Ege University
Discipline

Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı (disiplinlerarası)

Ege University

181

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Ursula K. Le Guin romanlarına ekofeminist yaklaşım

Bu tezde ekoloji ve feminizm hareketlerinin kökenlerinden ekofeminizme uzanan yol incelenmiştir. Eski çağlardan günümüze kadın ve doğa arasında bir bağ bulunduğu vurgulanmıştır. Paleolitik dönem haricinde, Neolitik dönemden günümüze uzanan dilimde bu kadim bağ olumsuzlanmıştır. Ekofeminizm, bahsi geçen bu bağın olumlanmasını ve açıklığa kavuşmasını temel ilke edinerek, her türlü savaş karşıtı, sömürgeci, ötekileştiren düşünce tarzını reddetmektedir. Esasında tezin amacı, kadının ve doğanın maruz kaldığı baskıyı tersine çevirme ve olumsuzlanan bu eski bağı yeniden olumlamanın olanağını ekofeminist bir yaklaşımla göstermektir. Kuramsal ve eylemsel olarak bu görevi üstlenen ekofeminizm akımı, edebiyat alanındaki yeniden yazım tekniği ve bilim kurgu gibi türler aracılığıyla başka bir dünyanın mümkün olabileceğini göstermektedir. Tezde yeniden yazım örneği olarak Ursula Kroeber Le Guin'in Lavinia'sı, bilim kurgu örnekleri olarak ise Dünyaya Orman Denir ve Hep Yuvaya Dönmek romanları ekofeminist bir perspektif sunmaktadır. Ekofeminist bir bakış açısı ile tartışılan bahsi geçen eserler ataerkil ve kapitalist pratikler tarafından bugüne dek seçilen yolların, yalnızca kadını ve doğayı değersizleştirmekle kalmayıp dünyadaki tüm yaşamı tehdit eden sonuçlarına karşı birer uyarı niteliğindedirler. Anahtar kelimeler: Ekofeminizm, Ursula K. Le Guin, Kadın, Doğa, Lavinia, Dünyaya Orman Denir, Hep Yuvaya Dönmek

Amerikan edebiyatıEkofeminizmFeminizm+2
Mediha Tunay
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın sığınma evinde sosyoekonomik bir inceleme

Kadına yönelik şiddet ülkemizde sıklıkla görülen sorunlardan biridir. Kadınları şiddetten koruma ve bağımsızlıklarını/iyilik hallerini destekleme amacıyla yerel yönetimlere, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na ve sivil toplum kuruluşlarına bağlı kadın sığınma evleri kurulmuştur. Bu araştırmada kadın sığınma evlerinin Türkiye'de ve dünyadaki tarihsel gelişim süreci feminist hareket çerçevesinde ele alınmıştır. Bu araştırmanın amacı kadın sığınma evlerinin çalışma prensiplerini ve pratikte hizmetin nasıl yürütüldüğünü aktarmaktır. Ayrıca İzmir ilinde yerel yönetime ait bir kadın sığınma evinden hizmet alan 637 kadının yaş grupları, öğrenim düzeyleri, geliş nedenleri, kurumdan çıkış nedenleri vb. sosyoekonomik verileri incelenmiştir. Elde edilen bulguların ışığında şiddete uğrayan ya da uğrama riski bulunan kadın ve çocukların sığındıkları kurumlar olan kadın sığınma evlerinin aynı zamanda barınma amaçlı kullanıldığı da görülmüştür. Hizmet alanların çoğunlukla 26-50 yaş aralığında olduğu, öğrenim düzeylerinin düşük olduğu ve sosyal desteklerinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu bulgular literatürdeki diğer araştırma sonuçlarını destekler niteliktedir. Kadın sığınma evlerinin sayılarının arttırılmasının ve hizmetin kadın ve çocukların ihtiyaçlarına yönelik verilmesinin oldukça önemli olduğu görülmüştür.

FeminizmKadınlarSosyoekonomi+4
Gülhan Ayaz
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Psikolojik danışman ve psikolog adaylarının toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları

Bu araştırmada, lisans düzeyinde öğrenim görmekte olan psikolojik danışman ve psikolog adaylarının toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin ve cinsiyetçilik tutumlarını ortaya koymak ve bu rollerin mesleki hizmetlerine nasıl etki edeceğine ilişkin görüşlerini belirlemek amaçlanmıştır. Bu amaçla karma desende yürütülen bu araştırmada veriler, 465 lisans öğrencisinden, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ve Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Nitel veriler yarı yapılandırılmış görüşme ile elde edilmiştir. Nicel verilerin analizinde t- testi ve ANOVA kullanılmış, nitel veriler içerik analizi ile çözümlenmiştir. Sonuçlar, kadın ve erkek öğrencilerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutum ve çelişik duygulu cinsiyetçilik puan ortalamaları arasındaki farklılığın anlamlı olduğunu (p<.05) ortaya koymuştur. Her iki bölüm için de sınıf düzeylerine göre toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutum puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olmadığı (p>.05) görülmektedir. Bir diğer bulgu ise psikoloji bölümü öğrencilerinin düşmanca cinsiyetçilik ve korumacı cinsiyetçilik puan ortalamalarının daha düşük olduğunu ortaya koymaktadır. Nitel veriler ise "cinsiyet tercihi, ruh sağlığı çalışanına ilişkin varsayımlar, danışana ilişkin varsayımlar, ruh sağlığı çalışanının müdahaleleri, ruh sağlığı çalışanının ihtiyaçları"şeklinde temalandırılmıştır. Sonuç olarak araştırmanın bulguları, birer ruh sağlığı çalışanı adayı olarak öğrencilerin cinsiyetçi tutumlarının azaltılmasına, eşitlikçi bir anlayış benimsemelerinin desteklenmesine, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalıklarını ve buna uygun beceriler geliştirmelerine ihtiyaç duydukları görülmektedir. Bu doğrultuda literatürden yararlanılarak araştırmacılara ve ilgili lisans programlarına ilişkin öneriler sunulmuştur.

Cinsiyet rolleriPsikologlarPsikolojik danışma+3
Melike Koçyiğit Özyiğit
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ömür boyu kadın emeği: Toplumsal yeniden üretimde büyükannelerin bakım rolü

"Ömür Boyu Kadın Emeği: Büyükannelerin Toplumsal Yeniden Üretimdeki Bakım Rolü" isimli yüksek lisans çalışmasının konusu, büyükannelerin bakım emeğinin, toplumsal yeniden üretim faaliyetlerinden olan çocuk bakımındaki yeri ve önemidir. Türkiye'de çocuk bakımı ve eğitimi ile ilgili kamusal uygulamaların ve özel kurum faaliyetlerinin kısıtlı oluşundan dolayı, duygusal emeğin yoğun olduğu çocuk bakımı faaliyetlerinin, büyükanneler tarafından yerine getirilmesi sürecinin belirleyicilerini ve bu sürecin büyükannelerin hayatlarına etkisini tespit etmek olduğu gibi büyükanneler üzerinden kadın emeğini, torun bakmakta olan büyükannelerin kendi anlatımlarıyla görünürlüğünü arttırmaktır. Çalışmanın bulgularının kadın deneyimlerini araştırması, kadın edimlerinin konuşulması sonucunda elde edilmesi ve kadın emeğinin görünür kılınması amacını taşıması sebebi ile yol haritasını feminist yöntem belirlemiştir. Bu doğrultuda İzmir'de farklı eğitim düzeyleri ve sosyo-ekonomik gruplarda yer alan ve torununa bakan 21 kadın ile Nisan 2018 ve Ağustos 2018 tarihleri arasında derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerde büyükannelerden bakım zamanları ve günleri, bakım sırasında gerçekleştirdikleri işlerin neler olduğu, yaşadıkları olumlu ve olumsuz deneyimler konularında bilgi alınmıştır. Büyükanneleri bakım sürecine dâhil eden nedenler incelenmiştir. Saha araştırmasının sonuçları, torun bakımı deneyiminin ve bu deneyime atfedilen anlamların kadınların sosyo-ekonomik durumlarına göre büyük farklılık gösterdiğini öne çıkartmaktadır. Görece daha yüksek sosyo-ekonomik duruma sahip büyük anneler, çoğunlukla profesyonel bakıcıların da desteğiyle bakım işini organize etme ve anneye yardımcı olmak gibi bir işlev üzerinden ve iktisadi kökenlerinden ayrı kurgulamaktadırlar. Öte yandan sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı olan büyükanneler torun bakım deneyimlerini, var olan iktisadi zorluklarla bir mücadele yöntemi olarak anlamlandırmakta ve bu durumu çoğunlukla "hayatın zorluğu" ve "mecburiyet" olarak ifade etmektedirler. Ayrıca sosyo-ekonomik durum büyükannelerin boş zamanları ve sosyal aktiviteleri üzerinde de etkili olmakta ve bu durum da torun bakımını deneyimleme biçimleri arasında değişiklik yaratmaktadır. Ekonomik sınıf meselesi her konuda olduğu gibi bakım emeği konusunda da torununa bakan kadınlar arasında deneyim farklılığı yaratmaktadır.

AnneanneBakım verenlerEmek+5
Serap Çiğdem Şahin
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cahide Birgül romanlarında toplumsal cinsiyet ve cinsellik

Bu tez, lezbiyen feminist edebiyat eserlerindeki kadınlar arası aşkın temsillerini ve bir kurum olarak zorunlu heteroseksüelliğin karakterlerde yarattığı içsel çatışmayı, lezbiyen feminizmi, Fransız feminizminde dil ve lezbiyen edebiyat eleştirisi bağlamında incelemektedir. Bunun için öncelikle, zorunlu heteroseksizm, lezbiyen görünmezliği, kadınlar arası ilişkilerde cinsiyet rolleri ele alınmıştır. Ardından Fransız feminizminde dil hususu, patriarkanın bastırdığı kadın dili çerçevesinde irdelenmiş, kadının özne konumundan konuşabilmesinin önemine değinilmiştir. Lezbiyen feminist edebiyat eleştirisinde ise, bir yapıtın söz konusu edebiyata dâhil olabilmesi adına barındırması gereken noktalara dikkat çekilmiştir. Ataerkinin kadın yazını üzerindeki etkisi de, lezbiyen feminist edebiyat eleştirisi ışığında tartışılmış ve eril kanon tarafından çarpıtılan lezbiyen imgeleri analiz edilmeye çalışılmıştır. Patriarkal düzenin ikiyüzlü ahlakını ve patolojisini, geleneksel edebiyat klişelerine düşmeden aktaran özgün üslubu nedeniyle, Cahide Birgül'ün Gölgeler Çekildiğinde (1998) ve Eflatun Koza (2009) romanlarındaki karakterler, yukarıda sözü edilen teoriler doğrultusunda inceleme konusu yapılmıştır. Bu bağlamda sözü edilen yapıtlarda lezbiyen karakterlerin temsili, karakterlerin kullandıkları dil, onların mekân ve nesnelerle olan ilişkileri ve 'histerik kadın' imgesini yaratan esas unsur olarak heteronormativitenin patolojisi analiz edilmeye çalışılmıştır. Böylelikle içselleştirilmiş homofobi, zorunlu heteroseksüellik, lezbiyen görünmezliği, toplumsal cinsiyet gibi hususlar, romanlarla örtüşen pasajlar doğrultusunda tartışılmıştır. Bu çalışmada, kadın yazınının eril kanon tarafından nasıl göz ardı edildiği üzerinde durularak, Cahide Birgül'ün seçilmiş romanlarının, lezbiyen feminist edebiyata yaptığı katkıyı vurgulamak hedeflenmektedir. Anahtar kelimeler : Lezbiyen, edebiyat, feminizm, heteronormativite, patriarka, homofobi, toplumsal cinsiyet.

Birgül, CahideCinsellikFeminist Edebi Kuram+5
Şebnem Hanım Karakuş
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet bağlamında aile ve iktidar: Yorgos Lanthimos'un Köpek Dişi, Istakoz ve Kutsal Geyiğin Ölümü filmleri üzerine inceleme

Bu çalışma, Yorgos Lanthimos'un Köpek Dişi, Istakoz, Kutsal Geyiğin Ölümü filmlerini toplumsal cinsiyet, aile ve iktidar bağlamları açısından incelemektedir. Foucault'a göre; 'özneleşme' süreci, iktidarın yaptığı tanımlamalar ve bireyin bu tanımlamaları içselleştirmesi sonucu gelişen zihinsel bir süreçtir. Bu çalışma, iktidar tarafından söylem yoluyla kurulan 'özne'ye ilişkin oluşturulan kimliğin istikrarsızlaştırılması ve ataerkil iktidar tarafından kutsallaştırılan aile kurumunun ideolojik işlevi ile toplumsal cinsiyetin inşasındaki rolünü başka 'özneleşme' imkânlarına katkı sunmak üzere tartışmayı amaçlamaktadır. Sinema filminin söylem oluşturmadaki gücü nedeniyle seçilen filmler incelenirken 'toplumsal cinsiyet', 'performativite', 'dualizm', 'ikili karşıtlıklar', 'cinsellik tertibatı', 'aile tertibatı', 'biyo-iktidar', 'mikro iktidar', 'erkeklik', 'erkeklik krizi', 'oedipal aile', 'aile ideolojisi', 'abjeksiyon', 'narsizm', 'ayna evresi', 'simgesel' ve 'imgesel' kavramları kullanılmıştır. Bu bağlamda nitel film çözümlemesi yöntemi kullanılmış ve göstergebilimsel, psikanalitik ve feminist eleştiriden yararlanılmıştır. Bu incelemeye göre; Köpek Dişi, Istakoz, Kutsal Geyiğin Ölümü filmleri, normatif düzene yönelik eleştiri barındırırken toplumsal cinsiyetin performatif yapısını ortaya çıkarmaktadır. Biyo-politik iktidarın 'özne'nin kimliğine ilişkin oluşturduğu söylemleri açığa çıkaran Lanthimos'un filmleri; iktidarın bedeni üreme odaklı kurduğu, denetlediği ve bu amaçla oedipal çekirdek ailenin sevgi söylemi aracılığıyla kutsallaştırıldığını göstermektedir. İktidar, rıza üreterek baskıcı yapısını gizlemeye çalışırken, kapitalizm aile kurumunu şekilsel olarak değiştirse de aile, 'oedipal' niteliğini korumaktadır. Kutsallaştırılan aile kurumunun enseste yakın yapısı ve oedipal ailede işleyen miko-iktidar ilişkiler aracılığıyla çocuğun cinsel kimliğine ilişkin tabu ve yasalar ile heteronormatif cinsiyet düzenin devamının sağlandığı görülmektedir. Anahtar kelimeler: toplumsal cinsiyet, cinsiyet, performativite, iktidar, biyo-iktidar, mikro-iktidar, aile ideolojisi, Yorgos Lanthimos, Köpek Dişi, Istakoz, Kutsal Geyiğin Ölümü.

AileAile içi ilişkilerBiyoiktidar+4
Safiye Sıvar
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli mülteci kadınların sosyal aktivitelere katılımı: İzmir örneği

2010 yılında Suriye İç Savaşı'nın başlamasıyla beraber Türkiye'ye milyonları bulan bir Suriyeli göçü meydana gelmiştir ve bu rakamın büyük bir kısmını kadın göçmenler oluşturmaktadır. Savaş gibi insan hafızasını ve hatıralarını derinden etkileyecek; yaşamları üzerinde çok derin izler oluşmasına neden olacak zorunlu bir göç bağlamında değişkenler ve sonuçlar farklı olsa da, bu süreçte çeşitli sebeplerle kadınların erkeklerden daha çok etkilendikleri bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, İzmir'de yaşayan Suriyeli kadınların zorunlu göç sonrasında sosyal aktivitelere katılım düzeylerini ve Suriye ile Türkiye arasında farklılıkların olup olmadığını topluma uyum, dil becerileri ve toplumsal cinsiyet bağlamında değerlendirmektir. Sosyal yaşam ve sosyal bilimler ataerkil bir sistemde devam ettiği için erkekler ve onların deneyimleri esas alınmakta ve kadınların deneyimleri ve hatta bazen varlıkları dahi görünmez olabilmektedir. Kadınlara dair yapılan çalışmalar da genel itibariyle sağlık ve sosyoekonomik boyutla sınırlı kalmaktadır. Bu çalışma spesifik olması nedeniyle önemli ve gereklidir. Bu araştırma, görüşme yöntemi içeren fenomonolojik desenli niteliksel bir çalışmadır. Bu çalışmanın örneklemini Suriye'deki savaş sonrası İzmir'e göç etmiş, farklı semtlerde yaşayan 15-45 yaşları arasındaki kadınlar oluşturmaktadır. Örneklem seçilirken farklılıkları, çeşitlilikleri çalışmaya dahil etmek için amaçlı örnekleme türlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılmış, 26 kadın ile görüşme yapılmıştır. Gerekli durumlarda tercüman kullanılmıştır. Yapılan bireysel görüşmeler yarı yapılandırılmış ve açık uçlu sorulardan oluşmaktadır. Görüşme yapılırken Suriyeli nüfusun yoğun olduğu Basmane, Eşrefpaşa ve Kadifekale gibi semtlerde oturanlar öncelikli olmuştur. Bulgulardan elde edilen veriler Suriyeli kadınların katıldıkları aktiviteler, engelleyici unsurlar, destekleyici unsurlar, katılmak istedikleri aktiviteler olmak üzere dört tema altında değerlendirilmiştir. Engelleyici ve destekleyici unsurlar kendi içinde alt kategorilere ayrılmıştır. Sosyal aktivitelere katılımda göçle beraber değişen kadın rollerinin yanı sıra, sosyo-ekonomik durum, eğitim seviyesi, zaman, çocuk sahibi olmak gibi faktörlerin öncü rolü olduğu tespit edilmiştir. Suriye ve Türkiye arasında sosyal aktivitelere katılım oranları değişkenlik göstermiştir. Türkçe dil becerileri ve İzmir'deki ikamet süreleri çevreye adaptasyonu etkilediğinden sosyal aktivitelere katılımda da oldukça belirleyici olmuştur. Anahtar Kelimeler: Suriyeli kadınlar, mülteci, İzmir, sosyal aktivite

Cinsel ve toplumsal cinsiyet azınlıklarıFiziksel aktiviteGöçmenler+6
Figen Tarakçıoğlu
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sinemasında göç temalı filmler ve kadın olgusu

Tarihsel süreç göz önünde bulundurulduğunda göç olgusunun bireyden bireye ve dahi toplumdan topluma farklı anlamlar çağrıştırdığı gerçeği görülür. Bu durum, göç olgusunu içinde barındırdığı çeşitlilikle, karmaşık bir yapıya dönüştürerek uluslararası bir sorun haline getirmiştir ki böylece, dünyada birçok ülke göç hareketlerinden eş zamanlı ve gözle görülür bir şekilde etkilenir olmuştur. Göç eden kişilerin sosyal ve fiziki çevrelerinde meydana gelen değişmeler şüphesiz ki beraberinde yeni adaptasyon sorunlarını da getirmektedir. Zaman ve mekân değişiminin zorunlu kıldığı "biraradalık" önceleri bir "filtration" tesiri yaratsa da bir müddet sonra göç eden kişileri var olma adına yaşayacağı topluluğa yeniden uyum süreciyle birleştirmektedir. Bu süreç pek tabi birçok sorunun da habercisi sayılmaktadır. Öyle ki insanların hali hazırda konakladıkları yerden bir başka yere gitmeleri durumu, sosyolojik ve psikolojik nedenleriyle derin travma süreçlerini mümkün kılmaktadır. Bu travma, olumsuz ortamı sonrasında yeni değişimleri de beraberinde getirip insanın benliğini bulmasını sağlayabilir. Şüphesiz ataerkil normların etkisi altında yetişmiş birey ve bu normların çevrelediği toplum yapısı içinde kadın olmak farklı anlamlar çağrıştırmaktadır. Dolayısıyla kadının yaşadığı çetrefilli göç süreci ve sonrasında yaşayacağı durumlar da göçün niteliğine göre farklılık arz etmektedir. Çalışmamızın da tam bu noktada şekillendiğini söyleyebiliriz. Çalışma kavramsal boyut itibariyle göç olgusunun sebebi üzerine konuşlandırılmıştır. Ardından göçün nedenlerini, geçmişten bugüne Türkiye'nin göç hareketliliğini ve kadının toplumdaki yeri, bağlam bütünselliğinde anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Bu yapılırken özellikle toplumsal konjonktürden beslenebilen sinema, dönemsel zihniyetin barındırdığı kökleri görebilmek adına yansıtıcı bir unsur olmuştur. Sinema, kadın ve göç ekseninde seyreden çalışmamız özellikle anlatısal ve görsel olarak kadın algısını irdeleyen film analizleriyle şekillenmiştir. Görülen o ki, kimileri için yeni bir hayatın habercisi olan göç, kimileri için ise zulmün ve acının ta kendisiydi…

GöçlerKadınlarKentleşme+3
Sırrı Cem
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Masalın yeni dili: Pınar Selek"in seçilmiş üç masalı

Bu tez çalışmasında Pınar Selek'in Su Damlası, Siyah Pelerinli Kız ve Yeşil Kız adlı 'feminist yazın' örneği olan üç masalı inceleme konusu olarak seçilmiştir. Toplumsal cinsiyet rolleri daha ilk çocukluk yıllarında ailede edinilmeye başlanıyor ve çocuğun toplumsallaşmasının başlamasıyla cinsiyet rol kalıpları içselleştiriliyor. Bu rollerin çocuk tarafından içselleştirilmesinde çocuğa anlatılan klasik masalların işlevi daha önce birçok teze, kitaba ve makaleye konu olmuştur. Bu nedenle biz tezimizde yeniden klasik masallardaki cinsiyet rolleri sunumu, kadının konumu gibi konuların üzerinde durmak istemedik. Onun yerine 'yeni masal' olarak adlandırılan ve 'feminist yazın' örneği olan cinsiyet rollerini yerinden eden, ataerkil ideolojinin erkek karşısında ikincil konumlandırdığı sessiz, pasif ve kurtarılmaya muhtaç kadınlarının kendi seslerini bulduğu, kararlarında aktif konumda olan ve hikâyelerinin başkahramanı olan kadınların yer aldığı, kadınların özgür bir özne olma yolunda ilerledikleri masallar üzerinde çalışmayı önemli bulduk.

Cinsel kimlikCinsiyet rolleriEdebi eleştiri+4
Melike Kaygan
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Spinoza'da feminist politikanın imkanına dair bir soruşturma

Bu tezin amacı, Spinoza felsefesinin feminist politika açısından bir imkân taşıyıp taşımadığını sorgulamaktır. Bunun için ilk olarak Spinoza felsefesinin ana izlekleri verilmiş, ikinci kısımda ise feminist teorinin temel tartışma konuları özetlenmeye çalışılmıştır. İkinci kısımdaki feminist teoriye dair başlıca konular, modernizm-postmodernizm ayrımı üzerinden aktarılmıştır. Son kısımda ise Spinoza felsefesinin hangi yönlerden feminist politikaya dayanak oluşturabileceği anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu amaçla Avustralya feminist felsefeciler Moira Gatens ve Genevieve Lloyd'un metinleri başta olmak üzere diğer Spinozacı feminist felsefecilerin görüşlerine yer verilmiştir.

FelsefeFeminizmModernizm+2
Fırat Gül
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Leylâ Erbil ve Pınar Kür'ün eserlerinde ataerkinin ifşası: Feminist psikanalitik bir okuma

Bu tez çalışmasında Julia Kristeva'nın abject teorisi temel alınarak ataerkil düzende eril tahakküme itiraz eden kadınların toplumun çeperlerine itilmelerinin, Kristeva'nın deyişiyle "sürgüne gönderilmeleri"nin, ataerkil düzeni tüm yönleri ve kurumlarıyla ifşa eden Leylâ Erbil ve Pınar Kür'ün yapıtları üzerinden ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Tezin teorik kısmında Kristeva'nın görüşleri ortaya konduktan sonra metin incelemelerinin yer aldığı bölümlerde ataerkil düzenin öznesi olan erkeklerin abject olarak dışladıkları kadınlardan duydukları korkuyla beraber baskı uyguladıkları kadınların üzerindeki egemenliklerini her an yitirebilecek olmanın yarattığı tedirginlik psikanalitik açıdan incelenecektir. Söz konusu korku ve tedirginliğin erkek öznelerin kadın bedeni ve cinselliğine yaklaşımlarını nasıl etkilediği, toplumun farklı kesimlerinde kadınların hangi mekanizmalar kullanılarak sınır dışına doğru itildiği, mekânların dışlama pratiklerine koşut biçimde cinsiyetlendirilerek düzenlenişi açığa çıkarılacaktır.

AtaerkilErbil, LeylaFeminizm+5
Baran Barış
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kadınlara yönelik genç-yaş ayrımcılığına dair bir saha araştırması

Yaş ayrımcılığı tanınmış ve epeyce tanımlanmış bir mesele olmakla birlikte ekseriyetle yaşlılık çalışmaları kapsamında ele alınmaktadır. Bu tez ise, yaş ayrımcılığını, genç yaş bağlamında ve kadınlar açısından konu edinmekte, türettiğim "genç-yaş ayrımcılığı" terimiyle yeni bir kavram ortaya koymaktadır. Yaşlanma ithamının sadece yaşlı olana değil, gençlere yöneltilmesinin de yaygın olduğu hipotezini temel alır. Yaş hassasiyetinin her daim karşımıza çıkışı, bu olgunun yaşlanmanın ötesine geçtiğini ve köklerinin daha derin meselelere indiğini göstermekte, maruz kaldığımız ayrımcılığın boyutlarının büyüklüğüne işaret etmektedir. İkinci olarak, herkesi ilgilendiren bir sorun olmasının yanında, kadınları daha doğrudan etkilediği düşüncesiyle, özellikle kadınlara yönelik genç-yaş ayrımcılığı tartışılmıştır. Buradan hareketle, ezilmenin kadınları en çok etkileyeceğinin düşünüldüğü "Mahrem ilişkiler", "Üreme", "Biyolojik Süreçler", "Okul-İş" ve "Kimlik" alanlarında "30-54 yaşları arasında genç bir gurup kadının, ayrıştırdığım türdeki ayrımcılığı nasıl deneyimlediği" sorusu araştırılmıştır. Feminist paradigmaya yaslanan bu çalışma, meseleyi, genç-yaş ayrımcılığı ile patriyarka, toplumsal cinsiyet pratikleri ve iktidar ilişkileri arasındaki bağlantıları açığa çıkararak tartışma amacındadır. İçinde ayrımcılık geçen ve nüfusa yöneltilmiş bu fenomen, cinsiyet eşitsizliği, güç ilişkileri ve sosyal inşa bağlamlarından ayrı düşünülemez; bu sebeple çözümleme kısmında, biyoiktidar, yönetimsellik, sosyal inşa, simgesel sermaye, damga, çağırma ve kesişimsellik kuramlarından faydalanılmıştır. Tezin girişinde, araştırmanın kapsamını ve yöntemini çizdikten sonra, ikinci sırada ayrımcılığı toplumsal cinsiyet ile diğer kuramlar ekseninde tartışıyorum. Üçüncü bölümde derinlemesine görüşmelere yer veriyor, genç-yaş ayrımcılığı kavramsallaştırmasına ve diğer temalara hangi yollardan vardığımı serimliyorum. Bu verilere göre dördüncü bölümde, bahsedilen teorik kavramların ve veriden çıkan temaların ayrımcılıkta nasıl rol alıp araçsallaştığına işaret ediyor, böylece "genç-yaş ayrımcılığı" ismini verdiğim bu yeni kavramsallaştırmanın ana hatlarını ortaya koyuyorum. Sonuç bölümünde ise bu kavram ve stratejilerin genel bir değerlendirmesini yapıp bireyin mutlu olma hakkını özel yaşamına getirilen özgürlük kısıtlamaları bakımından ele alıp söz konusu tahakkümün nasıl kırılacağına ve ezilenlerin özgürleştirileceğine dair queer ve özen etiği gibi feminist teori ilkelerince çözümler öneriyorum. Anahtar Kelimeler: genç-yaş ayrımcılığı, mahrem ilişkilerde yaş, üremede yaş, okul ve iş alanında yaş, biyoiktidar, yönetimsellik, simgesel sermaye.

Nihan Kılıç
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kadının aydınlatılmış onamı bağlamında sezaryen uygulamaları: Biyoetik bir değerlendirme

Tez çalışması, Türkiye'de sezaryen uygulamaları öncesi aydınlatılmış onamın usulüne uygun olarak alınması konusunda sıkıntıların mevcut olduğu varsayımına dayanılarak planlanmıştır. Bu tez çalışmasında hem biyoetik disiplininin hem de feminist çalışmaların yöntem bilgisi çerçevesinde kadınların doğum şekli tercihlerinde özerk olup olmadıkları konusunda bilgi üretmek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda biyoetik, biyopolitika, biyoiktidar, tıbbileşme kavramları açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda tez kapsamında aydınlatılmış onamın sezaryen doğum öncesinde uygulanma yöntemine dair karşı karşıya kalınan etik sorunlar belirlenmiş ve çözümüne ilişkin öneriler sunulmuştur. Araştırmanın genel amacı, Türkiye'de sezaryen uygulamalarında biyoetik bağlamında aydınlatılmış onam kavramının değerlendirilmesidir. Bu çalışmada bilgilendirmenin kapsamı, bilgilendirmenin doğum süreci üzerindeki etkisi, aydınlatılmış onamın temel bileşenlerinin sezaryen uygulamaları öncesi yapılan bilgilendirme çerçevesinde içerilip içerilmediğini saptamak hedeflenmiştir. Araştırma amacına ulaşabilmek için niteliksel alan araştırması yürütülmüş, katılımcıların sezaryen doğumu tercih nedenleri, sezaryen konusundaki düşünceleri, karar mekanizması ve sezaryen doğumda aydınlatılmış onam uygulaması konularına ilişkin değersel söylemleri, hazırlanan soru formu üzerinden derinlemesine görüşmeler yapılarak elde edilmiştir. Belirlenmiş her kategorinin altında birbirini destekleyen sorular hazırlanmıştır. Derinlemesine görüşmelerden elde edilen veriler, tematik analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Görüşmelerde öne çıkan değersel söylemler, bağlam, ana tema ve alt temalara ayrılmıştır. Niteliksel araştırmanın saha çalışması tamamlandığında sezaryen öncesi aydınlatılmış onamın uygulanma usulüne yönelik önemli bilgiler elde edilmiştir.

Aydınlatılmış onamBiyoetikBiyoiktidar+4
Oya Özsavaş
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

YouTube içerik üreticilerinin erkeklik söylemi tartışmalarına dair bir çözümleme: Erkek kanalı örneği

"Youtube İçerik Üreticilerinin Erkeklik Söylemi Tartışmalarına Dair Bir Çözümleme: Erkek Kanalı Örneği" başlıklı bu çalışma, erkeklik gibi kamusal alanda çok konuşulmayan fakat sürekli ispat edilmesi gerektiği vurgulanan bir olgunun zorluklarını Youtube platformu üzerinden tartışan erkeklerin, hangi temaları öne çıkararak ve ne tür söylemler üreterek bunu yaptığını tespit ederek, bu söylemlerin ataerkil ideolojinin kodlarını içerip içermediğini ele alıp incelemektedir. Kendilerini "Erkek Kanalı" olarak isimlendiren topluluğunun erkek olmanın zorluklarını tartışırken aynı zamanda söylemsel olarak hegemonik erkeklik dışında farklı tür bir erkeklik inşa edip etmediklerine Ruth Wodak'ın söylem tarihsel eleştirel analiz yaklaşımı ile bakılmaktadır. Yapılan analiz sonucunda, ataerkilliğin sadece kadınlara değil, erkeklere de zarar verdiğini öne süren, erkek kurtuluşçu bir yaklaşım sergilediği ve hegemonik erkekliğin tüm gerekliliklerini yerine getirmek istememeleri ancak erkek olmanın ayrıcalığından pay almaya devam etmeleri bakımından da hegemonik erkekliğin bir alt kategorisi olan suç ortağı(işbirlikçi) erkekliği inşa eden ağırlıkta söylemlerin üretildiği görülmüştür.

AtaerkilErkeklikSöylem+2
Gülşen Eken
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Yunan'da kadın

Antik Yunan döneminde Atina'da yaşayan kadınların sosyal ve siyasi hayatı incelenmiştir. Kadınlar yaşadıkları dönemde ve ortamda tanrıça, ev kadını, anne, köle, cariye, fahişe ve hetaira olarak sınıflandırılmışlardır. Ev kadınları için yaşadıkları ortam olan hane, aynı zamanda onların üretim alanlarıdır. Onlar evde kumaş dokurlar ve evde yaşayan halka kumaşlarla kıyafet dikerlerdi. Evli kadının çeyizinin yalnızca kullanım hakkı evlendiği erkektedir. Böylece evlenmiş olan kadının ve doğacak çocuklarının gelecekteki hakları korunmuş olmaktadır. Küçük kızlar okuma yazmayı annelerinden öğrenmektedirler. Genç bir kadın olduklarında da kiminle evleneceklerini anne ve babaları belirlemektedir. Erkek çocukları ise yedi yaşına kadar evde kız kardeşiyle birlikte annesinden öğrenmekte, yedi yaşından sonra ise okullarda eğitim görmektedirler. Kadınların seçme ve seçilme hakları yoktur, bu hakta erkeklere aittir. Destanlar bölümünde görüldüğü üzere yalnızca kadın tanrıçalar istedikleri gibi yaşayabilmekte ve mükemmeldirler. Kötü davransalar bile bu onları kötü yapmamaktadır. Şiirde ve tiyatrolarda, ozanlar eserlerinde eski kaynaklardan ilham aldıkları için, tanrıçalar görülmektedir. Felsefe alanında, Platon ilk eserlerinde kadınları erkeklerden aşağı bir şekilde konumlandırmıştır. Daha sonraki eserlerinde ise ideal devleti oluşturmak için kadın ve erkeğin eşit koşullarda çalışması gerektiğini belirtmiştir. Aristoteles ise kadının ahlakının nasıl olması gerektiğine değinmiştir. Son başlık olan kadın filozoflar başlığında ise kadınların ya bir filozofun eşi ya kızı olması durumunda ya da hetaira olması durumunda okuyup kendilerini geliştirebildikleri anlaşılmıştır. Filozofların ortaya çıkması ile birlikte eril-egemen söz kullanımı ortaya çıkmaya başlamıştır. Evli kadınların ölçülü olarak belirlenmiş bir yaşama mahkum kılınmaları, kadınların siyasi haklarının olmayışı ve şölenlerde yalnızca erkeklerin bulunması ataerkil toplum örnekleridir.

Antik YunanDestanlarFelsefe+6
Fulya Karabacak
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Annelik mitlerinde kadın kahramanın yolculuğu

Bu çalışma, anaerkil dönemden ataerkil döneme geçişle birlikte dönüşen klasik mitolojinin annelik mitlerinde Gaia – Rhea, Demeter - Persephone, Metis - Athena, Aphrodite - Eros - Psykhe, Klytemnestra - Elektra - Orestes, Medeia ve Atalanta karakterlerini Carl Gustav Jung'un kolektif bilinçdışının malzemeleri olarak nitelendirdiği arketip kavramı açısından değerlendirmeyi ve ele alınan mitlerde dişil figürlerin annelik temsillerini inceleyerek, Maureen Murdock'un kadın kahramanın yolculuğu şeması kapsamında ana karakterlerin bütünlük arayışını ve dönüşümlerini analiz etmeyi amaçlamıştır. Çalışmamızda, anaerkil toplumların izleri, kadın ve doğa arasındaki kutsal bağ ve bu bağın zamanla ataerkil sistem tarafından bastırılma biçimi ele alınmıştır. Anaerkil düzende kutsal ve yaratıcı bir figür olan kadın, yerleşik yaşam ve mülkiyet kavramlarının gelişimiyle birlikte ikincil konuma itilmiş, biyolojik işlevleri bahane edilerek sınırlandırılmış ve eril zihnin tahakkümüne maruz bırakılmıştır. Bu anlamda mitolojik kadın figürlerinin bu dönüşüm süreci, yalnızca toplumsal değil bireyin ruhsal katmanlarında da incelenmiştir. Seçtiğimiz mitsel anne figürleri Jung'un anne arketipi kavramı doğrultusunda hem besleyici hem de yıkıcı yönleriyle incelenirken, bu figürlerin yolculukları da Murdock'un kadın kahramanın içsel dönüşümünü merkeze koyan modeline göre kadın kimliğinin parçalanma, yabancılaşma, içe dönüş ve bütünleşme süreçleri temsil biçimleriyle ele alınmıştır. Çalışmamız, her bir karakterin anlatısında kadın kahramanın eril sistemle çatışmasını, içsel karanlıkla yüzleşmesini ve hem dişil hem eril yönleriyle barışarak bütünleşmesini irdelemektedir. Anahtar Kelimeler: Anaerkil Düzen, Arketip, Klasik Mitoloji, Kadın Kahramanın Yolculuğu, Kahramanın Yolculuğu

Ayşe Gül Göğebakan Karataşlıoğlu
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet bağlamında fıtrat kavramının incelenmesi

Kavramların içeriği ve işaret ettiği anlam doğduğu coğrafyanın kültürü ve inancıyla doğrudan orantılıdır. İslam düşüncesi üzerinde özellikle Kur'an'ı Kerim'in kullandığı kavramlar etkili olmuştur. Bu tez çalışması fıtrat kavramı üzerinden normalleştirilen cinsiyet rollerinin ve kalıplarının incelenmesini konu edinmiştir. Bu bağlamda toplumsal cinsiyetin dini bir kavram ekseninde nasıl şekillendiği tartışılmıştır. Çalışmamız da fıtrat kavramını anlayabilmek için tefsir, hadis ve kelam alanında yazılmış klasik kitaplar ve güncel araştırmalar dikkatli bir şekilde taranmak suretiyle ortak veya farklı yaklaşımlar tespit edilmiş ve tartışılmıştır. Teorik okuma düzleminde kavramın ele alınışı için linguistik çözümleme ve semantik tahlil metotlarından yararlanılıp; kavramın tahlillerinde ilk dönem Arap dilbilimcilerin kitapları kullanılmıştır. Bu tez çalışmasının amacı fıtrat kavramını toplumsal cinsiyet bağlamında eleştirel olarak inceleyen herhangi bir çalışma olmadığı için bu alandaki boşluğun doldurulmasına bir katkı sağlamaktır. Fıtrat kavramına yüklenen anlamların ve fıtrat kavramı üzerinden kadın ve erkeğe biçilen rollerin ve kalıpların analizi yoluyla bu eksendeki sorunların daha iyi değerlendirilmesine katkı sağlaması da amaçlanmıştır.

AtaerkilCinsiyet rolleriFıtrat+3
Ayşe Nur Turgut
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ataerkillik ve evlilik: Mut'ah örneği

Bu çalışmada toplumun temeli olan aile ve evlilik kavramları bağlamında Mut'a (geçici evlilik) incelenmiştir. Evlilik türleri ataerkillik detaylı olarak ele alınmıştır. Geçici evlilik olan Mut'anın toplumsal etkileri ve bu evliliğe İslam'ın bakış açısı araştırılmış kuramsal değerlendirmelere yer verilmiştir. Araştırmada literatüre dayalı doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Yayınlanmış kitap, makale ve araştırma sonuçları değerlendirilmiş ve bir sonuç çıkarılmaya çalışılmıştır. Araştırma sonunda kadının tarihsel süreçte ataerki geleneğin tesiri altında kaldığı erkek egemen bir düzende cinsiyet rolüne bağlı değerlendirildiği ailede en önemli rolü olan annelik rolü ile öne çıktığı fakat cinsel kimliği nedeniyle de toplumsal rol biçildiği belirlenmiştir. Evlilik açısından ataerkil yapıya bakıldığında evliliğin kader birlikteliği ve yaşam paylaşımı olması özelliğinden çok kadının erkeğe hizmet eden rolü ile erkeğin çocuklarının annesi rolü öncülük etmektedir. Bu yönüyle Mut'a nikahının ataerkil bir yapıya hizmet ettiği düşünülebilir. Erkeğin cinsel tatmine yönelik kurulan bir mekanizma olarak değerlendirilebilir. Mut'anın şartları arasından olan sözleşmelerde cinselliğe ilişkin maddelerin bulunması bunu desteklemektedir. Sonuç olarak Mut'anın ataerkil toplumdaki evlilik düzenin bir yasıması olduğu söylenebilir. Çünkü ataerkil toplumlar, cinsiyetçi ayrımı destekler. Mut'a da geçici özellikte olması hakimiyetin erkekte olması parayı verenin erkek bedenini sunanın kadın olması gibi özellikleri nedeniyle sevgiden uzak erkek hakimiyetine dayalı bir yapıdır. Bu sistemin uygulandığı toplumsal yapılarda ataerkilliği destekleyen yapılardır. Bunlar toplumsal ve politik organizasyonların biyolojik ve toplumsal cinsiyet etrafında oluşturmaktadır. Başlıca problemin toplumsal cinsiyet algısından dolayı kadınlara dayatılan görevler olduğu söylenebilir.

AtaerkilEvlilikEvlilik akdi+1
Mehmet Salih Kıvrak
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Adalet Partisi'nin kadın milletvekilleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki faaliyetleri (1961-1980)

Kadınların hak mücadelesinin en önemli mihenk taşlarından olan siyasal hakların kazanılması Türkiye'de dünyanın birçok ülkesinden önce gerçekleşmiştir. Ülkemizde kadınların sosyal ve siyasal alanda hak ettikleri yere gelmeleri süreci Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar uzansa da asıl olarak Cumhuriyetin ilanı ile büyük bir hız kazanmış ve kadınlar siyasal haklarına kavuşmayı başarmıştır. Kadınlar, 1930'da Belediye Seçimlerinde, 1933'te Köy Muhtar Heyetlerinde ve nihayet 1934'te milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını elde etmişlerdir. 1935 yılında gerçekleşen seçimlerde 18 kadın milletvekili Meclise girmeyi başarmıştır. Bundan sonra siyasi olarak bir değişim içine giren Türkiye Cumhuriyeti çok partili yaşama geçmiştir. Türkiye siyasetinde önemli bir yere sahip olan Demokrat Parti (DP) dönemi boyunca kadınlar siyaseti yakından takip etmişler ancak Meclisteki sayıları sürekli bir düşüş göstermiştir. 27 Mayıs Askeri Müdahalesi sonrası siyasi faaliyetlere tekrar izin verilmesiyle kurulan ve DP'nin devamı olarak kabul gören Adalet Partisi (AP) yine bir askeri müdahale ile 12 Eylül 1980 Askeri Müdahalesi ile kapatılmıştır. Bu dönemde, AP adına Meclise giren yedi kadın milletvekili partileri ile birlikte çok önemli siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik olaylara şahitlik etmişlerdir. Meclis komisyonlarında görev alan, kanun tekliflerinde bulunan bu kadın vekillerin hemen hemen hepsi iyi derecede eğitim almış, birden çok yabancı dil bilen nitelikli kişilerdir. Kadın hakları ve kadın sorunları ile yakından ilgilenen bu vekiller her fırsatta söz alarak kendilerine haklarını teslim eden Atatürk'e şükranlarını sunmayı unutmamışlardır. ANAHTAR KELİMELER: Adalet Partisi, Seçim, Kadın Milletvekilleri, Kadın, Kadın Hakları.

Adalet PartisiKadın haklarıKadın milletvekilleri+6
Evrim Güngör
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Arketip kavramı ve toplumsal cinsiyet bağlamında Lars Von Trier sineması: Antichrist ve Melancholia

Sigmund Freud'un temellendirdiği psikanalize farklı bir bakış açısı kazandıran Carl Gustav Jung, kendi metotlarıyla geliştirdiği Analitik Psikolojide Persona, Gölge, Anima, Animus, anne, kadın (yaratan-yok eden) kahraman, Tanrı imgesi gibi arketipler aracılığıyla insan ruhunu anlamayı amaçlar. Bir sanatçının ruh dünyasının ürünleri olan sanat eserleri de bu arketipsel çerçevede, farklı eleştiri yöntemleriyle yeniden ele alınabilir. Bu çalışmada psikanalizin temelini oluşturan düşlerle büyük benzerlik gösteren sinema sanatının önemli isimlerinden Lars Von Trier'in "Antichrist" ve "Melancholia" filmleri Jung'un arketipleri ve toplumsal cinsiyet merkez alınarak eleştirilmiştir. Toplum içinde kadın temsillerini yeniden kuran ve gösteren Trier'in filmleri, arketipsel imge ve motifler ışığında kadının yaratan ve yok eden perspektifinden doğa ile kurduğu ilişkisine kadar disiplinlerarası bir şekilde analiz edilmiş ve toplumsal cinsiyetin stereotipleştirdiği cinsiyet rollerinin film perdesine nasıl yansıtıldığı incelenmiştir.

ArketipCinsiyet rolleriSinema+2
İrem Onur Akveran
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın yazarın eril anlatıcısı: Irıs Murdoch'ın Kesik Bir Baş adlı romanında eril anlatıcı sorunsalı

Ataerkil toplum yapısı, toplumsal yaşam içerisinde kadını ötekileştirerek eril otorite karşısında değersizleştirmiştir. Kadının eril otorite karşısındaki bu ikincil konumu, sadece toplumsal yaşamla sınırlı kalmamış, edebiyat dünyası içerisinde de olağan bir hale gelmiştir. Erkeğin gölgesinde kalan kadın, bir yandan yazar olma fırsatı bulamazken, diğer yandan da eril söylemin hakim olduğu metinlerde değersiz bir varlık olarak yansıtılmıştır. Feminist anlatıbilim, feminist teorilerden aldığı güçle, kadınların eril söylemi terk etmeleri gerektiğini ifade ederek, özgün kadın söylemi oluşturmaları için kadın yazarları desteklemiştir. Iris Murdoch, Kesik Bir Baş adlı eserinde yer alan sıra dışı tarzıyla, kendine özgü bir söylem oluşturmaya çalışmıştır. Cinsiyet kavramını alt üst etmek amacıyla, karakterlerini her iki cinsiyetin uç noktalarında gezdiren Murdoch, eril anlatıcısına da dişil özellikler yüklemeye çalışmıştır. Buna rağmen, eril anlatıcının bakış açısı, kadın karakterleri ötekileştirerek eserdeki kadın varlığının değersizleştirilmesine neden olmuştur. Romanın eril anlatıcısı, Murdoch'ı ataerkil söylemin tuzağına düşürerek, eserde kadın karakterlerin ataerkil normlara uygun bir şekilde yansıtılmasına neden olmuştur. Bu çalışmada, Murdoch'ın Kesik Bir Baş adlı eseri feminist bir yaklaşım çerçevesinde incelenecek, romandaki eril anlatıcının kadın karakterler üzerindeki ötekileştirici söylemi çözümlenerek, kadın yazar ile eril anlatıcısı arasındaki çatışmalar tespit edilecektir. Bu çalışmanın amacı, kadın yazarın eril anlatıcısının feminist düzlemde yaratmış olduğu anlatıcı sorunsalını ortaya çıkarmaktır.

AnlatıbilimEril bakışFeminizm+3
Betül Uslu Erdal
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Écrıture Fémınıne kavramı çerçevesinde Vırgınıa Woolf'un romanlarının incelenmesi

Bu çalışmada Virginia Woolf'un romanları écriture féminine bakış açışı ile değerlendirilmeye çalışılmıştır. Tezde Virginia Woolf'un 1915 ve 1937 yılları arasında yazmış olduğu eserler incelenmiştir. Bu kapsamda öncelikle écriture féminine kavramı detaylı bir şekilde açıklanmış ve sonra Virginia Woolf'un eserleri bu kavram çerçevesinde ele alınmıştır. Belirlenen kuramın metin merkezli bir yaklaşım olması sebebiyle Virginia Woolf'un kişisel hayatının romanlara yansımaları dikkate alınmazken genel olarak romanlarında kullanılan dil ve gösterenler üzerinde durulmuştur.

Mert Özen
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türk mitolojisindeki kadın karakterlerin ve dişil figürlerin arketipsel analizi

Türk kültürel belleğinin temel yapı taşlarını oluşturan mitlerin, sözlü dönemden yazılı döneme dek şekillenişinde dişil figürlerin önemli bir rolü vardır. Arketipler ise insanlığın örtük belleğinin haritalarıdır. Arketiplerin taşıyıcıları ise geçmişte ve günümüzde hem bireysel hem de toplumsal belleği ortaya çıkarma ve diri tutma işlevlerine sahip olan semboller ve figürlerdir. Dolayısıyla günümüzde edebiyat, sanat, politika ve benzeri disiplinler üzerinden yapılacak her türlü sosyokültürel ve sosyopsikolojik okumanın, arketiplerden ve mitlerden bağımsız olması mümkün değildir. Evrende var olmuş her sosyolojik yapının ilk döneminin anaerkil yapıda olduğu varsayımı üzerinden hareket edildiğinde, dişil figürlerin toplumsal belleğin kurucu unsurları olduğunu söylemek güç olmayacaktır. Özellikle de Türk kültüründe anaerkil etkinin, Batı kültürüyle kıyaslandığında daha uzun ömürlü olduğu söylenebilir. Kültürümüzün temeli olan mitolojimizde kurucu, derleyici ve toparlayıcı unsur olarak öne çıkan dişil figürlerin yeniden anlaşılması ve bu figürlerin günümüze dek uzanan canlı yansımalarının arketipsel analizle incelenmesi bu bağlamda Türk kültürel belleğinin dinamik gücünün görünür ve bilinir olmasına katkıda bulunacaktır.

Dilek Akıcı
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların yeni ifade alanı: Anne temalı sosyal medya hesapları üzerine bir inceleme

Kadınların Kendini İfade Etme Alanı: Anne Temalı Sosyal Medya Hesapları Üzerine Bir İnceleme adlı çalışmanın amacı; sosyal medya sitelerinde annelik rolü ile kadınların nasıl yer aldıklarını, anneliği nasıl yeniden anlamlandırdıklarını ve annelik üzerinden birbirleriyle nasıl bilgi alışverişi içerisinde bulunarak dayanışma ve duygusal destek sağladıklarını ortaya koymaktır. Araştırma; Ankara, İstanbul, İzmir ve Adana illerinde yaşayan 25 Instagram annesinin 01.01.2020- 31.01.2020 tarihleri arasındaki paylaşımlarının netnografi yöntemi ile analiz edildiği nitel bir çalışmadır. Araştırma sonucundaki bulgulara göre; kadınlar sosyal medyada ilgi görebildiklerini düşündükleri annelik rolü ile yer almışlardır. Hesaplarındaki paylaşımlar incelendiğinde; annelik, uzman bilgisine başvurulan, deneyimlerle öğrenilen bir süreç olarak gösterilmiştir. Deneyimlerini ve uzmanlardan öğrendikleri bilgileri paylaşarak birbirlerine destek sağlamışlardır. Ayrıca anneliğin kutsallığını anlatan ifadelerle hakim annelik söylemlerini sosyal medya aracılığıyla yeniden ürettikleri gözlemlenmiştir. Anahtar kelimeler: Instagram, Instagram Anneleri, Annelik, Toplumsal Cinsiyet, Dijital Kimlik

AnnelerAnnelikKadınlar+4
Aysen Yıldırım Atlı
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çalışan kadınların annelik ve iş hayatı deneyimleri: Gaziantep örneği

Erkeklerle kadınların toplum içindeki rolleri ve konumları biyolojik bir kaderin sonucu değil, toplumsal yaşamda yeniden üretilen ve eşitsizlikleri barındıran bir süreçtir. Geçmişten günümüze süregelen en temel konu, toplum içerisinde kadınların kendini kanıtlama çabasıdır. Bu durum kadınların eşitlikçi bir yaşam hakkına sahip olma isteklerinin bir uzantısıdır. Ataerkil toplumlarda çalışan kadınların temel sorumluluğunun ev ve ailesi olarak kabul edilmesi, kadınların iş ve aile hayatında ikilem yaşamalarına sebep olmaktadır. Bu ikilem çalışma hayatında anne olan kadınlarda daha büyük bir sorunsala dönüşebilmektedir. Bu çalışmada toplumun bir parçası olan kadının, çalışma hayatı ve aile yaşamı içindeki annelik deneyimi toplumsal cinsiyet kavramı bağlamında irdelenmiştir. Çalışma, günümüz koşullarında kadınların özel ve kamusal alanda anne olmayı deneyimlerken karşılaştıkları sorunlarla ne ölçüde baş edebildiklerini ve bu konuda ne tür stratejiler geliştirdiklerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında Gaziantep'te yaşayan farklı mesleklerden orta sınıf 20 anne ile yarı yapılandırılmış sorular eşliğinde derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Araştırma kadınların anne olmadan önceki ve annelik deneyimi yaşadıktan sonraki özel - kamusal alan düzeninde bir takım değişikliklerin yaşandığını göstermektedir.

AnnelikGaziantepOrta sınıf+3
Esengül Özdemir
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de cinsel tacize karşı mücadelede "Mor iğne Kampanyası"

Bu çalışma, Türkiye'de cinsel tacize karşı feminist kadınlar tarafından 2 Kasım 1989 tarihinde başlatılan Mor İğne Kampanyası'nı incelemektedir. Birinci bölümde, araştırmanın kapsamı ve çerçevesi doğrultusunda kadın hareketi için büyük önem arz eden Fransız Devrimi ve dönemin alt yapısının temel dinamikleri hakkında bilgilere yer verilmiş, devrim öncesi kadın durumu ve haklar elde etmek için verdikleri mücadele anlatılmıştır. Amerika ve İngiltere özelinde de kadın hakları için verilen mücadele incelenmiştir. İkinci bölümde, kadın hareketlerinin zirvede olduğu 1980 Türkiye'sinde cinsel taciz, kadına şiddet ve tecavüze karşı kampanyalar anlatılmıştır. O yıllardaki politik ortamın, askeri darbenin kadın hareketine etkisi irdelenmiştir. Feminist yayınların oluşumu ve gelişiminin kadın hareketine etkisine değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde 1990'lı yıllarda Türkiye'de kadın hareketinin geldiği nokta, 1980'lerdeki hareketliliğin 1990'lara yansıması, ortaya çıkan kazanımlar ve kurumsallaşma açısından atılan adımlar ele alınmıştır. Dördüncü bölümde 1980 ve 1990'larda yasal reformlar için yapılan kampanyalara yer verilmiş, Dünya ve Türkiye özelinde kadınların verdikleri mücadele anlatılmıştır. Beşinci bölümde ise çalışmanın ana konusunu oluşturan Mor İğne Kampanyası tüm yönleriyle incelenmiştir. Kampanya fikrinin ortaya çıkışı, kampanya için seçilen mekânlar, uygulanış biçimi, kamuoyu çalışmaları ve basın yansımaları etraflıca irdelenmiştir.

Cinsel tacizFeminizmKadın hareketleri+6
Nihan Kaynak
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gaziantep'te beyaz yakalıların mobbing deneyimleri

Mobbing, çalışma hayatında bireylerin sıkça karşılaştıkları bir durumdur. Gaziantep'te beyaz yakalıların mobbing deneyimlerinin irdelendiği bu tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Çalışma kapsamında, farklı mesleklere sahip olan on beş kadın ve yedi erkek ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Çalışma genelinde, mobbing deneyimi toplumsal cinsiyet perspektifiyle ilişkilendirilerek tartışılmıştır. Bu bağlamda beyaz yakalıların çalışma hayatındaki değişimlerine bağlı olarak konumları ele alınmıştır. Çalışma hayatındaki ast- üst ilişkilerinin keskinleşmesi, güvencesiz iş ilişkileri, aynı statüde çalışan bireylerin yükselme kaygısı, stresli, gergin ortam ve çalışma yaşamında toplumsal cinsiyet rollerinin etkisi mobbing deneyimini şekillendirmektedir. Bu çerçevede tezde mobbingin nedenleri, etkileri ve sonuçları çok yönlü olarak tartışılmaktadır. Anahtar Kelimeler:Mobbing, Cinsiyet, Beyaz Yakalılar, İş Hayatı, Gaziantep

Beyaz yakalıCinsiyet rolleriGaziantep+5
Elif Simge Sınmaz
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Geride kalan kadının gözünden göç deneyimi: Halfeti örneği

Bu çalışma, yurtdışına göç eden erkeklerin geri bıraktıkları kadınların günlük deneyimleri üzerine yoğunlaşmıştır. Kadınların göç sürecini nasıl deneyimlediğine, karşılaştıkları zorluklara, göç deneyimine bağlı olarak değişen kadınlık ve erkeklik algılarına, toplumsal cinsiyete bağlı aile içi iş bölümüne bakışlarına dair hazırlanan görüşme formu doğrultusunda sorular sorulmuştur. Elde edilen veriler betimsel analiz ve tematik kodlama ile birlikte işlenmiş ve yorumlanmıştır. Çalışmanın sonucu görüşme yapılan 14 kadının günlük deneyimlerine dayanmaktadır. Çalışma sonucunda göç sürecinin gelişimi, karar alımda kadının dahil edilmesi gibi faktörler değişkenlik gösterse de sonraki süreçlerde gelişen manzaralar benzerlik göstermiştir. Şöyle ki; göç sonrasında hane tipinin değişip/ değişmemesi, kadının kamusal alana çıkışı, eril tahakkümün görünmez eli olarak söylenti ve dedikodular kadının sıkıntı çektiği en temel başlıklara örnek mahiyetindedir. Kadının geride kalmışlık, bırakılmışlıklarına karşın geliştirdikleri stratejiler çalışmanın ilgilendiği bir diğer konudur. Çalışmada kadınların toplumdaki eril tahakküme karşı kimliklerini yeniden yapılandırmak zorunda oldukları görülmüştür. Sonuç itibariyle yaşanan göç sonucunda rıza gösterse de göstermese de mağdur olan kadın olmaktadır. Cinselliği bastırılmış, duygusallığın yok olduğu, toplumsal baskının her daim hissedildiği evlilik bir tecrit hücresine dönüşmüştür. Bu kadar psikolojik vakanın yaşanırlığı da bir tesadüf olmaktan çıkmıştır.

DeneyimEvlilikGöçler+6
Jiyan Erdogan
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ulus ötesi göçe katılan Antakyalı ailelerde kadınların göç deneyimi ve kendilik algısı

Türkiye coğrafi konumu itibariyle göç süreçlerine tarih boyunca tanıklık etmiştir. Türkiye'den yurt dışına işgücü göçü 1960'lı yıllarda başlamıştır. Göç hareketlerine de daha çok erkek nüfus katılırken kadınların göç süreci ise düzensiz göçlerle ya da aile birleşimi yoluyla olmuştur. Bu çalışmada Hatay ili Antakya ilçesinden göçü deneyimleyen ailelerde eşleriyle göç etmeyip köken ülkede kalan kadınların deneyimlerine odaklanılmıştır. Çalışmada bulgular ulus ötesi göç kuramı bağlamında değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulguları Hatay ili Antakya ilçesinde yaşayan eşi ulus ötesi göçe katılmış kendisi çocuklarıyla köken ülkede kalan 17 kadınla yapılan görüşmelere dayanmaktadır. Kadınlara kapalı ve açık uçlu sorulardan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu esnek bir biçimde uygulanmıştır. Çalışmada köken ülkede çocuklarıyla kalan kadınların günlük yaşam deneyimleri, kamusal alana katılımı, aile içinde değişen ebeveynlik rolleri ve kadınların kendilik algılarına odaklanılmıştır. Çalışmanın sonucunda ise ulus ötesi göç deneyimlerinin aile içerisindeki rolleri de şekillendirdiği bu süreçte iletişim unsurunun ve gelişen teknolojinin önemli bir yere sahip olduğu saptanmıştır. Kadınların kamusal alandaki aktifliklerinin ise eşlerinin yokluğunda artma eğiliminde olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlik rollerinin de şekillendiği ancak yine de büyük bir değişimin yaşanmadığı anlaşılmaktadır. Kadınların eşleri olmadan köken ülkede başarabildikleri doğrultusunda ise olumlu kendilik algıları olmuştur. Kadınların toplumsal cinsiyete dair algı ve kanaatlerin de farklılaştığı belirlenmiştir. Antakya ilçesinde yaşanan bu göçmenlik durumu kentte farklı bir iş kolu olarak devam etmektedir.

Aile içi ilişkilerAntalyaBenlik algısı+5
Yağmur Eski
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Alevi Bektaşi geleneğinde kadının konumu

Söylenmiş ve söylenecek çok sözü olan iki alan: biri din diğeri Alevilik. Alevilikte "Bizde kadın erkek eşittir" söylemi Sünni kadınlar baz alınarak söylenmiş olsa da bu eşitlik anlayışının kaynağının ne olduğu tezin öncelikli amacıdır. Dolayısıyla toplumsal zamanı çoklu ve çatışmalı bu toplumun tarihsel sürecine eşlik eden; Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden Türkiye Cuhuriyeti dönemine de yansıyan toplumsal hareketler içindeki konumu ele alınmıştır. Diğer yandan Alevilik İslam'ın içinde heterodoks bir mezhep olarak tanımlandığı için baskın kültürün ve dini otoritelerin heriki geleneğin kadınları "ikincil" kılan öğeleri "toplumsal cinsiyet" perspektifi üzerinden eleştirel feminist teoriye göre tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kadın ve Din, Toplumsal Cinsiyet, Ataerkillik, AleviBektaşilik, Ötekilik

AlevilerAlevilikAtaerkil+6
Emine Atalay
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde toplumsal cinsiyet algısı ve eğitimin bu algı üzerindeki etkisi

Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye'de toplumun dayattığı rollerin bireyleri yönlendirdiği, onları etkilediği ve bu rollerin yeniden üretildiği bilinmektedir. Toplumsal cinsiyet, sadece toplum tarafından belirlenmekle kalmamakta, bedeni etkilerken, beden tarafından da etkilenmektedir. Bu çalışmada, tıp fakültesi ikinci sınıf öğrencilerine verilen, bir dönemlik toplumsal cinsiyet/cinsiyet dersi ile bu konularda bilgilendirilmeleri ve öğrencilerde farkındalık oluşturulması amaçlanmış, dersin sonunda toplumsal cinsiyet tutum ölçeği ile değişikliklerin ölçülüp değerlendirilmesi planlanmıştır. Bu öğrencilerden altısıyla, ayrıca hazırlanmış sorular eşliğinde, derinlemesine görüşmeler yapılarak toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki görüşlerine dair daha ayrıntılı tutumlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Yapılan araştırmada, bir dönemde verilen yapılandırılmış toplumsal cinsiyet eğitiminin, katılımcılarda bir bilgi birikimine neden olduğu ve yapılan interaktif tartışmalarla tutum değişikliğine yol açtığı tespit edilmiştir. Tıp fakültelerindeki toplumsal cinsiyet eğitiminin, farkındalığı arttırdığı, davranış değişikliğine yol açtığı gözlemlenmiştir. Bunun ötesinde, bu içerikteki derslerin, sadece tıp fakültesi öğrencilerine değil, bütün öğrencilere yaygınlaştırılmasının gerekliliği vurgulanmıştır.

AtaerkilBedenCinsel eğitim+6
Kemal Bakır
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk siyasetinde kadınların özneleşmesi hali: Diyarbakır Anneleri

Günümüz tartışma konularından olan kadının siyasete katılması meselesi aslında bir demokrasi meselesidir. Kadınların siyasal yaşam içerisinden geri kalmaları geçmişten bugüne aktarılarak gelen toplumsal cinsiyet normlarından kaynaklanmaktadır. Bu çalışmada kadınların duygusallıklarından, anne oluşlarından, ekonomik ve sosyal çevrelerinden dolayı siyasal alan içerisinde nesne ve özne konumunda olmaları tarihsel, niteliksel bağlamda incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda Diyarbakır Anneleri örneklemi üzerinden gidilerek amaçlanan ana argüman, kadınların siyasal temsilinin ve karar verici (özne) olmasının öneminin yeniden vurgulanmasıdır.

AnnelerDiyarbakırKadınlar+4
Berna Kutlu
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın ve sosyal dışlanma: Adana'daki Suriyeli Dom kadınlar

Sosyal Dışlanma kavramı, bir kişinin, toplumun, cinsiyetin, etnik grubun çeşitli nedenlerle ayrımcılığa maruz kalmaları durumu olarak tanımlanabilir. Dünya üzerinde çeşitli nedenlerden dolayı artmaya başlayan göç hareketleri sonucu artan göçmen nüfusu ile birlikte sosyal dışlanmanın görünürlüğü de artmıştır. 2011 yılında Suriye Arap Cumhuriyeti'nde meydana gelen sosyopolitik olaylar sonucunda milyonlarca kişi farklı ülkelere göç etmek zorunda kalmıştır. Bu çalışmanın savaş sonrası zorla yerinden edilen Suriyeli Dom kadınların Türkiye'de yaşadıkları dışlanma deneyimlerini toplumsal cinsiyet, etnik köken ve mültecilik perspektifinden ele almak amacıyla yazılmıştır. Suriye savaşı sonrası Türkiye'ye gelmiş ve Adana'da yaşayan Dom kadınlar ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek araştırma tamamlanmıştır. Görüşmeler sonucu kadınların kendi toplulukları içerisinde yerleşmiş toplumsal cinsiyet rolleri sonucu yaşadıkları ayrımcılığın savaş sonrası farklılıklar gösterse de devam ettiği görülmüştür. Elde edilen bulgular arasında menşei ülkelerinde yaşadıkları dışlanmanın benzerini göç ettikleri ülkede de yaşadıkları görülmüştür. Bunun sonucu farklı etnik kökenden kişilerle iletişimin sınırlı tutulması, zorunda kalmadıkça kamusal alana dahil olmadıkları, geleneklerini ait oldukları topluluk dışında gizledikleri görülmüştür. Göçün geleneksel yaşam tarzlarına etkisi de elde edilen veriler arasındadır. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Sosyal Dışlanma, Dom Kadınlar, Göç.

AdanaDışlanmışlıkGöçmenler+4
Duygu Yılmaz
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tarımda çalışan kadınların istihdam durumunun araştırılması Gaziantep ili örneği

Tarım, kırsalda yoksulların önemli bir geçim kaynağı ve dünyada çok önemli bir yere sahip olup, tarımda kadın istihdamı geçmişten günümüze tartışılan global bir konudur. Tarım sektöründeki kayıtlı istihdam durumları, kadınların sahada fiilen kapladıkları büyüklüğün tersini göstermektedir. Tarımda kadın istihdamının mevcut durumu, sorunlar, çözüm önerileri çoğu çalışmada ulusal bazda ve genel bir yapı çizilerek ele alınmıştır. Sorunların çözümüne yönelik yaklaşımların gerçekçi olarak ortaya konması için konu il ölçekli araştırmayla ele alınmış; yereldeki politikacılara daha kolay ulaşılması, mevcut sorunların çözüme kavuşturulması, tarımda kadın emeğinin görünür kılınması ve karşılığının alınması, kamuoyu oluşturulması açısından tercih edilmiştir. Çalışmada Gaziantep İline bağlı dokuz ilçede tarımda çalışan kadın çiftçilerin kayıt dışılığı neden tercih etmek zorunda olduğu ortaya konmuştur. İl ilçe Tarım ve Orman Müdürlükleri, Sosyal Güvenlik Kurumu ve dokuz ilçenin Ziraat Odası yetkilileri ile görüşülerek kadınların çiftçi kayıt sistemi ve Sosyal Güvenlik Sistemine kayıt durumları ve mevcut problemler nitel ve nicel araştırma yöntemleri kullanılarak ortaya konmuş ve tarımda çalışan kadınların büyük çoğunluğunun kayıtlı istihdama dahil olamadıkları belirlenmiştir. Araştırmanın paydaşları, tarımda kayıtlı istihdamın önemine değinerek, istihdamı arttıracak politikaların, günümüz koşullarına uygun kadınlar lehine bir yaklaşımla ele alınarak Sosyal Güvenlik Primlerinin Devlet tarafından karşılanmasının kayıtdışılığı önleyeceğini ve tersine göç ile kişilerin tekrar köylerine dönebileceği vurgusunu yapmıştır. Kırsal kalkınma yaklaşımının tarımsal üretim süreci ile sınırlı kalmaması, sosyal, kültürel, ekonomik refah seviyesini arttıracak entegre idare sistemlerinin uygulanmasıyla başarıya ulaşılabileceği kanısına varılmıştır. Çalışma, Gaziantep tarımında kadın emeğinin kayıt altına alınmama sebeplerini, toplumsal ve politik çerçevede ele almakta olup; yerelden ulusala iller bazında toplumsal bir sorunun çözüme kavuşmasına örnek teşkil etmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Anahtar kelimeler: Tarımda kadın istihdamı, sosyal güvenlik

GaziantepKadın iş gücüKadın kooperatifçiliği+7
Aysel Eskici
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Belediyelerde toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme: Gaziantep Büyükşehir Belediyesi örneği

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadını sosyal hayatın dışında bırakan bir sistem yaratırken, bu sistem bir dizi yokluk ve yoksunluklar bütünü olarak kadının dezavantajlı durumunu da derinleştirir. Eril aklın getirdikleri toplumsal bir eğilime dönüşürken, bazen bilinçli bazen ise bilinçdışı yollar ile devlet uygulamalarına sirayet eder. Eğitim sistemi ile yerleşmeye başlayan kadının hak kaybı sorunsalı, tüm kurumlarda ve kademelerde büyüyerek her defasında kadının karşısına daha kuvvetle çıkar. Kadın için ayrıştırcı, eşitsiz ve adaletsiz bu uygulamaların ortadan kaldırılabilmesi; kamusal otoritelerin bu eşitsizliği anlaması, anlatması ve çözüme yönelik uygulama metodlarının geliştirilmesi ile sağlanabilir. Kadınların iktisadi açıdan güçlenmesi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ortadan kaldırılabilmesi için en önemli yöntemlerden biridir. Bu amaçla 1980 sonrasında toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe kavramsalıyla pek çok ülkede, merkezi ve yerel yönetim bütçelerine entegre edilmeye çalışılan eşitlikçi bütçe sistemleriyle ilgili uygulama ve projeler, hem konuya ilişkin farkındalığın artırılması hem de eşitlikçi politikalar ekseninde kadınların sosyal statülerinin iyileştirilmesine dönük önemli adımlar atılmasını sağlamaktadır. Bu tez çalışması, Gaziantep Büyükşehir Belediyesinin 2017-2021 yılları arasındaki beş yıllık bütçeleme süreçleri ve faaliyet raporlarının incelenmesi üzerine kurulmuştur. Yerel yönetim seviyesinde Gaziantep özelinde kadının sosyal konumunu iyileştirici çalışmaların varlığı, kapsamı, niteliği ile ilgili mevcut durumun tespiti ve yorumlanmasının yanında, orta ve alt gelir grubundaki kadınlar ile yapılan derinlemesine görüşmeler neticesinde elde edilen saha verileri değerlendirilerek verilen hizmetler ile kentli kadının ihtiyaçlarının örtüşme düzeyinin görülmesi sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Bütçe, Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçe, Belediyeler, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi.

BelediyelerBütçelemeBüyükşehir belediyeleri+4
Ebru Kaya
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Göç bağlamında çalışan kadınların annelik deneyimleri: Ankara örneği

Geçmişten günümüze kadar gelen, toplum tarafından kadına atfedilen pek çok yakıştırmalardan biri de annelik kavramıdır. Kadınların içselleştirdiği annelik olgusu ile çalışma hayatının getirdiği eşitsizliklere bir de göçün zorlukları eklendiğinde durum karmaşık bir hal almaktadır. Bu araştırmada; göç bağlamında çalışan kadınların annelik deneyimlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada annelik deneyimlerini ortaya çıkarmak için nitel araştırma desenlerden biri olan fenomenoloji (olgubilim) deseni kullanılmıştır. Katılımcıların tümü bir arada olmadığı için araştırmanın katılımcılarına kartopu örneklem tekniği ile ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında sahaya inilerek yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak veriler elde edilmiştir. 03/09/2022 tarihinde katılımcılar ile görüşmeler yapılmaya başlanmış, 06/11/2022 tarihinde görüşme süreci tamamlanmıştır. Araştırma sırasında katılımcıların talebi üzerine ev, iş yeri ve kafe tarzı yerlerde görüşmeler yapılmıştır. Özellikle Suriye, Irak ve Afganistan'dan göç ederek Ankara'ya gelen farklı kadın gruplarının annelik algıları ve deneyimlerinin bu araştırmada yer alması sağlanmıştır. Katılımcıların toplumsal cinsiyet rolleri içinde yer alan annelik olgusuna bakış açıları ile çalışan anne olmanın getirdiği sorumlulukların neler olduğu, anne olma kararlarının alınmasında etkinliklerinin olup olmadığı ve bu konuda toplumsal bir etkinin varlığının sürüp sürmediği irdelenmeye çalışılmıştır. Bu araştırma için kartopu tekniği ile 22 kadın ile yüz yüze görüşme sağlanmıştır. Araştırma sonucu kadınların göç ettikten sonra çalışma hayatı ve aile yaşamı içindeki annelik deneyimlerinde değişikliklerin yaşandığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Annelik Deneyimleri, Çocuk, Toplumsal Cinsiyet, Göçmen Kadın.

AnkaraAnne deneyimiAnnelik+6
Serap Doğan Özgün
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Zorunlu göçe maruz kalan ve çift ebeveyn rolünü üstlenen dul göçmen kadınlar: İç göç ve dış göç pratiği

Bu çalışmada Gaziantep ili özelinde dul göçmen kadınların karşılaştıkları ekonomik ve sosyal sorunların yanı sıra olumsuz fiziki çevre içerisinde vermiş oldukları yaşam mücadelelerinin göçten ne düzeyde etkilendiği değerlendirilmeye çalışılmıştır. Araştırma nitel araştırma türü şeklinde olup durum çalışması deseni kullanılmıştır. Amaçsal örneklem tekniği ile 20 kişilik çalışma grubu oluşturulmuştur. Yarı yapılandırılmış soru formları aracılığı ile katılımcılarla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler sonrasında dul göçmen kadınların kesişen ve birbirinden ayrışan göç ve dul kadın pratikleri analiz edilmiştir. Analizden önce çalışma kapsamında ilgili yaklaşımlara ve kavramsal temalara yer verilmiştir. Çalışma neticesinde katılımcıların ifadelerinden kadınların göçe katılımının birden fazla nedeninin olduğu ve çoğunlukla gönüllü gibi görünen fakat gizil kalan zorunlu göçe maruz kaldıkları verisi elde edilmiştir. Yerli ve yabancı dul göçmen kadınların göç deneyimlerinde ve göçe dahil olma nedenlerinde birtakım farklılıklar tespit edilmiştir. Sosyal çevreyle ve resmi kurumlarla yabancı uyruklu dul göçmen kadınların iletişim kurmakta daha fazla sorun yaşadıkları görülmüştür. Özellikle devlet destekli sosyal yardımlardan yararlanma ve sosyal dışlanma konusunda farklılıklar ön plana çıktığı gözlemlenmiştir. Söz konusu bu farklılıkların ise birtakım sorunları beraber getirdiği tespit edilmiştir. Buradan hareketle yoksulluk, çocuk işçiliği, çocuk gelin, elverişsiz yaşam koşulları gibi sorunların temeline inilerek dul göçmen kadınların sosyal yaşama adapte olmaları noktasında bazı düzenlenmelerin yapılması gerekmektedir.

DullukGaziantepGöçler+7
Aslı Antepli
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Göç ve cinsiyet bağlamında çocuk suçluluğu: Gaziantep örneği

Bu tez çalışmasında çocuk suçluluğunun göç ve cinsiyet açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çocukların suça karışma eğilimlerini etkileyen faktörler göç ve cinsiyet ekseninde sosyolojik açıdan detaylı bir şekilde incelenmiştir. Araştırma kapsamında Gaziantep Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü hizmet alanında olan ve kolluk kuvvetlerince suça sürüklendiği tespit edilen on beş çocukla ve üç sosyal çalışma görevlisi ile görüşme yapılmıştır. Elde edilen veriler fenomenolojik analiz yöntemiyle analiz edilerek konuya ilişkin kod ve temalar çıkarılmıştır. Bu araştırmanın sonucunda göç ve cinsiyetin çocuk suçluluğu ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları, erkek çocukların suça karışma oranının kız çocuklara göre daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca cinsiyet rolleri, sosyal beklentiler ve toplumsal normlar, çocukların suça yönelme davranışlarını etkileyen faktörler olarak belirlenmiştir. Göçün de çocukların suça sürüklenmesi açısından ekonomik, eğitimsel ve kültürel boyutlarda etkili olduğu tespit edilmiştir. Bu doğrultuda çocukların suça karışmaması için belirlenen önleyici müdahale stratejileri, sosyal hizmetler, eğitim programları ve aile destek mekanizmaları gibi desteklerin geliştirilmesi önemlidir. Aynı zamanda, çocukların suça karıştıktan sonra rehabilite edilmesi ve yeniden topluma entegrasyonu için etkili adalet ve ceza sistemi yaklaşımlarının benimsenmesi önerilmektedir.

Düzensiz göçErkek çocuklarRisk altındaki çocuklar+7
Ümit Berhami Alpaslan
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Göçle gelen kadın girişimciliği mekân inşası "Gaziantep örneği"

Girişimcilik, Yeni fikirlerin, buluşların ortaya çıkarılması ve hayata geçirilerek mal ve hizmetlere dönüştürülmesi ile toplumsal yaşamının daha nitelikli bir hale getirilmesi birbirleriyle doğrudan ilişkilidir. Ülkelerin ekonomik kalkınmasında güçlü bir rol üstlenen girişimler, üretimin ve kar elde etmenin yanı sıra sosyal, kültürel ve fiziksel değişimlerde de bulunmaktadır. Konu ile bağlantılı olarak bu değişimler ve mekânlar birbirlerinden sürekli etkileşim içindedirler. Mekânsal değişimin cinsiyetler arası olan değişimi göz önüne alındığında kadın girişimcilerin ve özellikle göçle gelen kadın girişimcilerin hangi mekânlarda faaliyet göstermekte ve bu mekânlarda yaşamış olduğu zorlukları araştırılacaktır. Girişimcilik eskiden daha çok erkeklere özgü olurken, ilerleyen dönemlerde kadınlar için de önemli bir unsur haline gelmiştir. Ancak kadınların girişimcilik çalışmaları sosyal, politik ve ekonomik yönden çok karmaşık bir yapıya sahiptir. Yapılan bu çalışmada; girişimcilik kelimesi ana unsur olarak ele alınarak, kadın girişimcilerin iş hayatındaki faaliyetleri ve yeri incelenerek bu bağlamda girişimcilik konusundaki kadının durumu çeşitli boyutlarıyla ele alınacaktır. Yöresel bağlamda Gaziantep ili ele alınarak göçle gelen kadınların mekân inşası mekânların fiziksel, ekonomik, sembolik mekânların kadın ve kadın girişimcilerle nasıl etkileşim içerinde olduğu araştırılacaktır.

GaziantepGirişimcilerGirişimcilik+3
Ömer Yıldırım
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye güvenli bölgede kadın girişimciler

Kadınlar, kendi ailelerine maddi yönden destek olarak ekonomik büyümeye katkı sağlamak adına işletmeler başlatıp yönetebilirler. Dolayısıyla, kadınların girişimciliğe iştirak etmekten uzak tutulması toplum için büyük bir kayıp addedilmektedir. Suriye'nin Kuzeyi'ndeki güvenli bölgede bulunan kadınlar %50'yi aşkın bir oranla toplumun en büyük kesmini oluşturmaktadırlar, ancak kadınların iş yapamayacak kadar zayıf olduklarını düşünen toplumun sosyal gelenekleri ve kültürel inançları nedeniyle girişimcilik projelerinde yeteri kadar temsil edilmemektedirler. Bundan yola çıkarak bu çalışma, Suriye'nin Kuzeyi'ndeki güvenli bölgede bulunan kadın girişimciliğinin gerçekliği ve özelliklerine ilişkin genel bir sunum ve analiz sunmakta olup aynı zamanda yerel konseylerin, insani yardım kuruluşlarının ve derneklerin kadınların yeni projeler başlatma hususundaki destekçi rolllerini de ele almaktadır. Kadın girişimcilerin girişimcilik projelerine başlarken karşılaştıkları en önemli engellere değinen çalışmada, kadın girişimciliğini ve bu girişimciliğin devamlılığını etkileyen en önemli faktörler de tartışma konusu olmuştur. Bu çalışmadaki veriler, nitel betimleyici yaklaşım kullanılarak Suriye'nin kuzeyi'ndeki güvenli bölgede bulunan 210 iş kadınından izinleri alınmak suretiyle elde edilmiş ve daha sonra bu veriler sayısal ve oransal olarak analiz edilip yorumlanmıştır. Çalışmanın sonuçları, Suriye'nin Kuzeyi'ndeki güvenli bölgede bulunan kadın girişimcilerin projelerini başlatırken sermaye eksikliği, kredi garantisi eksikliği, deneyim eksikliği, hammadde eksikliği, bilgi eksikliği. güvenlik durumu, pazar ve topluluk eksikliği ve kadın girişimciliği fikrinin toplum içinde kabul görmemesi gibi birçok zorlukla karşı karşıya kaldığını göstermiştir. Son olarak da bu zorlukların üstesinden gelmeye yardımcı olabilecek çözümler önerilmiştir. Örneğin, bahsi geçen zorlukların önüne geçebilmek için gerek kadın girişimcilerle kendi aileleri ve toplulukları gerekse yerel konseyler ve insani yardım kuruluşları ile araştırmacıların hep birlikte çalışması gerekmektedir.

Abir Mustafa
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yerli ve göçmen ortaokul öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine yönelik algıları

Bu araştırmanın amacı yerli ve göçmen ortaokul öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine yönelik algılarını belirlemek, bu algılardaki benzerlikleri ve farklılıkları ve bu farklılığa etki eden değişkenleri ortaya koymaktır. Ankara ili Keçiören ilçesinde bir ortaokulda 2022- 2023 eğitim öğretim yılında öğrenim gören 12-14 yaş aralığındaki 11 yerli ve 9 göçmen öğrenciden oluşan 20 katılımcılı çalışma grubu ile gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yönteminden yararlanılan çalışmanın veri toplama aşamasında katılımcı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmıştır. Araştırma sonucunda yerli ve göçmen ortaokul öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine yönelik algılarının benzerlik gösterdiği, meslek seçiminde cinsiyet eşitliğini destekleyici tutuma sahip oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların kadın kelimesini edilgen sıfatlarla ilişkilendirdikleri, erkek kelimesini ise etken sıfatlarla ilişkilendirdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyici tutumlarına rağmen günlük yaşantılarındaki davranış, oyun, arkadaş seçimlerinde toplumsal cinsiyet rollerinin etkisinde kaldıkları sonucuna ulaşılmıştır. Ailelerin kız ve erkek çocuklardan beklentilerinin toplumsal cinsiyet rolleri çerçevesinde şekillendiği, katılımcı ailelerinde ev içi görevlerden kadınların sorumlu olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Yerli ve göçmen öğrencilerin toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle gerçekleştiremedikleri eylemlerin nedenlerinin aile, sosyal çevre ve toplum olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Farklı kültürlere, eğitim düzeylerine, sosyo-ekonomik düzeylere sahip ailelerin çocuklarının toplumsal cinsiyetle ilgili algılarının benzerlik gösterdiği görülmüştür. Katılımcı görüşlerinden yola çıkılarak toplumsal cinsiyet rollerinin aktarımında aile, sosyal çevre ve akran grubunun etkili olduğu sonucuna varılmıştır.

Cinsiyet rolleriGöçmenlerKadın-erkek eşitliği+4
Fatma Derya Acar Öztürk
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Göçmen erkeklerin erkeklik deneyimleri: Sivas örneği

Suriye ve Afganistan'da yaşanan iç karışıklar insanları daha güvenli ve iyi bir yaşam arayışı için göçe zorlamaktadır. Bu çalışma, Sivas iline Suriye ve Afganistan'dan göç etmiş erkek göçmenlerin, göçmenlik ve erkeklik deneyimlerine odaklanmıştır. Uluslararası göç, göçmenlerin köken ülke ile ekonomik, kültürel, sosyal bağlarını sürdürdüğü, aynı zamanda ev sahibi ülke ile yeni sosyal ağlar kurarak uyum süreci içine girdiği karmaşık bir sosyokültürel, ekonomik bağlamı şekillendiren dinamik bir süreçtir. Bu süreçler toplumsal cinsiyet kimliği, sınıf, etnik köken, yaş gibi diğer kimlik kategorilerinden etkilenmektedir. Bu nedenle göç deneyimi toplumsal cinsiyetten bağımsız olarak değerlendirilememektedir. Göç olgusu, toplumsal cinsiyet kimliği ve pratiklerini etkileyen, değiştiren ve dönüştüren bir alan olmaktadır. Bu bağlamda erkeklik kavramı, Suriye ve Afganistan'dan göç sürecinde şekillenen ilişkiler ve kültürel etkileşimlerle karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Araştırmada yorumlayıcı sosyal bilimin fenomenolojik yöntemi kullanılmıştır. Buna göre Sivas'a göç etme deneyimine sahip sekiz Afganistan'dan, sekiz Suriye'den göç etmiş erkek bireylerle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Katılımcılar 22-43 yaş aralığında çeşitli iş kollarında çalışan bireylerdir. Katılımcılara gündelik yaşam, çalışma hayatı, erkeklik deneyimleri gibi konularda sorular sorulmuştur. Göç edilen ülkenin ve köken ülkenin kültürel kodlarındaki benzerlik ve farklılıklarla geleneksel rollerin yeniden inşa edildiği alanları olduğu gibi bazı alanlarda da değişime uğradığına işaret etmektedir.

Dilruba Işın
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Okullaşmanın göçmenlerin entegrasyonuna ve cinsiyet rollerine etkisi: Gaziantep Vatan Mahallesi örneği

İnsanlığın başlangıcından bugüne göç olgusu tarihin her bir döneminde toplumların gündemlerinde her zaman var olmuştur. Günümüzde ülkemizin de ana gündemlerinden biri haline gelen göç kavramı araştırmamızın da konusunu oluşturmaktadır. Göç olgusunun nesnesini oluşturan ve göçmen olarak adlandırılan bireylerin göç hareketliliğine dâhil olması iç veya dış göçle olabilmektedir. Bu araştırmada, iç ve dış göçle göç hareketliliğine dahil olan göçmenlerin gittikleri yeni yaşam alanlarında okullaşmanın entegrasyon süreçlerine ve cinsiyet rollerine etkisi incelenmektedir. Çalışma dâhilinde ortaokul ve lise düzeyinde gönüllü 99 Suriye uyruklu, 103 Türkiye Cumhuriyeti uyruklu göçmen öğrenciye anket tekniği uygulanmıştır. Uygulanan anket sonucunda elde edilen veriler SPSS 23.0 for Windows paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Okullaşmanın göçmenlerin entegrasyonu ve cinsiyet rollerine etkisi bağlamında incelenen bu tez çalışmasının göç literatürüne ve göç politikalarına katkı sağlaması beklenmektedir.

Rabia Akbaş
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Göçmen kadınların toplumsal entegrasyona dair deneyimleri veayrımcılık sorunu: Samsun örneği

Göç kavramı tarih boyunca var olan, toplumların belirli sebeplerden bir yerden başka bir yere yer değiştirmesini ifade eden, büyük kitleleri etkileyen karmaşık bir olgudur. Bu karmaşık olguyla beraber var olan eşitsizliklerden etkilenen en önemli gruplardan birisi de göçmen kadınlardır. Göçmen kadınların göç süreçleri, göçün getirdiği zorlukların yanı sıra cinsiyet kimliklerinin getirdiği zorlukları da içermektedir. Göçmen kadınların göç sonrasında göç ettikleri yere dair deneyimleri; cinsiyet, kültür, sosyal yaşam ve haklar, çalışma yaşamı, dil bariyeri gibi birçok zorluğu içerisinde bulundurmaktadır. Bu çalışma Suriye'de yaşanan iç savaş sebebiyle Türkiye'ye göç eden kadınların günlük yaşamda yaşadıkları deneyimleri toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve etnik kökenli ayrımcılık kapsamında değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın içeriği; literatür taraması, araştırmanın yöntemi, göçmen kadınlarla yapılan derinlemesine görüşmelerin analizini içeren bulgular bölümü, sonuç ve öneriler kısımlarından oluşmaktadır. Toplanan verilerin analizi Samsun ilinde yaşayan ve Suriye'den göç etmiş göçmen kadınların göç sonrası deneyimlerini, yaşadıkları zorlukları, olumlu sosyal destek mekanizmalarını, ihtiyaç duydukları destek mekanizmalarını detaylı şekilde ortaya koymaktadır. Bu çalışma ile göçmen kadınların deneyimlerinden yola çıkılarak yaşadıkları zorlukların anlaşılması, bu bağlamda yaşadıkları zorluklarla baş edebilmeleri ve ihtiyaç duydukları destek mekanizmalarının geliştirilmesi için literatüre katkı sağlanması hedeflenmektedir.

Pınar Yeli
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Evlilik göçü: Niğde örneği

Bu çalışma, evlilik yoluyla Niğde şehrine göç etmiş olan kadınların göç deneyimlerini ve evlilik sonrası günlük hayatın ve ev içi çalışmanın değişimini anlamaya çalışmaktadır. Evli ve eşiyle ayrı kadınların tanıdıkları arasındaki dayanışma biçimleri açıklanmıştır. Çalışmada evlilik göçünün kırdan kente yahut kentten kente gerçekleşebildiği görülmektedir. Bunun için ise kentin itici ve çekici faktörleri tespit edilmiştir. Çalışma, nitel araştırma olarak belirlenmiştir ve nitel araştırmaların tekniklerinden olan anlatı yaklaşımından faydalanılmıştır. Elde edilen veriler ise tematik olarak analiz edilmiştir. Çalışmada 13 evli, 4 boşanmış, 2 eşi vefat etmiş ve 1 eşiyle ayrı yaşayan toplamda 20 kadınla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu kadınların 13'ü kırdan kente 7'si de kentten kente evlilik yoluyla göç etmişlerdir. Katılımcılara göç süreciyle alakalı, göç sonrası değişen sosyal yaşam, ev içi çalışma ve dayanışma biçimlerine dair sorular sorulmuştur. Elde edilen bulgular sonucunda, kırdan Niğde şehrine gerçekleşen göçün çekici faktörlerinin ve kır yaşamının ise itici faktörlerinin olduğu anlaşılmıştır. Bunlardan en önemlisi ise kadınların kır yaşamında ev içi çalışmaya ek olarak çiftlik işlerinde de çalışmaları olarak anlaşılmıştır. Buna karşılık evlilik yoluyla göç edilecek yerin belirlenmesine ise çoğunlukla erkeklerin karar verdiği; kadınların ise halihazırda ekonomik gelir elde edebildikleri bir işte çalışmaları ile göç yerine karar vermede rol oynayabildiği görülmüştür. Boşanmış kadınların ise özellikle boşanma süreçlerinde ekonomik yoksullukla baş başa kaldıkları ancak buna rağmen kentin çekici faktörlerinden dolayı eski yaşadıkları yere dönemedikleri anlaşılmıştır.

Tek eşli evlilikZorunlu göçİç göçler+1
Can Dündar
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Göçmen kadınların istihdama erişiminde ve meslek hayatında karşılaştıkları problemler ve çözüm önerileri: Gaziantep ili örneği

ÖZET Göçmen Kadınların İstihdama Erişiminde ve Meslek Hayatında Karşılaştıkları Problemler ve Çözüm Önerileri: Gaziantep İli Örneği Göç, tarih boyunca farklı nedenlerle gerçekleşmiş ve toplumların sosyal, ekonomik ve kültürel dokusunu önemli ölçüde etkilemiştir. Günümüzde ise savaş, ekonomik istikrarsızlık ve toplumsal baskılar, göç süreçlerini daha karmaşık ve yoğun hâle getirmiştir. Türkiye, jeopolitik konumu nedeniyle bu göç hareketlerinden doğrudan etkilenmiş; özellikle Suriye iç savaşı sonucu büyük bir göçmen nüfusuyla karşı karşıya kalmıştır. Bu göçmenler içinde en kırılgan gruplardan biri olan kadınlar, istihdama katılımda çeşitli engellerle karşılaşmaktadır. Bu çalışma, Gaziantep'te yaşayan göçmen kadınların iş gücü piyasasına erişim süreçlerini incelemekte ve bu süreçte yaşadıkları güçlükleri nitel araştırma yöntemleriyle ortaya koymaktadır. Farklı eğitim düzeylerine sahip 33 göçmen kadınla yapılan görüşmeler, kadınların çoğunun dil yetersizliği, diploma denklik sorunları, çalışma izni alma zorlukları, işveren önyargıları ve vatandaşlık durumuna ilişkin sıkıntılar nedeniyle iş bulmakta zorlandığını göstermektedir. Ayrıca sahte iş ilanları, ayrımcılık ve bilgiye erişim eksikliği, istihdam sürecini daha da karmaşık hâle getirmektedir. Katılımcıların bazıları sosyal çevreleri aracılığıyla iş bulma fırsatları yaratsa da bu işler genellikle düşük ücretli, uzun çalışma saatlerine sahip ve sosyal güvenceden yoksun pozisyonlardır. İş yerlerinde kültürel uyum konusunda da farklı deneyimler yaşanmaktadır: bazı kadınlar destekleyici ortamlarla karşılaşırken, bazıları dışlanma ve ayrımcılıkla mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Araştırmanın bulguları, göçmen kadınların istihdam süreçlerini iyileştirmek için dil kursları, mesleki eğitim programları, hukuki destek mekanizmaları ve işe alım süreçlerinde eşitlik ilkesini güçlendirecek politikaların gerekliliğini vurgulamaktadır. Kamu kurumları, özel sektör ve sivil toplumun iş birliği içinde çalışarak bu kadınların ekonomik ve sosyal yaşama daha güçlü katılımını sağlayacak bütüncül yaklaşımlar geliştirmesi önemlidir. Anahtar Kelimeler: Göçmen kadınlar, İstihdam, Dil engeli, Ayrımcılık, Sosyal uyum

Eyyüp Dinçoğlu
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın sınıf öğretmenlerinin mesleki tükenmişlik düzeylerinin geçici koruma statüsü kapsamındaki öğrencilere yönelik tutumları üzerine etkisinin incelenmesi: Gaziantep ili, Şahinbey ilçesi örneği

Türkiye'nin özellikle Suriye kaynaklı kitlesel göç süreciyle birlikte eğitim ortamlarında ortaya çıkan çokkültürlü yapı, sınıf öğretmenlerinin pedagojik sorumluluklarını genişletmiş ve mesleki yüklerini artırmıştır. Dil farklılığı, uyum sorunları ve travmatik yaşam deneyimlerine sahip öğrencilerin sınıflara dâhil olması, öğretmenlerin duygusal ve mesleki açıdan zorlayıcı koşullarla karşılaşmasına neden olmaktadır. Bu durum, özellikle kadın sınıf öğretmenlerinde tükenmişlik riskinin artmasına ve geçici koruma statüsü kapsamındaki öğrencilere yönelik tutumların etkilenmesine yol açabilmektedir. Araştırma, bu değişkenler arasındaki ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel amacı, Gaziantep ili Şahinbey ilçesinde görev yapan kadın sınıf öğretmenlerinin mesleki tükenmişlik düzeyleri ile geçici koruma statüsü kapsamındaki öğrencilere yönelik iletişim, uyum ve yeterlik tutumları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Çalışmanın kapsamını yalnızca kadın sınıf öğretmenleri ve onların tükenmişlik düzeyleri ile geçici koruma statüsü kapsamındaki öğrencilere yönelik tutumları oluşturmaktadır. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılan çalışmada Maslach Tükenmişlik Envanteri ile Mülteci Öğrenci Tutum Ölçeği uygulanmış, örneklemi 351 kadın sınıf öğretmeni oluşturmuştur. Veriler bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Pearson korelasyon katsayısı ile değerlendirilmiştir. Bulgular, öğretmenlerin tükenmişlik düzeylerinin genel olarak orta seviyede olduğunu ve özellikle duygusal tükenmenin daha yüksek algılandığını göstermiştir. Geçici koruma kapsamındaki öğrencilere yönelik tutumların ise genel olarak olumlu olmakla birlikte iletişim ve uyum boyutlarında çeşitli güçlükler içerdiği belirlenmiştir. Korelasyon sonuçları, duygusal tükenme ve duyarsızlaşma arttıkça iletişim ve uyum tutumlarının olumsuz yönde etkilendiğini; kişisel başarı hissi yükseldikçe tutumların daha olumlu seyrettiğini ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular, mesleki tükenmişlik değişkenlerinin göçmen öğrencilere yönelik tutumlarla anlamlı ilişkiler taşıdığını göstermektedir.

Geçici hukuki korumalarTükenmişlik-meslekiZorunlu göç
Şeyhmus Karaçam
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet perspektifinden çokkültürcülük

Bu çalışmanın amacı çokkültürcülüğün (multiculturalism) toplumsal cinsiyet (gender) perspektifinden değerlendirilmesi, yeniden okunmasıdır. Bu durum öncelikle çokkültürcülük tanımlarının ve pratiklerinin irdelenmesini gerektirir. Bu bağlamda çokkültürcülük ve toplumsal cinsiyet ilişkileri arasındaki gerilim ortaya koyulacak ve bu gerilimi gidermeye çalışan yaklaşımlar karşılaştırmalı bir biçimde ele alınacaktır. Çokkültürcülük ve toplumsal cinsiyet arasındaki ilişkide liberal, komünitarist (cemaatçi) ve feminist çokkültürcülük anlayışlarına odaklanılacaktır. Çokeşlilik, başörtüsü, kadın sünneti gibi olgular/olaylar özellikle kadınlar açısından deneyimlenmektedir. Asıl tartışma, bu deneyimlerin, özgür seçimler mi yoksa kültür ve geleneğin devamını sağlayan korumacı dayatmalar mı olduğudur. Bu deneyimler liberal çokkültürcülük yaklaşımında nötr veya evrensel politikalarla bütünleşmenin sağlanması bağlamında değerlendirilirken komünitarist çokkültürcülükte, kültürün ve grup çıkarının devamını sağlamak amacıyla tali olarak değerlendirilir. Buna karşılık feminist çokkültürcülük, liberal teorinin altında yatan "yükümsüz ben" ile komünitaristlerin "konumlanmış ben" düşüncesi arasındaki gerilimi ve bunu gidermek için yapılabilecekleri ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın odağında Susan Moller Okin ve onun argümanlarına ilişkin eleştiriler yer almaktadır. Feminist siyaset kuramcı Okin kültürün sadece "var" olduğu için değerli olmadığını, bir kültürün değerinin bireysel otonomiye verdiği değerle ölçülmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Kadınların cinsiyetlerinden dolayı dezavantajlı olmaması, özgürce seçilmiş yaşamlara sahip olmaları gerektiği iddiasındadır. Toplumsal cinsiyet bağlamında çokkültürcülük kuramına liberal ve cemaatçi yaklaşımlar yeterli ve tatmin edici bir açıklama getirememektedir. Kuşkusuz genel geçer bir öneri/model de bulunamayabilir. Ancak insani var oluşa taraf olmamızı sağlayan ve kadını içeren üçüncü bir yol mutlaka vardır. Bu bağlamda dönüştürücü ve yeniden düzenleyici bir yaklaşım geliştirmek gerekmektedir.

CemaatçilikCinsel kimlikFeminizm+2
Cihan Ardili
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyete ilişkin görüşlerinde Erasmus Programı deneyimlerinin rolü: Ege Üniversitesi örneği

Bu araştırmanın amacı, Erasmus Programına katılmış öğrencilerin toplumsal cinsiyete ilişkin görüşleri, düşünceleri ve fikirleri üzerinde Erasmus deneyimlerinin herhangi bir etkisi olup olmadığını ortaya çıkarmak ve öğrencilerin bu süreçte toplumsal cinsiyete ilişkin elde etmiş oldukları farkındalıklarının ve görüşlerinin toplumsal cinsiyet eşitsizliği sorununa getireceği çözüm önerilerini de ele almaktır. Bu çözüm önerilerinin değerlendirilmesiyle elde edilecek bulgular, yükseköğretim kurumlarındaki toplumsal cinsiyet eşitliği anlayışının geliştirilmesine ve yaygınlaştırılmasına katkı sağlaması da amaçlanmaktadır. Bu çalışma kapsamında nitel araştırma yöntemlerinden olan fenomenoloji modeli kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak ise derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Bu doğrultuda çalışmanın ana evrenini 2021/2022 akademik yılı bahar döneminde Almanya'nın çeşitli üniversitelerinde öğrenim görmüş ve yurtta konaklamış olan Ege Üniversitesi'nin farklı fakülte ve bölümlerinden 6 erkek 5 kadın olmak üzere toplamda 11 lisans öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, Erasmus deneyimi, farklı kültürlerle bir arada yaşamanın yeni bakış açıları, özgüven, duyarlılık, tolerans ve farkındalık gibi faydalar sağladığı ortaya çıkmıştır. Erasmus süreci, kadın katılımcılar için toplumsal cinsiyet rollerini sorgulama ve değiştirme fırsatı sağlamıştır. Erasmus deneyimi, öğrencilerin toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığına ulaşmalarını ve gelecek planlarını değiştirmelerini de sağlamıştır. Sonuç olarak, Erasmus deneyimi, daha eşitlikçi ve özgür toplumların oluşmasına katkıda bulunma isteğini artırmaktadır. Öğrenciler, farklı kültürleri tanıma deneyimleriyle birlikte toplumsal cinsiyet algılarının değiştiğini ifade etmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliği hakkında farkındalığın artırılması için öneriler arasında ise ilk ve orta öğretimde toplumsal cinsiyet dersi verilmesi, karma cinsiyetli yurtların yaygınlaştırılması ve cinsiyet eşitliği farkındalığı etkinliklerinin yapılması bulunmaktadır.

Cinsiyet eşitsizliğiCinsiyet rolleriErasmus+5
Esra Aydemir
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de işveren kadın deneyimlerinin toplumsal cinsiyet perspektifinden analizi: KAİSDER ve ANGİKAD örneği

Bu tez araştırmasında işveren/girişimci kadınların işlerini yürütme sürecinde, iş, aile, sosyal yaşam alanlarına ve üyesi oldukları örgütlülük yapı içindeki durumlarına toplumsal cinsiyet perspektifinden bakılmıştır. Araştırmanın birinci amacı, işveren/girişimci kadınların, işe başlama ve işi sürdürme sırasında iş, aile, sosyal ve üyesi oldukları örgütlü yapılar ve yaşam alanlarındaki deneyimleri üzerinden yüz yüze oldukları toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini görünür kılmaktır. Araştırmanın ikinci amacı ise, işveren/girişimci kadınların anlatıları üzerinden sağlanan verilerle toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine ilişkin dönüştürücü bir katkı sağlamaktır. Araştırmanın kavramsal ve kuramsal çerçevesini, toplumsal cinsiyet teorik tartışmaları, kadın emeği çalışmaları, kadın emeğine toplumsal cinsiyet yaklaşımları, işveren/girişimci kadın ve toplumsal cinsiyet yaklaşımları, işveren/girişimci kadınlarda mesleki ve sivil toplum örgütlülüklerinin işe yansımaları oluşturmuştur. Kadına dair kadın deneyimleri üzerinden oluşan bilginin görünür kılınması bir araştırmayı feminist kılar ön kabulüyle feminist yöntem kullanılmıştır. Bu araştırmanın farkı, feminist yöntemle toplumsal değişim ve eşitlik konularına toplumsal cinsiyet eşitsizliği bağlamında işveren/girişimci kadın deneyimleri üzerinden katkı sağlamayı amaçlamasıdır. Niteliksel analiz yaklaşımı çerçevesinde, derinlemesine mülakat yöntemi kullanılmış olup, 15 işveren/girişimci kadınla derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Araştırma, işveren/girişimci kadınların iş dünyasındaki var olma deneyimlerini iş ve sosyal yaşamları bağlamında, kendi anlatıları temelinde yansıtmıştır. Bu mülakatlardan toplanan verilerin niteliksel yaklaşım çerçevesinde analizi yapılmıştır. Sosyoekonomik üst gelir grubunda bulunan işveren/girişimci kadınların, bulundukları her düzlemde geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklı sorunlar yaşadığı görülmüştür. İşveren/girişimci kadınların toplumsal cinsiyetin normalleştirmiş olduğu kadınlık rolleri olan annelik, eş ve ev içi bakım sorumluluklarını kabullenme biçimleri kadınların toplumsal, siyasal ve ekonomik alandaki konumlarını etkilemektedir. Sonuç olarak kadınların güçlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi için, işveren/girişimci kadınlara dair yapılan politika, strateji ve çalışmaların bütüncül olarak toplumsal cinsiyet bakış açısıyla, kadınların özgün konumlarının dikkate alınarak, hazırlanması gereklidir.

FeminizmGirişimcilerGirişimcilik+7
Semra Şahin
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00