
278
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Bor katkılı yakıtların yanma karakteristiklerinin farklı yakma sistemlerinde incelenmesi
Bu yüksek lisans tez çalışmasında ülkemizin enerji bağımsızlığı konusunda statejik öneme sahip bir bor türevi araştırılmıştır. Deneysel çalışmalarda bor katkılı yakıtların yanma davranışları ve yanma sonunda oluşan emisyonlar farklı yakma yöntemleriyle incelenmiştir. Tez kapsamında incelenen yakıtlar bir bor türevi olan TMB (trimetil borat) ile benzin yakıtı ve bunların karışımlarıdır. Saf ve karışımlı yakıtlar sırasıyla; damlacık testi, Bunsen yakıcı testi, enjektör yardımıyla difüzyon alev testi ve kanal akışı ile yanma hızı testlerinde incelenmiştir. Yakıt karışımları benzin ve TMB'nin kütlece karışımları ile ultrasonik karıştırma sonrasında elde edilmiştir. Damlacık testleri sonucunda; %0TMB'nin alev boyu uzun olacak şekilde sarı kırmızı beyaz ışıma gösterdiği, %100TMB'nin daha kısa alev boyunda yeşil ışıma davranışı sergilediği tespit edilmiştir. Bütün karışımlı yakıtlarda önce TMB'nin kendi yanma davranışını sergileyerek yandığı daha sonra ise benzinin benzer şekilde yandığı gözlenmiştir. %100TMB'nin çok kısa sürede yandığı görülürken, karışımlı yakıtlarında ise TMB konsantrasyonunun %80'nin altına düştükten sonra yanma sürelerinin arttığı tespit edilmiştir. Saf benzin içerisine az miktarda TMB ilavesinin bile tutuşma gecikmesinin ciddi oranda azalttığı görülmüştür. Damlacık boyutunda ki maksimum sıcaklıklar TMB miktarı ile doğru orantılı biçimde artış gösterdiği ölçülmüştür. Bunsen yakıcılarda alınan sonuçlarda TMB oranı artıkça yeşil ışıma yoğunluğunun, alev salınımlarının ve alev kopmalarının artığı gözlenmiştir. TMB yoğunluğunun artmasıyla alev boyunun uzadığı ve karışımın zengin karışım olmasından dolayı laminer alev hızının düştüğü tespit edilmiştir. Bunsen yakıcıda gerçekleştirilen ön karışımlı testlerde TMB ilavesinin CO (karbonmonoksit) emisyonunu azaltığı ölçülmüştür. Kanal akışı ile yanma hızı ölçümlerinde de TMB'nin benzinden daha yavaş bir hızla ile yandığı belirlenmiştir. Enjeksiyon ile yapılan difüzyon alevi deneylerinde yakıta TMB katkısının enjektör açısına bağlı kalarak yanma davranışı sağladığı tespit edilmiştir. Ayrıca Bunsen yakıcılarda ve enjeksiyon yöntemiyle yapılan deneyler sonucunda maksimum sıcaklıkların %5TMB ve %10TMB karışımlı yakıtlarda olduğu gözlenmiştir. Yapılan deneyler sonucunda alternatif yakıt arayışında TMB'nin ana yakıt ve/veya katkılı yakıt için iyi bir hidrokarbon olduğu görülmüştür.
Yakıtlara bor türevi ilavesinin yanma karakteristiklerineetkilerinin farklı yakma sistemlerinde incelenmesi
Bu yüksek lisans tez çalışması kapsamında ülkemiz adına stratejik öneme sahip bor katkılı yakıtların yanma karakteristikleri ve yanma sonu açığa çıkan emisyon oluşum davranışları farklı tipte yakıcılarda deneysel olarak araştırılmıştır. Meker-Fisher bekinde ön karışımlı yanma ve difüzyon yanma olarak iki farklı durumda deneyler yapılmıştır. Saf yakıtlar olarak LPG (Sıvılaştırılmış Petrol Gazı), benzin ve trietil borat (TEB) yakıtları kullanılmıştır. Benzin yakıtına TEB ilavesi yapılarak LPG ile Meker-Fisher beki test düzeneğinde yanma karakteristikleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Deneysel çalışmada bor türevi olan TEB üç farklı yakıcı sistemde ve farklı karışım oranlarında incelenmiştir. Damlacık yanma deneysel test sonuçlarında %0 yakıt damlacığı sarıdan kırmızıya doğru spektral değişim, %100 TEB yakıt damlacığı yeşil ve sarı ışımalı alev oluşumu sergilemiştir. %100 TEB yakıtının %0 TEB yakıtına göre damlacık çapının zamana bağlı değişimi daha kısa sürede, alev üstü sıcaklığı daha yüksek, yanma süresi daha kısa sürede ve tutuşma gecikmesi daha kısa sürede gerçekleştiği gözlenmiştir. Kanal yanma deneysel test sonuçlarında %100 TEB yakıtı yüksek alev üstü sıcaklıkta, daha kısa sürede ve daha hızlı bir şekilde yanma eğilimi göstermiştir. Meker-Fisher bekinde deneysel test sonuçlarında ön karışımlı alevlerde %15 ve %20 TEB yakıtında maksimum alev üstü sıcaklıklar gözlemlenmiştir. Ön karışımlı alevlerde bütün debi şartlarında %10 TEB yakıtı %0 TEB yakıtına göre ani alev üstü sıcaklık artışı sergilemiştir. Difüzyon alevlerde ve ön karışımlı alevlerde 1.5 lt/dk debiden 7.5 lt/dk debiye doğru ilerledikçe alev kopmaları, alev salınımı ve mikro patlamalarda artışlar görülmüştür. Emisyon oluşum davranışında TEB katkısı arttıkça CO ve H2 emisyonlarında düşüş ii gözlemlenmiştir. Ön karışımlı alevlerde yapılan deneylerde LPG'nin debi miktarı arttıkça alev koni açısı azalmış ve TEB katkısının artması ile alev boyu artış göstermiştir. Difüzyon alevlerinde TEB katkısı ve debi miktarının artması sonucu alev yayılımı artmıştır. Trietil borat (TEB)'ın katkılı ya da ana yakıt olarak alternatif yakıtlarda kullanımını yakma sistemlerinde kullanımının uygun olduğunu deneylerden elde edilen sonuçlar göstermiştir.
Otomotiv sektörüne yönelik odun plastik kompozit malzemelerin tribolojik özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada, kestane ve geven dolgulu polipropilen kompozit malzemelerin karakterizasyonu ve tribolojik özellikleri incelenerek otomotiv sektöründe tribolojik parçalarda kullanılabilirliği araştırılmıştır. Tez çalışması kapsamında ağırlıkça % 5, % 10, % 15, % 20 oranlarında kestane ve ağırlıkça %10, %20, %30, %40 oranlarında geven katkılı polipropilen (PP) kompozit numuneler üretilerek pim-disk cihazında, kuru ortam şartları altında 10 N, 30 N ve 50 N yük ve 0,5 m/s, 1 m/s ve 1,5 m/s kayma hızlarında aşınma ve sürtünme deneyleri yapılmıştır. Sertlik testleri sonucunda en yüksek sertlik değeri 77,4 ile %20 oranında kestane ilaveli PP/20Kestane kompozitinde elde edilmiştir. Çalışma sonucunda kayma hızı ve sürtünme katsayısı arasındaki ilişki incelendiğinde, kayma hızı 0,5 m/sn' den 1,0 m/sn' ye arttırıldığında, sürtünme katsayılarındaki artış PP polimerinde %7,39 oranında, PP/5Kestane kompozitinde %10,48 oranında, PP/10Kestane kompozitinde %9,45 oranında ve PP/15Kestane kompozitinde %7,17 oranında elde edilmiştir. PP/20Kestane kompozitinde ise bu değer %7,51 elde edilmiştir. Aynı şekilde kestane katkılı malzemeler olan PP/5Kestane, PP/10Kestane, PP/15Kestane ve PP/20Kestane için sırasıyla %12,28; %11,53; %10 ve %13,04 oranlarında elde edilmiştir. Sonuçlara göre kayma hızının artması sürtünme katsayısını da arttırmaktadır. Sürtünme katsayısının ayrıca yüke bağlı değişimi de gözlemlenmiş olup yük arttıkça katsayının arttığı sonucu ortaya çıkmıştır. Malzemelerin aşınma oranı üzerindeki etkisi incelendiğinde ise; 0,5 m/sn' den 1,0 m/sn' ye arttırıldığında PP polimerinin aşınma oranı %16,39 armış olup PP/10Geven, PP/20Geven, PP/30Geven ve PP/40Geven için sırasıyla %18,74; %14,28; %23,00 ve %7,96 oranlarında arttığı belirlenmiştir. PP/5Kestane, PP/10Kestane, PP/15Kestane ve PP/20Kestane için sırasıyla %12,28; %11,53; %10 ve %13,04 oranlarında elde edilmiştir. Aynı şekilde yüke bağlı değişim de incelenmiş olup aşınma direncinin yük arttıkça azaldığı gözlemlenmiştir.
Mini kanallı bir ısı alıcıda yenilikçi engel konfigürasyonlarının termohidrolik performansa etkilerinin sayısal olarak araştırılması
Bu çalışmada, yenilikçi yarı ve çeyrek küresel engel konfigürasyonların bir mini kanallı ısı alıcının termohidrolik performansa etkileri sayısal olarak incelenmiştir. Bu amaçla 0.0025 kg/s ile 0.0045 kg/s arasında 5 farklı soğutucu akışkan debi 4 farklı geometri için sayısal çalışmalar gerçekleştirilmiştir.Sayısal çalışmalar ANSYS Fluent 2021 R2 yazılımı ile gerçekleştirilmiştir.Yapılan çalışmalarda farklı konfigürasyonların hız ve sıcaklık alanlarına,ortalama Nusselt Sayısına,ısı alıcının performans katsayısına olan etkileri incelenmiştir. Sonuçlar incelendiğinde debi değeri arttıkça ısı alıcının soğutma performansının arttığı,kanal içindeki engellerin ısı transferi karakteristlerinde önemli etkisinin olduğu belirlenmiştir.
Elyaf ve katı yağlayıcı katkılı poliamid 66 kompozitlerinin özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada, Poliamit 66 (PA66) matris polimerine ağırlıkça sırası ile %30 ve %40 oranlarında cam elyaf (CE) ilave edilerek PA66/CE kompozitleri üretilmiştir. Ayrıca, molibden disülfit (MoS2) ve politetrafloroetilen (PTFE) katı yağlayıcıları ilave edilerek ikili ve üçlü PA66 kompozitleri üretilmiştir. PA66 ve PA66 kompozit numunelerin mekanik özelliklerini belirleyebilmek için çekme ve sertlik testleri, fiziksel özelliğini belirleyebilmek için ise yoğunluk testi uygulanmıştır. Aşınma ve sürtünme deneyleri ise pim-disk cihazında, 30-40-50N yük altında, 0,5-1,0-1,5 m/s kayma hızları kullanılarak, sabit 1000 metre kayma mesafesinde gerçekleştirilmiştir. Deneysel çalışmaların sonucunda, PA66 polimerine katkılanan farklı oranlardaki cam elyaf çekme mukavemetini %90,56 ve %127 oranlarında artırırken PA66 polimerine ilave edilen PTFE ve MoS2 katı yağlayıcıları çekme mukavemetinde %16,93 ve %15,28 oranında düşüşe neden olmuştur. PA66 polimerine ilave edilen MoS2 ve PTFE katı yağlayıcıları kopma uzamasını azaltırken PA66/30CE ve PA66/40CE kompozitlerine ilave edilen PTFE ve MoS2 katı yağlayıcılar kopma uzamasının artmasına sebep olmuştur. PA66 polimeri ile PA66 kompozitlerinin uygulanan yüke ve kayma hızına bağlı olarak sürtünme katsayılarının arttığı belirlenmiştir. MoS2 katkının PTFE katkıya göre mekanik özelliklerin ve tribolojik özelliklerin iyileşmesinde daha etkili bir katkı malzemesi olduğu belirlenmiştir. En düşük sürtünme katsayısı ve en yüksek aşınma direnci PA66/MoS2 kompozitinde elde edilmiştir.
Investigating the effect of spark advance, compression ratio and charge pressure on performance of an ultraboosted gasoline engine
Nowadays, one of the most demanded items in the automotive industry is to get more powerful engines with high performance but with less fuel consumption and cost. As an output of this demand automotive manufacturers are concentrated on the software tools to be able to predict and simulate possible failure modes, reactions and different correlation of engine parameters with a high performance results. A big advantage of these software tools is to get a chance to run a simulation several times by changing the hundreds of engine parameters. It is not only costs save but also time save for manufacturers which allows getting more results with a short time rather than a real time dynamometer tests. Simulation programs are the biggest assistants for that purpose, which allow changing hundreds of engine parameters for different engine operating conditions. To protect human health and achieve air quality standards, emission standards are getting tighter day by day overall the world, which is limiting specific amount of air pollutants that are released from fixed or mobile specific sources. Thus, suppliers also consider towing the rules for the restrictions. NOx, HC and CO pollutants are most critical ones that are produced by the internal combustion engines. By using the simulation programs this is also achieved to estimate the rate of pollutants that will be released from the system with entered input to the models. In same way it is possible to modify engine model based on these emission outputs by adjusting affecting parameters many times. This is a big advantage of simulation programs rather than usage of real engine setups and waste of time. There are many parameters that may have impact on the internal combustion engine performance. Key factors could be listed as; compression ratio, spark advance, knocking limit, boost pressure and so on. The purpose of this study is to investigate the effect of these parameters on the engine performance by defining the optimum operating condition of a selected gasoline engine. As a start point, engine to be run for five different compression ratios by sweeping from 8:1 to 12:1 based on swept spark advance. Spark advance has been swept from 0 to 50 deg CA, but for some of the compression ratios it was not possible to continue until 50 deg CA due to knocking. During this simulation it was important to monitor knocking limits as it will not be possible to continue analysis after a while due to engine knock by increased temperature and pressure with the incremental compression ratios. These datas were checked for 3 different engine speeds; 2000 rpm, 4000 rpm and 6000 rpm. Based on the analysis results one of the conditions with maximum power and minimum fuel will be selected as optimum operating condition. Right after this selection, boost pressure will be the main factor to force to improve the engine operating conditions. Boost pressure impact to be investigated on the engine outputs by changing when compared to the baseline. In the meantime, as air is increased inside the cylinders, the more fuel will be required to provide appropriate air fuel ratio. So in the second trial there will be change on not only boost pressure where pressure is increased inside the manifold, but also injected fuel amount to be adjusted. Ultra-boost provides better combustion by having more compressed air inside the cylinders which means higher temperature and pressure during combustion process. Thus, challenging point for the ultra-charging is knocking probability again. It will be tracked to understand how charge pressure impacts the spark advance limits with engine knocking limits. The outcomes from this thesis may contribute to have a perspective for improvement of the engine performance by using simulation programs and possible impacts of come critical parameters to engine performance.
Alüminyum dış panel saclarda geri yaylanma davranışı tahmininin sonlu elemanlar metodu ile geliştirilmesi
Bu tez çalışmasında; otomotiv sektöründe alüminyum dış panel sacların şekillendirilmesinde en çok karşılaşılan problemlerden biri olan geri yaylanma ele alınmıştır. Geri yaylanma davranışının üretim hattı öncesinde belirlenmesi için sonlu elemanlar metodu kullanılmıştır. Simülasyonda kullanılan parametrelerin belirlenmesi için mekanik testler yapılmıştır. Bu testlerden elde edilen veriler ile farklı malzeme ve sürtünme modelleri kullanılarak geri yaylanma davranışı tahmininin iyileştirilmesi hedeflenmiştir. Alüminyum dış panel saclarda geri yaylanma davranışını incelemek için tavan sacı parçası ve AA6016 malzeme seçilmiştir. AA6016 malzemesi için Swift/ Hockett Sherby-Barlat89, Swift/ Hockett Sherby - BBC 2005 ve Yoshida Uemori – BBC 2005 modellerinin parametreleri testsel verilerle (pekleşme eğrisi, akma yüzeyi ve şekillendirme sınır eğrisi parametreleri) elde edilmiştir. Alüminyum dış panel için geri yaylanma davranışının tahmininde sürtünme modelinin doğru seçilmesinin çok önemli olduğu görülmüştür. Simülasyon çalışmalarında kullanılan farklı sürtünme (sabit sürtünme katsayısı, Autoform Triboform sürtünme modeli, basınca bağlı sürtünme modeli ve karma sürtünme modeli) modelleriyle geri yaylanma davranışları incelenmiştir. Yapılan çalışmaların sonucunda Yoshida Uemori - BBC 2005 malzeme modeliyle birlikte kullanılan dişi ve erkek kalıp yüzeyinde Autoform Triboform, dişi ve pot kalıp yüzeylerinde basınca bağlı sabit sürtünme katsayısı kullanıldığında geri yaylanma tahmininde en iyi sonuçları verdiği görülmüştür.
Elektrikli ve hibrit araçlar için ıot tabanlı batarya sağlık ve şarj durumu kestirimi sisteminin gerçekleştirilmesi
Bu yüksek lisans tez çalışmasında, günümüzde kullanımları hızla artan elektrikli ve hibrit araçların Li-iyon bataryaları için IoT tabanlı ömür tahmini üzerine çalışılmıştır. Elektrikli ve hibrit araçların pazardaki yerini sağlamlaştırmaları için batarya ömür sürelerinin bilinmesi önemli bir gerekliliktir. Bu çalışmada kesit bir Li-iyon batarya modelinin karakteristik verileri belirlenerek bu karakteristik verilere bağlı olarak eş değer batarya modellerinin ömür kestirimi yapılmıştır. Batarya paketinin akım, gerilim ve yüzey sıcaklığı verileri karakteristik belirleme sürecinde 500 çevrim boyunca her şarj-deşarj çevrimi için toplanmıştır. Toplanan veriler incelendiğinde şarj-deşarj profillerinde beklenen düşüş gözlemlenmiştir. Batarya modelinin tutulabilir kapasitesi 450. çevrimden sonra %70'in altına düşerek kullanılabilir ömür sonuna ulaşmıştır. Batarya karakteristik çıkarım sürecinde elde edilen şarj-deşarj profili ve tutulabilir kapasite değişim verilerine bağlı olarak Arduino IoT cloud sistemi ile program oluşturulmuştur. Ömür tahmini yapılacak Li-iyon batarya paketlerinin şarj-deşarj döngüleri ve hücrelerin durumları IoT takip sistemi ile izlenmiş ve veriler toplanmıştır. Toplanan verilere bağlı olarak bataryanın sağlık ve şarj durumu kestirimleri gerçekleştirilmiştir. Ömür kestirimi yapılacak olan eş değer batarya paketi üzerinden alınan akım, gerilim, batarya yüzey sıcaklığı, ortamın sıcaklık ve nem değerleri sensörler ile alınmış, IoT tabanlı olarak arayüze aktarılmıştır. Sensörlerden alınan verilere bağlı olarak oluşturulan program ile bataryanın anlık sağlık durumu, anlık şarj durumu ve yüzey sıcaklığı verileri işlenerek son kullanıcının görebileceği şekilde arayüze aktarılmıştır. Böylelikle Li-iyon batarya paketi üzerinde kullanılabilen IoT tabanlı haberleşme gerçekleştirebilen başarılı bir modül elde edilmiştir. Geliştirilen modül ile Li-iyon batarya paketi uzakta olsa bile internete bağlı olduğu sürece kalan ömür tahmini yapılabilmektedir.
Viskoelastik materyaller için dinamik test sistemi tasarımı ve imalatı
Günümüzde uçak, savunma ve otomotiv sanayisi gibi pek çok alan hızla gelişmektedir. Bu gelişmeler ile birlikte hayatımızda titreşim olgusu daha çok önem kazanmaya başlamıştır. İstenmeyen titreşimler gürültü, enerji kaybı ve sistem yapısının erken bozulması gibi birçok olumsuzluklara sebep olmaktadır. Dolayısı ile titreşimin kontrolünü ve izalasyonunu sağlamak amacı ile polimerlere ve özellikle polimerlerin bir üyesi olan viskoelastik özellik gösteren kauçuğa talep artmıştır. Viskoelastik özelik, saf elastik ve saf akışkan malzemelerin davranışları arasında bir özellik taşımaktadır. Viskoelastik özellik gösteren malzemelerin enerji depolama ve sönümleme özellikleri, maruz kaldıkları frekans ve sıcaklık değerlerine göre değişmektedir. Bu tez çalışmasında vizkoelastik malzemelerin yapısal özelliklerini belirleyecek dinamik test sistemi geliştirilmiştir. Dinamik ve statik testlerin yapılabileceği test düzeneği ±50 kN kapasiteli ve üniversal yapıdadır. Yük kontrolünün yanı sıra deformasyon kontrolü, rampa yükleme, sabit değerde bekleme, geri dönme, durma ve çevrimsel yükkleme gibi farklı fonksiyonlar ile kontrol edilebilmektedir. Hareket mesafesi (strok) 200mm'dir. Frekans değeri; hıza, ivmeye ve uygulanan kuvvete göre değişmektedir. Numunenin sıcaklığını kayıt altına almak ve ısının yorulmaya olan etkisini gözlemleyebilmek için sıcaklık sensörüne sahiptir. -50 °C+600 °C arasında sıcaklık ölçümü yapmaktadır. Piyasada bu testleri yapabilecek sistemler mevcuttur; ancak çoğu sistemin ithalat olması ve maliyetlerinin yüksek olması ülkemizde kullanımını olumsuz etkilemektedir. Firmaların ihtiyaçlarına göre bu tür test sistemlerini yapması maliyetten ve zamandan kazanç sağlayacaktır. Aynı zamanda bilgi, birikim ve tecrübe kazandırarak yerli test sistemleri üzerinde çalışmaları arttıracaktır.
Araç muayenesinin kapsamı ve trafik kazalarının incelenmesi
Ülkemizde yaşanan trafik kazaları nedeniyle birçok insanımız hayatını kaybetmektedir. Kazalar incelediğinde yol, araç, sürücü ve yaya kaynaklı etkenler nedeniyle ortaya çıktığı görülmektedir. Bu kaza tiplerinden yol kaynaklı kazaların önlenmesinde köklü mühendislik çözümleri öne çıkarken, sürücü ve yaya kaynaklı kazalar temel eğitim ile önlenebilmektedir. Araçlardan kaynaklı kazaların azaltılması için mühendislik çözümleri yanında özellikle onarımı yapan kişilerin bu alanda eğitimli olması önemlidir. Bu tezde 2015 – 2022 yılları arasında araçlardan kaynaklı meydana gelen kazaların analizi ile bu kazalara sebebiyet veren teknik sorunların muayene sürecindeki kontrolleri incelenmiştir. Bu yıllar baz alınarak yapılan çalışmada ölümlü ve yaralanmalı kazaların en fazla araçlardaki fren sisteminden kaynaklı olduğu görülmektedir. Araç muayene istasyonunda muayene edilen araçlarda en çok karşılaşılan ağır kusurların arasında fren sistemi olduğu ve araç muayenesinde bu kusurlar ile ilgili detaylı kontrollerin yapıldığı görülmektedir. Yıllar bazında araç muayenesi ile araçlardan kaynaklı kazalarda azalma yaşanmasına rağmen kazaların devam ettiği ortadadır. Tüm bu kontrollere rağmen araçlardan kaynaklı kazaların tamamen önlenemediğini dikkate aldığımızda araç muayenesinin tek başına kazaları önlemede yeterli olmayacağı görülmüştür.
Dört zamanlı motorların altı zamanlı motorlara dönüşümü için kam mili modifikasyonu
Yapılan bu çalışmada dört zamanlı motorun altı zamanlı motora dönüşümü için kam mili modifikasyonu gerçekleştirilmiştir. Bunun için literatürde yer alan altı zamanlı motor stratejileri detaylı olarak incelenmiştir. Yapılan inceleme neticesinde egzoz ısısı geri kazanımının yapılmadığı serbest zamanlı bir strateji tercih edilmiştir. Motor deneylerinin yapılabilmesi için ise bu motorun kullanıldığı bir güç jeneratörü temin edilmiştir. Altı zamanlı motora dönüşüm için öncelikle deneylerde kullanılan motorun orijinal kam mili ölçüleri belirlenmiştir. Ölçülen kam profillerinin belirli bir matematiksel model içerisinde tanımlanarak altı zamanlı motor için kam profilleri tasarlanmıştır. Deney motoru düz yüzeyli bir izleyiciye sahip olduğu için kam profilleri tasarımında çift yay kamı modeli kullanılmıştır. Kam mili temelde üç temel parçada tasarlanmıştır. Kam dişlisi üretiminde çok fazla hassas parça bulunduğunda dolayı 3D yazıcı teknolojisi kullanılarak PAHT CF filament kullanılarak üretilmiş ve ardından minyatür rulmanlar ve çelik miller kullanılarak montaj tamamlanmıştır. Kam lobları ise 4140 ıslah çeliğinden tel erezyon yöntemiyle kesilerek sertleştirilmiştir. Kam lobları ile kam dişlisinin birleştirilmesi ve kam loblarının açısal ayarlamasının yapılabilmesi için M12 standart diş vidalı mil kullanılmıştır. Deneyler 5 kVA anma gücüne sahip monofaz bir güç jeneratöründe yapılmıştır. Jeneratörün yüklenebilmesi için 4000 W gücünde rezisif bir yük hücresi oluşturulmuştur. 400 W aralıklarla elektriksel yük uygulanan jeneratörde yakıt tüketimi, yağ sıcaklığı ve egzoz sıcaklığı ölçülmüş, ısıl verim ve özgül yakıt tüketimi hesaplanmıştır. Yapılan deneysel çalışma neticesinde yakıt tüketiminde %13,4 iyileşme gözlenmiştir. Ayrıca ısıl verim de %15,8 artmıştır. Sonuç olarak bu çalışma ile birlikte dört zamanlı motorların altı zamanlı motorlara dönüştürülebileceği ve bu dönüşümle güçten feragat ederek yakıt ekonomisi sağlanabileceği deneysel olarak gösterilmiştir. Bu durum, altı zamanlı motorların günümüzde özellikle hibrit elektrikli taşıtlarda kullanılan Atkinson çevrimli motorlara alternatif bir tasarım olduğunu göstermektedir.
Ackermann prensibine yaklaşım sağlayan yönlendirme sistemi tasarımı
Bu çalışmada, dört tekerlekli ön akstan yönlendirmeli bir taşıta ait yönlendirme mekanizmasının tasarımı ve optimizasyon işlemi gerçekleştirilmiştir. Uygun tekerlek açılarının sağlanması için perisikloid yapıda bir mekanizma önerilmiştir. Optimizasyon çalışmalarında Ackermann yönlendirme hatası göz önünde bulundurularak, yönlendirme mekanizmasının izleyeceği kinematik veriler ile türetilen objektif fonksiyonlar minimize edilmiştir. Minimize işlemi, MATLAB ortamında genetik algoritma ile gerçekleştirilmiştir. MATLAB ortamında alt programlar kullanılarak özgün mekanizmanın oluşturacağı tekerlek açıları hesaplatılmıştır ve genetik algoritma ile optimizasyon işlemi gerçekleştirilmiştir. Yaygın olarak kullanılan kremayer pinyon mekanizması ve bu tez çalışmasında önerilen özgün perisikloid mekanizması için genetik optimizasyon işlemi yapılmıştır. Elde edilen optimum değerler yardımıyla yönlendirme mekanizmalarının ideal değerleri birbirleri ile karşılaştırılmıştır. Ackermann yönlendirme hatası maksimum yönlendirme açılarında kremayer pinyon mekanizması için maksimum 10.55°, özgün yönlendirme mekanizması için maksimum 0.55° olacak şekilde hesaplatılmıştır. İdeal değerler dikkate alınarak Solidworks programında her iki yönlendirme mekanizmasının tasarımları gerçekleştirilmiştir. Yapılan çalışmalar ve geliştirilen optimizasyon algoritmaları yardımıyla ön akstan yönlendirmeye sahip dört tekerlekli bir taşıtın yönlendirme mekanizması tasarlanmıştır. Tasarlanan özgün yönlendirme mekanizması, yüksek konum hassasiyeti ve konum kararlılığı bakımından dar alanlarda hareket eden düşük hızlı taşıt sistemlerinde kullanılabilmektedir.
Görüntü işleme teknikleri ile otonom sürüş algoritması tasarlanması
Bu tez çalışması, otonom sürüş alanındaki tekniklerin bir sentezi olup, gelecek araştırmalara ışık tutacak bir temel oluşturmak amacı ile yazılmıştır. Her yıl on binlerce insan trafik kazalarında hayatlarını kaybetmektedir. Bu kazaların pek çok sebebi olsa da en büyük sebebi insan hatalarından kaynaklanmaktadır. Bu tez çalışmasında görüntü işleme teknikleri kullanarak oluşturulan otonom robot, insan hatalarının azaltılması için gerekli olan otonom sürüşe geçiş için daha önce atılan adımlara bir yenisini eklemeyi amaçlamaktadır. Otonom sürüş için gerekli olan yazılım ve donanım bilgisini kazanmak ve bu sektöre yenilikler getirilmesi için çalışılmıştır. Görüntü işleme ile şerit algılama, tabelaları algılama çalışmaları yapılmıştır. Otonom araçların kazalardan kaçınabilmesi için çok hızlı karar almaları gerekmektedir. İnsanların yoldaki tehlikeleri algılamak ve tepki vermek için yaklaşık 390 ila 600 milisaniyeye ihtiyaç duyduğunu gösteren yeni bir çalışma yayınlanmıştır. Genç sürücüler tehlikeleri yaşlı sürücülerden neredeyse iki kat daha hızlı tespit etmektedir. Radar veya Lidar sensörleri ve bir kamera sistemi ile donatılmış sürücüsüz araçların tepki süresi 150-200 milisaniyedir. Sürücüsüz bir araç insanlardan çok daha hızlı tepki vermektedir. Bu çalışmada, piyasada bulunan otonom araçların tepki sürelerine ulaşmak ve daha erken tepki veren bir otonom araç tasarlamak amaçlanmıştır. Çalışmada kullanılan otonom aracın tepki süresi 75- 100 milisaniyedir. Piyasada bulunan otonom araçlara göre iki kat daha hızlı tepki veren bir araç tasarlanmıştır
AA5XXX ve AA7XXX alüminyum alaşımlarının soğuk metal transferi (CMT) yöntemiyle kaynaklanabilirliği ve mikroyapı-mekanik özelliklerin incelenmesi
5xxx serisi alüminyum alaşımı otomotiv sektöründe yaygın olarak kullanılmakta olup, 7xxx serisi alüminyum alaşımları da son zamanlarda mukavemet gerektiren parçalarda tercih edilmeye başlanmıştır. Bu noktada her iki alaşımın kaynaklı birleştirme işlemi için yapılan çalışmalar son zamanlarda önem kazanmaya başlamıştır. Bu nedenle, bu çalışmada farklı alüminyum alaşımı çifti olan EN AW 5754 H111 ile EN AW 7075 T6 saclarına silisyum takviyeli ER 4043 (AlSi5) kaynak ilave teliyle farklı akım şiddetleri kullanılarak darbesiz (65, 75, 85 amper) ve darbeli (P) (100, 110, 120 amper) soğuk metal transferi (CMT) kaynağı uygulanmıştır. Numunelere makroyapı, mikroyapı incelemeleri, mikrosertlik, çekme ve eğme testleri uygulanmıştır. En düşük akım şiddeti değerinde darbesiz modda kaynatılan numune hariç makro gözenek oluşumu gözlenmemiştir. Kaynak bölgelerindeki yapıların tipik ötektik yapıya sahip olduğu gözlenmiştir. Yapıların dendrit/yarı dendrit ve eş eksenli tanelerden oluştuğu görülmüştür. Mikrosertlik testlerinde bütün numuneler benzer sonuçlar göstermiştir. Kaynak bölgesinde en yüksek ortalama mikrosertlik değeri 100 amperle kaynatılan darbeli numunede 101 HV olarak ölçülmüştür. Çekme testleri sonucunda en yüksek dayanım değerleri darbeli modda yaklaşık 170 MPa, darbesiz modda ise 122 MPa'dır. Bütün numuneler beklendiği şekilde kaynak metalinden kırılmıştır. Kırılma yüzeyleri incelendiğinde birleştirme numunelerinde sünek kırılma tipi görülmüştür. Kep ve kök eğme testi sonuçlarında bazı numuneler 180° eğilirken bazı numuneler eğilmeden kırılmıştır. Tüm test ve incelemeler sonucunda darbeli modda 110 amper akım şiddetinde birleştirilen numune en iyi sonuçları göstermiştir. Kullanılan ER4043 ilave telin bu tür birleştirmeler için istenilen birleştirmeleri sağlayabileceği fakat kaynak metali dayanım değerlerinde ana malzemelere göre beklendiği şekilde daha düşük dayanım değerleri sergilediği görülmüştür.
Buji ateşlemeli motorlarda supap hareket karakteristiklerinin performansa etkileri
Bu çalışmada buji ateşlemeli motorlarda supap hareket karakteristiklerinin performansa etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Supap hareket karakteristikleri olarak supap zamanlaması, supap kalkma miktarı (lift) ve supap açık kalma süresi değişkenlerinin motorun tam yük karakteristiği performansına etkileri modellenerek incelenmiştir. Modelleme için 1-boyutlu gaz dinamiği simülasyon araçlarından birisi olan WAVE simülasyon programının kullanımı tercih edilmiştir. Değişkenlerin simülasyon tasarımı için Taguchi deney tasarımı metodu uygulanmıştır. Motor performansı ile supap hareket karakteristikleri arasındaki ilişki için varyans analizi yapılmıştır. Ardından regresyon analizi yapılarak motor performansı ile supap hareket karakteristikleri arasındaki ilişki için lineer regresyon denklemleri elde edilmiştir. Her motor hızı için 25 çözüm olmak üzere toplam 125 simülasyon çözümü yapılmıştır. Motor performans parametresi olarak fren torku, fren ısıl verimi ve hacimsel verim tercih edilmiştir. Varyans analizi ile bu üç motor performans parametresinin eş zamanlı olarak yüksek olabileceği optimum supap hareket karakteristiği belirlenmiştir. Yapılan varyans analizi neticesinde motor performansı üzerinde en etkili olan parametrenin supap bindirmesi ve emme supabı açık kalma süresi olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte referans motorun orijinal konfigürasyonundaki performansı ile kıyaslandığında supap bindirmesinin artırılması ve emme supabı açık kalma süresinin azaltılmasının motor performansını iyileştirdiği görülmüştür. Optimum değerler ile referans motorun orijinal değerleri için motor performansı karşılaştırması yapılmıştır. Yüksek motor hızında referans motorun orijinal değerleri ile daha iyi performans ortaya çıkmıştır. Ancak düşük ve orta motor hızında belirgin bir motor performansı iyileşmesi görülmüştür. Düşük ve orta hız için fren gücü ve fren torkunda %8,1 iyileşme, fren ısıl verimde %1,5 iyileşme ve hacimsel verimde ise %6,8 iyileşme tespit edilmiştir.
Otomotivde kullanılan plastiklerin geri dönüşümü: Geri dönüşüm süreçlerinin verimlilik ve maliyet analizi
Özellikle sanayi devriminden sonra plastik malzemenin kullanımı farklı endüstrilerde hızla artış gösterdi. Otomotiv sanayinden inşaata, tekstilden askeriyeye tüm alanlarda plastiğin kullanımı artmıştır. Bunun başlıca nedeni karmaşık şekle sahip parçaların kolay üretilebilir olmasından ve diğer malzemelere kıyasla hafifliğinden dolayı plastik birçok endüstriyi cezbediyor. Dünya çapında düşünecek olursak plastik talebi her geçen yıl %4 artmaktadır bunun yanında plastiğin tekrar piyasaya geri kazandırılması için yapılan geri dönüşüm metotları bu oranda artmamaktadır. Bu çalışmada plastik atık geri dönüşüm metotlarının maliyet analizleri yaparak karlılık oranları karşılaştırılmıştır. İki farklı geri dönüşüm metodu olan mekanik ve piroliz(kimyasal) metotlarının proses maliyetleri incelenmiştir. Maliyet analizlerinin daha sağlıklı olabilmesi için farklı ülkelerde yapılan geri dönüşüm çalışmalarından alınan maliyetlerin ortalamaları alınarak karlılık analizleri yapılmıştır. Çalışmalarda kullanılan plastikler farklı çeşitlere sahip olmakla birlikte çoğunlukla HDPE, PP ve PET gibi plastik malzemelerden oluşmaktadır. Farklı ülkelerde yapılan çalışmalar nedeni ile toplama ve taşıma maliyetleri ülkelere göre farklılık göstereceği için bu proses maliyeti karlılık analizlerine dahil edilmemiştir. Çalışmalar sonucunda kimyasal geri dönüşüm metodu mekanik geri dönüşüm metoduna kıyasla 0.037€/kg daha az maliyetli olduğu belirlenmiştir.
Hegzagonal bor nitrür (H-BN) katkılı motor yağının tribolojik özelliklerinin incelenmesi
Günümüzde artan enerji ihtiyacı ve çevresel kaygılar, içten yanmalı motorlarda enerji kayıplarının azaltılması ve sistem verimliliğinin artırılmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu bağlamda, mekanik sistemlerdeki en büyük kayıplardan biri olan sürtünmenin azaltılması hem yakıt tüketiminin düşürülmesi hem de emisyonların azaltılması açısından kritik öneme sahiptir. Motor yağlarının tribolojik performanslarının iyileştirilmesi amacıyla, son yıllarda nano boyuttaki katı partiküllerin yağlayıcılara katkılanması giderek yaygınlaşmaktadır. Bu tez çalışmasında, katmanlı yapısı ve yüksek termal ve kimyasal kararlılığı ile öne çıkan hegzagonal bor nitrür (h-BN) nanopartiküllerinin motor yağına katkı maddesi olarak ilavesinin sürtünme ve aşınma üzerindeki etkileri incelenmiştir. h-BN nanopartikülleri, oleik asit ile yüzey modifikasyonuna tabi tutularak, ultrasonik karıştırma yöntemiyle %0,25, %0,50, %0,75 ve %1,00 oranlarında 10W- 40 sentetik motor yağına homojen şekilde dağıtılarak katkılı motor yağları hazırlanmıştır. h-BN ilavesiyle hazırlanan motor yağlarının tribolojik özellikleri, özellikle sürtünme ve aşınma davranışları, disk-bilye temasına dayalı bir test düzeneği kullanılarak değerlendirilmiştir. Deneysel bulgular, h-BN katkılı yağların baz yağa kıyasla daha düşük sürtünme ve aşınma değerleri sergilediğini göstermektedir. Özellikle %0,75 h-BN oranında, baz yağa kıyasla sürtünmede %7,4, aşınmada ise %42,5 oranında iyileşme elde edilmiştir. Stribeck eğrileri incelendiğinde, bu katkının özellikle karma yağlama rejiminde etkili olduğu ve yüzeyler arasında kaygan bir film tabakası oluşturarak doğrudan teması azalttığı görülmüştür. Bu kapsamda, h-BN nanopartiküllerinin motor yağı katkı maddesi olarak tribolojik verimi artırma potansiyeline sahip olduğu ortaya konulmuştur.
Çekme karavanlar için rüzgar – güneş hibrit enerji sistemi uygulamaları
Elektrik enerjisi üretim sistemlerinde yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim giderek artmaktadır. Güneş panelleri ve rüzgâr türbinlerinin bir arada kullanımıyla elektrik ihtiyacını karşılayacak bir sistem kurulmuştur. Bu sistemler hibrit elektrik enerji sistemleri olarak adlandırılmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanıldığı hibrit enerji sistemlerinde sürdürülebilir ve kaliteli enerji alınması önemlidir. İstenen gücün sistem çıkışındaki gerilimi optimum düzeyde olabilmesi için ilave dönüştürücülerden de faydalanılmaktadır. Bu sistemlerin karmaşık olması sebebiyle bilgisayar simülasyonları; hibrit enerji sistemlerinin kurulması, modellenmesi ve planlaması için kullanılan farklı ekonomik ve mühendislik parametrelerin optimum değere getirilmesine olanak sağlamaktadırlar. Bu simülasyonlar yeni olan herhangi bir sistemdeki uygulamaları yapabilmekte ve sistemin çalışma sırasında meydana gelebilecek sorunları tespit edebilmektedirler. Karavan kullanıcıları yazın plajda tatil yapmanın yanı sıra kış turizminde de ürününü kullanmak istemektir. Fakat kış aylarında ısıtma ve diğer elektriksel ihtiyaçların karşılanabilmesi için daha fazla enerjisine gereksinim bulunmaktadır. Fakat güneşin kışın yetersiz olması sebebiyle rüzgâr türbini ve diğer elektrik sağlayıcılarına ihtiyaç çoğalmaktadır. Ayrıca akülere daha fazla yük bindiği için de sistemin ömrü azalmaktadır. Yaz aylarında da geceleri rüzgâr enerjisi oluşmakta fakat değerlendirilememektedir. İhtiyaçların rahat bir şekilde karşılanabilmesi ve var olan enerji kaynaklarının kullanılabilmesi amacıyla güneş – rüzgâr hibrit enerji sistemi karavanlar üzerinde uygulanması önemli yer teşkil etmektedir. Bu tez çalışmasında genel olarak sistemin çalışma mantığı, parçaların özellikleri ve gerekli hesaplamalar, farklı özellikteki hibrit sistem uygulamaları, karavanlar için geliştirdiğimiz sistem ve sonuçları hakkında bilgilere yer verilmektedir.
Gerçek zamanlı batarya yönetim sistemi
Son yıllarda elektrikli araçların artışıyla birlikte önemi daha da artan batarya yönetim sistemleri üzerine çalışmalar hız kazanmıştır. Elektronik sistemlerin enerji ihtiyacını şehir şebekelerinden bağımsız olarak sağlayabilmesi için kullanılan şarj edilebilir bataryalar; günümüzde mobil araçlar, elektronik cihazlar ve harici güç kaynakları gibi birçok alanda kullanılmaktadır. Batarya ömrünün korunması, hücre sağlığı ve batarya güvenliğinin sağlanması için şarj ve deşarj esnasında batarya hücrelerinin takip edilmesi gerekmektedir. Bunun için geliştirilen batarya yönetim sistemi bataryaların izlenmesi, yönetilmesi ve güvenli bir şekilde çalışması için gerekli tüm bileşenlerin, yazılım ve donanım düzeyinde entegrasyonunu içerir. Bu tür bir sistemin tasarımı, bataryaların enerji verimliliğini artırmaya, ömrünü uzatmaya ve güvenliğini sağlamaya yönelik kritik bir işlevi yerine getirir. Batarya yönetim sistemi tasarımı için ise bataryanın doğru şarj ve deşarj yönetimi, sıcaklık izleme, aşırı şarj veya aşırı deşarjı önleme, batarya ömrünü artırma gibi hedefler netleştirilmelidir. Gerçek zamanlı olabilmesi için, bataryanın durumunun sürekli olarak izlenmesi gerektiği için, sistemin hızlı tepki vermesi ve düşük gecikmeli çalışması gereklidir. Bu bilgiler ışığında ihtiyaç duyulan donanım tasarımı bileşenleri ve yazılım tasarımı ile gerçek zamanlı batarya yönetim sistemi tasarımı gerçekleştirilmiştir.
Plastik enjeksiyon parametrelerinin otomotiv sigorta kutusunun modellenmesinde ve üretiminde boyutsal sapma değerleri üzerine etkileri
Bu çalışmada, plastik enjeksiyon yöntemiyle üretilen bir otomotiv parçasının üretim parametrelerinin boyutsal sapma üzerindeki etkileri incelenmiştir. Araştırmanın temel amacı, eriyik sıcaklığı ve ütüleme süresinin boyutsal doğruluğa olan etkisini analiz etmek ve en yüksek boyutsal doğruluğu veren parametre kombinasyonlarını belirlemektir. Çalışmada, %20 talk katkılı polipropilen hammadde kullanılmış ve üç farklı eriyik sıcaklığı (220°C, 240°C, 260°C) ile üç farklı ütüleme süresi (3sn, 6sn, 15sn) uygulanarak fiziksel deneyler gerçekleştirilmiştir. İncelenen sigorta kutusu, araçlardaki sigorta modüllerini koruyarak elektrik sisteminin güvenliğini sağlamaktadır. Deney parçaları üzerinde üretimden hemen ve 24 saat sonra 3B tarama cihazı ile ölçümler alınmıştır. Ayrıca Moldflow programı kullanılarak plastik enjeksiyon prosesi bilgisayar ortamında simüle edilmiştir. Elde edile bütün sonuçlar hedeflenen parça geometrisi ile karşılaştırılmıştır. Deney sonuçları, uzun ütüleme süresinin sapma miktarını azalttığını, yüksek eriyik sıcaklığının ise sapma miktarını artırdığını göstermiştir. En iyi boyutsal doğruluğu sağlayan parametre kombinasyonu, 220°C eriyik sıcaklığı ve 15 saniye ütüleme süresi olarak belirlenmiştir. Ancak üretim verimliliği açısından değerlendirildiğinde, 220°C eriyik sıcaklığı ve 3 saniye ütüleme süresi daha yüksek üretim adetleri sağladığı için tercih edilebilir bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Moldflow simülasyonu, genel olarak fiziksel üretim sonuçlarını başarılı bir şekilde tahmin etmiş, ancak belirli ölçüm noktalarında küçük sapmalar gözlenmiştir. Simülasyonun doğruluğunun artırılabilmesi için daha kapsamlı girdilerle çalışılması gerektiği değerlendirilmektedir. Bu çalışma, plastik enjeksiyon süreçlerinde üretim parametrelerinin optimizasyonuna katkı sağlamaktadır. Elde edilen bulgular, üretim maliyetlerini azaltmak, kaliteyi artırmak ve endüstrideki üretim süreçlerini iyileştirmek için önemli bir kaynak niteliğindedir.
Roll-form üretim yöntemine uygun taşıt emniyet elemanlarının tasarım ve sonlu elemanlar analizleri
Bu tez çalışması ile B sınıfı bir araçta ön kısımda konumlandırılan çarpışma sönümleyici grubun içerisinde bulunan tampon kirişi için roll-form üretim yöntemine, lazer kaynak gerekliliklerine uygun olarak ve belirlenen tasarım uzayı içinde kalarak Catia programında yeni kesitler tasarlanmıştır. RCAR 15(+1/0) km/saat hız, %40 ofset ve 10° açılı rijit bariyer ile çarpışma senaryosunda yeni geliştirilen kesitlerin çarpışma performansları mukayese edilen (benchmark) ürüne göre karşılaştırılıp, sonuçları incelenmiştir. Ansys Mechanical APDL Product Launcher 2020 R1 programında ve Ls-dyna çözücüsünde sonlu elemanlar analizleri gerçekleştirilmiştir. Tampon malzemesi olarak Docol 1400 çelik malzemesi kullanılmıştır. Tez çalışması kapsamında, darbe emici çarpışma kutuları kıyas üründeki darbe emici yapılar ile aynı olarak kullanılmıştır. Bu çalışmada tampon özgül enerji değerinin araca aktarılan kuvvet ve çarpma ekseni yönünde yer değiştirme değerleri göz önünde bulundurularak arttırılması sağlanmıştır.
Araçlar için can veri yolu izleme sisteminin tasarımı
Bu çalışmada ISO 15765-4 CAN (11 bit ID, 500 Kbaud) veri hattına sahip bir araç üzerinde farklı OBD-II servisleri kullanılarak tanı koyma işlemlerinin gerçekleştirilebileceği sistemlere ilişkin iki farklı tasarım ele alınmıştır. Tanı koyma işlemlerinde ELM327 ve SeedStudio CAN BUS Shield destekli ATmega328P tabanlı bir mikrodenetleyici kartı olan Arduino UNO R3 kullanılmıştır. ELM327 ile bilgisayar arasındaki veri alışverişi Termite isimli bir seri haberleşme arayüz programı vasıtası ile gerçekleştirilirken, C programlama dilinde yazılmış ve Arduino UNO R3'e gömülen program, Arduino IDE derleyicisi vasıtası ile oluşturulmuştur. Test aracının içten yanmalı motor ve transmisyon elektronik kontrol ünitelerine, veri hattı üzerinden erişilerek, desteklenen tüm OBD-II servisleri işletilmiş ve bu servisler ile ilişkili gerekli çözümlemeler gerçekleştirilmiştir.
Elektrikli araçlar için iç haberleşme ağındaki bilgilerle anlık fiziksel yük tabanlı kalan mesafe hesabı
Dünya genelindeki yetkili kurumlar tarafından taşıt emisyonlarındaki limitler sıkılaştırıldıkça, taşıt üreticileri üzerindeki baskı giderek artmaya başlamıştır. Üreticiler, regülasyonlara uyum sağlayabilmek için, egzoz sistemi üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırmak zorunda kalmıştır. Yapılan çalışmalar, egzoz sistemi maliyetini de artırmaktadır. Ayrıca, Uluslararası kurumların regülasyonlarına göre CO2 kredisi kazanmak ve satılan taşıtlardaki filo ortalamalarını düşürebilmek için, hibrit ve tam elektrikli araçlar üzerine yapılan yatırımlar da her geçen gün artmaktadır. Çeşitli ülkelerdeki vergi avantajları, kullanım kolaylığı, araç performansı ve müşteri ilgisi de göz önüne alındığında, elektrikli araçların tercihi her geçen gün artmaktadır. Üzerinde yoğun olarak nispeten yeni çalışılmaya başlanması dolayısıyla kullanıcı beklentisi iki problem üzerine yoğunlaşmaktadır, araç bataryasının kısa süre içinde doldurulması ve aracın bataryasında kalan enerji ile ne kadar yol alabileceği. Bu iki temel problem, elektrikli araç kullanımının yaygınlaşması üzerinde engel oluşturmaktadır. Elektrikli araç kullanıcılarında bataryadaki enerji ile ne kadar mesafe gidileceği bir kaygı oluşturmaktadır. Bu sebeple, kalan mesafe bilgisinin doğru tespiti, elektrikli araç sayısının daha fazla artması için büyük önem arz etmektedir. Yapılan pek çok araştırmada, sonucun doğru tespit edilebilmesi için GPS ve Navigasyon gibi ek bir maliyet getiren özelliklere ihtiyaç duyulduğu görülmüştür. Bu tezdeki çalışmada ise, sadece araç üzerindeki sensörlerden ve iç haberleşme ağındaki bilgiler kullanarak, doğruluk payı yüksek kalan mesafe hesaplanabileceği yeni bir metot ele alınmıştır. Ayrıca bu yeni metot ek bir sensör ya da kontrol ünitesine ihtiyaç duymamaktadır. Araç üzerindeki bilgiler hızla değişim gösterdiği için, bilgi içerisinde yüksek frekansla seyreden gürültü de bulunmaktadır. Gürültüyü azaltmak için de alçak geçiren filtre kullanılmıştır.
Taşıt tavan barı tasarımı geliştirilmesi
Ağırlık azaltma ve maliyet iyileştirme otomotiv sektörünün odaklandığı konuların başında gelmektedir. Bu iki konu doğrudan ya da dolaylı olarak çevresel sürdürülebilirlik ve finansal sürdürülebilirlik üzerinde birçok etkiye sahiptir. Bu sebeple taşıt üzerindeki her bir parça bütün içindeki fonksiyonunu kaybetmeyecek şekilde tasarım ve analiz yöntemleri ile sorgulanmakta ve birçok optimizasyon çalışmasına konu olmaktadır. Bu çalışmada araç tavanı üzerinde konumlanan tavan barları araştırma konusu olarak seçilmiştir. Seri üretimde kullanılmakta olan tavan barının tasarım ve fonksiyon girdileri belirlenmiş ve parça üzerindeki malzemeler ve üretim yöntemleri ortaya konulmuştur. Bu bilgiler ışığında mevcut hali alüminyum malzemeden üretilen tavan barının tamamen plastik olarak tasarlanması irdelenmiştir. Yeni tavan barı, tasarım esnekliği, üretim yöntemleri, maliyet ve güvenlik analizleri açısından mevcut parça ile karşılaştırılmıştır.
Elektrikli taşıtlarda batarya soğutma sisteminin iyileştirme yöntemlerinin araştırılması
Bu çalışmada, elektrikli araçlarda kullanılan Li-Ion bataryaların ve soğutma sistemlerinin genel bir incelemesi yapılarak dört/on altı hücreden oluşan bir Li-Ion batarya grubunun ısıl davranışları deneysel ve sayısal olarak incelenmiştir. Yapılan deneysel çalışmada deşarj işlemi dikkate alınmıştır. Sayısal hesaplamalarda Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği (HAD) analizi yapılarak deneysel veriler ile soğutma sistemi olmadan karşılaştırma yapılmıştır. Ek olarak, mevcut batarya grubuna sayısal modelde bir serpantin kanallı soğutucu blok eklenerek HAD analizi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sayısal sonuçlar deneysel veriler ile uyum içerisindedir.
Bilgisayar destekli analiz ve sinirsel ağ ile taşıt ön cam tasarımı ve tasarım doğrulama
Taşıt ön camlarının tasarımı, aerodinamik ve estetik olarak taşıt tasarımının en önemli etmenlerinden birisidir. Günümüzde, önemi gittikçe artan güvenlik kriterleri de göz önüne alındığında ön cam tasarımı yolcu ve yaya için oldukça kritik bir parçadır. Bu çalışmanın kapsamı; taşıt ön cam tasarımı ve doğrulama süreçlerinin bilgisayar destekli analizlerle yapılması ve termal analiz çıktılarının yapay zeka uygulamasına entegrasyonudur. Çalışma kapsamında ele alınan ön cam, buz ve buğu çözme fonksiyonunu cam içerisine entegre ısıtıcı kaplama ile yapmaktadır. Isıtıcı kaplama entegre bir ön cam 3d datasının tasarlanması akabinde kafa çarpma ve termal analizler yapılmıştır. Sonlu elemanlar modelleri ile tasarımın kafa çarpma analizleri tamamlanmış ve sonuçları detaylandırılmıştır. Termal analizler, ısıtma fonksiyonu ve menfez geometrilerinden çıkan havanın debi ve sıcaklık değerleri göz önüne alınarak hesaplamalı akışkanlar dinamiği tekniği kullanılarak yapılmıştır. Termal analiz sonuçları yapay zeka ile entegre edilmiştir. Yapay sinirsel ağ modelleri tekniği kullanılmıştır. Analiz sonuçlarıyla eğitilen yapay zeka modeli üzerinden, analiz çıktıları hakkında tahminler yapılmış ve termal analiz sonuçlarıyla çıktılar karşılaştırılmıştır.
Optimizasyon teknikleri ve sinirsel ağlar kullanılarak araç alaşım jantlarının tasarımı ve tasarım doğrulaması
Her alanda karşımıza çıkan optimizasyon problemlerinin çözümü için geliştirilmiş çok çeşitli optimizasyon metotları mevcuttur. Özellikle otomotiv sektöründe zorlu hedefler ve her gün artan rekabet dolayısıyla ürün geliştirme ve tasarım süreçlerindeki optimizasyon yöntemlerinin kullanımı günden güne daha çok önem kazanmaktadır. Araç tasarım süreçlerinin giderek kısaltılması ve daha az kaynakla tasarım parametrelerinin global optimum sonuçlarına daha yakın değerlere ulaşılması amacıyla birçok optimizasyon metodu geliştirilmekte ve uygulanmaktadır. Alüminyum alaşımlı jantların doğal frekans değerleri ve ağırlık değerleri doğrudan aracın sürüş konforunu etkileyen parametrelerdir. Jant tasarım sürecinde jantın 1. mod doğal frekans değerinin diğer araç parçalarının frekans değerleriyle çakışmasının engellenmesi aracın gürültü performansını doğrudan etkilerken, jant ağırlığının azaltılması ise aracın yakıt tüketimi, emisyon ve yol tutuşu gibi parametrelerini etkilemektedir. Bu kapsamda önerilen çalışma ile yeni bir yaklaşım ile yapay sinir ağı (ANN) temelli parametre tahmin metodu ve parametrik tasarım optimizasyon yöntemi jant tasarım sürecini iyileştirmek amacıyla uygulanmıştır. Deney tasarımı modeli ve sonlu elemanlar analizi aracılığıyla başlangıç veri seti elde edilmiştir. Elde edilen başlangıç veri seti çoklu lineer regresyon (MLR) ve ANN modellerinin eğitilmesinde kullanılmış ve eğitilen her iki model de çok amaçlı genetik algoritma (MOGA) optimizasyonu sürecinde vekil model olarak kullanılarak uygulanmıştır. ANN ve MLR tabanlı tahmin metotlarıyla gerçekleştirilen optimizasyonun 1. mod frekans ve ağırlık parametreleri optimizasyon sonuçları ortaya koyulmuştur. Önerilen yeni yöntemin literatürde en iyi bilinen jant tasarım optimizasyonu metotlarıyla karşılaştırıldığında hedeflenen değerler açısından daha başarılı sonuçlar elde edildiği ve global optimum sonuçlara daha yakın değerler ortaya koyduğu görülmüştür.
Optimizasyon teknikleri ve sinirsel ağlar kullanılarak araç kayar kapı sistemi parametrelerinin tahmini
Tez çalışması, araç kayar kapı sistem tasarım parametrelerinin tahmininde yapay sinir ağları (YSA) ve Bayes Optimizasyonu (BO) kullanılarak gerçekleştirilen çok amaçlı bir optimizasyon uygulaması tanımlamaktadır. YSA, özellikle karmaşık ve belirsizlik içeren matematiksel modellerin çözümünde kullanılmaktadır. Analitik olarak çözümünde zorluklar olan kara kutu problemlerde etkin sonuç vermektedir. Belirsizlikler içeren, ancak maliyetli fiziksel testler veya uzun süren simülasyonlar gerektiren problemlerde de çözüm için uygun bir yaklaşımdır. Çalışma kapsamında ele alınan kayar kapı sistem tasarımı da belirsizliklerin fazla olduğu karmaşık bir problem olduğu için tasarım parametrelerinin tahmin ve optimizasyonunda YSA ve BO kullanılmıştır. Sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak gerçekleştirilen dinamik analizlerin ardından, parametrelerin farklı değerlerine karşılık gelen analiz sonuçları YSA ve BO kullanılarak tahmin edilmiştir. Ardından genetik algoritma (GA) kullanılarak çok amaçlı optimizasyon problemi için optimum çözüm elde edilmiştir. Uzun analiz süreleri ortadan kaldırılarak daha hızlı ve esnek bir yöntem sunulmuştur.
Motor performansını iyileştirmek için gelişmiş motor soğutma sistemi tasarımı
Bu çalışma kapsamında motor verimliliğini arttırmak ve emisyon seviyelerini düşürmek için yapay zekâ yaklaşımı kullanılarak çift çevrime sahip akıllı bir soğutma sistemi tasarımı ve optimizasyonu yapılmıştır. Çift çevrimli soğutma sistemi, 1.6 lt turbo beslemeli dizel bir motorda, turbo besleme sonrasında ısınan havanın ve kondenserin soğutulması için kullanılmıştır. Buradaki temel amaç; 1 boyutlu analiz, deneysel testler ve yapay zekâ sinir ağlarını kullanarak, motorun verimini arttırmak ve emisyon seviyelerini aşağı çekmektir. Su soğutmalı turbo şarj ve su soğutmalı kondenser üniteleri motordan bağımsız olarak, motor boşluğunda uygun bir pozisyonda yerleştirilmiştir. Mevcut benzer uygulamalarda ise, su soğutmalı turbo besleme üniteleri motora entegre bir biçimde tasarlanmış ve uygulaması yapılmıştır. Su soğutmalı turbo besleme ünitesinin boyut optimizasyonu için yapay sinir ağları yaklaşımı ve grafik optimizasyonu uygulanmıştır. Giriş verileri hem dinamometre hem de yol testleriyle korelasyonu yapılmış olan 1 boyutlu analiz programından elde edilmiştir. Deneysel veriler ve 1 boyutlu analiz programı verileri kıyaslandığında, bunların birbiriyle oldukça tutarlı olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlara göre, 1 boyutlu model analizi, deneysel testler ve sinir ağları yaklaşımına dayanarak yapılan çift çevrimli soğutma sistemi tasarımı ve optimizasyonu ile motor verimliliği artarak düşük emisyon değerlerinin elde edildiği görülmüştür.
Eklemeli imalatla üretilen termoplastik parçaların sürtünme karıştırma kaynağı ile birleştirilme performansının incelenmesi ve optimizasyonu
Küresel ısınmanın insan hayatını gittikçe tehdit etmeye başladığı son yıllarda, endüstride kullanılan tüm malzeme ve proseslerde olduğu gibi çevreye zarar vermeyen kaynak yöntemleri kullanmak önem arz etmektedir. Yapılan araştırmalara göre Sürtünme Karıştırma Kaynağı (SKK) da çevreci bir kaynak türüdür. Aynı zamanda kaynak sırasında kaynaktan etkilenen bölgeyi en az etkilediğinden kaynak mukavemeti yüksektir. Bunun yanında ucuz ulaşılabilir ve farklı malzemelerin kaynağı gibi özelliklerinden dolayı son yıllarda gittikçe SKK ile ilgili araştırmalar artmıştır. Araştırmalar genelde metal malzemelerin kaynağı, kompozit malzemelerin kaynağı ve termoplastik malzemelerin kaynağı üzerinde yoğunlaşmıştır. Otomotiv sektöründe, proje aşamalarında Ar-Ge birimlerinde tasarlanan yeni bir parçanın seri üretime geçmeden araç üzerinde görülmesi ve test edilmesi gerekmektedir. Geleneksel yöntemlerde seri üretim olmayacak tekil bir parçayı üretmek fazla zaman almakta ve çok yüksek maliyetlere sebep olmaktadır. Bu tür prototip (ilk örnek) parçaları üretmek için katmanlı üretim (eklemeli imalat) yöntemleri geliştirilmiştir. Otomotiv sektöründe eklemeli imalat ile üretilmiş prototip parçalarda en çok termoplastik malzemeler kullanılmaktadır. Bu çalışmada ABS M30 malzemesinden eklemeli imalatla üretilen parçaların sürtünme karıştırma kaynağının kaynak parametreleri araştırılmıştır. Deney parametrelerinin oluşturulması için öncü deneysel çalışmalar yapılmış ve kaynak için parametre aralığı bulunmuştur. Daha sonra taguchi L9 ortogonal dizisi kullanılarak deney tasarımı yapılmıştır. Tasarlanan deneysel çalışma ile eklemeli imalatla üretilen parçaların SKK ile birleştirmede en yüksek mukavemet değerleri, takım dönme hızı 800 devir/dk, ilerleme 10 mm/dk ve takım omuz çapının 16 mm olduğu durumda ulaşılmıştır. Deneyler sonucunda kaynak bölgesinin mekanik değerleri değerlendirilmiş ve görsel olarak da mikroskopla incelenmiştir.
Yeni tip kompozit esaslı al/p-si/nio:tio2/al fotodiyotların elektriksel özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada, saf NiO, saf TiO2 ve farklı oranlarda NiO–TiO2 kompozitlerinden sol–jel yöntemiyle hazırlanmış ince film fotodiyotların optoelektronik karakterizasyonu sunulmuştur. Al/p-Si/Al altlıklara üretilen cihazların karanlık ve kontrollü aydınlatma koşullarında akım–gerilim (I–V) özellikleri ölçülmüş, fototepki (Iph) ve fotoakım duyarlılığı (responsivity-PR) gibi temel performans kriterleri ile ışık algılama kapasiteleri incelenmiştir. Ters öngerilim altında tüm fotodiyot yapıları aydınlatıldığında belirgin fototaşıyıcı üretimi göstermiştir. Özellikle 1:1 TiO2:NiO kompozitli cihaz, 100 mWcm−2 ışık yoğunluğunda yaklaşık 3500A fototepki üretmiştir. Saf NiO fotodiyot ise düşük ışık seviyelerinde dahi 2.5×10−2 AW−1 duyarlılık sunarak üstün algılama yeteneği sergilemiştir. Buna karşın, saf TiO2 ve TiO2 bakımından zengin (3:1) kompozit yapılar nispeten zayıf fotovoltaik yanıtlar vermiştir. Elde edilen bulgular, malzeme bileşiminin, heteroeklem kalitesinin ve film morfolojisinin fotodiyot performansındaki belirleyici rolünü vurgulamaktadır. Özellikle 1:1 TiO2:NiO kompoziti, etkili taşıyıcı ayrışımı ile güçlü fotoindüklü akım üretimini dengeli bir biçimde bir araya getirmiştir. Sonuç olarak, sol–jel temelli NiO/TiO2 fotodiyotlar; düşük maliyetli, ölçeklenebilir ve gelecek nesil optoelektronik algılama sistemlerine entegre edilebilecek ümit vaat eden adaylar olarak değerlendirilmektedir.
Bir dizel motorda nanopartikül katkısının motor performans ve emisyon üzerindeki etkisinin araştırması
Bu çalışmada, defne tohumu yağı ve baobab yağı transesterifikasyon yöntemiyle biyodizele dönüştürülerek, dizel motorlarda alternatif yakıt olarak kullanımı araştırılmıştır. Ayrıca, bu yağların ham formları da motor testlerine dahil edilmiştir. Ham yağlar %10, %20 ve %40 oranlarında %100 dizel ile; biyodizeller ise %20 ve %50 oranlarında dizel ile karıştırılarak test edilmiş, bunun yanı sıra saf (%100) biyodizeller de değerlendirilmiştir. Her bir yakıt karışımı için motor performansı ve egzoz emisyonları analiz edilmiş; karşılaştırmalı değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmanın bir diğer önemli boyutunda, her bir yağ ve biyodizel için farklı türde nanoparçacık kullanılmış ve bu nanoparçacıklar 50 ppm dozajında eklenmiştir. Nanoparçacıkların yanma kalitesi, motor performansı ve emisyonlar üzerindeki etkileri de detaylı olarak incelenmiştir. Ayrıca, ön ısıtma işlemi uygulanarak yakıt özelliklerinde meydana gelen değişiklikler gözlemlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, bitkisel kökenli yağlardan elde edilen biyodizelin, uygun katkı maddeleri ve işlem koşullarıyla çevre dostu ve verimli bir alternatif yakıt olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir.
Sportif amaçlı arazi taşıtlarında arka cam açısı ve spoiler tasarımının aerodinamik karakteristikler üzerine etkilerinin incelenmesi
Bir araç tasarlanırken öncelikle yol tutuşu, yakıt tasarrufu ve araç performansını önemli derecede etkileyen aerodinamik özellikleri ele alınmaktadır. Karayolu taşıtları hareketleri sırasında belli başlı etkilere maruz kalmaktadır. Sürükleme ve kaldırma kuvvetleri, sapma, yunuslama ve yuvarlama momentleri ve bunun gibi daha birçok etki altında kalan araç istenilen performansı sergileyememektedir. Aracın şekli ve tasarımı maruz kalacağı etkiler üzerinde büyük rol oynamaktadır. Bu sebeple araçların tasarımı günden güne yenilenmekte ve değişmektedir. Eski araçların keskin hatlı yapısı günümüz araçlarında mevcut değildir. Araçların, sürtünme ve kaldırma kuvvetlerinin neden olduğu olumsuz yönlerden en az şekilde etkilenmesi için tasarım esnasında bu etkilerin olabildiğince düşürülmesi üzerine şekillendirmeler yapılmaktadır. Her araç kullanım amacına uygun şekilde tasarlanmakta, en iyi performansı sergileyecek ve aynı zamanda yakıt tasarrufu sağlayacak şekilde üretilmeye çalışılmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında bir sportif amaçlı arazi taşıtı için spoiler tasarımı ve arka cam açısı aerodinamik etkiler altında sayısal olarak analiz edilmiştir. Çalışma ANSYS-Fluent yazılımı kullanılarak üç boyutlu olarak gerçekleştirilmiştir. Araç 1:10 ölçekle modellenmiş ve analiz edilmiştir. Araştırmanın değişkenleri, spoiler uzunluğu, sabit spoiler uzunluğu için spoiler açısı ve sabit spoiler için arka cam açısı olarak belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, spoiler uzunluğunun hem kaldırma hem sürükleme katsayılarını önemli ölçüde etkilediğini gösterirken, spoiler açısının da bu iki önemli katsayı üzerinde oldukça etkili olduğu görülmüştür. Bu sonuçla, spoiler tasarımı ile araç yol tutuşu ve yakıt tüketiminin kontrol edilebileceği gösterilmiştir. Bunun yanında arka cam açısı için yürütülen çalışmada özellikle sürükleme ve kaldırma katsayıları göz önünde bulundurularak araç iç hacminde değişiklik yapılabileceği gösterilmiştir.
Karbon bazlı nanomalzeme katkısının sol-jel yöntemi ile sentezlenen kadmiyum oksit nanoparçacıkların yapısal, morfolojik ve elektriksel özelliklerine etkisi
Bu çalışmada saf Kadmiyum Oksit (CdO) ve ağırlıkça (%1,%5,%10) Grafit katkılı CdO nanoparçacıklarının sol-jel sentezleme yöntemi ile üretimi gerçekleştirildi. Sol-jel nanoparçacık sentezleme işlemi 80°C sıcaklıkta 4 saat süreyle manyetik karıştırıcıda gerçekleştirildi. Sentezlenen CdO ve Gr katkılı nanoparçacıkların X-Işını Kırımı (XRD) kırınım desenleri CuKα (λ = 1.5406 ˚A) radyasyonunda 2θ = 20 ila 80° tarama aralığı ve 40 kV/40 mA'da gerçekleştirildi. Nanoparçacıkların morfolojileri ve kimyasal bileşimleri sırasıyla Alan Emisyonlu taramalı Elektron Mikroskobu (FE-SEM) ve Enerji Dağılım X-ışını spektrometresi (EDX) analizleri ile incelendi. Yapılan XRD analiz sonuçlarında CdO'nun karakteristik piklerini koruduğu ve grafit katkısı ile pik değerlerinde kaymalar ve şiddetlerinde artışlar görüldü. Kompozit numunelerde saf CdO'ya ait olan karakteristik piklerin yanında 26.4466° 2θ derecesinde Gr'nin karakteristik piki görüldü ve bu pik (002) düzlemine karşılık geldiği tespit edildi. FE-SEM analizlerinde CdO nanoparçacıklarının grafit plakalarının üzerinde oluştuğu görüldü. EDX analizlerinde ise nanokompozit yapı içerisinde Cd, O ve C katkılarının oluştuğu ve Gr katkısının artmasıyla C miktarının arttığı görüldü. Sonuç olarak, sonuçlar Gr katkılı CdO nanoparçacıklarının başarılı bir şekilde üretildiği ve kompozitlerin yüksek saflıkta kübik yapıda olduğu tespit edildi. Dielektrik analiz sonuçlarına göre üretilen nanokompozit parçacıkların yarı iletken cihazlarda ve elektronik cihazlarda saf CdO nanopartiküllerine rakip bir malzeme olabileceği ile birlikte üretilen nanokompozit parçacıkların elektronik cihaz uygulamaları için büyük potansiyel sunduğu düşünülmüştür.
Elektrot yapısının ve ortam koşullarının bir mikrobiyal yakıt hücresinin elektriksel performansı üzerindeki etkilerinin deneysel ve YSA yaklaşımı ile belirlenmesi
Mikrobiyal yakıt hücreleri, alternatif enerji kaynakları için popüler olan bir çalışma alanıdır. Biyokimyasal enerjiyi elektrik enerjisine çevirebilen ve birçok çalışma alanı sunan alternatif enerji kaynağıdır. Bu tez çalışmasında mikrobiyal yakıt hücrelerinin yaygınlaşmasının ve ticarileşmesinin önünde engel teşkil eden çalışma parametrelerinin iyileştirilmesi ve gelecek için öngörüsel sistemlerin tahmin edilmesi planlanmıştır. Oksidasyon hızı, elektrot verimliliği, ortam şartları ve fiziksel şartlar gibi parametreler hücrelerin enerji performansını düşürmektedir. Çalışma kapsamında elektrotların yapısal olarak ağ yapılı, köpük yapılı ve levha yapılı olarak incelenmesi çalışmanın ilk kısmını oluşturmaktadır. Bu yapısal çalışmalarda elektrot geometrisinin öneminin anlaşılabilmesi için farklı geometriler kullanılıp analiz edilmiştir. Çalışmanın bir diğer kısmında farklı besin çeşitleri kendi aralarında karşılaştırılmıştır. Sabit bir besinin farklı besleme oranları ile beslenerek en uygun besleme oranının tespit edilmesi ve farklı besleme tipleri kullanılarak en uygun besleme tipinin bulunması amaçlanmıştır. Çalışmanın bir diğer kısmı olarak ortam şartları ele alınmıştır. Bu kapsamda farklı sıcaklık koşullarında hücreler test edilmiş ve farklı ışık koşullarında davranışı incelenmiştir. Son olarak mikrobiyal yakıt hücrelerinde elektrot adedinin önemi ve elektrot konumunun performansa etkisi araştırılmıştır. Elde edilen veriler MATLAB ortamında YSA eğitimi yapılarak tahmin edilebilirliği test edilmiştir. Mikrobiyal yakıt hücrelerinde elektrotların hacimsel olarak etkili olduğu ve yoğun hacimlerin daha başarılı çıkış verdiği görülmüştür. Yapısal olarak elektrotların ağ yapılı olması, yüksek yüzey alanı ve verimli enerji çıkışı oluşturmuştur. Ortam şartları çalışmaları yüksek sıcaklığın ve düşük ışık dalga boylarının hücre performansına pozitif etki ettiğini göstermiştir. Elektrot adedinin artışı hücre performansına pozitif etki gösterdiği ve elektrot konumu mikrobiyal aktivitenin yoğunluğuna göre etki gösterebildiği sonucuna varılmıştır. YSA eğitimi başarılı bir şekilde gerçekleştirilmiştir.
Motor yağlarına metal oksit ve hekzagonal bor nitrür nanoparçacık katkısının alüminyum alaşımlarının tribolojik davranışına etkisinin araştırılması
Hareketli mekanik sistemlerde optimum performansın sağlanabilmesi için sistemdeki enerji kayıplarının en aza indirilmesi önemli bir yere sahiptir. Hareketli sistemlerde enerji kaybına neden olan ana faktörlerden biri sürtünmedir. Sürtünme sırasında enerji verimliliğinin iyi düzeyde olabilmesi için yağlama mekanizmasının ideal özellikler sergilemesi gerekmektedir. Yağlayıcılar, hareketli parçalar arasında koruyucu bir sıvı film oluşturarak parçaların sürtünmeden zarar görmesini bir dereceye kadar önler. Yağlayıcıların özelliklerinin iyileştirilmesiyle sürtünmeden kaynaklanan hasarlar minimum seviyelere indirilebilir. Yağlayıcıların özelliklerini iyileştirmenin en etkili ve verimli yöntemlerinden biri yağlara nano malzemeler katmaktır. Bu çalışmada Al 6013 alüminyum alaşımı pin-on-disk aşınma test cihazı kullanılarak farklı aşınma koşullarında (kuru, sadece motor yağı, ağırlıkça %10 TiO2 nano katkılı yağ, ağırlıkça %7.5 TiO2 ve ağırlıkça %2.5 h-BN nano katkılı yağ, ağırlıkça %5 TiO2 ve ağırlıkça %5 h-BN nano katkılı yağ, ağırlıkça %2.5 TiO2 ve ağırlıkça %7.5 h-BN nano katkılı yağ, ağırlıkça %10 h-BN nano katkılı yağ) ve farklı yüklerde (10 N, 30 N ve 50 N) aşındırılmıştır. Yağ olarak 5W-30 motor yağı kullanılmıştır. Aşınma testleri 100 mm/s kayma hızında ve 350 m kayma mesafesinde gerçekleştirildi. Deneyler sonucunda alüminyum parçalarda farklı koşullar ve yükler altında meydana gelen ağırlık kayıpları ölçülmüştür. Deneylerde kullanılan nanopartiküllerin aşınma ve sürtünmeyi iyileştirdiği görüldü. 10 N'luk yük altında ortalama en düşük sürtünme katsayısı ağırlıkça %2.5 TiO2 ve ağırlıkça %7.5 h-BN nano katkılı yağ ile yapılan deneyde elde edildi. 30 N ve 50 N'luk yükler altında ortalama en düşük sürtünme katsayısı sadece motor yağı ile yapılan deneylerde elde edildi. Yük arttıkça aşınma kaybının arttığı belirlendi. Aşınma testleri sonucunda tüm yağlama koşulları kıyaslandığında aşınma kaybı noktasında en üstün değerler ağırlıkça %5 TiO2 ve ağırlıkça %5 h-BN nano katkılı yağ karışımı ile yapılan deneylerde elde edildi.
Elektrikli taşıtlarda PEM yakıt hücreleri için metal tabanlı akış plakalarının modellenmesi ve kaplanarak geliştirilmesi
Bu tezin amacı, gelecekte yaygınlaşması öngörülen temiz ve çevreci enerji üreteçlerinden biri olan hidrojen yakıt pillerinden elde edilecek gücü arttırmaktadır. Bunun için akış plakaları adı verilen ve hücre için hayati özelliklere sahip plakaların hem tasarımsal olarak hem de malzeme yapısı olarak geliştirilmesi üzerine çalışılmıştır. Hücredeki akış plakaları üç farklı yaklaşımla yeniden tasarlanmıştır. Tasarlanan bu akış plakaları CATIA V5 programında modellenerek, ANSYS programında simüle edilmiştir. Yakıt hücrelerinin akım yoğunluğu değerleri, basınç, sıcaklık, hidrojen, oksijen, su ve reaksiyon ısı kaynağı dağılımları elde edilmiş ve kıyaslanmıştır. Bu aşamanın neticesinde, üçlü serpantin modeline kıyasla en yüksek net güç çıkışı sağlayan model üretilmek ve deneysel olarak test edilmek için belirlenmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında metalik akış plakası EPD yöntemi kullanılarak çoklu bir malzeme yapısı ile kaplanıp, akış plakasının malzemesinin yüzey temas direnci ve korozyon akım yoğunluğunun iyileştirilmesi amaçlanmıştır. EPD yöntemi ile alüminyum, nikel ve 316L paslanmaz çelik numunelerin üzerine Ni/Cr/Ta/grafen kompozisyonuna sahip bir kaplamanın yapılması sağlanmıştır. Kaplama işlemleri sonrası yakıt hücrelerindeki akış plakaları için kritik parametreler olan arayüzey temas direnci (ICR) ve korozyon akım yoğunluğu (Icor) değerleri ölçülmüştür. Ayrıca, kaplamaların yüzey karakterizasyonları taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve enerji dağıtıcı X-ışınları spektroskopisi (EDX) analizleri ile gerçekleştirilmiştir. Nihai olarak en yüksek net güç sağlayan akış plakası modeli ve en uygun malzeme yapısında akış plakası üretilerek, tek hücreli bir yakıt pili yapısında deneysel olarak test edilmiştir. Nihai olarak literatüre özgün bir akış plakası modeli sunulmuştur.
Yapay zeka yöntemiyle fren pedalının yapısal optimizasyonu
Otomotiv sektöründeki üreticiler son yıllarda yakıt tasarrufu sağlamak ve araç performansını artırmak için çalışmalar yaparak iyileştirmelere yönelmişlerdir. Araç ağırlığının azaltılması, iyileştirme için gelecek vaat eden stratejilerden biridir. Ayrıca üreticilerin kaliteyi değiştirmeden uygun maliyetli, hafif ve çevre normlarına uyum sağlayan araç üretme hedeflerini de ağırlık azaltma işlemi karşılamaktadır. Bu noktada ağırlık azaltma çalışmaları optimizasyon ile mümkündür. Tasarlanmış araç parçalarında optimum malzeme dağılımını sağlamak için optimizasyon yöntemleri kullanılmaktadır. Yapısal optimizasyon yöntemlerinde mevcut tasarımların; boyut, şekil ve topoloji olarak en iyi hale getirilmesi temel hedeftir. Bu çalışmada fren sistemine ait bir fren pedalı üzerinde yapısal optimizasyon yöntemleri kullanılarak ağırlık azaltma işlemi gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın amacı fren pedalı için en uygun malzeme dağılımını bularak optimum bir tasarım geliştirmektir. Bu amaç doğrultusunda fren pedalı üzerinde yapılan statik analizlerin ardından ağırlık azaltma amacıyla topoloji optimizasyonu yapılmıştır. Yapılan topoloji optimizasyonu sonrasında yeni fren pedalı tasarımı oluşturulmuştur. Daha sonra yeni tasarım parçasına yapay zeka optimizasyon teknikleri (genetik algoritma, gri kurt optimizasyon algoritması ve parçacık sürü optimizasyon algoritması) kullanılarak şekil optimizasyonu yapılmıştır. Sonuç olarak, yapılan topoloji optimizasyonu sonrasında ilk modele kıyasla % 25.4 ağırlık azaltma yapılmıştır. Genetik algoritma kullanılarak yapılan optimizasyon sonucunda ilk modele göre yaklaşık %31.8, parçacık sürü optimizasyon algoritması kullanılarak %32.8 ve gri kurt optimizasyon algoritması kullanılarak ise %32.9 ağırlık azaltma sağlandığı tespit edilmiştir.
Yakıt pilli elektrikli araçlar için gözenekli akış alanlı bipolar plakaların geliştirilmesi
Bu tez çalışmasında, geleceğin temiz enerji kaynaklarından biri olan yakıt hücrelerinin birim aktif alanından daha yüksek bir akım/güç yoğunluğu elde edilmesine yönelik AP tasarımları yapılmıştır. Bu amaçla literatürde dikkat çeken açık gözenekli malzemelerin kullanıldığı bir akış alanı tasarımı yapılmıştır. Hücrenin aktif alanında reaktant akışını yönlendiren bu gözenekli alanlar ile katalizör yüzeyinde daha dengeli bir reaktant dağılımının sağlanması amaçlanmıştır. Buna ek olarak katalizör yüzeyindeki reaktant yoğunluğunun arttırılması da hedeflenmiştir. Bu şekilde hücreden elde edilen akım yoğunluğu değerlerinde artış sağlanarak, hücrenin üretmiş olduğu güç çıkışını arttırılması amaçlanmıştır. Tasarımsal olarak belirlenen AP modelleri CATIA programında üç boyutlu olarak modellenerek, ANSYS programında yakıt hücreleri simüle edilmiştir. Modellemelerde tek hücreli bir yakıt hücresi yapısı oluşturulmuştur. ANSYS programında, yakıt hücrelerinin akım yoğunluğu değerleri, basınç, sıcaklık, hidrojen, oksijen ve su dağılımları elde edilmiş ve karşılaştırılmıştır. Çalışma kapsamındaki üretilen modeller literatürde sıklıkla kullanılan üçlü serpantin modeline sahip bir yakıt hücresi ile kıyaslanmıştır. Serpantin modelli AP' ye sahip, tek hücreli yakıt hücresine kıyasla daha yüksek net güç çıkışı sağlayan model en verimli AP modeli olarak kabul edilmiştir. Çalışma kapsamında geliştirilen AP modeli, üretilmiş ve tek hücreli bir yakıt pili yapısı oluşturularak deneysel olarak test edilmiştir. Sonuçlar, gözenekli alanların PEMFC' lerde akış alanı olarak kullanılmasının hücrenin elektriksel performansı üzerinde olumlu sonuçlar oluşturduğunu, akım ve güç yoğunluğu değerlerini arttırdığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Yakıt hücreleri, Akış plakası, Hesaplamalı akışkanlar dinamiği, Gözenekli akış alanı.
Bitkisel yağ ve mikroalglerden üretilen nanopartikül katkılı alternatif yakıtların bir dizel motor üzerindeki etkilerinin araştırılması
İçten yanmalı motorlarda yakıt ile hava karışımının yanma odasında yanması sonucunda faydalı mekanik iş ile birlikte zararlı egzoz emisyonları da açığa çıkmaktadır. Egzoz emisyonlar insan ve doğa üzerinde olumsuz etkileri bulunmaktadır. Sınırlı petrol kaynakları ve bu zararlı egzoz emisyonları dikkate alındığında bilim insanları petrole alternatif olacak ve daha az egzoz emisyonu salınımı yapacak alternatif yakıtların üretimine odaklanmaktadır. Bu tez çalışmasında farklı bitkisel yağların alternatif yakıt olarak dizel motorlarda kullanımı araştırılmıştır. Bu amaçla, soğuk sıkım yöntemi ile üretilmiş bitkisel ham yağ dizel yakıt ile farklı oranlarda karıştırılarak kullanılmıştır. Buna ek olarak mikroalg yağı bitkisel ham yağ/dizel karışımına eklenerek motor performans ve egzoz emisyon değerleri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Ham bitkisel yağ ve mikroalg yağının yüksek viskozite değerleri nedeniyle, yakıt karışımlarına ön ısıtma işlemi uygulanarak yakıt karışımının fiziksel özellikleri iyileştirilmesi amaçlanmıştır. Diğer taraftan yakıt karışımlarının yanma özelliklerinin iyileştirilmesi için yakıt karışımlarına nanopartikül katkısı yapılmıştır. Genel olarak çalışma kapsamında alternatif bir yakıt karışımının oluşturulması ve bu yakıt karışımlarının dizel motorun egzoz emisyon ve performans değerleri üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca, ön ısıtma işlemi ve nanopartikül katkısı ile yakıt karışımlarının yanma kabiliyetlerinin iyileştirilmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla ham olarak ceviz, yağı ile mikroalg yağlarının dizel yakıt ile karıştırıldığı alternatif yakıtların etkileri deneysel olarak araştırılmıştır.
Al/P-Si/ZnO:B4C/Al fotodiyotların sol-jel döndürerek kaplama yöntemi ile üretimi, fototepki ve elektriksel özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Al/P-Si/ZnO:B4C/Al fotodiyotları sol-jel döndürerek kaplama yöntemiyle üretilmiş ve fototepki ile elektriksel özellikleri detaylı olarak incelenmiştir. Çalışmanın amacı, ZnO'ya farklı oranlarda bor karbür (B4C) katkısı yaparak fotodiyotların performansını geliştirmek ve ışığa duyarlılıklarını optimize etmektir. Yapısal ve morfolojik karakterizasyonlar taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve enerji dağılımı X-ışını (EDX) analizleriyle gerçekleştirilmiştir. Fotodiyotların akım-gerilim (I-V) karakteristikleri, solar simülatör kullanılarak karanlık ve 20 - 100 mW/cm² aralığındaki farklı ışık yoğunlukları altında test edilmiştir. Deney sonuçları, B4C oranının artmasıyla ters akım değerlerinde belirgin bir artış olduğunu göstermiştir. Üretilen fotodiyotların ışığa karşı duyarlı oldukları belirlenmiştir. 100 mW/cm² ışık yoğunluğunda elde edilen fotoakımlar, 0%, 1%, 3%, 5% ve 10% B4C oranlarına göre sırasıyla 56 x 10-4 A, 16.4x10-5 A, 6.97x10-5 A, 3.43x10-5 A ve 2.67x10-5 A olarak ölçülmüştür. Fotodiyotların ışığa maruz kaldığında fotoakımlarında ani artışlar gözlemlenmiştir. Aydınlatmanın sona ermesiyle fotoakımların hızla başlangıç seviyesine dönmesi, üretilen fotodiyotların tersine çevrilebilir anahtarlama davranışı sergilediğini göstermiştir. B4C katkısının, negatif ön gerilimde yük taşıyıcılarının ayrışmasını azaltarak fotodiyotların ışık duyarlılığını düşürdüğü, ancak doğru öngerilimde daha kararlı akım değerleri sağladığı tespit edilmiştir. Sonuçlar, Al/P-Si/ZnO:B4C/Al kompozit fotodiyotların fotoiletkenlik ve fotovoltaik performans açısından umut vaat eden alternatifler sunduğunu ve bu malzemelerin güneş enerjisi dönüşüm sistemleri ile optoelektronik uygulamalarda yüksek verimli çözümler geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini ortaya koymuştur.
Ön salıncak kolu yapısal optimizasyonu
Ön salıncak kolu, yere paralel olacak şekilde; amortisör, komuta parmağı ve motor beşiğine bağlanarak, lastik ve jant birleşiğini yanal olarak sabitlemek için kullanılır. Otomotiv endüstrisinde, kaliteyi koruyarak araç maliyetini ve ağırlığını azaltmak temel hedefler arasında yer almaktadır. Bu amaçla, bu çalışmada, ön salıncak kolu üzerinde yapısal optimizasyon çalışmaları yapılarak, farklı teknik özelliklerde ön salıncak kolları tasarlanarak, nümerik analizleri gerçekleştirilecektir. Tezin amacı, topoloji optimizasyon metodunu kullanarak, ele alınan ön salıncak kolunun geometrisinde değişiklikler yaparak, malzeme miktarını minimuma düşürerek, parça dayanımını koruyacak şekilde, ağırlığı ve maliyeti azaltılmış yeni bir ön salıncak kolu modeli oluşturmaktır. Günümüz analiz programları, optimizasyon yöntemlerini kullanmamıza izin vererek, fiziki testler öncesinde, farklı tasarımdaki parçaların, dayanımsal davranışları hakkında bize fikir verir ve bize optimizasyon fırsatları sağlar. Bu tezde, katı modelleme, sonlu elemanlar yöntemi, optimizasyon metotları kullanılacaktır. Katı modelleme için Catia, optimizasyon çalışmaları için Hypermesh kullanılacaktır. Amaç yer değiştirme, gerilme gibi kısıtları sağlayarak en uygun tasarımı bulabilmektir. Anahtar Kelimeler: Hyperworks, Optimizasyon, Şekil Optimizasyonu, Topoloji Optimizasyonu, Salıncak Kolu, Yorulma Analizi
Taşıt debriyaj elemanlarının optimizasyonu için yapay zeka algoritması tabanlı bir sistemin geliştirilmesi
Bu tez çalışmasında taşıt debriyaj elemanlarının dinamik davranışı ve fonksiyonelliği göz önünde bulundurularak taşıt diyaframı ve damperinin tasarım optimizasyonu gerçekleştirilmiştir. Algoritmalarda keşif ve elde edilen bilginin kullanılması arasındaki dengenin ayarlanamaması ve uygun parametre ayarlarının gerçekleştirilememesi yerel optimuma takılma ve erken yakınsama problemine neden olabilir. Bu yüzden algoritmalar içerisindeki seçim mekanizması ve algoritma parametrelerinin ayarlanması önemlidir. Algoritma içerisinde çeşitlilik, bütünü arama ve yerel arama mekanizmalarının bilgiyi kullanma mekanizması ile yüksek performansta çalışması gerekmektedir. Bu amaçla kır kurtlarının sürü içerisindeki sosyal durumları ve çevreye uyum davranışlarından ilham alan Kır Kurdu Optimizasyon (COA) algoritması tabanlı yeni bir algoritma taşıt debriyaj elemanları için geliştirilmiştir. Bu çalışmada kır kurdu optimizasyon algoritmasının çeşitlilik ve arama mekanizmasının iyileştirilmesiyle geliştirilmiş bir algoritma elde edilmiştir. Ortaya çıkan geliştirilmiş algoritmanın kısıtlı ve kısıtsız mühendislik problemleri ile test edilip taşıt debriyaj elemanlarına uygulanarak gerçekliği kanıtlanmıştır. Önerilen algoritmanın test sonuçları, yeni algoritmanın etkinliğini ölçmek için literatürdeki diğer algoritmalara karşı kontrol edilmiştir. Deneysel sonuçlar, yeni algoritmanın kısıtlı ve kısıtsız test fonksiyonları üzerinde önemli ölçüde daha iyi verimliliğe sahip olduğunu göstermektedir. Bu eniyileme çalışması ile taşıt debriyaj elemanları diyafram yayının başlangıçtaki modeline göre belirtilen asgari ayrılma yüküne göre daha dinamik koşullarda daha iyi performans gösteren yeni bir diyafram modeli ortaya konulmuştur. İkinci eniyileme çalışmasında taşıt debriyaj damper elemanının başlangıçtaki modeline göre daha iyi sönümleme karakteristiğine sahip damper modeli elde edilmiştir. Böylece geliştirilen kır kurdu algoritması literatürde ilk olup taşıt debriyaj elemanlarının eniyilenmesinde kullanılmıştır.
Elektrikli araçlarda batarya termal yönetim sistemlerinin optimum tasarım
Batarya termal yönetim sistemlerinde sıvı ile soğutma yöntemi etkili bir yöntemdir. Bu çalışmada dört hücreden ve on iki hücreden oluşan iki farklı batarya modülü için içerisinde farklı tip kanal yapısı olan soğutma plakalarının optimum tasarımı üzerine çalışmalar yapılmıştır. Dört hücreden oluşan batarya modülü için içerisinde serpantin kanal olan soğutma plakası tasarlanmış ve serpantin kanalı oluşturan paralel kanal sayısının ve soğutucu akışkan kütlesel debisinin soğutma performansına ve basınç düşümüne etkileri incelenmiştir. Kanal yüksekliği, kanal genişliği ve kütlesel debi tasarım değişkeni olarak belirlenerek LHS yöntemiyle tasarım noktaları oluşturulmuş ve CFD analizleri yapılmıştır. Belirlenen tasarım noktaları arasından en iyi tasarımları belirleyebilmek için GRA yöntemi kullanılmıştır. Önerilen LHS – GRA yöntemiyle ortalama ısı taşınım katsayısından %11.3 ödün vererek basınç düşümü ve kütlesel debide baz tasarıma göre sırasıyla %40.3 ve %4.5 oranında iyileşme sağlanmıştır. On iki hücreli batarya modülü için içerisinden birbirine paralel üç kanal geçen soğutma plakaları tasarlanmıştır. Batarya modülündeki hücreler arasındaki en yüksek sıcaklık farkını ve basınç düşümünü azaltmak adına optimizasyon çalışması yapılmıştır. Kanal yüksekliği, kanal genişliği ve çıkıştaki kanal yüksekliğinin girişteki kanal yüksekliğine oranı tasarım değişkenleri olarak belirlenmiş ve LHS yöntemiyle belirlenen tasarım noktalarında CFD analizleri yapılmıştır. Bu analiz sonuçları kullanılarak RTF yöntemi ile düşük bağıl hataya sahip ve sağlam bir vekil model oluşturulmuştur. Vekil model kullanılarak her bir tasarım değişkeninin soğutma performansına ve basınç düşümüne etkileri ayrı ayrı incelenmiştir. NSGAII, NSGAIII, MOPSO ve CMOPSO yöntemleri ile optimizasyon çalışmaları yapılmış ve bu yöntemlerin performansları karşılaştırılmıştır. CMOPSO yöntemi ile sıcaklık farkında ve basınç düşümünde sırasıyla %30.3 ve %5.3 iyileştirme sağlanmıştır.
Yönlendirilmiş enerji girdili metal katmanlı imalat yöntemi için topoloji optimizasyonu
Yönlendirilmiş enerji girdili metal yığma yöntemi (DED), serbest biçimli geometrilerin üretiminde, onarım uygulamalarında, kaplama ve yüzey modifikasyonunda ve fonksiyonel olarak derecelendirilmiş malzemelerin imalatında kullanılan bir katmanlı üretim sürecidir. Malzemeleri eriterek kaynaştırmak için odaklanmış termal enerjinin kullanıldığı bir süreçtir. Termal etkiler, DED işlemi sırasında parçalarda bozulmalara ve kusurlara neden olabilir, bu nedenle ürünlerin imalatı sırasında değerlendirilmeli ve dikkate alınmalıdır. Eritme havuzu kontrolü ve DED dolgu geometrileri de doğru tanımlanmalıdır. Bu çalışmada, geometrik desenleri tahmin etmek ve hibrit bir üretim teknolojisi olarak lokal takviyeli bir ürün oluşturmak için DED süreç parametreleri dikkate alınarak bir Yapay Sinir Ağı modeli uygulanmıştır. Döküm, ekstrüzyon ve toz yatak füzyonu gibi üretim yöntemleri için topoloji optimizasyonu üzerine birçok çalışma mevcut olmasına rağmen; DED süreci için tasarım geometrik modellerini tahmin etmede topoloji optimizasyonu yaygın olarak dikkate alınmamaktadır. Bu çalışmada, hibrit parçanın enerji, toplam kütle ve maksimum kuvvet sonuçlarını optimize eden lokal güçlendirmelerin uygun boyutları, topoloji tabanlı geometrik desenleri ve ısı kaynağı gücünü tahmin etmek için yanıt yüzey metodu (YYM) ve genetik algoritma destekli yapay sinir ağları (YSA-GA) yaklaşımları uygulanmıştır. Tek bir DED dolgu biriktirmesi, sayısal ısı kaynağı modelinin doğrulanması açısından simüle edilmiş ve DED dolgularından alınan kesitler analiz edilmiştir. DED cihazı kullanılarak bir atkı elemanını oluşturacak bir yapı üretilmiş ve bu atkı yapısı, test cihazında üç nokta bükme fiziksel koşulları altında doğrulanmıştır. Lokal olarak güçlendirilmiş atkı kirişin düz modele göre çok daha fazla enerji emilimine ve maksimum kuvvet değerlerine sahip olduğu gözlenmiştir. Sonuçlar, önerilen YSA-GA modelinin, hibrit üretim teknolojileri kullanılarak lokal güçlendirilmiş bir ürün oluşturmak adına topoloji tabanlı geometrik desenler ve süreç parametreleri oluşturmada kullanılabilecek umut verici bir yaklaşım olduğunu göstermiştir.
Sıcak şekillendirme prosesine hibrit soğutma tekniğinin adaptasyonu ve parça karakteristiklerinin optimizasyonu
Sıcak Şekillendirme prosesinin sonuna ilave püskürtme soğutma ünitesi adaptasyonu ile hibrit soğutma yaparak mevcut geleneksel proseste çevrim zamanını kısaltılması ve parça karakteristiklerinin optimizasyonu incelenmiştir.
Elektrikli araç batarya taşıyıcılarında kullanılan farklı kaynak türlerinin karşılaştırılması
Son yıllarda taşıt kaynaklı emisyon değerlerinin azaltılmasına yönelik uygulamalar elektrikli araçlara yönelimi arttırmış, bu da mevcut ağırlık azaltma çalışmalarını daha da hızlandırmıştır. Bu durum özellikle elektrikli araç batarya taşıyıcılarında alüminyum alaşımlarının kullanımını getirmiştir. Çözülmesi gereken problemlerin başında alüminyumun en uygun bir biçimde kaynak edilebilmesi gelmektedir. Elektrikli araçlardaki batarya taşıyıcı kutusunun kaynaklama türleri arasında geleneksel yöntemlerin yanı sıra sürtünme karıştırma kaynağı da son yıllarda öne çıkmıştır. Bu araştırmada ark kaynak ile sürtünme karıştırma kaynağının (SKK) karşılaştırılması, SKK kaynağında kullanılan takımın ilerleme hızlarının kaynağa etkisi ve levhaların kalınlığının SKK kaynağındaki parametrelere etkisi incelenmiştir. Ekstrüzyon ile üretilen levhaların mikro sertlik değerlerinin değişimi, mekanik özellikleri, penetrasyon incelenmesi ve porozite durumlarına bakılmıştır. Bu incelemeler doğrultusunda SKK karıştırma kaynağının ark kaynağa göre mekanik özelliklerinin yani çekme gerilmesi, uzama ve mikro sertlik değerlerinin daha iyi olduğu tespit edilmiştir. Takım ilerleme hızının ise belirli bir sınır ile mekanik özelliklerine pozitif yönde etki ettiği gözlemlenmiştir. Et kalınlığının SKK yöntemine etkisi ise bindirme kuvvetinin artmasına ve kullanılacak takımın geometrisinin önemini göstermiştir.
Alüminyum 6061-T6 alaşımının sürtünme karıştırma nokta kaynağı ile farklı parametrelerde birleştirilmesi ve mekanik özelliklerinin incelenmesi
Günümüzde ekonomik araçlar kullanmak insanların tercih ettiği bir durum olmuştur. Üretici firmalarda yakıt ekonomisi sağlayabilecek malzemelere ve üretim metotlarına yönelmektedir. Bu doğrultuda Alüminyum gibi hafif ama mukavim malzemeler sıkça kullanılır olmuştur. Aynı sebepler ile sürtünme karıştırma kaynağı da gün geçtikçe daha çok ürünün birleştirilmesinde kullanılmaktadır. Bu çalışmada Al6061 malzemesinin farklı parametreler kullanılarak hazırlanmış numuneleri üzerine araştırma yapılmıştır. Hazırlanan bu malzemelerin çekme ve yüzey sertliği testleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir. Takım ilerleme hızının kaynak kalitesine olan etkisi tartışılmıştır.
Elektro eğrilmiş piezo polimer nano kompozit enerji üretecinin piezoelektrik enerji hasat performansının araştırılması
Piezoelektrik enerji hasadı uygulamaları çevremizde bulunan âtıl enerjilerin verimli enerjiye dönüştürülmesinde yaygın olarak kullanılmaktadırlar. Mikro/nano elektronik yapıların harici bir güç kaynağına ihtiyaç duymadan çalıştırılması günümüzün en önemli çalışma alanlarıdır birisidir. Doktora tezi kapsamında PVDF (poliviniliden florür) piezo polimer ve PVDF/BaTiO3 (Baryum titanat) piezo polimer nano kompozit nano enerji üreteçleri geliştirilmiş ve titreşimden piezo elektrik enerji hasadı gerçekleştirilmiştir. Yüksek genlikli mekanik titreşimden piezo elektrik enerji hasadı uygulamasında elektro eğrilmiş PVDF/BaTiO3 nano üreteçler için optimum çözücü tipi, çözelti konsantrasyonu ve piezo seramik dolgu konsantrasyonu parametreleri belirlenmiştir. Bunun için üç farklı polimer konsantrasyonu (%10, %15, %20), dört farklı çözücü oranı (Aseton/DMF, 0:10, 2:8, 4:6, 6:4) ve üç farklı piezo nano partikül oranı (%5, %10, %15) kullanılmıştır. Elektro eğirme işlemi ile üretilen ince film nano fiber yapıların morfolojik ve kristal yapı incelemeleri SEM (taramalı elektron mikroskobu) ve FTIR (Fourier dönüşümü kızılötesi spektroskopisi) testleri ile yapılmıştır. Piezoelektrik enerji üreteçleri ankastre kiriş sistemine bağlanmış ve titreşimden piezoelektrik enerji hasadı gerçekleştirilmiştir. En yüksek piezoelektrik güç yoğunluğu çıktısı, (PVDF/BaTiO3, %5 BaTiO3, %15 PVDF, Aseton/DMF (6:4)) özelliklerine sahip nano üreteç ile 3,3 MΩ yük direnci altında 0,0143 µW/cm2 olarak elde edilmiştir
Sonlu elemanlar yöntemi ile boru bükme analizleri ve geri yaylanma miktarı öngörüsü
Bu çalışmada, otomotiv sektöründe kullanılan boru profillerin boru bükme makinelerinde döner çekme yöntemi ile farklı çap ve et kalınlıklarında çelik malzemelerden boruların bükümü esnasında büküm parametlerinin geri esnemeye etkileri incelenmektedir. Boru bükme prosesi, uzay-havacılık ve otomotiv sektörlerinde oldukça kompleks şase kısımlarının tek parçada üretilebilmesini sağlayarak komponentin ağırlığını ve üretim maliyetini düşürmesi nedeniyle tercih edilmektedir. Boru bükme prosesinde Döner-Çekme (Rotary Draw), Makaralı-İtme (Push Rolling), Sıkıştırmayla (Compression) ve Pres Kütüğü (Ram) ile boru bükme yöntemleri kullanılır. Bükülen boruların kullanıldığı bu gibi yerlerde hassas büküm açısı ve uygun kesit alanı önem arz etmektedir. Boru bükme proseslerinde en sık karşılaşılan problem kesit alanı bozulmasıdır. Büküm açısını etkileyen bir diğer önemli faktör de geri esneme miktarıdır. Makaralı itme ile bükümde kalıp çapından çok daha büyük radyüslü büküm işlemleri yapıldığı için geri esneme bükülen borunun malzemesi ve kesitine bağlı olarak daha yüksek ölçeklerde görülebilmektedir. Açık ve kapalı kesit alanına sahip profillerin geri yaylanma davranışları kesit alanlarının şekline, kesit alanı ölçülerine, bükme yarıçapına ve bükme açısına göre değişkenlikler gösterir. Bu çalışmada ayrıca boru kesit alanındaki bozukluklar incelenmektedir. Çünkü bükülen borunun iç yüzeyinde (borunun kalıba değdiği yüzey) kalınlaşma görülürken, borunun dış yüzeyinde ise incelmelere rastlanmaktadır. Son olarak, boru bükmede karşılaşılan problemlerin oluşmaması için neler yapılması gerektiği açıklanmaktadır.