
469
Arşivlenen Tez
4
DOI Atanmış
1%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Restaurant sektöründe yaşanan iş kazalarını önlemede iş sağlığı ve güvenliğinin önemi ve risk analizlerinin yapılması
İş sağlığı ve güvenliği alanında yapılan araştırmalar, restaurant işletmelerinde çok sayıda iş kazası yaşandığını ve bu iş kazalarının büyük çoğunluğunun zaman kayıplı kazalardan oluştuğunu göstermektedir. İş sağlığı ve güvenliğine yeterince önem verilmemesi, toplumun genelinde iş güvenliği bilincinin bulunmaması, "kaç yıldır bu işi yapıyorum bir şey olmadı" düşüncesi ve eğitim/bilgi eksikliği iş kazalarının ana sebeplerinin başında gelmektedir. 2014 SGK verilerine bakıldığında lokanta ve seyyar yemek hizmeti faaliyetlerinde 6099 kişinin iş kazası geçirdiği, bu kazalar sonucu yaşanan iş günü kaybının ise 31702 olduğu görülmektedir. Bu veriler ekonomik faaliyet sınıflamasına (NACE) göre az tehlikeli ve tehlikeli grupta yer alan restaurant sektöründe iş güvenliği uygulamalarının ciddi bir şekilde ele alınması ve devlet tarafından gerekli denetimlerin yapılması gerekliliğini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Bu tez çalışması 120 işletmesi bulunan bir restaurant zincirinde 2015 yılı içerisindeki iş kazası kayıtları ele alınarak yapılmıştır. Meydana gelen iş kazaları, kaza tipleri, bu kazaların nedenleri ve kazaları önlemek için alınması gereken aksiyonlar, iş kazası ve ramak kalaların araştırılmasının önemi üzerinde durulmuş, örnek kaza araştırmaları yapılmıştır. Ayrıca restaurant sektöründeki olması gereken iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları detaylı olarak ele alınmış, işyerindeki tehlike ve riskler belirlenerek bunların önlenmesine yönelik risk analizi çalışmaları yapılmıştır. Bu tez çalışmanın amacı; çalışmaya konu olan restaurant zincirinde yıl içerisinde meydana gelen toplam kaza sayısı ve kazalarda kaybedilen gün sayısının aylara göre dağılımı, kazalarda en çok hangi vücut bölgelerinin yaralandığı, hangi görevlerdeki çalışanların daha fazla kazaya maruz kaldığı, kazaların restaurantların en çok hangi bölümlerinde meydana geldiği, restaurant sektörüne yönelik olarak belirlenen kaza tiplerine göre kaza sayısı ve bu kazalardaki gün kayıplarının belirlenmesi, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin gerektiği gibi uygulanması durumunda sektörde yaşanan iş kazalarında büyük oranda azalma olacağı, bu tedbirlerden ortam bazlı olanların uygulanabilirliğinin daha yüksek oranda iken bireye yönelik olanların uygulanabilirliğinin daha güç olduğu konularına dikkat çekmek ve sektörde risk analizi çalışmalarına örnek teşkil etmektir.
Otomotiv servislerinde güvenlik riskleri, önlemleri ve risk analizlerinin karşılaştırılması
Bu çalışma;30 Haziran 2012'de 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan İş Sağlığı Ve Güvenliği Kanunu'nda yer alan, işverenlerin ve tüm çalışanların uymaları gereken sağlık ve güvenlik standartlarını kapsamaktadır. Otomobilin icadı ile başlayan otomotiv tamir sektöründe iş güvenliği ise,'iş yeri tanıtımı, atölye düzeni, yangın, çalışma ortamı şartları, çevre, kullanılan makine ekipmanlar, çalışanların eğitimi, kişisel koruyucular ile risk değerlendirmesi' konu başlıkları altında incelenmiştir. Risk değerlendirme yöntemleri olan L matris ve Hata Türleri Ve Etkileri Analizi risk değerlendirme yöntemleri karşılaştırma sonuçları aşağıdaki gibi elde edilmiştir: 1. L matrisinde mevcut tehlikeli durumlar için "olasılık" ve "şiddet" skalası mevcuttur. Hata Türleri Ve Etkileri Analizinde ise olası hataları nedenleri ve etkileri önem kazanır. 2. L matriste takım çalışması ve fazla deneyim gerektirmez iken, Hata Türleri Ve Etkileri Analizi deneyimli risk değerlendirme ekip üyelerine ihtiyaç duyar. 3. Değişken bakımından Hata Türleri Ve Etkileri Analizi daha fazla veri gerektirir. 4. Hata Türleri Ve Etkileri Analizi kalite sistemi ile uyumlu çalışılabilmekle birlikte L matris yönteminde bağımsız olarak çalışılabildiği bildirilmiştir.
Asansör sistemlerinde FMEA ve Fine-Kinney metodlarının risk değerlendirmelerinin karşılaştırılması
Bu tez çalışması, ülkemizde yeni yeni oturmaya ve gelişmeye başlayan İş Sağlığı ve Güvenliği kültürünün temel taşlarından olan risk değerlendirme metotlarından Hata Türü Etkileri Analizi (FMEA) ve Fine-Kinney metotlarının asansör sistemlerindeki uygulamaları ele alınarak hazırlanmıştır. Asansör sistemlerinin; inşaat, montaj, bakım-onarım, arıza ve deneimi sırasında meydana gelebilecek iş kazalarının önlenmesi için uygulanan risk değerlendirme parametreleri ele alınarak karşılaştırma yapılmıştır. Birinci bölümde, asansör sistemlerinde uygulanması gereken risk değerlendirme ve tedbirlerin önemine, sektör ve asansör tanımına, tarihçe ve donanımlarına değinilmiştir. İkinci bölümde, asansör işlerinin öncesinde yani inşaat sırasında ve montaj sırası ve sonrasında ele alınan İş Sağlığı ve Güvenliği uygulamalarına yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, Hata Türü ve Etkileri Analizi (FMEA) metodu ele alınarak uygulama yöntemi anlatılmıştır. Dördüncü bölümde, Fine-Kinney metoduna yer verilerek uygulama yöntemine değinilmiştir. Beşinci bölümde, ele alınan iki risk değerlendirme metodunun uygulama örnekleri üzerinden karşılaştırma yapılmıştır. Altıncı bölümde, Hata Türü ve Etkileri Analizi (FMEA) ve Fine-Kinney metodundan asansör sistemlerinde kullanılabilirliği ve işlevselliği bakımından daha verimli olan metoda değinilmiştir. Son bölümde ise, Hata Türü ve Etkileri Analizi (FMEA) ve Fine-Kinney metotlarıyla yapılan çalışmaların uygulamalarına yer verilerek tez çalışması tamamlanmıştır.
Uçaklarda kabin içi işyeri ekipmanlarının iş güvenliği açısından risk analizi ile incelenmesi
İş kazaları ve meslek hastalıkları çalışma yaşamının en önemli sorunlarından biridir. Güvenlik kültürünün yanı sıra, işletmelerde kullanılmak üzere seçilen risk değerlendirme yönteminin iş kazalarının engellenmesi konusunda literatürde son zamanlarında üzerinde ehemmiyetle durulan bir olaydır. Bu çalışmanın amacı, seçilen risk değerlendirme yönteminin çalışanların güvenliği üzerine etkisini ortaya koymaktır. Çalışmanın örneklemini havacılık sektöründeki bir uçak oluşturmaktadır. Uçakta yapılan 5x5 matris yöntemine göre riskler ve oluşturacağı tehlikeler belirtilerek bunların FMEA risk değerlendirme yöntemindeki karşılığı bulunmuş ve yorumlanmıştır. Elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda, işyerinde sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamının oluşturulmasında, güvenlik kültürünün sağlanması ve geliştirilmesinin yanı sıra kullanılacak risk değerlendirme yönteminin de anahtar bir rol oynadığı görülmektedir.
İş sağlığı ve güvenliğinde işveren yükümlülükleri ve hukuki sonuçlarının örnek olaylarla analizi
Sanayi devrimi ile birlikte bugüne kadar İş Sağlığı ve Güvenliği konusunda Dünyada ve Türkiye'de pek çok çalışma yapılmış ve mevzuat hazırlanmıştır. Bu çalışmalar çoğu zaman yetersiz kalmış, etkili olamamış ve sonucunda birçok iş kazası ve meslek hastalıkları meydana gelmiştir. İş sağlığı ve güvenliği konusunda yapılan çalışmaların yetersizliği sonucu ortaya çıkan iş kazaları ve meslek hastalıkları, maalesef ülkemizde her zaman önemli bir problem teşkil etmektedir. Ülkemizdeki istatistiklere bakıldığında her yıl çok ciddi sayıda çalışan iş kazası ve meslek hastalığından yaşamını yitirmektedir. İş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu doğan maddi kayıplar nedeniyle, sosyal güvenlik sistemimiz yüksek maliyetler ödemektedir. Yaşanan bu dramatik tablo, mevcut hükümetler yaşanan iş kazaları ve meslek hastalıklarını azaltma adına bir takım yasal düzenlemeler yapmaya itmektedir. Öteden beri ülkemizde bu yönde adımlar atılmakta olup, son yıllarda özellikle 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile iş sağlığı ve güvenliği olgusu daha kapsamlı olarak yeniden düzenlenmiştir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile oldukça ayrıntılı bir mevzuat oluşturulmuş ve bu mevzuatla işverene önemli sorumluluklar yüklenmiştir. Bu noktada kabul etmek gerekir ki sadece yasa ve yönetmelikleri değiştirmek ve yapılması gerekeni açıkça ifade etmek iş kazaları ve meslek hastalıklarının önüne geçilmesinde mümkün değildir. Asıl problem, kanunlar ve yönetmeliklerle getirilen yükümlülüklerin uygulanması ve bu uygulamaların denetiminde yaşanan sorunlardan kaynaklanmaktadır. Çalışmamızda, ilk önce iş sağlığı ve güvenliği kavramı üzerinde durulmuş, 6331 sayılı kanun kapsamında işverenlere getirilen yükümlülüklerin neler olduğuna bakılmış işverenin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin yükümlülüklerine aykırı hareketi halinde sonuçlarının neler olduğu değerlendirilmiştir.
İş sağlığı ve güvenliği çalışmalarında alçak gerilim tesislerinde aşırı akım ve kısa devrenin önemi
İş sağlığı ve güvenliği(İSG) konusu, değişik aşama ve adımlar sonucu akademik çalışmalar ile birlikte yeni bilimsel anlamlar kazanmıştır. Yapılan bu bilimsel çalışmalar; çalışanların çalışma yaşamının, işverenlerin de üretim güvenliğinin geliştirilmesi ve iyileştirilmesine katkı sağlayacaktır. Aksi taktirde karadüzen çalışma hayatımız çalışanların güvenliğini tehdit etmektedir. İşveren açısından da maddi ve manevi zararları önlenebilir hale gelemez. İSG alanında yapılan bu bilimsel faaliyetlerden istifade etmemiz birçok kazların önüne geçeceği tahmin edilmektedir. Elektrik, icad edilmesi ile birlikte günümüze kadar birçok alanda kullanılmıştır. Çalışma hayatımızda elekriğin teknoloji ile entegre olması sonucu her alanda karşımıza çıkmaktadır. Bu entegrasyon ile birlikte sağlanan kolaylığın yanı sıra maruz kalabileceğimiz elektriksel risklerde mevcuttur. Alçak gerilim tesislerinde elektrik akımından kaynaklı zararların oluşmaması için tesisat genelinde almış olduğumuz önlemler ile amacımıza ulaşacağımız düşünülmektedir. Elektrik ile ilgili alınması gereken önlemler çalışan bazlıdan daha ziyade teknik olarak sağlanan güvenlik önlemleri ile mevcuttur. Anahtar Kelimeler: İş Sağlığı ve Güvenliği, Elektrik, Alçak Gerilim, Koruma Önlemleri, Topraklama, Kaçak Akım Rölesi
Tekstil kimyasalları kullanılarak üretim yapılan işletmelerde İSG
İnsanların yaşamları boyunca ortaya çıkan giyinme ihtiyaçlarının gereksinimi, tekstil sektöründe zamanla sürekli olarak bir bazı teknolojik yeniliklerin oluşması ile , yüksek üretimlerin oluşması , dolayısı ile rekabetin hızla artması anlamına gelmektedir. 1980'li senelerden sonra ortaya çıkan ekonomik yeniliklerle beraber , Ülkemizde ki tekstil sektörü hızlı bir şekilde küresel ve global tekstilin etkisi ve konfeksiyonların ürün oluşturma potansiyelinin önemli bir parçası olmuşlar ve bununla beraber üretim kapasiteleri önemli ölçüde de artmıştır. Tekstil sanayi aşırı rekabetin ve çalışma şartlarının getirmiş olduğu bir takım iş kazalarını ve meslek hastalıklarını ortaya çıkarmaktadır. Ülkemiz'de yıllık yaklaşık 70.000 iş kazası oluşmaktadır ve 1000 işçi oluşan bu iş kazalarında yaşamanı yitirmektedir. Sgk verilerini göre; 2012 senesinde ortaya çıkan 86.435 iş kazasının 4239' u, 2013 senesinde ortaya çıkan 65.452 iş kazasının 3641' i, 2014 senesinde ortaya çıkan 62.549 iş kazasının 3781' i tekstil sanayinde ortaya çıkan iş kazalarıdır. Tekstil sanayi Sgk tarafından belirlenen 81 sektör içerisinde , ortaya çıkan iş kazası sayısı ve de ölümlü iş kazası sayısı bakımından Metal-İnşaat-Madencilik faaliyetlerinde sonra 4. sırada bulunmaktadır. Bu yukarıdaki verilerden de anlaşılacağı üzere ülkemizde yaygın faaliyetlerden birisi olan tekstil sektörü iş sağlığı ve güvenliği bakımından son derece riskli sektör olduğundan , bu risklerin etkisin belirlemek amacıyla Tekstil Sektörlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Konu olarak seçilmiştir.
Hastanelerde iş sağlığı ve güvenliği
Günümüzde sağlık personelleri ya da sağlık çalışanları diğer diğer sektörlerde çalışan personellere göre daha ağır iş yapmakta ve tehlikelere karşı yüz yüze kalmaktadırlar. İşin niteliği de ayrı bir unsur olarak görülmektedir. Sağlık personelleri hastanede yapmış oldukları işe göre yani iğne yaralanmaları, bel veya sırt ağrıları, kimyasal alerjiler, şiddet ve stres gibi çok çeşitli meslek tehlikelerine maruz kalıyorlar, bu önemli risk faktörleri sağlık çalışanların işteki tempolarını düşürmekte ve iş kazalarının gün geçtikçe armasına sebep olmakta ve personellerin ve hastaların güvenliklerini olumsuz olarak etkilemektedir. Bu hususlar sağlık personellerin sağlık ve güvenlik hususları gündemde yer almaktadır. Bu sebeplerle yola çıkılarak tez konusu olan Hastanelerde İş Sağlığı ve Güvenliğine yönelik hazırlanmıştır. Türkiye'de sağlık personellerine yönelik çalışmaların geçmişi eski değildir, bundan bir ya da birkaç yıl önce çıkarılan Hasta ve Çalışan Güvenliğinin Sağlanmasına Yönelik Yönetmelik konusunda sağlık personellerinin sağlığına ve güvenliği ile ilgili önemli düzenlemeler getirilmiştir. Bu düzenlemeye göre hastanelerde çalışan personellere yönelik komitelerin kurulması, yeni ve güvenli programlarla ilgili çalışmaların yapılması, personellere yönelik eğitim, bilgilendirme sağlık taraması, çalışanlara yönelik kişisel koruyucu tedbirler, kimyasal tehlikelere karşı yapılacak önlemler ve kontroller ayrıca çalışanlara yönelik şiddetin önlenmesine yönelik bir takım çalışmalar yapılmıştır. Yapılan yeniliklerle birlikte hastanelerde özel ya da kamu fark etmeden İş Sağlığı ve Güvenliği Kurumları kurulmuştur, ancak eksiklikler tam olarak mevcut olmamakla beraber içerisinde personel, donanım ve hizmet hususlarında eksikliklerin tamamlanması için gerekli şartların yerine getirildiği gözlenmektedir. Sağlık çalışanların sağlığı ve güvenliği toplumun da sağlığını da etkileyen bir unsur olduğundan dolayı İş Sağlığı ve Güvenliği uygulamalarının acilen hayata geçirilmesi şarttır. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 30 Haziran 2012 tarihinde özel ve kamu olmak üzere tüm sağlık sektörüne de dahil olmak üzere tüm iş yerleri için yürürlüğe girmiş ve halen bütün çalışmalar hızlı bir şekilde yapılmaktadır. Yürürlüğe giren bu yasa hastanelerde verilen sağlık hizmetleri ile ilgili çok tehlikeli işler sınıfı olarak dahil edilmiş olup, uygulamaların nasıl yapılacağı da belirlenmiş, bunun için gerekli eğitimler ve donanımlar yerine getirilmiş olup, İstanbul Tabip Odaları Birliği sağlık personelleri için sağlıklarını ve güvenliklerini tehdit edecek hususlar için iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınacak tedbirleri sürekli hatırlatmakta ve uygulamaktadırlar ve bu uygulanacak hususlar özel ve kamu hastanelerine bildirilerek konunun ne kadar önemli olduğu da vurgulanmıştır. Sağlık çalışanlarının sağlığını ve güvenliğini korumak için bir takım önemli tedbirler yer almaktadır, ilgili yasa gereği iş yeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı istihdam edilmekte ve İSG kurulunun oluşturulması, risk analizlerinin yapılması gibi konular sürekli gündemde yer almaktadır. Burada asıl amacı vurgulamak gerekirse sağlık çalışanların daha sağlıklı ve güvenli bir şekilde işlerini yapmak ve hatalarını en aza indirmek için bu çalışmalar yapılmakta ve halen devam etmektedir.
Kişisel koruyucu donanımların iş kazasını önlemesinin analitik çözümü -karayolları kargo taşımacılığında vaka analizi
Güvenli ve sağlıklı çalışma ortamının oluşturulması, ortam risklerinin kontrolüne, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenebilmesine bağlıdır. Ortam risklerinin kontrol altına alınmasında toplu korunma tedbirlerine öncelik verilmelidir. Risklerin toplu korunmayı sağlayacak teknik önlemlerle, iş organizasyonlarıyla ya da çalışma yöntemleriyle önlenemediği veya tam olarak sınırlandırılmadığı durumlarda da kişisel koruyu donanım kullanımı devreye girmektedir. Bunun için yapılan tüm çalışmalara uyum algısının oluşturulması gerekmektedir. Güvenli ve sağlıklı çalışma ortamının sağlanmasında çalışanların motivasyonu ve karar vericilerin tutumu etkin rol oynadığı gibi bu durum sektörlere göre farklılık göstermektedir. Bu çalışma ise karayolları kargo taşımacılığı yapan bir firmada, çalışanlar ve yöneticilerin kişisel koruyucu donanım kullanımının, iş kazalarını önlemesinin analitik çözümündeki algısı üzerine odaklanmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde iş sağlığı ve güvenliği kavramları ele alınmış, Türkiye'deki iş sağlığı ve güvenliğinin gelişiminden, kişisel koruyucu donanımının etkin kullanımı ve kullanımına neden gösterilecek risk ortamlarından bahsedilmiştir. Tezin ikinci bölümünde karayolu kargo taşımacılığı kavramları, Türkiye'de ve dünyada kargo taşımacılığının gelişimi, taşınabilir kargo ve taşınması yasak olan kargo özelliklerinden bahsedilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde ise vaka analizinin gerçekleştiği tesisin tanıtılması, iş akışı, çalışanların görev ve sorumlulukları, kullanmış oldukları kişisel koruyucu donanımlar ve özelliklerinden söz edilmiştir. Sonuç bölümünde paket ve kargo taşımacılığı yapan tesis ortamındaki çalışanların ve yöneticilerin kişisel koruyucu malzeme kullanma konusundaki tutumlarını, motivasyonları iş kazaları ile ilişkileri konusundaki algılarını ölçmeye yönelik anket çalışmasına yer verilmiştir.
Kaldırma araçlarının iş sağlığı ve güvenliği bakımından incelenmesi
Sanayinin hızlı gelişimi, tüketimin artması, rekabet piyasasını ve çalışma koşullarının değişimini getirmektedir. Çalışma yaşamında gerek tehlikeli ortam kaynaklı, gerek insan davranışları kaynaklı, gerekse farklı nedenlerden dünyanın çeşitli ülkelerinde birçok iş kazası ve meslek hastalığı meydana gelmektedir. Önlemlerin yetersizliği, bilgi eksiklikleri, teknolojik yetersizlikler gibi nedenlerle birçok insan yaralanmakta veya hayatını kaybetmektedir. Ülkemizdeki durum iş kazaları konusunda maalesef çok kötü durumda olmakla beraber meslek hastalığı konusunda da yeterli kayıt tutulmadığı için sağlıklı bir veri bulunmamaktadır. Türkiye'deki iş kazaları incelendiği zaman kaldırma araçları ile ilgili çok fazla kaza yaşandığı tespit edilmiştir. Bu da aslında sıklıkla kullanılan kaldırma araçlarında iş sağlığı ve güvenliğinin önemini ortaya çıkmıştır. Kaldırma araçları verimlilikte artış, maliyetlerde düşüş, çalışanlarda yorgunluk azalması gibi faydalar getirmesiyle beraber yeterli önlem alınmadan yapılan çalışmalarda yaralanmaların, ölüm vakalarının ve aslında oluşan maliyetlerin daha fazla olacağı tespit edilmiştir. Bu çalışmada kısaca kaldırma araçları, iş sağlığı ve güvenliği konularına değinip çalışma hayatında en çok kullanılan kaldırma araçları ve bunlarla ilgili önlemler, kontroller ayrıca yaşanmış kazalardan bahsedilecektir. Örnek bir vaka üzerinde inceleme yapılıp savunma ile ilgili veriler ortaya konacaktır. Ayrıca çalışmamda; Türkiye'de ve Dünya'da kaldırma araçlarında iş sağlığı ve güvenliği konularına ilişkin yazılmış tez, internet kaynaklı sistemlerden alınmış bilgiler, konu ile alakalı kitaplar ve makalelerden yararlanılarak kaynak tarama tekniği kullanılmıştır. Bire bir atıf yapılan bilgiler sayfa sonlarında belirtilmiş ayrıca yararlanılan her kaynak kaynakça kısmında belirtilmiştir.
Avrupa Birliği uyum sürecinde Türkiye'de iş sağlığı ve güvenliği
18. ve 19. yüzyılda başlamış olan Sanayi Devriminin gelişmesine parallel olarak iş kazaları ve meslek hastalıklarında görülen artış üzerine yeni önlemler alınmaya gerek görülmüş ve bu önlemler zamanla birçok ülkede yaptırım gücü kazanmış kurumsal yapıların oluşmasını sağlamıştır. Bunlardan biri de 1950'li yıllarda Belçika, Almanya, Fransa, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda olmak üzere altı kurucu ülke tarafından kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu zaman içerisinde Roma Antlaşması'nı imzalayarak ortak bir pazara dayalı Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)'dur.Birçok ülke bu kurumsal yapıya üye olmuş ve gerek yasalara, gerek direktiflere uyum sağlamaya çalışmıştır.Türkiye de bu ülkelerden biridir. Ülkemizde,iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili uygulamalar Osmanlı döneminde 1865 yılında Dilaver Paşa Nizamnamesiyle Cumhuriyet ve sonrası dönemde de birtakım kanun ve yönetmeliklerle iyileştirmeye yönelik yer verilmiştir. 1945 yılında Çalışma Bakanlığını kurulması İş güvenliği ve İş sağlığı konusunda en önemli aşama olmuştur.Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından sonra, İş Sağlığı ve Güvenliği Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü Başkanlığı (İSGÜM),İş Teftiş Kurulu Başkanlığı (İTKB), İş Sağliği ve Güvenliği Genel Müdürlüğü (İSGGM), Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim Merkezi (ÇASGEM) gibi kurum ve kuruluşlar oluşturulmuştur. 4857 sayılı İş Kanununun kabulünden sonra, iş sağlığı ve güvenliği konusunda Avrupa Birliği'ne uyum amaçlanmıştır.Avrupa Birliği'nde yayınlanan politika belgelerine parallel olarak, Türkiye'de de yeni kanunlar, yönetmelikler ve ulusal politika belgeleri yayınlanmış ve 30 Haziran 2012'de 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanun,bütün işyerlerini kapsamı altına alan koruma ve önleme anlayışına yöneliktir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununda, belli tanımlar yapılmış, kapması genişletilmiş, çalışanların ve işverenlerin yükümlülükleri detaylı bir şekilde düzenlenmiştir. Tez çalışmamda,Avrupa Birliği uyum sürecinde Türkiye'de uygulanan iyileştirme aşamaları ,hazırlanan kanun ve ulusal politika belgeleri amaç ve hedefleri incelenerek böylece Avrupa Birliği sürecinde iş sağlığı ve güvenliği konusunda Türkiye'nin mevcut durumu değerlendirilmiştir. Ayrıca Türkiye-Avrupa Birliği ilşikileri, Avrupa Birliği'nde (AB) İş Sağlığı ve Güvenliğinin gelişimi, bu gelişim ile mevzuatın oluşumu, İSG alanında yayınlanmış olan direktifler ve politikalara yer verilmiş bazı avrupa ülkelerinin istatistik verileri karşılaştırılmış ve Avrupa Birliği'nde İş Sağlığı ve Güvenliği uygulamarına örnek ülkeler de dâhil edilmiştir. Bu bilimsel araştırmada Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde Türkiye'de İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatındaki değişiklikler ve Mevzuata uyumlaştırılma süreçleri araştırılmıştır.
Teknoloji geliştirme bölgelerinin iş sağlığı ve güvenliği bağlamında işyeri bina ve eklentilerine göre incelenmesi: Yıldız Teknik Üniversitesi Teknokent örneği
Teknoloji geliştirme bölgeleri, ülke ekonomileri ve bilimsel gelişmeler için oldukça önemli yerlerdir. Bu çalışmada amaç mevzuata uygun bir çalışma ortamının teknokent ve diğer teknoloji geliştirme bölgelerinde nasıl oluşturulacağını anlamaktır. Bu amaca ulaşmak adına, alan yazın taraması gerçekleştirilmiş, ardından Yıldız Teknik Üniversitesi Teknokentinde mevzuatın uygunluğu kontrol edilmiştir. Sonuç olarak yaya ve araç kullanıcıları için yeterli işaretlerin bulunmadığı, yangın ekibinin oluşturulmadığı ve raf ve dolap gibi iş ortamındaki malzemelerin deprem önlemlerinin alınmadığı görülmüştür. Çalışmanın tek bir teknokent için örneklendirilmesi sınırlılık olarak kabul edilmektedir.
Yangın güvenlik eğitimlerinin yasal mevzuat ve eğitim müfredatları açısından değerlendirilmesi
Yaşam ve çalışma alanlarında meydana gelebilecek bir yangın tehdidini önlemek için, yangın alarm sistemleri, yangın söndürücüler ve sabit söndürmeler dahil olmak üzere pek çok yangından korunma donanım ve sistemleri mevcuttur. Fakat bir yangını meydana getirecek faktörlerin engellenmesi ve önüne geçilemeyen bir yangının söndürülmesini sağlamak; yangın eğitiminin alınması ve bu eğitimlerin belirli periyotlar ile tekrar edilmesinden geçmektedir. Yaşayarak öğrenme, yangın konusunda edinilmiş tecrübeleri değerli kılsa da geniş yelpazeli ve yavaş bir süreç olarak ilerlemesi sebebi ile yetersiz olabilmektedir. Bireysel yangın deneyimleri acil bir olay sırasında karşılaşabilecek muhtemel riskleri önlemede yetersiz kalabilmektedir. Yangın güvenlik eğitim programları yangın tehlikelerini tanıma, önleme ve nihayetinde reaksiyon unsurlarını taşımalıdır. Bir yangın eğitim programının işlevi eğitim alacak bireyde özgüven duygusunu öne çıkarmalı aynı zamanda stresli ve tehlikeli koşullar altında hareket tarzlarını pekiştiren sistematik bir düzen içerisinde olmalıdır. Yangın, meydana gelebilecek tehlikeler arasında en ölümcül olanıdır. Göz açıp kapayıncaya kadar etrafında bulunan her şeyi yok etmek için yeterince güçlüdür. Yangının yayılmasıyla doğru orantılı olarak artacak olan şey ise zaman dilimidir. Bu nedenle yangın güvenlik eğitimleri tehlikeleri önlemek için belli standartlar ve güçlü müfredatlar dahilinde herkese verilmelidir.
Tehlikeli ve çok tehlikeli meslek grupları için MYK tarafından yayınlanan ulusal yeterliliklerde iş sağlığı ve güvenliği
Bireylerin çalıştıkları ortamın güvenliği ve sağlıklı olması hem iş verimini hem de çalışanın motivasyonunu arttırabilmektedir. Meslekler tehlike sınıfına göre ayrılmış olup iş güvenliğine her meslekte ihtiyaç duyulduğu bilinen bir gerçektir. Buradan anlaşıldığı üzere İş Sağlığı ve Güvenliği her meslekte olması ve uygulanması gereken bir süreçtir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın öncülüğünde kurulan Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) 'nun belgelendirdiği mesleklerde, yetkinlikleri belgelemek, aslında hem iş piyasasındaki işsizlik sorununu ortadan kaldırır hem de işini bilen kişilerin kaliteli ürün ortaya çıkarmalarında katkı sağlar. Mesleki Yeterlilik Belgesi için mevcut süreçlerde, A1 ( İş Sağlığı ve Güvenliği) biriminin başarılı bir şekilde uygulandığı bir işyerinde çalışan bir kişi sınavda başarısız olabilir. Bu sebeple, Mesleki Yeterlilik Belgesi alan kişiler üzerinden yola çıkarak konu üzerinde bu çalışma yapılmıştır. Bu çalışmada sınava giren, A1(İş Sağlığı ve Güvenliği) biriminden başarılı ve başarısız olan kişilerin istatistik raporuna yer verilmiş, tehlikeli ve çok tehlikeli meslek grubundan belge alan kişilere bir anket çalışması yapılmıştır.
Turizm işletmelerinin spa bölümünde ergonominin iş sağlığı ve güvenliği açısından incelenmesi
Bir işyerinde çalışma ortamı ile çalışanlar arasındaki uyumun göstergesi olan ergonomi, iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının bir parçası olarak, iş kazalarını önlemede önemli yer tutmaktadır. Bir anlamda iş sağlığı ve güvenliğinin koruyucu hekimliği biçiminde değerlendirilmesi mümkün olan ergonomi, basit önlemlerle ciddi kazaların önlenmesine de olanak vermektedir. Her ne kadar ergonominin önemi fark edilerek alan uygulamaları ve teorik çalışmalarda yerini almaya başlasa da, günümüzde henüz belirli alanlarda ergonomi ile iş sağlığı ve güvenliği arasındaki ilişkiyi ortaya koyan yeterli çalışmaya ulaşılamamaktadır. Araştırma sonuçlarına göre ergonomi, turizm tesislerinde ve özellikle SPA merkezlerinde literatür ve alan uygulamalarında yeterince yer almamaktadır. Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin usul ve esasları hakkında yönetmelikte eğitim konuları içerisinde ergonomi önemli yer tutmaktadır. Bu nedenle araştırmada SPA merkezlerinde çalışanlarda iş sağlığı ve güvenliği açısından ergonominin önemi anket yapılarak incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, Antalya ilinde 25 Haziran ve 25 Temmuz 2017 tarihleri arasında çeşitli SPA merkezlerinde görev yapan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 89 çalışanı üzerinde anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler betimsel tarama modeline uygun olarak analiz edilmiş ve sonuçlar raporlanmıştır. SPA merkezlerinde araştırma sonuçlarına göre; ergonomi ile ilişkili kas ve iskelet sistemi hastalıklarının görülme oranının %59, çalışma ortamında ısı ve nem dengesi %83 oranda sağlanamadığı, aydınlatma koşullarının yetersizliğinin %60,7 olduğu uzun süreli odaklanma gerektiren işlerde görme sorunları oranın ise %41,3 olarak belirlenmiştir. Buna karşın çalışma ortamında hareketliliği kısıtlayıcı dağınıklık oranının %13,5 ofis çalışanlarında ergonomi açısından eğitim alma oranlarının %76, çalışma ortamındaki rahatsız edici gürültü oranının ise % 32,6 olarak belirlenmiştir. Araştırmada %76 oranında ergonomi konusunda eğitim almasına karşın iş sağlığı güvenliği konusunda olumsuz sonuçların ortaya çıkması önem arz etmektedir. Bu nedenle verilen eğitimlerin içeriklerinin ve bunun uygulamadaki etkinliğinin yetersiz olduğu sonucuna varılmaktadır. Aynı zamanda işverenlerinde üzerlerine düşen görevleri de yerine getiremedikleri gözlenmiştir. İş sağlığı ve güvenliği açısından bu tür anketlerin sıklıkla yapılarak görülen eksikliklerin giderilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Turizm, SPA, İş Sağlığı ve Güvenliği, Ergonomi
Kamu hastanelerinin tıbbi atık yönetiminde iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada sağlık hizmeti sunucularından olan örnek hastanede tıbbi atıkların toplanması, taşınması ve geçici depolanması sırasında oluşabilecek tehlikelerin ve risklerin belirlenerek çalışanlar, hastalar, ziyaretçiler, alt yükleniciler ve çevre sağlığına olan etkileri açıklanmış, sağlık hizmetlerinde tıbbi atık yönetiminin yeri üzerinde durulmuştur. Tez süresince yapılan saha çalışmalarındaki gözlemlerde atık yönetiminde çalışanların bilinç düzeyi yetersizlikleri, tıbbi atıkları toplayan personellerin iş güvenliği kurallarına uymamaları, atık ayrıştırma uygulamalarında eksiklikler ve kullanılan ekipman ve teçhizatlarda uygunsuzluklar tespit edilmiştir. Tıbbi atıkların yönetiminde yöneticiler, tüm sağlık çalışanları, idari hizmet personelleri, alt yüklenici firma çalışanları ile tıbbi atık personellerinin karşılaşılabilecekleri riskler değerlendirilerek atık yönetimi kapsamında risk analizi yapılmıştır. Bunun yanında çalışanların maruz kalacağı iş kazası ve meslek hastalıkları ile birlikte tıbbi atıkların da geçici depolanması, taşınması ve bertaraf edilmesi sürecinde çevreye olan olumsuz etkisine değinilmiştir. Atık yönetiminde görülen eksikliklerin giderilmesi, meydana gelen iş kazaları ve meslek hastalıklarının azaltılması, risklerin kısmen ya da tamamen ortadan kaldırılması veya kabul edilebilir seviyeye indirilmesinde tüm sektör bileşenlerinin payı olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Sağlık Hizmeti, İş Sağlığı ve Güvenliği, Atık Yönetimi, Tıbbi Atık
Yangında ve kurtarma çalışmalarında kullanılan kişisel koruyucu donanımların irdelenmesi
İş sağlığı ve güvenliği kanununun 20.06.2012 tarihinde yürürlüğe girmesi, çalışma hayatına pek çok yenilik katmıştır. Bu alanda oluşan epistemloji ışığında özel sektör ve kamu sektörü çalışmalarına yön vermektedir. Bu sayede hem çalışanların sağlığının korunması hedeflenmekte, hem de yapılan işten maksimum verim sağlanmaya çalışılmaktadır. İş sağlığı ve iş güvenliğinin temel hedefi tehlikeleri kaynağında bertaraf etmek, bertaraf edilemiyorsa şiddetini minimize ederek kabul edilir sevide tutmaktır. Bu hedefe ulaşmanın birinci basamağı yürütülen işe uygun kişisel koruyucu donanımların belirlenmesidir. Örneğin yangın olayında ateşe mukavemet gösterecek nitelikte kişisel koruyucu donanım seçilmesi gerekirken, kurtarma çalışmalarında hareket kabiliyeti yüksek olan kişisel koruyucu donanımlar seçilmelidir. İtfaiye teşkilatından bahsedildiğinde insanların aklına sadece yangın söndürmekle görevli çalışanlar gelse de; günümüzde itfaiyenin müdahale etmediği olağanüstü olay hemen hemen yok gibidir. Temel görevi can kurtarmak olan itfaiyecilerin diğer görevleri; trafik kazalarına müdahale, sel, deprem gibi her türlü doğal afette arama kurtarma ve su taşkınlarında su tahliyesi yapmak, su altı ve su üstü arama kurtarma yapmak, kentsel bina göçüklerinde arama kurtarma yapmak, afetler hakkında halkı bilinçlendirici eğitimler vermek, kimyasal maddelerin oluşturduğu tehlikelerde halkın güvenliğini sağlamak gibi pek çok görevleri vardır. Her yıl dünya genelinde yangınlar ve diğer tabi afetler pek çok cana mal olmaktadır. Olağanüstü olaylara müdahale ederken hayatlarından olan ve uzuv kaybına uğrayan itfaiyeci sayısı azımsanmayacak boyutlardadır. Bu denli tehlikeli bir meslek grubunda kullanılan kişisel koruyucu donanımların, geniş kapsamlı çalışma alanlarında olayların türüne göre tercih edilmesi, göz ardı edilmemesi gereken bir çalışma olmalıdır. Günümüzde kullanılan kişisel koruyucu donanımların, geçmişe oranla nispeten işe uygun olduğu gözlemlense de, yapılan işin doğası gereği pek çok risk faktörü hala mevcuttur. Üstelik 6331 sayılı iş güvenliği yasasında, acil durumlarda ve afetlere müdahale eden personelin olay yerindeki çalışmaları kapsam dışı bırakılmıştır.
Rüzgar enerji santrallerinde iş kazaları
Rüzgâr türbinlerinin bulunduğu, enerji santrallerinde veya santral dışında oluşabilecek iş kazaları ve meslek hastalıklarını önleyebilmek amacıyla, tehlikelerin tespit edilip riske dönüşmesine neden olan faktörlerin azaltılması amaçlanmaktadır. Belirlenen bu faktörlerin neden olduğu risklerin kabul edilebilir seviyeye düşürülmesi için alınması gerekli olan tedbirler tespit edilerek, her süreçte yaşanan kazalar istatistiksel olarak kategorize edilmiştir. Bu kategorizasyon; temel inşaatı, türbin bileşenlerinin sevkiyatı, montajı, devreye alınması ve bakım süreçleri olmak üzere altı ana başlık altında incelenmiştir. Ayrıca rüzgâr türbinlerinde yaşanan kazalar kendi bileşenleri içerisinde de kule, makine dairesi, göbek ve kanatlar olmak üzere dört alt başlık içerisinde değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler, yaşanan olayların tekrarlanmaması için alınması gereken aksiyonlarla ilgili istatistiksel verilere ulaşılmasına yardımcı olmuştur. Bu istatistiksel veriler ışığında görülmüştür ki yapılan olay bildirimlerinin %15 i rüzgâr türbini temel inşaatında, %8 i türbin bileşenlerinin nakliyesinde, %45 i türbin montajında, %12 si rüzgâr türbininin devreye alınmasında, %10 u da bakım işlemleri sırasında yapılmıştır. Yapılan olayların % 11.5 nin kulede, %7.7 sinin makine dairesinde, %3 ünün göbekte ve %7 sinin de kanatlarda yaşandığı tespit edilmiştir. Genel olarak bakıldığında ise, yapılan bildirimlerin %62 si güvensiz durumlardan, %20 si ise güvensiz davranışlardan kaynaklandığı analiz edilmiştir. Güvensiz davranış ve durumlar insan kaynaklı olduğundan bu unsurların giderilmesi yaşanan olay bildirimlerinin büyük oranda düşmesini sağlayacaktır. Bildirimi yapılan olaylarda bu unsurların giderilmesi ancak çalışan personele ayrılan eğitim süresinin attırılması ile gerçekleşeceği öngörülmüştür. Tez çalışmasında sunulan öngörülere kesinlik kazandırılması için SPSS analiz programı kullanılmıştır. Bu çalışma Türkiye'nin önde gelen bir rüzgâr türbini firmasının inşa, kurulum ve bakım süreçleri gözlemlenerek hazırlanmıştır. Bununla birlikte her bir süreç altında belirlenen riskler için çözüm önerileri getirilmiştir.
İnşaatlarda acil durum ve kurtarma planları
Bu çalışmada acil durumlar; inşaat öncesindeki tasarım ve planlama, inşaat aşamasında önleyici, sınırlayıcı tedbirler, müdahale yöntemleri ve yapı işlerine özgü kurtarma planları incelenmiştir. Birinci bölümde tasarım ve planlama aşamasında acil durumlara etki edilebilecek konular ve yapılabilecek düzenlemelere değinilmiştir. İkinci bölümde yapım aşamasındaki acil durumları sınırlayıcı, önleyici tedbirler ve acil durum müdahale, tahliye yöntemleri olarak, acil durumun öncesini ve sonrasını değerlendirecek şekilde iki bölüm olarak açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise acil durum planlarının içerisinde yer alan inşaata özgü kurtarma planları ve bu planlara uygun tatbikatlar açıklanmıştır.
Makina atölyelerinde FINNE-KINNEY, FMEA ve 5X5 matris kantitatif yöntemlerle risk değerlendirmesi
Makine sektörü ülkemizde çok önemli bir yere sahiptir. Hızla değişen ve gelişen dünya standartları ülkelerin bu sektöre olan ilgi ve alakasını günden güne artırmakta ve geliştirmektedir. Çünkü ülkeler gerek üretim alanında gerek savunma sanayinde ve diğer alanlarda makine teknolojilerini kullanmak durumundadır. Ülkemizde makine atölyeleri üretimin çok önemli bir yerini teşkil etmektedir. Bunun için bu sektöre kalifiye elaman yetiştirmek için hem devletimizin açtığı, hem de özel sektörün desteklediği makine teknolojilerinin bulunduğu meslek okullarında makine atölyeleri önemli bir yere sahiptir. Ülkemizde iş güvenliği kültürünün tüm alanlarda olduğu gibi makine alnında da oldukça önem kazanmaktadır. İş kazalarının bu sektörde çok fazla olması bunun öneminin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Makine atölyelerinde bulunan makineleri ve bunlardan meydana gelebilecek tehlikeleri bilmeliyiz ve görmeliyiz. Yani risk değerlendirmelerini çok iyi bir şekilde yapmamız gerekmektedir. Bu çalışmamda İstanbul'da herhangi bir makine atölyesinde üç farklı risk değerlendirmesi kullanarak sonuçları karşılaştırıp değerlendirme yapıtım. Ayrıca bu sonuçlara göre iyileştirme noktasında önerilerde bulundum. Ayrıca bu çalışmamda bir makine de var olan bir tehlikeden kaynaklı riskin, herhangi bir risk değerlendirmesinde gizlenemeyeceğini görmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Makine Atölyeleri, Risk değerlendirmesi, FINNE-KINNEY,FMEA,5X5 Matris, Kantitatif
Boya üretimi yapan işletmelerde risk analizi ve değerlendirmesi; örnek HAZOP ve 5x5 uygulaması
Sanayinin gelişmesi İş Sağlığı ve Güvenliği kültürünün öneminin artmasına sebep olmuştur. Gelişen üretim ekipmanları, büyüyen üretim kapasiteleriyle birlikte artan meslek hastalıkları ve iş kazalarının önüne geçilmesi için belirli düzenlemeler yapılması gereğini doğurmuştur. Ülkemizde 6331 sayılı İŞ Sağlığı ve Güvenliği kanunu ve yönetmelikleri ile birlikte çeşitli düzenlemeler getirilmiştir. Bu kanun kapsamında risk analizi ve değerlendirmesi zorunluluk haline gelmiştir. Örnek çalışmada risk değerlendirme yöntemlerinden HAZOP ve 5x5 Matris Yöntemleri seçilmiştir. Bu iki yöntemde de diğer metodlarda olduğu gibi tehlikeleri belirlemek ve bu tehlikelere karşı önlem alarak olası riskleri ortadan kaldırmak amaçlanmaktadır. Meydana gelebilecek tehlikeli durumları en az etki yaratacak ya da etkisi hissedilmeyecek durumlara dönüştürecek önlemler planlanmaktadır. Bu çalışmada tehlikeli kimyasal maddelerin kullanıldığı tekstil boyası ve haşıl kimyasalı üretimi yapan bir firmada HAZOP ve 5x5 matris metodolojileri kullanılarak risk analizi ve değerlendirmesi süreci uygulanmaya çalışılmıştır. Kullanılan kimyasal maddelerin, makinelerin, araç ve gereçlerin çalışma ortamına ve çevreye verebileceği zararları kaynağında yok ederek çalışanların ve çalışma ortamının güvenliğinin korunabilmesi hususunda iki analiz karşılaştırılarak , her iki analizin aynı firma için nasıl sonuçlar verdiği incelenmiştir. Benzer özellikteki işletmelerde ne gibi önlemler alınması gerektiği konusunda fikir vermesi ve bundan sonraki çalışmalara örnek olması hedeflenmektedir. Bu çalışmada iş sağlığı ve güvenliği alanında yapılmış bilimsel makaleler, tezler ve internet sayfalarından yararlanılmıştır.
İstanbul metro istasyonlarında iş güvenliği uygulamaları
Kent içi raylı sistemler sınıflamasında en çok yolcu taşıma kapasite sahip ulaşım aracı metro'dur. Bu tercih edilme insan kalabalığı anlamına gelmekle birlikte, beraberinde bir çok iş kazasınıda meydana getirebilmektedir. Bu tez çalışmasında istanbul metro istasyonlarında insanları bir yerden bir yere en güvenilir biçimde taşımak için işletme esnasında yolcunun hareket akışı dikkate alınarak, istasyona giriş yapması, perona inmesi, perona yürümesi, peronda oturması, treni beklemesi ve trene binmesi vb. senaryoları ve geçmişte yaşanan kazalar göz önünde bulundurularak alınan iş güvenlik uygulamalarından acil durum eylem planı, yangın ihbar ve kontrol sistemleri, yangından korunma sistemleri, drenaj sistemi, havalandırma sistemi, elektrik işleri, aydınlatma sistemleri, PAKS(Peron Ayırıcı Kapı Sistemi), PESB/CESB( Platform ve Merkezi Acil Durdurma Butonu), Acil çıkış kapıları, uyarı levhaları ,temel iş güvenlik önlemleri, spesifik durumlara karşı alınan iş güvenlik önlemleri ve yaşanabilecek kazaların fine kinney ve 5x5 matris risk değerlendirmesi yöntemleri ile karşılaştırılması anlatılmaktadır.
Özel güvenlik hizmetlerinde iş sağlığı ve güvenliği
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle birlikte, kamu ve özel sektöre ait bütün işlere ve işyerlerine, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerine, çırak ve stajyerler de dahil olmak üzere tüm çalışanların faaliyet konularına bakılmaksızın iş kazaları ve meslek hastalıklarına maruz kalmaması için önleme politikaları geliştirilmesi hedef olarak benimsenmiş, bu amaçla da 39 adet yönetmelik yayımlanarak uygulamaya konmuştur. Bahsedilen kurum/kuruluş, çalışanlar, çırak ve stajyerlerinde hedef kitle olarak değerlendirilmesi ve önleme politikalarının geliştirilmesi çerçevesinde; İş sağlığı ve güvenliği eğitimleri (hizmet içi eğitim, mesleki eğitim), risk değerlendirmeleri, acil durum planları, çalışan temsilcilerinin belirlenmesi, destek elemanı görevlendirilmesi, isg kurullarının oluşturulması, vb. konular gündeme gelmiştir. Bu konuların uygulandığı alanlardan biri de iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin işyeri tehlike sınıfları tebliğine göre tehlikeli sınıfta yer alan özel güvenlik faaliyetleridir. Bu sebeple özel güvenlik hizmetlerinde çalışan personelin iş sağlığı ve güvenliği bilgi/bilinç seviyelerinin değerlendirilmesi amacıyla İstanbul'da Adliye, Alışveriş Merkezi, Havalimanı ve Üniversite bünyesinde çalışan özel güvenlik görevlilerine yönelik anket yapılmış ve bu anket sonuçları değerlendirilmiştir. Bu çalışma kapsamında; İş sağlığı ve güvenliği konusunda, özel güvenlik hizmetlerindeki uygulamalar ve özel güvenlik görevlilerinin bu konudaki bilgileriyle, iş hayatına bakış açıları 'İş Sağlığı ve Güvenliği' çerçevesinde değerlendirilmiş olup, hizmet verilen kurumlarda iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili bilgilere ulaşma düzeyleri araştırılmıştır. Anket; demografik (17 soru) ve iş sağlığı ve güvenliği (35 soru) olmak üzere toplam 52 sorudan oluşmakta olup, 425 özel güvenlik görevlisi üzerinde değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, özel güvenlik görevlilerinin, 6331 sayılı 'İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu' hakkında bilgi sahibi oldukları, iş hayatları boyunca çalıştıkları kurumlarda görevli iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi tarafından verilen eğitimlerin (hizmet içi eğitim, iş sağlığı ve güvenliği) mesleki açıdan yeterli olduğu, yapmış oldukları iş nedeniyle maruz kalabilecekleri meslek hastalıklarının neler olduğu konusunda ve karşı karşıya kalabilecekleri iş kazaları hakkında bilgi sahibi oldukları genel sonuç olarak değerlendirilmektedir.
Örnek bir örme kumaş sektöründe hazop ve 5*5 uygulamalarının karşılaştırılması
İş kazalarının artmasıyla iş sağlığı ve güvenliği her geçen gün daha da ön plana çıkmaktadır. İş sağlığı ve güvenliği başta çalışanların güvenliğini olmak üzere üretim ve işletme güvenliğini sağlamak için gerekli olan planlı çalışmaları yapmaktadır. Bu çalışmaların odak noktasında da disiplinli ve düzenli bir şekilde yapılmış olan risk değerlendirmesi yer almaktadır. Yapılan risk değerlendirmesiyle işletme için tehlikeler tespit edilip tehlikelerden kaynaklanan riskin büyüklüğü tahmin edilerek mevcut kontrollerin yeterliliği dikkate alınıp riskin kabul edilir olup olmadığına karar verilmektedir. Gerekli olan düzeltici ve önleyici faaliyetlere karar verilerek iş kazalarının önüne geçilmektedir. Tekstil sektörü ülkemizin lokomotif sektörlerinden biridir. Bu anlamda ihracatınında yüksek olduğu bir sektör olması da önemlidir. Tekstil sektörü kendi içinde geniş bir ürün yelpazesine sahiptir. Böyle önemli bir sektörün üretim aşamalarındaki hususlarda göz ardı edilemez. Makine ağırlıklı olan tekstil sektöründe, sanayi devriminden sonra üretimde hız sağlanırken birtakım sorunlarında artışı gözlemlenmiştir. Sektör içinde makineleşmenin artması ve çalışılan alanlarda daha çok insan bulunmasıyla birlikte iş kazaları ve meslek hastalıkları da artmıştır. Bu durum tekstil için iş sağlığı ve güvenliği önemini ortaya koymuştur. Her ne kadar tekstil sektöründe işverenler iş sağlığı ve güvenliği maliyetlerini fazlalık olarak görüp göz ardı etmeye çalışsalarda devlette bu sektörle ilgili birtakım çalışmalar yapmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından işverenlerin eğitimi ve iş mevzuatından kaynaklanan yükümlülükleri konusunda bilinçlendirilmeleri amacıyla el kitapları serisi arasında ''10 Soruda Tekstil Sektöründe İş Sağlığı ve Güvenliği Önlemleri'' yer almaktadır. Bunun gibi tekstil sektörü için yapılmış başka kaynaklarda vardır. Devletin bu girişimleri tekstil sektörünün bir kısmında önlemek ödemekten ucuzdur mantığını oluşturmuştur. İş kazaları ve meslek hastalıkları yapılan araştırmalar göre %50'sinin kolaylıkla önlenebileceği, %48' inin sistemli bir çalışma ile önlenebileceği, %2'sinin ise önlenemeyeceği ortaya çıkmıştır. Bu sebeple işyerlerinde tehlike kaynakları belirlenebilirse oluşabilecek riskler öngörülebilecek, kontrol altına alınabilecektir. Böylelikle iş kazaları azaltılmış olacak ve tehlikeler ortadan kaldırılabilecektir. Bunu ancak sistemli bir çalışma olan risk değerlendirmesiyle gerçekleştirmek mümkündür. Bu çalışmada da risk değerlendirme metodolojilerinden HAZOP ve 5x5 matris yöntemi kullanılmıştır. Çalışma için tekstil alt sektörlerinden olan örme kumaş imalatı yapan İstanbul'da bir firma seçilmiştir. Mevcut tehlikeler belirlenip tehlikelerin sonuçları ortaya koyulmuş, hafifletici ve önleyici mevcut kontroller var mı diye gözden geçirilmiş ve alınacak önlemler belirlenmiştir. Öncelikle 5x5 matris yöntemi için oluşturulan tablo içinden HAZOP için örnek birkaç tehlike belirlenip HAZOP çalışmasıyla da aynı tehlikeler için risk değerlendirmesi yapılmıştır.
İnşaatlarda iş kazaları
İnşaat sektörü gerek iş kazası sayısının çokluğu gerekse de ölümlü kaza sayısı bakımından ilk sıralarda yer almaktadır.Yüksekten düşme, malzeme düşmesi, çökmeler en çok gerçekleşen kaza tipleridir. Bu tezde inşaatlarda görülen başlıca iş kazaları, bu kazalara sebepleri ve alınabilecek iş güvenliği önlemleri elen alınmış ve örnekler üzerinden açıklanmıştır Anahtar Kelimeler: İş kazası, İş güvenliği, İnşaat sektörü, Önlem
Eğitim kurumlarında laboratuvarlarda iş sağlığı ve güvenliğinin incelenmesi
Orta öğretim kurumlarında iş sağlığı güvenliğinin laboratuvarlardaki uygulamalarına dair yapılan çalışmalar incelenmiştir. Bu tezde önce 6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği kanunu, sonra da MEB 2014/16 genelge ve ilgili yönetmelikler incelenmiştir. Seçilen kamu ortaöğretim kurumunda öğretmen ve öğrencilerin çalışma yaptıkları laboratuvarlar incelenmiştir. Önce mesleki ortaöğretim alanları ve laboratuvarlar tanıtılmıştır. Laboratuvarlarda yaptıkları çalışmaların incelenmesine geçmeden önce, laboratuvar tanımı yapılmış, laboratuvar tasarımları incelenmiş, laboratuvarlarda kullandıkları cihazlar tanıtılmış, cihazlara ait kullanım talimatları, tehlikelerine dair uyarılar, uyarı levhaları, kullanılan kimyasallar ve diğer laboratuvar malzemeleri tanıtılmıştır. Laboratuvarlarda kullanılan cihazlar ve kimyasallara ait talimatlar, kimyasalların depolanması, muhafazası, tehlikeleri, tehlike uyarı işaretleri, kimyasal maddelerin Güvenlik Bilgi Formları (GBF), kimyasalların etiketlenmesi ile ilgili konulara tezin içerisinde yer verilmiştir. Güvenli ve sağlıklı çalışma kuralları, laboratuvar çalışmaları esnasında kullanılacak kişisel koruyucu donanımlar, laboratuvarlarda yaşanabilecek kazalar ve herhangi bir kazanın yaşanmaması için kaza öncesi alınacak tedbirler, uygulanacak kurallar, kaza sonrası yapılması uygun görülen ilkyardım konuları ele alınmıştır. Tezin hazırlanması esnasında mekân fotoğrafları çekilmiş, kullanıcı öğretmen ve öğrencilere bu fotoğraflar üzerinden her gün her çalışmada girdikleri gördükleri laboratuvarlara bir de dışarıdan bakmaları farklı bir bakış açısı ile görmeleri sağlanmaya çalışılmıştır. Malzeme güvenlik bilgi formlarının ve kimyasalların etiketlenmesinin önemi ve bu konudaki farkındalıkları, laboratuvar düzeni, laboratuvarlarda uygun ya da aksayan durumlar tespit edilmiş ise bu konulara dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Fotoğraflar üzerinden risk analizi yapılmaya çalışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: iş sağlığı ve güvenliği, laboratuvar, güvenlik bilgi formu, uyarı levhaları
İş sağlığı ve güvenliğinde eğitimin önemi ve eğitim -öğretim faaliyetlerine etkisi; Van İl Milli Eğitim Müdürlüğü uygulaması
Bu çalışmada, eğitim alanının İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) bölümü kapsamında, programlı, düzenli ve sürekli bir şekilde kullanılması hedeflenmektedir. Böylece eğitim kurumlarında faaliyet gösteren bireylerin iş güvenliği kültürü edinmelerine katkı sağlanarak, çalışma ortamlarının daha güvenli ve sağlıklı bir hale getirilmesi amaçlanmaktadır. Ülkemizde daha çok genç yaşta sayılacak sayılabilecek olan iş sağlığı ve güvenliği konusunda bugüne kadar gerçekleştirilen çalışmalar, iş kazalarının büyük ölçüde çalışanların bireysel hatalarından kaynaklandığını ortaya koymuştur. Bunun temel nedenlerinden biri ise bu alanda verilen veya verilmesi gereken eğitimlerin yetersizliğinden kaynaklandığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışmada hedef kitlemize (öğretmen / idareci) eğitimin gerekliliğini ve olumlu geri dönüşünü bir kez daha göstererek, eğitim kurumlarımızda İş Güvenliği standartı oluşmasına katkıda bulunmak ve bununla birlikte, Eğitim-Öğretim faaliyetlerinin daha güvenli bir ortamda yapılmasının sağlanması hedeflenmektedir.
Ameliyathane çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği konusunda bilgi düzeylerinin ve risk faktörlerinin incelenmesi (Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi örneği)
Bu çalışma Van Bölge eğitim Araştırma Hastanesi ameliyathanelerinde çalışan doktor, hemşire, anestezi teknikerleri ve sağlık bakıcılarının sahip oldukları risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla anket uygulanarak bu konudaki bilgi düzeylerinin ölçülmesi amaçlamaktadır. Bu amaçla Van Bölge eğitim Araştırma Hastanesi ameliyathanelerinde çalışan 50 doktor, 50 hemşire, 50 anestezi teknikeri ve 50 hasta bakıcı olmak üzere toplam 200 sağlık çalışanı bu çalışmaya dahil edilmiştir. Üzerinde durulan özelliklerden sürekli değişkenler için tanımlayıcı istatistikler; Ortalama, Standart Sapma, Minimum ve Maksimum değerler olarak ifade edilirken, Kategorik değişkenler için sayı ve yüzde olarak ifade edilmiştir. Sürekli değişkenler bakımından grup ortalamalarını karşılaştırmada Tek yönlü Varyans analizi yapılmıştır. Varyans analizini takiben farklı grupları belirlemede Duncan çoklu karşılaştırma testi kullanılmıştır. Bu değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemede gruplarda ayrı ayrı olmak üzere Pearson korelasyon katsayıları hesaplanmıştır. Hesaplamalarda istatistik anlamlılık (önemlilik) düzeyi %5 olarak alınmış ve hesaplamalar için SPSS (ver: 21) istatistik paket programı kullanılmıştır. Çalışmaya katılan 200 kişinin 56'sı 18-30 yaş, 100'ü 31-40 yaş, 32'si 41-50 yaş ve 12'si 51-65 yaş aralığında yer almaktadır. Katılımcıların 123'ü erkek, 77'si ise kadındır. Risk faktörü değerlendirmesi ve bilgi düzeyi açısından meslek grupları incelendiğinde, doktorların diğer meslek gruplarına kıyasla daha yüksek farkındalık düzeyine sahip olduğu görülmüştür. Cinsiyet bazında değerlendirildiğinde ise erkeklerin farkındalık düzeyinin kadınlara göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Eğitim durumuna göre yapılan analizde, eğitim seviyesi yükseldikçe farkındalık düzeyinin de arttığı tespit edilmiştir. Mesleki deneyime göre değerlendirildiğinde, daha deneyimli bireylerin farkındalık düzeyinin daha az deneyimli çalışanlara kıyasla yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Benzer şekilde, mevcut hastanede çalışma deneyimi daha uzun olan katılımcıların farkındalık düzeyi, daha kısa süre çalışanlara göre daha yüksektir. Gelir düzeyine göre yapılan incelemede, kendini yüksek gelir grubunda değerlendiren bireylerin farkındalık düzeyinin diğer katılımcılara göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Çalışma biçimi açısından değerlendirildiğinde ise icap usulü çalışanların diğer çalışma biçimlerinde çalışanlara kıyasla daha yüksek farkındalık düzeyine sahip olduğu görülmüştür
Sağlık sektöründe en çok görülen iş kazaları ve meslek hastalıkları: Ağrı ili incelemesi
Bu çalışma, Ağrı ilindeki sağlık kuruluşlarında meydana gelen çalışma sırasında yaşanan iş kazalarının türlerini, nedenlerini ve sonuçlarını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, retrospektif bir çalışma deseninde tasarlanmış olup 2020-2024 yılları arasında Ağrı il sağlık müdürlüğüne bağlı tüm birimleri kapsamaktadır. Çalışmada nicel araştırma yöntemi kullanılmış, veriler SGK iş kazası bildirim kayıtları, hastane kayıtları ve Çalışma Bakanlığı istatistikleri üzerinden doküman analizi yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistiklerden yararlanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, incelenen dört yıllık dönemde toplam 307 iş kazası rapor edilmiştir. Kazaların %69'unu sağlık personeli, %31'ini ise sürücüler oluşturmaktadır. En sık görülen kaza türleri %91 ile trafik/ulaşım kazaları ve %72.8 ile kesici-delici alet yaralanmalarıdır. Kazaların temel nedenleri arasında uygun olmayan hız (%23.5), kişisel koruyucu donanım kullanılmaması (%11.1) ve yetersiz uyarı levhaları (%8.6) bulunmaktadır. İlginç bir bulgu olarak, kazaların %95.1'inde çalışanlar herhangi bir iş kaybı yaşamadan görevlerine dönmüştür. Çalışma, özellikle acil servislerde ve hasta transport hizmetlerinde alınması gereken önlemlere odaklanmaktadır. Bulgular düzenli güvenlik eğitimlerinin, bireysel koruyucu donanım kullanımının zorunlu hale getirilmesinin ve il sağlık müdürlüğü bünyesinde trafik eğitimi verilmesi kazaları önlemede kritik rol oynayacağını göstermektedir. Bu sonuçlar, benzer özellikteki diğer illerdeki sağlık kurumları için de yol gösterici niteliktedir.
Depoculuk sektöründe depo kurulumu öncesi alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği önlemleri
Lojistik hizmetlerinin bir parçası olan depolama süreçleri, tüm imalat ve hizmet sektörlerinin başarısının çok önemli bir parçasıdır. Bu süreçte iş güvenliğinin sağlanması Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın denetimi altındadır. Depolama sektöründe iş sağlığı ve güvenliğini içeren birçok çalışma yapılmakla birlikte, depolama sektöründe faaliyete başlamadan önce ileride oluşması muhtemel olumsuzlukların, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önüne geçebilmek adına yapılan çalışmalar kısıtlıdır. Bu çalışmada öncelikle lojistik operasyonunun depolama süreçlerinde meydana gelen kazalarda elde edilmiş verilere dayanarak bu kazaların önüne geçilebilmesi için depo inşa süreçlerinde alınabilecek tedbirler ele alınmaya çalışılmıştır. Depolama alanlarının tesisi aşaması sıradan inşaat süreçleri olarak düşünülmemelidir. Nitekim inşaat aşamasında lojistik sektörünün en önemli unsurlarından depolama alanlarının faaliyet alanına uygun şekilde tasarlanması, başta iş kazaları olmak üzere güvenli çalışma alanlarının inşaat aşamasının başından ele alınması gerekmektedir. Acil durumlar, yangın güvenliği, parlama ve patlama tedbirleri, raf güvenliği, güvenli zemin, elle taşıma, güvenli ekipman kullanımı, elektrik güvenliği, trafik düzenlemesi bu unsurlardan bazılarıdır. Çalışmamızda, depo inşa süreçlerindeki iş sağlığı ve güvenliğinin yanı sıra inşa süreci sonrası faal bir depoda iş sağlığı ve güvenliğini sağlayacak unsurların belirlenmesi amaçlanmıştır.
Yemek üretim sektöründe (catering) risk analizi
İş sağlığı ve güvenliği çalışma hayatında önemli unsurlardan biridir. Günümüzde iş kazası ve meslek hastalığının azaltılarak çalışan sağlığını korunması yönündeki çalışmalar hız kazanmıştır. Son yıllarda hızla büyüyen yemek üretim sektöründe istihdam artışı olması ve rekabet koşullarının değişmesiyle birlikte gerçekleşen iş kazası verilerinin artması giderek büyüyen bir soruna dönüşmektedir. Mevcut sorunla ilgili önlem alabilmek için yapılan bu araştırmada; Uşak ilinde yemek üreten bir işletmede risk analizi yaparak potansiyel fiziksel tehlike ve riskleri tespit edip alınacak önlemleri planlayarak çözüm önerileri oluşturulması amaçlanmıştır. Ayrıca çalışan sağlığının korunması adına sektörel farkındalık oluşturması bakımından da faydalı olacağı düşünülmektedir. Bu çalışmada risk değerlendirme karar matrisi olarak L tipi matris (5x5 matris tablosu) referans alınmıştır. Yapılan risk analizinde toplam 131 tehlike ve risk öngörülmüş; bunlardan 5 tanesinin kabul edilemeyecek, 61 tanesinin önemli, 59 tanesinin orta, 6 tanesinin ise kabul edilebilir bir seviyede bulunduğu tespit edilmiştir. Çalışma neticesinde iş güvenliğiyle ilgili proaktif yaklaşım sergileyerek potansiyel tehlikelerin azaltılıp daha güvenli çalışma ortamları oluşturulacağı öngörülmektedir.
Okul öncesi, temel eğitim ve ortaöğretim okullarında fiziksel risk etmenlerinden gürültünün incelenmesi
Çalışanların korunması daha sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmaları iş sağlığı ve güvenliği ilkesinin öncelikli amacıdır. Çalışma ortamında fiziksel risk etmenlerinin varlığı kişinin sağlık ve güvenliğinde risk oluşturmaktadır. Özellikle çalışma ortamlarındaki yüksek gürültü seviyeleri, kişileri fizyolojik, psikolojik ve performans anlamında etkilemektedir. Bu çalışmada, kamuya ait okulöncesi, temel eğitim ve ortaöğretim okullarında Balıkesir İl Milli Eğitim Müdürlüğünden gerekli izinler alındıktan sonra, sınıf ortamında ders sırasında eşdeğer gürültü seviyesi ölçümü yapılmış ve sonuçları öğrenci ve öğretmenler açısından değerlendirilmiştir. Okulların dördü ilkokul, dördü ortaokul ve dördü lise olmak üzere 12 okuldan toplamda 144 ölçüm alınmıştır. Ölçümler için SC310 CESVA "Sound Level Meter" gürültü ölçüm cihazı kullanılmış, TS ISO 1996-2' ye göre ölçümler alınmıştır. Çalışmada elde edilen veriler Çevre ve Orman Bakanlığı, Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliğinde belirtilen sınır değerlerle karşılaştırılmış ve bu değerlerin üzerinde olduğu görülmüştür. Sonuç olarak sınıf ortamında ders süreleri düşünüldüğünde öğretmenler ve öğrenciler açısından gürültü konusunda bir bilinçlenme ve sınıflarda gürültüyü kontrol yöntemleri çerçevesinde akustik anlamda iyileştirme çalışması yapılması gerektiği söylenebilir.
Çalışma alanlarında ortam ölçüm değerlerinin incelenmesi: Uşak üniversitesi örneği
Bu tezin amacı Uşak Üniversitesi personelinin çalışma ofislerinde, ofislerdeki çalışma ortamından kaynaklı fiziksel risk etmenlerini belirleyerek, ortam değerlerinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından kabul edilen sınır değerler ile uyumlu olup olmadığını inceleyip, önerilerde bulunmaktır. Çalışmanın amacı için belirlenen ofislerde; gürültü, aydınlık şiddeti, termal konfor değerleri (nem, sıcaklık ve hava akım hızı), elektromanyetik etki ve radyasyon ölçümleri yapılmıştır. Yapılan ölçümler sonucunda, ölçüm yapılan tüm ofislerde hava akım hızının değerinin 0 (sıfır) olduğu tespit edilmiştir ve havalandırma sisteminin olmamasının bu duruma sebep olduğu gözlenmiştir. Hava akım hızı dışındaki ölçüm yapılan tüm değerlerin, bakanlıkça kabul edilen sınır değerler ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Ortam ölçüm değerlerinin, bakanlık tarafından kabul edilen değerler ile uyumlu olması, çalışma ortamının fiziksel risk etmenleri açısından sağlıklı olduğunu göstermektedir. Havalandırma sistemi yerine kullanılan duvar tipi klimalar, havalandırma sisteminin görevini kısmen yerine getirdiği ancak, havalandırma sistemlerinin asıl görevi olan hava akım hızına katkıda bulunmadığı da tespit edilmiştir.
Otomotiv yansanayi sektöründe iş sağlığı ve güvenliği açısından risk analizi
Bu çalışma kapsamında risk analizi uygulamaları temel alınarak, iş sağlığı ve güvenliğinin işletmeler açısından önemi açıklanmıştır. Bu kapsamda çalışmada iş sağlığı ve güvenliğinin tarihçesi araştırılmış ve açıklanmıştır. İş güvenliği kavramının gelişim aşamalarına değinilmiştir. İş sağlığı ve güvenliğinin önemi çalışanlar için ve de işverenler için önemi incelenmiş bu kapsamda kişilere, kurum ve kuruluşlara sağladığı yararların neler olduğu tespit edilip açıklanmıştır. İş sağlığı ve güvenliğinin temel ilkelerinin neler olduğu araştırılmış ve açıklanmıştır. Yine bu bağlamda oto sanayi sitelerinde ki iş sağlığı ve güvenliği koşulları, uygulamaları araştırılmış ve açıklanmıştır. Oto sanayi sitelerinde ki çalışma koşulları, oto sanayi sitelerinde ki yaşanan iş kazaları, bu kazaları önlenme çalışmalarının kapsamı, araştırılıp incelenerek açıklanmıştır. İş sağlığı ve güvenliği eğitimleri, tedbirleri araştırılmış ve açıklanmıştır. Oto sanayilerde görülen meslek hastalıkları ve bu hastalıkların yapılacak çalışmalar ve uygulamalar ile önüne geçilmesi konularında ki yapılan çalışmalara yer verilmiştir. Oto sanayi bölgelerinde rastlanan meslek hastalıklarının, kazalarının ne tür önlemlerin alınacağı konusunda yapılan araştırmalar ve çalışmalar açıklanmıştır. Bu çalışma içerisinde, otomotiv yansanayi endüstrisinde artan işyeri ve çalışan sayısı birçok iş kazası ve meslek hastalığının meydana gelmesine neden olmuştur. Bu durum otomotiv yansanayisinin iş sağlığı ve güvenliği kapsamında uygulanması gereken önlemlerin saptanmasını önemli kılmaktadır. Yapılan bu tez çalışması ile otomotiv yansanayi endüstrisinde faaliyet gösteren işletmelerde meydana gelebilecek risklerin tespitlerinin yapılması ve bu riskler için ne gibi düzenleyici önleyici faaliyetlerin alınması gerektiği saptanmıştır. Risk analizi Fine Kinney yöntemi seçilerek yapılmıştır. Otomotiv yansanayi sektöründe faaliyet gösteren iki tane işletmede risk analizi gerçekleştirilmiştir. Risk analizinde toplamda 324 tane risk etmeni tespit edilmiştir. Bu tespit edilen risklerin herhangi bir olası tehlikeli bir duruma veya kazaya sebebiyet vermemesi için yapılması gereken düzenleyici önleyici faaliyetler belirlenmiştir. Risklerin tehlike seviyeleri aşağıya çekilerek kontrol altına alınması sağlanmıştır. Çalışmada risklerin önlem alınmadan önceki analizleri ile önlem alındıktan sonraki analizleri grafiksel olarak gösterilerek kolay anlaşılması sağlanmıştır.
Yüksek öğrenim yurtlarında iş sağlığı ve güvenliği risklerinin değerlendirilmesi
İş sağlığı ve güvenliğinin öncelikli ilkesi çalışanların daha sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmalarını sağlamaktır. Çalışma ortamlarındaki fiziksel, kimyasal, biyolojik koşullardan kaynaklı tehlikeler bu ortamda çalışan ve barınan kişilerin sağlığı ve güvenliği açısından önemlidir. Bu çalışmada yüksek öğrenime başlayan öğrencilerin barındıkları öğrenci yurtları ele alınmıştır. Birçok hizmetin bir arada sunulduğu yurtlarda yapılan işler gereği iş sağlığı ve güvenliğinin öneminin anlaşılması, yurtlardaki ortamların fiziksel risk etmenleri bakımından değerlendirilmesi, iş sağlığı ve güvenliği risklerinin tespit edilmesi ve acil durumlara yönelik önlemlerin alınması önemlidir ve bu bağlamda yapılan çalışmada gerekli önlemlerin alınıp alınmadığının saptanması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında Uşak ilinde bulunan üç adet yüksek öğrenim yurdunda iş sağlığı ve güvenliği açısından saha çalışması yapılarak değerlendirilmiştir. Yurtta barınan öğrencilerin ve çalışan personellerin maruz kaldıkları ortam koşulları fiziksel risk etmenlerinden gürültü, aydınlık şiddeti, termal konfor ölçümleri alınıp ortam değerlerinin Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından kabul edilen sınır değerler ile uyumlu olup olmadığını incelenmiştir. Ayrıca bir yurtta risk değerlendirmesi yapılmıştır. Fine Kinney metodu ile yapılan risk değerlendirmesi sonucunda 78 adet risk tespit edilmiştir ve önerilerde bulunulmuştur. Ayrıca acil eylem planları hazırlanmıştır.
Beyaz eşya sektöründe risk değerlendirmesi
İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin amacı çalışanları iş kazaları ve meslek hastalıklarından koruyarak bireysel ve toplumsal huzur ve mutluluğu sağlanmaktır. Çalışma ortamları 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında bulunan tüm yönetmelikler göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Bu çalışmada, beyaz eşya sektöründe bulunan firmalardan kalıp yapımı, metal şekillendirme ve kondanser üretiminin Fine-Kinney Metodu kullanılarak risk değerlendirmesi yapılmıştır. Fine-Kinney metodu kullanılarak beyaz eşyanın çeşitli malzemelerinin üretimi yapan bir işletmede yapılan risk değerlendirmesi çalışması sonucunda 117 adet risk göz önüne alınmış olup bu risklerin; üretim bölümlerine alansal ve makinesel olarak incelemesi yapılarak önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye'de ortak sağlık ve güvenlik birimlerinde çalışan iş güvenliği uzmanlarının dağılımı ve sorumluklarının incelenmesi
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 23. maddesinde "Herkesin kendi özgür seçimiyle belirlediği işyerinde, adil ve elverişli çalışma koşullarında çalışma hakkı vardır" denilmektedir. İş sağlığı ve güvenliği, iş hayatında yeni bir alan gibi düşünülse de ortaya çıkışı insanlık tarihi kadar eskidir. İSG çalışmaları insan ve makinenin olduğu her sektörde ihtiyaç duyulan bir sistemdir. Eski tarihte insanlar yaptıkları işlere, üretim sağladıkları alanlara göre hem daha verimli bir üretim hem de can ve mal emniyetini sağlamak için tüm tedbirleri kendisi almaktaydı. Toplumların refah düzeyi yükseldikçe tecrübesel öğrenme yerine profesyonel desteğe ihtiyaç duyma eğilimleri artmıştır. İş sağlığı ve güvenliği, deneyimsel bir alan olmaktan çıkıp başlı başına bir eğitim ve hizmet sektörü haline gelmiştir. Bu araştırma üç ana gaye taşımaktadır. Birincisi; iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarının yasal dayanağı olan mevzuatın en güncel hali ile kanun, yönetmelik ve tebliğ şeklinde bütünsel olarak verilmesidir. İkinci amacı ise; iş güvenliği uzmanları ile bu bölümü tercih etmek isteyenlere rehber niteliği taşırken tüm İSG profesyonelleri için genel bir bakış açısı kazandırmayı hedeflemesidir. Ülkemizde günden güne ivme kazanan iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin 2016-2019 yılları bazında sayısal değerleri karşılaştırılarak Türkiye'nin İSG profili çıkarılması, çalışmanın son amacını oluşturmaktadır. Bu çalışma; Türkiye'nin 81 ilinde faaliyet gösteren tüm OSGB'leri ve İSG profesyonellerini kapsamaktadır. İş sağlığı ve güvenliği kayıt-takip-izleme programı olan İSG-KATİP'ten yararlanılarak Türkiye geneli A, B ve C sınıfı iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi, diğer sağlık personeliyle ortak sağlık ve güvenlik birimlerinin son üç yıllık verileri mukayese edilerek ülkemizin bu sektördeki gelişimsel süreci irdelenmiştir.
Çalışma alanlarında ortam ölçüm değerlerinin incelenmesi: Uşak Üniversitesi Mühendislik Fakültesi derslikleri örneği
Bu tezin amacı Uşak Üniversitesi Mühendislik Fakültesi dersliklerinde, çevresel koşullardan kaynaklı fiziksel risk etmenlerini belirleyerek, iç mekan kalitesini etkileyen parametreler olan; aydınlatma, nem, sıcaklık ve gürültü değerlerinin uluslararası kabul gören standartlara ( TS EN12665:2011 (ışık ve aydınlatma kuralları), EN12464-1:2011 (iş yeri aydınlatma yönetmeliği), ASHRAE 55-2010 (iş yeri termal çevre koşulları standardı), EN15251:2006 (iç ortam parametreleri), ISO 7730:2015 (termal çevrenin ergonomi standartları), ASHRAE 62-1999 (bağıl nem standartları)) ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından belirlenen sınır değerlerle uyumlu olup olmadıkları incelemek, öneri ve çözümler sunmaktır. Çalışmanın amacı kapsamında, dersliklerde gürültü şiddeti, aydınlatma şiddeti, termal konfor değerlerini belirleyebilmek için ölçümler yapılmıştır. Ölçüm sonuçları incelendiğinde, hava akım hızının belirlenen değerden düşük olduğu ve bu duruma havalandırma sisteminin bulunmamasının neden olduğu tespit edilmiştir. İç mekan kalitesi için belirlenen diğer parametrelerin ilgili standart ve Bakanlıkça kabul gören sınır değerler ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Kullanılan merkezi sistem klima sisteminin hava akım hızı konusunda yetersiz kaldığı, ideal hava akım hızının ancak klimalar çalışırken mekanik müdahale ile gerçekleştiği, klimalar kapalı olduğunda ise pencere ve kapı açılması sonucu doğal olarak oluştuğu gözlemlenmiştir.
Tarım sektöründe tütün yetiştiriciliği çalışanlarında iş sağlığı ve güvenliği; Malatya ili örneği
Tarım, insanların yaşamlarının sağlıklı ve nitelikli bir şekilde devamlılığını sürdürebilmek için birçok ihtiyaçlarını karşılayan önemli bir sektör konumundadır. Ülkemizin uluslararası piyasalarda marka değeri olan en önemli tarım ürünleri arasında tütün yer almaktadır. Türkiye'de yetiştirilen oriental tütünler, dünya piyasalarında uzun yıllar gördüğü yüksek talep sayesinde "Türk Tütünü" ismiyle anılmaktadır. Tütün, fide yetiştirilmesinden hasat edilmesine ve işlenmesine kadar geçen zamanda değişik metotlarla üretilmektedir. Makineleşmenin yoğun olduğu tarımsal alanlarda verimlilik oldukça yüksektir. Ülkemizde tütün yetiştiriciliği, el emeğiyle üretilmektedir. Tütün tohumlarının ekimi, hasat edilmesi, tütünün denklenmesi ve taşınması sırasında eğilip kalkmalar ve ağır yük taşıma nedeniyle birçok kas iskelet sistemi hastalıkları görülmektedir. Bel, sırt, baş ve boyun ağrıları gibi sağlık sorunları oluşmaktadır. Tütünde bazı işlemler sırasında kullanılan aletler, tehlikeli olmakta ve kesikler açık yara şekline dönüşerek hastalıklara neden olabilmektedir. Makineleşmenin artması, yukarıda sayılan tehlikelerin bazılarını ortadan kaldırmakta fakat yeni tehlikelere neden olmaktadır. Makinalara çarpmalar, elleri, parmakları veya kolları kaptırma gibi iş kazaları yaşanabilmektedir. Tütün üretiminde kullanılan gübre ve pestisit gibi toksik kimyasallar kullanılmaktadır. Bu kimyasallar solunum, ciltten emilim ve sindirim yoluyla vücuda alınmakta, sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Tütün yetiştiriciliğinde çalışanlar fiziksel, kimyasal, biyolojik, ergonomik ve psikososyal risklere maruz kalmaktadır. Bu tez kapsamında, ülkemiz tarım sektörü tütün yetiştiriciliğinde çalışanların iş sağlığı ve güvenliği açısından maruz kaldığı riskler belirlenmiştir. Riskleri yok etmek veya kabul edilebilir seviyeye indirmek için alınabilecek korunma tedbirleri ortaya çıkartılmış, bu korunma tedbirlerinde en etkin olanı belirlenmiştir. Risk değerlendirme yöntemlerinden olan kontrol listesi yöntemiyle tütün yetiştiriciliğinde bulunan riskler belirlenip kontrol listeleri hazırlanmıştır.
Gürültülü çalışma ortamının çalışanlar üzerindeki psikososyal etkilerinin incelenmesi: Tekstil sektöründe ampirik bir çalışma
Tekstil sektörü çalışma şartları göz önüne alındığında gürültü düzeyinin yüksek olduğu ortamları barındırdığı bilinmektedir. Bu araştırma nicel araştırma yöntemlerinden faydanılarak genel tarama modeliyle oluşturulmuştur. Uşak ili Tekstil sektöründe faaliyet gösteren işletmede gürültü ile ilgili risklerden korunmalarına dair yönetmelik esaslarına uygun olarak Doğrudan Ölçüm yöntemi ve çalışanların gürültü maruziyetini değerlendirmek amacıyla nicel veri toplama aracı olan anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Günümüz sanayi ve tekstil sektöründe çalışan bireylerin sayısındaki artış hızının yüksekliği; çalışma ortamında çevresel risk etmenlerine bağlı olarak fizyolojik ve psikososyal sorunların çalışanlar üzerinde etkili olduğu görülmektedir. İşletmede yapılan ölçümlerden edinilen bulgular incelendiğinde ise 97.08 dB(A) seviyesine çıkan değerler bunu kanıtlar derecededir. Bu mevcut gürültü düzeyi çalışanda geçici ve kalıcı işitme kayıplarına, performans düşüklüğüne ve verimin düşmesine sebep olabilecek ciddi zararlar ortaya çıkarabilmektedir. Bu bulgular incelendiğinde gürültü düzeyinin yüksekliğinden kaynaklı ortaya çıkarabilecek rahatsızlıklar, çalışanda bıraktığı etki ve meslek hastalıklarının iş sağlığı ve güvenliği kapsamında psikososyal etkiler doğrultusunda değerlendirilmesi gereken önemli bir konu olduğu görülmektedir. Bu amaçla yapılan çalışma, gürültünün çalışanlarda oluşturacağı ii psikolojik etkilerin önüne geçmek amacıyla iş sağlığı ve güvenliği kanununu esas alarak gerekli tespitleri ve önerileri sunmaktadır.
İtfaiye çalışanlarının çalışma şartlarına yönelik risk değerlendirmesi ve güvenli çalışma önerileri
Günümüzde iş kazaları ve meslek hastalıklarının artmasıyla birlikte iş sağlığı ve güvenliğine verilen önemde artmaktadır. Her sektörde ve her çalışma alanında iş kazaları olabilmekte ve meslek hastalıkları oluşabilmektedir, bunun sonucu olarak risk değerlendirmesi işletmeler için mecburi hale gelmektedir. Ülkemizde uygulanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu içeriğinde de risk değerlendirmesinin her işletme için mutlak gerekliliği önemle belirtilmektedir. Bu çalışmamızda, itfaiyelerde iş sağlığı ve güvenliğinin önemine değinilerek, Türkiye'de itfaiye teşkilatlarının istasyonlarında ve itfai olaylar esnasında meydana gelebilecek kazalar, tehlikeli durumlar, riskler ve meslek hastalıkları iş sağlığı ve güvenliği açısından irdelenerek konuya yönelik alınan önlemler ve uygulamalar 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu kapsamda Uşak Tekstil Organize Sanayi Bölgesi İtfaiye Grup Amirliği'ndeki birimler ve müdahale sırasında gerçekleştirilen uygulamalar iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı kapsamında incelenmiştir. Yapılan incelemeler ile beraber 5x5 matris metodunda risk değerlendirmesi hazırlanmıştır. Bu risk değerlendirmesinin sonucu olarak da daha güveli çalışma şartlarının oluşturulmasına yönelik öneriler sunulmuştur.
Seramik sektöründe iş sağlığı ve güvenliği risk analizi ve Uşak ilinde bir uygulama
Ham maddesi kum, kil ve su karışımından oluşan ve çeşitli aşamalardan geçerek günlük hayatımızda birçok alanda kullandığımız seramik, hayatımızın vazgeçilmez bir unsuru olmuştur. Hammaddesinin toprak olması ve bol bulunması sebebiyle en eski çağlardan bu yana kullanılagelen seramiğin birçok kullanım alanı mevcuttur. Seramik üretiminde kullanılan hammaddelerin içindeki kimyasallar ve metal oksitler seramik üretiminde sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Seramik üretiminde çalışanlar ve üretim yapılan alanın çevresi, gerekli önlemler alınmadığında risk altındadır. Seramik sektörü, işyerlerinin iş sağlığı ve güvenliği açısından yer aldığı tehlike sınıfları listesine göre tehlikeli sınıfında yer almaktadır. Bu çalışmada seramik üretimi esnasında karşılaşılan fiziksel risk etmenleri; toz, gürültü, termal konfor, aydınlatma, titreşim ve kimyasal risk etmenleri, ergonomik risk etmenleri, elektrik kaynaklı risk etmenleri ile bu risklerin çalışanlar için ne tür meslek hastalıklarına sebep olduğu ve alınması gereken önlemler ile kullanılması gereken kişisel koruyucu donanımlar konusunda bilgi verilmiştir. Bu amaçla Uşak ilinde ki bir seramik fabrikası ele alınmış ve risk faktörleri L tipi matris yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Eski çağlardan bu yana kullanılagelen seramiğin üretim aşamasında alınacak basit önlemlerle geri dönüşü olmayan ciddi sağlık problemleri önlenebilmektedir. Ancak önlem alınmadığı takdirde çalışanlar için çok ciddi sağlık problemleri riskleri vardır. Seramik üretiminde çalışanlar, seramik üretiminden kaynaklı riskler konusunda, kullandıkları malzemelerin zararları ve korunma yolları konusunda bilinçlendirilmelidir. İşveren ise gerekli tedbirleri almalı ve üretim ortamının hijyenini sağlamalıdır. Bu çalışma koşulları yasalarla kontrol altında tutulmalıdır. Gerekli önlemler alındığında seramik üretimi çalışanlar açısından riskli bir ortam olmaktan çıkmaktadır.
Uşak yöresi dokuma atölyelerindeki gürültü maruziyetinin araştırılması
Önemli iş kollarından birisi olan tekstil endüstrisinin kollarından birisi olan dokuma fabrikalarında gürültü en önemli risk faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır. Gürültü özellikle, çok sayıda makinenin bir arada çalıştırıldığı dokuma atölyelerindeki ortamlarda, makineleri kullanan çalışanların sağlığını ve çalışma verimlerini olumsuz etkilemektedir. Gürültü düzeyinin yüksek olması nedeniyle kalıcı veya geçici işitme kayıplarının yanında işçilerin psikolojik olarak olumsuz etkilenmeleri nedeniyle işçilerde yorgunluk, buna bağlı bezginlik ve bu olumsuz duruma bağlı yaralanmalı veya ölümlü kazaların meydana gelme olasılığı artmaktadır. Bu çalışmada Uşak Yöresindeki farklı çalışma ortamlarına sahip beş adet dokuma fabrikasında oluşan gürültü analizlerinin yapılması ve elde edilen veriler ışığında alınması gerekli önlemlerin önerilmesi hedeflenmiştir.
Diş hekimliği fakültesinin iş sağlığı ve güvenliği yönünden incelenmesi: Risk değerlendirmesi örneği
Sağlık Bakanlığı Sağlıkta Kalite Standartları kriterlerinde önemli bir yere sahip olan risk yönetimi hasta, hasta yakını, ziyaretçi, çalışan, tesis ve çevre güvenliği ile hastanede sunulan hizmetlere ilişkin tanımlanan diğer risklerin önlenmesi veya kaynağında mücadele edilerek en az seviyeye indirilmesi açısından yol gösterici olmaktadır. Sağlık sektörü karmaşık yapılı bir sektör olduğundan ve riskler birimlere özgü olabileceğinden risk analizi yaparken hangi metodun kullanılmasının daha doğru olduğunu bilmek ve buna yönelik analizler yapmak önemli bir adımdır. Yaptığımız bu çalışmada iki çeşit risk analiz metodu kullanarak hangi yöntemin daha kullanılabilir olduğunu görmek ve risklerin iki metot arasında ne kadar farklı derecelenebileceğini tespit etmek için L tipi matris ve Fine Kinney Metodu birlikte kullanılmıştır. Yapılan değerlendirmede elde edilen veriler sonucunda belirlenen 47 risk L tipi Matris metoduna göre değerendirildiğinde, 15'i önemli düzeyde, 30'u orta düzey, 2'si tolere edilebilir risk; Finne Kinney metoduna göre hesaplandığında ise 9'u olası, 14'ü önemli, 12'si esaslı ve 12'si tolere edilemez risk belirlenmiş ve bunlara neden olan tehlikeler tespit edilerek her risk için alınması gereken önlemler belirtilmiştir Belirlenen riskler ve önerilen önlemler dikkate alındığında yapılacak olan iyileştirmeler hasta ve çalışan güvenliğinde önemli olumlu sonuçlar sağlayarak hizmet kalitesinin de arttırılmasında önemli rol oynamaktadır.
Dokusuz yüzey üretimi yapan tekstil işletmelerinin iş sağlığı ve güvenliği açısından incelenmesi ve risk analizi: Uşak ilinde bir işletme örneği
Değişen yaşam standartları ve gelişen teknoloji ile birlikte dokusuz yüzeylere olan talep her geçen gün artmaktadır. Dokusuz yüzeylerin dayanıklı ve gözenekli yapıları günlük hayatta ve sanayide bu ürünlerin çok fazla tercih edilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Dokusuz yüzey sektörü, üretimde kullanılan makineler ve çalışma ortamından kaynaklanan birçok tehlike ve riski bünyesinde barındırmaktadır. Bu tehlike ve risklere yönelik alınmayan iş sağlığı ve güvenliği önlemleri iş kazaları ve meslek hastalıklarına neden olabilmektedir. Tekstil sektöründe çalışma ortamında bulunan fiziksel risk etmeleri çalışan sağlığı açısından olumsuz sonuçlara neden olabilmektedir. İşyerlerindeki tehlike ve risk etmenlerinin çalışma ortamında düzenli olarak ölçülmesi ve gerekli önlemlerin alınması çalışan sağlığı için çok büyük önem taşımaktadır. Bu tez de dokusuz yüzey üretimi sırasında karşılaşılan fiziksel risk etmenleri ve çalışan sağlığını korumak için alınması gereken önlemler irdelenmiştir. Bu amaçla Uşak ilinde bulunan dokusuz yüzey üretimi yapan bir tekstil fabrikasında standartlardan yaralanılarak gürültü, termal konfor aydınlatma titreşim ve toz ölçümleri ile çalışma ortamında bulunan fiziksel risk etmenlerinin maruziyet düzeyi belirlenmiştir. İşletmede L tipi matris yöntemi ile risk analizi yapılarak çalışma ortamındaki tehlike ve riskler belirlenmiş ve alınabilecek önlemler hakkında bilgiler verilmiştir.
Sağlık kurumlarında bazı fiziksel risk etkenlerinin iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi: Bir eğitim ve araştırma hastanesi örneği
Hastaneler çok tehlikeli işyeri sınıfında yer almakta ve çalışma ortamında kaynaklanan ciddi tehlike ve riskleri yapısında bulundurmaktadır. İş sağlığı ve güvenliği düzenlemeleriyle bu tehlike ve riskler azaltılabilmekte veya önlenebilmektedir. Hastanede çalışma ortamlarından kaynaklanan fiziksel risk etmenlerinin maruziyet düzeyleri, sağlık üzerinde etkileri ve alınabilecek önlemlerin belirlenmesi amacıyla Uşak Eğitim ve Araştırma hastanesinde gürültü, termal konfor, aydınlatma ve elektromanyetik alan etmenleri doğrudan ölçme yöntemiyle standartlara uygun şekilde ölçümler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler literatürde yer alan çalışmalar dikkate alınarak yönetmelik, standart ve tavsiye değerleri ile maruziyet değerlendirilmiştir. En yüksek gürültü düzeyleri kazan dairesi, yemekhane ve biyokimya laboratuvarında ölçülmüştür. Ortam sıcaklık değerleri en düşük hasta müracaat ve arşiv bölümümde ölçülürken, en yüksek değer çamaşırhane bölümünde bulunmaktadır. Çalışma ortamı en yüksek memnuniyetsizlik yüzdesi (PPD) çamaşırhane, merkezi sterilizasyon ve ameliyathane salon alanlarında görülmektedir. Ameliyathane salon, ameliyathane steril alan, dâhiliye müracaat, hasta müracaat ve merkezi sterilizasyon gibi bölümlerinde yetersiz aydınlatma olduğu görülmüştür. Ultrason ve santrifüj makinelerinde hastane içerinde yapılan ölçümlerdeki en yüksek manyetik alan değerlerine ulaşılmıştır. Çalışma ortamlarında bulunan fiziksel risk etmenlerinin çalışan üzerinde oluşturacağı sağlık etkilerinin olası iş kazaları ve meslek hastalıklarına yol açacağı görülmüş ve alınabilecek önlemler hakkında önerilerde bulunulmuştur.
İş sağlığı ve güvenliğinde risk değerlendirmesi: Uşak Üniversitesi yemekhanesinde bir uygulama
Çalışma hayatında teknolojik ve bilimsel gelişmelerle birlikte iş sağlığı ve güvenliği önemli bir konu haline gelmiştir. Çalışma ortamından veya işin yürütümünden kaynaklanan tehlike ve risklerin belirlenmesi iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesinde büyük yer tutmaktadır. Yemekhane ortamı iş sağlığı ve güvenliği kapsamında incelenmesi gereken çalışma alanlarındandır. Yemekhane alanlarında fiziksel, biyolojik, ergonomik, kimyasal ve psikolojik açıdan birçok tehlike ve risk mevcuttur. Yoğun iş yükü ve hızlı çalışma yapılan yemekhane sektöründe iş sağlığı ve güvenliği açısından ortaya çıkan problemlerin belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması amacıyla yapılan bu çalışma da tehlike ve risklerin belirlenmesi için risk değerlendirmesi yapılmıştır. Risk değerlendirmesi ile iş sağlığı ve güvenliğine yönelik alınması gereken önlemler 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu araştırmada risk analiz yöntemi olarak L tipi matris metodu kullanılmıştır. L tipi matris metodu ile birlikte yemekhane ortamındaki tehlike ve riskler belirlenerek risk düzeylerine göre önleyici tedbirler belirlenmiştir. Yapılan çalışma kapsamında iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarına öneriler sunulmuştur.
Bina ergonomisi açısından kamu-özel lise karşılaştırması: Uşak ili örneği
Bu çalışma okullardaki gürültü düzeyi, aydınlatma düzeyi, termal konfor (sıcaklık, nem, hava akımı) değerlerini ve okul binası içinde bulunan birimlerin (sınıf, kat koridoru, ıslak hacim, merdiven) ergonomik özelliklerini belirlemek için yapılmıştır. Seçilen özel okul ve devlet okullarının kıyaslanması, yönetmelik ve standartlara uygunluklarına bakılarak yapılmıştır. Ergonomik yönden okul birimlerinin alan x hacim ölçümleri metre kullanılarak yapılmıştır. Islak hacimlerin, dersliklerin ve bina merdivenlerinin öğrenci sayısına göre kapasitelerinin ve kişi başına düşen alanın yeterli olup olmadığı Milli Eğitim Bakanlığı standartlarına ve yönetmeliğine uygunluğu yönünden incelenmiştir. Çalışma tanımlayıcı tipte olup, Uşak ili merkez sınırları içerisinde kalan iki özel lise ve iki devlet lise binası belirlenerek toplamda dört okuldan oluşan örneklem grubu oluşturulmuştur. Ölçüm için gürültü ölçüm cihazı Cesva SC310, aydınlık şiddeti ölçüm cihazı Extech SDL400, mikro klima analiz cihazı Delta ohm HD 32.3 kullanılmıştır. Ölçümlerden elde edilen bulgular neticesinde gürültü düzeyi ölçüm sonuçları, ders saatinde sınıf içi ve okul dış alan gürültü düzeyi dört okul içinde sınır değer aralığında kalmıştır. Sınıf içi teneffüs saati gürültü düzeyi ise üç lisede sınır değerlerin üzerinde kalmıştır. Özel ve devlet liselerinin aydınlatma ölçüm sonuçlarının da uygun değerlerde olmadığı görülmüştür. Çalışma sonucunda, okul binalarının yapılacağı konum başta olmak üzere bütün ergonomik özelliklerin tasarım aşamasında düşünülerek eksiksiz yapılması gerektiği görülmektedir. Okul türleri, toplam öğrenci mevcudu, okul bina konforları farklı olsa da eğitimde kalite ve konforun artmasını sağlayan önemli etkenin ergonomik koşulların bir arada sağlanabilmesi olduğu görülmektedir.
Şırnak Devlet Hastanesi sağlık çalışanlarının mesleki risk faktörlerinin istatistiksel analizi ve çözüm önerileri
Araştırma, Şırnak Devlet Hastanesi ve ek binası olan Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesinde görev yapan sağlık personellerinin karşılaşabilecekleri mesleki risklerin istatistiksel analizi ve bu risklere yönelik çözüm önerilerinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma tanımlayıcı bir çalışmadır. Örneklemin büyüklüğünü Şırnak Devlet Hastanesi ve ek binası olan Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesinde görev yapan 112 sağlık personeli oluşturmaktadır. Araştırma da veriler sosyo-demografik özellikleri içeren ''Tanıtıcı Veri Toplama Formu'' ve ''Mesleki Risk Faktörleri Ölçeği'' kullanılarak 10 Mart 2024 ve 10 Mayıs 2024 tarihleri arasında çalışanlarla yüz yüze görüşülerek gerekli açıklama yapıldıktan sonra veriler Google form kullanılarak toplandı. Statistical Package For Sosial Sciences (SPSS) 25.0 analiz programı kullanıldı, çalışmada verilerin analizlerinde; Tek yönlü (One Way) Anova testi, Independent Sample T testi, frenkans, yüzdelik, standart sapma, ortalama ve Pearson's korelasyon testlerini kullanarak bilgisayar alanında oluşturulmuştur. Post Hoc analizi ile grupların birbirinden farklı olduğuna bakıldı. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının mesleki risk faktörleri ölçeğinin ortalamaları incelendiğinde; fiziksel risk faktörleri düzeyi orta (2,67 ± 0,540), kimyasal risk faktörleri düzeyi orta (2,86 ± 0,781), biyolojik faktörleri düzeyi yüksek (3,16 ± 0,677), psikolojik faktörler düzeyi yüksek (3,10 ± 0,778), ergonomik risk faktörleri düzeyi orta (3,07 ± 1,00), radyasyon risk düzeyi yüksek (3,03 ± 0,904) ve mesleki risk faktörleri genel puanı düzeyi orta (2,98 ± 0,57) olarak tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İş Sağlığı ve Güvenliği, Mesleki Riskler, Sağlık Çalışanları
İş güvenliği kapsamında maden kazaları sonuçlarının hukuk kararları ile incelenmesi
Tarihsel süreç içinde insanlar antik çağlardan itibaren hayatlarını kolaylaştırmak ve daha sağlıklı bir şekilde yaşamak ve çalışmak için çaba göstermiş, bu nedenle sürekli bir arayış içinde çeşitli madenleri keşfetmiş ve maden aramaya devam etmişlerdir. Tüm bu maden arama işlemleri genelde ağır ve meşakkatli olmakla birlikte tehlikeli bir iş alanını doğurmuş ve bu alanda özellikle 18.yy da sanayi devrimi ile iş hayatında koşulların ağırlaşması, buna bağlı olarak madencilik sektöründe de koşulların ağırlaştığı ve kötüleşen çalışma koşulları ile iş kazalarında artış gözlenmiştir. Ülkemizde madencilikte iş güvenliği ve çalışma koşullarında iyileştirme sağlamak için Cumhuriyet öncesi ve sonrasında bazı kanunlar uygulanmış fakat istenen düzeye ulaşılamamıştır. Avrupa birliği uyum süreçleri ve gelişmeler neticesinde 2012 yılı Haziran ayında yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumlulukları hakkında genel bir derleme yapılmıştır. Ancak yapılan tüm çalışma, yasaklama, tedbir ve yasalara rağmen maden arama ve madencilik sektörü son derece tehlikeli bir iş sınıfında olup her daim büyük kazalar ve büyük kayıplar yaşanmaktadır. Kazalar neticesinde kasıt, kusur veya ihmal durumlarına göre 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 85 ve 89. maddelerinde taksir ve taksirli suçlar tanımlanmış ve hangi fiillerin taksirli olacağı belirlenerek daha etkin bir yargılama amaçlanmıştır. Bu tez çalışmasında yüksek yargı organlarının verdikleri kararlar ışığında yakın tarihlerde yaşanmış Kozlu, Karadon, Soma ve Amasra maden kazası gibi bazı büyük maden kazalarında kimlerin niçin sorumlu tutulduğu, madencilik sektöründe işveren ile birlikte birçok unvanda çalışanın dikkat ve özen yükümlülüğüne uymadığı gibi sebeplerle örnek kaza olaya göre bilinçli taksir veya olası kast ile yargılandığı ve yargılanan kişilerin taksirle yaralama veya taksirle ölüme neden olma suçlarından ceza aldıkları hukuki kararların ceza hukuku yönünden iş sağlığı güvenliğine etkileri değerlendirilerek tespit edilen sorunlar ve çözüm önerileri derlenmiştir.