Yeditepe University
Discipline

Public Law

Yeditepe University

2,462

Archived Theses

2

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Türk Ceza Kanunu'nda bilişim sistemine ve sistemdeki verilere karşı suçlar

Dört bölüm altında ele alınan çalışmanın konusunu 5237 sayılı TCK'da düzenlenen bilişim sistemine ve bilişim sistemindeki verilere karşı suçlar oluşturmaktadır. Birinci bölümde, konu genel kapsamda incelenmiştir. Bu çerçevede konuyla ilgili kavramlar, bilişim sistemlerine ve sistemdeki verilere karşı suçların işlenme şekilleri ve bu suçların genel özellikleri, bu suçların fail ve mağdurlarına ilişkin açıklamalar yapılmıştır. Tezin ikinci bölümünde bilişim sistemine girme veya sistemde kalma, sisteme girmeksizin veri nakillerini teknik araçlarla izleme suçları (TCK m. 243), üçüncü bölümünde bilişim sistemini engelleme veya bozma; verileri yok etme veya değiştirme suçları (TCK m. 244), son bölümde ise yasak cihaz veya programlar suçu (TCK m. 245/A) unsurlarıyla birlikte incelenmiştir.

Ayşe Nur Liman
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nde yabancı sigorta şirketlerinin denetimi ve hukuki statüsü

Batı kaynaklı bir kurum olan modern sigorta Osmanlı Devleti'ne, esas olarak Batı'da ekonomik, sosyal, siyasal, hukuksal anlamda yaşanan gelişmeler içerisinde şekillenen yabancı sigorta şirketlerinin faaliyetleriyle girmiştir. Bu şirketlerin faaliyetleri, devletin iktisadi anlamda dışa açık bir yapı benimsemesine paralel olarak hukuki anlamda da yüzünü Batı'ya döndüğü 19. yüzyılın özellikle ikinci yarısından itibaren karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada, ülkede var olan kapitülasyon düzeni altında denetimsiz olarak ve sadece kendi ticari kazançlarını gözeterek faaliyet gösteren bu şirketlerin, kamu düzeni ve milli menfaatleri korumak amacıyla yürürlüğe konulan kanuni düzenlemelerle denetim altına alınmasına yönelik mücadele ve ilgili düzenlemelerde yer alan denetim hukukuna ilişikin hükümler; bununla birlikte söz konusu şirketlerin hukuki statüsü incelenmiştir. İlgili hususlarda edinilen tecrübe, Cumhuriyet Dönemi'nde bu konularda benimsenen hukuk politikası ve kanuni düzenlemeler için bir altyapı ve vizyon sağlamış olup; Türk sigorta hukukunun tarihsel gelişiminde önemli bir aşamayı teşkil etmektedir.

Müberra Korkmaz
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarına göre idari rejim

Türk hukukunda, idarenin taraf olduğu hukuki ilişkilere uygulanacak hukuk ve bu ilişkilerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulacağı yargı yeri bakımından özel hukuk kişilerinden ayrışma/farklılaşma söz konusudur. İdare hukuku (kamu hukuku)-özel hukuk ve idari yargı-adli yargı ikilikleriyle karakterize olan bu sistem, idari rejim olarak adlandırılmaktadır. İdari rejimin uygulandığı, geçerli olduğu hukuk sistemlerinde yargı düzenleri arasındaki sınır ihtilaflarını çözmek üzere Uyuşmazlık Mahkemeleri kurulmuştur. Bu yargı mercileri kararlarıyla, kendilerini var eden hukuk ikiliğini ve yargı ayrılığını belirginleştirmekte ve dönüştürmektedir. Tezde, Türk Uyuşmazlık Mahkemesinin idari rejim kavrayışı, genelde yargı düzenleri arasındaki görev ayrımına ve özelde idari yargının görev alanına yaklaşımı ekseninde incelenmektedir. Mahkeme, anayasal ve yasal vazifesini yerine getirmek üzere görevli yargı düzenini belirlemeye çalışırken; idarenin faaliyetlerinin, hukuki ilişkilerinin, hukuki tasarruflarının ve taraf olduğu davaların idari nitelik taşıyıp taşımadığını araştırmaktadır. Mahkemenin idari yargıyı görevli bulduğu hemen her kararı, idari rejimden kaynaklanan bir farklılaşma tespitine dayanmakta ve çoğu zaman bu farklılaşmanın gerekçelerine ve sonuçlarına ilişkin değerlendirmeler içermektedir. Bu saptamadan hareketle, çalışma için Mahkemenin Resmî Gazete'de yayımlanmış bütün kararları incelenmiş ve idarenin tabi olduğu hukuki rejime ilişkin kanaati sistemli biçimde ortaya koyulmaya çalışılmıştır.

Fatma Betül Damar Çıtak
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Savunma hakkı bağlamında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda basit yargılama usulü

Ceza Muhakemesi sistemine 7188 sayılı Kanun'la eklenen basit yargılama usulü, CMK'nın 251 ve 252. maddeleri yeniden düzenlenmek suretiyle ceza muhakemesi sistemimize getirilmiştir. Görece basit nitelikte kabul edilen suçlarda duruşma yapılmaksızın hüküm vermeye olanak sağlayan bu usul, mülga 1412 sayılı CMUK'ta düzenlenen sulh ceza hâkiminin ceza kararnamesine son derece benzemektedir. Bu çalışmada, kovuşturma evresine özgü, klasik kovuşturmaya alternatif ve ancak mahkemenin takdiriyle uygulanan bu usul öncelikle; hukuki niteliği, amacı, tarihsel gelişimi, uygulanma şartları, uygulanamayacak haller, verilecek karar, karar karşı başvurulabilecek hukuki çareler bakımından incelenecektir. Ardından, basit yargılama usulünün uygulanması ile savunma hakkının kullanılması arasındaki ilişkiye değinilecek, son olarak savunma hakkı ihlali oluşturabilecek durumlar ortaya konulduktan sonra çözüm önerileri ortaya konulacaktır.

Basit yargılama usulüCeza Muhakemeleri Usul KanunuSavunma hakkı+1
Deniz Devrim Kaplan
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası deniz hukuku kurallarının etkili olarak uygulanabilmesi: Doğu Akdeniz örneği

Bu tezde, Doğu Akdeniz örneği üzerinden, uluslararası deniz hukuku kurallarının uluslararası uyuşmazlıklarda etkili olarak uygulanabilirliği incelenecektir. Birinci bölümde, uluslararası deniz hukukunun oluşumu, gelişimi, kaynakları ve bunların ulusal hukuka etkisi incelenecektir. Daha sonra Doğu Akdeniz'e kıyıdaş olan devletlerin ulusal hukuklarında uluslararası hukuka nasıl bir etki verdikleri araştırılacaktır. İkinci bölümde, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin ilkeler açıklanarak uluslararası deniz uyuşmazlıklarının çözümünde benimsenen yollar ve bunların deniz hukukuna somut yansımaları ele alınacaktır. Üçüncü bölümde ise Doğu Akdeniz'de yaşanan deniz yetki alanı sınırlandırma uyuşmazlıkları ile bunların enerji kaynaklarının paylaşımı, çevrenin korunması, arama-kurtarma çalışmaları gibi sorunlara ilişkin etkileri değerlendirilerek uluslararası deniz hukuku kurallarının ulusal hukukta etkili bir şekilde uygulanmasının önündeki engeller ve bu engellerin nasıl aşılabileceği de Karadeniz örneği üzerinden tartışılacaktır.

Deniz hukukuDeniz yetki alanlarıDoğu Akdeniz+3
Zelal Öcal
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yargı yetkisine giren yeni bir suç oluşturma ideali: Çevrekırım (Ecocide)

Bu çalışmada, çevrenin uluslararası ceza hukuku aracılığıyla korunmasının sağlanması amaçlanmıştır. Bu kapsamda öncelikle uluslararası çevre hukukunda yer alan düzenlemelerin çevrenin korunması hususunda yeterliliği incelenmiştir. Daha sonra uluslararası ceza hukukunun ve yargılamasının kapsamı, özellikleri ve uluslararası suç türleri belirtilmiştir. Bu bağlamda, öğretinin ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin güncel konulara ilişkin yaklaşımı incelenerek ve uluslararası çevre hukuku ve uluslararası ceza hukukunun özellikleri araştırılarak çevrenin çevreye ilişkin yeni bir suç türü olarak uluslararası ceza hukuku ile korunup korunamayacağı değerlendirmesi yapılmıştır. Mevcut durumun çevrenin "çevrekırım (ecocide)" adı altında yeni bir uluslararası suç tipi ile korunmasını gerektirdiği tespit edilmiş ve çevrekırımın yeni bir suç olarak kabulü halinde uluslararası hukuk ve uluslararası hukuk dalları içerisinde gerçekleşmesi beklenen değişiklikler ve muhtemel sonuçlar belirtilmiştir.

İrem Şevval Akbaş
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Ceza Hukuku'nda kusurluluğu etkileyen bir hal olarak geçici nedenler

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Haller" başlığı altında hem hukuka uygunluk nedenleri hem de kusurluluğa etki eden nedenlere yer verilmiştir. Bu başlık altındaki TCK m. 34 hükmünde "Geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma" halinde failin cezai sorumluluğunun ne olacağına ilişkin düzenleme yer almaktadır. Çalışmamızda öncelikle kusurluluğa etki eden neden olarak kabul ettiğimiz geçici neden kavramının daha iyi anlaşılabilmesi için Türk Ceza Kanunu'nda yer verilen cezai sorumluluğu kaldıran veya azaltan nedenlere ve bunların hukuki değerlendirmesine yer verilmiştir. Bir sonraki bölümde, geçici neden kavramı ile geçici nedenlerin çeşitli ceza hukuku kurumları ile olan ilişkisine yer verilmiştir. Bölümün son kısmında bir takım ülkelerde geçici neden kurumunun uygulama, doktrinde ve kanun özelinde incelenmesine yer verilmiştir. Nihayet son bölümde ise geçici neden olarak kabul ettiğimiz çeşitli durumlar önce kavram olarak açıklanmış ve hukuki statüsüne ilişkin değerlendirmelerde bulunulmuştur.

Didem Durmaz
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Nemo tenetur se ipsum accusare ilkesi bağlamında adli amaçlı iletişimin denetlenmesi tedbiri

Adli amaçlı iletişimin denetlenmesi tedbiri Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesinde düzenlenmiştir. Katlanma yükümlülüğünün sınırlarından olan "nemo tenetur se ipsum accusare" ilkesi ise Anayasa'nın 38. maddesinin 5. fıkrasıyla koruma altına alınmıştır. Bu çalışmanın hedefi iki kavram arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Birinci bölümde öncelikle koruma tedbirleri kavramına genel bir giriş yapılmış sonrasında ise Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesinde düzenlenen iletişimin denetlenmesi tedbiri detaylı biçimde incelenmiştir. İkinci Bölümde çalışmanın diğer ayağını oluşturan katlanma yükümlülüğünün sınırlarından biri olan "nemo tenetur se ipsum accusare" ilkesi incelenmiştir. Konunun sistematikliğini bozmamak adına öncelikle katlanma yükümlülüğüne genel olarak değinilmiş, katlanma yükümlülüğünün nemo tenetur ilkesi dışındaki sınırları da kısaca incelenmiştir. Sonrasında ise "nemo tenetur se ipsum accusare" ilkesi detaylı biçimde incelenmiştir. Son bölüm iki kavramın birbiriyle olan ilişkisinin araştırıldığı ve çalışmadan çıkarılan sonucun yer aldığı kısımdır.

Gamze Ecik
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yapay zekânın cezai sorumluluğu ve yapay zekâya uygulanacak yaptırım sorunu

Bu çalışma kapsamında, yapay zekânın ceza hukukunun konusu olup olamayacağı, literatür taraması araştırma yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Bu bağlamda öncelikle yapay zekânın tarihsel süreç içerisindeki gelişimi ele alınmış, felsefi kökenleri irdelenmiş ve teknik açıdan öğrenme yöntemleri incelenmiştir. Yapay zekânın hukuk düzeni içerisinde kişiliğinin varlığı sorgulanmış ve literatürde yer alan hukuki statü önerileri açıklanmıştır. Sonrasında cezai sorumluluk kavramı açıklanmış ve yapay zekânın üreticisi, programlayıcısı, kullanıcısı ve kendisinin cezai sorumluluğu tartışılmıştır. Son olarak yapay zekâya uygulanacak yaptırım sorunu ele alınmış ve bu hususa yönelik önerilere yer verilmiştir. Çalışma kapsamında yapay zekânın dahil olduğu suçlara yönelik mevcut düzenlemelerin yeterliliği tartışılmış ve yeni düzenlemelerin gerekliliği sorgulanmıştır.

Ceza ehliyetiCezai sorumlulukHukuki kişilik+1
Sümeyye Mengüç
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kore Cumhuriyeti ceza muhakemesi hukukunda alternatif çözüm yolları

Kore Cumhuriyeti'nde ceza muhakemesi hukukunda alternatif yollara ilişkin olarak; savcının soruşturma başlatabileceği suçların kapsamının daraltıldığı, savcı ile polis arasındaki emir ve talimat ilişkisinin iş birliği ilişkisine dönüştürüldüğü, bu sebeplerle soruşturma evresini sonlandıran ceza muhakemesi kurum ve kararlarının kıyasla daha çeşitli olduğu görülmüştür. Kovuşturmayı sonlandıran alternatif yolların da ülkemize kıyasla, ceza bağlamında farklılıklar taşıdığı sonucuna varılmıştır. Uzlaştırmaya sevk edilebilecek suçların kapsamının ceza muhakemesi sistemimize göre daha geniş olduğu görülmektedir. Kamu davasının açılmasının ertelenmesinde; şüphelinin sabıka kaydına işlenmesi ve şüphelinin tek itiraz yolunun Kore Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru olması, önemli farklılıklar olarak öne çıkmaktadır.

Alper Yaman
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukukta Rusya-Ukrayna sorunu ve Rusya'ya uygulanan yaptırımlar

Bu tezde, Rusya'nın Ukrayna'daki fiilleri incelenerek, Rusya'ya uygulanan yaptırımlar temelinde, uluslararası hukuktaki zorlayıcı önlemlerin ne derecede etkili, ölçülü, belirli ve hukuka uygun olduğu tartışılacaktır. Birinci bölümde, RusyaUkrayna ilişkilerinin yakın tarihsel süreci, halihazırda devam eden krizin temel nedenlerine hâkim olmak amacıyla, ana hatlarıyla ele alınacaktır. Devamında, Ukrayna'nın doğusundaki tek taraflı bağımsızlık ilanları ile Rusya'nın, bağımsızlığını ilan eden Kırım, Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Luhansk Halk Cumhuriyeti'ni tanıması ve ilhak etmesinin uluslararası hukuka uygunluğu incelenecektir. İkinci bölümde, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı 24 Şubat 2022'de başlattığı "Özel Askerî Harekât", uluslararası hukuktaki kuvvet kullanma yasağı bakımından değerlendirilerek; bu kapsamda, uluslararası örgütler ve devletler tarafından Rusya'ya uygulanan yaptırımlar incelenecektir. Rusya'ya uygulanan yaptırımlar üzerinden devletlerin uluslararası sorumluluğunun işletilmesindeki eksikliklerinin tespit edilmesi amaçlanmaktadır.

Rabia Özge Kayıcı
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza muhakemesi hukukunda beraat hükmü

Beraat hükmü, ceza muhakemesine sanık olarak dahil olmuş herkesin ulaşmak istediği ve bu hükmün verilmesi için çaba gösterdiği, bu hüküm uğruna deliller ortaya koyup savunmalar yaptığı bir hüküm çeşididir. Sanığın gerçekleştirdiği eylemin suç niteliği barındırmadığı ya da sanığın o eylemi gerçekleştirmediği veya gerçekleştirdiği hususunun kesin olmadığı yargısını barındıran beraat hükmü sayesinde sanık aklanmış olur ve kendisi hakkında herhangi bir yaptırım uygulanmaz. Cezalandırılmasına engel olan diğer hüküm çeşitleri de bulunmasına rağmen beraat hükmü sanık için en lehe olan hükümdür. Beraat hükmü birçok ilke ve kuralla iç içedir. Özellikle suçsuzluk karinesi ve lekelenmeme hakkının tam anlamıyla uygulanması, beraat hükmü için çok önemlidir. Suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle verilen beraat kararı ise şüpheden sanık yararlanır ilkesi ile yakından ilişkilidir. Bu ilke sayesinde hâkim veya mahkeme nezdinde suçu işlediğine vicdanen yüzde yüz kanaat getirilemeyen kişi mahkûmiyet hükmü ile karşılaşmayacaktır. Bu kural, bir suçlunun cezasız kalmasının bir masumun cezalandırılmasına tercih edilmesinden kaynaklanmış ve gelişmiştir. Beraat kararı; hukuk yargılamasını, idare hukukunu ve vergi hukukunu etkileyebileceği gibi bir başka ceza mahkemesi nezdinde de etkili olabilir. Bu nedenle verilen beraat kararının bu mahkeme ve merciler üzerindeki etkisi büyük önem taşır. Anahtar Kelimeler: Hüküm, Beraat, Suçsuzluk Karinesi, Delil Yetersizliği

Busenur Baş
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu ihale hukukunda yeşil kamu alımları

Bu çalışmada, Kamu Alımlarının sürdürülebilir kalkınma ile ilişkisi incelenerek Türk kamu alımları mevzuatının yeşil kamu alımları bakımından mevcut durumunun tespiti yapılacaktır. Birinci bölümde, yeşil kamu alımları kavramı ve sürdürülebilir kalkınma ile bağlantısı, İkinci bölümde Avrupa Birliği'nin bu alandaki hukuki altyapısı ve uluslararası düzenlemeler incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise, Türk kamu alım mevzuatı incelenerek yeşil kamu alımlarına yönelik değerlendirme yapılarak ve uygulama önerileri verilecektir.

Ayşe Din Şengören
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası Deniz Hukukunda düzensiz göç halinde devletlerin arama ve kurtarma yükümlülüğü

Bu çalışmada, deniz yoluyla düzensiz göçün yoğunlaşmasıyla beraber önemli hale gelen devletlerin arama ve kurtarma yükümlülüğü incelenmiştir. Bu kapsamda yükümlülük, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, 1979 tarihli Uluslararası Denizde Arama ve Kurtarma Konvansiyonu, 1974 tarihli Denizde Can Emniyeti Uluslararası Konvansiyonu, 1958 tarihli Cenevre Açık Denizler Sözleşmesi ve 1989 tarihli Uluslararası Kurtarma Konvansiyonu'ndaki ilgili hükümler ışığında ele alınmıştır. Göçmenlerin aranması ve kurtarılması hususunda bu düzenlemelerde yer alan boşluklar ve belirsizlikler tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada devletlerin arama ve kurtarma yükümlülükleri, bayrak devleti ve kıyı devleti başlıkları altında incelenirken gemi kaptanlarının arama ve kurtarma yükümlülükleri ise bayrak devleti başlığı altında ele alınmıştır. Devletlerin yükümlülükleri ile birlikte tehlike, kurtarma, yardım etme ve güvenli yer gibi kavramların anlamı ve kapsamı da irdelenmiştir. Konu bakımından öneminden dolayı uluslararası örgütlerin arama ve kurtarma yükümlülükleri hükümetler arası ve hükümetler dışı uluslararası örgütler olarak iki başlık altında açıklanmıştır. İşbu çalışmada, devletlerin, gemi kaptanlarının ve uluslararası örgütlerin arama ve kurtarma yükümlülükleri; uluslararası sözleşmeler, bağlayıcı olmayan rehberler, mahkeme kararları ve uluslararası örgütlerin raporları ışığında incelenmiştir. İlgili düzenlemelerde belirsizlikler ve boşluklar barındıran terimler ve hususlar tespit edilmiş ve çözüm önerilerine yer verilmiştir.

Düzensiz göç
Ayşegül Dursun
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ceza muhakemesinde suça sürüklenen çocuklar bakımından uzlaştırma

Onarıcı adalet anlayışı, cezalandırıcı adalet sisteminin yetersizlikleri nedeniyle oluşan ihtiyaçlar üzerine ortaya çıkmıştır. Mağdur fail arabuluculuğu olarak da bilinen uzlaştırma kurumu onarıcı adaletin en yaygın uygulamasıdır. Mağdur odaklı bir anlayış çerçevesinde vücut bulan kurum, esasen fail yönüyle de ciddi farklılıklar öngörmektedir. Uzlaştırma, faili yaptırım tehdidi altında beklemekten ibaret pasif konumundan kurtarıp, iletişim ve ahlaki yükümlülükler temelinde hatasını telafi etme imkânına kavuşturan aktif bir konuma getirmektedir. Bu yönüyle kurumun çocuk failler bakımından ayrı bir anlam taşıdığı da ifade edilmelidir. Zira suça sürüklenen çocuk sıfatı ile işledikleri her suçun mağduru kabul ettiğimiz çocukları korumak ve menfaatlerini gözetebilmek için salt yaptırım esasına dayalı cezalandırıcı adalet sisteminin mümkün olduğunca dışarısına çıkarmak gerekmektedir. Bu nedenledir ki, birçok ülkede de uzlaştırma kurumu öncelikle çocuklar hakkında uygulanmaya başlanmıştır. Çocukların düşünsel ve bedeni açıdan yetişkinlere nazaran daha yetersiz olmaları nedeniyle çocuk adaleti kavramı gelişmiştir. Nitekim yetişkinlerle çocukların tamamen aynı kurallara tâbi tutulması mümkün değildir. Bu bağlamda uzlaştırma kurumunun da suça sürüklenen çocuklar bakımından farklı kurallar taşıması gerekmektedir. Türk ceza hukukuna girdiği ilk günden bu yana yapılan birtakım değişikliklerle kurumun kapsamı suça sürüklenen çocuklar lehine genişletilmiş ise de bu düzenlemeler kısıtlı nitelikte kalmıştır. Hâlbuki uzlaştırma kurumu, suça sürüklenen çocuklar yönüyle bir bütün olarak ele alınarak kapsamı, uzlaştırmacı nitelikleri, çocukların katılım ve irade beyanı hakları gibi konular yeniden düzenlenmelidir. Elbette bu düzenlemeler yapılırken temel kıstas çocuğun yüksek yararı olmalıdır.

Mustafa Eray Urcan
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kuruluşu ve yetkileri bakımından Hakimler ve Savcılar Kurulu

Eski Roma'dan günümüze hukuk alanında pek çok gelişme gözlenmiştir. Asırlar önce sorulmuş olan "Quis custodiet ipsos custodes? - Gözetleyenleri kim gözetleyecek?" sorusu ise günümüz demokrasilerinde, aradan geçen zamana karşın hala önemini korumaktadır. Yönetenlerin kamu gücünü kullanarak bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal etmemeleri için kamu gücünün denetlenmesi gereklidir. Bu denetimin yapılabilmesi ve dengenin sağlanması maksadıyla kullanılan yöntemler gün geçtikçe değişime uğramaktadır. Özellikle yönetilenler yönünden bazı temel güvencelere ihtiyaç duyulmakta ve bu ihtiyacın karşılanması için bazı temel ilkeler çerçevesinde hukuki düzenlemeler yapılmaktadır. Hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı ilkeleri yönetilenler açısından güvencelerin temelini oluşturmaktadır. Yargı Kurulları da temel olarak hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı ilkeleri çerçevesinde faaliyetlerine devam eder ve esas amaçları yargının bağımsızlığının sağlanmasına katkı sunarak denge denetim işlevinin sağlıklı şekilde yerine getirmesine hizmet etmektir. Yargının bağımsızlığı ile anlaşılması gereken mutlak bir bağımsızlık ya da yargı mensuplarına tanınmış bir ayrıcalık değildir. Gerekli hukuki güvenceleri sağlayabilecek düzeyde yargı mensuplarının ve kurumsal anlamda yargının dışarıdan gelebilecek olumsuz etkilere karşı korunmasıdır. Çalışmanın birinci bölümünde hukuk devletinin ne olduğu, yargı bağımsızlığının unsurları, kuvvetler ayrılığının önemi ve yargı kurulları hakkında temel bilgiler verilecek, ikinci bölümde Türkiye özelinde yargı kurullarının oluşum süreçleri tarihsel sıralama içerisinde anlatılacak ve üçüncü bölümde ülkemizde Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun yapısı, işleyişi, yetki ve görevleri güncel mevzuat doğrultusunda ve karşılaştırmalı hukuk verilerinden yararlanılarak açıklanacaktır. Doktrine katkı sunmasını dilerim.

Sevinç Ocaktürk
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hukuk devleti ilkesi çerçevesinde 1982 Anayasasında siyasi iktidarın sınırlandırılması ve 2017 Anayasa değişikliği

İktidarın sınırlandırılması, hangi siyasal yönetim sistemi içerisinde olursa olsun, her türlü güç ve yetkinin kötüye kullanılmasının engellenmesini ifade etmektedir. Güç kullanma tekeline sahip olan siyasi iktidarın toplumsal düzenin ve barışın sağlanmasında çok önemli rolü vardır. Ancak bu gücün kötüye kullanılması tehlikesi her zaman mümkündür. Siyasi iktidarın sahip olduğu gücün kötüye kullanılmasını ve bunun yıkıcı sonuçlarını engellemenin yolu, ancak bu iktidarın sınırlandırılması, dengelenmesi ve denetlenmesiyle mümkündür. Özgürlüğün ve güvenliğin sağlanabilmesi için siyasi iktidarın kayıt altına alınması gerektiğinin bilincine varan insanoğlu, tarih boyunca iktidarı sınırlandırmanın araçlarını ve kurallarını bulmaya çabalamıştır. Günümüzde hukuk devleti ilkesi, siyasi iktidarı sınırlandırmanın en etkili araçlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmanın konusunu, hukuk devleti ilkesi ile siyasi iktidarın sınırlandırılması arasındaki ilişki oluşturmaktadır. Çalışmanın temel amacı, siyasi iktidarı sınırlandırmanın en etkili araçlarından biri olan hukuk devleti ilkesinin 2017 anayasa değişikliği sonrasında değişime uğrayıp uğramadığı, yapılan değişikliklerin hukuk devleti ilkesini güçlendirme yönünde mi yoksa zayıflatma yönünde mi olduğunu analiz etmek ve neticede siyasi iktidarın sınırlandırılması bağlamında hukuk devleti ilkesiyle ilgili anayasal düzenlemeler hakkında genel bir değerlendirmede bulunmaktır. Çalışmada ulaşılan temel bulgu, 2017 Anayasa değişikliklerinin hukuk devleti ilkesini zayıflattığı, dolayısıyla anayasal sistemin iktidarın kötüye kullanılmasını önleyecek düzeyden yoksun olduğudur.

Samet Özdemir
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

6413 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu kapsamında disiplin hukuku ilkelerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amaçları; pozitif düzenlemeler, içtihat ve doktrin tarafından ortaya konulan disiplin hukuku ilkelerini derleyip incelemek, bu ilkelerin uygulanması açısından farklı görüşleri ortaya koymak, ilkelerin birbirleri ile olan etkileşimini bütüncül bir bakış açısıyla ele almak, 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu kapsamındaki görünürlüklerini ve eksikliklerini benzer disiplin mevzuatı ile yapılan karşılaştırmalarla tespit etmek ve tespit edilen eksikliklere çözüm önerileri getirmektir. Tespit edilen ilkeler esas ve usule göre tasnif edilerek kanun koyucu, yargı organları ve idareye yönelik olarak incelenmiş ve disiplin soruşturmasının öncesinde, soruşturma esnasında ve sonrasında etkili oluşlarına göre de sınıflandırılmışlardır. Bu kapsamda özellikle 2013 öncesi döneme kıyasla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uyum açısından sağlanan ilerlemeler dikkat çekici olmakla beraber, başta kanunilik, ceza muhakemesi ile disiplin soruşturmasının bağımsızlığı ilkeleri ve disiplin amirlerinin kıyas yetkisini kullanımı kapsamında Kanun'da yapılacak değişikliklerle askerî disiplin hukukunun hukuk devleti idealine daha da yaklaştırılabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Bu alanda daha önce yapılan diğer çalışmalardan farklı olarak, geçirdiği değişikliklerle adeta yaşayan bir kanun olan 6413 sayılı Kanun'un son hali ile Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'ın benzer disiplin mevzuatına dair son içtihatları ışığında değerlendirmeler yapma fırsatı bulunmuştur.

Disiplin hukukuKamu hukukuİdare hukuku
İsmail Berkan Bala
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza muhakemesinde duruşma

Ceza Muhakemesi hukukunun maddi gerçeği araştırmadaki temel anahtarlardan birisi olan duruşma süreci, aktif ve dinamik bir tarafı da yanında barındırmakla beraber tarafların veya duruşmaya katılanların en iyi şekilde kendini ifade edebildikleri bir olgusal tarafı yanında barındırıp, bunun belli şekil şartları ile tutanaklara aktarıldığı ve duruşmaya katılmayan diğer denetleyicilerin ancak o tutanaklar vasıtası ile hukuki meseleyi çözümlemeye çalıştığı önemli bir alanı ifade etmektedir. Duruşma safhası, tez ve antitezin karşı karşıya gelmesi sonucunda maddi gerçeği ortaya koyan bir kararla sona erer. Bu süreç, "barika-i hakikat müsademe-i efkardan doğar" darb-ı meselinin işaret ettiği gibi, fikirlerin çarpışmasından hakikatin ortaya çıkması ilkesini somut bir şekilde yansıtmaktadır. Bu çalışma, duruşma safhasının öneminin uygulayıcılar tarafından daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmayı ve uygulamada karşılaşılan sorunları dile getirerek çözüm önerileri sunmayı amaçlamaktadır.

Suat Yürekli
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Adli ve mülki makamlarca kolluk personeline verilen sözlü talimatların ispat sorunu

İnsanlığın varoluşundan beri güvenlik konusu ihtiyaç duyulan temel hususlar arasında yerini almıştır. Günümüzde emniyet ve asayişin sağlanmasından sorumlu olan birlikler genel kolluk kuvvetleridir. Genel kolluk kuvvetleri ise Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı olarak belirlenmiştir. Görev anlamında ikili bir yapıya sahip olan kolluk kuvvetleri hem mülki hem de adli yönden sorumlulukları olan birimlerdir. Sorumluluklarının yerine getirilmesi konusunda icra ettikleri görevin mahiyetine göre; adli görevlerde adli makamların, mülki görevlerde ise mülki makamların emirleri altında görev yapmaktadırlar. Görevlerin icrası sırasında sürekli olarak adli ve mülki makamlardan talimat alarak görev yapan kolluk birimlerinin bu talimatları hangi usulle ne şekilde alarak yerine getirecekleri genel olarak belirlenmiş olsa da sözlü talimatın yazılı hale getirilmesi aşamasında yaşanabilecek problemler göz önüne alındığında yaşanabilecek problemlerin çözümüne yönelik bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu çalışmanın, yaşanabilecek problemlerin ortaya konulması, bu problemlere gelişen bilişim teknolojisi temelinde çözüm önerileri geliştirilmesi, bu çözüm önerilerinin hukuki boyutlarının irdelenmesi ve hukuki sakıncaları ortadan kaldıracak tekliflerin yapılması anlamında önem arz eden bir çalışma olduğu değerlendirilmektedir.

Emre Dadaş
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İfade özgürlüğü açısından halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu

Çalışma, TCK md. 217/A'da öngörülen "Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma" suçunu ifade özgürlüğü perspektifinden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla çalışmanın birinci bölümünde suçun ceza hukuku bakımından incelemesi gerçekleştirilmiştir. Bu inceleme kanun maddesinin ihdası, kavramlar, korunan hukuki değer, suçun unsurları, benzer suçlardan farkı, teşebbüs, iştirak ve içtima, yaptırım ve kovuşturma usulü, cezalandırmanın sınırlandırılması bakımından ultima ratio ilkesi başlıklarıyla incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise suçun ifade özgürlüğü bakımından değerlendirmesi gerçekleştirilmiştir. Öncelikle genel olarak ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde ifade özgürlüğü, ifade özgürlüğünün sınırlandırılması, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma ile ifade özgürlüğü ilişkisi, Türk hukukunda halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma konuları işlenmiştir. Ardından, Avrupa, Avrupa Birleşik Devletleri, Asya, Afrika ülkeleri, Avrupa Birliği ve NATO'yu içeren diğer bazı ülke ve kurumlarda çalışmamız konusu suç ile karşılaştırmalı olarak incelenebilecek düzenlemeler ve uygulamalara yer verilmiştir. Son olarak yargı kararlarında suç incelenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında çalışmamız konusu suçu oluşturan fiillere ilişkin örnek karar incelemeleri gerçekleştirilmiş ve Türk Mahkemeleri kararlarında halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma ifade edilmiştir. TCK md. 217/A'ya ilişkin iptal istemi ve Anayasa Mahkemesi'nin bakış açısı incelenmiş ardından çalışmamız konusu suça ilişkin Yargıtay kararı ele alınmıştır. Çalışmamızın sonunda, ihdas edilen suçun gerekliliği, suça yönelik ceza hukukuna ilişkin ilkeler ve ifade özgürlüğü bakımından eleştiriler, suç ile amaçlanan hedefe yönelik gerçekleştirilebilecek öneriler, ifade özgürlüğünün ihlalinden kaçınmak için öneriler, karşılaştırmalı hukuk bakımından benzerlikler ve farklar ifade edilmiştir.

Dezenformasyonİfade özgürlüğü
Gizemnur Civri
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası işgücü kanunu çerçevesinde yabancıların çalışma izinleri

Günümüzde hiçbir devletin iş gücü yalnızca kendi vatandaşlarından oluşmamaktadır ve Türkiye de bu durumun bir istisnası değildir. Yabancı istihdamı birçok sektörde gerçekleşmekte olup, yabancıların çalışma durumu bireysel özelliklerine göre değişiklik göstermektedir. Yabancı işçilerin doğru sınıflandırılması, düzenleme ve denetim açısından büyük önem taşımaktadır. Kavramsal karışıklığın önüne geçmek amacıyla çalışmada bu alandaki ulusal ve uluslararası tanımlamalar açıklanmıştır. Uluslararası İşgücü Kanunu ve bu kanunun Uygulama Yönetmeliği temel alınarak çalışma izinleri ve muafiyetleri incelenmiş olup başvuru süreci, reddedilme durumu, izin türleri, geçerlilik süresi ve iptal süreçleri ele alınmıştır. Ayrıca, idarenin takdir yetkisi ile reddedilen başvurulara karşı itiraz ve yargı yoluna başvuru süreçleri de değerlendirilmiştir. Çalışmada ayrıca yabancı işçi çalıştıran işverenlerin yükümlülükleri ve bu işverenleri denetlemekle yetkili makamlar ele alınmıştır. Uluslararası iş gücü politikası doğrultusunda, nitelikli iş gücünü Türkiye'ye çekmeyi amaçlayan Turkuaz Kart sistemi incelenmiştir. Bunun yanı sıra, istisnai çalışma izinleri, uluslararası koruma altındaki yabancıların istihdamı ve serbest bölgelerde çalışan yabancılar gibi konulara da yer verilmiştir. Türkiye'de öğrenim gören yabancı öğrencilerin çalışma koşulları ve sınırları, yabancı mühendis ve mimarların istihdamı da değerlendirilmiştir. Çalışma özellikle 02.02.2022 tarihinde yürürlüğe giren yönetmelik ve uygulamalarına odaklanmakta olup bu durum çalışmanın özgünlüğünü oluşturmaktadır. Çalışmada ulusal ve uluslararası mevzuat, akademik çalışmalar, kurumsal raporlar ve emsal yargı kararlarından faydalanılmıştır. Son olarak, Türkiye'de yabancıların istihdamına ilişkin kapsamlı bir değerlendirme sunulmuştur.

Kübra Öztürk Topçuoğlu
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Çok hukukluluk bağlamında islam hukuku ve Malezya örneği

Çok hukukluluk, bir ülkede birden fazla hukukun uygulanması anlamına gelmektedir. Çok hukukluluk meselesi bilimsel literatüre sömürgecilik döneminde girmekle birlikte pratikte uzun bir geçmişe sahiptir. Çok hukuklu bir sistemde hukuk, yalnızca devlet hukukundan ibaret değildir. Toplulukların din, ahlak, örf ve âdet gibi özelliklerine göre farklı hukuk kuralları tatbik edilebilir. İslam hukukunun geçerli olduğu devletlerde, Medine Vesikası'ndan itibaren farklı hukuk düzenlerine ait kuralların uygulanmasına izin verilmiş ve çok hukuklu bir yapı bulunmuştur. Hıristiyan ve Yahudiler başta olmak üzere, çeşitli din ve mezheplerin dini hukukları ve mahkemeleri görevlerini sürdürmüş, aile ve miras hukuku gibi özel hukuk ihtilafları kendi mahkemelerinde çözülebilmiştir. Günümüzde İslam hukuku kurallarının uygulandığı ülkelerden biri olan Malezya bu konunun bir örneğini oluşturmaktadır. Malezya'da şer'i hukuk, şahsi hukuk ve aile hukuku gibi Müslümanların özel hukuk davalarına uygulanırken, diğer alanlarda seküler hukuk uygulanmaktadır. İslam'ın bölgede yerleşmesiyle başlayan İslam hukuku uygulaması, sömürgecilik döneminde İngiliz hukukunun etkisiyle farklı bir boyut kazanmış ve bağımsızlık anayasasıyla günümüzdeki halini almıştır. Malezya'da çok hukukluluk, temelde bu iki hukuk sisteminin Malezya toplum gelenekleriyle birlikte tatbik edilmesinden meydana gelmektedir.

Mehmet Fatih Saraç
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sığınmacı refakatsiz çocukların korunması ve temsili

Sığınmacı refakatsiz çocukların sayısı gün geçtikçe artış göstermektedir. Çocuklar, farklı nedenlere bağlı olarak gerçekleşen göçlerden en çok olumsuz etkilenenlerdir. Refakatsiz çocukların maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılanması ve her türlü istismardan korunması BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne taraf devletlerin yükümlülüğündedir. Sığınmacı refakatsiz çocukların sığınma, barınma, eğitim, sağlık gibi temel insani haklardan mahrum kalmalarının en önemli nedenlerinden biri onları temsil edecek ve her koşulda çocuğun yüksek yararını gözetecek temsilcilerinin olmamasıdır. Çocuğun temel insani hakları elde etmesi bakımından hukuki temsili, sığınma başvurusunu yaptığı andan uluslararası korumaya ilişkin işlemlerin tamamlanmasına kadar olan süreçte kritik öneme sahiptir. Refakatsiz çocukların hukuki temsili, Sözleşme'nin tarafı her devlet tarafından farklı içeriklerde düzenlenmiştir. Türkiye'de refakatsiz çocukların hukuki temsili, Türk Medeni Kanunu ve Çocuk Koruma Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu çalışmada esas olarak Türk hukukuna göre sığınmacı refakatsiz çocukların hukuki temsili ve korunması ele alınmaktadır. Bu kapsamda öncelikle uluslararası hukukta sığınmacı refakatsiz çocuklar incelenmektedir. Daha sonra Türk hukukuna göre bu çocukların korunması ve hukuki süreçlerinin düzgün işleyebilmesi için gerekli olan hukuki temsilleri değerlendirilmektedir. Ayrıca bu çalışmada sığınmacı refakatsiz çocukların hukuki temsili ve korunmasına ilişkin uygulamada karşılaştıkları sorunlar yer almaktadır. Bu sorunlara yönelik çözüm önerileri de sunulmaktadır. Son olarak sığınmacı refakatsiz çocukların hukuki temsilciye olan ihtiyaçlarının önemini ortaya çıkarmak amacıyla bu çocuklara yönelik hem uluslararası hem de Türk hukukunda verilen kararlar incelenmektedir.

GöçlerMültecilerRefakatsiz çocuklar+2
Nedime Sevde Gül
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukuk ve İslam hukuku perspektifinden mahremiyet hakkı: Karşılaştırmalı bir çalışma

Mahremiyet hakkı genel anlamıyla: Bireylerin, başkalarıyla kendi hayatıyla ilgili paylaşımlarının ne ölçüde olacağını belirleme hakkına sahip olmasını ifade eder. Günümüzde en sık ihlal edilen haklardan biri, kuşkusuz mahremiyet hakkıdır. Bireyin fiziksel, dijital ve sosyal sınırlarını korumasının güvencesi olan bu hak, teknolojik gelişmelerin hız kazandığı, gözetimin sıradanlaştığı ve bilginin ekonomik değere dönüştüğü bir çağda giderek daha fazla ihlal edilmektedir. Mahremiyet, devletlerin, şirketlerin, medyanın ve diğer bireylerin meraklı bakışları altında giderek daralan bir alana sıkışmış durumdadır. Mahremiyet bir hak olmanın yanında, bireylerin toplumsal yaşam içinde ihtiyaç duydukları bir kavramsal alanı da kapsamaktadır. Bu nedenle mahremiyetin ihlali, bireysel hakların kısıtlanmasının yanında toplumsal bir soruna da yol açmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde, mahremiyet kavramının kelime kökeni ve bir hak olarak dönüşümüne değinilmiş, tarihsel süreç içinde mahremiyet hakkının gelişimi irdelenmiştir. İkinci bölümde, uluslararası evrensel ve bölgesel düzenlemeler ile İslam hukuku kaynaklarında mahremiyet hakkının yeri incelenmiştir. Son bölümde ise, mahremiyet hakkının beden, konut ve bilgi gibi alt kategorilerde nasıl ihlal edildiği, yargı ve denetim mekanizmalarının kararlarından örneklerle ele alınmıştır. Çalışmada, her bölüm kendi içinde karşılaştırılarak analiz edilmiştir. Böylece uluslararası hukuk ve İslam hukukunda güncel bir mesele olarak mahremiyet hakkının değeri ve yeri bütüncül bir bakış açısıyla ele alınmıştır.

Karşılaştırmalı hukukUluslararası hukukİslam hukuku
Eşfanur Aydın
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İnternet aracılığı ile işlenen verilerin devletlerin egemenlik haklarına etkisinin uluslararası hukuk bakımından incelenmesi ve Türkiye

Günümüzde devletler ve farklı ülkelerde bulunan kişiler arasındaki etkileşim internet sayesinde artmaktadır. Bu etkileşim sonucunda kişiler ile kurumlar arasında veri alışverişleri meydana gelmektedir. Devlet verileri ve kişisel veriler egemenlik kavramının bir parçası olduğundan, bu verilerin işlenmesinin kontrol edilmemesi devletin siyasal otoritesinin ve dolayısıyla devlet egemenliğinin zarar görmesine yol açabilir. Bu nedenle devletler, iç hukuklarında kontrolsüz veri akışını önlemek amacıyla düzenlemeler yapmaktadırlar. Bu çalışmada genel olarak uluslararası hukuk açısından, internet aracılığıyla işlenen verilerin devletlerin egemenlik haklarını ihlal edip etmediği incelenmiştir. Bu kapsamda ilk olarak internetin çalışma prensibi ve veri türleri tanımlanmıştır. İnternet aracılığıyla işlenen verilerin türleri ile bu verilerin kimler tarafından işlendiğine değinilmiştir. Burada sosyal medya uygulamalarına, mobil yazılımlara ve internet siteleri tarafından kullanılan çerezlere değinilerek konunun farklı yönleri açıklanmıştır. İkinci bölümde uluslararası hukukta devletlerin egemenliği anlatılmıştır. Bu konudaki uluslararası hukuk ilkeleri, iç ve dış egemenlik kavramları ve egemenlik ile ilgili görüşler alt başlıklar halinde ele alınmıştır. Üçüncü bölümde internet aracılığıyla işlenen verilerin devlet egemenliğine etkisi incelenmiştir. Bu bölümde devletlerin ve şirketlerin uluslararası alanda internet aracılığıyla verileri işleyerek güç sahibi olmalarının devlet egemenlikleri için tehdit haline gelip gelmediği tartışılmış ve dava örneklerinden faydalanılmıştır. Dördüncü bölümde, çalışma konusu Türkiye açısından ele alınmıştır. Türk tarihindeki egemenliğin gelişimi incelenmiş, konuyla ilgili ulusal ve uluslararası düzenlemelere değinilmiştir. Türkiye'de Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 9'da Kişisel Verilerin Yurtdışına Aktarılması maddesi düzenlenmiştir. Bu kapsamda kişisel verilerin yurtdışına aktarılmasına ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi için ilgili yönetmelik 10/9/2024 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Son olarak, internet aracılığı ile işlenen verilerin egemenliği olumsuz etkileyen yönleri ve yasal düzenlemelerin uygulanabilirliği tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İnternet, veri, yurtdışına aktarım, devletlerin egemenliği, verilerin İşlenmesi, uluslararası hukuk

Habibe Betül Yavuz
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında türk mevzuatındaki ve uluslararası mevzuattaki koruma mekanizmalarının rolü

Bu tez çalışması, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında Türk hukuk sisteminde ve uluslararası düzeyde yer alan koruma mekanizmalarının rolünü analiz etmeyi amaçlamaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliği; bireylerin cinsiyet kimlikleri veya toplumsal rollerinden bağımsız olarak eşit hak ve özgürlüklerden yararlanabilmesini öngören temel bir insan hakkıdır. Ancak günümüzde kadınlar ve dezavantajlı gruplar hâlen farklı ayrımcılık biçimlerine maruz kalmaktadır. Çalışmada öncelikle eşitlik ilkesi, ayrımcılık yasağı, toplumsal cinsiyet, pozitif ayrımcılık gibi temel kavramlar açıklanmış; bu kavramların tarihsel, sosyolojik ve hukuki arka planı değerlendirilmiştir. Ardından, Türk hukuk sisteminde Anayasa ve ilgili kanunlar çerçevesinde toplumsal cinsiyet eşitliğine dair düzenlemeler incelenmiş, Anayasa Mahkemesi ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu kararları üzerinden uygulamadaki koruma mekanizmaları analiz edilmiştir. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesindeki Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu da bu çerçevede kurumsal bir aktör olarak incelenmiştir. Bu analiz, hukuk normlarının sahadaki etkisini değerlendirmeye ve koruma yollarının etkinliğini sorgulamaya yöneliktir. Tezin üçüncü bölümünde uluslararası belgeler ve denetim mekanizmaları mercek altına alınmıştır. Bu kapsamda Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), İstanbul Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi temel metinler ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve CEDAW Komitesi kararları üzerinden toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik yükümlülüklerin işleyişi ve etkisi değerlendirilmiştir. Çalışma normatif düzeyde ve uygulamada mevcut eksiklikleri görünür kılmayı ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında etkili ve erişilebilir mekanizmaların önemini ortaya koymayı hedeflemektedir. Elde edilen bulgular, eşitlik ilkesinin yalnızca yasalarda değil uygulamada da tam anlamıyla hayata geçirilebilmesi için yapısal ve kurumsal düzeyde iyileştirmelere ihtiyaç duyulduğunu işaret etmektedir. Anahtar Sözcükler: Toplumsal cinsiyet, eşitlik ilkesi, ayrımcılık yasağı, kadın hakları, koruma mekanizmaları.

Eşitlik ilkesiKadın haklarıToplumsal cinsiyet
Ece Saatçı
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli kararı ışığında kamulaştırma bedeline uygulanacak faizin mülkiyet hakkı perspektifinden değerlendirilmesi

Mülkiyet hakkı kişilerin bir eşyaya hukuki bir zeminde sahip olmasını sağlayan bir haktır. Bu hak, insanlık tarihinde çok eski zamanlardan beri var olmuştur. İnsanın yerleşik hayata geçmesiyle birlikte, mülk edinmeye ve bu mülklerden faydalanmaya yaşamı sürdürmenin önemli bir unsuru olarak bakılmıştır. Mülkiyet, aynı zamanda bir güç kaynağı olarak görülmüş, toplumsal ve bireysel ilişkilerde etkili bir unsur olmuştur. Bu yönüyle mülkiyet, bütün hukuk sistemlerinde düzenlemelere tabi tutulmuştur. Bu düzenlemeler, mülkiyet hakkını güvence altına almayı ve bu hakkın belirli sınırlar içerisinde kullanımını sağlamayı amaçlamıştır. Mülkiyet hakkının kullanımına yönelik sınırlamalar, başkalarının haklarını koruma ve kamu yararı durumunda söz konusu olmaktadır. Kamulaştırma, mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla idare tarafından sınırlandırılmasında uygulanan bir yöntemdir. Aynı zamanda idarenin, belirli kamu hizmetini sağlamak için gereksinim duyduğu özel kişilere ait taşınmazları edinme biçimidir. Kamulaştırma, uygulama biçimi bakımından Anayasa ve kanunla belirlenmiş sıkı şekil şartlarına tabidir. Bu konuda etkili olan unsurlardan biri Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) kararlarıdır. Bu çalışmanın amacı, AYM'nin E. 2023/83 K. 2023/69 sayılı 05/04/2023 tarihli ilamıyla kamulaştırma bedel tespit tescil davalarında uygulanacak faiz türü ve faizin başlangıç tarihiyle ilgili almış olduğu kararı mülkiyet hakkı açısından AYM, Yargıtay ve İstinaf kararları çerçevesinde değerlendirmektir. Ayrıca, karşılanamayan değer kaybının munzam zarar kapsamında karşılanıp karşılanamayacağını incelemektir.

Esra Akyürek Aktaş
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yargı kararları ışığında çocukların cinsel istismarı suçu (TCK m. 103)

Çocuklar yapıları nedeni ile fiziksel, duygusal ve psikolojik olarak yetişkin bireylere oranla daha fazla istismara maruz kalabilmektedir. Bu istismar çeşitleri; duygusal istismar, fiziksel istismar ve cinsel istismar olarak üç şekilde karşımıza çıkmaktadır. Çocuklar doğası gereğince yetişkinlere nazaran istismara daha fazla maruz kaldıkları için Türk Ceza Kanunu'ndaki cezaların caydırıcılık seviyesi daha fazla olmalıdır. Çalışmamızda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kişilere Karşı Suçlar" başlığı altında bulunan ikinci kısmının "Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar" başlıklı altıncı bölümünde düzenlenmiş bulunan çocukların cinsel istismarı suçu ele alınmıştır. Çalışmamızın amacı çocukların cinsel istismarı suçunu sadece ceza hukuku bağlamında değil aynı zamanda anayasa hukuku kapsamında da değerlendirmektir. Çocukların cinsel istismarı suçunun farklı hukuk dalları arasında bir sentez oluşturmasını sağlayabilmektir. Çalışmamız giriş ve sonuç kısımları hariç olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmamızın temelinde yer alan çocuk ve cinsel istismar kavramları üzerinde durulmuş, çocuk ve cinsel istismar kavramları ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Aynı zamanda istismar çeşitlerinden bahsedilmiş ve fiziksel istismar, duygusal istismar, cinsel istismar gibi istismar çeşitlerinin tanımları yapılmıştır. İhmal ve istismar kavramları arasındaki farklardan bahsedilmiştir. Duygusal ihmal ve fiziksel ihmal kavramlarının tanımları yapılmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde çocukların cinsel istismarı suçunun kavramsal çerçevesi üzerinde durulmuştur. Çocukların cinsel istismarı suçunun maddi ve manevi unsurları, teşebbüs, içtima, iştirak gibi suçun özel görünüş kavramları açıklanmıştır. Suçun hangi koşullarda işlenmesi durumunda nitelikli hale sebebiyet vereceği, hukuka aykırılık unsurları, yaptırım ve kovuşturma usulünden bahsedilmiştir. İkinci bölümünde suçun özüne girilmiş ve suçun niteliği ile ilgili detaylara yer verilmiştir. Çalışmamızın üçüncü ve son bölümünde ise yargı kararları ışığında çocukların cinsel istismarı ve beraat sebeplerinden bahsedilmektedir. Bu bölümdeki amacımız suçun anayasa hukuku ile olan bağlantısını gözler önüne sermektir. Yargı kararları olarak Yargıtay kararları (YCGK) , yargıtay ceza dairesi kararları özellikle 9. ve 14. Ceza dairesi kararları, emsal nitelikteki yerel mahkeme kararları, Bölge Adliye Mahkemesi kararlarına değinilmiştir. Amacımız tezde çocukların cinsel istismarı suçunun hem anayasa hukuku, hem de ceza hukuku anlamında sentezini yapabilmektir. YCGK ışığında suçun unsurları, suçun uygulamadaki ölçütleri bakımından genel bir değerlendirme yapılmıştır.

Gizem Süral
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasal demokrasilerde siyasi partilerin rolü ve anayasal statüsü

Halk iradesini en iyi şekilde yansıttığı ileri sürülen demokrasi, yüzyıllar boyunca geliştirilmiştir. Demokrasi modern çağın en önemli olgularından birisi olarak kabul edilmektedir. Anayasal temele dayandırılan demokrasi düşüncesi kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması ile iradelerinin yönetime yansıması amacını gerçekleştirmeye çalışır. Şüphesiz bu konuda siyasi partilere önemli görevler düşmektedir. Siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru olarak nitelendirilen siyasi partilerin ortaya çıkışı ve demokrasiyi daha ileriye taşıma iradesi göstermesi gerekir. Siyasi partiler ve demokrasi ilişkisi bakımından değerlendirilen anayasal demokrasiler hem kişi hakları ve özgürlüklerine hem de iktidarın sınırlandırılması büyük önem atfetmektedir. Bu kapsamda siyasi partilerin gelişimi ve demokrasinin gelişimi dikkate değer bir olgudur. Siyasi partiler ve demokrasi birbiriyle iç içe geçmiş olgular olarak birbirinden ayrı düşünülemez. Modern demokrasi çağında artık siyasi partiler hususunda yer alan hukuki düzenlemeler siyasi partilerin kapsamını açıklamaya çalışmıştır. Bu çalışma kapsamında öncelikle demokrasi kavramı üzerinde durulacak ve onun gelişiminden bahsedilecektir. Ardından anayasaların ortaya çıkışıyla anayasal demokrasilerin temel ilkelerinden bahsedilecektir. Siyasi parti gelişiminin izlenmesi bakımından özellikle son yüzyılda elde edilen düşünsel ilerlemeler, siyasi partilerin işlevleri, siyasi partilerin demokrasi açısından önemi gibi hususlar üzerinde durulacaktır. Son bölümde ise siyasi parti özgürlüğü, parti yasakları ve kapatmalarından bahsedilecektir.

İsmail Temur
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ışığında kamu görevlilerinin ifade özgürlüğü

İfade özgürlüğü, özgür ve demokratik toplumların vazgeçilmez unsurlarından biridir. Öyle ki, gerçek anlamda ifade özgürlüğü olmadan sağlıklı kanaatlere varmaktan, bilgi alışverişinden ve ''serbest'' seçimlerden söz edilemez. Bu sebeple ifade özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. Maddesinde ve Anayasa'nın 26. Maddesinde koruma altına alınmıştır. Kural olarak herkes ifade özgürlüğüne sahip olsa da bazı görevleri üstlenen meslek grupları için bu özgürlük alanı devletlerin takdir marjına göre daraltılabilmektedir. Bu durum, ifade özgürlüğünün ihlali anlamına gelmemektedir. Bunun en mühim sebebi, geniş anlamda kamu düzeninin sağlanmasıdır. Kamu düzeninin sağlanabilmesinin şartlarından biri, devamlılıktır. İdari teşkilatlanma içerisinde istikrar sağlanamazsa, kamu düzeni de zarar görür. İfade özgürlüğünün memurlar üzerinde mutlak olarak uygulanması halinde memurlukta geçerli olan hiyerarşinin, dolayısıyla idari istikrarın da zarar göreceği açıktır. Bununla birlikte idarenin, memurlar üzerindeki disiplin yetkisini kullanarak ifade özgürlüğünü hukuka aykırı olarak kısıtlaması da mümkündür. Şu halde bir yanda memurların ifade özgürlüğü, diğer yanda ise idari teşkilat ve kamu hizmetlerinin kalitesi ve devamlılığı yer almaktadır. Bu iki değer ise zaman zaman çatışmaktadır. Her iki değerin de dengesinin sağlanması ve korunması açısından mevzuatta yer alan disiplin hukuku rejiminin titizlikle düzenlenmesi ve uygulanması gerekmektedir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında bu çalışmada öncelikle kamu görevlisi kavramına değinilmiş, ardından ifade özgürlüğü ve sınırlandırılması hem Anayasa he de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ışığında incelenmiştir. Ardından disiplin hukukunda uygulanması gereken ilkeler anlatılmıştır.

Küresel idare hukuku
Yasemin Eyceyurt
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kusurluluğu etkileyen nedenlerin maddi şartlarında veya varlığında hata ve ceza hukuku sorumluluğu

Çalışmanın konusu "Kusurluluğu Etkileyen Nedenlerin Maddi Şartlarında veya Varlığında Hata ve Ceza Hukuku Sorumluluğu"dur. Kusurluluğu etkileyen nedenler, Türk Ceza Kanunu'nun "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Haller" başlıklı 24 ile 34. Maddeleri arasında hukuka uygunluk nedenleri ve hata ile ilgili hükümler ile birlikte yer almaktadır. İlgili bölümde yer alan ve kusurluluğu etkileyen nedenler üst başlığında yer alan durumlardan bir kısmı kusur yeteneğini ortadan kaldırdığından kusurluluğu kaldıran neden, bir kısmı kusur yeteneğini ortadan kaldırmamakla birlikte, dış dünyada meydana gelen bazı koşullar nedeniyle kusur yeteneği kapsamında yer alan irade yeteneğinde azalma meydana getiren kusuru azaltan neden, bir kısmı ise, yine dış dünyada meydana gelen koşullar nedeniyle artık kişimim ilgili duruma göre hukuka uygun davranmasının kendisinden bklenemeyeceği sınıra kadar bir motivasyon baskısı altında olduğu kabul edilen mazeret nedenleridir. Bu çalışmada ilk olarak kusur kavram olarak açıklanmaya çalışılmış ve suç teorisindeki yeri, konuyla ilgili ileri sürülen görüşlere yer verilmek suretiyle belirlenmiştir. Devamında, hatanın sınıflandırılmasıyla ilgili tartışmalara yer verilmiş ve hata hususunun ana ayrım olarak kastı kaldıran hata ve kusurluluğu etkileyen hata olarak incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Son olarak Türk Ceza Kanunu'nda yer alan kusuru azaltan neden ile mazeret nedenlerinin maddi şartları tespit edilerek, bunlarda düşülen hatanın sonuçları açıklanmıştır. Çalışmada ilgili sorunlar tartışılırken kaynak Alman hukukundaki doktrin görüşleri ve yarg

Gökçe Tunç
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

İdare hukuku açısından ekolojik kamu düzeni

Kamu düzeninin klasik unsurları, genel olarak insan merkezlidir bu nedenle klasik kamu düzeni çevreyi insanlar için bir tehlike söz konusu olduğunda dikkate alır. Ayrıca klasik kamu düzeni, yaşayan insanlarla ilgilenir, ancak çevrenin korunması gelecek kuşakları da ilgilendirir ki sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir çevre gibi kavramlar bu kabulden hareketle ortaya çıkmıştır. Bu sınırlı perspektif nedeniyle kamu düzeninin klasik unsurları pek çok durumda çevreyi koruma açısından yetersiz kalmaktadır. Ekolojik kamu düzeni, çevreyi, doğal kaynakları, flora ve faunayı korumayı, çevresel yararı sağlamayı ve mekânsal rahatsızlıkları önlemeyi amaçlayan bilimle harmanlanmış kamu düzenidir. Ekolojik verinin ve bir faaliyetin çevrenin çeşitli unsurları üzerindeki sonuçlarına ilişkin bilimsel bulgular ekolojik kamu düzenine kaynaklık etmektedir. Ekolojik kamu düzeninin insan merkezci olmayışı onu kamu düzeninin klasik unsurları olan güvenlik, kamu sağlığı ve esenlik unsurundan ayırır. Ekolojik kamu düzeni, çevresel rahatsızlık insanı doğrudan etkilememiş olsa dahi, salt çevreyi korumak üzere önlem alınması ve uygulanması gerektiğini kabul eder. Ekolojik kamu düzeni eşik aracılığı ile somutlaşır. Çevrenin tolere edemeyeceği rahatsızlığın, teknik ölçü birimleri veya bilimsel değerlerle ifade edilmesi ile eşik değerler ortaya çıkar. Türk hukukunda da eşik değer, sınır değer, limit değer gibi farklı adlarla mevzuatta yer almaktadır. Eşik değerler, bilimsel gerçeği ve mevzuatı birbirine uygun hale getirmeye olanak sağlar. Ayrıca ekolojik kamu düzenini bozacak nitelikte bir çevresel rahatsızlığın gerçekleşip gerçekleşmediğini saptamaya ilişkin somut bir değerlendirme ölçütü oluşturur. Bu tezin amacı, kavramın ortaya çıktığı Fransız doktrini başta olmak üzere konuya ilişkin teorik temelleri ve uygulamaya ilişkin esasları ortaya koyarak idare hukuku açısından ekolojik kamu düzeni kavramına ışık tutmaktır.

Sürdürülebilir çevre
Hande Sena Tabak
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Cezai konularda uluslararası adli iş birliği kapsamında soruşturma veya kovuşturmanın devri

Cezaî konularda bir devletin adlî mercilerinin diğer bir devletin adlî mercileri adına yerine getirdiği işlemler olarak ifade edebileceğimiz uluslararası adli işbirliği, günümüz dünyasında kapsamı ve uygulama alanı artarak devam eden bir alandır. Artan insan ve mal hareketliliği, ulaşım ve iletişim ağlarındaki kolaylıklar devletlerin yabancılık unsuru içeren adli olaylarında artışa neden olmuştur. Bu durum devletleri adli işbirliği yapmaya sevk etmiştir. Uluslararası ceza hukukunun bir alt konusu olan cezai konularda adli işbirliği sayesinde bir devlette yürütülmekte olan yargılamanın ilerlemesi sağlanmakta, suçların cezasız kalması ve cezasızlık algısının da önüne geçilmektedir. Cezai konularda adli işbirliği ilk uygulamalarını iade özelinde göstermiş, zamanla başka işbirliği türleri de ihtiyaca göre uygulanmaya başlanmıştır. Bu şekilde uygulanmaya başlayan adli işbirliği türlerinden birisi de soruşturma veya kovuşturmanın devridir. Devletler, diğer adli işbirliği türlerini denemesine rağmen yürütme imkanı kalmayan yargılamaların akamete uğramaması adına genellikle yapmış olduğu ikili ve çok taraflı uluslararası antlaşmalar kapsamında bu soruşturma veya kovuşturmayı sağlıklı bir şekilde yürütebilecek veya sonuçlandırabilecek diğer bir devlete devredebilmektedir. Bu adli işbirliği türünün diğerlerinden ayrılan yönü devlet egemenliği ile olan ilişkisidir. Muhakemenin devri ile egemenliğin yansıması olan yargı yetkisi bir başka devlete devredilmektedir. Devralan devlet ise ülkesi sınırlarında işlenmeyen bir suça ilişkin ikincil yargı yetkisi kazanmaktadır. Muhakemenin devrinin bu hassas durumu nedeniyle diğer adli işbirliği türleri kadar sık başvurulan bir yöntem değildir. Bunun yanında uygulamada bilinirliği de yeterince sağlanamamıştır. Buna rağmen muhakemenin devri, modern toplumun suç ve suçlulukla mücadele kapsamında suçluların cezasız kalmaması adına geliştirdiği önemli bir adli işbirliği türü olarak her geçen gün gelişimini sürdürmektedir.

Fatih Şahin
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Siber egemenlik

Bu tez, modern egemenlik anlayışının dijital çağdaki dönüşümünü 'siber egemenlik' olgusu çerçevesinde ele almaktadır. Geleneksel Vestfalya düzeninden itibaren 'egemenlik', devletin fiziksel sınırları üzerindeki mutlak otoritesini ifade ederken, siber uzay bu anlayışın sınırlarını zorlayan ve farklı aktörlerin de güç sahibi olabildiği yeni bir mecra yaratmıştır. Büyük teknoloji şirketlerinin veri toplama ve işleme kapasitesi, devletlerin siber saldırı ve savunma stratejileri, uluslararası örgütlerin (NATO, AB gibi) mevzuat çalışmaları ve bireylerin temel hakları (mahremiyet, ifade özgürlüğü vb.) bu yeni egemenlik alanında iç içe geçmiştir. Çalışma üç temel bölüme ayrılmaktadır. İlk bölümde, 'siber uzay', 'büyük veri', 'yapay zekâ', 'siber saldırı' gibi kavramlar tanımlanarak siber mekânın fiziksel olmaktan ziyade söylemsel ve ekonomik-politik yönlerine vurgu yapılmaktadır. İkinci bölümde, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Çin ve Türkiye gibi farklı ülke ve bölgelerdeki siber düzenlemeler ele alınarak, devletlerin dijital dünyada egemenlik inşa etme girişimlerinin yöntemleri incelenmektedir. Üçüncü bölümde, siber savaş, siber güç ve dijital yayılmacılık konuları Vestfalya sonrası uluslararası hukuk ve ilişkiler ekseninde değerlendirilmekte; ayrıca siber alanda var olan devletlerin egemenlik anlayışları Vestfalyan egemenliğin 'dış egemenlik' boyutuyla değerlendirilmektedir. Genel olarak, tez, siber egemenliğin salt ulusal güvenlik veya teknik bir düzenleme meselesi olmadığını; aksine, politik, ekonomik, hukuksal ve toplumsal boyutlarıyla bütüncül bir yaklaşım gerektiren kompleks bir olguya dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Bu bakımdan, dijital çağın getirdiği fırsatların yanı sıra, birey hakları ve kamu yararının nasıl dengelenebileceği sorusu, siber egemenlik tartışmalarının merkezinde yer almaktadır.

Kamu hukukuMilli egemenlikModern egemenlik
Turan Atlı
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

5275 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ve ceza caydırıcılığına etkisi

Bu çalışma, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren geçirdiği değişimleri ve bu değişimlerin infaz hukukuna yansımalarını incelemeyi amaçlamaktadır. Özellikle koşullu salıverme, denetimli serbestlik ve cezanın ceza infaz kurumları dışında infazını mümkün kılan alternatif kurumlar gibi temel infaz uygulamalarındaki dönüşümler ele alınmıştır. Cezaevlerindeki aşırı doluluk, küresel salgınlar gibi olağanüstü durumlar ve sistemsel ihtiyaçlar, bu değişikliklerin temel sebepleri arasında yer almaktadır. Çalışmada, infaz hukukunun önemli amaçlarından biri olan caydırıcılık teorisi hem teorik hem pratik yönleriyle detaylı biçimde ele alınmıştır. Bu kapsamda, hem failin yeniden suç işlemesini önlemeye yönelik özel caydırıcılık hem de toplumun suç işlemekten uzak durmasını hedefleyen genel caydırıcılık yönleriyle değerlendirilmiştir. Son olarak, yapılan yasal değişikliklerin caydırıcılık üzerindeki etkisi karşılaştırmalı hukuk incelemeleri ve güncel istatistiksel veriler ışığında analiz edilmiştir.

Naci Tekdemir
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kastın Anglo-Sakson ve Kıta Avrupası ceza hukukunda karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Kast, ceza sorumluluğunun esasını oluşturduğu için ceza hukukunda oldukça önemli bir kavramdır. Bu nedenle gerek kastın tanımı gerekse de türleri hakkında doktrinde birçok görüş ve değerlendirme ortaya konulmuştur. Temel anlamıyla kast, failin suç ile mental bağını ifade etmektedir. Ancak doktrinde yer alan tüm tartışmalara karşın kastın kapsayıcı ve üzerinde tamamıyla uzlaşılmış bir tanımı yapılamamıştır. Doktrindeki bu belirsizliğin yargı kararlarında da etkili olduğu gözlemlenmektedir. Kıta Avrupası ceza hukukunda suçun oluşumu kastın varlığına bağlıdır. Anglo – Sakson ceza hukukunda ise "True Crimes" (gerçek suçlar) olarak ifade edilen suçlarda kastın varlığı aranmakta, "Strict Liability" (kusursuz sorumluluk) olarak adlandırılan ceza sorumluluğunda ise suçun oluşması için manevi unsurun varlığı gerekmemektedir. Tezimizde bu ayrıma kısaca değinilerek, Kıta Avrupası hukuk sistemi ve Anglo – Sakson hukuk sisteminin kaynağını oluşturan İngiltere ve Amerika ceza hukukunda kast kavramı, doktrin ve yargı kararları bağlamında ele alınmaktadır. İnceleme yapılırken, bu hukuk sisteminde yargı kararlarının konumu gereği, kast bağlamında özelde kast, genelde manevi unsur bağlamında önemli görülen mahkeme kararları dikkate alınmıştır. Doktrinde bu mahkeme kararları bağlamında getirilen eleştirilere ve yazarların farklı görüşlerine yer verilmiştir. Netice olarak, Kıta Avrupası ceza hukukunda tartışılan hususların benzer şekilde Anglo – Sakson hukuku bakımından da –farklı yönleriyle olmak üzere- tartışıldığı görülmektedir.

Sıdıka Burçak Yılmaz
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrasi ve seçim sistemleri

Seçim sistemleri ve seçim çevrelerinin yapısı, demokratik temsilin niteliğini ve siyasal istikrarı doğrudan etkileyen temel unsurlardır. Seçim çevrelerinin büyüklüğü ve sınırlarının belirlenmesi, temsilde adalet ilkesinin sağlanmasında kritik bir rol oynar. Özellikle küçük seçim çevrelerinde, temsil adaleti zayıflayabilirken, büyük çevreler çok partili yapıyı destekleyebilir. Bu durum, seçim çevresi büyüklüğü ile çok partililik arasında pozitif bir ilişki olduğunu göstermektedir. Seçim sistemi tercihleri de siyasal sonuçlar üzerinde belirleyici etkilere sahiptir. Çoğunluk sistemleri, yönetimde istikrarı sağlama eğilimindeyken, nispi temsil sistemleri temsilde adaleti ön planda tutar. Ancak, her iki sistemin de avantajları ve dezavantajları bulunmaktadır. Örneğin, çoğunluk sistemi küçük partilerin temsilini zorlaştırabilirken, nispi temsil sistemi koalisyon hükümetlerinin oluşmasına neden olabilmektedir. Türkiye'de tarihsel süreçte yapılan genel seçimlere bakıldığında gerek nispi temsil gerekse çoğunluk sistemlerinin uyguladığı ve bu seçimlerin sonuçlarının, ülkemizdeki seçim sisteminin şekillenmesinde etkili olduğu görülmektedir Demokratik seçimlerin sağlanabilmesi için seçim sistemlerinin ve çevrelerinin adil, şeffaf ve katılımcı bir şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, seçim çevrelerinin belirlenmesinde nüfus eşitliği gözetilmeli, seçim sistemleri ise hem temsilde adalet hem de yönetimde istikrar ilkelerini dengelemelidir. Ayrıca, seçim barajlarının makul seviyelerde tutulması, farklı siyasi görüşlerin mecliste temsil edilmesini kolaylaştırarak demokratik çeşitliliği artırabilir. Seçim çevrelerinin yapısı ve seçim sistemi tercihleri, demokratik temsilin kalitesini ve siyasal istikrarı doğrudan etkileyen faktörlerdir. Bu nedenle, seçim sistemlerinin ve çevrelerinin düzenlenmesinde adalet, şeffaflık ve katılımcılık ilkeleri ön planda tutulmalıdır.

Fatmanur Sena Evli
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İdare hukuku açısından rekabet kurumu'nun sigortacılık sektöründeki faaliyetleri

Teknolojinin hızla ilerlemesi, toplumsal yapıyı ve idari sistemleri değiştirmiştir. Bu değişimle birlikte, sosyal hayatın hassas alanlarında regülasyon ihtiyacını karşılayacak düzenleyici ve denetleyici kurumlar ortaya çıkmıştır. Rekabetçi piyasa yapısını korumakla görevli Rekabet Kurumu, Türkiye'de bu tür kurumlar arasında görece daha fazla tecrübeye sahiptir. En son kurulan düzenleyici ve denetleyici kurum ise, Sigorta ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu'dur. Sigortacılık sosyal hayatın hassas alanlarından biridir. Teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren bu alanda tüketicilerin yanıltılmaması için idareye önemli bir görev düşmektedir. Bu görev yerine getirilirken kamu yararı gözetilmekle birlikte rekabetçi piyasa yapısının da korunması gerekmektedir. Bu denge ise ancak özel uzmanlık gerektiren bir faaliyet ile mümkündür. İdarenin faaliyetinin de yargı denetimine tabi olacağına şüphe yoktur. İdarenin yargısal denetimi ile yerindelik denetiminin yapılamayacak olması idarenin çalışmalarını daha da önemli kılmaktadır. Kişiler, güven duydukları alana yönelmek isteyeceklerinden, sigorta gibi güven esası üzerine kurulu bir sistemin şeffaf olması son derece önemlidir. Kişilerin sigorta için ayırdıkları pay, fonlar aracılığı ile yatırıma dönüşerek, refah seviyesinin artırılmasına hizmet eder. Şeffaf bir sigorta sektörü de kişilere güven vereceğinden, kişilerin sigorta yapmalarını teşvik edici bir ortam yaratır. Öte yandan büyük sermayeler ile kurulan sigorta şirketleri, serbest piyasa ortamında rekabet etme eğiliminde olurlar. Bu rekabet onları bazen tüketici zararına birlikler kurmaya veya anlaşmalar yapmaya sevk edebilir. Tüketici zararına oluşacak bu faaliyetler ise, rekabet kültürünün benimsenmesi ve rekabet kurallarına uyulması ile dizginlenebilir. Rekabet duyarlılığın artması ile rekabete aykırı davranışlar engellenebilir ve aynı zamanda refah artışı sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Düzenleyici ve Denetleyici Kurum, Rekabet Kurumu, Rekabet Hukuku, Sigorta.

Tarık Babacan
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İdari yargılama hukukunda ehliyet

İdarenin yargısal denetimi, hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez bir gereğidir. Bu denetimin yapılmasında iptal ve tam yargı davaları önemli bir yere sahiptir. Bireylerin, idarenin hukuka aykırı eylem ve işlemlerine karşı etkin bir koruma altına alınması gerektiği açık olmakla birlikte bu korumanın bazı koşullara bağlanması da mümkündür. İdarenin yargısal denetimini talep eden kimselerin dava ehliyetine sahip olması bu koşullardan biridir. Dava ehliyeti, dava açma hakkına getirilen bir sınırlamadır. Bu nedenle dava ehliyetinin bireylerin hak arama özgürlüğünü ihlal edecek şekilde dar yorumlanmasından kaçınılmalıdır. Bu çalışmada, öncelikle konunun daha iyi anlaşılması bakımından ehliyet kavramının anlam ve mahiyeti ile yargılama hukukundaki yerine değinilmiştir. Yine bu kavramın yargılama hukukunda iki farklı görünümü olan taraf ehliyeti ve dava ehliyeti hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. Çalışmanın kavramsal alt yapısı oluşturulduktan sonra genel ehliyet koşulunun yanında iptal davalarında aranan menfaat ihlali koşulu ile tam yargı davalarında aranan kişisel hak ihlali koşulu; öğretideki görüş ve değerlendirmeler ile Danıştay kararları çerçevesinde açıklanmıştır. İdari yargılama hukukunda ehliyet koşulunun niteliğinin açıklanmasında ve bu koşulun sınırlarının çizilmesinde, hukuk devleti ilkesinin temini ve korunması göz önünde bulundurulmuştur. Yargılama usulüne ilişkin bir kavram olan ehliyet, idari yargılama hukukunda genellikle davacının taraf ve dava ehliyeti olarak anlaşılmakta olup, davalının ehliyeti ise husumet kavramıyla açıklanmaktadır. İdari yargılama hukukunda husumet, ayrıca incelenmesi gereken geniş bir konu olduğundan çalışmanın kapsamı dışında tutulmuştur. Dolayısıyla çalışmada, uyuşmazlığın yargı yerlerince esasına girilerek çözümlenmesinin koşulu olan ehliyet konusu yalnızca davacı bakımından ele alınmıştır. Nitekim bir idari uyuşmazlıkta davacı konumunda bulunabilme yeterliliği dava ehliyeti ile davalı konumunda bulunabilme yeterliliği ise husumet kavramı ile ifade edilmektedir. Anahtar Kelimeler: İdari Yargılama Hukuku, Ehliyet, İptal ve Tam Yargı Davası, Objektif Ehliyet, Subjektif Ehliyet.

Nidai Yılmaz
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası hukukta güvenli bölge kavramı ve kuzey Irak örneği

ÖZET Bu çalışma, uluslararası hukukta "güvenli bölge" kavramını normatif ve pratik boyutlarıyla ele almakta; kavramın hukuki temelini, uygulama biçimlerini ve uluslararası toplum açısından doğurduğu sonuçları Kuzey Irak örneği üzerinden incelemektedir. Güvenli bölgeler, silahlı çatışmalar sırasında sivillerin korunmasını amaçlayan, çatışmaya taraf olmayan kişilere güvenli bir sığınak sağlamayı hedefleyen alanlar olarak tanımlanmaktadır. Ancak "güvenli bölge" kavramının uluslararası hukukta kesin bir tanımı bulunmamaktadır. Bu terim, Soğuk Savaş sonrası dönemde insani müdahale ve uluslararası koruma politikalarının gelişimiyle birlikte kullanılmaya başlanmıştır. Çalışmada, güvenli bölge uygulamasının ilk örneği olarak kabul edilen 1991 tarihli Kuzey Irak müdahalesi ayrıntılı biçimde analiz edilmiştir. ABD, İngiltere ve Fransa tarafından, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 688 sayılı kararının örtülü onayıyla oluşturulan bu güvenli bölge, Saddam Hüseyin rejiminin baskısından kaçan Kürt sivillerin korunmasını hedeflemiştir. 1991'de Irak güçlerinin ABD liderliğindeki koalisyon tarafından yenilgiye uğratılmasının ardından ortaya çıkan siyasi istikrarsızlık, ülkenin kuzeyinde Kürtlerin, güneyinde ise Şiilerin güç kazanmasına yol açmıştır. Mart 1991'de başlayan ayaklanmalar sonucunda Cumhuriyet Muhafız birliklerinin sert müdahalesiyle yaklaşık 1,5 milyon sivil yerinden edilmiş; bu kişilerin önemli bir kısmı Türkiye ve İran sınırına sığınmıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 5 Nisan 1991 tarihli 688 sayılı kararı, Irak'ın kuzeyinde yaşanan insani krizi "uluslararası barış ve güvenliğe tehdit" olarak değerlendirmiş ve bu doğrultuda güvenli bölge oluşturulmasına zemin hazırlamıştır. Söz konusu karar, Irak hükümetine sivillere yönelik baskılarını sonlandırma, insan haklarına saygı gösterme ve uluslararası insani yardım kuruluşlarının ülkeye erişimine izin verme yükümlülükleri getirmiştir. Bu bağlamda, 688 sayılı karar hem Kürt nüfusun korunması hem de uluslararası hukukta insani müdahale doktrininin evriminde dönüm noktası niteliği taşımaktadır. Sonuç olarak çalışma, Kuzey Irak örneği üzerinden güvenli bölge uygulamasının uluslararası hukuk açısından meşruiyetini, devlet egemenliği ilkesiyle olan gerilimini ve insani müdahale kavramı içerisindeki yerini değerlendirmektedir. Bulgular, güvenli bölge kavramının uluslararası hukukta açık bir tanıma sahip olmamasına rağmen, özellikle insani koruma pratikleri bağlamında fiilen bir normatif alan yarattığını ortaya koymaktadır.Anahtar Kelimeler: Güvenli bölge, Uluslararası hukuk, İnsani müdahale, Devlet egemenliği, BM Güvenlik Konseyi 688 sayılı karar.

Aram Wrya Nuraldın Nuraldın
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Mahalli Kamu Hizmeti Olarak Ulaşım

Kamu hizmetini yerine getirmek idarenin görevleri arasında yer almaktadır. İdarenin varlık sebeplerinden bir tanesinin bir anlamda kamu hizmeti olduğu söylenebilir. Geniş anlamda idare aygıtı içinde yer alan belediyelerin mevzuat gereğince kentiçinde yerine getirmekle yükümlü olduğu kamu hizmeti faaliyetleri bulunmaktadır. Ulaşım hizmetleri belediyelerce sunulan ve hukuki niteliği kamu hizmeti olan faaliyetlerdendir. Belediyeler idare hukuku teorisinin önemli konularından birisi olan kamu hizmeti çerçevesinde ulaşım hizmetini yerine getirmektedir. Belediyeler faaliyetlerini Anayasanın 123. maddesinde düzenlenen kanunilik ilkesi çerçevesinde yerine getirdiğinden ulaşım hizmetlerini de mevzuata uygun şekilde kamu yararı amacıyla sunmalıdır. Ulaşım hizmetleri aynı zamanda süreklilik ve düzenlilik, uyarlama, tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine uygun şekilde ifa edilmelidir. Ayrıca hizmetin ifasında Anayasada güvence altına alınan temel hak ve hürriyetlerin korunup gözetilmesi kanuni idare ilkesinin ve hukuk devletinin bir gereğidir. Büyükşehirlerde ulaşım hizmetinin yerine getirilmesi daha büyük bir teşkilat, idari yapılanma ve bütçe gerektirmektedir. Bu nedenle, belediye bünyesinde kanunla ulaşım konusunda uzmanlaşmış bir birim olan UKOME kurulmuştur. UKOME üyelerin sayısı ve niteliği itibarıyla geniş katılımlı, çoğulcu yapıya sahip, tüzel kişiliği olmayan bir idari birimdir. UKOME'nin görevli olmadığı normal belediyelerde ise il genelinde il trafik komisyonları ulaşımla ilgili konularda karar almaktadır. Bu çerçevede ulaşım kamu hizmetinin ülkemizde geçmişten günümüze kadar olan gelişim süreci, özellikleri, ilkeleri, hizmetin görülme usulleri, görevli kurumlar incelenmektedir. Ayrıca ulaşım hizmeti yerine getirilirken birçok hukuki sorun ve konu ortaya çıkmaktadır. Bunlar idare hukuku teorisi çerçevesinde idare hukuku kurumları içinde değerlendirilecektir. Ulaşım hizmetlerinin yürütülmesi esnasında çok sayıda uyuşmazlık ortaya çıktığından bu alanda yargı mercilerince verilen kararların incelenmesi konunun anlaşılması ve çözümü bakımından son derece önemli bir husustur. Nihayetinde ulaşım kamu hizmeti doktrinde ayrıntılı şekilde tartışılmış ve adına eserler üretilmiş bir çalışma alanı değildir. Ulaşım hizmetleri devasa büyüklükteki idari yapılanma içinde idarenin bu hizmete tahsis ettiği çok sayıda araç ve gereç, personel ve mal varlığıyla yerine getirilmektedir. Günümüzde dünyanın hemen her ülkesinde ve kentlerde değişen ve gelişen bir düzen içinde varlığını sürdüren bir alandır.

Mustafa Oğuzhan Bölükbaşı
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

6706 sayılı Kanun ve uluslararası sözleşmeler kapsamında suçluların iadesi

Bu tez çalışması, suçluların iadesi kurumunu hem Türk iç hukuku hem de uluslararası hukuk perspektifinden ele alarak kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Suçun sınır aşan özellik kazanması ve faillerin sınır ötesine kaçma olasılığı, devletler için ceza adaletinin sağlanmasında uluslararası iş birliğini zorunlu hale getirmiştir. Bu bağlamda suçluların iadesi, suç ve suçlularla mücadele ile adil yargılanma hakkının sağlanması açısından temel bir araç haline gelmiştir. Tezin temel inceleme alanını 6706 sayılı Cezaî Konularda Uluslararası Adlî İş Birliği Kanunu oluşturmaktadır. Bu kanun, Türkiye'nin suçluların iadesine ilişkin usul ve esaslarını ayrıntılı şekilde düzenlemekte ve yürütme ile yargı mercilerine kapsamlı yetkiler tanımaktadır. Ayrıca tez kapsamında, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler çerçevesinde devletin yükümlülükleri ve uygulamadaki yeri incelenmiştir. Çalışmada, suçluların iadesine dair uluslararası hukukta kabul edilen temel ilkeler hem 6706 sayılı Kanun hem de Türkiye'nin taraf olduğu suçluların iadesine ilişkin hükümler ihtiva eden uluslararası sözleşmeler çerçevesinde -örneğin çifte cezalandırılabilirlik, siyasi suç istisnası, ölüm cezası yasağı, vatandaşın iade edilmemesi gibi- ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Sonuç olarak, Türkiye'nin hem 6706 sayılı Kanunu etkin biçimde uygulaması hem de taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uyumlu hareket etmesi, ceza adaletinin sağlanmasında ve insan haklarının korunmasında kritik önem taşımaktadır. Suçluların iadesi kurumu, yalnızca teknik bir süreç değil aynı zamanda insan hakları, devlet egemenliği ve uluslararası güvenliğin kesiştiği çok yönlü bir hukuk alanıdır.

Mehmet Salih Az
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Modern bürokrasinin doğuşu

Bu tez, modern bürokrasinin tarihsel gelişimini ve sosyolojik temellerini Max Weber'in bürokrasi teorisi çerçevesinde incelemektedir. Çalışma, bürokrasinin yalnızca bir idari yapıdan ibaret olmadığını; modern devletin meşru otoritesini kuran ve sürdüren temel mekanizma olduğunu ileri sürmektedir. Bu çerçevede Weber'in "ideal tip", "egemenlik" ve "meşruiyet" kavramları esas alınarak farklı otorite tiplerinin nasıl farklı bürokratik yapılara yol açtığı ortaya konulmuştur. Tezin ilk bölümünde Weber'in yaşamı, düşünsel gelişimi ve sosyolojik yöntemi açıklanmış, özellikle onun "anlama sosyolojisi" ile "ideal tip" kavramı detaylandırılmıştır. Ardından karizmatik, geleneksel ve rasyonel-yasal otorite türlerinin bürokratik yapılar üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu bağlamda, Eski Mısır, Çin ve Kilise bürokrasileri örnekleri üzerinden tarihsel kıyaslamalar yapılmıştır. İkinci bölümde ise modern bürokrasinin tarihsel çıkış noktaları olan İtalya şehir devletleri, Fransız mutlak monarşisi ve devrim sonrası Fransa ile Prusya örnekleri analiz edilmiştir. Analiz için dört maddelik bir kontrol listesi geliştirilmiştir: Para ekonomisinin gelişmesi, idari görevlerin çoğalması (memurun ortaya çıkışı), teknik üstünlük ve yazılılık ilkesi üzerinden tarihsel örnek ele alınmıştır. Bu analizlerde, bürokratik yapılanmanın kapitalizmle eşzamanlı olarak geliştiği ve modernleşme sürecinin ayrılmaz bir parçası olduğu savunulmuştur. Tezin temel savı, modern bürokrasinin rasyonel-yasal otoritenin idari kadrosu olarak özellikle Prusya örneğinde kurumsallaştığıdır. Bu kapsamda elde edilen veriler doğrultusunda modern bürokrasinin doğum yeri Prusya Krallığı yönetimi altındaki Almanya coğrafyası olarak tespit edilmiştir. Doğum tarihi olarak adlandırılmaya en uygun tarih olarak ise Genel Yasa'nın yürürlüğe girdiği 1794 yılı belirlemiştir. Sonuç olarak, Weberyen sosyolojiyle desteklenen bu çalışma, modern bürokrasinin sadece bir örgütlenme biçimi değil, aynı zamanda hukuki meşruiyetin taşıyıcısı olan temel bir yönetim aracı olduğunu göstermektedir.

Kamu bürokrasisiKamu hukukuModern devlet+3
Aydın Furkan Kaynak
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Blokzincir teknolojisi tabanlı vergi denetimi

Devletin mali egemenliğinin temel enstrümanı olan vergi sistemlerinin adil olarak işlemesi, güçlü, etkin ve şeffaf bir denetim mekanizmasının varlığına bağlıdır. Çağdaş vergi sistemlerinin beyana dayalı olması nedeniyle mükellefin vergisel yükümlülüklerini, maddi gerçeğe ve vergi mevzuatına uygun olarak yerine getirip getirmediğinin verimli bir şekilde araştırılması gerekmektedir. Vergi denetimi, hukuk kuralları çerçevesinde, tarafsız ve nesnel bir yaklaşımla yapılmalı, denetim süreçleri ve sonuçları şeffaf ve hesap verilebilir olmalıdır. Verileri güvenli ve değiştirilemez olarak kaydeden merkeziyetsiz bir veritabanı olarak, eş zamanlı erişim ve izlenebilirlik sağlama gibi avantajlarıyla blokzincir teknolojisi, vergi denetiminin duyduğu tüm bu ihtiyaçlara çözüm sunabilmektedir. Uygulamadaki vergi denetim mekanizmasının veri manipülasyonuna açık olması, mükellef işlemlerinin izlenmesi noktasındaki aksaklıkları, teknolojinin sunduğu imkanlardan yararlanarak blokzincir teknolojisi tabanlı bir vergi denetim sisteminin tasarlanması fikrini ortaya çıkartmıştır. Çalışma kapsamında ilk bölümde blokzincir teknolojisinin temelini oluşturan dağıtık defter teknolojisi ile birlikte blokzincir teknolojisinin altyapısı açıklanmıştır. İkinci bölümde mevcut vergi denetim mekanizmasından kısaca bahsedilerek Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından kullanılan teknolojiler incelenmiştir. Ardından blokzincir tabanlı vergi denetim sisteminin kullanıcıları belirlenmiş ve sistem mimarisi tasarlanmıştır. Sistemin vergi denetim süreçleri üzerindeki etkileri tartışılarak çalışma noktalandırılmıştır. Tasarlanan sistemin, vergi kayıp ve kaçaklarıyla, kayıt dışı ekonomiyle mücadelede önemli bir rol oynayabileceği, vergi uyumunu artırabileceği görülmüştür. Bu çerçevede yasal düzenlemelerin yapılmasıyla blokzincir teknolojisinin vergi denetim süreçlerine entegre edilmesinin önemli olduğu düşünülmektedir.

Kayra Sena Solak
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İdare hukuku açısından sahipsiz hayvanlar

İnsan ile hayvan arasındaki ilişki tarih boyunca çeşitli biçimlerde varlığını sürdürmüştür. Bu ilişkide bazen hayvanların korunması esası ön planda tutulmuş, bazen ise insan ihtiyaçları hayvanların yaşam hakkının önüne geçmiştir. Modern toplumlarda hayvan haklarının gelişimiyle birlikte, devletin hayvanlara yönelik sorumlulukları da daha görünür hâle gelmiştir. Özellikle sahipsiz hayvanlar, hem bir çevre ve toplum sağlığı meselesi hem de idare hukuku bakımından görev ve yetki tartışmalarına konu olmaktadır. Sahipsiz hayvanlar, günümüzde pek çok şehirde artan nüfuslarıyla birlikte kamu düzeni, sağlık, çevre güvenliği ve bireylerin yaşam hakkı gibi çeşitli alanlarda sorunlara yol açabilmektedir. Bu hayvanların korunması, bakımı, denetimi ve gerektiğinde rehabilitasyonu, idarenin hem sosyal devlet ilkesi hem de kamu yararı doğrultusunda yerine getirmesi gereken görevler arasında yer almaktadır. Ancak sahipsiz hayvanlara ilişkin uygulamalarda karşılaşılan yapısal ve hukuki sorunlar, idarenin bu görevini yeterli ve etkili şekilde yerine getirip getirmediğini sorgulamayı gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada, sahipsiz hayvanlara ilişkin idari düzenlemeler ve uygulamalar, idare hukuku ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Sahipsiz hayvanlara yönelik olarak alınan önlemlerin yasal dayanakları, idare makamlarının yetki ve sorumlulukları ile bu alandaki hukuki boşluklar ayrıntılı olarak incelenmiştir. Özellikle belediyelerin sahipsiz hayvanlara dair görevlerini yerine getirmede karşılaştıkları kurumsal yetersizlikler, denetimsizlik ve koordinasyon eksiklikleri üzerinde durulmuştur.

Yaren Tekeli
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Birleşik Krallık'taki İslami tahkim kurum ve uygulamaları

Birleşik Krallık'a gerçekleşen göçlerle birlikte burada kayda değer bir Müslüman topluluğu oluşmuştur. Bu topluluk, kendi dinî ve kültürel değerlerine uygun olarak hukuki ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çeşitli çözüm yolları aramıştır. İlk aşamada gayrı resmî nitelikte şeriat meclisleri oluşturulmuş, daha sonra 1996 yılında yürürlüğe giren Arbitration Act sayesinde kararları İngiliz mahkemeleri tarafından da tanınabilen Muslim Arbitration Tribunal kurulmuştur. Böylece Birleşik Krallık'taki Müslümanlar, özellikle ticari ve aile hukukuna ilişkin anlaşmazlıklarında İngiliz hukuk sistemi içerisinde kendi değerleriyle uyumlu çözümler üretme imkânına kavuşmuştur. Çalışmada, Birleşik Krallık'taki Müslüman toplulukların kendi hukuki ihtiyaçlarını karşılamak üzere oluşturdukları Muslim Arbitration Tribunal ve şeriat meclisleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Bu yapıların kuruluş süreçleri, uygulama alanları, çalışma yöntemleri ve toplumda nasıl karşılandıkları değerlendirilmiş; ayrıca bu kurumlara yönelik akademik, sosyal ve siyasi eleştiriler ele alınarak kurumların toplum içindeki konumu ortaya konmak istenmiştir. Son olarak Birleşik Krallık uygulamasının, ülkemizde İslam hukukunun tahkim hukuku olarak seçilip seçilemeyeceğine ilişkin tartışmalara bir örnek teşkil edip edemeyeceği hususu üzerinde durulmuştur.

Enes Ekşi
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Su kaynaklarının kirletilmesine ilişkin uluslararası cezai sorumluluk

Bu çalışma, su kaynaklarının kirletilmesine ilişkin uluslararası hukuktaki cezai sorumluluk boyutunu kapsamlı biçimde ele almaktadır. Su, yaşamın sürdürülebilirliği açısından vazgeçilmez bir unsur olup, bu kaynakların kirlenmesi yalnızca yerel ölçekte değil, aynı zamanda sınır aşan etkiler doğurarak ciddi bir çevresel tehdit oluşturmaktadır. Çalışmada, su kaynaklarının kirletilmesi fiilinin kavramsal çerçevesi açıklanmakta; bu fiilin maddi ve manevi unsurları ayrıntılı olarak analiz edilmektedir. Ayrıca, su kirliliğine ilişkin uluslararası ve bölgesel sözleşmelerin su kaynaklarının korunmasındaki rolü ve etkileri değerlendirilmektedir. Araştırma kapsamında, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) su kaynaklarının kasten kirletilmesi hâlinde sahip olabileceği yargı yetkisi ile bu fiilin hangi koşullarda insanlığa karşı suç, savaş suçu veya çevresel suç kapsamında değerlendirilebileceği tartışmaya açılmıştır. Su kaynaklarının kirlenmesiyle mücadelede uluslararası iş birliğinin gerekliliği vurgulanmakta; bu bağlamda, uluslararası istinabe ve suçluların iadesine ilişkin mekanizmaların işleyişine de yer verilmektedir. Sonuç olarak, su kaynaklarının korunmasına yönelik olarak uluslararası düzeyde daha etkili ve bağlayıcı hukuki düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu; mevcut normların çevresel suçlarla mücadelede yeterli caydırıcılık sağlayamadığı tespit edilmiştir. Bu doğrultuda, devletlerarası iş birliğinin güçlendirilmesi ve uluslararası ceza hukukunun çevre koruma alanında daha etkin bir araç olarak kullanılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Su Kaynakları, Su Kirliliği, Uluslararası Ceza Hukuku, Çevre Suçları

Ahlam Mohammed Fadhıl Alzuhaırı
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Bonnie Honig'in agonistik siyaset ve demokrasi teorisi

Bu çalışma, çağdaş siyaset teorisinin önemli isimlerinden Bonnie Honig'in agonistik siyaset ve demokrasi anlayışını kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Çalışmada demokrasinin ve siyasetin kurucu öğesi olarak uzlaşma yerine çatışmayı belirleyen agonizme ve Honig'in eserlerine ilişkin metin analizi yoluyla toplanan veriler değerlendirilmiştir. Bu çalışma ile agonizmin kurucularından olan çağdaş düşünür Bonnie Honig'i tanıtmak ve onun teorik mirasını Türkçe literatüre kazandırmak amaçlanmıştır. Aynı zamanda Türkçe akademik yazında hakkında oldukça az sayıda çalışma olan agonizme dair literatürdeki boşluğu nispeten doldurmak hedeflenmiştir. Bu bağlamda üç bölüm hâlinde yazılan çalışmada ilk olarak Honig'in kişisel ve akademik hayatı ile tarihsel, kavramsal ve yöntemsel düzeylerde agonizm kavramı hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Honig'in çatışma merkezli siyaset tasavvuru, kendisinin oluşturduğu erdem teorisi tasnifi ekseninde ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Honig'in demokrasi kuramı bağlamında Arendt ve Winnicott'un düşüncelerini birleştirerek geliştirdiği "kamusal şeyler" kavramı, demokrasinin maddi ve sembolik temellerine ilişkin özgün bir katkı olarak sunulmuştur. Bu bağlamda demokrasinin tutunma ortamı, siyaset-hukuk ilişkisi ve demokrasiyle ilgili temel paradokslar agonistik bir perspektifle değerlendirilmiştir. Demokrasi, siyaset ve hukuku çatışma temelinde yeniden düşünmeye çağıran bu çalışma, Honig'in görüşleri ekseninde agonizmi hem bir siyasal vizyon hem de eleştirel bir yöntem olarak ele almıştır. Çalışmada Honig'in agonistik demokrasi ve siyaset anlayışının pratik karşılığının belirsiz olduğu tespit edilmiştir. Ancak özgün argümanları ve tutarlı yapısıyla siyaset ve demokrasi teorisine önemli bir katkı sunduğu sonucuna varılmıştır.

Rabia Tepekaya
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

İdare hukuku bakımından kıyıların hukuki rejimi

Kıyının Türk hukukuna göre tanımı, 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nda yapılmıştır. Buna göre kıyı, kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasında kalan alandır. Kıyı bir kara parçası olmakla birlikte günümüzde hakim olan bütünleşik kıyı alanları yönetimi anlayışı, kıyının temas ettiği su kütlesi ile birlikte ele alınmasını gerektirmektedir. Bu kapsamda kıyı hukuku rejiminde kıyılar, çizgi ya da dar bir alan olarak değil; geniş bir bölge olarak ele alınmalıdır. Söz konusu bölgeye, kıyılardan toplumun gereği gibi yararlanmasını temin eden ve kıyının bitiminden itibaren kara tarafına doğru uzanan toprak parçasını; hukukumuzdaki ifadesiyle sahil şeridini de dahil etmek gerekir. Anayasa'nın 43. maddesinde kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada kamu yararının gözetileceği hususu öncelikle vurgusuna yer verilerek hükme bağlanmıştır. Bu kapsamda kıyılar, tahsis edildiği işlemin niteliği bakımından anayasal kamu malı olarak kabul edilir. Bu çalışmada önemine binaen anayasal kamu malı olarak öngörülmüş olan kıyıların tabi olduğu hukuki rejim, temel olarak idare hukuku ekseninde ele alınmıştır. Kıyılara ilişkin kavram ve uygulamaların tarihi geçmişi ile mevcut durumu öğreti ve içtihatlardaki görüşler ışığında incelenmiştir. Ayrıca konuya ilişkin farklı ülke uygulamaları da değerlendirmeye alınmıştır. Bu kapsamda kıyı hukuku rejimimize ilişkin sorunlar tespit edilerek çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır.

Ahmet Talha Tetik
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00