Necmettin Erbakan University
Discipline

Political Science and Public Administration

Necmettin Erbakan University

1,721

Archived Theses

17

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Bilgi güvenliği bağlamında kişisel verilerin korunması ve elektronik harp

Bilgi, günümüzde bireylerin ve kurumların kendilerine özgü, birey ve kurum hakkında insanlara kimlik kazandıran her türlü veriden meydana gelmektedir. Günümüzde bilginin oluşumun da bireylerin zihinlerinde oluşan veriler neticesinde, insanları harekete geçiren ve verilerin bir bütün olarak anlamlı hale gelmesiyle oluşmaktadır. Bilginin önemi kadar bilginin yönetilmesi de ayrı bir çalışma alanı olarak incelenmektedir. Çalışma da bilgi güvenliği ve kişisel verilerin korunmasına yönelik incelemeler ve günlük hayatta kullanımı değerlendirilmektedir. Bilginin yönetim sürecinde bilgi sınıflandırılması ve bilginin hangi sınıflarda ne tür verileri işlendiğine dair konular incelenmektedir. Bilgi, yüzeysel bilgi, derin bilgi, teknik ve uygulanabilir bilgi, yoruma dayalı bilgi, açık ve örtülü bilginin ne ifade ettiği hakkında açıklanmaktadır. Bilgi yönetim sisteminde, bilginin sınıflandırılması ve verilerin işlenişini detaylı olarak ele alınmıştır. Çalışma da yer alan, bilgi kavramı, bilgi yönetimi, dijital bilgi ve bilgi güvenliği, risk yönetimi ve risk analiz raporlarının hazırlanmasına ilişkin konulara bilginin etkin ve aktif olarak nasıl kullanılacağına dair durum değerlendirilmesi yapılmakta ve elektronik harp'in tanımı ve unsurlarına yer verilmektedir.

Bilgi güvenliğiElektronik harp sistemleriElektronik istihbarat+7
Mehmet Ali Koçman
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetimler arası uluslararası ilişkiler faaliyetleri: Türk Dünyası Belediyeler Birliği örneği

Küreselleşmeyle birlikte uluslararası arenada daha görünür hale gelen ve halka en yakın hizmet birimleri olan yerel yönetim birimleri; insanı temel alan, ekonomik, siyasal ve kültürel iş birliği araçlarından da istifade eden ve küresel ölçekteki fikir ve uygulamaların yerel düzeyde etkinlik kazandığı bir diplomasi uygulamaktadır. Etkin hizmet üretme gayesi ve yerel düzeyde yaşanan problemlerin sınır ötesi boyutları, ulus altı yönetim birimlerini kendi çabaları ile ya da yerel yönetim birlikleri aracılığı ile iş birliği yapmaya yöneltmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, yerel yönetimlerin uluslararası iş birliğine gitme nedenlerini incelemek, Türkiye'deki 148 yerel yönetim biriminin de arasında bulunduğu uluslararası iş birliği kurumlarından Türk Dünyası Belediyeler Birliği'nin yerel yönetim birimleri arasındaki iş birliğini artırmaya yönelik sosyal, kültürel, ekonomik faaliyetlerini ele almak ve bu faaliyetlerin kültürler ve medeniyetler arasındaki diyaloğun geliştirilmesinde katkısı olup olmadığını araştırmaktır.

Fatma Nur Şık
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Lisans düzeyinde üniversite öğrencilerinin "Sivil toplum örgütleri" algısı: Konya örneği

Sivil toplum örgütlerinin önemi her geçen gün giderek artmaktadır. Dünyadaki birçok devlet gençlerin katılımını arttırmayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda çeşitli politikalar uygulayan hükümetler, gençlerin katılımını arttırmak amacıyla sivil toplum örgütleri ile iş birliği halinde olmalı ve gençlerle siyaset arenasında aktif rol alan bireyler haline getirmelidirler. Zira şimdinin gençleri ileride devletin önemli kurumlarında çalışma fırsatı bulacak ve hatta devleti yöneteceklerdir. Gençlerin ilerleyen zamanlarda çeşitli pozisyonlarda topluma karışacakları ve hatta toplumu yönlendirebilecekleri ihtimali göz önüne alındığında sivil toplumdan uzak bir gençlik düşünülemez olmuştur. Zira toplumu anlamak ve topluma karışmanın en önemli kanallarından bir tanesi de sivil toplum örgütleridir. Sivil toplum örgütlerine katılan gençler, toplumun derinliklerine ulaşabilme imkânı bulabilecektir. Lisans Düzeyinde Üniversite Öğrencilerinin "Sivil Toplum Örgütleri" Algısı: Konya Örneği isimli bu çalışma sayesinde lisans düzeyindeki öğrencilerin sivil toplum örgütlerine ne derecede katıldığı ve gençlerin sivil toplum örgütlerine karşı olan algıları ölçülmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında Konya'da eğitim gören lisans düzeyindeki üniversite öğrencilerinin sivil toplum örgütleri algılarını ölçmek için demografik bilgiler ışığında anket uygulaması yapılmıştır. Yapılan alan araştırması çerçevesinde, Selçuk Üniversitesi, Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi, Necmettin Erbakan Üniversitesi, KTO Karatay Üniversitesi ve Konya Teknik Üniversitesi öğrencilerine rastlantısal olmayan örnekleme metodu kullanarak anket uygulanmıştır. Toplamda 154 öğrenciye anket yapılmıştır. Çalışma toplam üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sivil toplum örgütleri konusu, ikinci bölümde siyasal katılım konusu, üçüncü bölümde ise üniversite öğrencilerinin sivil toplum örgütleri algısı üzerine saha araştırılması doğrultusunda çeşitli sonuçlara ulaşılmıştır. "Lisans düzeyindeki üniversite öğrencilerinin sivil toplum örgütlerine katılım sağlamadıkları" bulgusuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler; Sivil Toplum, Sivil Toplum Örgütleri, Siyasal Katılım, Gençlik, Gençliğin Siyasal Katılımı, Güven Algısı

GüvenKonyaSivil toplum+5
Murat Mert Öztürk
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

AK Parti hükümetleri döneminde kadın politikaları

AK Parti hükümetleri, kadın politikaları alanında önemli adımlar atmış ve çeşitli düzenlemeler yapmıştır. Bu politikaların temel amacı, kadınların toplumsal, ekonomik ve siyasi hayata aktif katılımlarını sağlamak ve kadın haklarını güçlendirmektir. Kadın politikaları çerçevesinde, eğitim alanında yapılan düzenlemelerle kadınların okuryazarlık oranı artırılmış, eğitim imkanlarına erişimleri kolaylaştırılmıştır. Ayrıca, kadınların istihdam edilebilirliklerini artırmak için istihdam politikaları geliştirilmiş ve iş dünyasında kadın istihdamı teşvik edilmiştir. Kadınların siyasi temsilini artırmak amacıyla seçim yasalarında değişiklikler yapılmış ve kadınların siyasi partilerde daha etkin roller üstlenmeleri teşvik edilmiştir. Kadınların karar alma mekanizmalarında daha fazla yer almaları hedeflenmiş ve kadın temsilinin artırılması için çeşitli kotalar uygulanmıştır. Ayrıca, kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda da önemli adımlar atılmıştır. Kadına karşı şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması ve şiddetle mücadelede etkin bir hukuki çerçevenin oluşturulması için yasal düzenlemeler yapılmış ve kadınların güvenliğinin sağlanması amaçlanmıştır. Kadın politikaları alanında yapılan bu düzenlemeler, kadınların toplumsal ve ekonomik hayatta daha aktif rol almalarını desteklemekte ve kadın haklarının korunmasına yönelik önemli adımlar olarak değerlendirilmektedir. Ancak, bu politikaların etkinliği ve uygulamadaki sonuçları konusunda daha derinlemesine çalışmaların yapılması gerekmektedir. AnahtarAnahtarAnahtar Anahtar Kelimeler:Kelimeler:Kelimeler:Kelimeler:Kelimeler: Kelimeler:Kelimeler:Kelimeler:Kelimeler: Ak Parti,Parti,Parti, Parti,Parti, Kadın Kadın Kadın Kadın Kadın Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Kadın Kadın Kadın Kadın Hakları Hakları Hakları Hakları Hakları Hakları

Adalet ve Kalkınma PartisiHükümet politikalarıKadın hakları+3
Sevim Şeyda Kurtulan
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet'in Kuruluş Dönemi'nde (1923-1938) Türk kadınının modernleşmesi (Konya yerel basını örneği)

Cumhuriyet'in kuruluş döneminde "muasır medeniyetlere" ulaşmak amacıyla hemen her alanda düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Bu düzenlemeler Türk kadını için de önemli yenilikleri beraberinde getirmiştir. Bu doğrultuda gerçekleştirilen kanuni düzenlemelerin toplumsal yansımaları ise dönemin basın alanında sıklıkla ele alınmıştır. Konya özelinde kadının toplumsal ve siyasal hayattaki yeri Konya'nın yerel gazetelerinde kendini göstermiştir. Çalışma kapsamından dönemin meclis tutanakları ve hem ulusal hem de mahalli gazeteler incelenerek Türk kadının modernleşme süreci analiz edilmeye çalışılmıştır.

Erken Cumhuriyet DönemiGazetelerKadınlar+5
Amine Aybike Palavar
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Covid-19 pandemisi sürecinde kamu kurumlarında esnek çalışma uygulamasına yönelik bir inceleme

Türkiye'nin ve dünyanın COVID-19 Pandemisi ile mücadele ettiği dönemde, Cumhurbaşkanlığının 2020/4 sayılı Genelgesine istinaden kamu görevlileri esnek çalışmışlardır. Esnek çalışma, pandemi sürecinde genellikle dönüşümlü ve uzaktan çalışma modelleriyle uygulamaya konulmuştur. Hem özel sektörde hem de kamuda kendisine yer bulan esnek çalışma, pandeminin yayılmasını önlemek ve işlerin devamını sağlamak için önemli bir çözüm olmuştur. Tam da bu noktada çalışanların verimliliği ve esnek çalışmanın çalışanlar üzerindeki olumlu-olumsuz etkisine yönelik algı, çalışmanın ana temasını oluşturmaktadır. Bu çalışmada, öncelikle literatürde yer alan esnek çalışma uygulamaları ele alınıp farklılıkları ortaya konulmaktadır. Konya ilinde yer alan kamu sermayeli banka çalışanları ve Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı devlet okullarında çalışan öğretmenlerle gerçekleştirilen mülakatların sonucunda esnek çalışmanın olumlu ve olumsuz yönlerine dair algılar tespit edilmeye çalışılmaktadır. Alan araştırmasından elde edilen bilgi ve bulgular ışığında, genel değerlendirmelerde bulunulmaktadır. Öğretmenler ve banka çalışanlarının esnek çalışma sistemine dair performans ve sürdürülebilirlik algıları incelenecektir. Alınan cevaplar neticesinde, ortaya konulan sorun alanlarına yönelik çözüm önerileri paylaşılmaya çalışılmıştır.

COVID 19Esnek çalışmaEsnek çalışma saatleri+3
Çiğdem Şafak
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Göç yönetişimi: Afganlılar örneği

Türkiye, coğrafi konumu ve çevresindeki ülkelerdeki iç karışıklıklar ve çatışmalar nedeniyle önemli ölçüde göç alan ve göç veren bir ülke olma özelliği taşımaktadır. Türkiye'nin Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında stratejik bir köprü konumunda olması, özellikle Asya'dan gelen Avrupa'ya ulaşmak isteyenler göçmenler açısından da büyük önem taşımaktadır. Bu durum, Türkiye'nin çeşitli göçmen gruplarına ev sahipliği yapmasına yol açmış, özellikle Afganistan'dan gelen sığınmacılar da bu göç dalgalarından birini oluşturmuştur. Türkiye genelinde sığınmacı olarak hayat süren Afgan vatandaşları hakkında genel bilgi mevcut olmasına rağmen Afganlıların göç yönetişimi konusunda çok fazla çalışma bulunmamaktadır. Bu tez çalışmasında öncelikle göç kavramı tanımlanarak göçün tarihsel gelişim süreci ve göçün siyasal, ekonomi, sosyal nedenleri açıklanmaya çalışmıştır. Daha sonra tezde son yıllarda çok fazla çalışılmaya başlanan göç yönetişimi kavramı ele alınarak Türkiye'de göç yönetiminde etkili olan aktörler ele alınmıştır. Tezde son olarak ise Türkiye'deki Afgan göçmenlerin yasal statüleri, ekonomik durumları, sosyal durumları literatürden yararlanılarak analiz edilerek göç yönetişimi bağlamında değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Göç, Göç politikaları, Göç Yönetişimi, Afganlılar

Nabiullah Faız Oghlı
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Elektronik partiler ve gençlerde siyasal katılım

E-partiler, demokrasinin gelişmesini ve halkın siyasal katılım süreçlerine aktif ve etkin katılımını sağlayan yeni bir siyasal parti modelidir. Geleneksel partilerin halkın taleplerini ve çağın gereklerini yerine getirememesi, kanunların ve siyasetçilerin teknolojik dönüşüme ayak uyduramaması, halkın siyasetçilere tepkisi ve son yirmi yılda bilgi ve iletişim teknolojilerinin sayısının ve çeşitliliğinin artması, e-partilerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Parti içi demokrasiye sahip olması, üyelerinin parti politikalarına aktif ve etkin katılımını sağlaması, yöneticilerin üyelerle eşit konumu, parti yapısının toplumun her kesiminden üyeye açık olması gibi katkıları dikkate alınarak, e-partiler gençlerin siyasal katılım faaliyetlerinde daha aktif rol almalarını sağlamaktadır. Çalışmanın amacı, parti üyelerinin aktif katılımını sağlayan yeni bir siyasal parti modeli olarak ortaya çıkan e-partilerin, gençlerin son dönemde artan siyasal katılım talebini olumlu yönde etkilediğini ortaya koymaktır. Bu nedenle çalışmanın ilk bölümünde, e-partinin tanımı yapılmış ve geleneksel partilerden ayrıldığı noktalar belirlenerek e-partilerin özellikleri belirlenmeye çalışılmıştır. Daha sonra Türkiye ve dünyadaki e-parti örnekleri hakkında bilgiler verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, siyasal katılım kavramı tanımlanarak siyasal katılım türleri ve siyasal katılım üzerinde etkisi olan etmenler üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ayrıca e-katılım kavramı tanımlanarak e-katılımın içeriği ve karşılaştığı sorunlar üzerinde durulmuştur. Son bölümde, Türkiye genelinde yapılan anket çalışması neticesinde elde edilen veriler, IBM SPSS Statistic 26 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz edilen veriler neticesinde e-partilerin gençlerin siyasal katılım düzeyleri üzerindeki etkileri tespit edilmiştir. Gençlerin e-partilere yönelik düşünceleri ve tutumları ortaya konulmuştur. Ayrıca Türkiye'de e-parti öncüllerinin yaşadığı sorunların tekrar yaşanmaması ve e-partilerin etkin biçimde siyasal hayatını sürdürmesi için e-partilere önerilerde bulunulmuştur.

Mehmet Yağcı
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetimlerde vatandaş katılımı açısından Avrupa Birliği ve Türkiye uygulamaları

Bu tez, yerel yönetimlerde vatandaş katılımı açısından Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye uygulamalarını karşılaştırmalı bir perspektiften incelemektedir. Yerel yönetimler, demokratik yönetişimin temel unsurları olarak, vatandaşların doğrudan katılımıyla güçlendirilmekte ve bu katılım, yönetim süreçlerinin şeffaflığını ve hesap verebilirliğini arttırmaktadır. AB ve Türkiye'deki yerel yönetimlerde vatandaş katılımını destekleyen mekanizmalar, politikalar ve uygulamalar detaylı olarak analiz edilmiş, her iki bölgede bu süreçlerin nasıl işlediği ve vatandaş katılımının yerel yönetim performansına etkileri değerlendirilmiştir. Karşılaştırmalı analiz, AB ve Türkiye'deki yerel yönetimlerde vatandaş katılımının benzer yönlerini ve farklılıklarını ortaya koymaktadır. Her iki bölgede de vatandaş katılımı, yerel yönetimlerin daha iyi hizmet sunması, politikaların yerel ihtiyaçlara daha uygun hale getirilmesi ve yerel demokrasinin güçlendirilmesi açısından kritik bir role sahiptir. Ancak, her iki sistemde de vatandaşların karar alma süreçlerine aktif katılımının önündeki engellerin ve bu engellerin nasıl aşılabileceği konusunda ciddi tartışmalar bulunmaktadır. Her iki bölgede de karşılaşılan zorluklar, çoğunlukla vatandaşların siyasi süreçlere olan ilgisinin ve katılımının düşük olması, bilgi eksikliği ve katılımcı mekanizmaların yetersizliği şeklinde kendini göstermektedir. AB ve Türkiye'deki yerel yönetimler, bu zorlukların üstesinden gelmek için vatandaş eğitimi programları, bilgilendirme kampanyaları ve katılımcı bütçeleme gibi yenilikçi stratejiler uygulamaktadır. Katılımcı bütçeleme, özellikle yerel halkın kendi mahallelerinde gerçekleştirilecek projelere doğrudan karar vermesine olanak tanıyarak, yerel yönetimlerin şeffaflığı ve hesap verebilirliği konusunda önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir. Sonuç olarak, bu tez, Avrupa Birliği ve Türkiye'deki yerel yönetimlerde vatandaş katılımı pratiklerini karşılaştırmalı olarak incelerken, her iki bölgede de demokratik katılımın ve yerel yönetimlerin etkinliğinin artırılması için önemli öneriler sunmaktadır. Özellikle yerel yönetimlerin karar alma süreçlerine daha geniş vatandaş katılımını sağlayacak politikaların ve mekanizmaların geliştirilmesi, yerel demokrasinin daha da güçlenmesine katkı sağlayacaktır. Bu bağlamda, yerel yönetimlerin vatandaşları siyasi süreçlere dahil etmek için daha etkin, şeffaf ve yenilikçi yöntemler benimsemesi gerekmektedir. Bu süreçlerin başarıyla uygulanması, sadece yerel yönetimlerin değil, aynı zamanda genel demokratik yönetişimin de güçlendirilmesine katkıda bulunacaktır.

Nazime Karaca
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Terörizm, Türkiye'de terör olgusu ve PKK/PYD

Türkiye'de terör olgusu bir bölümü Osmanlı İmparatorluğu'ndan devralınan, diğer bölümü ise cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar geçen süre içerisinde, bulunduğu coğrafyanın da jeopolitik ve jeostratejik özelliklerinden kaynaklı, çıkar hesaplarının ve tarihsel amaçların kesiştiği bir merkez durumunda oluşu ile zamana, mekana ve amacına göre sürekli boyut değiştiren, neredeyse tüm ideolojik akımların geçmişten günümüze terör tehdidinin gündeme geldiği bir ülke olmuştur. Türkiye'nin bölgesinde etkili ve güçlü bir devlet olmasından rahatsızlık duyan bazı ülkeler, doğrudan çatışmalarda yer almak istemeyip, politikalarının merkezine terörü alarak her fırsatı ve sinsi hareketi değerlendirip, vekil aktör olarak tayin ettikleri terör örgütleri üzerinden aynı kadri paylaşan ve aynı topraklar üzerinde yaşayan insanlar arasında etnik temelli çatışmalar çıkartarak ülkeyi ve bölgeyi istikrarsızlaştırmak istemekte, bir takım siyasi ve ekonomik çıkarlar sağlama hedefiyle de açık veya gizli olarak terörizm silahı ile Türkiye'yi tehdit etmektedirler. Yapılan bu çalışma ile küresel bir niteliğe bürünmüş olan terör ve terörizm sorununun çözümüne bilimsel zeminde katkı sağlamak gayesiyle, terör ve terörizmin ''mevcut sorunların nedeni olmaktan öte mevcut sorunların sonucu'' olduğu düşüncesinden hareketle ekonomik, sosyal, siyasal ve psikolojik nedenlerin yanı sıra dış desteğin de nedenlerinin bilinmesi ve incelenmesi, kurgulanma metodlarının analizinin yapılması, konunun bütün yönleri ile iyice anlaşılması ve genel perspektifinin rasyonel genellemelerle ortaya konulması düşünülerek ele alınmıştır. Terör ve terörizm sorunu Türkiye'nin ulusal güvenliğinin, heba edilen yıllarının, maddi manevi kayıplarının yanı sıra tüm insanlığı ve gelecek nesilleri tehdit eden boyutları ile onbinlerce insanın canını kaybetmesi, geride bırakılan aile ve sevenlerinin acı ve ısdırapları, ahlaki hiçbir temelinin bulunmayışı, hukukun üstünlüğünün kabul edilmeyişi, siyasi hedefler için insan hayatının değersizleştirilmesi, masum insanların canına kıyılması gibi hususlarla bu sorunun sadece askeri ve güvenlikçi yaklaşımlarla değil, çözümü için aynı zamanda bu alanda bilimsel çalışmaların yapılmasının da ne kadar zaruri bir ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü terörle mücadele süreci yalnızca güvenlik birimlerinin özverisi ile değil, uzun yıllar boyunca toplumun her kesimi ve her bireyi tarafından desteklenmesi gereken zorlu bir süreçtir. Söz konusu bu çalışma, işte bu alandaki ihtiyacın hissedilmesinin yanı sıra aynı zamanda bir sorumluluk olarakta görülmesi nedeniyle yapılmıştır.

BölücülükKürt sorunuPKK+5
Güngör Gökdağ
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de petrol politikasının değişiminin incelenmesi

Bu çalışma Türkiye'nin petrol politikasının kamu politikasında değişim olgusu açısından bir incelemesini konu edinmektedir. Bu doğrultuda, devleti analiz birimi olarak merkeze alan, arka planda gelişen iktisadi, siyasi ve toplumsal gelişmeleri de tartışmaya katan bir yaklaşım benimsenmiştir. Cumhuriyetin ilanından günümüze Türkiye'nin petrol politikasının değişim açısından genel itibariyle artırımcı bir karaktere sahip olduğu temel tezi çerçevesinde bir analiz yapılmıştır. Kamu politikası disiplininin değişim algısı tartışılmıştır. Disiplinde değişim olgusunun artırımcılık üzerine kurulduğu, ancak literatürde artırımcılığa mesafeli olarak Kesintili Denge ve Savunuculuk Koalisyonu Çerçevesi gibi teorilerin geliştirildiği anlaşılmış ve bu kuramların değişim bakımından geliştirdikleri yaklaşımlar üzerinde durulmuştur. Kamu politikası değişimi bağlamında Türkiye'nin petrol politikası incelenirken temel tez çerçevesinde artırımcı ruhun araştırılması amaç edinilirken, artırımcı yaklaşımın dışına çıkıldığı tespit edilen dönemlerin Kesintili Denge ve Savunuculuk Koalisyonu Teorileri çerçevesinde değerlendirmesi yapılmıştır. Genel itibariyle üç değişim dönemi olduğu anlaşılmıştır. Devletçilik ve yabancı sermaye karşıtlığı üstüne gerçekleşen politika inşası döneminin ardından, ilk değişim dönemi politikada 1954 yılında yeni kurumların kurulması ve ekonomik liberalizm ile yabancı sermaye yandaşlığı ile yaşanan kesintili dengede tanımlanmıştır. İkinci değişim süreci ise Milli Petrol Davası savunuculuk koalisyonunun yoğun etkisinde gerçekleşen 1973 Reform Kanunu dönemi ile petrol politikasında "yeniden devletçilik" anlayışı, yabancı sermaye karşıtlığı ve kamu yararı üzerine yükselen bir politika benimsenmesidir. Üçüncü değişimin ise neoliberalizm etkisinde gelişen, petrol politikasında özelleştirmelerle somutlaşan ve kısmen Kesintili Denge Teorisi çerçevesinde değerlendirilebilecek ancak sonuçları artırımcı olan bir kırılma döneminin 2000-2008 yıllarında yaşandığı anlaşılmıştır. Tüm bu tarihsel anlatıda devletçilik, yabancı sermaye karşıtlığı, kamu yararı düşünceleri üzerine kurucu dönemde oluşan birinci düşünce hattı ile iktisadi liberalizm ve yabancı sermaye taraftarlığı düşünceleri üzerine Kesinti Döneminde yükselen ikinci düşünce hattı arasında sürekli olarak bir tercih yapıldığı görülmüş; dolayısıyla politika değişiminin artırımcı karakterinin Türkiye'nin petrol politikasında izlenebildiği sonucuna varılmıştır.

DeğişimEnerji politikalarıKamu politikaları+2
Onat Güneş
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de sağ popülizmin cinsiyeti

Bu çalışma, 2002 yılından beri, kesintisiz olarak iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin cinsiyet rejimini odağına almaktadır. Cinsiyet rejimi bağlamında, çalışmanın iki ana hedefi vardır. Bunlardan ilki, kadın seçmeni ikna etmek için partinin kullandığı ideolojik yaklaşım, yöntem ve eylemleri cinsiyet rejiminin bir parçası olarak analiz etmektir. İkincisi ise kadın seçmeni ikna için partili kadınlara düşen görevleri anlamak ve cinsiyet rejimini yeniden üreten dişil rolleri ortaya koymaktır. Üç bölüm boyunca feminist metodolojinin kullanıldığı çalışmanın birinci bölümünde, cinsiyet rejiminin Türkiye'deki tarihsel seyri verilmektedir. Literatür tarama/değerlendirmesine ve karşılaştırmalı yönteme dayanan bölümde, partinin cinsiyet rejiminin kendisinden önceki yönetimlerden farkına ve partinin kendi iktidarları arasındaki değişimlerine vurgu yapılmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde, öncelikle siyasal rejim tartışması yürütülmektedir. Ardından, bu siyasal rejimin cinsiyet rejimi ile olan ilişkisi tartışılmakta ve siyasal rejimin kadınlarla kurduğu ilişki biçimi üstünden cinsiyet rejimine dair iddialarda bulunulmaktadır. Son bölüm olarak tasarlanan üçüncü bölümde ise partili kadınlarla yapılan ve derinlemesine mülakat tekniğine dayanan saha çalışmasına yer verilmiştir. Birinci ve ikinci bölümün verileri ışığında ve görüşmecilerle yapılan mülakatlar neticesinde, partinin cinsiyet rejimi, iktidardaki kadınların gözünden eleştirel bir şekilde yorumlanmıştır.

Gülçin Özge Tan
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yönetmelik yapım süreci üzerine bir inceleme ve atık yönetimi örneği

Daha sonra doldurulacaktır

Kadir Muhammed Ceyhan
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Soğuk Savaş döneminde Türkiye'de milliyetçi muhafazakârlığın devlet anlayışı

Çalışmada, Türk sağını besleyen ana damarlardan biri olan milliyetçi muhafazakâr ideolojinin devlete bakışı incelenmektedir. Milliyetçi muhafazakâr ideolojiye mensup Mümtaz Turhan, Erol Güngör ve İbrahim Kafesoğlu gibi düşünürler üzerinden yapılan bir okuma ile bu ideolojinin "devlet tasavvuru"nun bütüncül bir şekilde ortaya konması çalışmanın temel amacını oluşturur. Söz konusu devlet tasavvuru incelenmeden önce, Türkiye'de milliyetçi muhafazakâr ideolojinin hangi siyasal-tarihsel vasatta doğduğu ve geliştiği ile bu ideolojinin temel nitelik ve dinamiklerinin açıklanması önem arz eder. Milliyetçi ve muhafazakâr ideolojilerin bir eklemlenmesi olarak ortaya çıkan Türk milliyetçi muhafazakârlığı, varlığını bir ölçüde Kemalizme borçludur. Kemalizmin "ulus- inşa" projesi ile "laiklik" anlayışı, Türkiye'de muhafazakâr ideolojinin doğmasında büyük rol oynar. Muhafazakârlığın bir türev ideolojisi olan milliyetçi muhafazakârlık da, işte bu tarihsel zeminde yeşerir. Bununla birlikte, milliyetçi muhafazakârlık, içerik bakımından eleştirdiği Kemalizmin "yöntemsel" açıdan takipçisi olur. Bu bağlamda, Kemalizmin toplum tasavvurundaki "sosyal mühendislikçi" ve "voluntarist" eğilimlere, milliyetçi muhafazakârlıkta da rastlanır. Milliyetçi muhafazakârlığın gelişiminde rol oynayan temel dış dinamik ise, Soğuk Savaş döneminde "hür dünya" bloğunda oluşan "komünizm karşıtlığı" olur. Soğuk Savaş yıllarında milliyetçi muhafazakârlığın gelişim süreci ise "Doğu-Batı Sentezi"nden "Türk-İslâm Sentezi"ne evrilen bir ideolojik serencam izler. Milliyetçi muhafazakârlığın devlet tasavvuru, iki temel başlık altında ele alınabilir: Devletin niteliği ve devletin işlevi. Devletin niteliği başlığı, Türkiye'de milliyetçi muhafazakâr ideolojinin devleti nasıl algıladığı ile ilgilidir. Milliyetçi muhafazakâr yaklaşım devleti, aşkın, paternalist bir karakterde görür; bu devlet, aynı zamanda hikmet-i hükümet mekanizmalarıyla mücehhez bir siyasal aygıtı ifade eder. Milliyetçi muhafazakârlığın söz konusu devlet algısının çözümlenmesinde, devlet/sivil toplum dikotomisi üzerinden Osmanlı'dan Cumhuriyet Türkiyesi'ne kalan tarihi mirasın yorumlanması uygun bir teorik temel sağlar. Ayrıca, Carl Schmitt'in devlet üzerine geliştirdiği yaklaşım da milliyetçi muhafazakâr muhayyiledeki devletin tahlili noktasında zengin bir kuramsal çerçeve sunar. Devletin işlevi başlığı, Türkiye'de milliyetçi muhafazakârlığın devlete nasıl roller yüklediği sorusuna cevap arar. Bu çerçevede, milliyetçi muhafazakâr entelijansiyanın "kültür", "ekonomi" ve "demokrasi" alanlarında devlete nasıl politik roller biçtiği hususu, devletin işlevi bölümünün ana temasını oluşturur. Her üç alanı da ortak bir kesişim kümesinde buluşturan temel dinamik ise milliyetçi muhafazakârlığın "devlet-merkezci" siyasal perspektifidir. Bir başka anlatımla, milliyetçi muhafazakârlık için söz konusu alanlar devlet karşısında birer "bağımlı değişkenler" olup "devlet"den bu alanlara giden bir okuma yapılması tercih edilir. Çalışmada, Türkiye'de milliyetçi muhafazakârlığın "kültür", "ekonomi" ve "demokrasi" alanlarına ilişkin görüşlerinin incelenmesi suretiyle, bir bakıma bu ideolojinin "ideal devlet"i ortaya konmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Milliyetçi Muhafazakârlık, Muhafazakârlık, Kemalizm, Ulus- Devlet, Soğuk Savaş, Türk-İslâm Sentezi, Aydınlar Ocağı.

DevletDevlet anlayışıMilliyetçi muhafazakarlık+2
Mehmet Parlak
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Nefret söylemi ve ötekiler: Türkiye'de Suriyeli kadınlar

Göç kavramı ana hatlarıyla göç eden bireyleri ya da toplulukları ve göç alan ülkeyi etkileyen bir olgudur. Özellikle uluslararası boyutuyla öne çıkan göç, kadınların da sürece dahil olmasıyla değişimler yaşamıştır. Uluslararası göçün ortaya çıkardığı kavramlardan biri olan mültecilik ise anlaşmalarla belirlenen bir statü olmasına rağmen göç eden ve göç alan toplumların farklılıkları nedeniyle birçok soruna sahiptir. Bu çalışmada mültecilerin maruz kaldığı sorunlardan biri olan nefret söylemi incelenmiştir. Nefret söylemi birçok dezavantajlı grubun ortak problemidir. Bu kavramın tanımlarına bakıldığı zaman kadınların dezavantajlı gruplar arasında çoğunlukla yer almadığı görülür. Kadınların görünmezliğinin sebebi olarak eril egemen hakimiyet işaret edilmelidir. Eril hakimiyetin bulunduğu alanlardan biri olması ve ideoloji aşılama/ yayma konusunda etkin bir gücü barındırması sebebiyle geleneksel medya bu çalışmada elde edilecek verileri sağlamaktadır. Haberlerin inşasının toplumsal söylemlerden bağımsız olmadığı ve Van Dijk'a ait Eleştirel Söylem Analizi yönteminin toplumsal sorunlara odaklandığı gerekçesiyle bu yöntem tercih edilmiştir. Böylece mevcut çalışmada gazetelerde Suriyeli mülteci kadınlara karşı medyada oluşan nefret söylemi analiz edilmiştir. Ulusal basında birçok gazetenin ve Suriyeli mülteci kadın haberlerinin yer alması sebebiyle ideolojik gruplara bölünerek toplamda 10 gazete ve her gazeteden 3'er haber örneği seçilmiştir. Makro ve mikro yapıya bölünen analiz biçimde kelimelerin arkasında yatan mesajlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Başlıklar, fotoğraflar, kelime seçimleri, haberin retoriği gibi incelemeler sonucunda Suriyeli mülteci kadınların cinsiyetleri üzerinden doğrudan nefret söylemine maruz kalmazken yine de kadınlara karşı nefrete olanak sağlandığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Medya, Nefret Söylemi, Suriyeli Mülteci Kadınlar Toplumsal Cinsiyet, Eleştirel Söylem Analizi

Cinsel nefretEleştirel söylem çözümlemesiKadınlar+7
İlayda Kurt
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Modern Türkiye'de resmî hâfızanın inşâsı: Îcat edilen gelenekler ve hâfıza mekânları

Bir kültürel oluşumun varlığından söz edebilmek için, o kültürün toplumsal, ahlâkî, siyâsî, iktisâdî bütün boyutlarını; yapısal, pratik ve ritüel vb. bütün yönlerini kapsamına alacak şekilde niteleyen, belirleyen ve temellendiren, kutsal ve kurucu nitelikli bir hâfızanın zorunlu olduğudur. İnsan doğasının ayrılmaz bir parçası olan toplumsallık, insanın bireysel varlığını toplumsal varlığına bağımlı hâle getirmiştir. Bununla birlikte insanın hayatta kalmak için zorunlu olduğu diğerleriyle iş birliği yapma ihtiyâcından doğan toplumlar, insanın biyolojik ve zihinsel yapısını da değiştirmiştir. İlk tarım toplumlarında yazı ve diğer sembol sistemlerinin îcâdıyla yönetici seçkinlerle yönetilenler arasındaki eşitsizliği kurumsallaştıran kültürel topluluklara dönüşmüşlerdir. Bir kültür, maddî ve mânevî özellikleriyle kendi başına bir gerçeklik evreni, varoluştan yokoluşa topyekûn bir dünya tasavvurudur. İnsan dâima bir toplumsal kültürün ürünü, bir toplumsal kültürün parçasıdır. Bir toplumsal kültür, ortak olağanlar ve olağanüstülerden oluşan bir hâfıza üzerine kurulur. Toplumsal yaşamın olağan ve olağanüstü yanlarını birleştiren zaman, mekân, beden düzeni arasındaki uyuşmaya bağlıdır. Kurucu mitoloji, kültürün kurucu esaslarını felâket, kurtuluş ve kuruluş olmak üzere üç temel mit üzerinden yapılandırır. Bu üç temel mit Karanlık Çağ ve Altın Çağ olmak üzere iki temel referans mitiyle desteklenir. Kurucu mitolojinin esasları ve tanımları törensel geleneklerde temsil edilir. Kurucu mitolojideki her türlü değişiklik törensel temsillerde de ifâde edilir. İktidârın kurumsallaşması için kültürün kurucu mitolojisiyle ve gelenekleriyle bütünleşmesi gerekir. Modern dönemlerde îcat edilen törenler, kurucu nitelikli bir hâfıza inşâsını amaçlar. Îcat edilen kurucu törenler, modern iktidârın kurumsal başlangıç anının döngüsel tekrarlarla yeniden canlandırılışıdır. Îcat edilen geleneğin temsil ettiği resmî mitolojinin, tutarlı ve net ilkelerle süreklilik kazandığı orada resmî hâfıza tutarlı ve istikrarlı bir gerçeklik evreni kurmayı başarır. Modern Türkiye'nin ilk bayramı, 23 Nisan Bayramı'dır. Cumhuriyet'in îlânından önce kurulan Büyük Millet Meclisinin kuruluş günü olan 23 Nisan günü, 1921 yılında kutlanmaya başlamıştır. Bu anlamda Türkiye Cumhuriyetinin iktidârının dayandığı mitolojiyi temsil eder. 1930- 1950 arasında kutlanan 23 Nisan Bayramları, modern Türkiye'nin inşâ ettiği resmî hâfızayı ifâde eder. Anahtar Kelimeler: Resmî Hâfıza, Kurucu Hâfıza, Kurucu Gerçeklik, Hâfıza Çarkı, Hâfıza İnşâsı, Kurucu Mitoloji, Geleneğin Îcâdı, Hâfıza Mekânları, Millî Hâkimiyet, 23 Nisan

BellekBellek mekanlarıGelenekler+6
Onur Aycan
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de kamu sağlık sektöründe personel rejimi, 1923–2023: dönüşümler, politikalar, sorunlar ve bakış açıları

Türk Kamu Personel Rejiminin yolculuğu Cumhuriyetin kurulmasından günümüze kadar oldukça farklı ilerlemiştir. Reformlarla, kanunlarla ve çalışmalarla eksiklik görülen hususlar düzeltilmeye çalışılmıştır. Özellikle kamu hizmeti alanında geniş yer tutan sağlık hizmetlerinin sunumunu gerçekleştiren, sağlık hizmetlerinin görünür yüzü kamu sağlık personeli de değişiklik, yenilik ve reformlardan payına düşeni fazlasıyla almış; ayrıca çok da farklı şekillenmiştir. Sağlık hizmetinin sunumundaki zorluklar ve hizmet çeşitliliği sağlık personelinde farklı istihdam türlerini oluştururken aynı zamanda yeni riskleri, çatışmaları, farkları ve çalışma hayatına dair bazı konuları da gündeme getirmiştir. Bu çalışmada 1923-2023 yılları arasında sağlık personel rejiminin dönüşümü, gelişimi ve bunların nedenleri ve sağlık personeline dair çalışma hayatını etkileyen faktörler, rejim çeşitliliği politikalar ve reformlar doğrultusunda değerlendirilmiştir. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Türkiye'de kamu personel rejimi ve sağlığa dair gelişmelere; ikinci bölümde konuya dair literatür analizine; üçüncü bölümde sağlık personelin tarihsel gelişimini içine alan düzenlemelere; dördüncü bölümde sağlık personeli özelinde planlama, istihdam, farklılıklar, çalışma yaşamına yönelik konulara değinilmiştir. Beşinci bölümde ise konu çerçevesinde Denizli İlinde yer alan sağlık tesislerinde görevli yöneticiler (kamu, özel, üniversite) ve konuya hakim öğretim üyeleri ile yarı yapılandırılmış mülakat temelli bir araştırma yapılmıştır. Katılımcıların cevapları Nvivo analiz programı yardımıyla ve literatür ışığında analiz edilmiş; yorumlanmış ve çözüm önerileri getirilmiştir.

Kamu personel sistemleriKamu personeliPersonel politikası+3
Havva Ecehan Armağan Kaygusuz
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Tapu müdürlüklerinde çalışan sokak düzeyi bürokratlarının örgütsel adalet algılarının örgütsel bağlılıkları üzerindeki etkisi: İzmir ili alan araştırması

Bu tezin amacı sokak düzeyi bürokratlarının karakteristik özelliği olan "vatandaşla yüz yüze temas hâlinde olma" ve "takdir yetkisini kullanma" niteliklerine tipik bir örnek olan tapu memurlarının örgütsel adalet algılarının örgütsel bağlılıkları üzerindeki etkisini araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda nicel bir araştırma tasarlanarak araştırmanın modeli ve hipotezleri test edilmiştir. Soru formu, İzmir ilindeki 11 Tapu Müdürlüğünde çalışan memurlara elden dağıtıarak 170 gönüllü katılımcıdan veri toplanmıştır. Veriler SPSS 20.0 programıyla analiz edilmiştir. Analizler sonucunda, tapu memurlarının etkileşimsel adalet algılamalarının yüksek; işlemsel adalet algılamalarının orta ve dağıtım adaleti algılamalarının düşük düzeyde olduğu ortaya konmuştur. Ayrıca katılımcıların örgütsel bağlılık düzeylerinin de düşük olduğu tespit edilmiştir. Regresyon analizleri tapu memurlarının özellikle dağıtım adaletine ilişkin algılamalarının örgütsel bağlılığın üç boyutunu da pozitif yönde ve anlamlı düzeyde etkilediğini; işlemsel adalet algılamalarının ise sadece duygusal ve normatif bağlılığı etkilediği göstermektedir. Bu sonuçlara dayanarak, kamu yöneticilerinin, tapu memurlarının adalet algısını etkileyen faktörleri dikkatli şekilde tespit ederek gerekli iyileştirmeleri yaptırmaları; böylece kurumlarına olan bağlılıklarını artırmaları önerilebilir. Bu tür girişimlerin hem sokak düzeyi bürokratlarının hem de kamu kurumlarının verimliliğini ve performansını artırmada yaşamsal önemi bulunmaktadır. Tapu memurları özelinde örgütsel adalet ve örgütsel bağlılık ilişkisini incelemesi açısından özgün olduğu düşünülen bu çalışmanın kamu yönetimi literatürüne katkı sağlaması beklenmektedir. Çalışma aynı zamanda tapu dairelerindeki memurları Türkiye örneğinde tipik sokak bürokratları olarak odaklaması bakımından da benzersizdir. Tezin sonunda geliştirilen önerilerle örgütsel adalet ile örgütsel bağlılık ilişkisini kamusal bir perspektiften sunarak kamu yöneticilerine yol gösterici olması umulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sokak Düzeyi Bürokratları, Tapu Memurları, Örgütsel Adalet, Örgütsel Bağlılık.

BürokrasiBürokratlarMemurlar+7
Sabri Çağdaş Arpacı
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni Sağ'ın Amerikasında siyahi kadınların COVID-19 sınavı: Kesişimsellik teorisi bağlamında bir inceleme

Neoliberalizm ideolojisi Freiburg, Viyana ve Chicago Üniversitesi olmak üzere birbiriyle bağlantılı üç ekol tarafından geliştirilmiştir. Üç neoliberal okulun ilk ve sonraki kuşak temsilcileri, danışmanlık veya aktif görev almak yoluyla yeni sağ politikalarının belirlenmesinde rol almıştır. Yeni sağ tarafından uygulanan neoliberal programlar emek sınıfını zayıflatmış, kamu hizmetlerini özelleştirmiş, her türlü alanın ekonomikleştiği saf piyasacı anlayış yerleşmiştir. Yeni Sağ ekonomik politikalarına meşruiyet sağlamak için yeni muhafazakarlık tezlerini kullanmış, gelenek, hiyerarşi, otorite ve devlet gücünün ön planda olduğu politikaları uygulamıştır. Kesişimsellik teorisi ise bir sosyolojik grubun veya bireyin deneyimledikleri adaletsizliklere ilişkin tekli düzlemde yapılan analizlerin yetersizliği üzerinedir. Kesişimsellik, çoklu boyuttan gelen baskıların eşitsizlikleri ürettiğini ve yapılan analizlerin tüm düzlemler dikkate alınarak yapılması gerektiğini savunur. Covid-19 pandemisi bir halk sağlığı sorunu olarak ortaya çıksa da ekonomik, sosyolojik farklı alanlarda etkisi bulunan bir krizdir. Yeni sağ politikaları dolayısıyla ekonomik durumları bozulan, kamu desteklerini kaybeden, sağlık gibi temel hizmetleri erişimi azalan kesimler pandemiye hazırlıksız ve zayıf yakalanmıştır. Covid-19 pandemisinden, kesişimsel konumda bulunan, yeni sağ politikalarının zayıflattığı birey ve topluluklar daha fazla etkilenmiştir. Çalışmada siyah Amerikalı kadınların Covid-19 pandemisinde kesişimsel konumları sebebiyle deneyimledikleri adaletsizliklerin neler olduğunu tespit etmek ve durumlarını ağırlaştıran faktörleri belirlemek için 16 Twitter hesabının paylaşımları karma analiz yöntemiyle incelenmiştir. Polis şiddeti sorunu, çocuk bakım hizmetlerine, ücretli izine ve işsizlik sigortalarına erişim problemleri, sağlık hizmetlerindeki ayrımcılık ve adaletsizlik, cinsiyet eşitsizliği, şiddet ve taciz siyah Amerikalı kadınların pandemi koşullarını ağırlaştıran kesişimsel problemler olarak bulgulara yansımıştır.

Afro-AmerikanAmerika Birleşik DevletleriEşitsizlik+4
İhsan Gurur İçirgen
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kent belleğinin korunmasında yerel yönetimlerin rolü: Denizli örneği

Bu çalışma Denizli kentini ele almaktadır. Çalışmanın içerisinde oldukça köklü bir tarihî geçmişe sahip olmakla birlikte küreselleşen dünyaya olabildiğince hızlı bir şekilde ayak uyduran ve kendi iç dinamikleri ile hızlı bir gelişim göstererek adını "Anadolu Kaplanları" arasına yazdıran Denizli kentinde, yerel yönetimlerin Denizli kent belleğini koruma kapasitesi ve Denizli kent belleği üzerindeki olası dönüştürücü etkisi ortaya konmuştur. Bu yapılırken hem kronolojik olarak dönemler itibarı ile hem de çalışmanın kavramsal kısmında tespit edilen bellek unsurları itibariyle Denizli'deki yerel yönetimlerin Denizli kent belleğine olan etkileri analiz edilmiştir. Kolektif bellek bir toplumun yaşantısını belirleyen ve bir arada kalmasını mümkün kılan dinamikleri kodlayan toplumsal bilgidir. Kolektif bellek, bir kentteki yaşantı aracılığıyla çeşitli şekillerde mekân üzerine kazınmaktadır. Kentler bir topluma ait belleğin görünür hale geldiği mekânlardır. Kolektif belleğin sahip olduğu bu özellik onun mekân üzerinde belirleyici olmasını beraberinde getirmektedir. Bu noktada toplumsal iktidar ilişkileri devreye girmektedir. Toplumsal iktidar ilişkilerinin dönüşümü bir anlamda belleğin dönüşümü anlamına geldiği için toplumsal iktidarın dönüşümü ile kent de bir dönüşüm geçirmektedir. Çalışma için önem arz eden bir diğer kavram olan yerel yönetimler hemen bütün ülkelerde bir yöredeki ortak ve yerel ihtiyaçları karşılamak üzere oluşturulmaktadır. Yerel yönetimlerin bu özelliği onları kentlilere en yakın yönetim birimi olmaları haline getirmektedir. Bundan dolayı yerel yönetimler bir kent üzerindeki yaşantıyı en yakından kavrayabilen yönetsel birimlerdir. Yerel yönetimleri bir kentin yaşantısından, yani belleğinden ayrı düşünmek mümkün değildir.

BellekDenizliKent tarihi+3
Muharrem Altıntaş
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Devlet, bilim ve üniversite ilişkisine eleştirel bir değerlendirme: Türkiye'de kamu-üniversite-sanayi iş birliği

Bu çalışma Türkiye Kamu-Üniversite-Sanayi İşbirliği (KÜSİ) Stratejisi ve Eylem Planı (2015-2018) üzerine eleştirel bir değerlendirme yapmaktadır. Çalışmada üniversitelerin ortaya çıkışları ve üniversite-sanayi ilişkilerinin gelişimi tarihsel süreç içerisinde incelenmiştir. Sanayi Devrimi ile birlikte burjuvazi üniversitelerin bilimsel çalışmalarını, eğitimlerini ve fiziksel olanaklarını üretimin sürdürülmesinde ve geliştirilmesinde kullanmıştır. Dünya savaşları sonrasında üniversiteler ülkelerin ekonomik kalkınmalarında önemli bir araç durumuna gelmişlerdir. Devlet, burjuvazi ve üniversiteler arasındaki bu ilişkilerde zaman içerisinde çeşitli problemler ortaya çıkmıştır. Devlet, burjuvazi ve üniversite tarafından hazırlanan ve uygulanan çözüm önerileri sonucunda üniversiteler birer şirkete benzemiştir. Bu duruma karşı Sanayi Devrimi'nden günümüze kadar çeşitli eleştiriler getirilmiştir. Eleştirilere rağmen 1980 ve sonrasında yaşanan iktisadi ve siyasi değişimlerin artan etkisi ile birlikte üniversitelerin ticarileştirilmesi dünya geneline yayılmıştır. Türkiye de dünya genelinde yaşanan bu değişimlerden etkilenmiştir. Çalışmanın konusunu oluşturan plan bu etkinin ürünüdür. Çalışmada üniversite ve sanayi ilişkilerini düzenleyen yasalar, planlar, raporlar, bilimsel çalışmalar vb. yazılı kaynaklar incelenmiştir. Planın ve diğer kaynakların incelenmesinde akademik kapitalizm, girişimci üniversite gibi kavramlar ile üniversite, sanayi ve devlet arasındaki ilişkileri dolaylı veya doğrudan ele alan akademik çalışmalardan yararlanılmıştır. Çalışma sonucunda planda üniversitelerin mevcut sorunlarının derinleşmesine ve üniversitelerin daha fazla ticarileşmelerine yol açan hedefler tespit edilmiştir. KÜSİ planındaki hedeflere ulaşılmasında devletin üniversitelerin işleyişine daha fazla müdahil olması üniversitelerdeki özgürlük ve özerklik konularında sorunlara yol açmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kamu-Üniversite-Sanayi İş Birliği, Üniversite-Sanayi İş Birliği, Akademik Kapitalizm, İdeolojik Aygıt

Mustafa Okyay
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The role of theology in the birth of classical liberal political philosophy in the West

This thesis analyses the role of theology in the birth of classical liberal political philosophy in the West. It aims to show that, like every system of ideas, liberalism is indepted to theology and metaphysics, and that Christian theology has played a major role in the birth thereof. It eventually argues that in the early modern age liberal political theory was grounded on very basic premises that were borrowed from Christian theology. Keywords: liberalism, political theology, political philosophyBu çalışma, Batı'da klasik liberal siyaset felsefesinin doğuşunda teolojinin rolünü incelemektedir. Çalışmanın amacı, her düşünce sistemi gibi liberalizmin de, teoloji ve metafiziğe borçlu olduğunu ve liberalizmin doğuşunda Hıristiyanlığın önemli bir rol oynadığını göstermektir. Nihaî olarak bu çalışma erken modern dönemde liberal siyaset teorisinin, Hıristiyan ilahiyatından alınan bazı önkabuller üzerine kurulduğunu iddia etmektedir. Anahtar Kelimeler: liberalizm, siyasî ilahiyât, siyaset felsefesi

PhilosophyLiberalismPolitical philosophy+1
İsmail Kurun
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessEN

The effects of the renewable energy investments on sustainable development

Energy is one of the most important inputs of the contemporary economies. In order to produce goods and services, human beings need more energy than before. Parallel to the technological and economic development, the energy needs of human beings have been increasing steadily since the industrial revolution. Although the population and energy needs of the world have been increasing steadily, the world's energy needs have been mainly met by the fossil based energy resources. Since the distribution of the fossil based resources is not equal in the world, the countries having lack of fossil based energy resources are highly dependent on those countries having rich reserves. Therefore, any political or social instability can directly affect the supply of the energy and the price of these commodities can easily be hiked like being in 1974 and 1979 crisis. This reality, however, creates energy dependency for the countries which do not have enough energy resources and make their economy more fragile against the energy supply and price shocks. Therefore, to maintain energy security, reliable and cheap energy supply become priority of policy makers of the many developed and developing countries in the globalized world. Apart from the amount and distribution of fossil based reserves in the world, sustainability of the development depending on these energy types has been questioned since the beginning of the 1970s, because of the harmful environmental effects of fossil based energies. Global warming, climate changes, environmental pollution forced the United Nation to take precaution against the excessive usage of the fossil based resources. In this context, to decrease the gas emission and to limit the harmful effects some summits were organized by the UN. As a result of these summits, "Our Common Future" report was prepared and Kyoto Protocol was accepted by the UN members. Turkey is a poor country in terms of fossil-based energy sources. Therefore, the country's energy needs are met by paying at about 50 billion dollars to the importer countries every year. The country has experienced 15 economic crises throughout the republic periods and nearly all economic crises are directly or indirectly related with the current account deficit. As a result of economic crises, the social and political stability of the country was deeply affected and some undesired political coup or social events were lived in our country. However, when the energy import is excluded, the trade balance of Turkey is relatively balanced. Turkey does not have enough fossil based resources but its renewable energy potential is very high comparing with the European Union. Hence, it is believed that if they can be evaluated efficiently, renewable energy resources can make significant contribution to the sustainable development and growth of the country. In this study, the effects of the renewable energy investments, made under the sustainable development concept, on the social and political stability of Turkey were investigated. The analysis was based on the effects of the renewable energy investment to the current account deficit of Turkey. To make the concept more understandable, the renewable energies, their potential, current account deficit and economic crises experienced throughout the republic periods were investigated in detail. As a result of the study findings some recommendations were made in the conclusion section.

Electrical energyEnergy policiesSolar energy+6
Ömer Demirdaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessEN

The trade unions during the February 28 period

TRADE UNIONS DURING THE FEBRUARY 28 PERIOD Zengin, Ülkü Nur Msc., Department of Political Science and Public Administration Supervisor : Prof. Dr. Şükrü Karatepe February 2016, 138 pages The February 28 coup, was recorded in the political history of Turkey as a "post-modern military coup". This feature of the February 28 has to do with differences in its conduct, as compared to the previous military coups. In contrast to the usual conduct of the coups, the February 28 coup was carried out while the military remained at the barracks, without use of weapons and without taking ower the political power. Instead, various societal actors that are called as "unarmed forces" were mobilized to exert pressure over the government which was ultimately forced to quit. In this thesis, the discourse and activities of the trade unions were studied during the process when the February 28 coup took place. Particularly, attitudes and activities of the worker and employer trade unions which were included in the social bloc, called as the 'Gang of the Five' were analyzed within the framework of relationships between trade unions and politics. Türk-İş and DİSK were taken as examples of worker trade unions, while TİSK was choosen as the representative of employer associations. In the thesis, it is concluded that, support provided by the trade unions, existence of which depends on a functioning democracy, to the anti-democratic process of the February 28 is a paradox. At this period, trade unions behaved ideologically and in contrast to their raison d'etre which is defending and promoting rights of their members. . Keywords: February 28, trade unions, 'Gang of the five', TÜRK-İŞ, DİSK, TİSK, TESK, TOBB

29 February 1997 decisionsMilitary interventionUnions+4
Ülkü Nur Zengin
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Western perception of kadro movement

Kadro Journal was a periodical of thought that was published between 1932 and 1935, period after Great Depression, with 36 issues. Authors of Kadro Journal are mentioned as Kadro Movement. The Journal, emerged to produce ideological background for Turkish Revolution, expressed different ideas related with the West from the regime's ones. This work aims to exhibit the Western perception of Kadro Movement what had a significant place in Turkish political life. The examination of Western perception of Kadro Journal is based on analysis of Kadro authors' articles what evaluated the West in terms of political, economic and cultural sides. Kadro Movement, provided different perspective about relations with the West as a significant issue in Turkish political life, maintains its importance.

WestWesternistImperialism+3
Murat Karaman
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Islam and criticism of the concept of the "human rights":An argument specific to MAZLUMDER

The concept of "Human Rights" has been discussed in context of several worldviews since it had come to light, within the question what it corresponded with. Although being emerged in Western World and supposed to be a magical formula which can secure the basic rights and liberties of human being, it is such a concept against which many ideologies, classes, worldviews and religions always have been argueing and all these discussions are still being made. In this thesis, the concepts of "human being", "right", "human rights" were embraced in context of theory and philosophy and within this scope, the historical adventure of human rights was exposed in outline. In the sequel, the substantial (essential) and relational meanings of the concepts of "human", "right" and "justice" were analyzed in context of main sources of Islam as a religion by a theoretical and philosophical way. Within this scope and in especially this theoretical context, the concept of "human rights" emerged from Western world is criticized from the point of view of Islam religion. As to the thirth section of this thesis, all of these matters have been investigated in context of MAZLUMDER, the first organization of human rights of the Muslim people in Turkey.

CriticismMazlum-DerHuman rights+1
Emine Kaplan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Eşref Edip Fergan'ın siyasi düşüncesi ve Türk siyasal hayatındaki yeri

One of the most significant movements in the field of political thought in Turkey is Islamism. This movement developed and turned into an important movement of thought after the 2nd Constitutional Monarcy in the Ottoman Empire. An important figure of this movement was Eşref Edip Fergan. He started his career as an author and journalist in the 2nd Constitutional Monarcy era with the periodical Sıratımüstakim, which was to be later named "Sebilürreşad", and continued his career after the founding of Turkish Republic. Despite the fact that he did not appear in a prominent position in the context of political thought and political history, Eşref Edip Fergan was nevertheless an important figure who continued to communicating his thoughts about Turkish political life until his death in 1971. This study deals with the political thought of Eşref Edip Fergan, and his life in Turkish political life. It aims to reveal the life and mentality of Eşref Edip Fergan, and his political, social, and philosophical perspective in different periods. The study is based on an analysis of works in political thought and political history, including primarily the works of Eşref Edip Fergan. Keywords: Eşref Edip, Islamism, Sıratımüstakim, Sebilürreşad, Turkish Politics

Fergan, Eşref EdipSebilürreşad magazinePolitics+5
Emre Çalışkan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Erken Cumhuriyet devrinde Türk liberalizminin ikilemleri: Ahmet Ağaoğlu

This thesis examines Ahmet Ağaoğlu, a nationalist intellectual, at the same time one of the important figures of Turkish liberalism during the Early Republican Period in the Turkey. The concepts in which the liberal attitude in Ağaoğlu is observed and the dilemmas which are incompatible with classical liberalism in these concepts constitute the field of examination of this thesis. In this study, by examining Ağaoğlu's liberalism in the Early Republican Period it will be presented that the liberal values he defended during this period are not based on classic liberalism and its values but based on liberal nationalism. It will be shown that Ahmet Ağaoğlu's main controversy, and his liberal contradictions at the Early Republican Period are in fact not a contradiction but a characteristic of its liberal nationalist attitude, and that contradictions can be assessed in the context of Kemalist power-intellectual relations are also based on his eclectic ideology. Keywords: liberalism, liberal nationalism, Turkish liberalism, Early Republican Period

KemalismAğaoğlu, AhmetLiberalism+4
Hüseyin Arif Kınacı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessEN

Local climate change governance: The case of Turkish metropolitan municipalities

The necessity of cooperation among stakeholders at each administration level is increasingly emphasized to be able to thoroughly tackle challenges posed by global climate change. Particularly the mitigation and adaptation policies and strategies followed by local governments with the involvement of both public and non-public institutions are believed to be playing a crucial role in developing countries. To this end, this study elaborates how and why local climate change protection policies and strategies are carried out by local governments in developing countries in the case of the metropolitan municipalities' initiatives in Turkey. In order to conduct such a research, both qualitative and quantitative research methods are adopted; thus in addition to studying the strategic plans and annual action reports of municipalities as part of a content analysis, a regression analysis is conducted to identify the determinants of the adoption of such policies and strategies. This study concluded that the local climate change mitigation activities are predominantly implemented by provision modes in the urban infrastructure and transportation areas. Moreover, it is shown that stress factors – causing changes in the parameters of global climate change – and socio-economic conditions are determining factors in local climate change initiatives. However, it is found that risk factors – as an indicator of the vulnerability level – have been found not having an exploratory role. Future studies may include assessment of provincial and distinct municipalities, the non-public actors, use more variables, and conduct in-depth interviews with corresponding experts to achieve further clarification. Keywords: Climate Change, Governance, Local Governments, Mitigation, Adaptation

MunicipalitiesMetropolitan municipalityAdjustment+3
Korkmaz Yıldırım
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessEN

The state theatre in Turkish nation building: A content analysis on Turkish playscripts

Identity building is a project to rebuild the cultural heritage, history and the vision of the nation states. After the First World War, young Turkey starts a cultural change after the pioneering of the elites. This change has a vision of "Westernization" and nation building. The State Theater of Turkey is an institution for meeting these purposes founded during the period of transition to democracy; repealing one-party government which is not a sudden process. Therefore, it is possible to see the vision of nation building and the eagerness of Westernization in the repertory of the State Theater still. Yet the institution is used as a nation's showcase during the convergence to the West block after the Second World War. In this study, I cover the repertory of the State Theater from the foundation of the institution (1949) until the first military intervention (1960). I support the research by using discourse analysis at first section to analyze the context referring identity; referring the meaning rather than words. This study finds out that as expected the nation building process in Turkish Republic continues in the 1950s with a variety, rather than havin one-dimensional indoctrination of certain national identity.

State theatresIdentity constructionNational identity+7
Başak Akar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Development & strategic planning; a comparative study of Kenya, South Korea and Turkey

This research seeks to examine a problematic yet critical question that continues to fascinate researchers in social science. Why are some countries rich while some are poor yet structurally, politically, demographically and geographically they have immense similarities? By looking at the historical and contemporary political, economic and planning experiences of three case study samples namely Kenya, Turkey and South Korea; the author attempts to answer the question why some countries have benefited from planning by looking at the similarities and differences in formulation, implementation and the structural environment in which the plans are implemented. This is done through empirical methods and rigorous review of government planning documents as well as academic materials related to the subject matter. In the process, the author also looks at the historical evolution of strategic and development planning in these countries, challenges faced and success achieved. SWOT concept is also examined as a key component of planning. The results show that beyond having well-documented strategies and development plans, a country needs to establish not only efficient and responsive human-made political and economic institutions that are able to formulate and implement these plans with precise accuracy.

EconomyEconomic policiesDevelopment+7
Nyadera Israel Nyaburi
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Performance management in the public sector: A comparative study on somalia and turkey

This thesis aims to explore the performance management systems in the public sector of Somalia and Turkey, discuss the differences and similarities between the two systems focusing on the process and legal base of performance management, identify challenges that both countries face and provide relevant recommendations to solve challenges. The study found that differences mainly lays on the historical timeframe for the application of performance management, the scope of application, the degree of formality, the legal basis, and the performance management reforms being undertaken and finally, ongoing efforts to further modernize the performance management system. In Somalia, the study found that the practice of performance management is less systematic, limited in scope, and is hugely below the standards. There are many challenges including lack of regular payment, insufficient funding, corrupt staffing practices, lack of proper strategic directions and clearly defined job descriptions, inadequate capacity building and trainings, constant staff changes and inadequate work facilities. In this regard, the study recommends introducing a comprehensive formal performance management system, establishing clear performance indicators, measures, targets and guidelines, developing clear staffing policies and job descriptions and finally, providing enough funding and facilities. In Turkey, the study found the practice of performance management is relatively systematic, and the reform efforts of the system were ongoing since 1968.It has legal basis and guidelines and defined performance targets and measures. However, there are challenges that are totally different from those faced by the government institutions. These challenges can be summarized as environmental, organizational, and personnel barriers. The study recommends to develop comprehensive performance management systems, review civil service law and review the motivation systems. Keywords: Performance, management, system, public sector, Turkey and Somalia

Public sectorPublic administrationComparative analysis+4
Mustafa Mohamed Ali
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemi sürecinde ortaokullarda görev yapan öğretmenlerin uzaktan eğitime karşı tutumları: Osmaniye ili örneği

Bu çalışmada, Covid-19 küresel pandemi sürecinde Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde ortaokullarda görev yapan branş öğretmenlerinin uzaktan eğitim sistemi aracılığı ile öğrencilerin mevcut programlarının devamı sırasında, öğrencilerin yetiştirilmesi için sağladıkları desteğin daha nitelikli olabilmesi için öğretmenlerin uzaktan eğitime yönelik tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Nicel bir çalışma olan araştırmada, betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi olarak Osmaniye ili özelinde 2020-2021 eğitim-öğretim yılında ortaokullarda görev yapan branş öğretmenleri seçilmiş olup, Google form aracılığıyla hazırlanan çevrimiçi anket kullanılmıştır. Yapılan anket sonucunda 2020 yılında 345 (Kadın:167, Erkek:178) branş öğretmeninden veri toplanmıştır. Anket verileri Ağır (2007) tarafından geliştirilen "Uzaktan Eğitime Yönelik Tutum Ölçeği" vasıtasıyla bir araya getirilmiştir. Ölçeğin alt boyutları "uzaktan eğitimin avantajları", "uzaktan eğitimin sınırlılıkları" olarak belirlenmiştir. Katılımcılardan elde edilen veriler SPSS 22.0 istatistik yorum programı aracılığı ile analiz edilip istatistiksel teknikler kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre Levene's testi, T-testi , frekans, Anova testi, Post Hock LSD ve normallik testleri yapılarak istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç çıkarılmıştır.

COVID 19Ortaokul öğretmenleriPandemiler+5
Mehmet Fatih Koca
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu akdeniz'de paylaşım mücadelesi ve Türkiye'nin bu süreçteki rolü

Dünya' da yaşanılan bu zaman diliminde ülkelerin egemenliklerini ve refah içinde yaşamlarını sürdürebilmelerinin en önemli temel kaynağı enerji bağımsızlığı olmuştur. Doğu Akdeniz, hidrokarbon yataklarına sahip olduğu için Akdeniz' e kıyısı olan ve olmayan tüm ülkeler için enerji bağımsızlığı özelinde çok fazla önem teşkil etmektedir.Türkiye enerji bağlamında dışa bağımlılığını bitirmek ve haklı olarak kendi sahasında enerji arama çalışmalarına başlamaktadır.Doğu Akdeniz'e kıyısı olan ve kıyısı olmayan ülkeler, hidrokarbon yataklarının (petrol, doğalgaz vb.) kendi tekeline geçmesi için Türkiye'nin ve KKTC' nin haklarını ihlal ederek Türkiye'yiDoğu Akdeniz' de çok küçük bir alana hapsetmek istemişlerdir. Türkiye gerek diplomasi alanında gerekse mavi vatanın korunması ve haklarının sonuna kadar bilincinde olup arama faaliyetlerine başlamış olması ile fiili olarak varlığını tüm ülkelere kanıtlamıştır. Doğu Akdeniz'de çıkarılacak olan hidrokarbonların Türkiye üzerinden dünya pazarına taşınması ve bununla beraber hidrokarbonların Türkiye'nin kıta sahanlığında bulunması Türkiye'nin de enerji bağımlılığını tamamen sona erdirecektir.Doğu Akdeniz'de bulunan kıyıdaş devletler ile kıyıdaş olmayan devletlerin arasında yaşanan enerji savaşları bu bölgenin kaderini ciddi anlamda değiştirecek ve yaşanılacak olan bu durum bölgenin askeri ve siyasi anlamda huzurunun ve güvenliğinin bozulmasına zemin hazırlayacaktır. Yapılan bu araştırmada Türkiye'nin tezinin doğru olduğu ispat edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğu Akdeniz, Enerji Bağımlılığı, Mavi Vatan, Türkiye, Hidrokarbon Yatakları, Kıyıdaş Devletler

Doğu AkdenizEnerjiEnerji bağımlılığı+6
Elif Rana Kişioğlu
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Salgın yönetimi ve yerel yönetimler: İskenderun ilçesi COVID-19 salgını ile mücadele örneği

İnsanlık tarihinde birçok salgın hastalık yaşanmıştır ve yaşanmaya devam etmektedir. Veba, kolera, suçiçeği ve grip salgınları en çok bilinen salgınlar arasındadır. Yaşanan salgınlarda milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Geçmişten günümüze kadar salgınlarla mücadele için çeşitli sağlık politikaları üretilmiştir. Bu salgın hastalıklardan biri de günümüzde yaşanan Covid-19'dur. Covid-19 salgını 2019 yılının sonlarında Çin Halk Cumhuriyeti'nde ortaya çıkmıştır. Kısa süre içerisinde tüm dünyaya hızlı bir şekilde yayılmıştır. Bu çalışmamızda İskenderun ilçesinde Covid-19 salgınına karşı alınan önlemler ve çalışmalar ele alınmıştır. Bu çalışmanın seçilme amacı henüz yeni bir araştırma konusu olmasıdır. Yerel sağlık politikalarında Covid-19 önlemlerinin neler olduğu incelenmiştir. Betimsel ve tarihsel araştırma yöntemi kullanılarak İskenderun ilçesindeki ilgili ve yetkili kurum ve kuruluşlar ile görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerde Covid-19 salgını sürecindeki çalışmalar, faaliyetler ve alınan önlemlere ilişkin sorular sorulmuştur. Buradan edinilen bilgiler kompozisyon haline getirilip bir bütün oluşturulmuştur. Bunlara ek olarak İskenderun'daki ilgili, yetkili kamu kurum ve kuruluşlarının internet siteleri takip edilerek güncel bilgiler çalışmaya eklenmiştir.

Bulaşıcı hastalıklarCOVID 19Epdemi+4
Kaan Yücel
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

II. Abdülhamid döneminde yapılan sosyal politika uygulamaları

Toplumların oluşmasıyla birlikte ortaya çıkan ihtiyaç sahiplerine yardım etme duygusu zamanla Sosyal Hizmet kavramının doğmasına yol açmıştır. Bu araştırma da zamanla profesyonel bir hizmete dönüşen Sosyal Hizmetin Dünyada ve Türkiye de yaşanan değişim süreci belli dönüm noktaları açısından değerlendirilerek sunulmuştur. Dünyada sanayi Devrimi ve sonrasında yaşanan modernleşme süreci Osmanlı da Tanzimat Döneminde Batılılaşma adıyla hızlanmıştır. 1876 Yılında başlayan Sultan II. Abdulhamid döneminde, Batılılaşma çalışması geleneksel değerlerimiz ile Batı da ki modern kurumları kaynaştırarak ülkemize Darülaceze, Darulhayr-ı âli, Hamidiye Etfal Hastanesi gibi birçok yeni kurumun kazandırılması şeklinde yaşanmıştır. Sultan II. Abdulhamid döneminde kurulan bu kurumlar ilerleyen süreçte I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sonrası kurulan Yeni Türk Devletinin yapılanma sürecinde sosyal alanda kurulan birçok kuruma temel olan çalışmalardır. Bu araştırmada Sosyal Hizmet alanında tarihsel süreçte Dünyada yaşanan gelişmelerden bazı kesitler ile Osmanlı döneminde yaşanan gelişmeler ve Türkiye Cumhuriyeti‟ne geçiş süreci ifade edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Hizmet, II. Abdulhamid, Darulaceze, Darulhayr-ı âli, Hamidiye Etfal Hastanesi.

Abdülhamid IIDarülacezeDarülhayr-i Ali+6
Hamit Coşkun
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de sağlık hizmetlerinde KÖİ modelinin uygulanmasına dair bir analiz

Bu çalışma Türkiye'de sağlık hizmetlerinin sunumunda kullanılan Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modelinin uygulanmasına dair bir analizi barındırmaktadır. Bu analiz yapılırken öncelikle modelin tarihçesi ele alınmıştır. Tarihçede, KÖİ modelinin dünya üzerinde ilk ortaya çıkışına zemin hazırlayan koşullar, modelin ilk uygulandığı ülke veya ülkelerin izi sürülmüştür. Modelin tarihçesine yönelik incelemede KÖİ'nin koşulların, ihtiyaçların zorunlu ve nihai bir çıktısı olarak mı uygulandığı ya da hükümetlerin iradi bir tercihi mi olduğu sorularına da cevap aranmıştır. Modelin hangi ülkelerde daha yaygın kullanıldığı, zaman içindeki değişimi ve Türkiye'de kullanımına öncü olan koşullar incelenmiştir. 1970'li yıllara kadar klasik iktisat ve refah devleti uygulamaları ile genişleyen kamu maliyesi ve artan borç yükü sonucu devletlerin kamu maliyesi üzerindeki yükünü hafifletmek adına 1980'li yılların başında dünya genelinde neo-liberal politikaların da etkisi ile özelleştirme uygulamaları hayata geçmiştir. Özel sektörün tabiatı gereği minimum maliyet ve maksimum kâr hedefleri bir süre sonra artan işsizlik ve özel sektör hizmetlerinin yüksek maliyeti gibi birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. KÖİ tek başına devletin yeterli olmadığı, kıt (yetersiz) kaynaklar, artan kamu maliyesi borç yükü ile tek başına özelleştirme uygulamalarından verim alınamayan denenmiş politikaların harmanlanmasına dayanan bir model olarak ortaya çıkmıştır. Literatürün referans gösterdiği 1990'lı yılların başından itibaren uygulanmaya başlayan ve kısa zaman içinde dünyayı kasıp kavuran bir model olarak KÖİ projeleri 2000'li yılların başında önlenemez şekilde dünyada kullanım ağını genişletmiştir. İlk uygulanmaya başladığı yıllarda enerji ve altyapı alanlarında uygulanırken zaman içinde ulaşım, çevre, eğitim binaları, kültür, haberleşme, sağlık hizmetleri, savunma, kamu düzeni, kamu güvenliği gibi birçok alanda tercih edilen bir model olmuştur. Modelin zaman içindeki yaygın kullanımı ile beraber modele yöneltilen eleştiriler de aynı oranda artmıştır. Bu eleştiriler kamu zararı, maliyetlerin yüksek oluşu, rekabeti engellediği, şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerini barındırmadığı gibi konularda kümelenmiştir. KÖİ modeline yöneltilen bu eleştirilerin herhangi bir ülkeye özgü sorunlar olmadığı, modelin uygulanmasından kaynaklı sorunlar olduğunu söylemek mümkündür. Zira gerek Türkiye'deki literatürde gerekse modelin kullanıldığı ülkelerin literatüründe benzer eleştirilerin sıklıkla yer aldığı gözlenmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'de sağlık hizmetlerinin sunumunda uygulanan KÖİ modeline yöneltilen eleştiriler kapsamında modelin daha avantajlı ve daha kullanılabilir bir hale getirilmesi amacıyla literatür bulguları ışığında ayrı bir başlık halinde bazı öneriler geliştirilmiştir.

Kamu-özel iş birliğiKamu-özel sektör ilişkileriSağlık hizmetleri+1
Remziye Gül Yurt
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Dar bölgeli seçim sistemi ve bölge kalkınması üzerindeki etkileri

Seçimler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından bir tanesidir. Seçim sistemleri, anayasalarda adaletli bir temsil ve istikrarlı bir yönetim çerçevesinde kanunla düzenlenmiştir. Seçim sistemleri temelde nispi temsil sistemi ve çoğunluk sistemi şeklinde iki gruba ayrılmıştır. Türkiye'de 1946'dan itibaren çok partili sisteme geçilmiş ve günümüze kadar birçok seçim modeli denenmiştir. Son 50 yıldır ülke barajıyla birlikte d'Hondt sistemi uygulanmış ve genellikle sonuçlar güçlü partilerin lehine olmuştur. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ihtiyaç duyulan model, seçmen ile temsilcilerin arasındaki mesafenin kapandığı, ülke barajının olmadığı veya minimuma çekildiği, seçim çevrelerinin nüfusları oranında adil bir şekilde temsil edildiği, seçmenlerin kaygılarının olmadığı bir sistemdir. Türkiye'nin kronik sorunlarından birisi de bölgeler arası gelişmişlik düzeyi farklılıkları ve bölgeler arasındaki dengesizliktir. Bu çalışmada, evvela demokrasi çerçevesinde seçim sistemleri, akabinde bölge kavramı, bölgesel gelişme ve bölgeler arasındaki dengesizlikler üzerinde durulmuştur. Adaletli temsilin olduğu bir meclis için seçmenin baraj kaygısı taşımadan arzu ettiği ve desteklediği partiye oy verebileceği en az kusura sahip bir seçim sisteminin demokratik bir toplum için yerinde bir uygulama olacağı söylenebilir. Bu anlamda seçim barajının söz konusu olmadığı, seçim çevrelerinin daraltıldığı, iki turlu dar bölgeli seçim sisteminin seçmen davranışları ve ülkenin seçim sistemi açısından yararlı olacağı önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Seçim Sistemleri, Demokrasi, Dar Bölgeli Seçim Sistemi, Bölge Kavramı, Bölgesel Kalkınma

Bölgesel kalkınmaDar bölgeli seçim sistemiKalkınma+3
Mesut Tokur
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Cezaevi endüstrisi ve Türkiye'de cezaevlerinin özelleştirilmesi

Cezaevi endüstrisi, cezaevleri ve bu cezaevlerinin yönetimi, bakımı, güvenliği, sağlık hizmetleri gibi çeşitli alanlarda faaliyet gösteren bir dizi hizmet ve mal sağlayan bir endüstri kompleksi olarak anlaşılmaktadır. Cezaevi endüstrisi genellikle özel sektör şirketleri, devlet kurumları, taşeronlar ve diğer tedarikçileri içermektedir. Cezaevi endüstrisinin özelleştirilmesi, bir ülkede veya bölgede cezaevi hizmetlerinin özel sektör aktörlerine devredilmesini ifade etmektedir. Bu özel sektör şirketleri genellikle cezaevlerinin inşası, işletimi, güvenliği, sağlık hizmetleri ve diğer destek hizmetlerini üstlenmektedirler. Ancak, cezaevi endüstrisinin özelleştirilmesi bir dizi tartışmalı konuyu gündeme getirmektedir. Cezaevi endüstrisi uzun yıllardır tartışma konusu olmuştur. 1980'lerde özelleştirmenin yükselişiyle birlikte cezaevi endüstrisi, toplum üzerindeki etkisi nedeniyle eleştirilen milyarlarca dolarlık bir endüstri haline gelmiştir. Cezaevlerinin özelleştirilmesi cezaevi endüstrisinin büyümesinde önemli bir faktör olmuştur. Ancak özelleştirmenin savunucuları, özel cezaevlerinin devlet tarafından işletilen hapishanelerden daha verimli ve uygun maliyetli olduğunu savunmaktadırlar. Özel şirketlerin cezaevlerini hükümetten daha düşük maliyetle işletebildiğini, bunun da vergi mükelleflerinin parasından tasarruf ettiğini savunmaktadırlar. Ayrıca özel şirketlerin mahkumlara eğitim ve mesleki eğitim programları gibi daha iyi hizmetler sunabileceğini savunmaktadırlar. Özelleştirme lehinde ve aleyhindeki tartışmalara rağmen cezaevi endüstrisinin toplum üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Cezaevi endüstrisi ve cezaevlerinin özelleştirilmesi, dikkatle değerlendirilmesi gereken karmaşık bir konu olmaktadır. Özelleştirmenin savunucuları olmasına rağmen, potansiyel faydaların olumsuz etkilere karşı tartılması önemlidir. Sonuçta amaç, cezaevlerinin özelleştirilmesi ve cezaevi endüstrisi için adil, adaletli ve uygun maliyetli bir sistem oluşturulması ve oluşturulacak bu sistemin uygulanabilir hale getirilmesidir.

İbrahim Acar
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında Suriyelilere verilen hizmetlerin sosyal hizmet perspektifinden değerlendirilmesi

Suriye Arap Cumhuriyetinde 2011 yılında cereyan eden savaş sonrası bu ülkeden Türkiye'ye ciddi göç dalgaları başlamıştır. Suriye'nin geneline yayılan iç karışıklık ve şiddet olayları insan hakları ihlallerinin yaşanmasına neden olmuş bu da Türkiye'ye göçün yoğunluğunu daha da arttırmıştır. Bu çalışmada 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında Suriyelilere verilen hizmetlerin Sosyal Hizmet perspektifinden değerlendirilmesi konusu ele alınmıştır. Araştırmanın yöntemi olarak ise betimleyici analiz yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde çalışmanın amacı ve yöntemi, ikinci bölümünde göç terminolojisi ve Türkiye'de göç tarihi; üçüncü bölümünde Türkiye'nin göç politika süreci, Suriyelilerin yasal durumu ve faydalandığı hizmetler; dördüncü bölümünde ise göç, Geçici Koruma altındaki Suriyeliler ve Sosyal Hizmet ele alınarak son kısımda sonuç ve öneriler sunulmuştur. Bu çalışma, 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında Suriyelilere verilen hizmetlere ilişkin Sosyal Hizmet perspektifini kazandırabilmek açısından son derece büyük bir önem arz etmektedir.

Abdullah Yılmaz
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Asker merkezli bir sivil toplum kuruluşu olarak EMİNSU Derneği

Düşünsel temelleri Aristo'nun eserlerine kadar dayanan sivil toplum 18.yüzyıla kadar devletle aynı anlamda kullanılırken sonraki dönemlerde ise devlet karşıtlığına vurgu yapılmıştır. Kavram özellikle demokrasi kültürünün yerleşmesinin, yurttaşlık bilincin gelişmesinin ve devlet-toplum arasındaki ilişkinin önemli bir aracı haline gelmiştir. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinden sonra Milli Birlik Komitesinin 2 Ağustos 1960 tarihinde çıkardığı 42 sayılı Kanun (Resmi Gazetede 5 Ağustos 1960'ta yayımlanan) ile 235'i general ve amiral olmak üzere yaklaşık 7200 subay emekliye sevk edilmiştir. Bu tasfiye hareketiyle ordunun subay mevcudu yüzde elliden fazla azaltılmıştır. Ordudan tasfiye edilen subaylar 6 Eylül 1960'ta Emekli İnkılap Subayları Derneği (EMİNSU) adı altında sivil bir örgütlenmeye gitmişlerdir. Asker kökenli bir sivil toplum örgütü olan EMİNSU'lar kaybettikleri haklarına kavuşmak ve orduya tekrar dönmek için çeşitli faaliyetlerde bulunmuşlar, hükümetlerle sürekli ilişki içinde olmuşlar ancak orduya tekrar dönememişlerdir. 1980'lere kadar varlığını sürdüren EMİNSU Derneğinin mücadelesi bir takım mali hakların kazanılmasıyla sonuçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Sivil Toplum, Sivil Toplum Kuruluşları, Dernek, Ordu, 27 Mayıs, EMİNSU

Ali Uzun
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel siyasette kadının yeri ve politik süreçlere katılımı

Kadının yerel siyasetteki rolü ve politik süreçlere katılımı, içinde bulunduğu toplumun demokratik gelişimi için büyük bir öneme sahiptir. Tarihin ilk çağlarından günümüze gelinceye dek kadının siyasetteki yeri ve katılımı artış gösterse dahi günümüzde halen pek çok toplumda eşit temsilinin sağlanamadığı görülmektedir. Kadının yerel siyasetteki rolüne bakıldığında, içinde yaşanılan toplumun çeşitliliğini yansıtabilmesi için büyük bir öneme sahip olduğunu söylemek mümkündür. Kadının sahip olduğu farklı bakış açısı, yaşadığı deneyimler ve ihtiyaçlar, politik süreçlere dahil olduğunda çok daha kapsayıcı ve etkili politikaların oluşturulmasına fayda sağlayacaktır. Bununla birlikte kadının önüne çıkan kültürel, sosyal ve ekonomik engeller, kadının siyasi alanda aktif olmasını zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla bu noktada kadının politik süreçlere dahil olabilmesini sağlayacak çeşitli adımların atılması gerektiğini söylemek mümkündür. Özellikle bilinçlendirmeye ve eğitime yönelik olarak gerçekleştirilecek politikalar ve pozitif ayrımcılığı hedefleyen önlemler kadının siyasete katılımı konusunda teşvik edici faktörler olacaktır. Bununla birlikte toplumun kadının liderlik rolüne bakış açısının değiştirilmesi de oldukça önemlidir. Kadının yerel siyasetteki yerinin güçlendirilmesi ile birlikte daha demokratik bir toplumun ortaya çıkacağını söylemek mümkündür. Kadının siyasi karar alma sürecine etkin bir şekilde dahil olması, çok daha kapsayıcı, dengeli ve adaletli politikaların oluşturulmasına olanak tanımaktadır. Bu durum ise toplumun genel refahı ve gelişimi için oldukça önemli bir unsurdur. Bu bilgilerden hareketle hazırlanan çalışmada kadının politik süreçlere katılımının yanında yerel siyasete kadın katılımıyla birlikte meydana gelecek olumlu tablo üzerinde durulmuştur. Literatürde kadının siyasal süreçlere katılımına dair pek çok araştırma bulunduğundan, hazırlanan bu çalışmanın da alan yazına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Döndü Kuru
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nde paramiliter bir gençlik örgütü: İzcilik

19. yüzyılda dünyada meydana gelen değişmeler özellikle Fransız İhtilalı sonucunda ortaya çıkan milliyetçilik fikirleri ve vatan düşüncesi askerlik konusunda da yeni düzenlemelere sebep olmuştur. Askerliğin vatan görevi olması gençlerin askerliğe hazırlanma yöntemlerini de beraberinde getirmiştir. Bu durum bütün devletlerinde ve özellikle Avrupa'da kendini göstermiştir. Böylece "halk orduları" dediğimiz paramiliter bir örgütlenme ve topyekûn bir mücadeleyi beraberinde getirmiştir. Avrupa'daki gibi Osmanlı Devleti'nde yarı askeri paramiliter gençlik örgütlerinin kurulması ve asker ihtiyacını karşılama düşüncesi II. Meşrutiyet Dönemi ve özellikle İttihat ve Terakki Partisi döneminin bir ideolojisi olmuştur. Bu bağlamda yarı askeri dernek ve örgütler bu dönemde kurulmaya başlamıştır. Dünyada kurulan bu gençlik paramiliter örgütler II. Meşrutiyet döneminde Osmanlı Devleti'nde de kurulmaya başlamıştır. Bu dernek ve örgütlerden İzcilik Ocağı, Osmanlı Güç Dernekleri ve Osmanlı Genç Dernekleri şeklinde kurulmuşlardır. Özetle bu çalışmada II. Meşrutiyet döneminin ordu geri hizmetleriyle ilgili politikası olan Osmanlı İzcilik (Keşşaflık), Osmanlı Güç ve Osmanlı Genç Dernekleri incelenmiştir. Bu politika içinde gençlerin bedenen ve ruhen sağlıklı olması yanı sıra ordunun ihtiyacı olabilecek bir grubun eğitimine de önem verilmiştir. Özellikle paramiliter genç derneklerinin çıkış noktasını oluşturan İzcilik Teşkilatı ve bu teşkilatın Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önceki faaliyetleri dönemin şartları içinde incelenmiştir.

Nihat Paşa Yıldız
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türk kamu yönetiminde polis teşkilatının afet yönetiminde üstlendiği görev: 6 şubat depremi Osmaniye örneği

Türkiye son yıllarda çok fazla doğal afetle karşı karşıya kalmıştır. En sık yaşanan doğal afet ise depremdir. Depremlerin ölüm, yaralanma ve mal kayıplarına neden olma olasılığı yüksektir ve topluma büyük zararlar vermektedir. Cumhuriyetin kurulduğu günden bugüne yüz elli bine yakın doğal afet meydana gelmiştir. Doğal afetlerde çok sayıda ölüm vakaları yaşanmaktadır ve bugüne kadar da 300.000'e yakın kişi yaşamını yitirmiştir. 729 sayılı Afet Kanunu ülkede yaşanan doğal ve beşerî afetlerin tespiti, alınacak tedbir ve önlemlerin uygulamaları açısından oldukça önem arz etmektedir. Kamu kurum ve kuruluşları yürürlükte yer alan kanun maddeleri gereğince müdahalede bulunmuşlardır. Çalışmada afet öncesi yapılması gereken her türlü önlem, hazırlık, eğitim konularına değinilmiştir. Ayrıca yaşanan afet sonrasında yapılması gerekenleri yasal çerçevede inceleyip uygulama alanlarından da bahsedilmiştir. Bu tez çalışmasındaki amaç, Türk Polis Teşkilatının afetlerdeki görevleri ve sorumluluklarını ele almaktır. 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli asrın felaketi olarak adlandırılan depremler örnek gösterilip Türk Polis Teşkilatının üstelendiği görevler Osmaniye iliyle örneklendirilerek değerlendirilmiştir. Katılımcıların büyük çoğunluğu polis teşkilatının kriz anındaki iletişim, ulaşılabilirlik, destek sağlama, arama-kurtarma, güvenlik ve psikolojik destek hizmetlerini yeterli bulmuş; bu hizmet alanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ve güçlü düzeyde pozitif korelasyonlar belirlenmiştir. Demografik değişkenler incelendiğinde, cinsiyetin hizmet algısı üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmazken yaş değişkeni ile bazı hizmet alanları arasında negatif yönlü düşük düzeyde ilişkiler saptanmıştır; bu durum yaş ilerledikçe özellikle operasyonel faaliyetlere yönelik memnuniyet düzeyinin azaldığını göstermektedir. Meslek değişkeninin ise genel olarak hizmet değerlendirmelerinde anlamlı bir farklılık yaratmadığı belirlenmiş, sadece arama-kurtarma faaliyetlerine yönelik algıda mesleki farklılıkların istatistiksel olarak anlamlı ancak zayıf düzeyde etkili olduğu görülmüştür. Tüm bulgular Osmaniye İl Emniyet Müdürlüğü'nün afet sürecindeki performansına yönelik algıların genel bir memnuniyet çerçevesinde oluştuğunu ve bireylerin bir alandaki olumlu hizmet deneyiminin diğer alanlara dair değerlendirmelerini de olumlu etkilediğini göstermektedir.

Münevver Türkmen
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessEN

The impact of encyclopedic conceptualizations on publicization of political knowledge: A comparison of Encyclopédie and al-Rasa'il al-Ikhwan al-Safa

This study explores two major encyclopedic works that appeared in different culturaland historical contexts, guided by Immanuel Kant's definition of enlightenment as theindividual's use of reason when confronting problems. It focuses on al-Rasa'il al-Ikhwan alSafa (the Epistles of the Brethren of Purity) from the Islamic Golden Age and the Encyclopédie,primarily initiated by Denis Diderot during the Western Enlightenment. The comparisonfocuses on six key concepts divided into three groups: the individual (freedom and rights),society (morality and equality), and politics (sovereignty and justice). Each concept is analyzedthrough its philosophical development leading up to these texts and how it is discussed withinthem. This study uses an interdisciplinary approach that combines the historiographical methodof the Annales School, Derrida's deconstruction technique, and interpretive method, whileutilizing the logic of the fuzzy set theory and mathematical functions. It aims to show how bothtexts addressed similar questions despite originating from different intellectual traditions. Thestudy identifies conceptual similarities and differences and shows that rational thinking canproduce similar responses across different enlightenment periods, highlighting a sharedintellectual heritage that transcends geography and time. The findings indicate that using reasonas a transformative force—at the level of the individual, social structures, and politicalauthority—has been a common concern among thinkers separated by centuries andcivilizations. Eventually, this study argues that enlightenment is not a solely Westernphenomenon but a broader human pursuit of understanding and collective progress.

EnlightenmentEnlightenment AgeDiderot, Denis+1
Kemal Ufuk
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessEN

The legacy of French colonialism in Cameroon

Colonialism and neo-colonialism remain central to understanding the contradictions of statehood, democracy, and governance in post-colonies, where they continue to reproduce dependency, authoritarianism, and contested sovereignty. In Cameroon, the administrative and institutional frameworks established under colonial rule did not vanish with independence but were reconfigured into instruments of continued domination. As such, a qualitative approach was found most suitable for the study: it enabled a comprehensive analysis of historical contexts and contemporary dynamics. Theoretically, Agency Theory analyses the interactions between state and non-state actors, while the complementary lenses of colonialism, neo-colonialism, and imperialism reveal the continuities of domination embedded within the post-colonial order. The centralized governance structures, inherited from colonial administrations, entrenched authoritarian rule and curtailed democratic accountability. Findings reveal that centralized and authoritarian governance models, entrenched under colonial rule, were institutionalized in post-colonial Cameroon and remain resistant to democratic accountability. The dual colonial experiences compounded overlapping hierarchies of power, deepening inequality, exclusion, and contested national identity. The colonialism's legacy of extractive policies entrenched a structural dependency that has been perpetuated through France's neo-colonial instruments: the CFA Franc, monopolistic control over natural resources, and military support. These mechanisms constrain sovereignty and reproduce the asymmetrical power relations of empire under new guises. Resistance, however, has been equally enduring. From early anti-colonial mobilizations to contemporary Anglophone struggles, political actors have consistently contested external domination and domestic authoritarianism, underscoring the unfinished nature of decolonization. These struggles reveal that decolonization remains incomplete, constrained by entrenched neo-colonial mechanisms and the cooperation of ruling elites. The analysis highlights the need of dismantling neo-colonial mechanisms, reclaiming socio-economic and institutional sovereignty, and reframing governance on the basis of popular agency. By situating Cameroon within wider African and global dynamics, the analysis demonstrates that questions of governance, development, and sovereignty cannot be separated from the unfinished project of decolonization.

Cameroon
Hongıe Pelekeh Tapang
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bir kırsal yerleşkede oy verme eğilimi: Aydın Germencik Mursallı örneği (2002-2023)

Oy kullanma hakkının dünyada yaygınlaşmasıyla birlikte oy verme davranışı da aynı düzeyde değişimler göstermiştir. Oy kullanan seçmen ise siyasi tercihini belirlerken çeşitli faktörlerden etkilenmektedir. Seçmenin oy verme eğiliminde hangi faktörlerin etkili olduğu sorusu geçmişte olduğu kadar günümüzde de önem taşımakta ve bu mesele araştırmalara da yansımaktadır. Araştırmalarda genel olarak oy verme eğiliminde hangi faktörün daha fazla etkili olduğu konusu tartışılmaktadır. Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de oy verme eğilimine etki eden faktörler yerleşim yerlerine göre değişkenlik göstermektedir. Özellikle aile, din, ekonomi politikaları, yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, akrabalık ilişkileri ve göçmen kültürü gibi etkenler oy verme eğiliminde etkili olmaktadır. Mursallı Mahallesi, hem kırsal hem de kentsel özellikleri içerisinde barındıran bir yerleşim yeri olması sebebiyle diğer kır ve kent özelliği taşıyan yerleşim yerlerinden farklılık gösterdiği gibi Mursallı bir mübadil yerleşkesi olmasından ötürü de genel ve yerel seçimlerdeki oy verme eğilimlerinde diğer yerleşim yerlerine nazaran daha net farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Türkiye'de oy verme eğilimi üzerine birçok çalışma gerçekleştirilmiş, fakat hem eski bir belde belediyesini hem de bir mübadil yerleşim yerini kapsamlı biçimde inceleyen bir çalışma gerçekleşmemiştir. Bu çalışmanın önemi ve diğer çalışmalardan farklılığı da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın kavramsal ve kuramsal tartışmalarında literatür taramasından ve yetkili kurum/kuruluşlarından elde edilen verilerden yararlanılmış, bununla birlikte Arnavut ve Patriyotların çoğunluğunu oluşturduğu Mursallı Mahallesi'nde derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak nitel araştırma gerçekleştirilmiş ve eski belde belediyesi ve mübadil yerleşkesi olan Mursallı Mahallesi'nin oy verme eğilimi üzerine çalışılmıştır.

Kamile Bataray Alkan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de self-oryantalist söylemin bir sonucu olarak bölgesel vatanseverlik

Oryantalizm (Şarkiyatçılık) Batı'nın Doğu'yu tanıma arzusu ile ortaya çıkmış bir disiplindir. İlk olarak dini, filolojik, sanatsal ve mimari alanda başlayan bu tanıma sürecine klasik dönem oryantalizm adı verilmektedir. Edward Said ise 1978 yılında kaleme aldığı Şarkiyatçılık eseriyle oryantalizmi neredeyse tüm alanlarda inceleme konusu haline gelmiştir. Bu tartışmalar Doğulu ve Batılı çevrelerde büyük bir ilgiyle karşılanmış ve eserin birçok dile çevirisi yapılmıştır. Eserin uyandırdığı yankı oryantalizmin modern anlamda incelenmesine yol açmış, bu alana dair birçok olumlu ve olumsuz eleştiriyi de beraberinde getirmiştir. Said eserinde oryantalizmi her iki dünyanın birbirini tanıma mücadelesi olmaktan ziyade daha çok Batı'nın Doğu'yu "öteki, geri kalmış olarak görmesi, kaynaklarını sömürmesi" üzerinde kurgulamıştır ve aynı zamanda bu ötekileştirmeyi sadece Batı'nın değil, Batılı değerleri içselleştiren Doğulu figürlerin kendilerini oryantalize ederek ait oldukları toplumu ötekileştirdiğini söylemiştir. "Self-oryantalizm" denilen bu kavram modernleşme eğilimi gösteren toplumlarda sıklıkla görülmektedir. Edward Said'in "Şarkiyatçılık" eserinden sonra ortaya çıkan self-oryantalizm, "Doğulu bir kimsenin Batılı değerleri içselleştirmesi ve bunun üzerinden kendi toplumunu ötekileştirmesi" olarak tarif edilebilir. Uzak Doğu ülkelerinde ortaya çıkan bu yaklaşıma, Türkiye ve diğer Doğu ülkelerinde sıklıkla karşılaşılmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'deki self-oryantalist tutum olumlu ve olumsuz yönleriyle incelenmiş ve "İzmirlilik" kavramının Said'in self-oryantalizm çizgisiyle paralelliği ele alınmıştır. "İzmirlilik" kavramının self-oryantalist bir çizgide ilerlemesinin, Türkiye'deki yurtseverlik / vatanseverlik anlayışını yerelleştirdiği sonucuna varılmıştır. Bu durumun siyasal ve toplumsal boyutuyla sakıncaları ortaya konulmuş ve bu probleme dair bazı çözüm önerileri getirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Oryantalizm, Self-Oryantalizm, Vatanseverlik, Yerel Vatanseverlik / Yurtseverlik

Göksel Taş
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetimlerde katılım ve 6360 sayılı Yasa'nın temsil ve katılım üzerine etkileri: Hatay örneği

Yerel yönetimler, yönetim birimleri olarak halka en yakın olandır. Halkın yönetime katılımının ve yönetimde temsil özelliğinin en iyi şekilde gösterildiği yönetim birimi olarak değerlendirilebilir. Yerel yönetimler, halkın istek ve sorunlarının en doğru ve etkili biçimde çözüme kavuşturulduğu, vatandaşa en yakın yönetim birimleridir. Yerel yönetimler demokrasinin olgunlaşması ve yayılması açısından da önemi olan kurumlardır. Ülkeler halka yakın olabilmek ve halkın merkezi yönetime olan sadakatinin devamlılığı için yerel yönetimleri tercih etmiş ve ülke yönetiminin güçlenmesi için yerel yönetimlerden gelen etkiyi merkezi yönetimde kullanmışlardır. Tarih içerisinde farklı tür ve adlarla süre gelen yerel yönetimler, Türkiye Cumhuriyet' inin kurulmasıyla birlikte daha modern ve işlevsel bir yapıya kavuşmuşlardır. Yerel yönetimlerle birlikte var olan temsil ve katılım olguları da tarih içerisinde büyük gelişim göstermiştir. Demokratikleşme açısından önem arz eden temsil ve katılım olguları, yapılan düzenlemeler ile daha çok uygulanabilen bir hal almıştır. Temsil ve katılımı daha güçlendirme yönünde atılan adımlar demokratikleşme açısından çok büyük önem taşımaktadır. Ancak bu bağlamda, 6360 sayılı Yasa'nın temsil ve katılım süreçlerini zayıflatıcı bir düzenleme olduğunu söylemek mümkündür. Söz konusu Yasa ile Türkiye'nin yerel yönetim yapısında çok önemli değişimler yaşanmış, büyükşehir belediyesi kurulmuş olan illerde il özel idareleri, belde belediyeleri ve köy yönetimlerinin tüzel kişilikleri sonlandırılmıştır. Bu düzenlemelerin elbette ki yerel yönetimlerde temsil ve katılım üzerine olumsuz etkileri ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada 6360 sayılı Yasa'nın temsil ve katılım üzerine olan etkileri Hatay Büyükşehir Belediyesi ve İlçe Belediyeler örneği üzerinden değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Belediye meclisiBelediyelerBüyükşehir belediyeleri+6
Semra Cinni
Hatay Mustafa Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş Dönemi'nde Türk muhafazakarlığının batı algısı

Bu tezin amacı, Türkiye'de popülaritesi yüksek olan, milliyetçilik, İslamcılık ideolojileriyle de yakın ilişkisi nedeniyle karmaşık bir düşünce olan Türk muhafazakârlığının, Soğuk Savaş Dönemi'ndeki Batı algısını incelemektir. Bunun için ilk bölümde, Batı muhafazakârlığının doğuşu, gelişimi ve özellikleriyle birlikte incelenmiştir. İkinci bölümde, Türk muhafazakârlığının özellikleri ve Osmanlı Devleti'nden erken Cumhuriyet Dönemi'ne kadar ki gelişimine bakılmıştır. Üçüncü bölümde, Soğuk Savaş Dönemi'nde Türk muhafazakâr düşün adamlarının (Peyami Safa, Cemil Meriç, Necip Fazıl, Nurettin Topçu) Batı algısı incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise, bu dönemde siyasette aktif olarak yer alan, muhafazakâr Türk siyaset adamlarının (Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş) görüşlerine başvurulmuştur. Batı'nın tekniğine karşı olumlu tavır alan Türk muhafazakârları, Batı'nın kültürüne karşı çıkmışlar; teknik alanda Batı'dan yararlanılmasını savunurlarken; kültür alanında Batı değerlerine karşı çıkmışlardır. Bununla birlikte Soğuk Savaş Dönemi'nde komünizm ve SSCB tehdidinin etkisiyle Batı ile siyasal ve askeri ittifaklara da genelde sıcak bakmışlardır.

AvrupaAvrupa kültürüBatı+3
Esra Yener
Hatay Mustafa Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00