
875
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Sağlıklı ve obstetrik brakial pleksus paralizisi bulunan çocukların servikal bölge eklem hareket açıklığı, propriyosepsiyon ve fonksiyonellik değerlendirilmesi
Bu araştırma sağlıklı ve obstetrik brakial pleksus paralizisi (OBPP) bulunan çocukların servikal bölge eklem hareket açıklığı, propriyosepsiyon ve fonksiyonelliğinin değerlendirilmesi için yapıldı. Çalışmaya gönüllü olan 7-18 yaş arasında obstetrik brakial pleksus paralizisi (OBPP) bulunan 30 çocuk ile 30 sağlıklı çocuk dahil edildi. OBPP tanılı çocukların yaralanma tipinin belirlenmesinde, Narakas Sınıflandırma Sistemi (NSS); dominant ve nondominant üst ekstremitelerinin tüm eklemlerinde hareket açıklığı ölçümünde Aktif Hareket Skalası ve Gilbert Raimondi Skalası; servikal bölge propriyosepsiyon değerlendirilmesinde, Servikal Hareket Sınırı (Cervical Range Of Motion) (CROM) cihazı, üst ekstremite fonksiyonelliğinin değerlendirilmesinde Modifiye Mallet Sınıflandırma Sistemi kullanıldı. Veriler IBM SPSS Statistics 22 programıyla analiz edildi. Aktif Hareket Skalası ve Gilbert-Raimondi Skalasına göre; OBPP'li çocuklarda dominant olmayan (OBPP 'den etkilenmiş) üst ekstremitede eklem hareket açıklıkları, sağlıklı çocuklardan daha azdı (p<0.001). CROM ölçümlerine göre; OBPP'li ve sağlıklı çocuklar, servikal bölge fleksiyon, ekstansiyon, sağ lateral fleksiyon ve sağ rotasyon propriyosepsiyon düzeyi yönünden benzerdi (p>0.05), OBPP'li çocukların dominant taraf (sol) servikal rotasyon ve dominant taraf (sol) servikal lateral fleksiyon propriyosepsiyon düzeyi, sağlıklı çocuklardan daha iyiydi (p<0.001). Modifiye Mallet Sınıflama Sistemi ölçümlerine göre; OBPP'li çocuklarda dominant olmayan üst ekstremitede, omzun tüm yönlerde fonksiyonel hareket açıklığı, sağlıklı çocuklardan daha azdı (p<0.001). Araştırmamızın sonuçları, OBPP tanısı ile doğan çocuklarda, etkilenen taraf üst ekstremitenin hareket açıklığının azaldığını, servikal bölgede etkilenmeyen tarafta propriyosepsiyonu arttırdığını ve etkilenen üst ekstremitenin fonksiyonel olarak daha az kullanıldığını gösterdi. OBPP'li çocukların üst ekstremite ve servikal bölge muskuloskeletal değerlendirmelerinin periyodik olarak yapılması değerli olacaktır.
Ankilozan spondilitli bireylerde postural salınımın denge, düşme riski ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Ankilozan spondilitli (AS) bireylerde postural salınımın denge, düşme riski ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilen bu çalışmaya 30 AS'li, 30 sağlıklı birey dahil edildi. Hasta grubun yaş ortalaması 38.43 ±11.94 yıl ve sağlıklı grubun yaş ortalaması 38.57 ± 12.02 yıl idi. Çalışmada olguların sosyodemografik bilgileri alındıktan sonra, tüm olgularda postural salınımın değerlendirilmesi için GYKO Microgate, dengenin değerlendirilmesi için BERG Denge Ölçeği (BDÖ), düşme riskinin değerlendirilmesi için Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeği (DEÖ), yaşam kalitesinin değerlendirilmesi için Kısa Form (SF-12) Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Ayrıca AS'li olgularda hastalık aktivite şiddeti ilgili hekim tarafından Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI) ile belirlenmiş olup, bu olgularda yaşam kalitesini değerlendirmek için Ankilozan Spondilit Yaşam Kalitesi Anketi (ASYKA), spinal mobilite düzeylerini değerlendirmek için Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeksi (BASMI) kullanıldı. Veriler IBM SPSS Statistics 22 programıyla analiz edildi. Çalışmanın bulgularına göre, hasta ve sağlıklı grup arasında BDÖ skorlarında anlamlı farklılık olduğu tespit edildi (p<0,05). DEÖ skorlarının karşılaştırılmasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). SF-12'nin fiziksel ve mental parametre skorlarının karşılaştırılmasında anlamlı ilişki tespit edildi (p<0,05). GYKO verilerinin karşılaştırılmasında gruplar arasında anlamlı farklılıklar görüldü (p<0,05). GYKO skorları ile BASDAI ve BASMI değerleri arasında anlamlı ilişki bulunamadı (p>0,05). SF-12 fiziksel skoru ile GYKO alt parametrelerinden total uzunluk, antero-posterior uzunluk ve hız skoru arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). SF-12 mental skoru ile antero-posterior uzunluk arasında anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05). BASDAI ile DEÖ arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu görüldü (p<0,05). BDÖ ile BASDAI arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). BASDAI ile ASYKA arasında anlamlı farklılık olduğu görüldü (p<0,05). SF-12 ile BASDAI arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Çalışmanın sonuçları, ankilozan spondilitli bireylerde postural salınımın yaşam kalitesi üzerine etkisinin olduğu fakat denge ve düşme riski üzerine etkisinin olmadığı gösterildi. Bununla birlikte, ankilozan spondilitli bireylerin postural salınım, denge, düşme riski ve yaşam kalitesi parametrelerinin tümünde sağlıklı bireylerden daha kötü olduğu bulundu. Daha önce ankilozan spondilitli bireylerde postural salınımların denge, düşme riski ve yaşam kalitesi üzerine etkisini araştıran bir çalışmaya rastlanmadığından bu çalışmanın ilerde yapılacak araştırmalara referans olacağı düşünülmüştür.
Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu geçiren bireylerde diz eklem farkındalığı ile kinezyofobi fonksiyonel durum ve aktivite düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, ön çapraz bağ (ÖÇB) rekonstrüksiyonu geçiren bireylerde diz eklem farkındalığı ile kinezyofobi, fonksiyonel durum ve aktivite düzeyi arasındaki ilişkisinin incelenmesini amaçlamaktadır. Çalışmaya yaş ortalaması 28±7 yıl olan, 24'i erkek ve 6'sı kadın toplam 30 birey katılmıştır. Katılımcıların diz eklem farkındalığı, Unutulan Eklem Skoru-12 kinezyofobi, Tampa Kinezyofobi Ölçeği , fonksiyonel durum, Lysholm Skoru , aktivite düzeyi Tegner Aktivite Skalası , subjektif değerlendirme, Uluslararası Diz Dokümantasyon Komitesi Skoru ile değerlendirilmiştir. Hamstring ve Quadriceps kas gruplarının kas kuvvetini manuel kas testi cihazı ile normal eklem hareket açıklığı ise gonyometre ile ölçülmüştür. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 22 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular, UES-12 ile Lysholm Diz Skoru, Tegner Aktivite Skalası ve kas kuvveti arasında anlamlı ve pozitif yönlü ilişkiler olduğunu göstermiştir (p<0,05). UES-12 ile gonyometrik ölçümler arasında da anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir (p<0,05). Buna karşılık UES-12 ile kinezyofobi (TSK-17) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05).Cerrahi sonrası fizik tedaviye geç başlanmasının, diz eklem farkındalığı düzeyini olumsuz etkileyebileceği yönünde bulgular elde edilmiştir (p<0,05). Cinsiyet, opere taraf ve yaş gibi demografik değişkenlerin diz eklem farkındalığı üzerinde anlamlı etkisi bulunmamıştır (p>0,05).Sonuç olarak, ÖÇB rekonstrüksiyonu geçiren bireylerde diz eklem farkındalığının, fonksiyonel durum, aktivite düzeyi ile anlamlı ilişkiler gösterdiği ancak kinezyofobi düzeyinden bağımsız olduğu belirlenmiştir. Diz eklem farkındalığının kas kuvveti ve eklem hareket açıklığı ile anlamlı ilişkisi gösterilmiştir. Cerrahi sonrası fizik tedaviye geç başlanmasının bu farkındalığı olumsuz etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu bulgular, klinik değerlendirmelerde diz farkındalığının önemine dikkat çekmekte, erken dönemde başlatılan bütüncül rehabilitasyon programlarının gerekliliğini vurgulamaktadır.
Ampute futbol sporcularında vücut farkındalığı, kinezyofobi ve bilişsel performans arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, profesyonel ampute futbol sporcularında vücut imajı algısı, vücut farkındalığı, bilişsel performans ve kinezyofobi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. 17-40 yaş arası ampute fubolcu olan 32 katılımcının; vücut farkındalığı, Vücut Farkındalık Oranı Anketi, vücut imajı, Ampute Vücut İmaj Skalası, kinezyofobi, Tampa Kinezyofobi Ölçeği, bilişsel performansı, Stroop Testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizi için iki sürekli değişken arasındaki ilişki Pearson ya da Spearman Sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirilmiştir. Ruh Hali (Vücut Farkındalık Oranı Anketi)" değişkeni ile STROOP – A değişkeni arasındaki korelasyon anlamlıdır (p<0.05). Korelasyonun yönü pozitif ve orta (r=0.342) derecede ilişkiye sahipti. Toplam (Vücut Farkındalık Oranı Anketi)" değişkeni ile STROOP – A değişkeni arasındaki korelasyon anlamlıdır (p<0.05). Korelasyonun yönü pozitif ve orta (r=0.308) derecede ilişkiye sahiptir. Farkındalık (Vücut Farkındalık Oranı Anketi)" değişkeni ile STROOP – D değişkeni arasındaki korelasyon anlamlıdır (p<0.05). Korelasyonun yönü pozitif ve orta (r=0.390) derecede ilişkiye sahipti. Ampute Vücut İmaj Skalası değişkeni ile Bilişsel Performans Ölçümleri arasındaki korelasyon anlamsızdı (p>0.05). Tampa Kinezyofobi Ölçeği değişkeni ile Bilişsel Performans Ölçümleri arasındaki korelasyon anlamsızdı (p>0.05). Yaş" değişkeni ile STROOP – A değişkeni arasındaki korelasyon anlamlıydı (p<0.05). Korelasyonun yönü pozitif ve orta (r=0.426) derecede ilişkiye sahipti. Vücut kütle indeksi değişkeni ile STROOP – B değişkeni arasındaki korelasyon anlamlıdır (p<0.05). Korelasyonun yönü negatif ve orta (r=-0.496) derecede ilişkiye sahipti. Katılımcıların STROOP – A-B-C değişkenlerinin protez kullanım durumunun olması ile olmaması arasında anlamlı bir farklılık olduğu tespit edildi (p<0.05). Çalışmanın sonucunda, vücut imajı algısı, vücut farkındalığı, bilişsel performans ve kinezyofobi arasında anlamlı bir ilişki saptandı. Sonuç; ampute futbol takımı oyuncularında vücut farkındalığı ve bilişsel performans eğitim çalışmaları rehabilitasyon programlarına dahil edilmeli ayrıca günlük yaşamda protez kullanmalarının vücut algıları ve bilişsel performansları için olumlu etkileri göz ardı edilmemelidir. Çalışmamızın bu konuda yol gösterici olabileceğini düşünmekte ve önermekteyiz.
Gebelerde fiziksel aktivite düzeyinin boyun omuz postürü ve kas sertliği ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma, gebelerde fiziksel aktivite düzeyi ile boyun-omuz postürü ve kas sertliği arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Çalışmaya Gaziantep'te yer alan özel bir hastanenin kadın hastalıkları ve doğum polikliniğine başvuran yaş ortalaması 28.66 ± 3,14 yıl olan toplam 41 gebe dahil edildi. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri Gebelik Fiziksel Aktivite Anketi (GFAA) ile boyun-omuz postürleri PostureScreen Mobil Uygulaması ile ve kas sertliği ise MyotonPro cihazı kullanılarak değerlendirildi. Elde edilen veriler, IBM SPSS Statistics 22 programı ile analiz edildi. Çalışma bulgularına göre, katılımcılardan 2'si (%4,9) 1. trimester, 11'i (%26,8) 2.trimester ve 28'i (%68,3) 3.trimesterde idi. Katılımcılardan 21'i (%51,2) düşük düzeyde fiziksel aktivite grubunda, 20'si (%48,8) ise orta düzeyde fiziksel aktivite grubunda yer almaktaydı. Elde edilen bulgular doğrultusunda fiziksel aktivite düzeyleri ile boyun-omuz postürü ve kas sertliği ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı saptandı (p>0.05). Elde edilen sonuçlar, gebelik dönemindeki fiziksel aktivite düzeyinin postür ve kas sertliği üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığını ortaya koymuştur. Bu çalışmanın, ileri düzey araştırmalara metodolojik bir temel oluşturarak alandaki literatüre katkı sağlaması beklenmektedir
Adölesan sporcularda ayak bileği instabilite prevelansının belirlenmesi
ÖZET ADÖLESAN SPORCULARDA AYAK BİLEĞİ İNSTABİLİTE PREVELANSININ BELİRLENMESİ Bu çalışma, adölesan sporcularda ayak bileği instabilite prevalansının belirlenmesini amaçlamaktadır. Çalışmaya yaş ortalaması 15.66±1,22 yıl olan, 73'ü erkek ve 71'i kadın toplam 144 öğrenci katılmıştır. Çalışma kapsamında katılımcıların demografik bilgileri, spor geçmişi, ayak bileği instabilite durumu, aktivite düzeyi, kinezyofobisi, ayak postürü, dengesi değerlendirilmiştir. Ayak bileği instabilitesi değerlendirmesinde Fonksiyonel Ayak Bileği İnstabilite Tanımlama Testi (FABİT), kinezyofobi için Tampa Kinezyofobi Ölçeği, aktivite düzeyini değerlendirmek için Tegner Aktivite Ölçeği, denge değerlendirmesi için Tek Ayak Üzerinde Durma Testi ve Tek Bacak Sıçrama Testi, ayak pronasyonu için Naviküler Düşme ve Kayma testi kullanılmıştır. Çalışma bulguları, adölesan sporcularda kronik ayak bileği instabilitesi (KAİ) görülme sıklığının anlamlı düzeyde olduğunu ortaya koymuştur (p<0,05). Ayrıca ayak postürü, spor türü, cinsiyet ve kinezyofobi (p=0.007) gibi değişkenlerin KAİ ile anlamlı ilişkisi bulunmuştur. Bu çalışmanın bulguları, adölesan sporcularda kronik ayak bileği instabilitesinin dikkat çekici bir prevalansa sahip olduğunu göstermektedir. KAİ ile cinsiyet, spor türü, ayak postürü ve kinezyofobi arasındaki anlamlı ilişkiler ve biyopsikososyal faktörlerin bu durumun gelişiminde rol oynadığını ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar, genç sporcularda erken tarama ve önleyici rehabilitasyon programlarının geliştirilmesi açısından literatüre önemli katkılar sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ayak bileği instabilitesi; Adölesan sporcular; Kronik ayak bileği instabilitesi; Kinezyofobi; Denge.
Temporomandibular eklem disfonksiyonuna sahip olan romatoid artritli bireylerde manuel tedavi uygulamalarının etkinliği
Bu çalışma temporomandibular eklem disfonksiyonuna sahip olan romatoid artritli bireylerde manuel terapi uygulamalarının ağrı, eklem hareket açıklığı, eklem pozisyon hissi üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya dahil edilen 57 hasta basit rastgele yöntem ile 3 gruba ayrıldı. Grup 1'e çiğneme kaslarına yumuşak doku mobilizasyonu ve grup 2'ye temporomandibular eklem mobilizasyonu haftada 2 olmak üzere 6 hafta boyunca uygulandı. Kontrol grubuna tedavi yapılmadı. Gruplar tedavi öncesi ve tedavi sonrası olmak üzere 2 kez değerlendirildi. Kontrol grubuna ilk değerlendirmeden 6 hafta sonra ikinci değerlendirme yapıldı. Servikal bölge eklem hareket açıklığı ve eklem pozisyon hissini değerlendirmek için C-ROM, TME hareket açıklığını değerlendirmek için milimetrik cetvel, kasların basınç ağrı eşiğini değerlendirmek için Algometre, baş ağrısı için Baş Ağrısı Etki Testi- HIT-6, temporomandibular disfonksiyon şiddeti için Fonseca Anamnestik İndeksi(FAİ) ve Çene Fonksiyon Kısıtlanma Skalası-20(JFLS-20), emosyonel durum için Yaygın Anksiyete bozukluğu-7(GAD-7) kullanıldı. Servikal eklem hareket açıklığında, kontrol grubunda yalnızca sağ lateral fleksiyon açısı tedavi öncesi-sonrası artış göstermiştir (p<0.05). Yumuşak doku mobilizasyonu grubunda fleksiyon ve rotasyon açılarında artış; fleksiyon ve ekstansiyon dönüş sapma ölçümlerinde ise azalma gözlenmiştir (p<0.05). Eklem mobilizasyonu grubunda fleksiyon, ekstansiyon, lateral fleksiyon ve rotasyon açılarında artış; dönüş sapma ölçümlerinde ise azalma tespit edilmiştir (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmalarda, sol lateral fleksiyon ve sol lateral fleksiyon hareket sapma açısı yalnızca eklem mobilizasyon grubunda; sağ rotasyon açısı ise her iki tedavi grubunda farklılık göstermiştir (p<0.05). Yumuşak doku mobilizasyonu, sağ rotasyon açısındaki artışı eklem mobilizasyona göre daha belirgin şekilde artırmıştır. Basınç ağrı eşikleri ölçümünde yumuşak doku mobilizasyon grubunda tüm ölçümlerde tedavi sonrası artış saptandı (p<0.05). Eklem mobilizasyon grubunda da tüm ölçümlerde benzer şekilde artış gözlendi (p<0.05). Kontrol grubunda ise yalnızca sol TME laterali ölçümünde azalma görüldü (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmalarda, yumuşak doku mobilizasyonu ile kontrol grubu arasında sağ masseter, sol anterior temporalis ve sol masseter yumuşak doku mobilizasyonu lehine farklılık bulundu (p<0.05). Eklem mobilizasyonu ile kontrol grubu karşılaştırıldığında ise sağ TME laterali ve sol anterior temporalis değişkenlerinde eklem mobilizasyonu grubunda farklılık tespit edildi (p<0.05). Yumuşak doku ve eklem mobilizasyonu grupları arasında ise fark saptanmadı (p>0.05). Mandibular hareket açıklığı değerlendirmesinde yumuşak doku mobilizasyon grubunda tüm ölçümlerde tedavi sonrası artış saptandı (p<0.05). Eklem mobilizasyon grubunda da tüm ölçümlerde benzer şekilde artış görüldü (p<0.05). Kontrol grubunda ise yalnızca depresyon ve protrüzyon ölçümlerinde azalma tespit edildi (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmalarda, yumuşak doku mobilizasyonu ile kontrol grubu arasında yalnızca retrüzyon ölçümünde fark bulundu (p<0.05), diğer karşılaştırmalarda fark saptanmadı (p>0.05). GAD-7, FONSECA, JFLS-20 Çiğneme, JFLS-20 Mobilite ve JFLS-20 Total ölçümlerinde, yumuşak doku mobilizasyon grubunda tüm ölçümlerde tedavi sonrası azalma saptandı (p<0.05). Eklem mobilizasyon grubunda da tüm ölçümlerde benzer şekilde azalma görüldü (p<0.05). Kontrol grubunda ise GAD-7, Fonseca ve JFLS-20 alt ölçeklerinde artış izlendi (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmalarda, yumuşak doku mobilizasyonu ile kontrol grubu arasında Fonseca ve JFLS-20 çiğneme ile total skorlarında fark bulundu (p<0.05); azalma yalnızca mobilizasyon grubunda gözlenirken, kontrol grubunda artış tespit edildi. Eklem mobilizasyonu ile kontrol grubu karşılaştırıldığında ise HIT-6, Fonseca ve JFLS-20 alt ölçeklerinde fark bulundu (p<0.05); azalma mobilizasyon grubunda, artış kontrol grubunda ortaya çıktı. Romatoid artritli ve temporomandibular eklem disfonksiyonu olan bireylerde uygulanan yumuşak doku ve eklem mobilizasyonları, ağrı, fonksiyonel kısıtlılık,anksiyete ve eklem hareket açıklığı üzerindeki olumsuz etkileri azaltmada etkili sonuçlar vermiştir. Her iki tedavi yaklaşımı da semptomların hafiflemesine katkı sağlarken, kontrol grubunda bazı parametrelerde kötüleşme izlenmiştir. Bu bulgular, manuel terapi yöntemlerinin RA'lı hastalarda TME disfonksiyonuna yönelik etkili bir tedavi seçeneği olabileceğini göstermektedir.
Parkinson hastalarında gövde kontrolü ile gövde kaslarının viskoelastik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, parkinson hastalığı tanısı alan bireylerde gövde kontrolü ile gövde kaslarının viskoelastik özellikleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. 40-70 yaş arası parkinson tanısı alan 38 katılımcının yaşam kalitesini ölçmek için Parkinson Hastalığı Anketi (PDQ-39), denge değerlendirmek için Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT) ve Berg Denge Ölçeği (BDÖ), bilişsel durumu için Hodkinson Mental Test (HMT), hastalığın şiddeti için Hoehn ve Yahr Çlçeği (HYÖ), kasların viskoelastik özelliğini ölçmek için MyotonPro cihazı ve gövde kontrolü için Gövde Bozukluk Ölçeği (GBÖ) kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizi için İki sürekli değişken arasındaki ilişki Pearson ya da Spearman Sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirilmiştir. Bulgular, gövde kontrolü ile gövde kaslarının viskoelastik özellikleri arasında anlamlı korelasyonlar olduğunu göstermiştir. Özellikle gövde bozukluk ölçeği ile kas tonusu (r = 0.721; p < 0.01), sertlik (r = 0.681; p < 0.01) ve elastisite (r = -0.643; p < 0.01) arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Ayrıca, gövde kaslarının gevşeme süresi ve uzama gibi parametrelerinin de gövde kontrolünü etkilediği belirlendi. Gövde bozukluk ölçeği ile elde edilen korelasyonlar, gövde kaslarının daha yüksek tonus ve sertlik düzeylerinin daha iyi postüral kontrol ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Bulgulara göre, örneğin Lumbal Multifidus kasının tonusu ile gövde kontrolü arasında güçlü bir ilişki olduğu (r = 0.721) görülmüştür. Bu da, Parkinson hastalarında fonksiyonel bağımsızlığı artırmak amacıyla yapılacak fizyoterapi müdahalelerinde, gövde kaslarının viskoelastik özelliklerinin mutlaka dikkate alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, gövde kontrolü yalnızca sinirsel kontrol mekanizmalarına değil, aynı zamanda kasların biyomekanik özelliklerine de bağlıdır. Bu çalışma, Parkinson hastalarının rehabilitasyon sürecinde kasların viskoelastik özelliklerine yönelik spesifik müdahalelerin önemini vurgulamakta ve ileri araştırmalara yol gösterici olabilecek nitelikte bilgiler sunmaktadır.
0-4 ay riskli bebeklerde zenginleştirilmiş çevre temelli erken müdahale programının etkinliğinin incelenmesi
0-4 AY RİSKLİ BEBEKLERDE ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ ÇEVRE TEMELLİ ERKEN MÜDAHALE PROGRAMININ ETKİNLİĞİNİN İNCELENMESİ Bu araştırma, 0–4 ay arası gelişimsel risk taşıyan bebeklerde zenginleştirilmiş çevre temelli erken müdahale programının anne–bebek bağlanması, bebeklerin motor gelişimi ve annelerin anksiyete düzeyi üzerindeki etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma ön test–son test tek grup yarı deneysel desenle yürütülmüş ve 19 anne-bebek çifti çalışmaya dâhil edilmiştir. Müdahale programı, 12 hafta boyunca ev ortamında ebeveyn rehberliğinde uygulanan duyu-motor etkinlikler, hedefe yönelik hareket uyarımları, pozisyonlama stratejileri ve duygusal etkileşim temelli uygulamalardan oluşmuştur. Veriler, Test of ınfant motor performance (Tımp), Peabody developmental motor scales–2 (Pdms-2), Anne–bebek bağlanma ölçeği ve Beck anksiyete ölçeği ile toplanmıştır. Elde edilen bulgular, müdahale sonrası bebeklerin motor gelişim düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı artışlar olduğunu göstermiştir. Tımp puanı ortalaması 26.84'ten 61.42'ye yükselmiş; Pdms-2 alt boyutlarında (refleks, postüral kontrol, lokomasyon, kavrama, görsel-motor entegrasyon) belirgin ilerlemeler kaydedilmiştir. Bağlanma ölçeği puanlarında anlamlı düşüş anne–bebek ilişkisinde olumlu yönde gelişim olduğunu göstermektedir. Annelerin anksiyete düzeylerinde de anlamlı azalma gözlenmiştir. Sonuç olarak, çevresel olarak zenginleştirilmiş erken müdahale programları, yalnızca motor gelişim üzerinde değil; bağlanma ve duygusal iyilik halleri üzerinde de bütüncül etkiler yaratmaktadır. Bu tür yapılandırılmış programların, gelişimsel risk taşıyan bebeklerde erken dönemde uygulanması, ilerleyen gelişimsel süreçlerde telafi edici ve destekleyici etki sağlayabilir. Bu çalışma pediatrik fizyoterapi programlarında erken dönemde aile merkezli ve multidisipliner yaklaşımların önemini vurgulamaktadır. Anahtar kelimeler: Erken müdahale; Zenginleştirilmiş çevre; Gelişim; Preterm bebek; Riskli bebek.
Kadınlarda reformer pilates egzersizleri ve foam rollerin fleksibilite, stres, depresyon ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, kadınlarda reformer pilates egzersizleri ve foam rollerin fleksibilite, stres,depresyon ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisinin araştırılmasıdır. 18-50 yaş arası son 6 ay içinde esneklik içeren herhangi bir egzersiz programına dahil olmamış, 36 sağlıklı kadın çalışmaya dahil edildi. Demografik bilgiler sosyodemografik bilgi formuyla kaydedildikten sonra verilerin toplanmasında, esneklik değerlendirmesinde "Otur Uzan Testi", "Modifiye Otur Uzan Testi" ve "Fonksiyonel Uzanma Testi ", stres seviyesi "Algılanan stres ölçeği" , depresyon seviyesi Beck Depresyon Ölçeği ,yaşam kalitesi "SF 36 Yaşam kalitesi ölçeği" kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda, Pilates egzersizi yapan katılımcıların otur-uzan testi (P<0.001), modifiye otur-uzan testi sağ ve sol (P<0.001), lateral uzanma testi (P<0.004) ve Beck depresyon ölçeği(P<0.024) skorlarında egzersiz öncesi ve sonrası arasında artış saptanmıştır. Buna karşın, algılanan stres düzeyi (P>0.063) ve SF-36 yaşam kalitesi (P>0.301) skorlarında anlamlı bir değişiklik gözlenmemiştir. Foam roller grubunda ise yalnızca lateral uzanma testi skorunda anlamlı bir farklılık bulunurken (P<0.01), diğer tüm ölçümlerde egzersiz öncesi ve sonrası arasında anlamlı bir fark tespit edilmemiştir (p>0.05). Bu bulgular, Pilates egzersizlerinin esneklik ve depresyon üzerinde olumlu etkileri olduğunu, foam roller egzersizlerinin ise sınırlı etki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, klinik uygulamalarda foam roller teknikleri, reformer pilates ya da diğer aktif egzersiz protokolleriyle birlikte entegre biçimde planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Pilates; Foam Roller; Esneklik; Depresyon.
Uzun yol şoförlerinde kas iskelet sistemine ait şikayetlerin, yorgunluk ve uyku kalitesinin reaksiyon zamanı üzerine etkisinin incelenmesi
ÖZET UZUN YOL ŞOFÖRLERİNDE KAS İSKELET SİSTEMİNE AİT ŞİKAYETLERİN, YORGUNLUK VE UYKU KALİTESİNİN REAKSİYON ZAMANI ÜZERİNE ETKİSİNİN İNCELENMESİ Uzun yol tır sürücülerinde kas-iskelet sistemi şikayetleri, yorgunluk, uyku kalitesi ve reaksiyon zamanı arasındaki ilişkiyi inceleyen bu çalışma, Gaziantep'te yaş ortalaması 39,65±10,61 yıl olan 161 erkek sürücü ile gerçekleştirildi. Çalışmaya katılan gönüllü bireylerin sosyodemografik bilgileri alındıktan sonra, kas-iskelet sistemi şikayetleri için Nordic Kas İskelet Sistemi Anketi (NKİSA), uyku kalitesini değerlendirmek için Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ve Uykusuzluk Şiddeti İndeksi (UŞİ), yorgunluğu değerlendirmek için Yorgunluk Şiddeti Ölçeği (YŞÖ), reaksiyon zamanını değerlendirmek için Deary-Liewald Reaksiyon Süresi testi (Basit ve Karmaşık Reaksiyon Süresi) ve Nelson Ayak Reaksiyon Ölçeği kullanıldı. Veriler IBM SPSS Statistics 22 programıyla analiz edildi. Bulgulara göre, katılımcıların %62,1'inin günde 9-12 saat araç kullandığı ve en sık kas-iskelet sistemi şikayetlerinin boyun (%42,2), bel (%31,1) ve sırt (%26,1) bölgelerinde olduğu tespit edildi. Katılımcıların orta düzeyde uykusuzluk (ISI ort: 12,50), düşük uyku kalitesi (PUKİ ort: 12,63) ve orta düzeyde yorgunluk (YŞÖ ort: 3,30) yaşadığı saptandı. Korelasyon analizleri sonucunda, NKİSA sonuçlarına göre; boyun, omuz, sırt, el bileği-el ve bel bölgelerindeki kas-iskelet sistemi şikayetleri ile PUKİ, YŞÖ Deary-Liewald ve Nelson Ayak Reaksiyon Süresi, düzeyleri arasında zayıf istatistiksel olarak anlamlı negatif ilişkiler (p<0,05) saptandı. Ayrıca, Deary-Liewald ve Nelson Ayak Reaksiyon Süresi arasında anlamlı pozitif korelasyonlar (p<0,01) belirlenmiş olup, bu sonuç testlerin birbirini doğruladığını gösterdi. PUKİ ve YŞÖ ölçekleri arasında da güçlü pozitif yönde anlamlı ilişkiler (p<0,01) bulundu. Çalışmanın sonuçları, uzun yol tır sürücülerinde kas-iskelet sistemi şikayetleri, uyku kalitesi, yorgunluk ve reaksiyon zamanı arasında anlamlı ilişkiler olduğunu gösterdi. Özellikle, kas-iskelet sistemi şikayetlerinin artmasıyla birlikte, sürücülerin uyku kalitesinde düşüşler, yorgunluk düzeylerinde artışlar ve reaksiyon sürelerinde değişimler belirlendi. Anahtar Kelimeler: Uzun yol şoförü; Kas-iskelet sistemi şikayetleri; Yorgunluk, Uyku kalitesi; Reaksiyon zamanı.
Pektus ekskavatumlu bireylerde konservatif tedavinin etkinliği
Bu çalışmanın amacı pektus ekskavatumlu bireylerde konservatif tedavinin etkinliğini incelemekti. Çalışmaya alınan 35 pektus ekskavatumlu birey (8 kız, 27 erkek), çalışma ve kontrol olarak 2 gruba ayrıldı. Kontrol grubu sadece vakum bell tedavisi ile takip edilirken çalışma grubu vakum bell ve egzersiz tedavisi ile 12 hafta takip edildi. Katılımcıların deformite şiddeti ölçümleri antropometrik indeks ile, sagital postür değerlendirmeleri fotoğraf yöntemi ile yapıldı. Fonksiyon değerlendirmek için, 4.kosta, ksifoid ve subkostal seviyelerinden yapılan göğüs mobilitesi, otur-uzan ve Modifiye Schober testi ile yapılan gövde esnekliği, sit up ve lateral köprü testleri ile yapılan gövde endurans testleri kullanıldı. Yaşam kalitesi Nuss Anketi, Pektus Değerlendirme Anketi ve Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Anketi ile değerlendirildi. Pektus ekskavatumlu bireylerde, deformite şiddetinde her iki grupta da azalma elde edildi (p<0,05). Baş postüründe her 2 grupta da gelişme gözlendi (p<0,05). Gövde postüründe ise kontrol grubunda tedavi ile değişiklik gözlenmezken, çalışma grubunda torakal, torakolumbar ve lumbar bölgelerde postürde düzelme gözlendi (p<0,05). Göğüs mobilite ölçümlerinde 4.kosta ve ksifoid seviyede her iki grupta da tedavi ile değişiklik olmazken (p>0,05), kontrol grubunda subkostal seviyede mobilite artışı bulundu (p<0,05). Otur uzan testi sonuçlarına göre her iki grupta da gelişme gözlendi (p<0,05). Kontrol grubunda sit up ve lateral köprü test (sağ) sonuçlarında gelişme gözlendi (p<0,05). Yaşam kalitesi açısından tüm anket skorlarında, çalışma grubunda gelişme elde edilirken (p<0,05), kontrol grubunda herhangi bir değişiklik tespit edilmedi. Çalışmamıza göre, pektus ekskavatumlu bireylerde, vakum bell'e ek olarak egzersizi içeren konservatif tedavinin, postür ve yaşam kalitesi üzerine olumlu katkıları bulunmaktadır.
Latent tetik nokta tedavisinde yüksek güçte ağrı sınırında ultrason ve iskemik kompresyon yöntemlerinin etkinliğinin karşılaştırılması
Çalışmamızın amacı Latent Tetik Nokta (LTN) tedavisinde Yüksek Güçte Ağrı Sınırında Ultrason (YGAS-US) ve İskemik Kompresyon tekniklerinin ağrı, basınç ağrı eşiği (PPT), duygu-durum, yaşam kalitesi ve disabilite üzerine etkilerini belirlemektir. Üst trapez, Levator Skapula, Supraspinatus, İnfraspinatus, Deltoid Anterior, Pectoralis Majör, Pectoralis Minör kaslarında minimum 3 LTN bulunan 173 olgu çalışmaya dahil edildi. Ağrı, duygu-durum, yaşam kalitesi ve disabilite değerlendirmeleri tedavi öncesi, tedaviden 1 hafta ve 4 hafta sonrası yapıldı; PPT değerlendirmeleri tedavi öncesi, tedaviden hemen sonrası ile tedaviden 1 hafta ve 4 hafta sonrası yapıldı. Grup 1'e YGAS-US tekniği, dozun kişinin tolere edebildiği en üst seviyeye arttırıldığı ve US başlığının sabit tutulduğu evreden sonrasında dozun sabit tutulduğu şekilde uygulandı. Grup 2'ye YGAS-US tekniği, dozun kişinin tolere edebildiği en üst seviyeye arttırıldığı ve US başlığının sabit tutulduğu evreden sonrasında dozun yarıya düşürüldüğü şekilde uygulandı. Grup 3'e ise İskemik Kompresyon tekniği uygulandı. Ağrı Görsel Analog Skala (GAS) ile, PPT algometre ile, duygu-durum Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Durumluk – Sürekli Kaygı Envanteri (STAI TX-1, STAI TX-2) ile, yaşam kalitesi SF-36 Sağlık Denetimi Formu ile, disabilite Boyun Ağrısı ve Disabilite Skoru (BADS) ile değerlendirildi. Grup içi değerlendirmede, Grup 1 ve Grup 2'de ağrı, PPT ve duygu-durum parametrelerinde iyileşme bulundu (p<0,05). Grup 3'te ise ağrı, PPT, duygu-durum ve disabilite parametrelerinde iyileşme bulundu (p<0,05). Gruplar arası fark "ANOVA" ile değerlendirildiğinde, ağrı parametresinde ve PPT'nin bazı alt parametrelerinde Grup 3 Grup 2'ye göre istatistiksel olarak anlamlı farklı bulundu (p<0,05). Duygu-durumun bazı altparametrelerinde, disabilite parametresinde ve PPT'nin bazı altparametrelerinde Grup 3 Grup 1'e göre istatistiksel olarak anlamlı farklı bulundu (p<0,05). Bu çalışmanın sonucunda, LTN tedavisinde hem YGAS-US tekniğinin iki farklı şekilde uygulanışı hem de İskemik Kompresyon tekniği etkili bulundu. İskemik kompresyon tekniği ağrı, depresyon, disabilite ve PPT üzerine YGAS-US uygulamasından daha etkin bulundu. YGAS-US tekniğinin doz sabit tutularak uygulanma şekli, ağrı üzerine YGAS-US tekniğinin doz yarıya düşürülerek uygulanma şekline göre daha etkili bulunurken; YGAS-US tekniğinin doz yarıya düşürülerek uygulanma şekli de depresyon üzerine YGAS-US tekniğinin doz sabit tutularak uygulanma şekline göre daha etkili bulundu. Anahtar Kelimeler: Tetik nokta, yüksek güçte ağrı sınırında ultrason, iskemik kompresyon.
Keman çalan müzisyenlerde kinesiotape uygulamasının fonksiyonellik, performans, kas gücü ve ağrı üzerine etkisi
Çalışmamızın amacı; genç ve erişkin keman çalan müzisyenlerde kinesiotape uygulamasının fonksiyonellik, performans, kas gücü ve ağrı üzerindeki etkilerini belirlemektir. En az 2 yıldır keman çalan 117 olgu çalışmaya dâhil edildi. Değerlendirmeler tedavi öncesi, tedavi sonrası, 1 hafta sonra performans öncesi ve 1 hafta sonra performans sonrasında uygulandı. Grup 1'e Kinesiotape uygulaması, Grup 2'ye plasebo bantlama ve Grup 3'e kontrol uygulamaları yapıldı. Fonksiyonellik Kol-Omuz-El Sakatlık Anketi (DASH), Jebsen Taylor Fonksiyon Testi (JTFT) ve Purdue Pegboard Testi ile kas gücü Jamar El Dinamometresi ve Pinçmetre ile ve ağrı Vizüel Analog Skalası (VAS) ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda, kinesiotape uygulamasında fonksiyonellik, kas gücü ve ağrı düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0,05). DASH fonksiyonel değerlendirmesinde kinesiotape grubu grup içinde ve gruplar arasında olumlu yönde artmış bulundu. JTEFT, yazı yazma, kart çevirme, küçük nesneler ve beslenme stimülasyonu parametrelerinde kinesiotape grubunda sonuçlar plasebo ve kontrol grubuna göre olumlu yönde artış bulundu (p<0,05). Diğer parametrelerde anlamlı farklılık saptanmadı. Purdue-Pegboard fonksiyon testinde, sol üst ekstremite kas gücü değerlendirmelerimizde, sol el lateral kavrama 1 hafta sonra performans sonrası değerlendirmesinde, ağrı (VAS) değerlendirmesinde ve duyu (diskriminatör, monofilament ve vibrasyon) değerlendirmelerinde kinesiotape grubunda plasebo ve kontrol grubuna göre olumlu yönde artış bulundu (p<0,05). Sol el diğer el kavrama ve moover sonuçlarında ise anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Bu çalışmanın sonucunda, bireylerde kinesiotape uygulamasının bantlama öncesi, bantlama sonrası, 1 hafta sonra performans öncesi ve 1 hafta sonra performans sonrası değerlendirmeleri sonucunda fonksiyon, kas gücü ve ağrı üzerinde plasebo ve kontrol gruplarına göre daha üstün olduğu bulundu. Anahtar Kelimeler: Müzisyen, kinesiotape, fonksiyonellik, kas gücü, ağrı.
Geriatrik bireylerde motor-motor ve motor-kognitif çift görev egzersizlerinin düşme üzerine etkisi
Çalışmamızın amacı; geriatrik bireylerde hem motor-motor hem de motor-kognitif çift görev egzersizlerinin düşme üzerine etkinliğini belirlemektir. 60 yaş üzeri, gönüllü 50 geriatrik birey çalışmaya dahil edildi. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve sonrası uygulandı. Grup 1'e motor-kognitif çift görev egzersizleri, Grup 2'ye motor-motor çift görev egzersizleri uygulandı. Değerlendirmelerde Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeği (UDEÖ), Berg Denge Ölçeği (BDÖ), Zamanlı Ayağa Kalk Yürü Testi (ZAKY), Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ) kullanıldı. Antigravite kas gücü ölçümü hand-held dinamometre ile, plantar duyu ölçümü monofilament (SWMT) ve diskriminatör ile yapıldı. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalamaları 67,72±7,33 idi. Her iki grupta da tedavi öncesi ile sonrası karşılaştırıldığında Berg Denge Ölçeği üzerinde olumlu gelişme gözlendi (p<0,05); ancak gruplar arası anlamlı bir fark bulunmadı (p=0.07). Hem grup içinde hem de gruplar arasında Uluslar arası Düşme Etkinlik Ölçeği ve Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği üzerinde anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Zamanlı Ayağa Kalk Yürü Testi'nde gruplar arası fark motor-kognitif grup lehine istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Kas gücü, plantar duyu ve iki nokta diskriminasyon değerlerinde gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Çalışmamızda, geriatrik bireylerde her iki çift görev egzersizlerinin de düşme üzerine olumlu etkileri bulunmuştur; ancak motor-kognitif çift görev egzersizlerinin zamanlı ayağa kalk ve yürü testine olan olumlu etkisi nedeniyle, geriatrik bireylerde bu egzersizlere öncelik verilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Çift görev, düşme, geriatri, zamanlı kalk ve yürü testi, kognitif.
Diz osteoartritli hastalarda dizlik ve bantlamanın denge ve fonksiyonellik üzerine etkinliğinin karşılaştırılması
Çalışmamızın amacı; 40-65 yaş arası diz osteoartritli hastalarda dizlik ve bantlamanın, fonksiyonellik, denge ve ağrı üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışmaya diz osteoartrit tanısı alan 34 hasta dahil edildi. Hastalar 2 gruba ayrıldı ve tedaviye alındı. İlk gruba patellar destekli dizlik (6hafta) uygulandı, ikinci gruba ise bantlama (kinesiotape, haftada 2 kere, 6hafta) yapıldı. Ayrıca her iki gruba da 6 hafta boyunca egzersizler verildi. Hastalar tedavi öncesi ve sonrasında, denge, fonksiyonellik, propriyosepsiyon, ağrı, kas kuvveti ve eklem hareket açıklığı bakımından değerlendirildi. Denge için Berg Denge Ölçeği, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi ağrı için Visual Analog Skalası (VAS), fonksiyonellik için WOMAC (Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri) Skorlaması ve Zamanlı Ayağa Kalk ve Yürü Testi (ZAKYT), EHA ve pozisyon hissi dijital gonyometre ile, kas kuvveti "Hand-held" dinomometre (Lafeyette Instrument®, Lafayette, IN) kullanıldı. Grup içi değerlendirmede, Grup-1 ve Grup-2'de denge, fonksiyonellik, ağrı, eklem hareket açıklığı, kas kuvveti, propriosepsiyonda iyileşme bulundu (p<0,05). Gruplar arası değerlendirmede ise; denge ve fonksiyonellikte bantlama grubu lehine anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda diz osteoartritli bireylerde egzersize ek olarak uygulanan bantlamanın denge ve fonksiyonellikte dizlik grubuna göre daha etkin olduğu bulundu. Ayrıca her iki grupta ağrı, eklem hareket açıklığı ve kas kuvvetinde anlamlı bir iyileşme görüldüğü için kliniklerde tedavi seçeneği olarak dizlik veya bantlama tercih edilebilir. Anahtar Sözcükler: Osteoartrit, kinesiotape, fonksiyon, ağrı, denge
İtfaiye personelinin vücut kitle indeksi, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmada Gaziantep Büyükşehir Belediyesine bağlı çalışan 227 itfaiye personelinin vücut kitle indeksi, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin; yaş, medeni durum, meslek yılı değişkenleri ile birlikte incelenmesi hedeflenmiştir. Anket çalışmasında mevcut durumu ölçmek ve sorgulamak için araştırma yöntemi olarak tarama yöntemi kullanılmıştır. Personelin vücut kitle indeksini belirlemek için, uluslararası kabul edilen Beden Ağırlığı (kg) / Boy Uzunluğu (m)² formülü kullanılmıştır. Fiziksel aktivite düzeyi, IPAQ (uluslararası fiziksel aktivite ölçme anketi) uzun form ile yaşam kalitesi ise SF-36 ( short form-36) anket formu kullanılarak ölçülmüştür. Veri analizleri yapılırken, SPSS 20.0 (Statistical Package for the Social Sciences 20.0) programı kullanılmış ve analizler esnasında anlamlılık düzeyi ( p<.05) esas alınmıştır. Yapılan analiz sonucunda; vücut kitle indeksinin artmasıyla beraber fiziksel fonksiyonun, enerji ve canlılık düzeyinin, ruhsal sağlık skoru, genel sağlık algısı ve sosyal işlevselliğin azaldığı görülmüştür. Vücut kitle indeksinin yüksek olduğu katılımcılarda, fiziksel aktivite düzeyinin yetersiz olduğu görülmüştür. Meslek yılının artmasıyla ruhsal sağlık, ağrı, genel sağlık algısı skorlarının azaldığı tespit edilmiştir. Meslek yılı arttıkça dinlenme, spor ve boş zaman ile ilgili fiziksel aktivite düzeyinin azaldığı görülmüştür. Eğitim düzeyi arttıkça, ev işlerini içeren fiziksel aktivite düzeyi ve dinlenme, spor ve boş zaman aktivite düzeyinin ve sosyal işlevselliğin arttığı görülmektedir. Katılımcı personelin yaşının artmasıyla beraber, işle ilgili fiziksel aktivitenin azaldığı görülmektedir. Ayrıca yaşa bağlı olarak enerji, ruhsal sağlık, genel sağlık algısı azalırken oturularak geçirilen zamanın ve ağrının arttığı görülmüştür.
Fiziksel engelli bireylerin aileleri ile toplumda aynı yaş grubunda bulunan ebeveynlerin bel ağrı sıklıkları arasındaki farkın değerlendirilmesi
Çalışmamızda, ülkemizde ve dünyada engelliliğe, iş kaybına ve yüksek tıbbi harcamalara neden olan bel ağrısının incelenmesi amaçlanmıştır. Engelli birey ve ailelerin ülkemizde son derece fazla olduğu aşikardır. Bu nedenle sürekli fiziksel strese maruziyet sebebiyle de engelli ebeveynlerinde bel ağrısı görülme sıklığının fazla olduğu düşünülmüştür. Bel ağrı prevelansı yüksek olduğunu düşündüğümüz engelli ebeveynleri ile aynı yaş grubunda sağlıklı çocuğa sahip ebeveynleri ağrının sıklığı, ağrının iyileşme derecesi ve hızı, bel ağrısının günlük yaşam aktiviteleri ve fonksiyonel hayattaki etkisi anket yoluyla incelenmiştir. Bunların sonucunda anlık ağrı, ağrının sıklığı, ağrıdaki iyileşme derecesi ve hızı, bel ağrısının günlük yaşam aktiviteleri ve fonksiyonel hayattaki etkisi açısından engelli çocuğa sahip ebeveynlerdeki etkilenim miktarının sağlıklı çocuğa sahip ebeveynlere oranla daha fazla olduğu bulunmuştur.
Hemiparetik serebral palsi'li çocuklarda ayak-ayak bileği karakteristiklerinin ve kuadriseps kas gücünün denge ve fonksiyon üzerindeki etkisi
Bu çalışma Hemiparetik Serebral Palsi (SP)'li çocuklarda ayak- ayak bileği karakteristiğinin ve kuadriseps kas gücünün denge ve fonksiyon üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya yaş ortalamaları 12,33 olan 15 sağlıklı çocuk ve yaş ortalamaları 13,33 olan 15 hemiparetik SP'li çocuk dahil edildi. Bütün çocukların, ayak postür indeksi, naviküler düşme testi, naviküler yükseklik ölçümü yöntemleri kullanılarak ayak postürleri değerlendirildi. Pediatrik uzanma testi, pediatrik denge skalası ve süreli performans testleri ile denge ve fonksiyonel performansları ölçüldü. Manuel kas gücü testi ile kuadriseps kas gücü değerlendirildi. Ayak postürü ve kuadriseps kas gücü verileri ile denge ve fonksiyonel testler arasındaki ilişkiler incelendi. Hemiparetik SP'li çocukların sağlıklı çocuklara kıyasla fonksiyonel aktiviteleri tamamlama süreleri yüksek bulundu (p<0,05). Ayak postürünün ve kuadriseps kas gücünün, denge ve fonksiyonel aktivite performansı üzerinde etkili olduğu bulundu. Çalışmanın sonucunda, hemiparetik SP'li çocukların fizyoterapi ve rehabilitasyon programları planlanırken denge ve fonksiyonel aktivitelerinin artırılması için ayak-ayak bileğinin ve kuadriseps kas gücünün değerilmesinin katkı sağlayacağı vurgulandı.
Kronik bel ağrısı olan hastalarda hastalık biliş, fiziksel aktivite ve depresyon düzeyleri ilişkisinin belirlenmesi
Bu çalışmada, kronik bel ağrısı şikâyeti olan hastalarda hastalık biliş düzeyinin tespit edilmesi amaçlanmıştır ve bu amaçla bireylerin fiziksel aktivite düzeyi, ağrıya bağlı depresyon seviyesi ve hastalık bilişleri arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Kronik bel ağrısıyla başvuran hastalara, Hastalık Biliş Anketi (ICQ), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ-SF) ve Beck Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmamıza 108 kronik bel ağrılı hasta katılmıştır. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri ve anketlerin birbiri ile ilişkisi istatiksel olarak incelenmiştir. Fiziksel aktivite ölçeği cinsiyete göre incelendiğinde erkek katılımcılarımızda daha yüksek fiziksel aktivite skoru bulunmuştur. Eğitim düzeyi ilkokul olan katılımcılarda daha düşük Metabolik eşdeğer skorları bulunmuştur. Öte yandan çalışan kişilerde çalışmayan ve emeklilere göre daha yüksek MET skorları bulunmuştur. Hastalık Biliş Ölçeği egzersiz yapan kişilerde daha yüksek olarak bulunmuştur. Son olarak istatiksel olarak anlamlı bulunan bir diğer değişken sigara kullanımıdır. Sigara kullanan kişilerde kullanmayanlara göre daha yüksek depresyon düzeyi tespit edilmiştir.
Sağlık çalışanlarında mat pilates egzerizlerinin kas iskelet sistemi, vücut kompozisyonu ve psikososyal durum üzerine etkisi
ÖZET SAĞLIK ÇALIŞANLARINDA MAT PİLATES EGZERSİZLERİNİN KAS İSKELET SİSTEMİ, VÜCUT KOMPOZİSYONU VE PSİKOSOSYAL DURUM ÜZERİNE ETKİSİ Bu çalışmanın amacı sağlık çalışanlarında Mat Pilates egzersizlerinin kas iskelet sistemi (esneklik ve çevre), vücut kompozisyonu ve psikososyal durum (yaşam kalitesi/SF-36, yorgunluk şiddeti/The Fatigue Severity Scale, uyku kalitesi/Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi, duygu durum bozukluğu/Beck Depresyon Envanteri) üzerine etkinliğini araştırmaktır. Katılımcılar randomize olarak Mat-Pilates Grubu (n=16) ve Kontrol Grubu (n=16) olarak iki gruba ayrılmıştır. Mat-Pilates Grubu katılımcılarına fizyoterapist eşliğinde 8 hafta, haftada 2 kez günde yaklaşık 1 saat Mat Pilates egzersizleri yaptırıldı. Kontrol Grubu katılımcıları herhangi bir egzersiz programına katılmadı. Mat-Pilates Grubunda tüm esneklik parametrelerinde Kontrol Grubuna göre anlamlı düzeyde artış gözlendi (p<0,01). Yaşam kalitesi alt boyutlarında emosyonel rol güçlüğü ve enerji-canlılık-vitalite harici tüm boyutlarda Mat-Pilates Grubunda, Kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı artış sağlandı (p<0.05). Vücut kompozisyonu ölçümlerinden yağ kütlesi ve yağsız ağırlık dışında kalan tüm parametrelerde Mat-Pilates Grubu lehine anlamlı sonuç bulundu (p<0,01). Çevre ölçümleri tüm değerlerinde, yorgunluk şiddeti ve duygu durum bozukluğu ölçümleri Mat-Pilates Grubu lehine anlamlı çıkmıştır (p<0,01). Uyku kalitesinde ise gruplar arası fark olmadığı görüldü (p>0.05). Sonuç olarak, 8 hafta boyunca uygulanan Mat-Pilates egzersizlerinin sağlık çalışanlarında esneklik, antropometrik çevre ölçümleri, vücut kompozisyonları, yorgunluk şiddeti, duygu durum bozukluğu, yaşam kalitesi ve uyku kalitesi üzerine pozitif etkileri olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mat Pilates, esneklik, yorgunluk şiddeti, uyku kalitesi, sağlık çalışanları
Gonartrozlu hastalarda klasik fizik tedavi uygulamalarına ek olarak fizyoterapist eşliğinde uygulanan ev egzersiz programları ile otago egzersizlerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada primer gonartrozlu hastalarda fizik tedavi modalitelerine ek olarak ev egzersizi programı ve otago egzersizlerinin ağrı, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine etkisini saptamaya ve karşılaştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya Özel Uzmanlar Tıp Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ünitesine başvuran, ACR kriterlerine göre ''Gonartroz'' tanısı almış 60 hasta dahil edildi. Çalışma esnasında dahil edilme kriterlerine uygun olan 60 hasta basit randomizasyon kullanılarak 30 ev egzersizi programı ve 30 Otago Egzersizi olarak iki gruba ayrıldı. 1.Grupta yer alan 30 hastaya klasilk fizyoterapi modaliteleri ve ev egzersiz programı programı uygulandı; II. gruptaki 30 hastanın hastaya klasik fizyoterapi modaliteleri ve otago egzersizleri uygulandı. Tedavi öncesinde ve tedavi sonrasında ve tedavi sonrası 2. ayda hastalar WOMAC, Le Quesne, KOOS gibi Gonartroz indeksleri, SF-36 yaşam kalitesi parametlerine göre değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınan iki çalışma grubunda da ağrı, fonsiyonel kapasite, WOMAC ve Lequesne indekslerinde anlamlı düzelmeler elde edildi; gruplar arasında Otago grubu lehine anlamlı farklılık tespit edildi. Yaşam kalitesi değerlendiresinde kullanılan SF-36 Fiziksel İşlevsellik Ölçeği, Fiziksel Sağlık Nedeniyle Rol Sınırlamaları, Duygusal İyi Olma Durumu Ölçeği, Sosyal İşlevsellik Durumu Ölçeği, Ağrı Durumu, Genel Sağlık Durumu skorlarında çalışmamıza dahil edilen her iki grupta anlamlı düzelmeler elde edilirken; Duygusal Sorunlardan Kaynaklı Rol Sınırlamaları, Enerji skorlarında her iki grupta da anlamlı düzelmeler saptanmadı. Sonuç: Klasik fizik tedavi modalitelerine ek olarak verilen otago egzersizlerinin ev egzersizi programından elde edilen sonuçlardan çok daha iyi sonuçlar alınmasını sağladığını göstermektedir. Ancak bu alandaki çalışmların sınırlı bir sayıda olması, elde edilen bulgularla ilgili bir karşılaştırılma yapılmasına olanak sağlamamaktadır. Bu nedenle gonartrun tedavisinde otago egzersizlerinin etkisini farklı açılardan ele alan çalışmaların donelerine ihriyaç vardır. Pratik bir uygulama olması nedeniyle önemli tasarruflar sağlayan bu yöntemin gonartroz tedavisindeki etkisinin kapsamlı bir şekilde ortaya konması gerekmektedir. Rutin tedavilerde sıklıkla kullanılan bu yöntemin bilimsel bulgular ışığında hangi tedavi modaliteleri ile daha faydalı olacağının karşılaştırılması çalışmalarla tespit edilmelidir.
Hemiplejik hastalarda sanal gerçeklik uygulamalarının denge, postüral kontrol ve fonksiyonellik üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı hemiplejik hastalarda sanal gerçeklik uygulamalarının denge, postüral kontrol ve fonksiyonellik üzerine etkinliğini araştırmaktır. Özel Mediworld Tıp Merkezi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümüne başvuran ve dahil edilme kriterlerine uyan 50 gönüllü hasta kontrol ve deney gruplarına eşit ve randomize olarak dağıtıldı. Kontrol grubundaki katılımcılara ihtiyaçlarına uygun olarak planlanmış konvansiyonel fizyoterapi protokolleri uygulanırken, deney grubundaki katılımcılara ihtiyaçlarına uygun olarak planlanmış konvansiyonel fizyoterapi protokollerine ek olarak 30 dakika sanal gerçeklik uygulamaları yapıldı. Katılımcılar 10 hafta, haftada 3 gün alındı, tedavi öncesi ve 10 hafta sonrası değerlendirildi. Katılımcıların klinik ve demografik bilgileri sosyodemografik form ile alındı. Denge Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ile, postüral kontrol İnmeli Hastalar için Postüral Değerlendirme Ölçeği (İHPDÖ) ile, fonksiyonellik ise Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT), Süreli Kalk Yürü Testi (SKYT), Dokuz Delikli Peg Testi (DDPT) ve Fugl-Meyer Üst Ekstremite Motor Değerlendirme Ölçeği (FMÜDÖ) ile kör bir fizyoterapist tarafından değerlendirildi. Tedavi öncesi ve 10 hafta sonrası değerlendirilme sonucunda BDÖ, FUT, SKYT, DDPT ve FMÜDÖ ölçeklerinde gruplar arası anlamlı fark görülmemektedir (p>0,05). İHPDÖ'nin postür sürdürme alt başlığı haricinde gruplar arası anlamlı fark görülmemektedir (p>0,05). Sonuç olarak her iki gruba yapılan tedavi protokolleri olumlu sonuç vermiş fakat sanal gerçeklik uygulamalarıyla yapılan egzersizlerin hemiplejik hastalarda denge, postüral kontrol ve fonksiyonelliğin gelişmesinde konvansiyonel fizyoterapi protokollerinden daha etkili olduğu görülmemiştir. Anahtar Kelimeler: Hemipleji, Sanal Gerçeklik, Denge, Postüral Kontrol, Fonksiyonellik
Serebral palsili çocuklarda gövde pozisyon hissi ve gövde kontrolünün alt ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkisi
Serebral Palsili (SP) çocuklarda postüral kontrolün yetersizliği, gövde kontrolü ve gövde pozisyon hissini de olumsuz etkileyerek günlük yaşam sırasında gerçekleştirdiğimiz fonksiyonel aktiviteleri de etkiler. Alt ekstremite fonksiyonelliği de postüral kontrolün yetersizliğinden etkilenir. Bu durumda SP'li çocukların gövde kontrolü ve gövde pozisyon hissi ile alt ekstremite fonksiyonları arasındaki ilişkiyi incelemek önemlidir. Bu çalışmanın amacı, SP'li çocuklarda gövde pozisyon hissi ve gövde kontrolünün alt ekstremite fonksiyonelliği üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmaya 7-17 yaş aralığında SP tanısı almış, Kaba Motor Fonksiyon Sınıflama Sistemi (KMFSS) seviyesi I –II olan 25 çocuk dâhil edildi. Çocukların demografik ve fiziksel özellikleri kaydedildi. Çalışmaya katılan çocukların gövde kontrolü Gövde Kontrol Ölçüm Skalası (GKÖS) ve Gövde Etkilenim Ölçeği (GEÖ) ile, gövde pozisyon hissi telefonda bulunan Goniometer Pro aplikasyonu ile değerlendirildi. Çocukların alt ekstremite fonksiyonelliğini değerlendirmek için de fonksiyonel mobilite testlerinden olan Zamanlı Kalk Yürü Testi (ZKYT), Merdiven İnip Çıkma Testi ve 1 Dakika Yürüme Testi (1DYT) ve fonksiyonel kas kuvveti testlerinden olan 30 Saniye Kalk Otur Testi, Basamağa Düz Adım Alma, Basamağa Yan Adım Alma Testleri kullanıldı. Günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlık ve katılım düzeyleri ise Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçümü (WeeFIM) ile değerlendirildi. Çalışmanın bulgularına göre, SP'li çocuklarda GKÖS'nin tüm parametreleri ile KMFSS seviyeleri arasında anlamlı ilişki varken, GEÖ ile KMFSS seviyeleri arasında yalnızca GEÖ statik oturma dengesi alt puanında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Buna ek olarak çocukların KMFSS seviyeleri ile gövde pozisyon hissi, alt ekstremite fonksiyonelliği ve fonksiyonel bağımsızlık seviyesi arasında da anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,05). Gövde kontrolünün alt ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkili olduğu tespit edilirken (p<0,05), fonksiyonel bağımsızlık ile ilişkisinin olmadığı görüldü (p>0,05). Gövde pozisyon hissinin ise alt ekstremite fonksiyonelliği ve fonksiyonel bağımsızlık üzerine etkisi bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak, SP'li çocuklarda alt ekstremite fonksiyonelliğinin belirleyicisi gövde kontrolü iken, gövde pozisyon hissinin belirleyici olmadığı görüldü. Fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamaları ve değerlendirmeleri sırasında, gövde pozisyon hissi ve gövde kontrolünün dikkate alınarak göz ardı edilmemesi alt ekstremite fonksiyonelliği ve fonksiyonel bağımsızlık için önemli katkılar da bulunacaktır.
Diz osteoartrit tedavisinde nörobilimsel ağrı eğitiminin ağrı, fonksiyon, yaşam kalitesi ve hareket korkusu üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı diz osteoartrit tedavisinde nörobilimsel ağrı eğitiminin ağrı, fonksiyon, yaşam kalitesi ve hareket korkusu üzerine etkinliğini araştırmaktır. Özel Mediworld Tıp Merkezi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümüne başvuran ve dahil edilme kriterlerine uyan 80 gönüllü hasta kontrol ve deney gruplarına eşit ve randomize olarak dağıtıldı. Kontrol grubundaki katılımcılara konvansiyonel fizyoterapi protokolleri uygulanırken, deney grubundaki katılımcılara konvansiyonel fizyoterapi protokollerine ek olarak haftada 1 defa nörobilimsel ağrı eğitimi (NAE) verildi. Hastalar tedaviye 5 hafta, haftada 3 gün alındı. Ağrı şiddetleri Numerik Ağrı Skalası (NAS) ile, basınç ağrı eşiği algometre ile, fonksiyonellik Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ile, yaşam kalitesi SF-36 ölçeği ile, diz eklem hareket açıklığı (EHA) ölçümleri gonyometre ile, hareket korkusu Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ile ve ağrı ile ilgili inanış ve düşünceleri ise Ağrı Felaketleştirme Ölçeği (AFÖ) ile tedavi gruplarına kör bir fizyoterapist tarafından tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlendirildi. Çalışmanın bulguları değerlendirildiğinde grup içi, kontrol ve deney grubunda ağrı şiddeti, lateral eklem hattı hariç basınç ağrı eşiği ölçümleri, WOMAC skoru, SF-36 skoru, fleksiyon EHA ölçümü, AFÖ skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler bulundu (p<0,05). TKÖ skorunda sadece deney grubunda iyileşme bulundu. Gruplar arası karşılaştırmada, deney grubunun SF-36'nın duygusal ve fiziksel rol alt başlıkları, EHA ve basınç ağrı eşiği hariç diğer tüm parametrelerdeki iyileştirici etkisi kontrol grubundan üstün bulundu (p<0,05). Sonuç olarak diz OA hastalarında konvansiyonel fizyoterapiye ek olarak uygulanan NAE'nin, sadece konvansiyonel fizyoterapiye kıyasla ağrı şiddeti, fonksiyon, yaşam kalitesi ve hareket korkusu üzerine daha etkin olduğu bulundu.
Omuz impingement sendromu tanısı alan bireylerde tetik nokta üzerine uygulanan ESWT'nin ağrı fonksiyon ve efüzyon üzerine etkisi
Çalışmanın amacı omuz impingement sendorumu tanısı alan bireylerde tetik nokta üzerine uygulanan ESWT'nin ağrı, fonksiyon ve efüzyon üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya Özel Olimpos Hastanesine başvuran omuz impingement sendrom tanılı 32 hasta dahil edildi. Hastalar randomizasyonla çalışma grubu (n=16) ve kontrol grubu (n=16) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki gruba 3 hafta boyunca haftada 5 gün konvansiyonel fizyoterapi programı uygulandı. Konvansiyonel fizyoterapi programı Hot pack, Ultrason (1 mHz. 1.5 w/cm², kesikli 5dk.), TENS (konvansiyonel 20 dk.), manuel terapi uygulamaları, posterior kapsül germe, ROM egzersizleri, omuz kaslarına izometrik kuvvetlendirme egzersizlerinden oluşmaktaydı. Çalışma grubuna ek olarak omuz bölgesindeki tetik noktaya 5 seans ESWT (tetik noktasına 1000 çevresine 500 atım, 2 bar 10 Hz.) uygulandı. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası tüm hastalar ağrı, Corbin postür indeksi supraspinatus tendon kalınlığı, efüzyonu, normal eklem hareket açıklığı, kas kuvveti, Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH), Constant Murley Skoru, Yorgunluk Şiddet Ölçeği ile değerlendirildi. Ağrı, Corbin postür indeksi supraspinatus tendon kalınlığı, efüzyonu, normal eklem hareket açıklığı, kas kuvveti, Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH), Constant Murley Skoru, Yorgunluk Şiddet Ölçeğinde her iki grupta istatistiksel anlamlı iyileşme saptandı. Çalışma grubu ağrı, efüzyon, yorgunluk şiddeti, eksternal rotatör kas kuvveti parametrelerinde kontrol grubuna üstündü. Sonuç olarak omuz impingement sendromu olan hastalarda konvansiyonel fizyoterapiye ek uygulanan ESWT'nin ağrı, efüzyon, yorgunluk şiddeti, aktif omuz ekstansiyonu parametrelerinde konvansiyonel fizyoterapiye üstün bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Omuz impingement sendorumu, tetik nokta, ESWT, ağrı, fonksiyon, efüzyon
Kronik bel ağrılı bireylerde kinezyolojik bantlamanın uyku kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı kronik bel ağrısı olan katılımcılarda konvansiyonel fizik tedavi uygulamasının uyku kalitesi üzerinde etkinliği ile bele uygulanan kinezyolojik bantlama uygulamasının etkinliğini kısa dönemde karşılaştırmaktır. Yaşları 25-50 arasında değişen 40 katılımcı (30 kadın, 10 erkek) randomize olarak iki gruba (bantlama grubu ve kontrol grubu) ayrılmıştır. Her iki gruba da 5 dk terapötik ultrason, 30 dk TENS (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) ve 30 dk infraruj uygulaması yapılarak ev egzersiz programı verilmiştir. Kinezyolojik bantlama grubuna, ilave olarak 1 sefer olmak üzere 48 saat kalmak koşuluyla, bel bölgesine yıldız tekniği ile bantlama yapılmıştır. Ağrı için VAS (Görsel Analog Skalası), esneklik için kalça fleksör esneklik testi ve el-parmak zemin mesafesi testi, denge için Berg denge ölçeği, anksiyete için Beck anksiyete ölçeği, özürlülük düzeyi için Oswestry özürlülük indeksi, kinezyofobi için Tampa kinezyofobi ölçeği, uyku kalitesi için Pittsburg uyku kalitesi indeksi ve yaşam kalitesi için Nottingham yaşam profili kullanılmıştır. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve sonrası olmak üzere 2 kere yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p <0,05 olarak kabul edilmiştir Bulgulara göre kinezyolojik bantlama grubu lehine yaşam kalitesi (p<0,05) ve kinezyofobide (p<0,05) olmak üzere istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi. Geri kalan parametrelerde oluşan farklar istatistiksel olarak anlamlı fark düzeyine ulaşmamıştır (p >0,05). Bu çalışmanın sonucuna göre kronik bel ağrılı bireylerde kinezyolojik bantlamanın, kinezyofobiyi azaltıp, yaşam kalitesini arttırıcı etkisi ile konvansiyonel tedaviye ek olarak uygulanabilecek alternatif bir tedavi yöntemi olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bel ağrısı, fizik tedavi, kinezyolojik bantlama, uyku kalitesi
Rotator manşet sendromu olan bireylerde proprioseptif egzersizlerin etkinliği
Bu araştırma konvansiyonel egzersiz ve fizik tedavi programına eklenen, propriosepsiyon egzersizlerinin rotator manşet sendromunun tedavisindeki etkinliğinin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Araştırmamıza 20-55 yaş arasında rotator manşet sendromu tanısı olan ve fizik tedavi yöntemleri ile tedavi edilmemiş olan, daha önce omuz cerrahisi geçirmemiş ve omuz pasif eklem hareketleri açık olan hastalar dahil edildi. 80 hasta kapalı zarf yöntemiyle randomize edilerek 40'ar 2 grup oluşturuldu. Birinci gruba konvansiyonel fizyoterapi, Codman egzersizleri ve Theraband ile kuvvetlendirme egzersizleri verildi, ikinci gruba ise bunlara ek olarak omuz propriosepsiyon egzersizleri verildi. Hastalar çalışma öncesinde ve egzersizlerin bitirildiği zaman olan 8. hafta kontrollerinde; hasta demografik bilgileri, VAS (Visual Analog Scale) ile ağrı düzeyleri, kas kuvveti ölçümü, aktif ve pasif eklem hareket açıklığı, eklem pozisyon hissi ölçümü, fonksiyonel durum için DASH (Disabilities of the arm shoulder and hand) ve SPADI (Shoulder pain and disability index) indeksi değerleri açısından değerlendirilmiştir. Tedavi öncesi yaş, cinsiyet, beden kitle indeksi, etkilenen taraf, dominant taraf, eğitim durumları ve meslek bulguları açısında bir fark bulunmadı (p>0,05). Her iki grubunda grup içerisinde tedavi sonrasındaki ağrı düzeyleri, eklem hareket açıklıkları, fonksiyonel düzeyleri, eklem pozisyon hisleri ve kas kuvveti ölçümlerinde tedavi öncesine göre anlamlı fark bulundu(P<0,05). Propriosepsiyon egzersizlerinin etkinliğinin belirlenmesi amacı ile konvansiyonel fizik tedavi alan grup ile ekstra propriosepsiyon egzersizleri yapan grubun karşılaştırılmasında; ağrı düzeyinde azalma, eklem pozisyon hissinde artış, pasif fleksiyon ve aktif-pasif eksternal rotasyon dışındaki eklem hareket açıklığı ölçümlerinde artış, fonksiyonel düzeydeki değişim, ekstra propriosepsiyon egzersizleri yapan grupta konvansiyonel fizik tedavi alan gruba göre daha anlamlı bulundu (p<0,05). Çalışmamızın sonunda rotator manşet sendromu tedavisinde konvansiyonel fizyoterapi programına eklenen proprioseptif egzersizlerin; ağrının azaltılmasına, eklem hareket açıklıklarının arttırılmasına, eklem pozisyon hassasiyetinin geliştirilmesine ve fonksiyonel durumun geliştirilmesine ek katkı sağladığı saptanmıştır.
Boyun ağrısı olan ve omuz impingement tanısı alan olgular arasındaki postüral değişkenlerin spinal mouse ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; boyun ağrısı olan ve omuz impingement tanısı alan olgular arasındaki postüral değişkenlerin spinal mouse ile değerlendirmek ve sonuçları karşılaştırmaktır. Mayıs-Ekim 2018 tarihleri arasında yürütülen bu çalışmaya, yaşları 23-65 arasında olan, boyun ağrılı 25 olgu ( Boyun Ağrısı Olan Grup) ile omuz impingement tanılı 25 olgu (Omuz İmpingement Tanılı Grup) dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen katılımcılar, ağrı şiddeti (VAS), yaşam kalitesi (SF-36), üst ekstremitenin bedensel etkinlikleri ve hastalık belirtileri (DASH) yönünden değerlendirildi. Omurgadaki total eğrilikleri, omurganın şeklini ve hareket açılarını sagital planda tespit etmek amacıyla Spinal Mouse (SM) kullanıldı. Ayrıca sosyodemografik özellikleri sorgulandı. Tüm ölçümler fizyoterapist tarafından yapıldı ve değerlendirildi. Grupların demografik ölçümleri karşılaştırıldığında, yalnızca beden kitle indekslerinin iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulunmuştur (p=0,03). Her iki grubun torasik kifoz açıları normal değerlerin üzerinde bulunmuştur. İki grup arasında torasik eğim dereceleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Torasik mobilite değerleri açısından ise istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar vardır (p=0,02). Omuz impingement tanılı grupta torasik eğim açısı ile SF-36'nın fiziksel fonksiyon, canlılık, ruhsal sağlık ve sosyal fonksiyon alt parametreleri arasında güçlü korelasyonlar bulunmuştur (p<0,05). İki grup arasında VAS, DASH ve SF-36 değerleri üzerinde istatistiksel olarak fark yoktur (p>0,05). Torasik kifoz açısı normal değeri 20˚-40˚ aralığında kabul edilmektedir. Çalışmamızda torasik kifoz açıları, SM ile gerçekleştirilen ölçümlere göre omuz impingement tanılı grupta ortalama 45˚±8,8˚, boyun ağrısı olan grupta ortalama 44,32˚±9,5˚'dir. Sonuç olarak; torasik kifoz açısının fazla olmasının, boyun ve omuz bölgesinde ağrı meydana getirebileceğini ve kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: boyun ağrısı, omurga, omuz impingement sendromu, spinal mouse, torakal postür.
Evaluation of low back pain, quality of life and functional limitation of drivers and nurses working in medical home
Evaluation of Low Back Pain, Quality of Life and Functional Limitation of Drivers and Nurses Working in Medical Home The aim of this study is to evaluate the low back pain, quality of life, and functional limitation of the drivers and nurses working in medical home. This study was carried out with 100 participants, who are 50 drivers and 50 nurses working at home health services of Istanbul Metropolitan Municipality at between January 2018 and April 2018. In order to evaluate the severity of pain at rest and activity, the Visual Anologue Scale (VAS), for the measurement of low back pain disability the Oswestry Scale, and to measure the quality of life the Short Form Quality of Life Scale (SF-36) were used. Intergroup comparisons were analyzed with Independent t-Test in this observational, descriptive and analytical study. p <0.05 was statistically significant value. The mean age ± standard deviation was 36.54 ± 7.93 years, and the height ± standard deviation was 169.00 ± 8.40 cm of the 100 participant included in study population. The resting VAS values of the participants were 2.01 ± 2.26, the activity VAS values were 3.80 ± 3.00, and the Oswestry Scale total score was 12.62 ± 13.67. There were significant differences between resting VAS and SF-36 values of drivers and nurses (p <0.05). These differences revealed that especially nurses having more severe pain problems both at rest and at activity in VAS and SF-36 values. According to the Oswestry scale, the values of the nurse group are higher and there is a significant difference. No significant difference was found between the two groups in terms of VAS values (p> 0.05). As a consequence, low back pain of the drivers and nurses working at medical home increases with the activity, it decreases the quality of life. In addition, disability related to low back pain didn't cause any problems in their daily lifes. Keywords: low back pain, disability, nurse, driver, quality of life
Hemiplejik serebral palsili erişkinlerde ayna tedavisinin el fonksiyonları üzerine etkisi
Çalışmamızın amacı, hemiplejik serebral palsili bireylerde geleneksel tedaviye eklenen ayna tedavisinin kas tonusu, motor iyileşme ve fonksiyonel durum üzerine etkisini belirlemektir. Çalışmaya yaşları 16-40 yıl arası değişen 50 hasta alındı. Tüm hastalar bulundukları özel eğitim merkezinde haftada 2 gün her seans 40 dakika olmak üzere 8 hafta boyunca geleneksel tedaviye devam ettiler. Ayna grubundaki (n=25) hastaların 40 dakikalık seanslarının 20 dakikasında geleneksel tedavi, 20 dakikasında ayna tedavisi uygulandı. El bileği ve dirsek fleksör kaslarında kas tonusu Modifiye Ashworth Skalası (MAS) ile, el bileği ve dirsek eklem hareket açıklığı (EHA) gonyometre ile, üst ekstremite motor iyileşmesi Brunnstrom Evrelemesi ile, kaba el becerileri Tahta Kutu Blok Testi (TKBT) ile, fonksiyonel durum Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ) ile değerlendirildi. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve 8 haftalık tedavi sonrasında aynı fizyoterapist tarafından yapıldı. Grupların tedavi öncesi karşılaştırılmalarında ayna grubunun el bileği ekstansiyon EHA (p=0,001) ve önkol pronasyon EHA (p=0,017) kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Tedavi öncesi ve sonrası grup içi karşılaştırmalarda her iki grubun da TKBT, üst ekstremite Brunnstrom evresi ve FBÖ puanları anlamlı düzeyde artış gösterdi (p<0,05). El bileği fleksör kaslarında tonus azalması her iki grupta da anlamlıydı (p<0,05). El bileği ekstansiyon (p=0,006) ve önkol supinasyon (p=0,008) EHA artışı sadece ayna grubunda anlamlıydı. Gruplar değişim fark puanı açısından karşılaştırıldığında sadece paretik tarafın TKBT değişim puanı ayna grubunda anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p=0,034). Bu çalışmada, hemiplejik SP'li bireylerin geleneksel rehabilitasyon programlarına eklenen haftada 2 gün 20 dakikalık ayna tedavisinin el kaba motor becerilerini geliştirmede geleneksel tedaviden daha etkili olduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hemipleji, Serebral Palsi, Spastisite, El Fonksiyonları, Ayna Tedavisi, Rehabilitasyon
İnme sonrası omuz ağrısı olan ve olmayan hastaların uyku kalitesinin, günlük yaşam aktivitesi ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
İnme, önemli nörolojik kayıplara sebep olmaktadır. Buna ek olarak; gelişebilecek komplikasyonlar nedeniyle de hastalarda önemli morbiditeye yol açar. İnmeli hastalarda sık görülen komplikasyonlardan birisi de omuz ağrısıdır. Çalışmamızda, inme geçirmiş omuz ağrısı olan ve olmayan hastaların uyku kalitesi değerlendirildi ve uyku kalitesinin bu hastaların günlük yaşam aktivitesine ve yaşam kalitesine olan etkisi incelenmiştir. Çalışmamıza; son 18 ay içinde inme geçirmiş, omuz ağrısı olan ve olmayan toplam 32 hasta dahil edilmiştir. Tüm inmeli hastalar omuz ağrısı olan ve olmayan olarak iki gruba ayrılmıştır. Çalışmaya dahil edilen hastalara; omuz ağrı varlığının ve şiddetinin değerlendirilmesi için The ShoulderQ Anketi, uyku kalitesi değerlendirmesi için Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi, günlük yaşam aktivitesi değerlendirmesi için KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği, yaşam kalitesi değerlendirmesi için İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği, el ve el bileği sorunlarının değerlendirilmesi ve üst ekstremite motor fonksiyonlarının değerlendirilmesi için Michigan Hand Outcomes Questionnaire Türkçe Versiyonu uygulanmıştır. Sonuç olarak; omuz ağrısı olan inmeli hastalarda uyku kalitesi zayıf olarak bulunmuştur. Ayrıca; uyku kalitesinin, inmeli hastaların günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlığını ve yaşam kalitelerini önemli oranda etkilediği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: İnme, Günlük Yaşam Aktivitesi Anketi, Omuz Ağrısı, Uyku Kalitesi
Stres üriner inkontinansı olan ve olmayan kadınların yaşam biçimi davranışlarının incelenmesi
Bu çalışma, stres üriner inkontinansı olan ve olmayan kadınların yaşam biçimi davranışlarının incelenmesi, karşılaştırılması ve yaşam biçimi davranışlarının stres üriner inkontinans üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma Mart-Nisan 2019 tarihleri arasında, çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul etmiş 25-50 yaş arası Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü tarafından stres üriner inkontinans tanısı konmuş 30 kadın (Çalışma grubu) ve çalışmaya dahil edilme kriterlerine uygun olan 30 sağlıklı kadın (Kontrol grubu) olmak üzere toplam 60 kadın ile yapıldı. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan kadınların demografik bilgileri ve üriner inkontinans risk faktörlerini içeren araştırmacı anket formu, sağlıklı yaşam biçimi davranışları Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II (SYBDÖ-II), stres üriner inkontinans ICIQ-SF (Türkçe versiyonu) anketleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Gruplar arasında eğitim düzeyi, medeni durum, menopoz, kronik hastalık varlığı, sigara kullanımı, çay ve kahve tüketimi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0,005). Gruplar arasında yaş, kilo, VKİ, meslek, gelir durumu, evlilik süresi, doğum sayısı, doğum şekli, konstipasyon varlığı, idrar yolu enfeksiyonu geçirme sıklığı, düzenli spor yapma durumu, spor süresi, su ve asitli/gazlı içecek tüketimi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,005). Grupların SYBDÖ-II puanlarına bakıldığında stres üriner inkontinansı olan grubun puanlarının daha düşük olduğu gözlendi ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,005). Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları alt ölçeklerinden olan beslenme ile ICIQ-SF4 idrar kaçırma miktarı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,041). Sağlık sorumluluk düzeyi gelişmiş stres üriner inkontinanslı kadınların günlük yaşam kalitesi daha az etkilenmiştir. Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları alt ölçeklerinden olan sağlık sorumluluğu ile ICIQ-SF5 idrar kaçırmanın günlük yaşama etkisi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki gözlendi (p=0,029). Grupların SYBDÖ-II toplam puanı ile ICIQ-SF toplam puanı arasında negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p=0,026). Sonuç olarak; sağlıklı yaşam biçimi davranışları, stres üriner inkontinans ile ilişkilidir ve uygun yaşam biçimi ile stres inkontinans olumlu yönde etkilenebilir. Anahtar Kelimeler: Stres üriner inkontinans, Sağlıklı yaşam biçimi davranışları, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II, ICIQ-SF Ölçeği, Kadın
Öğretmenlerde vücut farkındalığının, psikolojik durum, yaşam kalitesi ve fiziksel durum üzerine etkisinin incelenmesi
Çalışmanın amacı öğretmenlerdeki vücut farkındalığının, psikolojik durum, yaşam kalitesi ve fiziksel durum arasındaki ilişkinin incelenmesidir. İzmir Ödemiş'te Kasım 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında yürütülen çalışmaya herhangi bir sağlık problemi olmayan, yaşları 26 ile 56 yıl arasında olan 100 gönüllü öğretmen dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen öğretmenlerin vücut farkındalığı Vücut Farkındalığı Anketi (VFA) ile, psikolojik durum Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile, sağlıkla ilgili yaşam kalitesi SF-12 ile değerlendirildi. Fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kısa formu ile, ağrı gün içinde sabah, çalışırken ve gece 3 kez olmak üzere Görsel Analog Skala (VAS) ile, postür New York Postür Analiz Yöntemi (NYPAY) ile değerlendirildi. Tüm öğretmenlerin skolyoz için Akromion yüksekliği, Spina İliaca Anterior Superior yüksekliği, alt ekstremite uzunluğu ve Skapula-Omurga mesafesi değerlendirme ölçümleri aynı terapist tarafından standart pozisyonlarda ölçüldü ve kaydedildi. Katılımcıların yaş ortalaması 36,62±6,82 yıl idi. VFA ile BDÖ (p=0,001), deneyim süresi (p=0,022), beden kitle indeksi (p=0,014) ve tüm VAS değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir ilişki bulundu (p<0,05). VFA ile SF-12 yaşam kalitesi (p=0,000), IPAQ (p=0,000) ve NYPAY (p=0,001) arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönde bir ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç olarak; vücut farkındalığı yüksek kişilerde depresyon düzeyleri ve ağrı şiddetleri en düşük seviyede bulundu. Vücut farkındalığı daha düşük olan kişilerde ise yaşam kalitesi, fiziksel seviyesi ve postüral düzgünlüklerinin de daha az olduğu gözlendi.
Akciğer kanseri olan ve kemoterapi alan hastalarda uygulanan pulmoner rehabilitasyonun solunum fonksiyon testine, egzersiz kapasitesine ve yaşam kalitesine etkisi
Son yıllarda yapılan çalışmalarda pulmoner rehabilitasyonun hem solunum yolu hastalıklarında, akciğer kapasitesini geliştirmesinde hem de akciğer kanseri hastalarında genel sağlık durumunu olumlu yönde etkilediği saptanmıştır. Literatürde kemoterapi alan akciğer kanseri hastalarının pulmoner rehabilitasyonun iyileşmeye ve genel sağlık durumunu olumlu yönde etkilediğini gösteren sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Çalışmamızda kemoterapi gören akciğer kanseri hastalarına uygulanan pulmoner rehabilitasyonun solunum fonksiyonlarına , egzersiz kapasitesine ve yaşam kalitesine etkisi araştırıldı. Akciğer kanseri olan 30 hasta randomize olarak 15'er kişiden oluşan iki gruba ayrılmıştır. Her iki gruba da pulmoner rehabilitasyon öncesi ve sonrasında solunum fonksiyonlarını ölçmek için Solunum Fonksiyon Testi (SFT) , egzersiz kapasitesini ölçmek için 6 Dakikalık Yürüme Testi (6 DYT) , akciğer kanserinde yaşam kalitesini ölçmek için Lung Cancer Symtom Scale (LCSS) anketi uygulamıştır. Tedavi grubu olan 15 hastaya fizyoterapist eşliğinde 8 hafta boyunca günde 2 kez 20 tekrarlı solunum egzersizi, bronşiyal temizleme teknikleri, öksürme egzersizleri ve aktif solunum döngüsü uygulandı. Kontrol grubuna ise sadece ev programı verilerek solunum egzersizleri ve öksürme egzersizleri öğretildi. Tedavi öncesi ve sonrasında bağımsız iki grubun parametrelerini değerlendirmek için Independent Samples Test, grubun kendi içinde tedavi öncesi ve sonrası bağımlı olduğu değişkenler için ise Paired Samples Testi ile analiz yapıldı. Kontrol grubu ve tedavi grubu arasında cinsiyet, yaş ortalaması beden kütle indeksinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmayıp demografik veri açısından 30 bireyin de benzer olgular oldukları saptandı. Tedavi sonrasında tedavi grubunda solunum fonksiyon testinde zorlu vital kapasite (FVC), birinci saniye zorlu ekspirasyon volümü (FEV1), tepe akım hızı (PEF) değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunurken (p<0,05), FEV1/FVC ve maksimal ekspirasyon ortası akım hızı (FEF 2575%)'te istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05). Kontrol grubunda sadece FEV1 ve PEF değerlerinde istatistiksel anlamlı fark bulundu (p<0,05). Her iki grupta da FEV1 ve PEF değeri istatistiksel olarak anlamlı sonuçlandı (p<0,05). 6 DYT ve LCSS anketinde fizyoterapist eşliğinde olan tedavi grubu pulmoner rehabilitasyon sonrası kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı sonuçlandı (p<0,05). Sonuç olarak; Fizyoterapist eşliğinde 8 hafta pulmoner rehabilitasyon uygulanan tedavi grubunun, evde egzersiz programı uygulanan kontrol grubuna göre istatiksel olarak daha anlamlı sonuçlar elde ettiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Akciğer kanseri, pulmoner rehabilitasyon, egzersiz kapasitesi, yaşam kalitesi
Diplejik serebral palsili çocuklarda duyu bütünlemenin postüral denge ve postüral reaksiyonlar üzerine etkisi
Serebral palsili (SP) olan çocuklar, motor aktivitelerini ve çevre ile etkileşimlerini engelleyebilecek postüral kontrol problemleri ile karşılaşabilirler. Çalışmamız kaba motor fonksiyon sınıflama sistemine göre seviye 2,3 ve 4 olan diplejik SP'li çocuklara uygulanan duyu bütünleme terapisinin postüral denge ve postüral reaksiyonlar üzerine etkisini incelemek amacı ile planlandı. Ocak 2020- Nisan 2020 tarihleri arasında yürütülen çalışmaya diplejik SP tanısı konmuş, yaşları 4-17 yıl arasında değişen 20 hasta dahil edildi. Çalışmaya alınan hastalardan 10'una sadece nörogelişimsel tedavi (NGT) uygulanırken (kontrol grubu), 10'una NGT'ye ek olarak duyu bütünleme terapisi uygulandı. Rehabilitasyon programından önce ve sonra tüm hastaların, kaba motor fonksiyon ölçümü Kaba Motor Fonksiyon Ölçütü-88 (GMFM-88) ,denge ölçümü Pediatrik Berg Denge Ölçeği (PBDÖ), gövde kontrolü Gövde Kontrol Ölçüm Skalası ile ve postüral reaksiyonlar manuel olarak değerlendirildi. GMFM-88 gruplar arası tedavi öncesi ve tedavi sonrası A bölümünde yatma ve dönme fonksiyonlarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır (p>0,05). B bölümü oturma,C bölümü emekleme diz üstünde durma ,D bölümü ayakta durma ,E bölümü koşma-yürüme-zıplama fonksiyonlarında ve toplam skorlarda anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Grup içi karşılaştırmada tedavi grubunda A,B,C ve toplam skorda; kontrol grubunda ise C,D ve toplam skorda anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). PBDÖ her iki grupta gruplar arası ve grup içi karşılaştırmalarda anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Gövde Kontrol Ölçüm Skalası (TMCS) tüm alt ölçekleri gruplar arası anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Grup içi karşılatırmada ise tedavi grubunda statik alt ölçekte ve toplam skorda; kontrol grubunda ise toplam skorda anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Postüral reaksiyonlarda tedavi grubunda ayakta duruşta yana doğru hareket hariç tedavi sonrası reaksiyonların açığa çıkması artmıştır. TÖ-TS GMFM-88, TMCS ve PBDÖ delta fark değerleri gruplar arası karşılaştırmada TMCS koordinasyon ve GMFM-88 C alt ölçek anlamlı fark yaratan değişkenler olarak bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak çalışmamızda; NGT ile birlikte uygulanan duyu bütünleme terapisinin postüral ve postüral reaksiyonlarda anlamlı kazanımlar sağladığı ve yalnızca NGT uygulaması ile kıyaslandığında ise TMCS koordinasyon GMFM-88 C alt ölçeklerinde ayrıca yararlılık sağladığı belirlendi. Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Duyu Bütünleme Terapisi, Postüral Denge, Postüral Reaksiyon
İnme sonrası hemiplejik hastalarda solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvvetinin, gövde kontrolü, fonksiyonel kapasite ve fonksiyonel bağımsızlık ile ilişkisinin belirlenmesi
İnme serebral damarların tıkanması, yırtılması ya da kopması sonucu motor kayıp, duygu ve denge bozukluğu, konuşma ve bilişsel fonksiyonların görüldüğü klinik bir tablodur. İnmeli hastaların % 10'u ilk bir ay içerisinde kendiliğinden iyileşmekte olup; diğer % 10'luk kısım tedaviye yanıt vermemektedir. Hastaların % 80'i ise rehabilitasyona ihtiyaç duymaktadır. İnme rehabilitasyonundaki amaç bireylere en kısa sürede ihtiyaç duyduğu fonksiyonel kapasite ve fonksiyonel bağımsızlığı kazandırmaktır. Bu çalışma inme sonrası hemiplejik hastalarda solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvvetinin, gövde kontrolü, fonksiyonel kapasite ve fonksiyonel bağımsızlık ile ilişkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya inme sonrası hemipleji tanısı almış, dahil edilme kriterlerimize uyan 25 gönüllü hasta dahil edilmiştir. Bireylerin solunum fonksiyonlarının değerlendirilmesinde spirometrik ölçüm, solunum kas kuvvetinin değerlendirilmesi amacıyla ağız içi basınç ölçümü (MIP: maksimal inspiratuar basınç, MEP: maksimal ekspiratuar basınç), gövde kontrolünün değerlendirilmesinde Gövde Bozukluk Ölçeği (GBÖ), fonksiyonel kapasite değerlendirilmesinde zamanlı kalk-yürü testi (ZKYT) ve fonksiyonel bağımsızlıklarının değerlendirilmesinde Barthel İndeksi (Bİ) kullanılmıştır. İstatiksel analizler, Windows tabanlı SPSS 22 istatistik paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. İstatiksel analizde yanılma olasılığı p<0.05 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak PEF (%) ve FEV1/FVC değerleri dışında solunum fonksiyonları ile fonksiyonel kapasite arasında, FEV1 (%) ve FVC (%) ile gövde kontrolü arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Solunum kas kuvveti ile fonksiyonel kapasite, gövde kontrolü ve fonksiyonel bağımsızlık arasında bir ilişki olmadığı görülmüştür.
Primer dismenoreli olgularda fiziksel aktivite düzeyinin ağrı ve yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışma primer dismenore (PD) tanılı kadınlarda fiziksel aktivite düzeyinin ağrı ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya PD tanılı, yaş ortalamaları 21,83±2,9 yıl olan 42 kadın dahil edildi. Tüm olgulara demografik verilerin ve menstrual özelliklerin sorgulanması amacıyla tarafımızca hazırlanan ''Kişisel Bilgi Formu'' doldurtuldu. Menstruasyon semptom şiddetini değerlendirmek için ''Menstruasyon Semptom Ölçeği'' (MSÖ), menstrual ağrı şiddetini değerlendirmek için ''Vizüel Analog Skala'' (VAS), fiziksel aktivite düzeyini belirlemek için ''Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form''(UFAA-KF), yaşam kalitesini değerlendirmek için ''Nottingham Sağlık Profili (NSP)'' kullanıldı. Katılımcılar fiziksel aktivite seviyelerine göre düşük (n=19) ve orta (n=23) şiddette olarak ikiye ayrıldı ve menstrual ağrı şiddeti, menstruasyon semptom şiddeti ve yaşam kalitesi puanları açısından karşılaştırıldı. Çalışmadan elde edilen verilere göre düşük fiziksel aktivite seviyesindeki grubun menstrual ağrı ve semptomlarının fiziksel aktivite seviyesi daha yüksek olan gruba kıyasla daha şiddetli olduğu (p<0,05); yaşam kalitesinin ise daha kötü olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Dismenore semptomlarının yaşam kalitesini olumsuz etkilediği, yüksek semptom şiddetinin düşük yaşam kalitesiyle korele olduğu bulunmuştur (p<0,05). PD tanılı kadınlarda fiziksel aktivite seviyesini arttırmaya yönelik eğitim ve egzersiz programlarının planlanması, menstrual semptomların azalmasını ve yaşam kalitesinin artmasını sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Primer dismenore, menstruasyon semptom şiddeti, fiziksel aktivite seviyesi, yaşam kalitesi
Adölesan sporcularda spor dalının ve fiziksel özelliklerin kas iskelet sistemi yaralanması üzerine etkisi
Günümüzde spora katılan çocuk ve adölesan sayısı ciddi bir artış göstermiştir, bu artış beraberinde spor yaralanma oranının artmasına sebep olmuştur. Sporun neredeyse her dalında sporcunun beklentisi farklı olabilmektedir ve sporcunun ilgilendiği spor dalında başarılı olabilmesi için gerekli antropometrik ve motorik yeterlilikleri karşılıyor olması gerekmektedir. Antropometrik ve motorik performansları yeterli olmayan sporcuların yaralanma geçirme riski daha yüksektir, önemli olan bu riskleri minimum düzeye indirmek ve bireyi vücut kompozisyonuna uygun spora yönlendirmektir. Bugünün çocukları yarının sağlıklı yetişkinleri olacağından, onlar için özgün fiziksel aktivite programları tasarlanmalı ve yaygınlaştırılmalıdır. Bu çalışmanın amacı, 7-14 yaş arasında herhangi bir spor dalıyla ilgilenen adölesanların antropometrik ve motorik ölçümlerinin alınıp geçmişte yaşadıkları yaralanmaların türü, sıklığı, buna etki eden risk faktörlerinin belirlenmesi ve yaralanmalar ile fiziksel yatkınlığın şu anda yaptıkları spor türü ile arasında bir ilişki olup olmadığının saptanmasıdır. Çalışma, İstanbul'un Başakşehir ilçesinde yaşayan 7-14 yaş aralığında olan 480 öğrenci ile yapıldı. Çalışmada, antropometrik veriler, boy ve kilo ölçümü, oturma yüksekliği ve el kavraması ile değerlendirildi. Motorik veriler değerlendirilirken esneklik otur uzan testi ile, denge flamingo testi ile, çeviklik ölçümü zigzag testi ve kuvvet durarak uzun atlama testleri ile değerlendirildi ve değerler kaydedildi. Çalışma verilerinin istatistiksel analizi için "Statistical Package for Social Sciences" (SPSS) Version 21.0 (SPSS inc., Chicago, IL, ABD) istatistik programı kullanıldı. Tüm analizlerde p<0,05 değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışma verileri değerlendirilirken verilerin normal dağılıma uygun olup olmadığı "Shapiro Wilk Testi" ile belirlendi. Bu testin analiz sonuçlarına göre normal dağılıma uyan verilerin analizinde parametrik testler uygulandı. Spor yaralanması yaşayan ve yaşamayan katılımcılar, demografik özellikler, antropometrik özellikler ve performans testleri açısından "Independent Sample T" testi ve "Chi-square" testi ile karşılaştırıldı. Antropometrik özellikler ile performans testleri arasındaki ilişkiler "Pearson Korelasyon Testi" kullanılarak belirlendi. Çalışmanın sonucunda erkek (%65,8) sporcuların kadınlara (%34,2) oranla daha fazla yaralanma geçirdiği, yaralanmanın ilgilenilen spor dalı ile alakalı olduğu ve en çok yaralanma görülen spor dalları oranının ise futbol (%33), basketbol (%24,7) ve yüzme (%15,6) olduğu bulundu. Genel olarak, çalışmamız futbol, basketbol ve yüzme sporlarında yüksek yaralanma insidansı olduğu sunucuna varmıştır.
Postmenopozal kadınlarda fiziksel aktivite düzeyinin fonksiyonel kapasite, kardiyovasküler risk faktörleri, menopozal semptomlar ve yaşam kalitesi ile ilişkisi
Çalışmamızda postmenopozal dönemdeki kadınların fiziksel aktivite düzeyinin fonksiyonel kapasite, kardiyovasküler risk faktörleri, menopozal semptomlar ve yaşam kalitesi ile ilişkisi incelenmiştir. Çalışmamıza 45-75 yaş aralığında, postmenopozal dönemde olan 84 kadın dahil edildi. Katılımcıların demografik bilgileri alındı. Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kısa formu ile fiziksel aktivite düzeyleri belirlendi. 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT) ile fonksiyonel kapasiteleri değerlendirildi.Kardiyovasküler riskler; HDL, LDL, total kolesterol, trigliserit ,açlık glukoz, HbA1c, VKİ, bel kalça oranı, sistolik diastolik kan basıncı ve sigara ,alkol, egzersiz alışkanlıkları sorgulandı ve Framingham Risk Skoru ile değerlendirildi. Menopoz Semptomlarını Değerlendirme Ölçeği (MSDÖ) ile menopoz semptomları değerlendirildi. Yaşam kaliteleri ise Nottingham Sağlık Profili (NSP) ve Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MÖYKÖ) ile değerlendirildi. Çalışmanın veri analizi IBM SPSS Version 22 istatistik programı kullanılarak yapıldı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda; fiziksel aktivite düzeyi ile fonksiyonel kapasite arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Framingham skoru ile fiziksel aktivite düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Menopoz semptomları ile fiziksel aktivite düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Yaşam kalitesi ile fiziksel aktivite düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Bu çalışma sonuçları postmenopozal kadınlarda fiziksel aktivite düzeyinin fonksiyonel kapasite, kardiyovasküler risk faktörleri, menopozal semptomlar ve yaşam kalitesini etkilemediğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Postmenopoz, Fiziksel Aktivite Düzeyi, Menopozal semptom, Yaşam Kalitesi, Fonksiyonel Kapasite, Kardiyovasküler Risk
Kronik bel ağrısı olan bireylerde egzersizinyanı sıra uygulanan derin doku masajınınağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bel ağrısı en sık iş gücü kaybı ve işe gitmeme nedenidir. Uzun süren bel ağrıları bireylerin yaşam kalitesinde düşmeye sebep olmaktadır. Bazı insanlarda bel ağrıları depresyon bozukluğuna kadar yol açabilmektedir. Bel ağrısı olan bireylerde ağrıyı azaltmak ve sırt fonksiyonlarını düzeltmek için birçok farklı egzersiz eğitimi ve tedavi modeliteleri uygulanmaktadır. Binlerce yıllık geçmişe sahip olan masaj da günümüzde de tüm dünyada uygulanan en temel alternatif tedavi yöntemlerden biridir. Bu çalışmada kronik bel ağrısı olan bireylerde de egzersiz programına ek olarak uygulanan derin doku masajının ağrı ve yaşam kalitesi üzerine nasıl bir etkisi olacağı araştırıldı. Çalışma Gaziantep'te takip edilmekte olan yaş ortalaması kadın; 61,30 ve erkek; 38,70 olan gönüllü 62 kronik bel ağrılı kadın ve erkek bireyler çalışmaya dâhil edildi. Çalışmada, ağrı şiddetini değerlendirmek için Görsel Analog Skalası, ve bireyin sağlığını, mental ve fiziksel durumunu değerlendiren Short Form-36; geçerliliği ve güvenirliliği kanıtlanmış olan ölçekler kullanıldı. Bireyler basit randomizasyon yöntemi ile iki gruba ayrıldı ve bir gruba derin doku masajı ve William fleksiyon egzersizleri uygulandı. Diğer grubuna ise sadece William fleksiyon egzersizleri verildi. Fizyoterapist eşliğinde haftada 2 gün 8 seans ve diğer günler ev programı olarak verilen çalışma toplam 4 hafta sürmüştür. Verilerin değerlendirilmesi; araştırma kapsamında elde edilen veriler SPSS 24 programı ile analiz edilmiştir. Egzersiz ve masaj grubunu üzerinde yapılan çalışmada bireylerin ağrı düzeylerinde, uygulama yapmadan önceki duruma göre anlamlı derecede azalma(p<0,05), yaşam kalitesinde, lumbal ekstansör kas kuvveti ve abdominal kas kuvveti düzeylerinde anlamlı derecede artma olduğu (p<0,05) görülmüştür. Sonuç olarak bu çalışmada; derin doku masajının egzersiz ile birlikte yapılması ağrıyı azaltırken, yaşam kalitesi ve kas kuvveti üzerinde daha fazla artış sağlamıştır.
Sedanter ev hanımlarında ev egzersiz programının fiziksel aktivite, vücut farkındalığı, yaşam kalitesi düzeyi üzerine etkisi
Fiziksel aktivitenin insan sağlığına etki eden pozitif faydaları olmasına karşın dünyada yaşayan her 4 kişiden birinin fiziksel olarak etkin olmadığı görülmüştür. Bu oran erkeklere kıyasla kadınlarda daha yüksektir. Bu çalışmamızın amacı; ev egzersiz programının fiziksel aktivite, vücut farkındalığı ve yaşam kalitesi düzeyi üzerine etkisini incelemektir. Sağlıklı bir genç nesil için ailedeki başrol oyuncularından biri olan annelerin aktif ve sportif olması gerektiği düşüncesi bu çalışmanın planlanmasına teşvik etti. Çalışma Aralık 2019 – Nisan 2020 tarihleri arasında, Elazığ İlinde ikamet eden, yaş ortalaması 30,74 ±10,80 olan 18-50 yaş arasında, 104 sağlıklı kadın katılımcı ile yapılmıştır. Yapılan değerlendirmeler öncesinde katılımcıların sosyodemografik bilgileri kaydedilmiştir. Çalışmada, fiziksel aktiviteyi değerlendirmek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (International Physical Activity Questionnaire, IPAQ), vücut farkındalık durumunu belirlemek için Vücut Farkındalık Anketi (Body Awareness Questionnaire) ve yaşam kalitesini değerlendirmek için SF-36 Kısa Formu kullanılmıştır. Uygulanacak anket ve ölçekler yüz yüze yapılmıştır. Katılımcılar, egzersiz grubu ve kontrol grubu olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Bu gruplar kapalı zarf yöntemi ile belirlendi. Egzersiz grubuna ev egzersiz programı verilirken, kontrol grubundan sadece anketleri doldurmaları istendi. Egzersiz grubuna ev egzersiz programı olarak alt ve üst ekstremite germe, postür, spinal stabilizasyon, solunum ve gevşeme egzersizleri verilmiştir. Egzersizlerin 6 hafta boyunca, haftada 3 gün yapılması istendi. Çalışma sonunda kontrol grubunda gözlenen değişimler istatistiksel açıdan anlamlı düzeye ulaşmazken (p>0.05), egzersiz grubunda emosyonel rol güçlüğü hariç değerlendirilen tüm parametrelerde çalışma öncesine göre anlamlı düzelme meydana gelmiştir (p˂0,05). Çalışmadan elde ettiğimiz sonuçlara göre ev egzersiz programının fiziksel aktivite, vücut farkındalığı ve yaşam kalitesi düzeyi üzerine etkisi bulunmaktadır.
Ayak bileği instabilitesinin 18-30 yaş aralığındaki futbolcularda diz kas kuvveti ve esnekliğine etkisi
Lateral ayak bileği burkulması, spor popülasyonlarında en sık gözlenen yaralanma çeşididir. Ayak bileği yaralanma riski yüksek olan aktiviteler arasında açık havada veya oyunun temas, sıçrama ve yön değişiklikleri içeren kapalı alanlarda oynanan takım sporları yer almaktadır. En yüksek burkulma oranı futbolda meydana gelmektedir. Bu çalışmada 18-30 yaş aralığındaki futbolcularda ayak bileği instabilitesinin diz kas gücü ve esnekliğine etkisini ortaya koymaktı. Çalışmaya İstanbulda'a bulunan Göktürk Spor Kulübü ve Altınyıldız Spor Kulüplerinde bulunan 18-30 yaş aralığında 32 amatör futbolcu dahil edildi. Bireyler kontrol grubu (n=16) ve çalışma grubu (n=16) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki gruptaki bireylerin demografik bilgileri ve yaralanma ile ilgili hikayeleri kaydedildi. Bireylerin diz kas gücünü ölçmek için 1 Maksimum Tekrar Yöntemi, diz esnekliğini ölçmek için Otur-Uzan Testi uygulandı. Fonksiyonel ayak bileği instabilitesi durumunu ve derecesini belirlemek için Cumberland Ayak Bileği İnstabilitesi Anketi (CABİA) kullanıldı. Sporcuların fiziksel fonksiyonları Ayak ve Ayak Bileği Yetenek Ölçütü (FAAM) Türkçe versiyonu ile değerlendirildi. Ayak bileği instabilitesinin diz kas kuvvetine etkisi bulunamadı (p>0,05). Ayak bileği instabilitesinin diz esnekliğine etkisi saptanmadı (p>0,05). Her iki grup arasında Cumberland Ayak Bileği İnstabilitesi ve Ayak ve Ayak Bileği Yetenek Ölçütü bakımından anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0,005). Çalışma sonunda ayak bileği instabilitesinin diz kas kuvveti ve esnekliğine herhangi bir etkisinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler : Ayak bileği instabilitesi, diz kas gücü, esneklik, lateral ayak bileği instabilitesi.
COVID 19 geçiren ve geçirmeyen bireylerde fiziksel uygunluk, egzersiz kapasitesi ve kardiyorespiratuar yanıtların karşılaştırılması
SARS-CoV-2 virüsünün neden olduğu COVID-19 salgını, hızla tüm dünyaya yayılmış ve koronavirüs ailesinin neden olduğu ilk pandemi olarak tespit edilmiştir. COVID-19 çoklu tutulum gösterebildiği gibi genellikle solunum sistemini etkileyen, hafif semptomlardan ağır klinik tablolara varabilen bir hastalıktır. Bu çalışmada COVID-19 hastalığını geçiren ve geçirmeyen bireylerin egzersiz kapasitelerini, kardiyorespiratuar durumlarını ve çeşitli fiziksel uygunluk skorlarını karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamız 30 COVID-19 geçmişi olan ve 30 COVID-19 geçirmeyen katılımcı gönüllülük esasına göre dahil edilerek yürütülmüştür. Katılımcılar Kütahya ilinde ikamet eden kişilerden rastgele seçilmiştir. Katılımcılara 6 dakika yürüme testi ve fiziksel uygunluk testleri uygulanmış, 6 dakika yürüme testi öncesinde ve sonrasında kardiyorespiratuar veriler kayıt edilmiştir. Katılımcılarımızın yaş ortalaması 29,22 olup vücut kitle indeksi ortalaması 23,76'dır. Değerlendirme sonunda 6 dakika yürüme testi skor ortalaması hastalık geçirenlerde 554,33 olup geçirmeyenlerde 581.27 olarak bulunmuştur. COVID-19 geçirmiş olma durumu ile 6 dakika yürüme testi skorları arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Test sonrası nabız değeri ve nabızda ortaya çıkan fark değeri ile hastalığı geçirmiş olma durumu arasında istatistiksel olarak yüksek düzeyde anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0,001). Hastalık geçirmiş olma durumu ve test sonrası diyastolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı fark değeri, test öncesi solunum frekansı ve solunum frekansı fark değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardır (p<0,05). Fiziksel uygunluk testleri ve hastalık geçmişi arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Çalışmamız sonucunda COVID-19 geçirmiş olma durumunun kardiyorespiratuar yanıtları etkilediği fakat fiziksel uygunluk parametrelerine aynı ölçüde etkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Covid-19 geçirmiş bireylerde kas kuvveti, eklem hareket açıklığı, kinezyofobi, depresyon ve yaşam kalitesinin incelenmesi
Çalışmamız, Covid-19 geçirmiş bireylerde kas kuvveti, eklem hareket açıklığı, kinezyofobi, depresyon ve yaşamkalitesini incelemeyi amaçlayan gözlemsel-kesitsel bir çalışmadır. Çalışmaya toplam 71 birey katılmıştır. Çalışmaya katılan bireylere ilk olarak gönüllü onam formu imzalatılmıştır. Bireyler bir kez değerlendirilmeye alınmıştır. Bireylere sosyodemogrofik veri formu, eklem hareket açıklığını ölçmek için gonyometrik ölçüm, kas kuvvetini ölçmek için manuel kas testi, depresyon düzeyleri için Beck Depresyon Anketi, kinezyofobi düzeyleri için Tampa Kinezyofobi Anketi, fiziksel aktivite durumları için Uluslarası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form (IPAQ), yaşam kalitesi için SF-36, Covid'in yaşam kalitesine etkisini için ise Covid'in Yaşam Kalitesine Etkisi Ölçeği kullanılmıştır. Bireylerin kinezyofobileri orta düzeyin üstündedir (29,96 ±10,372), depresyon düzeyleri minimal düzeydedir (9,99 ±8,530), bireyler inaktif kategorisine dahildir, eklem hareket açıklıklarında kısıtlılıklar bulunmaktadır. Ölçülen manuel kas kuvvetleri normal değerlerdedir. Yaşam kalitesi değerlendirildiğinde ise SF-36'ya göre yaşam kaliteleri etkilenmemişken Covid'in Yaşam Kalitesine Etkisi Ölçeğine göre yaşam kaliteleri orta düzeyde etkilenmiştir. Sol alt ekstremite distal manuel kas kuvveti ile kinezyofobi arasında anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r=-.31, p=.009) (p<0,005). Kinezyofobi ile genel sağlık arasında, depresyon arasında ve yaşam kalitesi arasında anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r=-.58, p<.001; r=.381, p=.001; r=,49, p<.001). Genel sağlık ile depresyon arasında (r=-.58, p<.001), yaşam kalitesi arasında (r=.381, p=.001) anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Son olarak, depresyon ile yaşam kalitesi arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r=.49, p<.001). Anahtar Kelimeler: Covid-19, Covid-19 eklem hareket açıklığı ve kas kuvveti, Covid-19 ve kinezyofobi, depresyon, yaşam kalitesi.
Geriatrik bireylerde kinezyofobinin denge, günlük yaşam aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Kinezyofobinin artması yaşam kalitesini, günlük yaşam aktivitelerini ve dengeyi olumsuz etkileyebilmektedir. Kinezyofobi yaşam kalitesini ve dengeyi etkileyen en önemli faktörlerdendir.Buna bağlı olarak çalışmadaki amacımız, geriatrik bireylerde kinezyofobinin denge, günlük yaşam aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisini incelemektir. Buna yönelik yapılan çalışma Aralık 2021- Mayıs 2022 tarihleri arasında Acar Kliniğe gelen ve dahil edilme kriterlerine uygun 65 yaş üstü (Yaş ortalaması 73,48) 50 bireyden oluşmuştur. Veriler SPSS istatiksel analiz ile değerlendirmeye alınmıştır. Çalışmaya katılanlara Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), Berg Denge Ölçeği (BDÖ), Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, SF-36 (Kısa Form 36) ve Sosyo-Demografik Form ile değerlendirme yapılarak aralarındaki ilişki analiz edilmiştir. İncelemenin Sonucunda; • Yaş ile Kinezyofobi arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki vardır (p<0,05). Dolayısıyla Yaş arttıkça Kinezyofobi düzeyide artmaktadır. Ayrıca çalışmamızda Geriatrik bireyin yaşıyla Denge Ölçeği, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Yaşam kalitesi arasında negatif ve anlamlı bir ilişki vardır (p<0,01). Bu nedenle yaş arttıkça Denge, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve yaşam kalitesi ölçeğinin ortalamaları azalmaktadır. Çalışmamızdan çıkan bir başka önemli sonuç ise Kinezyofobinin Denge Ölçeği, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Yaşam Kalitesi ölçeğiyle negatif ve anlamlı bir ilişkisi olduğudur (p<0,01). Bu sonuç ile Kinezyofobi düzeyi arttıkça Denge Ölçeği, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Yaşam kalitesi ölçeğinin ortalamalarının azaldığı ve Kinezyofobinin olumsuz etkisi olduğu görülmüştür. Çalışmamızdaki bir başka önemli tespit ise Denge düzeyi arttıkça Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Yaşam kalitesi ölçeğinin ortalamalarının arttığı ve olumlu yönde etki ettiğidir. Dolayısıyla bunların arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki vardır (p<0,01). Sonuç olarak bu çalışmadaki verilerden çıkan sonuçların birbirleriyle ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Geriatrik bireylerde kinezyofobinin denge, günlük yaşam aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etkisi olduğunu göstermiştir. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda elde edilen veriler hipotezlerimizi desteklemiştir. Anahtar Kelimeler : Denge, Yaşam Kalitesi, Yaşlılarda Kinezyofobi.
18-35 yaş arası erkek boks, kick boks ve muay thai sporcularında el-el bileği yaralanmaları ve ağrı düzeyinin fonksiyonellik üzerine etkisi
Bu tezin amacı; sporla ilişkili el-el bileği yaralanma tiplerini tanımlamak ve 18-35 yaş arası erkek Boks, Kick Boks, Muay Thai sporcularında görülen el-el bileği ağrılarının fonksiyonellik üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmanın tipi gözlemsel kesitseldir. Çalışmaya İstanbul sınırları içerisinde dövüş sanatları eğitimi veren 14 farklı boks, kick boks ve muay thai spor kulübü ile bu kulüplere kayıtlı 47 gönüllü sporcu dahil edilmiştir. Katılımcılara genel ve spora yönelik bilgileri için sosyo-demografik form, üst ekstremite yaralanmalarında fonksiyonellik ve semptom (fonksiyonel özürü) değerlendirmek için Türkçe Kol, Omuz ve El Yaralanmaları Anketi (DASH-T), ağrı şiddetini değerlendirmek için vizüel analog skale (VAS), basınç ağrı eşiğini ve ağrı toleransını değerlendirmek için algometre, el beceri ve fonksiyonelliğini değerlendirmek için ise Moberg Toplama Testi (Moberg Pick-Up Test) uygulanmıştır. İstatiksel analizler SPSS 28.0 for Macbook programı kullanılarak yapılmıştır. Sonuçlarda anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Yaptığımız araştırma sonucunda 18-35 yaş arası erkek boks, kick boks ve muay thai sporcularında şu sonuçlara ulaşılmıştır: istirahat, antrenman öncesi ve antrenman sonrası ağrı şiddetinin artmasıyla fonksiyon/semptom, iş ve yüksek performans fonksiyonel özürü artmıştır; ağrı eşiğinin artmasıyla dominant el göz açık ve kapalı el beceri ve fonksiyonelliği artmıştır; ağrı toleransının artmasıyla dominant el göz kapalı el beceri ve fonksiyonelliği artmış ve yüksek performans fonksiyonel özürü azalmıştır; istirahat ve antrenman öncesi ağrı şiddeti ise el beceri ve fonksiyonelliği etkilememiştir. Başarılı bir performans için el- el bileği yaralanmalarını azaltmaya yönelik stratejiler geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Boks, Kick Boks, Muay Thai, El Yaralanmaları, Ağrı, El Becerisi ve Fonksiyonelliği
Multıple skleroz hastalarında fiziksel aktivite düzeyinin ağrı, yorgunluk ve yaşam kalitesine etkisi
Multipl Sklerozlu (MS) hastalarda hastalığın süresi ve meydana getirdiği fonksiyonel kısıtlılıklar artıkça, fiziksel aktivite düzeyinde azalma ve hareketsiz yaşam tarzının yerleştiği, aynı yaş grubundaki sağlıklı bireylere göre daha az aktif oldukları bilinmektedir. Bu çalışma farklı fiziksel aktivite düzeyine sahip MS hastalarında ağrı, yorgunluk şiddeti, yaşam kalitesini saptamak ve fiziksel aktivite düzeyinin ağrı, yorgunluk şiddeti ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Ocak-Şubat 2020 tarihleri arasında Türkiye Multipl Skleroz Derneği'nde yapılmıştır. Çalışmamıza, MS tanısı kesinleşmiş, en az bir aydır atak geçirmemiş olan, Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği (EDSS) puanı 1-5 arasında olup, Türkçe konuşup, anlayabilen gönüllü 50 olgu katılmıştır. Araştırmaya katılacak bireylere Gönüllü Bilgilendirme ve Onam Formu imzalandıktan sonra; katılımcıların demografik bilgileri ve anketlere verdiği yanıtlar kayıt edilmiştir. Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi ile fiziksel aktivite düzeyi, Yorgunluk Şiddet Ölçeği ile yorgunluk şiddeti, Multipl Skleroz'a Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MuSiQoL) ile yaşam kaliteleri değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan 50 hastanın (%72'si kadın) yaş ortalaması 35,2 yıldı. Katılımcıların %36'sının fiziksel olarak aktif olmadığı, %42'sinin fiziksel aktivite düzeyinin düşük olduğu, %22'sinin fiziksel aktivite düzeyinin sağlığı korumak için yeterli olduğu saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, yürüme düzeyi, orta düzeyde fiziksel aktivite ve toplam fiziksel aktivite düzeyi ile yorgunluk şiddeti negatif yönde anlamlı ilişkili bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca yürüme düzeyi ve toplam fiziksel aktivite ile ağrı düzeyinin negatif yönde anlamlı ilişkili olduğu saptanmıştır (p<0,05). Ağrı düzeyi ile yorgunluk, yaşam kalitesi fiziki durum, semptomlar ve psikolojik durum pozitif yönde anlamlı ilişkili bulunmuştur (p<0,01). Araştırmadan elde edilen bulgulara göre MS tanı ve tedavi sürecinde fiziksel aktivitenin ağrı, yorgunluk ve yaşam kalitesi gibi bileşenler açısından önemli bir değişken olduğu, MS hastalığı ve hastalığın getirdiği semptomları kontrol altına almak amacıyla MS hastalarının bu konuda bilinçlendirilmesi ve bireye özgü planlanmış fiziksel aktivite programlarını uygulamaya yönlendirilmesinin önemli olduğu görüşündeyiz. Bu alanda geniş hasta sayılı, uzun dönem takip çalışmalarının gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Multiple Skleroz, Ağrı, Fiziksel Aktivite, Yaşam Kalitesi
Adheziv kapsülitte ağrı şiddeti, fonksiyonel kısıtlılık ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Adheziv kapsülit, ağrı ile başlayan ve giderek omuz ekleminin bütün yönlere olan hareketlerinde kısıtlılığa yol açarak yaşam kalitesini olumsuz etkileyen klinik bir durumdur. Neden olduğu aktivite kısıtlılığı tutulan taraf ve hasta özelliklerine göre farklılık gösterebilmektedir. Bu çalışmanın amacı primer adheziv kapsülitte ağrı şiddeti, fonksiyonel kısıtlılık ve yaşam kalitesini değerlendirmek, tutulan tarafa göre karşılaştırmalar yapmaktır. Çalışmaya; Haziran 2019- Kasım 2019 tarihleri arasında, İstanbul ili Özel RTM Kliniği'nde, yaş ortalaması (47,6) olan 26-71 yaşları arasında, 36 kadın, 24 erkek, 34 dominant taraf tutulumu olan, 26 dominant olmayan taraf tutulumu olan toplamda 60 hasta dahil edilmiştir. Değerlendirmeler öncesinde katılımcıların sosyodemografik bilgileri kaydedilmiştir. Çalışmamızda bireylerin ağrı ve kısıtlılıklarını değerlendirmek için ''Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi (OADİ)'', kol-omuz zorluk derecelerinin değerlendirilmesi için ''Kol Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH)'', yaşam kalitesinin değerlendirilmesi için ''Yaşam kalitesi Değerlendirme Skalası (SF36)'' kullanıldı. Omuz eklem hareket açıklıkları gonyometrik ölçüm yöntemi ile değerlendirildi. Sonuç olarak bu çalışmada dominant tarafı etkilenen bireylerin ağrı (p:0,714), fonksiyonel kısıtlılık (p:0,864) ve yaşam kalitesi (p:0,893), dominant olmayan tarafı etkilenen bireylerle karşılaştırıldığında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Adheziv Kapsülit, Ağrı Şiddeti, Fonksiyonel Kısıtlılık, Yaşam Kalitesi
Down sendromlu çocuklarda hippoterapinin fonksiyonel mobilite ve denge üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı down sendromu tanısı almış çocukların alacakları hippoterapi uygulamasının fonksiyonel mobilite ve denge üzerinde etkili olup olmadığını incelemek üzere yapılan deneysel bir çalışmadır. Katılımcıların alınma ve alınmama kriterleri değerlendirilerek, 17 kişi kontrol ve 17 kişi deney (hippoterapi) grubu olmak üzere randomize olarak iki gruba ayrılmıştır. Kontrol grubuna 6 hafta boyunca, haftada 3 gün denge egzersizlerini içeren fizyoterapi uygulanmıştır. Hippoterapi grubuna ise denge egzersiz programına ek olarak, 6 hafta boyunca haftada 1 seans, 20 – 30 dk at yardımı ile denge egzersizleri uygulanmıştır. 6 haftalık uygulamanın sonucunda Pediatrik Berg Denge Ölçeği, Zamanlı Kalk ve Yürü Testi, Pediatrik Fonksiyonel Bağımsız Ölçeği tekrar uygulanarak veriler elde edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen katılımcıların %44,1'i erkek, %55,9'u kız çocuklarından oluşmaktadır. Hippoterapi grubunun %76,5'i kız, %23,5'i erkek ve kontrol grubunun %35.3'ü kız, %64.7'si erkek çocuktan oluşmaktadır ve cinsiyet değişkeni gruplara göre farklılaşmaktadır. Pediatrik Berg Denge Ölçeği (t=2,370; p<0,05) ve Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeğinde (t=2,487; p<0,05) istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Zamanlı Kalk ve Yürü Testinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p˃0,05). Çalışmaya katılan her iki grupta da Pediatrik Berg Denge Ölçeği ön test- son test delta fark puanlarında (t=-5,278; t=-3,887; p<0,01) istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Çalışmaya katılan katılımcılardan, hippoterapi grubunda Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği ön test- son test delta fark puanlarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (t=-2,443; p<0,05). Kontrol grubunda Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği ön test- son test delta fark puanlarında ise istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (t=-1,376; p>0,05). Her iki grupta da Zamanlı Kalk ve Yürü Ölçeği ön test- son test delta fark puanlarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (t=3,231; t=2,229; p<0.01). Hippoterapi grubunda Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği ön test- son test delta fark puanlarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (t=2,053; p<0.05). Elde edilen bulgular down sendromlu çocuklarda uygulanan hippoterapinin DS'li çocuklarda fonksiyonel mobilite ve dengeyi arttıracağı yönündeki hipotezi destekler niteliktedir. Yapılan çalışma sonucunda Down sendromlu çocuklarda ev egzersiz programı ve hippoterapinin denge ve fonksiyonel mobiliteyi arttırdığı görülmüştür. Deney ve kontrol grubundaki bireylerin denge gelişiminin arttığı görülmüştür. Hippoterapi alan grubun denge gelişiminin kontrol grubundan daha fazla olduğu belirlenmiştir.Deney ve kontrol grubundaki bireylerin fonksiyonel mobilitelerinin arttığı ve deney grubunun kontrol grubundan daha fazla gelişim gösterdiği bulunmuştur. Anahtar Kelimeler; Hippoterapi, Fonksiyonel Mobilite, Denge, Down Sendromu