seriler Toprak Taksonomisine göre Alfisol, Entisol, İnceptisol ve Vertisol olarak sınıflandırılmıştır. Çalışma alanı içinde üretimi yapılan ve ekolojik olarak yetiştiriciliği yapılabilecek, kontur tarım ve teraslı toprak korumalı uygulamaları içeren 36 farklı arazi kullanım türü belirlenmiş ve tanımlanmıştır. Yapılan arazi değerlendirmesi sonucunda 8 farklı arazi kullanım planlaması senaryosu oluşturulmuştur. Birinci senaryo en yüksek haritalama birimi endeks değerlerine göre, ikinci senaryo en yüksek fiziksel haritalama endeks değerlerine göre, üçüncü senaryo tek yıllık bitkilere öncelik verilerek, dördüncü senaryo toprak korumalı arazi kullanım türlerine öncelik verilerek, beşinci senaryo kuru tarım içeren arazi kullanım türlerine öncelik verilerek, altıncı senaryo tarım dışı arazi kullanımları azaltılarak, yedinci senaryo havzanın mevcut arazi kullanımında bulunan orman ve mera alanları tarıma açılmadan oluşturulmuştur. Havzanın mevcut arazi kullanımıda sekizinci senaryo olarak belirlenmiştir. Hazırlanan arazi kullanım planlaması senaryolarının tahmini toprak kayıp miktarları RUSLE Metodu kullanılarak hesaplanmıştır. Çalışma alanının mevcut arazi kullanım (8. Senaryo) durumuna göre toprak kayıp miktarı ortalama 335.95 ton ha-1 yıl-1 , havza alanı için hazırlanan 7. Senaryonun neden olduğu toprak kaybı ortalama 69.05 ton ha-1 yıl-1 olarak hesaplanmıştır. Senaryolar içerisinde en düşük toprak kaybının olduğu 7. Senaryo havza için en uygun kullanım olarak belirlenmiştir. Elde edilen bulgular ışığında Mikail Çayı Mikro Havzası için geliştirilen erozyon azaltıcı arazi kullanım planlaması yaklaşımının benzer havzalarda kullanılabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Arazi değerlendirme, Arazi kullanım Planlaması, Erozyon, İLSEN, RUSLE
Biyogaz tesisi kaynaklı organik gübrenin model bitki buğdayın gelişimi ve besin elementleri alımı üzerine etkisi
Bu Yüksek Lisans Tezi, son yıllarda kullanımı yaygınlaşan organomineral gübrelerin etkinliklertini test etmeyi amaçlamıştır. Bu amaçla, biyogaz tesisi kaynaklı organik gübre (OG) ile bir arada veya ayrı ayrı yerlere uygulanan azot (N), fosfor (P) ve potasyum(K)un model bitki buğdayın (Triticum aestivum L.) gelişimi, besin elementi alımını ortaya koyma düşüncesiyle sera koşullarında saksı denemesi şeklinde gerçekleştirilmiştir. İki farklı gübre uygulama tekniği (serperek kök derinliğine karıştırma ve yüzey altına) taklit edilip, biyogaz tesisi kökenli organik gübrelerin etkinlikleri tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, bitki besin elementleriyle bir arada (tüm saksıya karıştırma ve özellikle de yüzeyin 5 cm altına) uygulanan OG'nin bitki gelişimi üzerinde olumlu bir etkisinin olduğu görülmüştür. Yüzeyin 5-10 cm altına karıştırma şeklindeki uygulamanın etkisi ise en düşük seviyede olmuştur. Yapılan korelasyon analizine göre ise, en yüksek yüzeyin 5 cm altına uygulama olmak üzere, OG uygulamasıyla bitkilerin yeşil aksam kuru ağırlıkları ve P alımları arasında önemli düzeyde ilişkiler bulunmuştur. Korelasyon analizleri sonuçlarına göre en zayıf ilişkiler ise yüzeyin 5-10 cm altına karıştırma şeklindeki uygulamalarda görülmüştür. Çalışmada, N, P ve K'un tüm saksıya karıştırıldığı, OG'nin ise yüzeyin 5-10 cm altına karıştırma veya 5 cm altına uygulandığı koşullarda ise OG ve bitki besin elementlerinin bir arada uygulandığı koşullarda tespit edilen özellikle OG uygulaması ve yeşil aksam gelişimi ve P alımı arasındaki ilişkiler ortadan kalkmıştır. Sonuçlar, bitki besin elementleri ile bir arada uygulanan OG'nin bitkilerin P başta olmak üzere besin elementleri alımını iyileştirerek onların kullanım etkinliklerini artırabileceğini göstermiştir. Ancak, çalışmaların tarla koşullarında test edilip, uygulamadaki doğruluklarının da analiz edilmesine ihtiyaç vardır
Sera koşullarında toprağa uygulanan artan düzeylerde çinko ve azot gübrelemesinin karabuğday bitkisinin büyüme ve kuru madde verimi üzerine etkisi
Bu çalışmada bitkisel üretimde verim ve kaliteyi önemli ölçüde etkileyen azot (N) ve çinko (Zn)' nun karabuğday bitkisinin büyüme ve verim parametrelerine olan etkisi araştırılmıştır. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalarda N ve Zn'nun sergilediği sinerjistik ilişkiyle tane Zn konsantrasyonunda önemli artışlar saptandığı belirlenmiştir. Çalışmada N ve Zn arasındaki ilişki, artan dozlarda N (25, 50, 100, 200 ve 400 mg N kg-1) ve Zn (0, 1 ve 5 mg Zn kg-1) uygulamalarıyla Karabuğday Güneş çeşidinin SPAD değeri, kuru madde verimi, yeşil aksam ve tohum Zn ve N konsantrasyonuna etkisi sera koşullarında belirlenmiştir. Toprağa yapılan 25 mg N kg-1 uygulamasına göre, 50, 100, 200 ve 400 mg kg-1 N uygulamalarının Güneş çeşidinin kuru madde verimini sırasıyla %51, %116, %126 ve %131 oranında arttırdığı tespit edilmiştir. Çinkosuz koşullara (0 mg Zn kg-1) göre artan dozda Zn uygulamalarının (1 ve 5 mg Zn kg-1) yeşil aksam kuru madde verimi sırasıyla %5.3 ve %7.6 oranında arttırdığı belirlenmiştir. Bitkinin N'la beslenme düzeyi iyileştikçe, Zn'nun bitkisel verim üzerindeki etkisi daha da belirgin olmuştur. Aynı şekilde, bitkinin Zn beslenme düzeyi iyileştikçe N uygulamalarının da verim üzerine etkisinin daha büyük olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca, N uygulamaları, bitkinin yeşil aksamındaki ve tanedeki Zn ve N konsantrasyonlarını da arttırmıştır. Bu bulgular beslenme ortamında Zn ve N düzeyi optimize edildiğinde, bitkinin büyümesinde ve veriminde artışların olabildiğini göstermektedir.
Farklı form, miktar ve zamanlarda üstten uygulanan azotun mısırın azot kullanım etkinliği ve verimine etkisi
Bilindiği gibi, dünya üzerinde artan nüfus artmayan hatta yer yer azalan tarımsal alanlarla bir arada ekoloji üzerinde önemli bir baskı oluşturmaktadır. Bu nedenle, en az girdiyle en yüksek bitkisel verimlere ulaşılması günümüz tarımının en önemli konularından bir tanesidir. Mevcut Yüksek Lisans Tezinde de, tarla koşullarında mısır (Zea mays L. çeşit DeKalb DKC6761) bitkisi kullanılarak tek yıllık bir tarla denemesi yürütülmüştür. Denemede Kontrol parsellerine tabandan sadece fosfor (P) ve potasyum (K) uygulanmış, Yeter (optimum) ve Düşük (optimumun %75'i) Azot (N) parselleri ise toplam optimum N'un %27'sine karşılık gelen 9,1 kg N•da-1 dozunda bir N ile de gübrelenmiştir. Üstten ise üre, kalsiyum amonyum nitrat (CAN) ve/veya amonyum sülfat (AS) gübreleri kullanılarak çıkıştan sonraki 25 ve/veya 50. günde optimum veya optimumun %75'ine tamamlanacak şekilde ilave N uygulamaları yapılmıştır. Hasat sonrasında, toplam dane verimi, hasat artığı kuru madde verimi ve bu materyallerde N, P ve K konsantrasyonları ve buradan hesaplanan alım değerleri verilmiştir. Sonuçlar arasında istatistiki anlamda önemli farklılıklar bulunmuş, optimum dozlarda N'un yarısı çıkıştan 25 gün sonra üre, diğer yarısı ise çıkıştan 50 gün sonra CAN ile uygulanan deneme varyantı hem verim, hem N kullanım etkinliği hem de kazanç açısından ön plana çıkmıştır. Bu uygulamayı ise Yeter N dozlarında N'un Üre/AS (yarısı çıkıştan 25 gün sonra üre, diğer yarısı ise 50 gün sonra AS formunda) ve Üre/- (tamamı çıkıştan 25 gün sonra üre formunda) şeklindeki uygulamaları takip etmiştir.
Yüreğir ovasında üreticilerin kimyasal gübre kullanım potansiyeli
Bu araştırmada, Yüreğir ilçesine bağlı mahallelerdeki 107 üreticiyle yüz yüze görüşülerek, Yüreğir Ovasındaki üreticilerin bitkisel üretim faaliyetinde kimyasal gübre kullanım miktarları ve kimyasal gübre kullanımında yararlandıkları bilgi kaynaklarının belirlenmesi için anket çalışması yapılmıştır. Üreticilerin gübre kullanımı ile ilgili sonuçlara göre, üreticilerin taban gübresi uygulama yöntemi olarak tercihleri %41.1 oranıyla serpme yöntemi, %37.4 ile damla sulama yöntemi ve %21.5 ile banda uygulama yöntemi olarak sıralanmıştır. Üst gübrede ise %54.2 ile banda, %39.3 damlama yoluyla uygulama yapılmıştır. Gübre çeşitlerinde taban gübresinde %33.6 oranında Kompoze (20.20.0), üst gübrede %50.5 ile Üre (%46 N) ilk sırada yer almaktadır. Üreticilerin %4.9'u mikro element gübresi kullanmaktadır. Çalışma sahasında en fazla ekilen ürünlerden buğdayda üreticilerin %42.9'u, mısırda %70.6'sı, narenciyede ise %26.2'si tavsiye miktarın üzerinde saf azot kullanmışlardır. Üreticilerin %45.8'i toprak analizi yaptırmışlardır. Gübrelemede yararlandıkları en büyük kaynak kendi bilgileri, gübrelemedeki en büyük sorun ise gübre fiyatlarının yüksek olmasıdır.
İyi ve konvansiyonel tarım uygulamalarının yapıldığı turunçgil bahçelerinin mineral beslenme yönünden karşılaştırılması
Türkiye'de önemli turunçgil üretim alanlarına sahip Adana'nın Karataş ilçesinde iyi tarım uygulamaları (İTU) ve konvansiyonel tarım uygulamaları (KTU) yapılan 80 farklı turunçgil (portakal, limon ve mandarin) bahçesinden toprak ve yaprak örnekleri alınmış ve mineral beslenme yönünden karşılaştırmak için besin elementi analizleri gerçekleştirilmiştir. Çalışmadaki toprak örneklerinde belirlenen besin elementlerinden potasyum (K) konsantrasyonunun (İTU) 48-432 mg kg-¹ ile, (KTU) 23-490 mg kg-¹ aralığında değiştiği saptanmıştır. Fosfor (P) konsantrasyonunun (İTU) 0,4-148,9 mg kg-¹, (KTU) 0,5-493 mg kg-¹ aralığında olduğu görülmüştür. Kalsiyum (Ca) konsantrasyonun 924-2494 mg kg-¹ aralığında değiştiği, Ca ve Magnezyum (Mg) konsantrasyonunun hem İTU hem de KTU yapılan turunçgil bahçe topraklarında yeterli düzeyde olduğu belirlenmiştir.. İTU ve KTU yapılan bahçelerde demir (Fe), bakır (Cu), ve mangan (Mn) kritik konsantrasyon sınır değerlerine göre yeterli düzeyde olduğu buna karşılık çinko (Zn) konsantrasyonunun kritik konsantrasyon sınır değerlerinden daha düşük olduğu tespit edilmiştir. İTU ve KTU yapılan bahçelerden alınan yaprak örneklerinden elde edilen sonuçlara göre ağaçların K bakımından büyük oranda yetersiz olduğu buna karşılık N,P, Ca ve Mg açısından ciddi bir beslenme probleminin olmadığı görülmüştür. Yaprak örneklerindeki ortalama mikro besin elementi sonuçları değerlendirildiğinde Fe, Zn, Cu ve Mn değerlerinin her iki uygulama bahçelerinde birbirine yakın olduğu ve İTU ve KTU arasında anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, İTU yapan çiftçilerin gübreleme alışkanlıklarının çok değişmediği gözlemlenmiştir. Toprak özelliklerinin ve bitkinin besin elementi ihtiyacının analizlerle saptanarak uygulamaların doğru sürdürülmesinin önemli olduğu anlaşılmıştır.
Mikoriza aşılaması ve fosfor doz uygulamalarının yağlık ayçiçeği (Helianthus annuus L.) bitkisinin gelişimi ve besin elementi alımına etkileri
Çalışmanın amacı; sera koşullarında farklı P doz uygulamaları altında Funneliformus mosseae ve doğal mikoriza aşılamalarının ayçiçeği bitkisinin gelişimi ve besin elementleri alımı üzerine etkisini araştırmaktır. Deneme Çukurova Üniversitesi, Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Ana Bilim Dalı'nın yarı kontrollü sera ortamında 2021 yılında saksı denemesi olarak gerçekleştirildi. Araştırma Funneliformus mosseae ve ayçiçeği bitkinin yetiştirildiği Menekşe toprak serisi doğal mikoriza sporları altı farklı P doz 0, 5, 10, 20, 40 ve 80 mg P2O5 kg-1 uygulaması olarak 3 tekerrürlü olarak saksı denemesi olarak kurulmuştur. Denemede ayçiçeği bitkisi olarak (Helianthus annuus L.) LG50.455CLP çeşidi kullanılmıştır. Hasat ile birlikte bitki aksamları (kök ve kök üstü) ve rizosfer toprak örnekleri alınarak analiz edilmişlerdir. Bitki kök ve kök üstü aksamlarının C, N, P, K, Ca, Mg, Cu, Fe, Mn ve Zn konsantrasyonları, kök uzunluğu, hacmi, çapı, alanı, spesifik kök uzunluğunun yanı sıra toprak organik karbon konsantrasyonu analizleri gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları, Fu. mosseae ve doğal mikoriza aşılaması bitki boy ve kuru madde verimi bakımından kontrol bitkilerine kıyasla arttırdığı belirlenmiştir. Artan dozlarda P uygulaması 20 mg P2O5 kg-1 (P2) düzeyine kadar bitki gelişimini ve verimini artırdığı P2 dozundan 80 mg P2O5 kg-1 (P5) dozuna kadar ilave gübre uygulamaları çok küçük farklılıklar yarattığı belirlenmiştir. 20 mg P2O5 kg-1 kadar artan P doz uygulamasında Fu. mosseae,, 20-80 mg P2O5 kg-1 dozları arasında ise doğal mikoriza mantarlarının daha yüksek bitki gelişimi ve besin elementi alımına katkı sağladığı belirlenmiştir. Mikoriza mantarları önemli derecede bitki dokularında karbon ve atmosferik CO2 fikse ettiği de belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğal mikoriza, Ayçiçeği, Fosfor doz, Besin elementi alımı, Karbon
Uzun süreli farklı toprak işleme yöntemlerinin toprağın bazı hidrofiziksel özelliklerine etkileri
Bu tez çalışmasında, Çukurova koşullarında yılda iki ürün yetiştirilen uzun süreli (2006-2019) bir deneme arazisinde 7 farklı toprak işleme yönteminin toprağın bazı hidrofiziksel özellikleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Denemede yer alan toprak işleme uygulamaları; anızlı geleneksel toprak işleme (Gİ–1), anızları yakılmış geleneksel toprak işleme (Gİ–2), ağır diskli tırmıklı azaltılmış toprak işleme (ATİ–1), rototillerli azaltılmış toprak işleme (ATİ–2), ağır diskli tırmıklı azaltılmış sıfır toprak işleme (ASTİ), stratejik sıfır toprak işleme (SSTİ) ve doğrudan ekimli sıfır toprak işleme (STİ)'dir. Toplam 21 parselde 0-15 ve 15-30 cm derinliklerde ağırlıklı ortalama çap (AOÇ), hacim ağırlığı, su tutma kapasitesi, gözeneklilik, penetrasyon direnci ve hidrolik iletkenlik belirlenmiştir. Korumalı toprak işleme yöntemlerinden olan STİ, ağırlıklı ortalama çapı Gİ-1 ve Gİ-2'ye göre 0-15 cm'de %253 ve %509, 15-30 cm'de %222 ve %152 oranında artırmıştır. Toprakta tutulan su değerleri, bütün işleme uygulamalarında her iki derinlikte de genel olarak birbirine yakın bulunmuştur. ASTİ yöntemi, 0-15 cm derinlikte toplam ve makro gözenekliliğin önemli oranda (P<0.05) azalmasına neden olmuştur. Korumalı toprak işleme uygulamaları geleneksel işleme uygulamalarına kıyasla 15–30 cm derinlikteki hacim ağırlığının artmasına yol açmıştır. Geleneksel toprak işleme yöntemleri, korumalı toprak işleme yöntemlerine kıyasla 0-30 cm derinlikteki sıkışmayı önemli düzeyde azaltmıştır. Belirtilen derinlikte en düşük penetrasyon direnci değeri (1.50 Mpa) Gİ-2 yönteminde elde edilmiştir. Buna karşılık en yüksek değer ise ASTİ yönteminde 1.92 Mpa olarak elde edilmiştir. En yüksek doygun hidrolik iletkenlik değerleri Gİ-1 ve Gİ-2 yöntemlerinde 5 cm ve 10 cm su yükünde 2.64 x10-1 cm sa-1 ve 5.91 x10-1 cm sa-1 olarak kaydedilmiştir. En düşük doyugun hidrolik iletkenlik değeri ise STİ yönteminde 0.39 x10-1 cm sa-1 olarak elde edilmiştir. Çalışma sonuçları, toprağın hidrofiziksel özelliklerini geliştirmek için, geleneksel işleme yöntemleri yerine, toprak agregatlarını çok fazla tahrip etmeyen azaltılmış toprak işleme yöntemlerinin tercih edilebileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Gelenseksel işleme, Azaltılmış işleme, Sıfır işleme, Agregat, Su tutma kapasitesi, Hidrolik iletkenlik, Hidrofiziksel özellik
Bor(B) uygulamalarının mısır bitkisinin gelişimi ve bazı kalite özellikleri üzerine etkisi
Bitkilerde borun (B) generatif kısıma taşınmasında sorunlar olduğu birçok literatür çalışmasında ortaya konmuştur. Borun özellikle taneye taşınmasındaki rolünü belirlemek için sera koşullarında mısır bitkisi ile yürütülen bu çalışmada, değişik uygulama metodu (kontrol, toprak, yaprak, toprak+yaprak) ile artan dozlarda B uygulamaları (0,1,2.5,10,20 mg kg-1 ve 300 mg L-1) yapılmıştır. Mısır bitkisinin farklı büyüme dönemlerinde (V3, V6, V9, V10 ve tane oluşum dönemi) hasat gerçekleştirilmiştir. Çalışmada uygulamaların, klorofil düzeyi (SPAD değeri), kuru madde verimi, yeşil aksam ve tanede B konsantrasyonu, bitkisel parametreler, yeşil aksam ve tanede N konsantrasyonu üzerine etkisi belirlenmiştir. Ayrıca uygulamaların özellikle bitkinin tanede nişasta ve ham protein miktarı, çiçekte çiçek tozu canlılık ve üretim miktarları gibi bazı kalite parametreleri üzerine etkisine de bakılmıştır. Çalışmadan elde edilen verilere göre, değişik uygulama metodları ile artan dozlarda B uygulamasının yeşil aksam SPAD değeri, kuru madde verimi, B konsantrasyonu ve azot konsantrasyonu üzerine etkisinin %1 seviyesinde istatistiki olarak önemli olduğu belirlenmiştir. Bu bilgilere ilave olarak, yeşil aksam B konsantrasyonlarının kontrole göre (B0) artan dozda B uygulaması ile arttığı, en yüksek artışların toprak+yaprak kombinasyon uygulamalarında olduğu saptanmıştır. Bitkinin büyümesiyle birlikte yeşil aksam B konsantrasyonunda artış saptanmış ve en yüksek B konsantrasyon artışının V10 döneminde örneklenen koçan yaprağında olduğu belirlenmiştir. Ayrıca tane B konsantrasyonunda B0'a uygulamasına göre en belirgin artış oranın %62 ile TB20+YB ve %55 ile TB10+YB uygulamalarında, azot konsantrasyonunda %38 ile TB2.5 uygulamasında, nişasta oranında %13 ile YB uygulamasında artış olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bor, uygulama metodları, verim-kalite parametreleri, çiçek tozu canlılık düzeyleri ve üretim miktarları
Uzun süreli farklı toprak işleme uygulamalarının toprak solunumuna, enzim aktivitesine, toprağın mineral azot oluşumuna ve denitrifikasyon kapasitesine etkisi
Bu çalışma kapsamında, uzun süreli farklı toprak işleme uygulamalarının toprak solunumuna, dehidrogenaz enzim aktivitesine, toprağın mineral azot oluşumuna ve denitrifikasyon kapasitesine etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla Anızlı geleneksel toprak işleme (Gİ–1), Anızları yakılmış geleneksel toprak işleme (Gİ–2), Ağır diskli tırmıklı azaltılmış toprak işleme (ATİ–1), Rototillerli azaltılmış toprak işleme (ATİ–2), Ağır diskli tırmıklı azaltılmış sıfır toprak işleme (ASTİ), Doğrudan ekimli sıfır toprak işleme (STİ) ve Stratejik sıfır toprak işleme (SSTİ) olmak üzere yedi farklı toprak işleme uygulaması kullanılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen verilere göre toprak solunumu, amonyum azotu ve mineral azot değerleri en yüksek SSTİ uygulamasında belirlenirken, dehidrogenaz enzim aktivitesi, denitrifikasyon potansiyeli ve nitrat azotu bakımından en yüksek değerler STİ uygulamasında elde edilmiştir. Artan toprak işleme uygulamalarına bağlı olarak toprağın hem biyolojik özellikleri hem de mineral azot içeriği olumsuz etkilenmiştir. Ayrıca anızların yakılarak topraktan uzaklaştırıldığı uygulamada toprağın önemli biyolojik göstergeleri olan toprak solunumu ve dehidrogenaz enzim aktivitesinin önemli derecede düştüğü belirlenmiştir.
Topraktaki organik madde miktarının mineral azot içeriğine etkisi
Bu tez çalışması, Çukurova Bölgesinde farklı topraklardaki organik madde miktarının toprağın mineral azot içeriği üzerine olan etkisini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada 2017 yılının hasat sonrası üç farklı derinlikten alınan (0-30, 30-60 ve 60-90 cm) toprak örnekleri kullanılarak, NH4+ve NO3-ölçülmüş ve toplam mineral azot (Nmin) miktarları hesaplanmıştır. Aynı zamanda toprakların organik madde (OM), tekstür, total azot, elektriksel kondaktivite (EC), pH, kireç miktarlarıda ölçülerek bunların mineral azot miktarına etkisi belirlenmiştir. Toprakların OM içeriği ile topraktaki N formları (total N, NO3--N, NH4+-N, Nmin) arasındaki ilişkiler incelendiğinde, çalışma alanının organik madde (OM) içeriğini %0.49 ile %3.33 arasında değişim göstermiş ve buna bağlı olarak toprak N içeriğinin değişim gösterdiği belirlenmiştir. Toprakların OM içeriği düşük olmasından dolayı, toprağa yeter miktarda N sağlanamayabilir. Sürdürülebilir bir bitkisel üretim için N gübrelemesinin yapılması kaçınılmazdır. Sonuç olarak bu topraklarda OM içeriğinin toprak verimliliği üzerine etkilerinin yanı sıra az da olsa toprak N içeriği ile bir ilişkisi olduğu saptanılmıştır. Dolayısı ile sürdürülebilir ve çevre dostu bir üretim için toprak OM içeriğini (organik gübreleme ve hasat atıklarının toprağa karıştırılması gibi) arttırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Organik Madde, Mineral Azot, Topraktaki Azot Formları
Yüksek tünel koşullarında farklı bor uygulama metodlarının kavun yetiştiriciliğinde beslenme, verim ve meyve özellikleri üzerine etkisi
Çalışma Mersin ili Tarsus ilçesinde tünel sera koşullarında kavun yetiştiriciliğinin yoğun olarak yapıldığı Özel Bahşiş Köyünde yürütülmüştür. Bölgede yaygın yetiştiriciliği yapılan Balkovan kavun çeşidi üç farklı bor (B) uygulama metodu ile test edilmiştir. Bor uygulama metodları topraktan, yapraktan ve toprak+yapraktan B uygulamalarının kombinasyonu şeklinde yapılmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildiğinde farklı B uygulama metodlarının kavun bitkisinde; meyve verimi, meyve ağırlığı, meyve yüksekliği, meyve çapı, meyve eti kalınlığı, çekirdek evi yüksekliği, çekirdek evi çapı, suda çözünür kuru madde verimi (SÇKM) üzerine etkisi olmadığı belirlenmiştir. Buna karşılık pomolojik özelliklerden biri olan kabuk kalınlığı üzerine istatistiksel olarak kontrol uygulamasına göre en önemli anlamlı farkın ise toprak+yaprak uygulamasında ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Topraktan ve yapraktan yapılan B uygulamalarının çiçek tozu üretim miktarını önemli düzeyde artırdığı belirlenmiştir Yüksek tünel koşullarında farklı B uygulama metodlarının meyve eti, meyve kabuğu ve meyve tohumu B konsantrasyonlarını arttırdığı görülmüştür. Farklı B uygulamalarından bağımsız ortalama B konsantrasyonu meyve etinde 20.0 mg kg-1 , meyve kabuğunda 37.1 mg kg-1 ve meyve tohumunda e ise 6.7 mg kg-1 olarak belirlenmiştir. Farklı B uygulama metodlarının meyve eti B konsatrasyonunu kontrol uygulamasına göre topraktan, yapraktan ve toprak+yapraktan B uygulamaları ile sırasıyla%39 %58 ve %52 oranında arttırdığı belirlenmiştir. Meyve kabuğu B konsantrasyonundaki artışın kontrol uygulamasına göre topraktan, yapraktan ve toprak+yapraktan B uygulama metodları ile sırasıyla %24, %33 ve %14 oranında olmuştur. Farklı B uygulama metodlarının meyve tohumu B konsantrasyonu üzerine etkisi, kontrol uygulamasına göre topraktan, yapraktan ve toprak+yapraktan B uygulaması ile sırasıyla %38, %29 ve %31 oranında artış olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Tarsus, kavun, bor, besin elementi, kalite
Buğdayda yapraktan salisilik asit uygulamasının kadmiyum toksisitesine bağlı oksidatif stres üzerine etkisi
Bu çalışmada, buğdayda kadmiyum (Cd) toksisitesine bağlı oksidatif stres üzerine salisilik asit (SA) uygulamalarının etkisi sera koşullarında test edilmiştir. Bitkiler 0 ve 10 mg kg-1 Cd uygulamaları altında yetiştirilmiştir. Yapraktan SA uygulaması (0, 0,5 ve 1,0 mM) on iki gün arayla iki kez yapılmıştır. Kadmiyum uygulaması yeşil aksam ve kök kuru madde üretimini, askorbik asit konantrasyonunu, Süperoksit Dismutaz (SOD), Askorbat Peroksidaz (APX) ve Glutatyon Redüktaz (GR) aktivitelerini ve makro-mikro element içeriklerini önemli oranda azaltmıştır. Kadmiyum uygulaması yeşil aksamda lipid peroksidasyonu, SH-bileşikleri konsantrasyonunu ve Katalaz (CAT) aktivitesini arttırmıştır. Salisilik asit uygulaması kontrol koşullarında askorbik asit konsantrasyonunu ve özellikle de 1,0 mM SA düzeyi SOD, APX, GR ve CAT aktivitelerini 10 mg kg-1 kadmiyum uygulaması altında arttırmıştır. Elde edilen sonuçlar, SA uygulamalarının, özellikle 1,0 mM düzeyinin, buğday bitkisinin Cd toksisitesine bağlı oksidatif strese karşı korunmasında, özellikle de lipid peroksidasyonunun azaltılmasında ve antioksidatif savunma sisteminin aktivasyonunda kritik bir rol oynadığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Kadmiyum, Salisilik Asit, Buğday, Antioksidatif Enzimler
Tarla koşullarında farklı organik ve inorganik gübre uygulamalarının marul bitkisinin kök gelişimi ve atmosfere co2 salımı arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Çiftliğinde 1996 yılından beri devam eden, 5 uygulamalı (kontrol, mineral gübre, hayvan gübresi, kompost ve kompost+mikoriza) ve 3 tekerrürlü olarak tesadüf parselleri deneme desenine göre kurulmuştur. Araştırmanın amacı organik ve inorganik gübrelerin marul bitkisinin kök gelişimi ve atmosfere CO2 salımı, toprakta tutulan organik karbon miktarı üzerine olan etkilerini belirlemektir. Organik gübre uygulamaları yapılan parsellerde toplam ve organik karbon konsantrasyonları yüksek düzeyde ölçülürken, kontrol parsellerinde düşük düzeyde ölçülmüştür. Toprakta toplam azot değeri en çok hayvan gübresinin uygulandığı parsellerde elde edilmiştir. Hayvan gübrelemesi yapılan parsellerde fotosentez yolu ile kontrol parsellerine göre daha fazla karbon fikse edilmiş ve toprağa daha fazla karbon ve azot bağlanmıştır. Karbon/azot oranı açısından organik gübrelerin uygulandığı parsellerde genellikle en yüksek sonuçlar elde edilmiştir. Organik gübre uygulamalarının bitki kök morfolojik özellikleri üzerine etkilerinin yüksek olduğu görülmüşken, bitkinin kök infeksiyon oranlarında hayvan gübresinin en iyi sonucu verdiği görülmüştür. Genelde kompost, hayvan gübresi, kök bölgesi mikroorganizma zenginliği olan mikorizal uygulamanın yapıldığı ortamda atmosfere daha fazla CO2 salındığı, aynı zamanda bitki gelişimi daha iyi oluğu için fotosentez yolu ile daha fazla CO2 absorbe ettiği tespit edilmiştir. Organik gübre uygulamaları altında marul bitkisinin dokularında P ve Zn konsantrasyonu artmıştır. Anahtar Kelimeler: Organik gübre, İnorganik gübre, Marul bitkisi, Atmosfere CO2 salınımı ve Besin elementleri alımı
Organomineral fertilizer phosphorus availability in a calcareous soil
This MSc Thesis aimed to test the role of organomineral fertilizers, which have become widespread in recent years, on the phosphorus (P) use efficiency. For this purpose, an incubation test and a pot experiment were carried out to see the effect of P in organomineral fertilizer (OMF) prepared by mixing the mineral fertilizer (MF) source P with the organic fertilizer (OF) from the biogas plant on the availability of P in soil and on the nutrition of the wheat plant. In both experiments, increasing rates of OMF-P were applied to the same depth (6 cm below the surface) and compared with the triple super phosphate (TSP) fertilizer applied to the same area. In the incubation experiment, the soils were sampled twice, on the 45th and 90th days. Olsen P, an indicator of P availability in calcareous soils, was measured in homogenized soils. In the pot experiment, two samples were made during the tillering and maturation periods. During the tillering period, the whole plant was sampled, and at the maturity harvest, two separate samples were taken plant stubble and grain. Phosphorus, nitrogen (N), and potassium (K) concentrations were measured in plant samples. The content and uptake values per pot were calculated for each nutrient by multiplying these with dry weights. As a result of the incubation experiment, it was observed that the Olsen P contents of the soils treated with the OMF-P were higher at both sampling times than those with the MF-P. In line with this, both the P concentration in the shoots and the P uptake per pot were higher in the plants treated with the OMF-P in the plant samples of the tillering period. A similar trend was observed for P content in grains and total P uptake at maturity harvest. There were no definite results for N and K that the presence of organic fertilizers improved the N and K nutrition of the plants. In general, the P application increased N and K contents in the grain, and when total uptakes were considered, N uptake increased, but no effect on K was observed. However, there is still a need to compare the results with those obtained under field conditions.
Farklı çinko uygulama yöntemlerinin narda (Punica granatum L) verim ve kalite üzerine etkisi
Çinko (Zn) elementinin bitkisel üretim açısından verim ve kalite üzerindeki etkisi büyüktür. Ancak, bazı bitkilerde Zn'nun uygulanma şekli ve dozu sınırlı olarak çalışılmıştır. Dolayısıyla, insan sağlığı açısından da önemli özellikleri taşıyan ve dünya pazarında önemli bir yere sahip olan narda Zn uygulamalarının verim ve kalite üzerine etkisini belirlemek amacıyla bu çalışma iki üretim yılı (2015 ve 2016) süresince yürütülmüştür. Hicaznar çeşidine Zn uygulamaları topraktan (T+Zn), toprak+yapraktan ((T+Y)+Zn) ve yapraktan (Y+Zn) olarak farklı uygulama yöntemleriyle yapılmıştır. Topraktan Zn uygulaması ağaç başına 100 g ZnSO4.7H2O gelecek şekilde yılda bir defa topraktan diğer element uygulamaları ile aynı dönemde gerçekleştirilmiştir. Yapraktan Zn uygulaması % 0.25 lik ZnSO4.7H2O şeklinde, çiçeklenmeden hemen önce ve küçük meyve oluşum aşamasında olmak üzere iki defada uygulanmıştır. Toprak+yapraktan Zn uygulamasında ise toprak ve yaprak uygulamalarında yapılan miktar ve uygulama zamanları aynı olacak şekilde gerçekleştirilmiştir. Toprak analiz sonuçlarına göre azot (N), fosfor (P) ve potasyum (K) uygulamaları her ağaca aynı dozlarda uygulanmıştır. Her iki yılda da nar meyve verimi, makro ve mikro bitki besin elementi konsantrasyonları, kalite parametreleri ve fenolojik gözlemler ölçülmüş ve kaydedilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, ağaçların yaşından dolayı verim ilk yıl daha düşük olsa da verim, suda çözülebilir kuru madde miktarı, toplam fenolik madde miktarı, toplam monometrik antosiyanin, meyve ağırlığı, kabuk ağırlığı, dane ağırlığı ve meyve eni farklı Zn uygulamaları ile kontrole oranla önemli derecede artarken, titrasyon asitliği, pH, meyve boyu, kabuk kalınlığı, çatlama oranı üzerine Zn'nun etkisi istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur. Ayrıca, Zn uygulamaları yaprak, meyve, kabuk ve danede Zn, N, K, kalsiyum (Ca), magnezyum (Mg), demir (Fe) elementi içeriklerini arttırırken P, namgan (Mn) ve bakır (Cu) element içeriklerini azaltmıştır. Renk açısından Zn uygulamaları, meyve kabuk ve dane rengi olan L*(parlaklık) ve a*(kırmızılık) değerlerinde artış meydana getirirken, b*(sarılık), c* ve h0 değerinde azalmaya neden olmuştur. Başta verim olmak üzere, narın meyve ve yapraklarında yapılan analiz, ölçüm ve gözlem verileri değerlendirildiğinde, Zn'nun (T+Y)+Zn olarak uygulanması genelde olumlu/arttırıcı etkide bulunmuştur. Dolayısıyla, bu türlü bir uygulama şekli, yoğun olarak nar yetiştiriciliğinin yapıldığı Manisa-Köprübaşı çevresinde bir çiftçi uygulaması olarak önerilebilecektir. Anahtar Kelimeler: Nar, Çinko, Yaprak ve Toprak Uygulaması, Bitki Besin Elementleri
Arazi koşullarında kısıntılı sulama düzeylerinin hibrit mısır çeşitlerinde bazı gelişim parametrelerine ve dane verimine etkisi
Çukurova bölgesinde verim kapasitesi yüksek P2088 ve P1921 hibrit mısır çeşitlerinin kısıntılı sulama koşullarında bazı bitki gelişim parametrelerinin değişimi araştırılmıştır. Çalışma Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü araştırma alanında 2021 yılında yürütülmüştür. Denemede kullanılan mısır bitkilerine; I100 parsellerinde tam sulama, I75 parsellerinde tam sulamada verilen suyun %75'i ve I50 parsellerinde tam sulamada verilen suyun %50'si olmak üzere üç farklı sulama konusu uygulanmıştır. 147 gün süren denemede tüm parsellere toplam 14 gün süren sulama uygulaması yapılmıştır. 147. gün tüm bitkiler hasat edilmiştir. Sulama konuları arasında istatiksel olarak önemli veriler elde edilmiştir. Çalışmada I100 ve I75 sulama konuları, kullanılan iki mısır çeşidinin biyolojik verim, 100 dane ağırlığı, bitki boyu, sap kalınlığı ve koçan boyu değerlerini istatiksel olarak önemli derecede arttırmıştır. I50 sulama konusunda ise I100 ve I75 sulama konularına göre daha düşük kalmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre yarayışlı su miktarı %75 ve üstüne çıktığında biyolojik verim ve verim unsurlarının arttığı belirlenmiştir.
Farklı mikoriza türleri ile aşılanmış turunçgil bitkilerinin, azot doz uygulaması koşullarında karbon ve azot bağlama potansiyeli üzerinde araştırma
Araştırmanın amacı, farklı mikoriza türleri ile aşılanmış turunçgil çöğürlerine farklı azot dozları uygulanarak karbon bağlama potansiyeli ve toprakta karbon tutulma mekanizmalarının belirlenmesidir. İlk aşamada mikoriza sporlarının turunç çöğürlerinin gelişimi üzerine olan etkilerine bakılıp, ikinci aşamada üç farklı azot doz (200 mg N kg-1, 300 mg N kg-1 ve 400 mg N kg-1) uygulaması altında, seçilen etkin mikorizalardan Cl. etunicatum mikoriza türü ve Menekşe ve Menzilat toprak serilerinden izole edilen doğal mikoriza sporlarının, turunç çöğürlerinin bitki gelişimi ve besin elementleri alımı yanında, rizosfer topraklarında organik karbon (C) ve azot (N) konsantrasyonları ile karbon bağlama potansiyelleri üzerine etkileri değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre, Menekşe serisi topraklarda yetiştirilen turunç çöğürlerinde karbon tutumu toprak organik karbonu ile ters orantılı olarak sağlanırken Menzilat serisinde çöğürlerde karbon tutumu toprak organik karbonu ile doğru orantılı olarak sağlanmıştır.
Sera koşullarında kimyasal, yavaş salınımlı ve organik azotlu gübrelerin ıspanakta bitki gelişimi, nitrat konsantrasyonu ve besin elementleri alımına etkisi
Çalışma sera koşullarında kimyasal, yavaş salınımlı ve organik azot kaynaklı gübrenin ıspanak bitkisinin gelişimi ve NO3- konsantrasyonu üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışma sera koşullarında beş farklı N (25, 50, 100, 200 ve 400 mg kg-1 N) dozu ve dört farklı N'lu gübre uygulaması (amonyum sülfat, yavaş salınımlı gübre, kalsiyum nitrat ve maya atığı) uygulamaları altında yürütülmüştür. N uygulamalarının, kuru madde verimi, NO3- konsantrasyonu, total N konsantrasyonu, bitkisel parametrelere ve bitki besleme alımına olan etkisi belirlenmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre N dozu arttıkça bitkinin kuru madde veriminde en belirgin farkın %27.1 artış ile CN (5.67 g bitki-1) olduğu belirlenmiştir. Artan dozlarda N uygulaması ile ıspanak bitkisinin NO3- konsantrasyonu 369 mg kg-1 ve 4394.7 mg kg-1 arasında önemli düzeyde arttığı görülmüştür. Artan dozlarda N uygulamasının ıspanak bitkisine ait sınır değerler ile ilişkilendirildiğinde; K, Zn, Mn elementlerinin yeterli düzeyde bulunduğu, Ca, Cu, Fe, B elementlerinde ise toksiteye sebep olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: AZOT, NO3- konsantrasyonu, ıspanak, yavaş salınımlı gübre, depolama
Uzun süreli organik ve mineral gübrelemenin toprak hava iletkenliği ve bazı fiziksel özelliklere etkisi
Bu tez çalışmasında, Çukurova koşullarında yılda iki ürün yetiştirilen uzun süreli (1996-2020) bir deneme arazisinde 5 farklı organik ve inorganik gübreleme uygulamasının toprak hava iletkenliği ve fiziksel özelliklerine etkileri araştırılmıştır. Bu denemede yer alan gübreleme uygulamaları; kontrol, mineral gübre, ahır gübresi, kompost ve mikoriza aşılanmış komposttur. Toplam 15 parselde 0-15 ve 15-30 cm derinliklerde organik madde, hacim ağırlığı, hidrolik iletkenlik, su tutma kapasitesi, gözeneklilik, agregat stabilitesi ve hava iletkenliği belirlenmiştir. Yapılan analizler doğrultusunda organik madde oranı ahır gübresi uygulamasında her iki derinlikte de artış göstermiştir. Hacim ağırlığı ölçümü bütün gübreleme uygulamalarında 0-15 cm'de birbirine yakın sonuçlar verirken 15-30 cm derinlikte mineral gübre, kontrol ve mikoriza aşılanmış kompost uygulamaları ön plana çıkmıştır. Agregat stabilitesi ölçümünde ise her iki derinlikte de ahır gübresi uygulaması % 34 artış göstererek ön plana çıkmıştır. Toplam gözeneklilikte yüzey toprağında birbirine yakın değerler elde edilmiştir. Buna karşılık mikro gözenlilik ve makro gözeneklilik farklılık göstermiştir. Mikro gözeneklilik için yapılan analizde ahır gübresi ön plana çıkarken makro gözeneklilikte mineral gübre ve mikoriza aşılanmış kompost uygulamaları daha iyi sonuçlar vermiştir. Yüzey altı toprağında ise toplam gözeneklilik ve makro gözeneklilikte ahır gübresi uygulaması artış gösterirken mikro gözenklilikte değerler birbirine yakın sonuçlar vererek önemli bulunmamıştır. Tarla kapasitesi, solma noktası ve yarayışlı suyun hacimsel olarak ölçüldüğü analizlerde 0-15 cm'de ahır gübresi uygulaması artış göstererek önemli bulunurken 15-30 cm'de değerler birbirine yakın çıkmış ve önemli bulunmamıştır. En yüksek doygun hidrolik iletkenlik değeri 0-15 cm'de kompost ve ahır gübresi uygulamasında 0,50 cm.sa¹ ve 0,47 cm.sa¹ olarak kaydedilmiştir. 15-30 cm'de ise birbirine yakın değerler belirlenmiştir. Tezin amacı olan hava iletkenliği ölçümlerinde ise yüzey toprağında kompost uygulaması istatiksel olarak önemli bulunmuşve bu uygulamayı ahır gübresi uygulaması takip etmiştir. Yüzey altında ise kompost ve ahır gübresi uygulaması birbirine çok yakın değerler göstermiştir. Çalışma sonuçları toprağın fiziksel özelliklerinin iyileştirilmesi yönünde toprağa inorganik uygulamalar yerine ahır gübresi ve kompost gibi organik yapılı gübrelerin tercih edilebileceğini göstermiştir.
Aşağı seyhan ovasında toprak kalitesinin değerlendirilmesi ve izlenmesinde amenajmana hassas indikatörlerin belirlenmesi
Aşağı Seyhan Ovası, uzun süredir yapılan geleneksel tarımsal uygulamalar nedeniyle topraklarının doğal fonksiyonlarını kaybetme riski ile karşı karşıyadır. Bu tez çalışmasının temel amaçları; 1.) Genetik olarak farklı 3 seriye ait toprakların çeşitli fonksiyonları ve genel kalitesinin değerlendirilmesi için gerekli minimum veri setlerinin (MVS) belirlenmesi, 2.) Skorlama ve ağırlıklandırma yöntemlerinin karşılaştırılması ve toprak kalite indekslerinin (TKİ) belirlenmesi ve 3.) TKİ ve göstergelerin çalışma alanındaki değişkenliklerinin jeoistatistiksel olarak modellenmesi ve güncellenebilir sayısal haritalarının oluşturulmasıdır. Araştırmada, örnekleme alanı olarak Arıklı, Çanakçı ve Helvacı toprak serileri seçilmiştir. Toprak örneklemesi grid sistemine göre Eylül 2018'de 0-20 cm derinlikte yapılmıştır. Fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikler toprak kalite göstergeleri olarak seçilmiştir. Göstergeler, doğrusal ve doğrusal olmayan skorlama eğrileri ile skorlanmış ve basit eklemeli, temel bileşenler analizi (PCA) ve analitik hiyerarşi süreci (AHP) yöntemleri kullanılarak ağırlıklandırılmıştır. Çalışmada, fonksiyonlar da dahil olmak üzere toplam 12 adet TKİ belirlenmiştir. Doğrusal olarak skorlanan göstergelerin skorları çoğunlukla yüksek olduğundan, fonksiyon ve TKİ değerleri de yüksek olmuştur. Bunun aksine, doğrusal olmayan skorlamada daha düşük değerler elde edilmiştir. Arıklı, Çanakçı ve Helvacı serilerinde ortalama TKİ sırasıyla %38.9-82.5, %67.1-78.8 ve %46.6-76.7 arasında olup, Arıklı ve Çanakçı serisinde Helvacı serisine kıyasla TKİ daha yüksektir. Basit eklemeli yönteme kıyasla PCA ve AHP ile ağırlıklandırmanın, doğrusala kıyasla doğrusal olmayan skorlama yönteminin ve toplam veri setine kıyasla MVS'nin duyarlılığı daha yüksektir. TKİ üzerine amenajmanın etkilerini değerlendirmek için hacim ağırlığı, penetrasyon direnci, pH, organik karbon, mikrobiyal biyokütle karbonu ve beta glikosidaz enzim aktivitesi hassas göstergeler olarak belirlenmiştir. Sonuçlar, toprak kalitesinde tespit edilen yetersizliğin mevcut amenajman yöntemlerinin gözden geçirilmesini, toprak kalitesini iyileştirecek uygulamaların adapte edilmesini ve uygulamaların toprak kalitesi üzerine etkilerinin izlenmesi gereğini ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Toprak kalitesi, Minimum veri seti, Ağırlıklandırma, Skorlama, Jeoistatistik
Sera koşullarında bor ve potasyum uygulamasının turp bitkisinin verim, beslenme ve kalite parametreleri üzerine etkisinin belirlenmesi
Çalışma sera koşullarında bor (B) ve potasyum (K) uygulamasının turp bitkisinin verim, beslenme ve kalite parametreleri üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışma dört farklı B (0.5, 2.5, 5 ve 10 mg B kg-1) dozu ve üç farklı K (50, 100 ve 200 mg K kg-1) dozu uygulamaları altında yürütülmüştür. Bor ve K uygulamalarının turp bitkisinin kuru madde verimine, B ve K konsantrasyonlarına, diğer besin elementi alımlarına ve bazı bitkisel parametrelerine etkisi belirlenmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre artan dozlarda B ve K uygulamalarının bitkinin yeşil aksam kuru madde verimi üzerine önemli bir etkisinin olmadığı, en yüksek yeşil aksam kuru madde veriminin 1.90 gr bitki-1 ile K50B10 uygulamasında görülürken en düşük 0.87 g bitki-1 ile K0B2.5 uygulamasında görüldüğü belirlenmiştir. Uygulamaların B ve K konsantrasyonu üzerinde olumlu artış gösterdiği belirlenmiştir. En düşük ve en yüksek B konsantrasyonu sırasıyla B0 uygulamalarında ve B10 uygulamasında saptanmıştır. Yeşil aksamda en düşük 45.5 mg kg-1 ile K50B0 uygulamasında ve en yüksek 582.9 mg kg-1 ile K100B10 uygulamasında belirlenmiştir. Yumru eti B konsantrasyonu değerlendirildiğinde en düşük 32.8 mg kg-1 ile K0B0 ve en yüksek 77,3 mg kg-1 ile K50B10 uygulamalarında görülmüştür. Yumru kabuğunda ise 25.76 mg kg-1 ile en düşük B konsantrasyonu K200B0 uygulamasında görülürken en yüksek 88.01 mg kg-1 ile K100B0 uygulamasında görülmüştür. Potasyum alımında ise en düşük konsantrasyon K0B0 uygulamalarında görülmüştür. En düşük K konsantrasyonu yeşil aksamda %1.65, yumru etinde %2.53 ve yumru kabuğunda %2.79 olarak belirlenmiştir. Bor ve K uygulamalarının bitkisel parametreler üzerinde de olumlu etkisinin olduğu saptanmıştır. Bor uygulamalarının yeşil aksam uzunluğu ve SÇKM değerinde artışa yol açarken, bakılan diğer parametreler üzerinde önemli bir artış göstermemektedir. Buna karşılık K uygulamaları SPAD, toplam taze ağırlık, yeşil aksam uzunluğu, yeşil aksam taze ağırlığı, yumru taze ağırlığı, yumru çapı ve SÇKM üzerinde K100 uygulama dozuna kadar artış gösterirken K200 uygulamasında düşüş göstermiştir.
Biyoçar ve mikoriza uygulamalarının mısır bitkisinde dane verimi ve besin element alımına etkisi
Bu araştırmanın amacı; biyoçar doz uygulamaları ve mikoriza aşılamasının mısır bitkisi vejetasyonu altında verim ve kalite unsurlarına olan etkilerini araştırmak bitki ve toprağa karbon bağlama etkilerini belirlemektir. Ayrıca tarla koşullarında zamana bağlı olarak biyoçarın ayrışma hızını belirlemek laboratuvar inkübasyon denemeleri ile toprak solunumu ile toprakta karbondioksit çıkışını belirlemek. Deneme Çukurova Üniversitesi, Araştırma ve Uygulama Alanında bölünmüş parseller deneme desenine göre kurulmuştur. Araştırmada dört farklı biyoçar dozu (Kontrol %0, %1, %2, %4) mikorizalı (+M) ve mikorizasız (-M) şekilde uygulanmıştır. Denemede karışık mikoriza türleri kullanılmıştır. Denemede mineral gübre olarak 360 kg ha-1 N ve 50 kg P2O5 ha-1 olacak şekilde kullanılmıştır. Denemede P2105 mısır (Zea Maize L.) çeşidi kullanılmıştır. Hasat ile birlikte farklı bitki aksamları (kök, kök üstü aksam ve koçan) ve rizosfer (R) ve rizosfer olmayan (NR) 0-15cm ve 15-30cm derinliklerinde toprak örnekleri alınmıştır. Bitki aksamlarının C, N, P, K, Ca, Mg, Zn, Cu, Mn ve Fe konsantrasyonları ve toplam besin elementi analizleri yapıldı. Bitki kök uzunluğu, hacmi, çapı, alanı yanı sıra, toprak organik karbon (OC) konsantrasyonu ve içeriği ile mikoriza kök infeksiyonu ve spor sayımı analizleri gerçekleştirilmiştir. 2020 yılında, mikorizasız uygulamalara kıyasla, mikoriza uygulaması yapılan parsellerde ortalama % 4.1 artış ile toplamda hektara 480 kg, 2021 yılında ise ortalama %8.1 artış ile toplamda hektara 1321 kg daha yüksek verim elde edilmiştir. Araştırma bulguları, biyoçar ve mikoriza uygulamalarının bitki makro ve mikro element içeriğini, verimini ve topraktan atmosfere CO2 salımı, TC, OC, TN içeriğini arttırdığını göstermektedir. Ancak mikoriza aşılması verim artışı sağladığı için toplamda daha fazla karbon tutmuştur. Sonuç olarak mikorizasız uygulamalarda 20 ton biyoçar ha-1, mikorizalı uygulamalarında ise 10 ton biyoçar ha-1 uygulamasının bitki ve toprak verileri üzerinde olumlu yönde etki yaratmıştır. Uzun erimli olarak 10 ton ha-1 biyoçar uygulaması ve mikoriza aşılması çiftçi koşullarında önerilebilir.
SWAT modeli kullanılarak sulu tarım alanlarında su ve azot bileşenlerinin modellenmesi: Aşağı seyhan Ovası örneği
Modern tarımın gereği olarak tarım alanında gelişmeler devam ederken, artan tarımsal girdilerden kaynaklı çevresel riskler de artmaktadır. Tarımsal üretimi desteklemek ve oluşabilecek riskleri azaltmak amacıyla 1970'li yıllarda başlayan model çalışmaları artmış ve yapay zeka ile hız kazanmıştır. Modeller, kompleks ve geniş havzaları alansal ve zamansal olarak simüle edebilen, havza içerisinde gerçekleşen tepkileri ve bu tepkilerin birbirleri ile olan etkileşimlerini hesaplayarak araştırmacılara nicel sonuçlar ile sunabilen kapsamlı programlardır. Özellikle iklim değişikliği ile mücadele ve noktasal kirliliğin önlenmesi konusunda oluşturulacak karar mekanizmaları için ileride modellerden daha sık yararlanılmaya devam edilecektir. Bu çalışma sahası gibi toprak, arazi kullanımı ve tarımsal uygulamalarda oldukça heterojen yapıya sahip havzalarda noktasal olmayan kirliliğin kaynağı olan azotlu gübrelerin takibi çevresel ve ekonomik açıdan oldukça önemlidir. Modeller heterojen alanlardaki değişimleri izlemek ve tahminlemek için oldukça yararlı ve ekonomik bir araç olma özelliği taşımaktadırlar. Çalışma alanı hidrolojik açıdan sınırları iyi bilinen, giren ve çıkan su miktarının ölçüldüğü, yarı kurak iklim koşullarına sahip ve başat olarak narenciye, buğday ve 1. ürün mısır yetiştiriciliğinin yapıldığı sulu arazilerden oluşan yapay bir havzadır. Çalışma alanında 2006 yılından itibaren geniş çaplı projeler kapsamında bir adet meteoroloji istasyonu bulunmakta olup, havza çıkışında günlük drenaj akımları ve otomatik örnekleyici yardımıyla günlük olarak drenaj suyunda NO3 konsatrasyonları ölçülmüş, yazlık ve kışlık olmak üzere ürün deseni haritaları yersel olarak kontrol edilerek üretilmiş, belirli aralıklarla 3 farklı toprak profilinden toprak örnekleri alınmış ve arazide çiftçiler tarafından uygulanan sulama ve gübreleme faliyetleri hakkında bilgi toplamak için anket çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Çalışmada SWAT modeli ArcSWAT ara yüzünde kullanılmış olup, 2008 yılında warm up, 2009-2012 yıllarında kalibrasyon aşaması ve 2013-2014 yıllarında validasyon aşaması tamamlanmıştır. Kalibrasyon aşaması sonrası günlük drenaj akım verimi için istatistik değerleri R2, NSE, PBIAS değerleri sırasıyla 0.75, 0.74 ve -3.2 olarak bulunurken, validasyon için bu değerler 0.17, -0.31 ve -8.3 olarak kaydedilmiştir. Günlük ölçülen drenaj sularındaki NO3 konsantrasyon değerleri önce NO3-N'e sonrasında debi ile günlük kg N olarak N yüküne dönüştürülmüştür. Günlük N yükü için istatistik değerleri R2, NSE, PBIAS değerleri sırasıyla 0.38, -0.59 ve 85 bulunurken, validasyon için bu değerler 0.01, -1.60 ve 77 bulunmuştur. İstatistiksel performans değerleri incelendiğinde modelin drenaj akımlarını tahmin kapasitesinin, N yükü tahmin kapasitesinden yüksek olduğu görülmüştür. Daha uzun süreli ve homojen özelliklerdeki yıllara ait kalibrasyon ve validasyon verileri ile bu performans istatistiklerinin iyileştirilebileceğini ve çalışma alanı gibi oldukça heterojen özelliğe sahip alanlarda başarı ile kullanılabileceği ön görülmektedir
Kadmiyum uygulamasının şeker otu (Stevia rebaudiana Bertoni) bitkisinin büyüme, besin elementi alımı ve steviol glikozit içeriği üzerine etkisi
Kadmiyum (Cd), bitki büyümesi ve gelişmesi üzerinde olumsuzluklara yol açan en önemli ağır metallerden biridir. Bu çalışmada, Cd uygulamalarının (0, 2, 4, 6 ve 8 mg kg-1) şeker otu (Stevia rebaudiana Bertoni) bitkisinin büyüme, besin elementi alımı, toplam fenolik madde ve steviol glikozit içeriği üzerine etkisi sera koşullarında test edilmiştir. Herba ağırlıkları ve kök kuru madde üretimi artan kadmiyum uygulamaları ile önemli oranda azalma göstermiştir. Benzer şekilde, Cd uygulamaları bitki boyu, yaprak sayısı, yaprak ve sap ağırlıklarının, toplam klorofil, klorofil a, klorofil b, karotenoid konsantrasyonlarının ve klorofil a / klorofil b oranının azalmasına neden olmuştur. Kadmiyum uygulamaları yaprakların makro-mikro element içeriklerininin, özelikle de 4 mg Cd kg-1 dozundan itibaren önemli ölçüde azalmasına neden olmuştur. İlgili parametrelerdeki en belirgin düşüş 8 mg kg-1 Cd düzeyinde ortaya çıkmıştır. Kadmiyumun 2 mg kg-1 dozunda steviosit ve rebaudiosit A düzeylerinin yükseldiği ve artan Cd dozlarıyla azalmaya başladığı görülmüştür. Rebaudiosit A / steviosit oranının 4 mg Cd kg-1 dozundan itibaren önemli ölçüde azaldığı bulunmuştur. Toplam fenolik madde ve toplam steviol glikozit içeriklerinin, özellikle 8 mg kg-1 Cd düzeyinde önemli oranda azaldığı bulunmuştur. Sonuç olarak, Cd uygulamalarının bitki büyümesini negatif etkilediği, yaprakların makro ve mikro besin elementi alımlarını azalttığı bulunurken, Cd'un 2 mg kg-1 dozunun steviol glikozit üretimini teşvik ettiği, artan Cd uygulamasına bağlı olarak glikozit üretimlerinin baskılandığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kadmiyum, Stevia rebaudiana B., Steviosit, Rebaudiosit A, Fenolik bileşikler
Çukurova Bölgesi yaygın toprak serilerinde arazi kullanımında zamansal ve mekânsal değişimin dinamik toprak özellikleri ve karbon stoklarına etkisinin belirlenmesi
Bu çalışma Türkiye'nin güneyinde Akdeniz'e kıyısı bulunan Çukurova Deltasında yürütülmüştür. Bölgenin detaylı sayısal toprak haritası ile 2016 yılına ait Landsat 8 OLI, Spot5 ve Spot6 uydu görüntüsü ve 1986 yılına ait Landsat 5 TM/ETM görüntüleri karşılaştırılarak, ovadaki tarım arazileri tarla ve bahçe tarımı olmak üzere iki kategoride incelenmiştir. Yaygın toprak serilerinin (Arıklı, Çanakçı, Arpacı, Yenice, Oymaklı) arazi kullanım şekillerindeki mekânsal ve zamansal değişimler belirlenmiştir. Her bir seriyi temsil edecek ve eski profil noktalarından olmak üzere tarla ve bahçe kullanımlarından toplam 48 ayrı profil çukuru açılmış, etkili kök derinliğini tanımlayabileceğimiz tüm horizonlarından toplam 190 toprak örneği horizon esasına göre alınmış toprak analizleri yapılmıştır. Bu sonuçlara dayanarak, toprak dinamiklerindeki zamansal ve mekânsal değişimler belirlenmiş ve toprak parametrelerinin karşılaştırmalı istatistik ve jeoistatistik analizleri gerçekleştirilmiştir. Tüm serilerde, tuzlulukta belirgin düşüşler gözlemlenmiş olup, bu durum DSİ tarafından uygulanan drenaj çalışmalarının başarısını doğrulamaktadır. Arıklı serisinde pH seviyesinde hafif bir azalma gözlemlenirken, Arpacı ve Oymaklı serilerinde pH değerlerinde artış kaydedilmiştir. Variogram analizleri, tüm serilerde karbon stoklarının mekânsal bağımlılığını eksponansiyel modelle doğrularken, Çanakçı serisi homojen bir dağılım gösterirken, Arpacı serisi düzensiz bir dağılım sergilemiş, Oymaklı serisi karbon stokları mekânsal bağımlılığının diğer serilere göre daha güçlü olduğu belirlenmiştir. Tarladan bahçeye dönüşüm, tüm serilerde toprak karbon stoklarını belirgin şekilde artırmış olup, meyve bahçelerinin tarım alanlarına göre daha yüksek karbon depolama kapasitesine sahip olduğu belirlenmiştir. 1985 ve 2017 yılları arasında Çukurova Bölgesi'ndeki toprak organik karbon stoklarında, bahçeye dönüşümün lokal artışlarına rağmen, sürdürülebilir olmayan uygulamalar nedeniyle yıllık ortalama -1,467.68 ile -2,869.80 ton/yıl arasında genel bir azalma gözlenmiştir. Mekânsal ve zamansal değişimler istatistiksel yaklaşımlarla incelenerek, yaygın serilerin tarımsal kullanım şekillerinin nasıl değiştiğini ve bu değişimlerin toprak özellikleri, toprak sağlığı ve verimliliği üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Bu analizler, çalışma alanındaki doğal süreçleri ve insan etkilerini daha iyi anlamaya, doğal kaynak yönetimine, sürdürülebilirlik ve çevre koruma stratejilerine katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Arazi Örtüsü/Kullanımı, UA ve CBS, Toprak Serileri, Toprak Dinamikleri ve Karbon Stok LDN.
Üç farklı toprak tekstüründe toprakların hidrolik iletkenlik ve toprak-su karakteristik eğrisinin matematiksel eşitlikler kullanılarak belirlenmesi
Bu çalışmada, literatür ve önceki çalışmalar doğrultusunda tarımda modelleme çalışmaları incelenmiş, üç farklı tekstüre sahip toprakta hidrolik iletkenlik ve toprak su karakteristik eğrilerinin matematiksel modellemeler–eşitliklerin kullanımı ile belirlenmesi test edilmiştir. Adana ili Arpacı, Çanakçı ve Baharlı toprak serilerinden 0-20 cm derinlikte 12 adet bozulmamış ve 1 adet bozulmuş toprak örnekleri alınmıştır. Örneklerde hacim ağırlığı, gözeneklilik, pH, elektriksel iletkenlik, kireç, organik madde, hidrolik iletkenlik ve pF eğrisinin belirlenmiştir. Arpacı serisi için ve K(P) modeli (0,007453) için en iyi model Terleev ve Sarıyev 'in modeli (s=0.015594), K(W) modeli için Genuchten modeli (RMSE=0,041119) belirlenmiştir. Çanakçı serisi için en iyi model Curry ve Chen modeli (RMSE=0.003780), K(P) modeli (RMSE=0,146915) olarak en uygun Terleev ve Sarıyev 'in önerdiği model ve K(W) modeli için ise Genuchten modeli (RMSE=0,293829) seçilmiştir. Baharlı serisi için Brooks ve Correy modeli (RMSE=0.013715), en iyi uyum gösteren K(P) modeli Michurin modeli (RMSE=0.000014) ve K(W) modeli için Avern (RMSE=0.482353) modeli en uygun sonucu vermiştir. Seçilen ilgili modellerle topraklarda sulama suyu zamanı ve miktarının daha doğru ve sistemli yapılması sağlanabilecektir.
Farklı fizyoğrafik üniteler üzerinde bulunan arazilerde sayısal toprak haritalama yaklaşımları kullanılarak olası toprak sınırlarının belirlenmesi ve bazı toprak özelliklerinin haritalanması
Bu çalışma, farklı fizyoğrafik ünitelerde bulunan arazilerde sayısal toprak haritalama yaklaşımları kullanılarak, olası toprak sınırlarının belirlenmesi ve bazı toprak özelliklerinin (örneğin; toprak organik karbon (TOK), toprak inorganik karbon (TİK) ve tekstürel fraksiyonlar) mekânsal dağılımlarının haritalandırılmasını amaçlamaktadır. Çalışma alanındaki lokasyonlar, koşullu Latin Hiperküp sistem (c-LHS) yöntemiyle belirlenmiştir. Belirlenen 107 noktada yüzey (0-30 cm) ve yüzey altı (30-60 cm) derinliklerden toplam 214 örnek toplanmıştır. Örnek noktalarının laboratuvarda yansıma değerleri görünür-yakın kızılötesi spektroskopisi (vis-NIR) ile ölçülmüş ve doğrulukları test edilmiştir. Örneklenen noktaların TOK, TİK, tekstür, pH ve elektriksel iletkenlik (EC) analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, çeşitli çevresel değişkenler (jeomorfometrik, iklimsel, uzaktan algılama ve arazi kullanım verileri gibi) ile birlikte, regresyon tabanlı (Regresyon Kriging, Random Forest, Suppor Vector Regression) ve sınıflandırma tabanlı makine öğrenme algoritmaları kullanılarak değerlendirilmiş, sayısal tahmin haritaları üretilmiştir. Ayrıca, DSMART algoritması aracılığıyla toprak haritalama birimlerinin yeniden örneklenmesi ve belirsizlik analizleri yapılarak, modellerin performansı kantitatif hata ölçümleriyle ele alınmıştır. Çalışma, farklı makine öğrenme modellerinin toprak özelliklerinin derinlik ve alansal dağılımlarını tahmin etmede çeşitli başarı düzeylerine ulaştığını ortaya koyarken; model bazında avantajlar ve sınırlılıkları detaylı biçimde tartışılmıştır. Elde edilen sonuçlar, hassas tarım uygulamaları, arazi yönetimi ve sürdürülebilir toprak kullanımı açısından önemli veriler sunmakta ve toprak oluşum süreçleri ile çevresel faktörler arasındaki etkileşimin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamaktadır. Bu çalışma sayısal toprak haritalama alanında metodolojik ve uygulamaya yönelik önemli katkılar sunarak, toprak verilerinin mekânsal modellemesinde modern makine öğrenme tekniklerinin etkinliğini ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Sayısal toprak haritalama, Regresyon tabanlı modeller, Sınıflandırma tabanlı modeller, DSMART, Vis-NIR spektroskopi
Uzun süreli tarla koşullarında farklı organik ve inorganik gübre uygulamalarının sorgum ve soya bitkilerinin verimi ve toprak karbon bütçesi üzerine etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmada, uzun dönemli organik ve inorganik gübre uygulamaları altında, soya ve sorgum bitkilerinin gelişimi, verim ve toprak bitki karbon azot içerikleri ile bütçelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma konuları kontrol (sıfır gübre uygulamalı), mineral gübre, hayvan gübresi, kompost ve kompost + mikoriza uygulamalarından oluşmaktadır. Araştırma boyunca incelenen parametrelerden, bitki gelişimine ait veriler; dane verimi, gövde kuru maddesi, besin elementi konsantrasyonları ve toprak özellikleri analiz edilerek değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, Sorgum bitkisinde, en yüksek, dane verimi 3815 kg ha-1 ile mineral gübre uygulamalarında belirlenirken soyada en yüksek dane verimi 1460 kg ha-1 olarak kompost uygulamasında belirlenmiştir. Uygulamaların toprak organik karbon (OC) içeriğine etkilerine göre, hayvan gübresi uygulanmış parsellerde yüksek organik karbon konsantrasyonu ve karbon bağlanması belirlenmiş. Soya ekilmiş parsel topraklarında 0-15cm derinlikte kompost +mikoriza uygulaması 36.17 Mg ha-1 ile istatistiksel olarak en yüksek TOC tutumuna sahip iken, 15-30 cm derinlikte 33.10 Mg ha-1 ile ahır gübresi uygulamaları en yüksek TOC içeriğine sahiptir. Sorgum parsellerinde her iki derinlikte sırası ile 35.72 Mg ha-1 ve 34.66 Mg ha-1 ahır gübresi en yüksek TOC tutumuna sahiptir. Ayrıca bitkilerde fosfor ve çinko besin elementleri konsantrasyonları organik gübre uygulaması yapılan parsellerde daha yüksek ölçülmüştür. Araştırma sonuçlarına göre organik gübre uygulamaları incelenen parametreler için mineral gübrelere alternatif olarak uygulanabilir sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Uzun Dönem Organik, Soya, Sorgum, Bitki Beslenme, Toprak Organik Karbon.
Çukurova bölgesinde tarla koşullarında farklı çinko kaynakları ve uygulama yöntemlerinin soya (Glycine max. L.) bitkisinin verim ve kalite özelliklerine etkisi
Bu çalışmada, Çukurova Bölgesinde tarla koşullarında farklı çinko kaynakları ve uygulama yöntemlerinin soya bitkisinin verim ve kalite özelliklerine etkisi araştırılmıştır. Araştırma 2023 yılında tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme deseninde ve dört tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Çalışmada ZnSO4.7H2O, ZnCl2 ve Zn-EDTA gübreleri topraktan (1 kg da-1), yapraktan (% 0.2 ) ve topraktan (1 kg da-1) + yapraktan ( % 0.2 ) olmak üzere üç farklı yöntemle uygulanmıştır. Çalışma sonunda Zn uygulama metotları ve gübre kaynaklarının verim üzerinde önemli bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Hem Zn kaynağı hem de uygulama metodunu birlikte dikkate alındığında kontrol uygulmasından daha yüksek verim değerleri tüm uygulamalar içinde yalnızca topraktan ZnCl2 uygulamasında olduğu, kontrol uygulamasına göre (426 kg da-1) topraktan ZnCl2 uygulamasından kaynaklı (429 kg da-1) dane verim artışının yaklaşık % 0.7 düzeyinde olduğu belirlenmiştir. Bu bulgulara karşılık Zn kaynaklarının kalite parametrelerinden yalnızca ham yağ oranı üzerinde önemli bir rolü olduğu bulunmuştur. Kontrol uygulamasına kıyasla ham yağ oranında en yüksek artış (% 3.7) ZnSO4 gübre uygulamasından elde edilmiştir. Buna karşılık, Zn uygulama metotlarının ham yağ verimi, ham protein oranı ve ham protein verim değerleri üzerinde önemsiz olduğu belirlenmiştir. Bitki boyu Zn kaynaklarından %5 önem düzeyinde etkilenmiştir. Kontrol uygulamasına kıyasla en yüksek artış %12.16 ile ZnCl2 kaynağından elde edilmiştir. Soyada bakla sayısı üzerine Zn uygulama yönteminin önemli olduğu ve en yüksek bakla sayısının 34.9 adet ile yapraktan (Y) Zn uygulamasında olduğu tespit edilmiştir. Çinko uygulamaları ilk bakla yüksekliği, baklada tane sayısı, bitkide tane sayısı,100 dane ağırlığı ve bitki biyoması gibi parametrelere etkisi önemsiz olmuştur. Elde edilen bu sonuçlardan farklı olarak soyada Zn gübrelemesinin bitkinin Zn ve N beslenmesini iyileştirdiği görülmüştür. Çinko uygulama yöntemlerinin tane Zn konsantrasyonu üzerine %5 düzeyinde önemli bir etkisinin olduğu bulunmuştur. En etkili yöntem ise toprak ve yaprak uygulamalarının kombinasyonu (T+Y) olmuştur. Sonuç olarak, çinko uygulamaları soya bitkisinin bazı kalite parametreleri üzerinde olumlu etkiler yaratsa da, verim üzerinde belirgin bir artış sağlamadığı sonucuna varılmıştır. Çinko uygulama yöntemleri ve kaynakları birlikte değerlendirildiğinde genel olarak ZnCl2 ve toprak+yaprak uygulamasının, soyada büyüme ve verim parametrelerini arttırdığı anlaşılmıştır.
Use efficiency of organomineral fertilizer phosphorus in wheat
This PhD thesis investigates the effectiveness of phosphorus (P) containing organomineral fertilizers (P-OMF) in calcareous/alkaline soils through two greenhouse pot trials and an incubation study under controlled conditions. The P-OMF was formulated by combining an organic fertilizer (OF) derived from a biogas plant with triple superphosphate (TSP), a commercially available mineral fertilizer (MF). The first greenhouse experiment examined the P efficiency of P-OMF compared to P-MF across soils with increasing Olsen P concentrations (10.2, 16.4, and 24.1 mg P•kg-1), assessing agronomic performance and nutrient status of wheat (Triticum aestivum L. cv. Özkan). The second pot experiment and the incubation study were conducted simultaneously to test the effects of different forms (powdered and granular) of P-OMF and P-MF on soil P availability and wheat growth, agronomic traits, and mineral nutritional status of wheat. In both pot experiments, fertilizers were applied 5 cm below the seedbed, while in the incubation study, they were placed 3 cm below the soil surface. Then, two harvests were undertaken: one at the end of the tillering stage and another at the physiological maturity (ripening stage). Two plants in each pot were cut at tillering, and their dry weights were recorded. Also, at the physiological maturity, before the harvest, the morphological traits (plant height and spike length) and number of spikes per pot were taken. Thereafter, the remaining five plants were harvested and dried, and their yield components, such as straw yield, grain yield, and biological yield, were recorded. Grain and straw samples were ground separately and subjected to chemical analyses to determine their N, P, and K concentrations. Nutrient content and uptake values were calculated by multiplying their concentrations in plant samples by the respective dry weights. In the second pot experiment, additional parameters such as SPAD reading, Harvest Index, and Phosphorus Harvest Index were recorded. Concerning the incubation study, soil samples were collected twice, aligning with the harvests of the second experiment: 45 days post-planting (at the tillering stage) and 128 days post-planting (physiological maturity). Finally, soil Olsen P, an indicator of plant-available P, was determined. Results from the first greenhouse experiment revealed that the effectiveness of P-OMF diminished with increasing Olsen P concentrations, particularly for spike count, shoot dry weight at tillering, grain yield, and total plant P uptake including P contents in grains and straw. Conversely, the second greenhouse experiment and incubation study demonstrated that P-OMF applications in powdered or granular forms significantly outperformed MF in terms of grain, straw, and biological yield, as well as grain P content and produced similar or significantly higher total P uptake when applied in powdered and granular forms, respectively.
Doğu Anadolu Bölgesi'nde bazı baklagil türlerinde bakteriyel (Rhizobium sp.) aşılama ve farklı üst azot gübre dozu uygulamalarının nodülasyona ve verime etkisi
Bu çalışmada, bakteriyel aşılama ve farklı üst azot gübre dozlarının kuru fasulye (Phaseolus vulgaris L.) ve nohutta (Cicer arietinum L.) nodülasyon ve verime etkileri 2020 ve 2021 yıllarında Bingöl Merkez Çiçekyayla köyünde kurulan tarla denemeleriyle araştırılmıştır. Denemeler, Tesadüf Blokları Faktöriyel Deneme Desenine göre 4 tekrarlamalı olarak, Rhizobium sp. bakterisi uygulamaları (B₀: bakterisiz ve B₁: bakterili) ve üst azot (N) gübre uygulamaları (N₀: üst gübre N uygulaması yok; N₁: üst gübre 4 kg N da-1 ve N₂: üst gübre 8 kg N da-1) şeklinde gerçekleştirilmiştir. Bakteri ve özellikle de 2 doz azot uygulamalarıyla, nohut ve kuru fasulyede verim ve kaldırılan azot miktarlarıyla ilgili parametrelerin önemli ölçüde yükseldiği bulunurken, nohutta kuru fasulyeye göre daha fazla parametrenin değerlerinde artışlar olduğu tespit edilmiştir. Yıllar ortalaması açısından, No koşullarında bakterisiz koşullara göre bakteri uygulamasıyla birlikte nodül, bazı verim unsurları ve bitki aksamlarınca kaldırılan azot miktarı gibi çoğu parametrenin değerlerinde önemli artışlar olduğu, N1 koşullarında bu artışların belirgin ölçüde gerilediği, N2 koşullarında ise azotun ilave etkisiyle söz konusu parametrelerin değerlerinin yükseldiği görülmüştür. İki doz azot ile bakterinin birlikte uygulanması durumunda, nodül ağırlığı, nodül azot konsantrasyonu ve nodülün kaldırdığı azotun hem nohut hem de kuru fasulyede arttığı bulunurken; tane verimi, hasat indeksi, üst aksam azot, demir ile kök azot konsantrasyonları, tane ve kökün kaldırdığı azotun nohutta; nodül sayısı, çiçeklenme dönemi üst aksam ağırlığı, bakla sayısı, üst aksamın kaldırdığı azotun ise kuru fasulyede arttığı bulunmuştur.
Yapraktan salisilik asit uygulamasının potasyum eksikliği altındaki stevia bitkisinin büyüme, besin elementi alımı, antioksidatif savunma sistemi ve bazı sekonder metabolit içerikleri üzerine etkisi
Potasyum (K), bitki büyümesi ve gelişmesi için önemli makro besin elementlerinden biridir. İçsel bir düzenleyici hormon olan salisilik asit (SA) bitkilerde mineral besin elementi alımı ve metabolizmasını etkileyen, çeşitli fizyolojik ve biyokimyasal süreçlerin düzenlenmesinde önemli rol alan bir bitki büyüme düzenleyicidir. Bu çalışmada, yapraktan SA uygulamalarının (SA0=0 mM, SA1= 0.25 mM ve SA2=0.50 mM) değişik potasyum beslenme (K0=0 kg da-1, K1=8 kg da-1 ve K2=16 kg da-1 KCl) düzeylerinde yetiştirilen Stevia (Stevia rebaudiana Bertoni) bitkisinin büyüme, azot (N), fosfor (P), K, kalsiyum (Ca), magnezyum (Mg) içeriği, çözünür protein konsantrasyonu, antioksidatif enzim aktiviteleri, toplam fenolik madde miktarı, steviol glikozit içerikleri üzerine etkileri tarla koşullarında test edilmiştir. Taze ve kuru herba, yaprak ve sap ağırlıkları K uygulamalarıyla artış göstermiştir. Potasyum uygulaması ile yaprakların K, P, Mg konsantrasyonlarının yükseldiği görülmüştür. En yüksek K ve P konsantrasyonları K2 uygulamasında, en yüksek N ve Mg konsantrasyonu ise K1 uygulamasında bulunmuştur. Lipid peroksidasyonu ve SH bileşikleri konsantrasyonları artan K ve SA uygulamalarıyla azalmıştır. Toplam fenolik madde konsantrasyonu K2 ve SA2 uygulamalarıyla artmıştır. SOD, CAT, APX ve GR aktiviteleri artan K uygulamalarıyla önemli ölçüde azalmıştır. Toplam steviol glikozit konsantrasyonlarının özellikle K2 ve SA1 uygulamalarıyla önemli oranda arttığı bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar, K beslenmesinin iyileştirilmesi ve SA uygulamalarının Stevia'nın antioksidatif savunma sistemi ve steviol glikozit bileşenleri üzerinde kritik rol oynadığını göstermektedir.
Aşağı seyhan ovası-alt sulama sahası topraklarının verimlilik indekslerinin oluşturulması ve besin elementi içeriklerinin yersel boyutta belirlenmesi
Sürdürülebilir toprak yönetimi bakımından toprakların fiziksel ve kimyasal özelliklerinin bilinmesi çok önemlidir. Toprakların yalnızca bir veya birkaç özelliğinin bilinmesi sürdürülebilir bir arazi yönetimi için yeterli olmamaktadır. Çünkü, besin elementlerinin hem kendi arasında hem de diğer toprak özellikleri arasında pozitif veya negatif etkileşimler bulunmaktadır. Bu çalışma, Türkiye'nin önemli ovalarından biri olan Çukurova'nın bir bölgesini kapsayan Aşağı Seyhan Ovası-Alt Sulama Sahası topraklarının verimlilik indekslerinin oluşturulması ve besin elementlerinin yersel düzeyde dağılımının belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışma kapsamında, tarım yapılan alanlardan 170 adet yüzey toprak örneği, alanı temsil edecek şekilde tesadüfi olarak alınmış ve koordinatlar Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ortamına kaydedilmiştir. Alınan toprak örneklerin analiz sonuçları ArcGIS 10.4 yazılımı kullanılarak CBS ortamında değerlendirilmiş ve mekânsal dağılım haritaları oluşturulmuştur. Toprak verimliliği değerlendirmelerinde kullanılan indekslerden biri olan Parker Verimlilik İndeksi esas alınarak çalışma alanının bazı toprak özelliklerinin indeks skorları belirlenmiş ve indeks haritaları oluşturulmuştur. Toprak özelliklerinden tekstür, pH, elektriksel iletkenlik (EC), organik madde, kireç, mineral azot (N)min, fosfor (P), potasyum (K), kalsiyum (Ca), magnezyum (Mg), çinko (Zn), demir (Fe), mangan (Mn) ve bakır (Cu) dikkate alınarak verimlilik skorları hesaplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, çalışma alanı genelinde Nmin, yarayışlı P, Zn ve Mn düzeyleri düşük; buna karşın K, Ca, Mg, Fe ve Cu düzeyleri yüksek bulunmuştur. Noktasal verilerden yersel dağılım haritaları üretilmiştir. Özellikle, kimi toprak özelliklerinin yersel düzeyde yüksek olması gübreleme stratejilerinin gözden geçirilmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Arazi kullanım türüne bağlı olarak indeks skorları karşılaştırılmış ve genel indeks eğilimler benzer olsa da, bazı parametrelerde farklılıklar gözlenmiştir. Özellikle bahçe topraklarında Nmin, P ve Cu'ın daha yüksek olması, gübreleme alışkanlıklarının kullanım türüne göre değişebileceğini göstermektedir. Ayrıca, elde edilen verimlilik ve besin elementi haritaları, toprak yönetimi, gübreleme planlaması ve sürdürülebilir tarım uygulamaları açısından önemli bir karar destek aracı sunmaktadır.
Baklagillerde bor beslenmesi
Bor (B) elementi bitkiler tarafından az miktarda gereksinim duyulan ve eksikliği ve toksisite sınırları birbiriyle oldukça yakın olan bir mikro elementtir. Bitkilerde optimum büyüme ve verimliliğin sağlanabilmesi için bitkilerde B'un yeterli düzeyde bulunması gereklidir. Yapılan araştırmalar, son yıllarda mikro elementlerin bitkiler üzerindeki etkilerin giderek arttığını göstermektedir. Bu nedenle B, bitki beslemede vazgeçilmez bir bitki besin elementi olarak değerlendirilmektedir. Bitki türleri arasında B ihtiyacı önemli farklılık göstermektedir. Özellikle baklagil bitkileri, yüksek protein içeriğine sahip olmaları ve azot (N) fikse etme özellikleri nedeniyle ihtiyacı yüksek olan bitki grupları arasında yer almaktadır. Bu özellikleri, baklagil bitkilerinin üretiminde artışı hem bitkisel hemde insan beslenmesi açısından önemli hale getirmektedir. Ayrıca, B insan sağlığı açısından da önemli bir role sahip olduğundan, bu alanda çeşitli araştırmalar yürütülmektedir. Bu tez çalışmasında, baklagil bitkilerinin B beslenmesiyle ilgili literatürde yer alan araştırmalar derlenmiş ve kapsamlı bir şekilde değerlendirilmiştir
Drenaj kanallarının kimi toprak özellikleri ve taban suyuna etkisinin coğrafi bilgi sistemlerinde değerlendirilmesi
Topraklar sürdürülebilir tarım için en önemli materyallerdendir. Günümüzde toprak dışında tarımsal üretim yapılıyor olsa da toprak ve su vazgeçilmez bir unsur olarak kalmaya devam etmektedir. Ancak toprak yapan faktörler içerisinde değerlendirilen insanın, toprağa olumlu ya da olumsuz etkileri bulunmaktadır. Bu etkiler drenaj, tuz, pH gibi dinamik toprak özellikleri üzerine daha çok etkili olmaktadır. Tarımsal üretim amacıyla arazilerin sulanması kimi zaman kök bölgesine yükselen taban suyu nedeniyle sorun yaratabilmektedir. Bu amaçla drenaj problemi olan alanlarda drenaj kanalları açılarak taban suyunun olumsuz etkisi giderilmeye çalışılmaktadır. Bununla birlikte açılan drenaj kanalları uygun sulama yöntemleriyle toprak tuzluluğunun giderilmesine de katkıda bulunmaktadır. Bu çalışmada Adana ilinin güneyinde yer alan tarım arazilerinde devlet eliyle açılan drenaj kanallarının etkisi değerlendirilmiştir. Drenaj kanalı açılmadan önceki ve sonraki dönemlerde topraklarda taban suyu seviyesi, pH ve tuzluluk değişimleri ele alınmıştır. Bu amaçla yıllara ait noktasal verilerin toprak analizlerinden yararlanılmış ve bu veriler coğrafi bilgi sistemleri (CBS) ortamında işlenerek zamansal değişimler ortaya çıkarılmıştır. Çalışmada drenaj kanallarının açılmasıyla birlikte önceden taban suyu problemi bulunan kimi bölgelerde taban suyu seviyesinde düşüşler olduğu görülmüştür. Bununla birlikte drenaj kanallarının toprak yıkanmasına olumlu etkisi sonucu toprak tuzluluğunda da önemli düzeyde azalmalar olduğu belirlenmiştir. Tüm veriler CBS ortamında yapılan haritalamalarla görselleştirilmiştir.
Yapraktan salisilik asit uygulamasının farklı su düzeylerinde yetiştirilen biber bitkisinin büyüme ve besin elementi alımına etkisi
Bu çalışmada, sera koşullarında biber bitkisine yapraktan uygulanan salisilik asit (SA) uygulamaslarının kuraklık (YSS %100, YSS %70, YSS %50), stresine tolerans düzeyi, büyüme ve besin elementi alımı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Fide dikiminden 17 gün sonra bitkiye kuraklık stresi uygulanmaları başlanış, yapraktan SA (0, 0,25 0,50 1,0 mM) uygulamaları ise denemenin 14. ve 26. günlerindeyapılmıştır. Kuraklık uygulamaları yeşil aksam ve kök kuru madde üretimini önemli düzeyde azaltmıştır. Kuraklık uygulaması YSS %50 koşulunda mikro element içeriklerini önemli düzeyde arttırmıştır. Salisilik asit uygulaması kontrol koşullarında yeşil aksam kuru madde üretimi, bitki boyu ve klorofil konsantrasyonu içeriğini arttırmıştır. Elde edilen sonuçlara göre biber bitkisinin kuraklık stresi altında (özellikle YSS %50) yapraktan salisilik asit uygulamalarının bitkinin makro ve mikro besin elementleri alımında önemli rol oynayabileceği belirlenmiştir. Aynı zamanda YSS %70 ve YSS %100 su seviyelerinde yetiştirilen biber bitkisinin yeşil aksam besin elementleri konsantrasyonları benzer çıkmıştır.
Farklı priming uygulamalarının kadmiyum stresi altındaki mısır (Zea mays L.)'da besin elementi kompozisyonu ve bazı fizyolojik parametreler üzerine etkisi
Bu çalışmada, mısır bitkisinde tohuma yapılan ön uygulamaların (priming) kadmiyum (Cd) toksisitesi üzerine etkileri sera koşullarında araştırılmıştır. Mısır tohumlarına ekim öncesi salisilik asit (50 mg/L), kalsiyum klorür (%2.2) ve saf su ile priming uygulamaları yapılmıştır. Priming uygulaması yapılan ve yapılmayan tohumlar 0, 5, 10, 20 mg kg-1 Cd uygulamaları altında yetiştirilmiştir. Priming uygulamalarının ortalamaları açısından, yeşil aksam ve kök kuru ağırlıkları, bitki boyu ve gövde çapı, yaprak oransal su içeriği, toplam klorofil, klorofil a, klorofil a/b oranı, karotenoid konsantrasyonları Cd dozuyla birlikte azaldığı ve Cd konsantrasyonu, Cd içeriği ve membran permeabilitesinin arttığı bulunmuştur. Kadmiyum dozuna bağlı olarak, yeşil aksam azot (N), fosfor (P), çinko (Zn), demir (Fe) ve mangan (Mn) konsantrasyonlarının azaldığı, potasyum (K) ve kalsiyum (Ca) konsantrasyonları ile N, P, K, Ca, Mg, Zn, Fe, Mn ve Cu içeriklerinin ise arttığı tespit edilmiştir. Kadmiyum uygulamalarının ortalaması açısından, bitki boyu ve gövde çapı değerlerinin saf su uygulamasında yüksek olduğu; kök kuru madde üretimi, Ca konsantrasyonu ile Ca ve Mg içeriği değerlerinin saf su, CaCl2 ve salisilik asit priming uygulamalarında aynı grupta yer aldığı bulunmuştur. Geriye kalan parametrelerde ise CaCl2 uygulaması ön plana çıkmıştır. Elde edilen sonuçlar, Cd toksisitesi altında mısır yetiştiriciliğinde tohuma CaCl2 uygulamasının saf su ve salisilik asit uygulamalarına göre büyüme ve besin elementi içerikleri açısından daha etkili olduğunu ve Cd stresine bağlı olarak mısır bitkisinde ortaya çıkabilecek zararlanmaların hafifletilmesinde CaCl2'ün bu olumlu etkisinden faydalanılabileceğini göstermektedir.
Sera koşullarında farklı bitki türlerine yapraktan uygulanan kalsiyum ve bor'un yeşil aksamda element taşınımı üzerine etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmada, sera koşullarında farklı bitki türlerine (buğday, domates, hıyar ve soya) yapraktan uygulanan kalsiyum (Ca) ve bor (B) elementlerinin genç bitki kısımlarına taşınımı ile birlikte, yapılan uygulamaların bitki gelişimi, verim, başta Ca ve B olmak üzere besin elementi alımı üzerine etkileri araştırılmıştır. Deneme tesadüf parselleri deneme desenine göre 4 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Uygulamalarda 1000 mg kg⁻¹ dozunda kalsiyum nitrat [Ca(NO₃)₂] ve 200 mg kg⁻¹ dozunda borik asit (H₃BO₃) kullanılmıştır. Tüm uygulamalara sabit olarak 20 mg kg⁻¹ molibden (Mo) ilave edilmiştir. Molibden, bitki içerisinde hareketli bir element olması nedeniyle izleyici (tracer) olarak değerlendirilmiştir. Uygulama sonrası bitkilerde SPAD (klorofil içerik) değeri, kuru madde verimi, Ca ve B konsantrasyonları ile diğer besin elementi alımları incelenmiştir. Elde edilen bulgular bitki türüne göre farklılık göstermiştir. Buğday bitkisinde yapraktan uygulanan Ca ve B'un SPAD değeri, kuru madde verimi ve Ca konsantrasyonu üzerine istatistiksel olarak anlamlı etkisi gözlenmemiştir. Ancak B konsantrasyonu, önemli düzeyde artmıştır (p<0.001). Benzer şekilde domates bitkisinde SPAD değeri, kuru madde verimi uygulamalardan istatistiksel olarak etkilenmemiştir. B konsantrasyonu ise 29.53–55.18 mg kg⁻¹ arasında değişerek istatistiksel olarak önemli farklılık göstermiştir (p<0.001). Hıyar bitkisinde SPAD değeri yine istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur. Buna karşılık, yapraktan uygulanan B, kuru madde verimi açısından anlamlı bir artış sağlamış (p<0.001), B konsantrasyonu 40.40–154.00 mg kg⁻¹ arasında değişmiş ve istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Ca konsantrasyonu ise anlamlı düzeyde değişmemiştir. Soya bitkisinde en yüksek SPAD değeri (36.78) Ca+B uygulamasında elde edilmiştir (p<0.001). Kuru madde verimi ve Ca konsantrasyonu istatistiksel olarak önemsiz bulunmuş; ancak B konsantrasyonu üzerindeki etkiler anlamlı olmuş (p<0.001). En yüksek B konsantrasyonu 271.04 mg kg⁻¹ ile Ca+B uygulamasında tespit edilmiştir.
Yeşilırmak nehrinde bazı su kalitesi parametrelerin trend analizi ve değerlendirilmesi
Yeşilırmak Nehrinde Bazı Su Kalitesi Parametrelerin Trend Analizi ve Değerlendirilmesi Su bütün canlıların yaşamlarını sürdürebilmesi için hayati bir öneme sahiptir. Artan nüfusla birlikte ekosistemde meydana gelen değişimler su kaynaklarının korunmasını ve izlenmesini zorunlu hale getirmiştir. Doğal veya suni etkiler neticesinde herhangi bir bölgedeki su miktarında ve kalitesinde meydana gelen değişimlerin belirlenmesi sürdürülebilirlik için önemlidir. Bu çalışmada Yeşilırmak nehrinin tarımsal sulama açısından bazı su kalite parametreleri araştırılarak trend analizi yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda Yeşilırmak nehrinin Samsun ili Çarşamba ilçesinde bulunan 47-00-27 nolu Su kalitesi gözlem istasyonunda Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından analiz edilen parametreler kullanılmıştır. Çalışma kapsamında 1995-2015 yılları arasında belirlenmiş olan akım, pH, elektriksel iletkenlik, sodyum, kalsiyum, magnezyum, potasyum, klor, karbonat, bikarbonat, sülfat, bor, sodyum absorbsiyon oranı ve yüzde sodyum parametreleri kullanılmıştır. Çalışmada parametrelerin trend analizi için, parametrik ve non-parametrik analizlerde yaygın olarak kullanılan Mann-Kendall yöntemi kullanılmıştır. Trend analizi sonuçları anlamlılık düzeyine beş sınıfta değerlenlendirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre suyun debisinde ocak ayında, pH ve karbonat içeriğinde ise şubat ayında anlamlı pozitif trend meydana gelmiştir. Suyun elektriksel iletkenlik değeri ile kalsiyum+magnezyum içeriğinde ocak ayında anlamlı negatif trend meydana gelmiştir. Diğer sonuçlarda anlamlı bir trend tespit edilmemiştir. Sulama sezonu olan aylarda anlamlı trendlerin olmaması dikkat çekmiştir.
Murat Nehri havzası rehabilitasyon projesi kapsamında Çapakçur mikro havzasında yapılan çalışmaların iklim değişikliği ve karbon yutak açısından değerlendirilmesi
Bu tez çalışması, Murat Nehri Havzası Rehabilitasyon Projesi kapsamında Çapakçur Mikro Havzası'nda gerçekleştirilen çevresel iyileştirme çalışmalarının iklim değişikliği ve karbon yutak açısından etkilerini incelemektedir. Proje, bölgedeki ekosistem sağlığının iyileştirilmesi ve karbon emisyonlarının azaltılması amacıyla çeşitli arazi çalışmaları ve rehabilitasyon teknikleri uygulamıştır. Bu çalışma, havzanın ekolojik dengesinin sağlanmasında önemli bir rol oynamaktadır ve yapılan müdahalelerin, bölgedeki iklim değişikliğiyle mücadeledeki katkıları üzerinde durmaktadır. Çapakçur Mikro Havzası, tarıma dayalı faaliyetlerin yoğun olduğu, çeşitli arazi kullanımı türlerinin bir arada bulunduğu bir bölgedir. Bu nedenle, yapılan rehabilitasyon çalışmalarının hem ekosistem sağlığına hem de karbon yutak kapasitesine olan etkileri, iklim değişikliğiyle mücadelede büyük bir öneme sahiptir. Arazi çalışmaları, su kaynaklarının korunması, toprak erozyonunun önlenmesi ve biyolojik çeşitliliğin artırılması gibi çevresel hedefleri içermektedir. Çalışmaların bir diğer önemli boyutu, bölgenin karbon yutak kapasitesinin artırılmasıdır. Karbon yutakları, atmosferdeki karbondioksitin emilerek depolanmasını sağlayan doğal sistemlerdir ve bu kapasitenin artırılması, iklim değişikliği ile mücadelede kritik bir rol oynamaktadır. Tez, yapılan iyileştirme çalışmalarının bu kapasiteyi artırmadaki etkilerini ve bu süreçte kullanılan yöntemleri detaylı bir şekilde incelemektedir. Ayrıca, proje kapsamında gerçekleştirilen toprak ve su yönetimi, ormanlaştırma çalışmaları ve biyolojik çeşitlilik artışı gibi müdahalelerin, bölgedeki karbon depolama kapasitesini nasıl güçlendirdiği üzerinde durulmaktadır. Sonuç olarak, bu tez, Murat Nehri Havzası'nda yapılan rehabilitasyon çalışmalarının bölgesel iklim değişikliği ile mücadeleye nasıl katkı sağladığını ve Çapakçur Mikro Havzası'ndaki karbon yutak kapasitesini nasıl artırdığını ortaya koymaktadır. Çalışma, bu tür projelerin sürdürülebilir çevresel yönetim açısından taşıdığı önemi vurgulamaktadır. Ayrıca, iklim değişikliğine karşı alınacak önlemler ve karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik bölgesel stratejilerin geliştirilmesinde rehber olabilecek bulgular sunmaktadır.
Doğu ve Güneydoğu Bölgesinde toprak sıcaklığının trend analizi ve değerlendirilmesi
Toprak sıcaklığı tarımsal üretimde, tohumların çimlenmesi ve filizlenmesi, köklerin gelişmesi yanında toprakların birçok fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerine etki etmektedir. Son yüzyıl içerinde küresel iklimde meydana gelen değişikliler toprak sıcaklıklarında da kendini göstermektedir. Bu nedenle toprak sıcaklıklarının belirlenmesi ve izlenmesi tarımsal üretim için önemli bir hale gelmiştir. Bu çalışma Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi (Dicle ve Fırat Havzası) sınırları içerinde bulunan 25 meteoroloji istasyonunda ölçülen farklı derinlikteki toprak sıcaklıklarının trend (eğilim) analizini yapmak amacıyla yürütülmüştür. Bu doğrultuda belirlenen istasyonlarda 1980-2022 yılları arasında 5 cm, 10 cm, 20 cm ve 50 cm derinliklerinde ölçülen aylık ortalama toprak sıcaklık değerleri Mann-Kendall yöntemiyle analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre genel olarak bütün istasyonlarda toprak sıcaklıklarının artan bir trend gösterdiği, yaz aylarında lokal olarak bazı istasyonlarda ise azalan bir trendin olduğu dikkat çekmiştir. En yüksek trend değeri Ağustos ayında Siirt ilinde 50 cm toprak derinliği için bulunmuştur (Zs=5,818). En düşük trend ise yine aynı ay ve derinlikte Bingöl ilinde belirlenmiştir (Zs=-4,67). Bütün istasyonlar dikkate alındığında ortalama toprak sıcaklığı trendi 5 cm, 10 cm, 20 cm ve 50 cm derinlikleri için sırasıyla 1,318, 1,265, 1,738 ve 1,990 olarak tespit edilmiştir. Artan toprak sıcaklıklarının toprak nem içeriği, organik maddenin ayrışma hızı, toprakların strüktürel yapısı ve bitki vejetasyonu üzerinde önemli etkilerinin olabileceği tartışılmıştır. Özellikle yüzey toprak sıcaklıklarındaki (5 cm) değişim anılan bölgelerde bitkisel üretim faaliyetlerinin (ekim, sulama ve hasat gibi) takviminde değişimlere neden olabileceği öngörülmüştür.
Bingöl ili adaklı ilçesi güngörsün köyünde kaya düşmelerinin değerlendirilmesi
Kaya Düşmesi, kayalık bir yamaçtan veya gevşek materyalden kopan taş veya kaya bloklarının düşmesi, yuvarlanması veya yere çarpıp sıçrayarak ilerlemesi olayıdır. Kaya Düşmesinin yoğun olarak görüldüğü Bingöl ilinde can ve mal kaybına sebep olup yerleşim yeri ve meskenlere zarar vermektedir. Bu çalışmanın amacı, Bingöl ili Adaklı ilçesi Güngörsün köyündeki kaya düşme riskinin incelenmesi ve ıslahı için önlem ve önerilerin belirlenmesi ile kaya düşme riskinin azaltılıp yok edilmesidir. Bu amaç için bölgesel problemi yansıtan lokasyonlardan biri olan Güngörsün çalışma alanı olarak seçilmiştir. Çalışma boyunca, mevcut jeolojik birimlerin jeomekanik özelliklerinin belirlenmesine yönelik olarak yoğun şekilde arazi ve laboratuvar çalışmalarının (mesafe, hız, sıçrama yüksekliği, arazi deneyleri, toplam kinetik enerji değerlerinin belirlenmesi ve diğer haritalama çalışmaları) yapılmıştır. RAMMS:ROCKFALL kaya düşmesi programı analiz sonuçlarına göre, çalışma alanının hangi noktalar olacağı belirlenmiştir. Bundan dolayı olası kaya düşmelerinin yerleşim alanına olumsuz etkilerini önlenmesi gerekmektedir.
Fosfor çözücü bakteri içeren mikrobiyal gübre uygulamalarının toprağın bazı biyolojik özellikleri ile domates bitkisinin gelişimi ve besin maddesi alımı üzerine etkisinin araştırılması
Yapılan bu çalışmada, domates bitkisi (Solanum lycopersicum L.) yetiştirilen toprağa uygulanan ve içerisinde fosfor çözücü bakteri (Paenibacillus polymyxa) bulunduran bir mikrobiyal gübrenin, toprağın bakteriyel varlığı ve enzim aktivitesi gibi biyolojik ve bazı kimyasal parametreleri ile domates bitkisinin bitki besin kapsamı ve verim değerleri üzerine etkileri incelenmiştir. Bu amaca yönelik olarak farklı dozlarda (0 ppm, 25 ppm, 50 ppm, 75 ppm ve 192.52 ppm ) verilen fosforlu gübrelerin tek başına (P0, P25, P50, P75, PR) ya da standart dozda mikrobiyal gübre ile kombinelerinin (P0+B, P25+B, P50+B, P75+B, PR+B) ortama verildiği uygulamalar karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Deneme 5 tekerrür olacak şekilde toplam 50 saksı ile tesadüf blokları deneme desenine göre kurulmuş ve sera ortamında 128 gün boyunca yürütülmüştür. Deneme boyunca 0, 1, 4, 13 ve 18. haftalarda toprak numuneleri, yetiştirme dönemi ortasında yaprak numuneleri, hasat dönemlerinde meyve numuneleri alınmış ve analiz edilmiştir. Yetiştirme dönemi sonunda (18. hafta) bitki kuru ağırlık değerleri belirlenerek fosfor etkinlik düzeyleri hesaplanmıştır. Deneme öncesi toprakta rutin verim analizleri (bünye, toprak reaksiyonu (pH), elektriksel iletkenlik (EC), %kireç, organik madde, toplam N, değişebilir K, Ca, Mg ve alınabilir P, Fe, Zn, Mn, Cu) yapılmıştır. Deneme sonunda alınan toprak örneklerinde söz konusu besin elementi analizleri tekrar edilmiştir. Deneme boyunca beş farklı dönemde alınan saksı topraklarının pH, EC, alınabilir fosfor, üreaz, alkali fosfataz, β-glikosidaz ve toplam aerobik mezofilik bakteri sayımı analizleri yapılmıştır. Ayrıca 18. haftada sökülen bitkilerin rizosfer bölgesinden alınan toprak örneklerinde pH, EC, alınabilir fosfor, üreaz, alkali fosfataz, β-glikosidaz ve toplam aerobik mezofilik bakteri sayımı analizleri tekrar yapılmıştır. Alınan yaprak örnekleri ile bitkinin N, P, K, Ca, Mg, Na, Fe, Zn ve Cu içerikleri analiz edilmiştir. Hasat edilen meyvelerde ise toplam verim, ortalama meyve ağırlığı, ortalama meyve sayısı gibi verim parametreleri incelenmiştir. Yetiştirme dönemi boyunca ve sonunda toprakların alınabilir fosfor oranlarının bakterili uygulamalarda genel olarak daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte genel olarak bu değerlerin kontrol seviyelerinin üzerinde kaldığı ve en yüksek alınabilir fosfor değerini bakteri içeren en yüksek fosfor uygulamasının (PR+B) verdiği görülmüştür. Ayrıca toprakların değişebilir K, Mg, Na, ve alınabilir Zn, Mn ve Cu miktarlarını yine bakteri içeren en yüksek fosfor uygulamasının (PR+B) en yüksek düzeyde arttırdığı tespit edilmiştir. Üreaz, alkali fosfataz ve β-glikosidaz enzim aktiviteleri incelendiğinde bakterili ve bakterisiz uygulamalar arasında önemli farklar görülmezken zamana bağlı değişimler istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Toprağın mezofil bakteri sayıları incelendiğinde yüksek dozda verilen fosfor ve bunların bakterili kombineleri en yüksek değerleri vermiştir. Toplam verim ve bitki kuru ağırlığı açısından en yüksek değerler bakteri içeren en yüksek fosfor uygulaması (PR+B) ile elde edilmiş olup bakterili ve bakterisiz uygulamalar arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Alkali Fosfataz, β-Glikosidaz, Biyogübre, Bitki Gelişimini Teşvik Eden Rizobakteri (PGPR), Domates, Fosfor Çözücü Bakteri (PSB), Kimyasal Gübre, Mikrobiyal Gübre, Toprak Enzim Aktivitesi, Toprak Verimliliği, Üreaz
Antalya ilinde farklı lokasyonlarda yetiştirilen kışlık ekmeklik buğday bitkilerinin besin elementi konsantrasyonları ile bazı kalite unsurları arasındaki ilişkilerin araştırılması
Bu çalışmada Antalya ilinde yetiştirilen kışlık ekmeklik buğday bitkisinin besin elementi konsantrasyonları ile bazı kalite unsurları arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. Bu amaçla Aksu, Döşemealtı, Korkuteli ilçelerinden 10 adet farklı buğday tarlasından olmak üzere toplamda 30 tane toprak, bayrak yaprak, dane ve saman örneği alınmıştır. Toprak örneklerinde pH, kireç (CaCO3), elektriksel iletkenlik (EC), bünye, organik madde, azot (N), fosfor (P), potasyum (K), kalsiyum (Ca), magnezyum (Mg), demir (Fe), çinko (Zn), mangan (Mn) ve bakır (Cu); yaprak, dane ve saman örneklerinde N, P, K, Ca, Mg, Fe, Zn, Mn ve Cu analizleri yapılmıştır. Ayrıca dane örneklerinde kalite unsurları için bindane ağırlığı, kuru madde, protein, yaş öz (gluten), gluten indeksi, düşme sayısı ve sedimentasyon hızı belirlenmiştir. Topraklarda büyük oranda tekstürler tın, killi tın ve kil sınıfında; pH ve CaCO3 yüksek; EC düşük; organik madde, toplam N ve değişebilir K yetersiz; SO4-S'ü orta; alınabilir P yüksek; değişebilir Ca yetersiz; değişebilir Mg yeterli; alınabilir Fe ve Zn yetersiz; alınabilir Mn ve Cu yeterli düzeylerde bulunmaktadır. Bayrak yapraklarda çoğunlukla toplam N, S, P yeterli; K, Ca, Mg düşük; Fe ve Zn yeterli; Cu ise düşük düzeylerde yer almaktadır. Danelerde çoğunlukla toplam N ve P yetersiz; S yüksek; K, Mn, Cu yeterli; Ca ve Fe yüksek; Zn noksan olarak tespit edilmiştir. Danelerin Mg konsantrasyonu örneklerin yarısında yeterli diğer yarısında düşük; N/S oranları ise optimum 15-17 arasında olması gerekirken örneklerin hepsinde 15'den daha düşük olarak belirlenmiştir. Dane örneklerinin bin dane ağırlığı genellikle optimum değerler olan 30-48 g arasında yer almıştır. Danelerin tamamında % kuru madde miktarı yeterli; büyük çoğunluğunda sedimantasyon hızı (ml) iyi, % protein miktarı düşük, yaş öz (gluten) (g) düşük ve orta, % gluten indeksi çok kuvvetli, düşme sayısı (sn) çok düşük olarak tespit edilmiştir. Dane N konsantrasyonu ile danenin protein, yaş öz (gluten) ve sedimantasyon hızı arasında önemli ve pozitif; danenin N ve K konsantrasyonu ile danenin gluten indeksi arasında önemli ve negatif korelasyon belirlenmiştir. Danenin Fe konsantrasyonu ile düşme sayısı arasında ve danenin Cu konsantrasyonu ile kuru madde miktarı arasında önemli ve pozitif korelasyon tespit edilmiştir. Danenin yaş öz (gluten) miktarı ve sedimantasyon hızı ile protein arasında önemli ve pozitif korelasyon belirlenirken yaş öz ve protein ile gluten indeksi ve yine sedimantasyon hızı ile yaş öz arasında önemli ve negatif korelasyon belirlenmiştir.
Determination of gazipasa greenhouse spring cucumber's nutritional status with soil, fruit and leaves analysis
This study has been conducted to research the nutritional condition of cucumber plants that are grown as spring cucumber plant in the greenhouses of Gazipaşa, Antalya with soil, leaves and fruit analysis. For this aim 11 pieces of Melen type and 11 pieces of Dörtel type plant with a total number of 22 have been identified and leaves and fruit and soil (0-20 cm and 20-40 cm of depth) samples were taken from them respectively. In soil samples of both depths texture, CaCO3, organic matter, EC, pH, N, P, K, Ca, Mg, Na, Fe, Mn, Zn and Cu in leaf and fruit samples N, P, K, Ca, Mg, Na, Fe, Mn, Zn ve Cu substances have been found. As a result of physical and chemical analysis of soil samples, the soil has been found to have clay, clay loam, sandy clayed structure, neutral pH and light alkaline, organic matter has been found to most of its have humus and little humus and it is also found to have calcic. Nevertheless the soil has been found not to have any salt issues. When macro element contents of the soil taken into consideration The total N and Ca content are found to be adequate in both depths (0-20 and 20-40cm); K P, and Mg contents have been found to be at a low level. Also most of its Na content has been found to be at an average level. When micro element contents taken into consideration; Fe content has been found to be at a level that might lack depth . And the soil has been found to have adequate in regards to Mn, Cu and Zn. When the plants' leaves analysis have been studied, it can be seen that macro element contents like Ca and N seem to be fine, Mg, P and K substances have been found to have deficiencies in general and additinaly Na has been found to be low. In respect to micro element contents while Cu and Mn are adequate some deficiencies have been observed in substances of Fe and Zn. In fruit analysis total N, P, Ca, Mg, Fe, Zn, Mn and Cu values have been determined. But it could not be evaluated because there are no limits for fruit analysis. In conclusion, leaves and fruit mineral contents of species mineral contents of 22 different greenhouses have been identified. Same species that have been grown in different greenhouse conditions are found to have different leaves and fruit content. This result shows that different greenhouse conditions can lead to varied yields. While choosing varieties growers should know the conditions of their greenhouses and plants' features, learn practices that should be done in accordance with the needs of varieties or the growers should pick vegetable seeds that are suitable for the conditions of their greenhouses. These results are thought to have a profound impact in terms of the country's economy.
Domatesin (Lycopersicon esculentum Mill.) besleme durumlarının uzaktan algılama teknik ve teknolojileri ile belirlenmesi
Çeşitli faktörlere bağlı olarak ortaya çıkan verimin ve/veya ekonomik getirinin azalmasıhususu, tarımsal üretimin önemli sorunları arasında yer almaktadır. Diğer taraftan özellikleartan gıda gereksinimini karşılamak amacıyla uygulanan "birim alandan yüksek verim eldeetme çabaları" ise kısa vadede başarılı olarak görünse de bu uygulamanın beraberinde gelenve özellikle aşırı gübre ve ilaç kullanımından kaynaklanan sorunlar da sektörün çözmesigereken sorunlardır. Bu nedenle, söz konusu böylesi sorunların özellikle rekabetçi pazarkoşullarında çözümlenebilmesi için üreticiler ürün, üretim ve pazara ilişkin hemen her şeyibilmek ya da bunları olabildiğince kontrol altında tutmak zorundadırlar. Pazar koşullarınıntakibi ve kontrolü bir tarafa bırakılacak olur ise tarımsal üretimin izlenmesi ya da kontrollü birüretimin gerçekleştirilmesi ve nihayet üretimin ve üretim ortamının denetlenmesi için sonyıllarda bazı yeni teknik ve teknolojilerin geliştirilmesi kapsamında yoğun çalışmalarsürdürülmektedir. Bu yeniliklerden bir tanesi de bitkilerin kullandıkları fotosentetik aktifradyasyonun (PAR) ölçümü ve bu radyasyonun çeşitli şekillerde analiz edilmesine dayanan"uzaktan algılama (UA)" teknik ve teknolojileridir. Söz konusu bu yeni teknik ve teknoloji ileüretim ortamlarını ve üretimi bazı bilgi teknolojilerinden de yararlanarak izlemek ve değişenortam koşullarına göre üretim teknik ve teknolojilerinin uygulanması kapsamında dahasağlıklı ve daha güvenilir kararları vermek mümkün olabilmektedir. Bu araştırmada da sera koşullarında yetiştirilmiş olan LİNDA çeşidi domates bitkisininfarklı beslenme koşullarının uzaktan algılama yöntemleri ile belirlenip belirlenemeyeceğiaraştırılmıştır. Tesadüf parselleri deneme desensine göre 4 tekerrürlü olarak saksıdayetiştirilen domates bitkilerine azot (N), fosfor (P), potasyum (K), magnezyum (Mg) ve demir(Fe) besin elementlerinin farklı dozları uygulanmış ve bitkilerin PAR kullanımları taşınabilirel spektroradyometresi ile elektromanyetik spektrumun 325-1075 nanometre (nm) dalga boyuaralıklarındaki spektral yansıma değerleri ölçülmüştür. Yansıma ölçümleri bitkilerin gençfide, çiçeklenme, meyve olum ve olgunlaşma gibi ana fizyolojik dönemleri esas alınarak,haftada bir defa ve dört tekerrürlü olarak yapılmış ve bu uygulama ile eş zamanlı olarak bitkiyapraklarının klorofil düzeyleri de belirlenmiştir. Sonuç olarak; domates bitkisinin beslenmekoşullarının uzaktan algılama yöntemleri ile belirlenip üretim süreçlerinin izlenebilmesininmümkün olduğu ancak bu teknik ve teknolojinin güvenle kullanılabilmesi için ilavearaştırmaların yapılması gerekmektedir. Bu yeni araştırmalarda ise yetiştirme ortamımateryalinin doğala yakın olmasına özen gösterilmesinin, yansıma ölçümlerinin multispectralyerine hiperspektral teknolojiler ile yapılmasının ve klorofil ölçümlerinin de spektralölçümlerle eş zamanlı olarak yapılmasında yarar bulunmaktadır.ANAHTAR KELİMELER: Domates, gübreleme, uzaktan algılama, yansıma, izleme.
Farklı dozlarda uygulanan vermikompostun toprağın enzim aktivitesi ve bakteriyel varlığı üzerine etkisi
Bu çalışmada, farklı dozlarda (kontrol, 1 t/da, 2 t/da, 3 t/da, 4 t/da) uygulanan vermikompostun toprağın enzim aktivitesi ve bakteriyel varlığı üzerine etkisi aynı dozlarda uygulanan çiftlik gübresi ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu amaçla kurulan saksı denemesinde toprak-gübre karışımları hazırlanmış ve bu karışımlar toprak tarla kapasitelerinin %60'ı kadar nemlendirilerek 16 haftalık inkübasyona alınmış ve toprakların nem düzeylerinin sabit kalmasına özen gösterilmiştir. Deneme 4 tekerrürlü olarak kurulmuş ve tesadüf blokları deneme desenine göre faktöriyel olarak planlanmıştır. Deneme boyunca belirli haftalarda (0, 1, 4, 7, 10, 13, 16. hafta) toprak örnekleri alınarak analiz edilmiştir. İnkübasyon süresi boyunca gübre uygulanan toprakların enzim aktivitelerinde ve toplam aerobik mezofilik bakteri varlığında artış ve azalmaya bağlı genel bir dalgalanma durumu gözlenmiş ve genel olarak kontrol değerlerinin üzerinde seyretmiştir. On altı haftalık toplam inkübasyon süresi sonunda da uygulama yapılan toprakların enzim aktiviteleri ve toplam aerobik mezofilik bakteri sayıları kontrol seviyelerinin üzerinde kalmıştır. Bu parametrelerde kontrole göre görülen değişimin istatistiksel olarak önemli olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, inkübasyon süresince gübre dozlarındaki artışa bağlı olarak toplam aerobik mezofilik bakteri sayılarındaki değişimler gübre tipine göre istatistiksel olarak önemli bulunmuştur.
Antalya ili ve çevresindeki nar (Punica granatum L.) bahçelerinin beslenme durumlarının, bazı meyve kalite kriterlerinin ve antioksidan aktivitelerinin belirlenmesi
Antalya ili ve çevresindeki nar bahçelerinin beslenme durumlarının incelendiği bu çalışmada 60 farklı bahçeden 0?30 ve 30?60 cm olmak üzere iki farklı toprak derinliğinden toprak örnekleri, yine aynı bahçelerden yaprak ve meyve örnekleri alınmıştır. Toprak örneklerinde her iki derinlikte de tesktür, CaCO3, organik madde, EC, pH, toplam N, alınabilir P, değişebilir K, Ca, Mg ve Na ile alınabilir Fe, Mn, Zn ve Cu; yaprak örneklerinde ise N, P, K, Ca, Mg, Na, Fe, Mn, Zn ve Cu içerikleri belirlenmiştir. Ayrıca her bahçeden temsili olarak alınan meyve örneklerinde meyve ağırlığı, meyve eni, meyve boyu, meyve kabuk kalınlığı, meyve kabuk rengi ve meyve suyunda suda çözünebilir kuru madde miktarı (SÇKM), C vitamini ve antioksidan aktivitesi tayinleri yapılmıştır.Toprakların büyük bir çoğunluğunun tınlı bünyeye sahip olduğu, hafif alkali ve alkali reaksiyonlu ve ayrıca bitki gelişimini olumsuz yönde etkileyecek düzeyde kireçli oldukları ve organik madde açısından düşük oldukları tespit edilmiş, bununla birlikte tuzluluk problemi olmadığı belirlenmiştir. Toprakların toplam N ve değişebilir K kapsamları her iki örnekleme derinliğinde de (0?30 ve 30?60 cm) genel olarak iyi; alınabilir P, değişebilir Ca ve Mg kapsamlarının ise oldukça iyi durumda oldukları tespit edilmiştir. Ayrıca değişebilir Na yönünden düşük seviyede bulundukları belirlenmiştir. Mikro element kapsamları dikkate alındığında; alınabilir Fe, Mn ve Cu yönünden iyi durumda oldukları, fakat alınabilir Zn bakımından noksan ve noksanlık görülebilecek alanların bulunduğu belirlenmiştir. Bitkilerin makro element kapsamları (N, P, K, Ca ve Mg) genelde iyi durumda olmasına rağmen, mikro element içerikleri bakımından özellikle Fe, Mn, Zn ve Cu yönünden noksanlıklar belirlenmiştir.Meyve ağırlığı 304.73?815.97 g, meyve eni 84.07?115.86 mm, meyve boyu 75.45?105.43 mm ve meyve kabuk kalınlığı 3.66?9.07 mm, meyve kabuk rengi ise kroma değerinin 39.39?61.64 ve hue değerinin 20.83?46.49 aralığında değiştiği tespit edilmiştir. Meyve suyundaki SÇKM miktarları % 14.0?18.2, C vitamini içeriği 13.2?84.7 mg/L ve antioksidan aktiviteleri ise EC50 değeri cinsinden 0.00704?0.01790 ml olarak belirlenmiştir. Çalışma kapsamında toprak ve bitki analiz sonuçları hem kendi hem de birbirleri ile olan ilişkileri açısından da incelenmiş ve istatistiksel açıdan farklılıklar belirlenmiştir.Sonuç olarak nar bahçelerinde bitki besleme açından sorun yaratabilecek yüksek toprak pH'ı ve kireç başta olmak üzere, düşük organik madde ve toprakta bitkiye elverişli Zn miktarlarının düşüklüğü dikkati çekmektedir. Bitkilerde ise Fe, Zn, Mn ve Cu noksanlıkları tespit edilmiştir, meyve kaliteleri bakımından ise bir sorun olmadığı belirlenmiştir.ANAHTAR KELİMELER: Antalya, nar, beslenme durumu, meyve kalite kriterleri, antioksidan.