Yeditepe University
Anabilim Dalı

Özel Hukuk Anabilim Dalı

Yeditepe University

2.551

Arşivlenen Tez

1

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Türk sosyal güvenlik hukukunda yabancılık unsuru

Sosyal güvenlik hukukunda yabancılık unsuru çalışanın yabancı olmasından ve Türk vatandaşlarının yabancı ülkede bulunması ile işi yabancı ülkede ifa etmesinden kaynaklanmaktadır. Sosyal güvenlik hukukunun temel ilkesi olan mülkilik ilkesi, kişilerin çalışılan ülkenin sosyal güvenlik mevzuatına tabi olmasını gerektirmektedir. Çalışma ilişkisinde yabancılık unsurunun bulunması durumunda da uygulanmaya devam edilen mülkilik ilkesi, uluslararası sözleşmeler ve mevzuatta düzenlenen istisnalar ile birlikte değerlendirildiğinde yabancılık unsuru barındıran çalışma ilişkisinin varlığı halinde gerçek kişilerin sosyal güvenlik haklarının kapsamında farklılıklar oluşmaktadır. Ancak güçlü bir sosyal devletin varlığı için sosyal güvenlik hakkının uygulama alanının yabancı ve vatandaş ayrımı yapılmadan genişletilmesi gereklidir. Çalışma hakkı ve sosyal güvenlik hakkını sadece vatandaşa özgülemek sadece çalışma hayatını değil sosyal hayatı da olumsuz etkileyecektir. Bu noktada sosyal devlet olmanın gereği, yabancı ve vatandaş ayrımı yapılmadan çalışanların sosyal güvenlik haklarını korumaktadır. Çalışmamız kapsamında ülkemizde hizmet akdi kapsamında ve kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan yabancılar ile Türkiye sınırları dışında çalışan Türk vatandaşlarının çalışmalarından kaynaklanan sosyal güvenlik haklarına detaylı şekilde değinilecektir.

Bahar Kılınç
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

İfa güçsüzlüğü

TBK m. 98'de, karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede, taraflardan birisini borcunu ifa güçsüzlüğü sebebiyle ifa edemeyecek olması sebebiyle karşı tarafın hakkının tehlikeye girmesi üzerine, karşı tarafa kendi edimini ifadan kaçınma ve bazı ek şartlar gerçekleşmiş ise sözleşmeden dönme hakkı tanınmıştır. Bu hüküm, TBK'nın ifaya ilişkin genel hükümleri arasında bulunmaktadır, dolayısıyla TMK m. 5 atfıyla özel hukuk ilişkilerine uygulanabilecek hükümlerden birisidir. Hükmün özünü teşkil eden kavram, ifa güçsüzlüğü kavramıdır. Çalışmada da ele alınan temel kavram bu kavram olmuştur. Bu kavramın düzenlendiği genel hüküm TBK m. 98 olduğu için, kavramın ele alınması sırasında kullanılan ana pozitif düzenleme bu hüküm olmuştur. Bu çerçevede çalışmada iki ana sorun çözümlenmeye çalışılmıştır. İlk ana sorun, ifa güçsüzlüğünün tanımının yapılması sorunudur. Bu soruna öğretide baskın olarak verilen ifa güçsüzlüğünün borç ödemeden aciz (borçlunun ödeme araçlarından sürekli ve genel olarak yoksunluğu) olduğu şeklindeki yaklaşım, iki varyasyonu ile TBK m. 98 çerçevesinde ve bu hükümden hareketle eleştirilmiştir. Bu yaklaşımın yerine ifa gücü kavramını esas alan yaklaşım önerilmiş ve Kanun Koyucunun ifa gücünün tam olmayan halini TBK m. 98'de "ifa güçsüzlüğü" ismi ile düzenlediğinden hareketle ifa gücü kavramı anlaşılmaya çalışılmıştır. Buna göre ifa gücü, en genel haliyle borçlunun bir borcunu ifa edebilmesi için gereken hukuki ve/veya ekonomik gücü olarak tanımlanmıştır. İfa güçsüzlüğü de bu gücün tam olmadığı durumları ifade eden bir kavram olarak değerlendirilmiştir. Çalışmada ele alınan ikinci ana sorun ise, ifa güçsüzlüğünün tekil olarak anlaşılmasından sonra, bu kavramın düzenlendiği ana hüküm olan TBK m. 98'in mevcut diğer hükümler karşısında ne şekilde çıktılar verdiği sorunudur. Bu sorun çalışmanın üçüncü bölümünde bir bütün olarak ele alınmış ve çeşitli sözleşmelerden borçların ifa edilmediği hallere kadar geniş bir yelpazede hükmün, ifa güçsüzlüğünün (ve dolayısıyla ifa gücünün) ne gibi hukuki sonuçlar doğurduğu üzerinde durulmuştur. Bu ana sorun, görüldüğü üzere kendi içerisinde pek çok alt sorunu barındırmaktadır. Bu alt sorunlar yer yer birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmişlerdir. O halde, çalışmada savunulan ana görüş şudur: ifa güçsüzlüğü (İİK anlamında) borç ödemeden acizle eş bir kavram değildir; borçlunun borcunu ifa edebilmesi için gereken hukuki ve/veya ekonomik gücünü belirten ifa gücünün tam olmamasıdır. Bu görüşün gerekçesi ise TBK m. 98 ile ilgili İİK hükümleridir. İlk ana sorunu çözerken varılan bu görüşün yanında, ikinci ana sorun ele alınırken ortaya çıkan pek çok alt soruna, yine bu görüşten hareketle pek çok görüşe de çalışmada yer verilmiştir.

Ali Şahbaz
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler karşısında kişisel verilerin korunması

Bu tez çalışması günümüzde hızlı bir şekilde gelişen ve günden güne hayatın her alanına yayılan bilgi ve iletişim teknolojilerinin kişisel verilerin korunması açısından tehdit oluşturan yönlerinin ele alınması ve bu konuda özel hukuk kapsamında öngörülen hukuki yolların incelenmesi amacıyla hazırlanmıştır. Bu kapsamda, bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanımında kişisel verilerin işlenip işlenmediği ve bu teknolojilerden kaynaklı kişisel veri ihlalleriyle karşılaşılması durumunda hukuken hangi yollara başvurulabileceği hususlarının tespiti son derece önemlidir. Bunun için öncelikle veri ve bilgi kavramlarının incelenip, nelerin kişisel veri kapsamında değerlendirileceğinin belirlenmesi ile kişisel verilerin günümüzde yaygın kullanılan bilgi ve iletişim teknolojileriyle ilişkisinin ele alınarak, kişisel veriler açısından tehlike arz eden kullanımların tespit edilmesi ihtiyacı bulunmaktadır. Son olarak, herhangi bir kişisel veri ihlali durumunda kişisel veri sahiplerinin haklarının neler olduğunun ortaya konulması gerekmektedir. Tez kapsamında; kişisel verileri ele almadan önce, veri ve bilgi kavramları, kişisel veri kavramının unsurları, hukuki niteliğine ilişkin görüşler, kişisel verilerin özü olarak kişilik hakkı, kişisel verilerin korunması açısından tarihi gelişim ve bunun teknolojiden nasıl etkilendiği, günümüzde yaygın olarak kullanılan bilgi ve iletişim teknolojileri ile bunların kişisel verilerle olan ilişkisi ve Türk hukukunda özel hukuk açısından somut bir ihlal karşısında verisi ihlal edilen kişilerin hangi hukuki yollara başvurabileceği konuları incelenmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede, kişisel bilgisayarların ortaya çıkışı ve internet devrimiyle tetiklenen, kişisel verilerin korunması konusunda atılan, AİHS, 108 sayılı Sözleşme, 95/46/AT sayılı AB Direktifi, 2016/679 sayılı Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) gibi önemli adımlara yer verilmiştir. Akabinde nesnelerin interneti (IoT), yapay zekâ, büyük veri, açık veri, blokzincir, e-Ticaret, e-Devlet ve sosyal medya kavramları; bunların kişisel verilerle ilişkisi, her bir kavram açısından kişisel veri ihlaline karşı Türk hukukunda yer alan düzenlemeler ve bu konuda önerilerle birlikte ortaya konulmuştur. Son olarak, kişisel verilerin korunması konusunda Türk hukukunda özel hukuk kapsamında öngörülen yaptırımlar ele alınmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede, maddi ve manevi tazminat davaları ile kişilik hakkını koruyucu davalar doktrindeki görüşlerle birlikte genel hatlarıyla incelenmeye çalışılmıştır.

Gizem Kabayel Taman
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Franchise sözleşmesi

Bu çalışma kapsamında isimsiz bir sözleşme olan ve günümüzde tüm dünyada oldukça yaygın bir biçimde uygulanan franchise sözleşmesi hukuki açıdan ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde öncelikle sözleşmenin tarihçesi ve kavramsal yapısı ele alınmıştır. Ardından ise franchise sözleşmesinin franchise verene, franchise alana ve topluma sağladığı faydalar ele alınarak sistemin risklerine de değinilmiştir. Yine aynı bölümün devamında sözleşmenin özelliklerinden ve türlerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde tarafların yükümlülükleri ele alınmış önce franchise verenin akabinde de franchise alanın sözleşme ile üstlendikleri yükümlülükleri sırası ile açıklanmıştır. Franchise sözleşmesi bünyesinde pek çok sözleşmeye ilişkin unsuru ihtiva etmesi nedeniyle birçok sözleşme ile benzer yanı mevcuttur. İş bu çalışmanın üçüncü bölümünde de franchise sözleşmesinin bu sözleşmeler ile benzer yanlarına değinilmiş ancak diğer yandan farklılıkları da ortaya konmuştur. Son olarak ise dördüncü bölümde sözleşmenin sona erme sebepleri ve sona ermesinin sonuçları açıklanmıştır.

Türk borçlar hukukuTürk özel hukuku
Hande Yerlikaya
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kişiliğin korunması

Çalışmamızın konusunu "Kişiliğin Korunması" oluşturmaktadır. Hem ülkemiz hukuk sisteminde hem de yabancı hukuk sistemlerinde kişi en temel hukuki kavramlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Kişi kavramının net olarak izah edilebilmesi için öncelikle kişiliğin ortaya konması gerekmektedir. En temel sınıflandırmayla kişi kavramı gerçek kişi ve tüzel kişi olmak üzere iki ana kategoriye ayrılmakta olup, günlük hayatımızın her aşamasında, gerçekleştirilen tüm hukuki işlemlerde bu kavramlarla sürekli karşılaşılmaktadır. Bunun bir neticesi olarak da gerek ulusal gerek uluslararası kaynaklarda kişiye büyük önem atfedilmiş olup, onu tarif eden, kapsamını belirleyen, güvence altına alan çok sayıda düzenleme yapılmıştır. Tezimizde ilk olarak; kişi ve kişilik kavramları incelenmiş, kişilerin türleri, kişiliğin nitelikleri, kişilik hakkının kapsamına giren değerler detaylıca ele alınmıştır. Akabinde, kişilik hakkının korunmasına ilişkin ulusal ve uluslararası kaynaklara yer verilmiş; kişilik hakkının ihlali için aranan koşullar genel koşullar ve özel koşullar olmak üzere ikili ayrımda kaleme alınmıştır. Son kısımda ise; ülkemiz mevzuatı kapsamında kişilik hakkının korunması için başvurulabilecek yargı yolları sırayla açıklanmıştır. Tezimizde yerli ve yabancı doktrindeki görüşlere sıklıkla değinilmiş, tartışmalı noktalardan bahsedilmiş ve bunlar aydınlatılmaya çalışılmıştır. Öte yandan, güncel yargı kararlarından da bahsedilerek uygulamadaki örnekler ve yaklaşımlar ortaya konmuştur.

İrem Apaydın Korkmaz
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Uluslararası tahkimde üçüncü kişi finansmanı

Bu çalışmada uluslararası tahkimde üçüncü kişi finansmanı incelenmiştir. Öncelikle, üçüncü kişi finansmanı tahkim alanında gelişmekte olan bir kavram olduğu için ulusal mevzuatlardaki ve çeşitli uluslararası kural ve düzenlemelerdeki tanımı ortaya konmuştur. Sonrasında üçüncü kişi finansmanı sürecinin ortaya konması bakımından fon ilişkisi incelenmiş ve diğer finansman türleri ile mukayesesi yapılmıştır. Üçüncü kişi finansmanı Türk hukukunda herhangi bir düzenlemeye konu olmadığından Türk hukuku bakımından değerlendirmeler yapılmıştır. Üçüncü kişi finansmanının tahkim yargılaması üzerindeki etkileri bakımından menfaat çatışması durumu ile üçüncü kişi finansmanının ifşasına yönelik güncel durum ortaya konmuştur. Ayrıca üçüncü kişi finansmanın yargılama masrafları üzerindeki etkisi bağlamında hem masraflar için teminat kararı hem de yargılama giderlerinin dağılımı noktasında hakemlerin yetkisi ve güncel kararlar ele alınmıştır.

Özlem Öner Demir
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çalışma sürelerinin toplu iş sözleşmeleriyle düzenlenmesi

Anayasada öngörülen toplu iş sözleşmesi özerkliğiyle, işçi ve işveren tarafının emredici hukuk kurallarına uygun olmak kaydıyla toplu iş sözleşmesi kapsamında iş ilişkisine, çalışma koşullarına, karşılıklı hak ve borçlarına ilişkin kendi aralarında düzenlemeler yapması mümkün olmuştur. 4847 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümlerinde çalışma şartlarını oluşturacak unsurların bir kısmı emredici hükümlerle düzenlenirken bir kısmında ise taraflara serbesti tanınarak değişiklik yapma imkanı sunulmuştur. Küreselleşmenin getirdiği maddi koşullar, yoğun rekabet ortamı, teknolojinin gelişmesi gibi nedenlerle katı çalışma sürelerinin yerini esnek çalışma süreleri almaktadır. 1475 sayılı Kanunun çalışma şartlarına ilişkin katı yapısı çağın gereksinimlerine karşılık vermediğinden, 4857 sayılı Kanunda çalışma sürelerinde esnekleştirme yaklaşımı benimsenmiştir. Yasanın belirlediği sınırlar içerisinde kalmak kaydıyla tarafların çalışma koşullarına, karşılıklı hak ve borçlarına ilişkin düzenlemeler yapması, değişen koşullara uyum sağlanabilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Çalışma koşullarının belirlenmesinde birey olarak işveren karşısında pazarlık gücü bulunmayan işçilerin, bu yetkiyi kolektif hareketle sürdürülen toplu iş sözleşmeleriyle kullanmaları en etkili yöntemlerden biridir. Toplu iş sözleşmelerine işlevsellik kazandırmak bakımından ise, madde metinlerinin hukuken geçerli biçimde oluşturulması gerekmektedir. İşin düzenlenmesi kapsamında toplu iş sözleşmelerinde yer alan çalışma süresine ilişkin düzenlemeler tez çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Ele alınan bu toplu iş sözleşmeleri, mahalli idareler ve bağlı şirketlerinde 4857 sayılı Kanuna tabi iş ilişkileriyle çalıştırılan işçilerin bağlı oldukları toplu iş sözleşmeleridir. Toplu iş sözleşmesinde yer alan düzenlemeler tezimizde çeşitli boyutlarıyla ele alınıp incelenmiş, tespit edilen sorunlara çözüm üretilmeye çalışılmıştır.

Merve Nur Gök
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İşyerinde psikolojik taciz

Son yıllarda dünyada ve ülkemizde çalışma yaşamında öne çıkan psikososyal risklerden birisi işyerinde psikolojik tacizdir. İşyerinde psikolojik taciz işyerindeki işveren ya da diğer çalışanlar tarafında mağdura karşı mağduru yıldırmak amacıyla yapılan süreklilik arz eden sistematik psikolojik saldırılardır. Psikolojik saldırıdan anlaşılması gereken mağduru rahatsız etmeye yönelik hakaretlerden küçük düşürücü sözlere kadar mağdura karşı yapılan her türlü olumsuz söz, tutum ve davranıştır. İşyerinde psikolojik taciz, işyerinde ayrımcılık ve cinsel taciz gibi çeşitli kavramlarla benzerlik gösterse de bazı unsurları açısından bu kavramlardan farklıdır. Türk Hukukunda işyerinde psikolojik taciz kavramı öncelikle yargı kararlarına konu olmuş daha sonra çeşitli yasal düzenlemelerde doğrudan yer almıştır. İşyerinde psikolojik taciz ile işçinin iş sözleşmesi çeşitli yönlerden ihlal edilmektedir. İşyerinde psikolojik taciz işverenin gözetme borcuna veya eşit davranma borcuna aykırı davranışları sonucunda meydana gelebilecektir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güveliği Kanunu ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre işveren işyerinde psikolojik tacize karşı her türlü önlemi almalıdır. İşverenin bu yasal yükümlüklerini ihlal etmesinin çeşitli hukuki sonuçları olacaktır. İşyerinde psikolojik taciz nedeniyle mağdur işçi, işverenden çeşitli tazminat ve alacak taleplerinde bulunabilecektir. Yine işyerinde psikolojik taciz oluşturan fiiller suç oluşturuyorlarsa failler ceza alabileceklerdir. İşyerinde psikolojik tacizin ispatı konusunda yasal düzenlemelere ve yargıtay içtihatlarına göre mağdur işçiye çeşitli ispat kolaylıkları tanınacaktır.

Gözetme borcuHukukMobbing+4
Veysel Özge
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geçerli fesih nedeni olarak işçinin yetersizliği

İş Kanunu m.18'de, otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işverenin, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir nedene dayanmak zorunda olduğu düzenlenmektedir. Geçerli neden, haklı neden ağırlığında olmamakla birlikte işyerinde iş görme borcunun yerine getirilmesine olumsuz tesirde bulunan nedenlerdir. Bu nedenlerden işçinin yeterliliği, iş görme borcunun yerine getirilmesi esnasında işçinin nitelik ve nicelik açısından belirli standartların altında kalması halinde iş sözleşmesinin feshini düzenlemektedir. İşçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli fesih nedenleri işçinin kusurlu bir davranışını gerekli kılmaktayken, işçinin yetersizliği kaynaklı geçerli fesih nedenleri açısından kusur gerekli bir şart değildir. Bu yetersizlik nedenleri fiziki ve mesleki yetersizlik başlıkları altında toplanabilir. Fiziki yetersizlik, işçinin yaşı veya hastalanması gibi nedenlerle iş görme borcunu yerine getirmesi esnasında yetersiz kalmasını ifade eder. Mesleki yetersizlik ise daha çok işçinin mesleki bilgisi, yetkinliği ve donanımı ile ilişkilendirilebilir. Objektif ölçütler içeren performans değerlendirme sistemleri, her iki yetersizlik halinin ölçülmesi ve feshe dayanak oluşturması açısından büyük öneme sahiptir. Çalışmanın son kısmında ise şüphe feshi ve baskı feshi olarak adlandırılan ve öğretide yoğun tartışmalar yaratan konu başlıkları incelenmekte olup, çalışmanın tamamımda güncel yargı kararları ve yabancı hukuk sistemlerindeki örneklerden yararlanılmaya çalışılmıştır.

Fiziksel yetersizlikGeçerli nedenGeçersiz fesih+7
Fatih Köşeli
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ticari işlemlerde taşınır rehnine konu olabilecek varlıkların yeknesak ticaret kanunu (UCC) ve uncitral teminatlı işlemler model kanunu ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Bu tez çalışmasında, 6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu kapsamında rehne konu olabilecek varlıkların, Yeknesak Ticaret Kanunu'nun 9. maddesi (UCC) ve UNCITRAL Teminatlı İşlemler Model Kanunu ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, teslimsiz taşınır rehnine ilişkin yasal düzenlemelerin kanunlaştırma süreci ve amacına değinilmiş, ticari işlem kavramı, rehin sözleşmenin ve teminatlı işlemlerin tarafları, taşınır varlık ile sicilin fonksiyonu ele alınmıştır. İkinci bölümde, ticari işlemlerde taşınır rehninin uygulama alanı ile rehin konusu olabilecek varlıklar, Yeknesak Ticaret Kanunu ve UNCITRAL Model Kanunu ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise taşınır rehninin kapsamına giren diğer unsurlar ile taşınır varlıkların birleşmesi, karışması ve yeni bir ürüne dönüşmesinin rehin hakkına etkisi açıklanmıştır.

Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuk KomisyonuKanunlar 6750 sayılıRehin+5
Gizem Işık
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü doğrultusunda profilleme ve otomatik karar alma

Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü md. 22'de otomatik kararlar ve profilleme faaliyetleri için özel bir hüküm sevk edilmiş; kişisel verileri, ilgili hükümde belirtilen koşulları sağlayan otomatik kararlar ve profilleme faaliyetleri kapsamında işlenen ilgili kişilere özel bir hak tanınmıştır. Hakkın hukuki niteliği ve şartları tartışmalıdır. Çalışmamızda, öncelikle kişisel verilerin korunması alanında ilgili hak bakımından önem arz eden hukuki ve teknik kavramlar kısaca ele alındıktan sonra, hakkın hukuki niteliği ve şartlarına yönelik tartışmalar ele alınmış; veri sahibi ilgili kişilerin konu ile ilgili diğer hakları ve veri sorumlusunun yükümlülükleri incelenmiştir. Bu hak, ülkemiz veri koruma mevzuatının temel düzenlemesi olan 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 'İlgili Kişinin Hakları' başlıklı 11. maddesinin, ülkemizde henüz kapsamlı bir çalışmaya konu edilmediği söylenebilecek olan, (g) bendinde düzenlenen "İşlenen verilerin münhasıran otomatik sistemler vasıtasıyla analiz edilmesi suretiyle kişinin kendisi aleyhine bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme" hakkı ile benzerlik taşısa da, çalışmamızın son kısmında iki düzenlemenin farklılıkları ve bu farklılıkların sonuçlarına yer verilmiş; ülkemiz mevzuatının GVKT ile uyumlaştırılması amacına hizmet edebilecek önerilerde bulunulmuştur.

Avrupa BirliğiAvrupa Profil Belirleme GridiGenel Veri Koruma Tüzüğü+5
Neslihan Kavak Güven
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tüketici hukuku bakımından sosyal medyada örtülü reklam

Bu çalışmanın odak noktası, sosyal medyada yapılan örtülü reklamların ve bu reklamlar dolayısıyla sorumlu tutulabilecek kişilerin tespitidir. Bu tespit sonrası sosyal medyada yapılan örtülü reklamların önlenmesi için gerekli adımların atılması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda öncelikle örtülü reklamın ne olduğu en genel hâliyle incelenmiş ve daha sonra sosyal medya bakımından örtülü reklamların görünüş biçimleri ele alınmıştır. Örtülü reklamın hukuki niteliği ortaya konduktan sonra sorumluluk hukuku bakımından incelemeler yapılmış ve sorumlu tutulabilecek kişiler ile sorumluluğun kapsamı değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler yapılırken öncelikle Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Türk Borçlar Kanunu olmak üzere mevcut ulusal ve uluslararası düzenlemeler incelenmiş, örtülü reklam kavramı, örtülü reklamın hukuki niteliği, sosyal medya, sosyal medyada örtülü reklam ve örtülü reklamın sorumluluk hukuku bakımından değerlendirilmesi konuları ele alınmıştır.

Güven sorumluluğuHukuki sorumlulukReklamlar+4
Özge Özdil
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Asıl işveren alt işveren ilişkisinde asıl işin bir bölümünün verilmesi

Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Buna göre, asıl işin bir bölümünün alt işverene verilebilmesi için, alt işverene verilecek işin, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olması gerekmektedir. Söz konusu koşulun bölünebilir mi yoksa bir bütün olarak mı anlaşılması gerektiği öğretide tartışılmıştır. İstisnai bir yöntem olması gereken alt işveren uygulamasını sınırlama amacı güden bu düzenleme, uygulamada amacına ulaşamamış, alt işveren uygulaması ülkemizde giderek artmıştır. Çalışma kapsamında bu koşulun niteliği ve amacı detaylı şekilde ele alınmış, anılan koşulun kamu işyerlerinde uygulanıp uygulanamayacağı, öğretideki görüşler ve yargı kararları ışığında detaylı olarak incelenmiştir. Bu kapsamda olması gereken hukuk (de lege ferenda) açısından da çözüm önerileri üretilmeye çalışılmıştır.

Alt işverenİşverenİşçi-işveren ilişkileri
Yavuz Selim Koyuncu
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Escrow sözleşmesi

Bu tez çalışmasında; ilk kez ABD'de uygulanmış olan escrow sözleşmesi incelenmiştir. Çalışmamızda öncelikle escrow sözleşmesinin tanımı, amacı, konusu, kuruluşu ve şekli hususunda bilgi verilmiştir. Daha sonra escrow sözleşmesi yoluyla ifası teminat altına alınabilecek sözleşmeler ve escrow sözleşmesinin görünüm biçimleri ele alınmıştır. Çalışmanın takip eden bölümünde, escrow sözleşmesinin hukuki niteliği tespit edilmiş, benzer sözleşmeler ile karşılaştırılması yapılmıştır. Ayrıca bu bölümde, escrow sözleşmesinin özellikleri ve sözleşmeye uygulanacak hükümler belirlenmiştir. Üçüncü bölümün sonunda escrow sözleşmesinin yorumlanması ve tamamlanmasına değinildikten sonra, çalışmanın dördüncü bölümünde, escrow sözleşmesinde tarafların hak ve borçları ile sözleşmenin sona ermesi ele alınmıştır.

Escrow SözleşmesiGarantiSözleşmeler
Sevdanur Arslan
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Konum tabanlı dijital platform çalışanlarının temel hakları

Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, dijital çalışma platformlarının yükselişine zemin hazırlamıştır. Dijital çalışma platformları geçtiğimiz on yılda, hizmet talebini görece pratik ve ucuz yoldan karşılama yöntemi olarak kendine sağlam bir yer edinmiştir. Aslında yeni teknolojilerin kullanılıyor olmasına rağmen dijital çalışma platformlarında sunulan hizmetlerin büyük bir kısmı temelde yeni değildir ve geleneksel iş piyasasında yürütülmeye devam etmektedir. Bu durum, özellikle de en yaygın hizmetleri yolcu taşıma ve teslimat olan konum tabanlı dijital çalışma platformları için geçerlidir. Dijital platform çalışmasının yeni olan tarafı, gelişmiş teknolojiden yararlanılması ve platformların kendilerini işveren değil, yürütülen işin aracısı olarak tanımlamasıdır. Bu çalışma modeli, iş görmede kullanılan araçlar ve işin yürütümü ile ilgili risk ve maliyetleri çalışanlara kaydırıp platformun katlanarak büyümesini sağlamaktadır. Ayrıca, kaliteli müşteri deneyimi sunmak isteyen dijital platformlar, otomatik denetim ve karar alma sistemleri aracılığıyla çalışanlar üzerinde geleneksel olarak işverene ait olan yönetim yetkilerini kullanmaktadır. Dijital platformlar, büyük miktarda veri ve bilgiyi kontrol ederek çalışanlarını gitgide daha fazla kendilerine bağımlı hale getirirken platform çalışanları güvencesiz istihdamın bütün sonuçlarına katlanmaktadır. Bu çalışma kapsamında işbu yeni çalışma modelinin ortaya çıkarttığı sorunlar ve bunlara yönelik çözüm önerileri detaylı olarak tartışılmıştır. Platform çalışmasıyla ilgili olarak karşılaştırmalı hukukta yer alan düzenlemeler ve özel girişimler kapsamlı şekilde incelenerek konuyla ilgili çıkarımlarımız ve önerilerimize ayrıca yer verilmiştir.

Naime Nur Günbattı
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Medeni usul hukuku açısından ticaret şirketlerinin ihyası

Çalışmamızda, uygulamada son derece basit olarak değerlendirilen ancak detayına girildiğinde karmaşık bir yapıya sahip olduğu görülen ticaret şirketlerinin ihyası, medeni usul hukuku açısından incelenmektedir. Maddi hukuka ilişkin değerlendirmelere konu edilse de medeni usul hukuku açısından yeterince dikkate alınmayan bu husus, uygulamada bir dava olarak kabul görmüştür. Öncelikle tüzel kişilerin özellikleri, kuruluş şekilleri ve sona erme halleri ele alınmıştır. Ticaret şirketlerinin diğer tüzel kişilerle arasındaki fark ve kendilerine has özellikleriyle birlikte, sona erme halinin gerçekleşmesinin en önemli sonucu olan tasfiye aşamasında yapılacaklar tespit edilmiştir. Tasfiye aşamasının tamamlanmasıyla birlikte sicilden silinmenin etkisi ortaya konulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde, ihya talebinin hukuki dayanakları ve neyi ifade ettiği açıklanmıştır. Uygulamada kabul edilen durumla doktrinde savunulan görüşlere değinilerek; tüzel kişiliğin taraf ve dava ehliyetine ilişkin açıklamalarda bulunulmuştur. Son olarak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan ek tasfiye hükümlerine dayanılarak ticaret şirketlerinin ihyası talebinin, yargısal bir faaliyet olması hasebiyle dava mı yoksa çekişmesiz yargı işi mi olduğu tartışılmıştır. Çalışmada ihya talepli yargılamaların hukuki niteliğinin belirlenmesi ve uygulamadaki problemli hususlara dikkat çekmek amaçlanmıştır.

Dava ehliyetiFiil ehliyetiHak ehliyeti+7
Yunus Hakan Helvacı
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği hukuku ile karşılaştırmalı olarak tüketici hukukunda haksız ticari uygulama

Bu çalışmanın odak noktası, haksız ticari uygulama kavramının Avrupa Birliği hukuku ile Türk hukuku bakımından incelenmesidir. Bu incelemenin ardından girişimciler tarafından gerçekleştirilen haksız ticari uygulamalara karşı tüketicilerin korunması için başvurulabilecek yolların tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda öncelikle haksız ticari uygulamanın ne olduğu en geniş hâliyle incelenmiş ve daha sonra Avrupa Birliği hukuku bakımından görünüş biçimleri ele alınmıştır. Haksız ticari uygulama kavramının gelişim süreci ortaya konduktan sonra Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi'nin Haksız Ticari Uygulamalar Direktifi'nin kapsamı değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerin ardından Türk hukukunda haksız ticari uygulama kavramı açıklanmış ve bu kapsamda öncelikle Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği olmak üzere mevcut ulusal düzenlemeler incelenerek Haksız Ticari Uygulamalar Direktifi'ne uyum düzeyi değerlendirilmiştir. Daha sonra haksız ticari uygulamalara karşı tüketicilerin korunmasına ilişkin hukukî ve idari yaptırımlar ele alınarak haksız ticari uygulamanın Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un yanı sıra Türk Ticaret Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu bakımından doğurduğu sonuçlar ortaya konmuştur.

Avrupa Birliği hukukuHaksız ticari uygulamalarHukuk+5
İlayda Şahin
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Banka teminat mektupları ve milletlerarası banka teminat mektuplarına uygulanacak hukukun tespiti

Bu tezde, banka teminat mektupları ve ödeme taleplerinin hukuki ve pratik yönleri incelenmiştir. Araştırma, banka teminat mektuplarının işlevi, ödeme talepleri süreçleri ve milletlerarası unsur içeren banka teminat mektuplarına uygulanacak hukukun tespiti ile ilgili uluslararası düzenlemeler üzerindeki etkilerini analiz etmek amacıyla literatür taraması ve hukuki belge incelemesi yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, uluslararası ticarette banka teminat mektuplarının güvence sağlama ve ödeme taleplerinin nasıl işlediği açıklığa kavuşturulmuş, ilgili yasal düzenlemelerin uygulamadaki etkileri tartışılmıştır. Tez, banka teminat mektuplarının hukuki yapısı, ödeme talepleri süreçlerinin düzenlenmesi ve milletlerarası unsur içermesi halinde taraflar arası anlaşmazlıkların çözümü konularında literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir. Birinci bölümde, banka teminat mektubunun tanımı, türleri ve genel işleyişi ve teminat mektubunda ödeme taleplerinin hukuki boyutları ve son olarak ikinci bölümde milletlerarası unsur içeren banka teminat mektuplarına uygulanacak hukuk ve uluslararası düzenlemeler incelenmiştir.

Banka garantileriBanka hukukuBorçlar hukuku+3
Fikret Çelik
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketlerde intifa senetlerinin sağladığı haklar

Bu çalışma, intifa senetlerinin özelliklerini, intifa senetlerinin türlerini ve intifa senetlerinin sağladığı hakları ortaya koymayı hedeflemektedir. İntifa senedi kavramında yer alan "intifa" ibaresi sebebiyle bu senetler esas olarak eşya hukukunda düzenlenen intifa hakkıyla karıştırılmaya elverişlidir. Çalışmamızda intifa senetlerinin özellikleri ortaya konulduktan sonra eşya hukukundaki intifa hakkı ile intifa senetleri arasındaki farklar incelenmiştir. Ardından intifa senetlerinin türleri incelenmiştir. Daha sonra intifa senetlerinin sağladığı haklar genel özellikleriyle ele alınarak intifa senedi sahiplerinin söz konusu hakları hangi sınırlar çerçevesinde kullanabileceği açıklanmıştır. Son olarak, intifa senedi sahiplerinin hakları ihlal edildiği takdirde başvurulabilecek hukuki yollar incelenmiştir.

Gizem Özkök
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alacaklının temerrüdü

Alacaklının, borçlu tarafından gereği gibi yapılan bir ifa teklifini haklı bir sebebi olmaksızın kabul etmekten kaçınması veya kendine düşen hazırlık fiillerini yerine getirmemesi halinde alacaklının temerrüdü meydana gelir. Alacaklının temerrüde düşmesiyle beraber borçluya birtakım imkânlar tanınmıştır. Bu imkânların bazıları kanunda düzenlenmemişken bazıları ise açıkça düzenlenmiştir. Bu tez çalışmasında, alacaklının temerrüdünün hukukî niteliği, şartları ve sona ermesi üzerinde durulmuştur. Ardından alacaklının temerrüde düşmesiyle beraber doğan hüküm ve sonuçlar incelenmiştir.

Osman Yunus Özey
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yapay zekânın iş sağlığı ve güvenliği hukukuna etkileri

Dijitalleşmeyle özdeşleşen Endüstri Devrimi, Endüstri 4.0 ile yapay zekâ ve makine öğrenmesi kavramları hayatımızda büyük yer edinmektedir. Çalışmamızın ilk bölümünde yapay zekânın çok genel bir tanımı yapılıp otonom yapay zekâ sistemlerinin özellik arz eden hususları üzerinde durulmuştur. Otonom sistemlerin sebep olduğu hukuki sorunlara değinilmiştir. Hemen hemen her alanda kullanılır hâle gelen yapay zekâ destekli sistemlerden iş sağlığı ve güvenliği alanında da faydalanılmaktadır. Günümüzde daha iyi bir İSG yönetimi süreci yürütmek için İSG önlemlerinin dijitalleşmesi yoluna gidilmektedir. Bu çalışmanın ikinci bölümünde yapay zekâ destekli iş sağlığı ve güvenliği önlemleri olan dışiskeletler, bilgisayar görüsü sistemleri, meslek hastalıklarının teşhisinde kullanılan yapay zekâ sistemleri, giyilebilir teknolojiler ve yapay zekâ sistemleri aracılığıyla verilen İSG eğitimleri incelenmiştir. Ardından bu sistemler aracılığıyla toplanan verilerin KVKK kapsamında bir değerlendirmesi yapılmıştır. Son olarak da iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması amacıyla kullanılan yapay zekâ sistemlerinin işyerlerinde bir iş kazası veya meslek hastalığına sebep olması hâlinde sorumluluğun kime isnat edileceği mevcut hükümler çerçevesinde çözüme kavuşturulmuştur. Bu tezde yapay zekâ, mühendislik, tıp ve hukuk alanlarında yerli ve yabancı literatür taraması yapılarak disiplinlerarası bir çalışma hazırlanmıştır.

Yapay zekaİş Kanunuİş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu+6
Bensu Uğurlu
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yabancılık unsuru taşıyan uzaktan çalışmalarda Türk mahkemelerı̇nı̇n mı̇lletlerarası yetkı̇sı̇ ve uygulanacak hukuk

Çalışma hayatı, sosyal hayatın bir parçası olarak yaşanan gelişmelerin en hızlı şekilde etkilediği alanlardan biridir. Sürekli değişim ve gelişim gösteren çalışma hayatının kurallarını ve standartlarını belirleyen hukuki düzenlemeler de bu değişim ve gelişimin bir parçası olarak daima güncel kalmalıdır. Çağımızın en hızlı gelişim gösteren alanlarından biri olan teknolojinin de istihdam politikalarıyla bu politikalar doğrultusunda şekillenen normatif düzenlemeler üzerindeki etkisi artık tartışmaya yer bırakmayacak kadar belirgindir. 2019 yılında ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisi çalışma hayatında yeni arayış ve uygulamalara geçişi hızlandırmıştır. Kimi çalışma türleri hali hazırda uygulanagelmekle birlikte, pandemi nedeniyle alınan sağlık tedbirleri doğrultusunda özellikle uzaktan çalışma gibi atipik çalışma türlerine daha sık başvurulmuştur. Gelişen teknoloji ile birlikte uluslararası iletişimin hem ticari hem ekonomik hem de sosyal boyutuyla artması kuşkusuz çalışma ilişkilerini de doğrudan etkilemiştir. Ülkeler arası ve denizaşırı çalışmalar ve bunun bir sonucu olarak yabancılık unsuru içeren çalışmalar artık daha sık karşımıza çıkmaktadır. Bu tür çalışmalar neticesinde doğabilecek potansiyel iş uyuşmazlıkları da kendine özgün problemleri beraberinde getirmektedir.

Fatma Nur Ünal
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tam hastaneye kabul sözleşmelerinde hekimin hukuki sorumluluğu

Çalışmamızda Tam Hastaneye Kabul Sözleşmelerinde Hekimin Hukuki Sorumluluğu irdelenmiştir. Tam hastaneye kabul sözleşmesi hasta ile özel hastane arasında kurulan, tıbbi tedavi ediminin ve hastane bakımı hizmetine ilişkin edimlerin hastanın yatırılarak yerine getirildiği bir özel hukuk sözleşmesi olup hastaneye kabul sözleşmesi türlerindendir. Tam hastaneye kabul sözleşmesinde hekim, özel hastanenin ifa yardımcısı olarak kabul edilerek sözleşmenin tarafı olarak görülmemektedir. Çalışmanın ilk bölümünde tam hastaneye kabul sözleşmesinin tanımına, hukuki niteliğine ve türlerine değinilmiştir. İkinci bölümde tarafların yükümlülükleri ve tam hastaneye kabul sözleşmesinin sona erme halleri ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümde ise tam hastaneye kabul sözleşmesinde hekimin hukuki sorumluluğu, hukuki sorumluluğun şartları, tazminat davaları ve zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortası konuları değerlendirilmiştir. Yargı kararlarıyla desteklenen çalışmanın sonuç kısmında ise hekimin ifa yardımcısı olarak kabul edilmesi ile tıbbi uyuşmazlıkların çözümlenmesine yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Perihan Ece Erzik
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hukuk muhakemeleri kanunu kapsamında tahkim sözleşmesinin hükümsüz, tesirsiz veya uygulanmasının imkansız olması sebebine dayalı tahkim ilk itirazı

Tahkim, uyuşmazlık konusunu devlet mahkemeleri yerine tarafsız üçüncü kişilere hukuki uyuşmazlığın çözümü için başvurulmasıdır. Tahkim sözleşmesinin olumsuz etkisinden dolayı davalı taraf tahkim ilk itirazına başvurarak uyuşmazlığın öncelikle mahkemede çözülmesini engeller. Tahkimin bir ilk itiraz olduğu Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 116. ve HMK' nin 413. maddelerinde belirtilmiştir. HMK' nin 117. maddesinde de ilk itirazın ileri sürülmesi düzenlenmiştir. HMK' nin 413. maddesi gereğince tahkim sözleşmesinin hükümsüzlüğü, tesirsizliği veya icra edilemezliği söz konusu değilse tahkim ilk itirazını kabul edecek ve davayı usulden reddedecektir. Aksine mahkeme tahkim sözleşmesinin hükümsüz, tesirsiz veya icra edilemez olduğuna karar verirse uyuşmazlık artık devlet mahkemelerinde çözülecektir. Tahkim ilk itirazı değerlendirilecek husustan biri olan tahkim sözleşmesinin hükümsüzlük hali, tahkim sözleşmesinin unsurları yönünden olabileceği gibi Türk Borçlar Kanunu'ndan kaynaklı emredici hükümler yönünden de olabilir. Ayrıca tahkim sözleşmesinin hükümsüzlüğü tahkim sözleşmesini imzalayan tarafların gerekli ehliyete sahip olmamasından da kaynaklabilir. Tahkim ilk itirazında değerlendirilecek husustan diğeri tahkim sözleşmesinin tesirsiz olmasıdır. Tahkim sözleşmesinin tesirsiz olması baştan geçerli tahkim sözleşmesi olmasına rağmen sonradan tahkim sözleşmesinin etkisinin kaybetmesidir. Tahkim sözleşmesinin tesirsiz olması; tahkim sözleşmesinden tarafların feragat etmesi, tarafların ikale sözleşmesi ile tahkim sözleşmesinin ortadan kaldırılması, önceden aynı uyuşmazlık hakkında kesin hükmün varlığı ve tahkim sözleşmesinin süresinin dolmasıdır. Tahkim ilk itirazı değerlendirilecek son husus ise tahkim sözleşmesinin uygulanmasının imkânsız olmasıdır. Tahkim sözleşmesinin uygulanmasının imkânsız olması, hukuki ya da fiili engeller sebebiyle tahkim sözleşmesinin uygulanamamasıdır. Bu hususlar; ismen tayin edilen hakemin ehliyet ya da ölümü, tahkim yargılamasının konusuz kalması ve tahkim yargılamasının icra edilebilirliğinin imkansızlığıdır. Anahtar Kelimeler: Tahkim, Tahkim Sözleşmesi, Tahkim İlk İtirazı, İlk İtiraz, Tahkime Elverişlilik

Salih Hakan Kasalak
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rekabet yasağı kapsamında iş sözleşmeleri ve yorumlanması

İş dünyasında üretim ve hizmet açısından çalışanlar önem taşımaktadır. Çalışanlar bazen bir işletmenin kimliği özelliğinde olabileceği gibi birtakım işletmeye özgü nitelikler barındırmaktadır. Söz konusu nitelikler işletmeler için önem taşındığı için makro düzeyde rekabetin korunması gerekmektedir. Rekabet yasağı, günümüzde farklı alanlarda kendini gösteren bir konudur. Rekabet yasağı iş hukuku alanında önem taşımaktadır. İşçi ve işverenin birbirlerine karşı borçları, hakları ve alacakları rekabet yasağı kapsamında değerlendirilmelidir. Çeşitli iş sözleşmeleri ile rekabet yasağının kapsamı ve uygulanabilirliği incelenmelidir. İşçinin rekabet etmeme borcu, işverene karşı iş sözleşmesi devam ederken yer alan yükümlülüğünü ifade eder. İş sözleşmesinin sona ermesi rekabet etmeme borcunu da sonlandırmaktadır. Ancak mevzuat hükümleri işverene bu konuda bazı farklı olanaklar sağlayabilmektedir. Bunun yanında rekabet etmeme borcunu sonlandırabilen farklı durumlar da mevcuttur. Tüm bunların ışığında rekabet etmeme borcuna aykırılıklar ve ilgili hukuki sürecin gerçekleşme şekline dikkat edilmesi gerekir.

Nuri Arda Budak
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karşılaştırmalı olarak anonim şirket esas sözleşmesi ve limited şirket sözleşmesi

Şirket, sözleşme ile kurulan bir veya birden fazla kişinin müşterek ticari bir amaç için bir araya gelerek, bu amaç için emek/sermayelerini birleştirecekleri tüzel kişidir. Şirketin örgütlenmesi, amacı doğrultusunda hareket edebilmesi için temel bir sözleşmeye ihtiyaç vardır. Temel sözleşme için TTK m.135 hükmünde üst başlık olarak şirket sözleşmesi tabiri kullanılmakta ise de madde gerekçesinde ifade edilen 'ortaklık sözleşmesi' teriminin kullanılması terminolojik olarak daha uygundur. anunda ortaklık sözleşmesi, limited şirketler bakımından şirket sözleşmesine, anonim şirketler bakımından esas sözleşmeye karşılık gelmektedir. 6102 Sayılı TTK ile hukukumuza giren emredici hükümler ilkesi şirket ve esas sözleşmesinin içerik bakımından sınırlandırılmasına yol açmaktadır. Doktrinde de 'Çelik Korse' olarak tanımlanan bu ilke sebebiyle kurucular, şirketin anayasası konumunda bulunan esas ve şirket sözleşmesine diledikleri hükümleri ekleyememekte ve uygulamadaki şablon sözleşmeler, anonim ve limited şirketlerin ticari hayatta karşılaştığı zorluklara çözüm getirememektedir. Esas sözleşmelerin içeriği bakımından TTK m.339 hükmü ile TTK m.354 hükmünün yeniden ele alınması gerekmektedir. Bu şekilde zorunlu kayıtlar ve öngörülmesi koşuluna bağlı zorunlu kayıtların ayrımı kanunda net olarak yapılarak çelişkilerin ve öngörülen sınırlı kayıtların ötesine geçilmelidir. İşte bu çalışmada, şirket sözleşmeleri yerine üst başlık olarak ortaklık sözleşmesi tabirinin kullanılması gerektiği, esas sözleşme ve şirket sözleşmesinin içeriğini sınırlayan emredici hükümler ilkesinin limited şirketler ve halka kapalı anonim şirketler açısından kaldırılması gerektiği, esas sözleşme yönünden içeriğe eklenebilecek kayıtların kanunda yeniden düzenlenmesi gerektiği sonucuna varılarak esas sözleşme ile şirket sözleşmesinin birbirinden ayrılan ve benzeyen yönleri açığa çıkarılmıştır.

Enes Talha Eğilmez
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Limited şirkette pay sahipleri arasındaki uyuşmazlıkların tahkime elverişliliği

Bu çalışmada, limited şirket pay sahipleri arasında çıkan uyuşmazlıkların tahkime elverişliliği incelenmiştir. Uyuşmazlıkların çözümünde uzun ve külfetli olan dava yolu yerine tahkim usulünün seçilmesi hem usul ekonomisi hem de uyuşmazlıkların etkin ve kısa sürede çözüme kavuşabilmesi adına önem arz etmektedir. Şirketler hukuku alanındaki bazı uyuşmazlıklarda da tahkim yolunun seçilebilmesi mümkündür. Ancak, tahkim yoluna gidilmesi için öncelikle bir şirket ve neticesinde şirketler hukuka ilişkin bir uyuşmazlığın olması gerekmektedir. Ekonomideki gelişmeler ve ticari hayatın canlanması ile birlikte şirket sayıları da artmaktadır. Şirket sayıları ile birlikte şirketler hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar da artmaktadır. Uyuşmazlıkların çözümü için devlet mahkemeleri yetersiz kalmakta ve şirketler uzun süren yargılamalardan olumsuz yönde etkilenmektedir. Bu noktada tahkim yolu, şirketler için alternatif ve etkin bir yargılama yöntemi olarak gün yüzüne çıkmaktadır. Ticaretin milletlerarası yönü ile şirket uyuşmazlıklarına yabancılık unsuru da dahil olmaya başlamıştır. Yabancılık unsuru içeren şirketler hukuku uyuşmazlıklarının tahkim yolu ile çözümlenmesinde ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu değil, Milletlerarası Tahkim Kanunu esas alınmaktadır. Şirketler hukukundaki yabancılık unsuru, şirketin yabancı şirketlerle yapacağı hukuki işlemlerle veya yabancı gerçek/tüzel kişinin şirkete ortak olmasıyla ortaya çıkmaktadır. Taraflar yabancılık unsuru taşıyan veya Türk hukukuna tabi şirketler hukuku uyuşmazlıklarının çözümü için ortak ve yazılı irade beyanı ile uyuşmazlıkların tahkim yolu ile çözümleneceğini kararlaştırabilmektedir. Uzun süren yargılamalar tarafların adalete erişimini zorlaştırdığı için kısa sürede etkin bir çözüm sunan tahkim yolu, dava yoluna nazaran tercih edilmektedir. Bunun yanı sıra, davaların aleni olması ve kısa sürede çözüme kavuşmaması, yeni uyuşmazlıklara da kapı araladığından şirketleri olumsuz yönde etkilemektedir. Tahkimde hakemlerin alanında uzman kişilerden oluşması, uyuşmazlığın kısa sürede sonuçlanması ve yargılamanın gizlilik esasına göre yürütülmesi, şirketler hukukunun özel ve teknik bir alan olması sıfatına hizmet etmekte ve bu sebeple tahkim yolu taraflar için cazip bir alternatif yargılama yöntemi haline gelmektedir. Ayrıca tahkim usulü ile taraflara uyuşmazlığa uygulanacak hukuku seçebilme imkânı verilmiştir. Bu imkân, ticaretin güven ve istikrar özelliğine hizmet etmekte ve bu yönüyle de tahkim tercih sebebi olmaktadır. Tahkimin sunmuş olduğu bu avantajlar, yabancılık unsuru içeren milletlerarası ticari uyuşmazlıkların da kısa sürede çözüme kavuşmasına hizmet etmektedir.

Cansu Kahraman
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fiili taşıyanın sorumluluğu

Deniz yoluyla yapılan yük taşımalarında, taşıyanın üstlendiği taşıma işini alt navlun sözleşmesi yaparak alt taşıyana bırakması ve alt taşıyanın taşımayı gerçekleştirmesi sırasında yükün zıyaa veya hasara uğraması ya da geç teslim edilmesi sıklıkla görülmektedir. Böyle bir durumda, fiili taşıyan kavramı ve fiili taşıyanın sorumluluğu müessesesi, alt taşıyanla aralarında sözleşmesel ilişki bulunmayan asıl navlun sözleşmesinin yükle ilgililerinin, TTK'nin taşıyanın sorumluluğuna ilişkin hükümleri uyarınca taşımayı gerçekleştiren alt taşıyana başvurabilmesine olanak sağlamaktadır. Bu durum asıl yükle ilgililerin lehinedir. Zira, fiili taşıma döneminde yükün zıyaa veya hasara uğraması ya da geç teslim edilmesi halinde fiili taşıyan, asıl yükle ilgililere karşı karine olarak kusurlu kabul edilmektedir. Deniz yoluyla yapılan yük taşımalarında fiili taşıyan kavramına yer veren ilk uluslararası sözleşme 1978 tarihli HK'dir. HK, fiili taşıyanın sorumluluğunu düzenleyen TTK m. 1191 ve TTK m. 1192 hükümlerinin mehazını teşkil etmektedir. TTK m. 1191 ve TTK m. 1192 hükümlerinde fiili taşıyan kavramının tanımı bulunmamaktadır. Bu çalışma, TTK m. 1191 ve TTK m. 1192 hükümleri uyarınca fiili taşıyan kavramının tanımlanmasını, fiili taşıyan kavramının sınırlarının ifade edilmesini ve fiili taşıyanın asıl yükle ilgililere karşı sorumluluğunun incelenmesini amaçlamaktadır. Bu incelemede, fiili taşıma döneminin özellik arz eden hususları dikkate alınarak TTK'nin taşıyanın sorumluluğuna ilişkin hükümleri değerlendirilmektedir. Nitekim, TTK m. 1191/2 uyarınca fiili taşıyan, bizzat gerçekleştirdiği taşıma dolayısıyla TTK'nin taşıyanın sorumluluğuna ilişkin hükümlerine tâbidir. Çalışmanın yönteminde ise; TTK hükümleri ile TTK'nin gerekçesi, TTK'nin mehazını teşkil eden HK ile HK'nin görüşmelerinden tespit edilen argümanlar, fiili taşıyanın sorumluluğu müessesesinin gerekliliği, öğretideki görüşler ve yargı kararları dikkate alınmaktadır. Ayrıca, 2009 tarihli RK'de düzenlenen deniz işleri yüklenicisi kavramı ile fiili taşıyan kavramı yeri geldiğinde karşılaştırılmaktadır.

Deniz yolu taşımacılığıTürk ticaret hukukuYük taşımacılığı
Muharrem Öcal
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Medeni Usul Hukukunda sonradan delil gösterilmesi

Teksif ilkesinin doğal bir sonucu olarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 145/1, c. 1 hükmünde kanunda belirtilen sürelerden sonra delil gösterilemeyeceği öngörülmüştür. Kanun koyucu, sonradan delil gösterilmesi yasağı olarak da adlandırılabilecek bu hüküm ile delillerin yargılamanın en başında ikame ve ibraz edilmesini ve bu suretle delillerin yargılamanın en başında toplanmasını amaçlamaktadır. Teksif ilkesi ve usul ekonomisi ilkesinden hareketle öngörülmüş olan sonradan delil gösterilmesi yasağı ise bu yönüyle ispat hakkının süre bakımından açık bir sınırlandırılması mahiyetindedir. Delil ikamesi ve ibrazına ilişkin kanunda öngörülen sürelerin ve bu sürelerden sonra delil ikame ve ibraz edilemeyeceğini öngören yasağın mutlak ve kati suretle uygulanmasının ispat hakkı bakımından yaratabileceği sakıncaları bertaraf etmek adına HMK m. 145/1, c. 2 hükmünde belirli şartların sağlanması kaydıyla hakimin izni ile sonradan delil ikame ve ibraz edilebileceğine ilişkin istisnai bir düzenleme öngörülmüştür. Üç bölümden oluşan çalışmamızın ilk bölümünde ispat hukukuna ilişkin temel kavramlar, delil ikamesi ve ibrazı şeklindeki taraf usul işlemlerine ilişkin hükümler incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise ilk derece yargılamasında sonradan delil gösterilmesi yasağı, bu yasağın kapsamı, bu yasağa ilişkin öngörülmüş sonradan delil gösterilmesi imkanı ve bu imkanın şartları tasrih edilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın üçüncü ve son bölümünde ise kanun yolu aşamalarında yeni delil ikamesi ve ibrazı meselesi incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın en nihayetinde ise sonradan delil gösterilmesi yasağının medeni usul hukukundaki sair müesseseler ve özel durumlar ile ilişkisi inceleme konusu yapılmıştır.

Medeni usul hukuku
Furkan Sabri Özgül
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kambiyo senetlerinde def'iler

Kambiyo senetlerinde def'iler, hukuki savunma araçlarındandır. Kambiyo senetlerinde def'iler, kambiyo senetlerinin kullanımının yaygın olması, uygulamada sıkça karşılaşılan sorunlar nedeniyle ele alınmıştır. Çalışmada, kambiyo senetlerinde def'iler, kanuni düzenlemeler, öğretideki görüşler ve yargı kararları bağlamında sınıflandırılarak incelenmiştir. Kambiyo senetlerinin temel özelliklerine değinilerek def'i sistemine etkileri açıklanmıştır. Kambiyo senetlerinde def'iler, etkilerine göre "mutlak ve nispi def'iler" şeklinde ayrıma tabi tutulur. Mutlak def'iler, "senet metninden anlaşılan def'iler" ve "senedin geçersizliğine ilişkin def'iler"dir. Nispi def'iler, "şahsi olmayan nispi def'iler" ve "şahsi def'iler"dir. Çalışmada bu def'iler, çeşitli örneklere yer verilerek incelenmiştir. Kambiyo senetlerinde def'i kapsamı belirlenerek ileri sürülmesi ve istisnalarına çalışmada yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Mutlak def'i, nispi def'i, senet metninden anlaşılan def'i, senedin geçersizliğine ilişkin def'i, şahsi olmayan nispi def'i, şahsi def'i.

Burak Göksu
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çekin unsurları

Çek bir kambiyo senedidir. Bu nedenle çekte "şekle sıkı sıkıya bağlılık ilkesi" ve "mücerretlik ilkesi" geçerlidir. Bu bağlamda, çekin zorunlu unsurlarındaki eksiklik çekin geçersizliğine neden olmaktadır. Keza, çekin üzerine yazılan bir kaydın anılan ilkeleri ihlal etmesi, çekin geçersizliği sonucunu doğurur. Buna karşılık, bir yandan da senedin ayakta tutulması ve hamilin korunması istenmektedir. Ayrıca çeke olan güveni artırmak ve karşılıksız çeki önlenmek amacıyla çek mevzuatında birçok değişiklik yapılmaktadır. Değişikliğe konu olan temel konulardan biri, çekin unsurlarıdır. Bu bağlamda, üç bölümden oluşan "Çekin Unsurları" başlıklı bu tez hazırlanmıştır. İlk bölümde; çeke ilişkin genel bilgiler verilmiş, çek ilişkisinin doğuşu ele alınmıştır. İkinci bölümde, çekin unsurları kapsamlı şekilde irdelenmiştir. Üçüncü bölümde, çeke konulabilecek ihtiyari kayıtlar ele alınmıştır.

Türk ticaret hukuku
Rahime Rana Saygın
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güncel gelişmeleriyle Türk hukukunda ürün sorumluluğu

Ürün sorumluluğu ile piyasaya sürülen hatalı [uygunsuz – ÜGTDK m. 3/1 (r)] bir ürünün sebep olduğu zararların tazmin edilmesi amaçlanmaktadır. Nitekim günümüzde kişilerin kullanımına sunulan ürünler, nicelik olarak sayı ve çeşitleri düşünüldüğünde sıkça zarara yol açabilmektedir. Bu sorumluluğun doğması için üreticinin kusurlu olması aranmamakta; üründe bir hata (uygunsuzluk) olması, zarar ve zarar ile hata arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Dolayısıyla ürün sorumluluğu sözleşme dışı kusursuz sorumluluk niteliğindedir. Türk hukukunda ürün sorumluluğunun özel bir kanunla düzenlenişi 2021 yılında yürürlüğe giren ÜGTDK ile olmuştur. Bu tarihten sonra piyasaya arz edilen ürünlerden kaynaklanan zararlarda zarar görenler, aralarında bir sözleşme ilişkisinin varlığı gerekmeksizin üreticiye başvurabilir. ÜGTDK'nın "Ürün sorumluluğu tazminatı" başlıklı 6. maddesinin gerekçesinde mehaz düzenleme olarak 85/374/AET Direktifi gösterilmiştir. Otuz yılı aşkın bir uygulama geçmişi olan bu direktifin, çağın gereklerine uyum sağlaması amacıyla AB tarafından 28.09.2022 tarihli ve COM/2022/495 sayılı Taslak hazırlanmıştır. Taslak'ta başta ürün, hata, zarar gibi kavramlara ilişkin olmak üzere pek çok maddede teknolojide yaşanan gelişmeler doğrultusunda değişiklikler öngörülmüştür. Bu çalışmada öncelikle genel hatlarıyla ürün sorumluluğunun tarihi gelişimi ve Türk hukukundaki durumuna değinilmiştir. Ardından ürün sorumluluğunun şartları ÜGTDK ile Ürün Sorumluluğu Direktifi karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Devamında sorumluluğun hukuki niteliği, sorumluluktan kurtuluş sebepleri ve sorumluluğa ilişkin süreler ele alınmıştır. Son olarak Taslak ile getirilen yenilikler, Türk hukukunda ürün sorumluluğu alanında halihazırda yapılan/yapılacak tartışmalara ve ÜGTDK'da yapılması kuvvetle muhtemel olan değişikliklere yol gösterici olacağı öngörüldüğünden ayrıca mercek altına alınmıştır.

Gökhan Ünlen
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Haksız fiilden doğan manevi tazminat davalarının Medeni Usul Hukuku açısından incelenmesi

Haksız fiilden doğan sorumluluk, Türk hukukunda tazminat sorumluluğunun iki temel kaynağından biri olup, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde tanımlanan kusura dayanan bir sorumluluk türüdür. Çalışmada, haksız fiilden doğan manevi tazminat davalarında yargılamanın nasıl yürütüldüğü, uygulamada yaşanan sorunlar, hâkim tarafından takdir hakkının nasıl kullanıldığı ve bu takdirin hangi ölçütlerle denetlendiği gibi çeşitli hususlar üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda yapılan bu tez çalışmasında, haksız fiilden doğan manevi tazminat davalarında Medeni Usul Hukuku açısından karşılaşılan problemlere yönelik kapsamlı bir değerlendirme sunmak amaçlanmıştır.

Şeyma Nur Ay
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tek satıcılık sözleşmesi ve denkleştirme istemi

Tek satıcılık sözleşmesi kanunda düzenlenmemiş atipik bir sözleşme olup tek satıcılık sözleşmesi ile ilgili olarak doktrin ve uygulamada tanım birliği bulunmamaktadır. Tek satıcılık sözleşmesinin tarafları sözleşme konusu malların münhasır satış hakkına sahip olan tek satıcı ile bu malları tek satıcıya tedarik eden sağlayıcıdır. Bu çerçeve nitelikli sözleşme ile sağlayıcının sağladığı mallarının tamamının veya bir kısmının belirli bir bölgede, belirli bir süre tekel hakkına sahip olarak satması için tek satıcı tarafından bedeli karşılığında teslim alınarak kendisine tekel hakkı tanınan bölgede kendi nam ve hesabına satarak bu malların sürümünü arttırması sağlanacaktır. Tek satıcılık sözleşmesinin dört temel unsur üzerine inşa edildiğini söylemek mümkündür. Bu unsurlar "sağlayıcı ile tek satıcı arasında süreklilik sağlayacak bir çerçeve sözleşmenin mevcudiyeti", "tek satıcının sözleşme kapsamındaki faaliyetlerinde kendi nam ve hesabına hareket etmesi", "tek satıcıya belirli bir coğrafi bölgede münhasır satış hakkı tanınması", "tek satıcının satış ve sürümü arttırıcı faaliyetlerde bulunması" şeklindedir. Tezimizde tek satıcılık sözleşmesi kavramı, tek satıcılık sözleşmesinin tarihçesi, tanımı, hukuki niteliği, tek satıcılık sözleşmesinin benzer sözleşmeler ile mukayesesi, sözleşmenin taraflarının yükümlülükleri, tek satıcılık sözleşmesinin sona ermesi ve sona ermenin hukuki sonuçları ile sona ermenin özel bir sonucu olan denkleştirme istemi üzerinde durulacaktır.

Okan Morkaya
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taşınır teslimine ilişkin ilamların icrası

İlamlı icra alacaklının konusu para veya paradan başka her türlü alacağının tahsili için başvurabileceği bir takip türüdür. İlamlı icra takibi başlatabilmek için alacaklının elinde bir ilam bulunması gerekir. İlamlı takibe dayanak teşkil edecek kararlar eda hükmü içeren nihai kararlardır. Bunun dışında İcra ve İflas Kanunu ile diğer kanunlarda sayılan ilam niteliğindeki belgelere dayanılarak da ilamlı icra takibi başlatılabilir. Taşınır teslimi gibi konusu paradan başka bir şey olan alacaklar yönünden ilamlı icra takibinin tercih edilmesi zorunludur. Taşınır teslimine ilişkin ilamların icrası kapsamında borçluya gönderilen icra emriyle yedi gün içerisinde taşınırı teslim etmesi veya icranın geri bırakılmasına ilişkin karar getirmesi aksi halde icraya devam edileceği ihtar edilir. Borçlunun taşınırı bu süre içerisinde teslim etmemesi halinde taşınır borçlunun elinden zorla alınır. Taşınırın borçlunun elinde bulunamaması halinde aynen teslim borcu taşınırın ilamda belirtilen bedelinin ödenmesine dönüşür. Taşınırın bedeli ilamda belirtilmemişse ve taraflar da bu konuda bir anlaşmaya varamazlarsa, taşınırın bedeli icra müdürü tarafından belirlenir. Bu bedelin ödenmesi halinde takip sona erer. Bu çalışmada konusu bir taşınırın teslimi olan ilam ve ilam niteliğindeki belgelere dayanılarak başlatılan takiplerin aşamaları ve bu kapsamda uygulamada yaşanan sıkıntılar Yargıtay kararları ile birlikte ele alınmıştır.

Zehra Nur Erim
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Destekten yoksun kalma ve bedensel zararlara ilişkin tazminat taleplerinde sigorta tahkim komisyonu ve kararları

Günümüzde, teknolojik gelişmelerin ve küresel etkileşimin artması ile sigortacılık faaliyetleri tüm dünyada büyük artış göstermiştir. Bu durum ise bir takım hukuki uyuşmazlıkları beraberinde getirmiştir. Hukuki uyuşmazlıkların çözümünde ilk olarak başvurulan mahkeme yargılamasıdır. Ancak artan nüfus ve hukuki uyuşmazlıklar nedeniyle mahkemelerin iş yükü artmış ve bu da beraberinde ülkemizde mahkemelerde dava yoluyla uyuşmazlıkların çözümünü oldukça uzun, meşakkatli bir süreç haline getirmiştir. Bu sebeple tarafların iradi olarak başvurabilecekleri mahkeme yargılamasına alternatif bir uyuşmazlık çözüm yolu olan tahkim yargılaması gündeme gelmektedir. Tahkim bağımsız ve tarafsız bir 3. kişi, hakem kurulu tarafından yürütülen uyuşmazlık çözüm sürecidir. Kamu düzenine aykırılık teşkil etmeyen, tarafların iradelerine tabi bir takım özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümünde tahkim müessesi etkin bir şekilde işletilebilmektedir. Sigorta tahkimi, sigortacılık alanındaki uyuşmazlıkların çözümünde pratik fayda sağlayan en önemli alanlardan birisidir. İşbu tezde sigorta tahkiminin hukukumuzdaki rolü, sigorta uyuşmazlıklarının çözümünde tercih edilmesi bakımından önemi ve Sigorta Tahkim Komisyonu'nun mahkemeler karşısındaki konumu üzerinde durulmuştur. Bu tezde Sigorta Tahkim Komisyonu'nun yürüttüğü yargısal sürecin niteliği, karar alma mekanizması, kararlarının niteliği ve icrası ele alınmıştır. Ayrıca sigorta tahkimi ile mahkeme yargılaması karşılaştırılmıştır. Tezin sonunda Sigorta Tahkim Komisyonu'nun yaptığı tahkim yargılamasının hukuki boyutuyla birlikte pratik hayata yansımaları değerlendirilmiş, zorunlu mali sorumluluk sigortası (trafik) uyuşmazlıklarından kaynaklanan maluliyet ve destekten yoksun kalma tazminatları hakkında verilen kararlar incelenmiş ve değerlendirilmelerde bulunulmuştur.

Burcu Dinç
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yasal mal rejiminin tasfiyesi ve arabuluculuk

ÖZET Mal rejimleri eşler arasındaki evlilik öncesi ve evlilik sırasında edindikleri malların nasıl paylaşılacağını gösteren kurallar bütünüdür. Eşler evlenirken mal rejimi sözleşmesi yapmadığı takdirde edinilmiş mallara katılma rejimini kabul etmiş olurlar. Bundan dolayı evliliklerin büyük çoğunluğu için geçerli olan edinilmiş mallara katılma rejimini genel hatlarıyla ilk bölümde incelenecektir. Yasal mal rejimi TMK 225. maddesinde sayılan hallerden biri ile sona erdiğinde mal rejimi tasfiye edilir. Tasfiye işlemi sonucunda eşlerin katılma alacağı tespit edilir. Mal rejiminin tasfiyesi davası, boşanma davasının eki niteliğinde değildir fakat tasfiye davasının devam edebilmesi için boşanma kararının kesinleşmesi gerekir. Yasal mal rejiminin Yargıtay'ın güncel içtihatları çerçevesinde nasıl tasfiye edileceği ise ikinci bölümde incelenmiştir. Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanunu ile arabuluculuğa elverişli uyuşmazlıklar için arabuluculuk uygulanmaya başlanmıştır. Aile uyuşmazlıkları için öngörülmüş bir dava şartı arabuluculuk düzenlemesi mevcut değildir. Mal rejimi davaları da bir aile uyuşmazlığı olduğundan bu davalarda arabuluculukla çözümünün mümkün olup olmadığı incelenmelidir. Zira uzun ve maliyetli yargı süreci eşleri oldukça yıpratmaktadır. Üçüncü bölümde yasal mal rejiminin tasfiyesi uyuşmazlıklarında arabuluculuğun uygulanabilirliği, Kıta Avrupası hukuk sistemindeki bazı uygulamalarla karşılaştırılarak tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi, Katılma Alacağı, Tasfiye, Arabuluculuk, Elverişlilik.

Esat Esat
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Miras hukukunda arabuluculuk

Miras hukuku, kişinin ölümünden sonra intikale elverişli mal varlığının kime, nasıl ve ne şekilde aktarılacağını düzenleyen hukuk dalıdır. Miras hukukunun temelleri esas itibariyle paylaşıma dayanmaktadır. Günümüzde özel hukuktan kaynaklı uyuşmazlıkların artması, toplumun beklentileri, yargının iş yükü gibi sebeplerle alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri denenmeye başlanmıştır. Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri arasında en kapsamlı ve yaygın olan yöntem arabuluculuktur. Hukukumuzda arabuluculukla ilgili yeni düzenlemeler yapılmıştır. Bu çalışmada arabuluculuğun temel ilkelerinden yola çıkılarak hukukumuzdaki arabuluculuğun türlerinden, aşamalarından, süresinden ve arabulucunun hak kazanacağı ücretten bahsedilmiştir. Bu kapsamda çalışmanın asıl konusunu oluşturan miras hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda arabuluculuğun uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak uygulanabilirliği irdelenmiştir. Miras hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıkların tarafları, yakın ve birbirini iyi tanıyan kimselerdir. Miras hukuku genellikle tarafların serbestçe tasarruf edebileceği özel hukuk alanıdır. Bu itibarla, arabuluculuk ile tarafların anlaşmaya dayalı bir zeminde dostane bir şekilde uyuşmazlıkları çözüme kavuşturması mümkün olacaktır. Böylece arabuluculuk sayesinde uzun vadede Türk aile birliği ve kültürü korunacaktır. Nihayetinde miras hukukundan kaynaklı ortaklığın giderilmesi uyuşmazlıklarında önemli bir değişikliğe gidilmiş, arabuluculuk bu tür uyuşmazlıklar için dava şartı haline getirilmiştir. Ortaklığın giderilmesi uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuğun getirilmesi diğer miras hukuku uyuşmazlıklarına öncü olabileceğinden ayrıntılı olarak ele alınmış, uygulamada yaşanan sorunlar tespit edilmiştir. Yaşanan sorunlara yönelik çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Miras Hukuku, Paylaşım, Uyuşmazlık, Arabuluculuk, Elverişlilik.

Selin Yağcı
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Başkası lehine sigorta

Başkası lehine sigorta, sigortacı ile sigorta ettiren arasında yapılan sigorta sözleşmesinde sigorta ettirenin bir başkasına, yani sigortalıya ait sigorta menfaatini kendi adına ve fakat sigortalı lehine sigortalattığı sözleşmedir. Bu hukuki ilişki, sigortacı ile sigorta ettiren arasında kurulurken, sigortalı bu sözleşmenin ilgilisi konumundadır. Bu çalışmada, Türk Ticaret Kanunu'nun 1454. maddesinde düzenlenen "Başkası Lehine Sigorta", Türk ve Alman hukuk sistemleri ekseninde karşılaştırmalı bir yaklaşımla incelenmektedir. Bu kapsamda öncelikle, başkası lehine sigortanın tarihsel kökenleri ve konu hakkındaki normatif düzenlemeler sistematik biçimde incelenmiştir. Daha sonra, başkası lehine sigortanın teorik ve kavramsal temelleri incelenerek, temsil ilişkisi ile üçüncü kişi yararına sözleşmelere olan yapısal yakınlıklar karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Mehaz Alman hukukunda daha kapsamlı bir şekilde düzenlenmiş olan başkası lehine sigortaya ilişkin Türk hukukundaki düzenlemeler bazı belirsizlikler içermektedir. Özellikle sigorta ettirenin tasarruf yetkisine ilişkin Türk hukukunda açık bir hüküm bulunmaması, başkası lehine sigorta karinesine ilişkin farklılıklar ve temsil ile karine arasındaki farklılıkların yeterince açık şekilde düzenlenmemiş olması gibi hususlar konu hakkında duraksamalara yol açabilecek niteliktedir. Açıklanan nedenle bu çalışmada, başkası lehine sigortaya ilişkin TTK m. 1454 hükmüne yönelik bir değişiklik önerisi getirilmiştir.

Zeliha Karaman Okay
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Roma hukukunda eşya kavramı

Roma hukukunun modern hukukları etkilediği alanlardan birisi de eşya hukukudur. Klasik hukuk döneminde eşya hukuku kurum ve kuralları ortaya konulmuş ve bu kurallar günümüze kadar gelmiştir. Her ne kadar Roma'da tapu sicili bilinmediği için taşınmazlar açısından farklılık olsa da taşınırlarla ilgili pek çok kural Roma hukuku kaynaklıdır. Eşyanın sınıflandırılmasında kullanılan bazı ayırımlar ortadan kalkmış olsa da, başta taşınır/taşınmaz mal ve maddi/maddi olmayan mal olmak üzere bugün uygulama alanı bulan pek çok ayırım da Roma hukukunda incelenmiştir. Bunların yanında semere ve eklenti kavramlarının da Roma hukukçuları tarafından incelendiği Roma hukuku kaynaklarında görülmektedir. Bütünleyici parça kavramı ise Roma'da mülkiyeti aslen kazanma yollarından birisi olan birleşme kavramı içinde değerlendirilmiştir. Tezin amacı Roma hukukunda eşya kavramına ilişkin kural ve ilkelerin incelenmesi ve modern hukuklardaki eşya kavramına ışık tutmaktır.

Akansel Övünç Güvel
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muris muvazaası ve yargıtay kararları ışığında muris muvazaası olarak kabul edilmeyen işlemler

Muris muvazaası mirasbırakanın mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı temliklerde ortaya çıkar. Kavram olarak Türk Medeni Kanunu'nda ve kaynak kanun olan İsviçre Medeni Kanunu'nda düzenleme altına alınmamıştır. Hukuki altyapısını Yargıtayın 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararından almaktadır. Mirasbırakan, sahip olduğu tapulu taşınmazını diğer mirasçıların tenkis yaptırımından kurtulmak için isteği bir mirasçıya veya üçüncü bir kişiye sicilde satış göstererek bağışlamaktadır. Genel kabule göre görünüşteki satış işlemi tarafların gerçek iradelerini taşımadığı için, gizli bağış işlemi ise kanunda belirtilen koşulları taşımadığı için geçersizdir. Böylece diğer mirasçılar muvazaayı ileri sürerek mirasbırakan tarafından yapılan temliki iptal ettirip malı terekeye geri kazandırarak kendi pay nisaplarınca hak intisabı sağlayabilmektedir. Dava hakkı saklı paylı mirasçıların yanında saklı pay sahibi olmayan mirasçılara da verilmiştir. Muris muvazaası diğer bir miras hukuku müessesesi olan tenkis davasıyla terditli olarak veya müstakil bir şekilde öne sürülebilmektedir.

Muhammed Emin Bulut
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortak velâyet

Velâyet, ana ve babanın çocuğun kişiliği ve malvarlığı üzerindeki kanundan doğan hak ve yetkilerin bütünüdür. Velâyetin kapsamı genel olarak çocuğun kişilik hakları, temsili, mallarının yönetimi, çocuğun korunması hususlarından oluşur. Türk Medeni Kanunu'na göre ana ve baba evlilik birliği devam ettiği sürece velâyeti birlikte kullanırlar. Türk Medeni Kanunu'na göre evlilik birliğinin devam ettiği haller dışında ortak velâyet kabul edilmemektedir. Son yıllarda evlilik birliğinin sona erdiği hallerde ve evlilik dışı ilişkilerde velâyetin ana ve baba tarafından ortak kullanılıp kullanılamayacağı sorunu gündeme gelmiştir. 2016 yılında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 7 No'lu Protokol'ün "eşler arasında eşitlik" başlıklı 5. maddesinin Türk Hukuku bakımından yürürlüğe girmesiyle birlikte Protokol'ün iç hukuka etkisi açısından ortak velâyetin mümkün olup olmadığı yönündeki tartışmalar yeni bir boyut kazanmıştır. Türk Medeni Kanunu bakımından ise öğretide ortak velâyetin tartışılmasına neden olan maddeler TMK m. 182 ve m. 336 hükümleridir. Ülkemizde mevcut düzenlemeler her ne kadar ortak velâyeti yasaklamasa da ortak velâyetin uygulanabilirliğine hizmet etmek açısından yetersiz görülmektedir. AİHS, ÇHS başta olmak üzere uluslararası belgelerde ve AİHM kararlarında "çocuğun üstün yararı", "aile hayatına saygı", "ayrımcılık yasağı", "eşler arasında eşitlik" ilkelerine vurgu yapılmıştır. Bu belgelerden çocuğun üstün yararı gerektirdiği takdirde ebeveynlerin medeni hallerine bakılmaksızın ortak velâyet kararı verilebileceği sonucu ortaya çıkmaktadır. İsviçre, Almanya başta olmak üzere karşılaştırmalı/mukayeseli hukukta yapılan çeşitli revizyonlar da ortak velâyetin uygulanmasının çocuğun menfaatine uygun olduğunu göstermektedir. Hukuk sistemimiz bakımından somut olayın özellikleri dikkate alınarak ve çocuğun güncel yararına üstünlük tanınması şartıyla evlilik birliğinin sona ermesi hallerinde ve evlilik dışı ilişkilerde ortak velâyet kararları verilebilmesi gerekmektedir. Ancak mevcut düzenlemeler ile ortak velâyetin uygulanması çocuğun üstün yararına uygun olmayacağından daha kapsamlı ve nitelikli düzenlemelere ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Ortak/Birlikte Velayet, Velayet, Aile Hukuku, Boşanma, Çocuğun Menfaati

Ümran Bozkuş Araç
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında alınacak tedbirler

Modern toplumlarda aile, bireylerin sosyal ve psikolojik gelişiminde kritik bir rol oynamakta; bu yönüyle toplumsal yapının temel direği olarak kabul edilmektedir. Ancak şiddet ve ayrımcılık gibi tehditler, bu temel yapının işlevselliğini zedelemekte, bireylerin temel hak ve özgürlüklerini sınırlandırmaktadır. Bu nedenle, ailenin korunmasına yönelik öngörülen yasal tedbirlerin etkili uygulama mekanizmalarıyla desteklenmesi büyük bir önem arz etmektedir. Çalışmanın temel konusunu, 6284 sayılı "Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun" kapsamında alınabilecek tedbirler oluşturmaktadır. Bu tezde, şiddet ve ısrarlı takip kavramları yalnızca hukuki boyutlarıyla ele alınmakla kalınmayıp, aynı zamanda literatüre katkı sağlamak amacıyla bu alandaki temel sorunlara çözüm önerileri sunulması da hedeflenmiştir. Kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin kapsamlı hukuki düzenlemelerden biri olan 6284 sayılı Kanun, çalışmada çok yönlü olarak ele alınmıştır. Bu çerçevede öncelikle aile kurumunun toplumsal ve hukuki niteliği genel hatlarıyla değerlendirilmiş; ardından kadının korunmasına yönelik ulusal ve uluslararası düzenlemelere yer verilmiştir. Devamında ise, kanunda düzenlenen ısrarlı takip ve şiddet kavramları detaylı biçimde incelenmiştir. Son olarak, 6284 sayılı Kanun'un öngördüğü koruyucu ve önleyici tedbirler hem teorik çerçevede hem de uygulama boyutuyla analiz edilmiştir.

Zeliha Aydın
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Medeni Hukuku'nda yıkım (kâl) istemi

TÜRK MEDENİ HUKUKU'NDA YIKIM (KÂL) İSTEMİ Mülkiyet hakkı, malikine hukuk düzeni sınırları içerisinde, eşya üzerinde istediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi tanır. Eşya üzerindeki hâkimiyetin üçüncü kişilere karşı korunmasını sağlamak da malikin yetkileri arasındadır. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelere katlanma yükümlülüğü yoksa bunun önlenmesi, durdurulması varsa zararın karşılanması istenebilir. Bu kapsamda haksız yapı veya bitki ya da taşkın yapı gibi hâllerde yıkım (kâl) istemi ileri sürülebilir. Yıkım (kâl) istemi, uygulamada sıkça görüldüğü üzere elatmanın önlenmesi istemi ile birlikte ileri sürülür. Ancak yıkım (kâl) isteminde bazı şartlar aranır. Bu nedenle bu istem, ayrı bir inceleme ve değerlendirmeyi gerektirir. Buna karşın yıkım (kâl) istemi elatmanın önlenmesi isteminin yanında değinilen ikincil bir konu olmaktan öteye geçememiştir. Zengin ve çeşitli uyuşmazlıklara konu olan söz konusu istem hakkında ayrı ve bağımsız bir çalışma olmaması, bu konuda birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla bu çalışmada doktrindeki tartışmalar ve yüksek mahkeme içtihatları birlikte ele alınarak ortaya çıkan sorunlara çözüm üretilmesi ve bilime katkı sağlanması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında yıkım (kâl) isteminin tanımı, amacı, tarihî gelişimi, hukukî niteliği ve benzer istemlerden farkı açıklanmıştır. Bu isteme yol açan hâller ve istemin şartları, haksız yapı, haksız bitki ve taşkın yapı yönlerinden ayrı ayrı incelenmiştir. Yıkım (kâl) isteminin hüküm ve sonuçları bölümünde ise yıkım (kâl) davası, yıkım (kâl) isteminin elatmanın önlenmesi istemiyle birlikte ileri sürülmesi hâlinde her iki istem arasında öne çıkan farklar ve hükmün icrası ele alınmıştır.

Emrullah Aydın
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu kapsamında sendika genel kurulunun denetimi

Sendikalar, çalışma hayatında işçilerin hak ve menfaatlerini gözeten önemli kuruluşlardır. Bu nedenle sendikaların amacına uygun faaliyetlerde bulunması gerekmektedir. Sendikanın en önemli denetim ve karar organı genel kuruldur. Bu konuda geçmişten günümüze kanunlarda çeşitli düzenlemeler yer almıştır. Çalışmamızda 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu madde 15'te yer alan düzenlemeler, öğretideki görüşler ve Yargıtay kararları da dikkate alınarak incelenmiştir. Çalışmamızda belirtilen sendika genel kurulunun denetimi, yargısal denetimdir. Bu nedenle çalışmamızın asıl kısmını bu başlık oluşturmaktadır. Sendika genel kurulu için mevcut yargısal denetimin içeriği, kapsamı, uygulanabilirliği ve etkisi incelenmiştir. Mevcut yasal düzenlemelerin uygulamadaki yeterliliği ve bu denetimin geliştirilmesi için yapılması gerekenler belirtilmeye çalışılmıştır.

İşçi sendikaları
Pınar Sarsu
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tapu sicilinin düzeltilmesi davası

Tapu sicilinin düzeltilmesi davası, tapu sicilinde yer alan yolsuz işlemlerin düzeltilmesini konu edinen dava türünü ifade etmektedir. Tapu sicilinde meydana gelen yolsuzluk baştan itibaren ortaya çıkabileceği gibi sonradan da oluşması mümkündür. Tapu sicilindeki yolsuzluğun baştan itibaren ortaya çıktığı hallere ehliyetsizlik, şekle aykırılık, muvazaa halleri örnek gösterilebilir. Tapu sicilindeki yolsuzluğun sonradan ortaya çıktığı hallere ise irade sakatlığı, aşırı yararlanma örnek gösterilebilir. Yolsuz tapu sicil işlemleri kanun koyucu tarafından tahdidi olarak sayılmadığından bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Tapu sicilinin gerek baştan itibaren yolsuz olduğu gerekse sonradan yolsuz hale geldiği hallerde kanun koyucunun farklı bir hukuki çare öngördüğü durumlar saklı kalmak kaydıyla tapu sicilinin düzeltilmesi davasının konusu olabilmektedir. Düzeltme davası, ayni nitelik taşıyan bir dava olma özelliği taşımaktadır. Bu özelliğin diğer bir sonucu ise kural olarak herhangi bir hak düşürücü süreye veya zamanaşımı süresine tabi olmamasıdır. Yine düzeltme davası, taşınmaz üzerindeki fiilen bulunan zilyetliği değil, sicil zilyetliğinde değişiklik meydana getirmektedir. Benzer şekilde mahkeme tarafından verilen karar yenilik doğurucu değil, bildirici nitelik taşımaktadır. Düzeltme davası yolsuz tapu sicil işlemi nedeniyle hukuki menfaati zedelenen ayni hak sahibi ile belli hallerde şahsi hak sahibi tarafından açılan bir davadır. Davalı ise tapu sicilinde yer alan yolsuz tapu sicil işlemi nedeniyle hak durumu olumlu yönde etkilenen işlem lehtarıdır. Bu dava ile davacı tapu sicil işleminin yolsuz olduğunu ispat etmekle yükümlüdür. Bu dava kesin deliller ile ispat edilebileceği gibi takdiri delillerle de ispat edilebilmektedir. Düzeltme davası dava konusunun niteliğine göre genel veya özel mahkemelerin görev alanına girebilmektedir. Burada yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.

Muhammed Emre Göçmenler
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İş hukuku boyutuyla belediye şirketleri

Belediye şirketleri, belediyelerin görev ve hizmet alanlarında faaliyet göstermek üzere Türk Ticaret Kanunu'na tabi olarak kurulan özel hukuk tüzel kişileridir. 1980'lerden itibaren kamu hizmetlerinde verimliliği artırmak amacıyla yaygınlaşan bu şirketler işçiler aleyhine bir uygulamaya dönüşmüş ve işçilerin belirli haklardan mah-rum kalmalarına neden olmuştur. Bu kötüye kullanımları engellemek amacıyla getirilen en önemli düzenlemelerden birisi 696 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzen-lemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'dir. Anılan Kararname ile belediyelerdeki alt işveren işçileri, belediye şirketlerine işçi olarak geçirilmiş ve kamu kurumlarında personel teminine yönelik hizmet alımları yasaklanmıştır. Öğretide 696 sayılı KHK düzenlemesi çeşitli yönlerden eleştirilir. Çalışmamızda belediye şirketleri-nin hukuki niteliği ve faaliyet alanları ile bu şirketlerin bireysel ve toplu iş hukuku bağ-lamındaki tartışmalı hususları ele alınmıştır. Bu kapsamda belediye ile belediye şirketi arasında kurulan asıl işveren - alt işveren ilişkisi ve kapsamı, belediyelerde çalışan alt işveren işçilerinin belediye şirketlerine geçişi ve bu işçilerin ücret, ücret zammı ve ilave tediye alacak haklarının olup olmadığı ile belediye şirketlerinin işkolu tespiti ve beledi-ye şirket işçilerinin Kamu Kesimi Çerçeve Anlaşma Protokolü'nden yararlanıp yarar-lanamayacağı konuları yargı kararları ve öğreti görüşleri çerçevesinde ele alınmıştır.

Muhammet Emin Ordu
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk ve ingiliz hukukunda tüketici işlemi ve tüketici işleminden doğan uyuşmazlıkların arabuluculuk yoluyla çözümlenmesi

Çalışmamız tüketici işlemi kavramı ve tüketici işleminden kaynaklanan uyuşmazlıkların arabuluculuk yoluyla çözümlenmesini içermekte olup, konu Türk ve İngiliz hukukunda yer alan düzenlemeler ışığında ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Öncelikle tüketicinin korunması kapsamında yaşanan tarihsel gelişmeler ve değişimlerden bahsedilerek tüketici haklarının ortaya çıkışına değinilmiştir. Ardından tüketici, tüketici işlemi ve tüketici uyuşmazlığı kavramları değerlendirilerek tüketici işleminden kaynaklanan uyuşmazlıkların alternatif çözüm yollarından biri olan arabuluculuk yoluyla çözümlenmesi hususu incelenmiştir. Günümüzde mal ve hizmet piyasalarında yaşanan sektörel genişleme ve gelişmeleri düşündüğümüzde, satıcı, sağlayıcı ya da üretici gibi girişimciler ile tüketiciler arasında meydana gelen sözleşmeler ile birlikte piyasada farklı sözleşme öncesi ve sonrası uygulamaların bulunduğunu, ayrıca tüketiciye yönelik haksız ticari faaliyetlerin meydana geldiğini, bu çerçevede tüketici işleminin kapsamına dahil edilebilecek birçok işlemin bulunduğunu ifade etmek gerekir. Tüketim ilişkilerinin artmasıyla birlikte de tüketiciler ile girişimciler arasında farklı alanlarda tüketici uyuşmazlığı ortaya çıkabilmektedir. Arabuluculuk ise, tarafların gönüllü olarak üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği uyuşmazlıkları bağımsız ve tarafsız bir üçüncü kişi yardımı ile çözümlenmesi usulü olarak karşımıza çıkmakta olup, tüketici uyuşmazlıklarının çözümünde taraflarca başvurulan alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından birisi olmuştur. Çalışmamızda Türk ve İngiliz hukuk sistemlerinde arabuluculuğun tüketici işleminden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümündeki rolü ortaya konulmuştur. Bu kapsamda Türk ve İngiliz hukukunda yer alan yasal düzenlemeler, yargısal içtihat ve değerlendirmeler, uygulamaya yön veren AB direktifleri ile birlikte küresel çaptaki eğilimler de ele alınarak kapsamlı bir inceleme yapılması amaçlanmıştır.

Aydın Ebrar Günal
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin bilgi alma ve inceleme hakkı

6102 sayılı TTK md. 392 ile yönetim kurulu üyelerinin bilgi alma ve inceleme hakkı düzenlenmiştir. Bilgi alma ve inceleme hakkı, yönetim kurulu üyelerinin görevlerini gereği gibi ifa edebilmeleri ve tabi oldukları sorumluluk hükümleri sebebiyle olmazsa olmaz niteliktedir. Kanunda ilgili hakkın toplantı sırasında ve toplantı dışında kullanılabileceği düzenlenmiş olmakla birlikte, üyelerin toplantı öncesi süreçte de bilgi alma hakkını kullanabileceği kabul edilmektedir. Bilgi alma ve inceleme hakkı, her bir yönetim kurulu üyesine tanınmış bireysel nitelikte bir hak olup ilgili hakkın kaldırılması veya sınırlandırılması mümkün değildir. TTK md. 392/6 uyarınca, üyenin bilgi alma talebinin reddi yönündeki karar yönetim kurulunda görüşülecek, yönetim kurulunun bu husustaki olumsuz kararına karşı ise mahkemeye müracaat edilebilecektir. Anahtar Sözcükler Anonim Şirket, Yönetim Kurulu, Yönetim Kurulu Üyeleri, Bilgi Alma ve İnceleme Hakkı, Bilgi Edinme, Bilgi Talebi

Bilgi alma ve inceleme hakkıYönetim kurulu üyeleri
Tuğçe Gürsel
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Franchise sözleşmesinin sona ermesi

Teknolojik gelişmelerin üretimin artmasını sağlamasıyla piyasalarda ortaya çıkan rekabet sonucu üreticiler, bu ürün ve hizmetleri geniş tüketici kitlelerine ulaştırmayı hedeflemiştir. Küreselleşmenin ve artan reklam faaliyetlerinin etkisi ile tüketiciler de tanınmış mal ve hizmetlerin bulundukları her yerde kendilerine sunulmasını talep etmeye başlamıştır. Eski model sürüm yöntemleri üreticilerin hedefleri ve tüketicilerin talepleri için yetersiz kalmaya başlayınca yeni sürüm yöntemlerine ihtiyaç duyulmuş, franchising sistemi bu sebeple ortaya çıkmıştır. Franchising, mal ve hizmetlerin sürümünün sürekli ve düzenli şekilde gerçekleştiği; üretim, pazarlama ve dağıtım süreçlerinin tamamını kapsayan, dikey entegrasyona dayalı, modern bir sürüm yöntemidir. Franchise alan olarak adlandırılan girişimci, franchise sözleşmesi ile hukuken franchise verenin daha önceden başarısı kanıtlanmış sistemine dahil olur. Franchise alanın sisteme dahil olmasıyla franchise veren, belirli bir bedel karşılığında sahibi olduğu marka, ticaret unvanı, know-how gibi gayri maddi hakların kullanım yetkisini belirli bir bedel karşılığında franchise alana verir. Franchise alan ise franchise verenin talimatları çerçevesinde ancak kendi ad ve hesabına franchise verene ait mal veya hizmetlerin sürümünü yapmayı üstlenir. Franchise sözleşmesi kanunda kendisine ait bir düzenleme bulunmayan ve bu nedenle Türk Borçlar Hukuku kapsamında isimsiz sözleşmeler grubuna dahil edilmiş bir sözleşme türüdür. Kendisine ait spesifik bir kanuni düzenleme bulunmadığından franchise sözleşmelerine öğretide yer alan görüşler ve Yargıtay kararları uyarınca niteliğine uygun düştüğü ölçüde acentelik, vekalet, hizmet, tek satıcılık, lisans, know-how, adi ortaklık gibi kendisinden izler taşıdığı sözleşmelere dair hükümler kıyasen uygulanır. Bu çalışmada günümüzde çok fazla tercih edilen bir sürüm yöntemine ait bir sözleşme olan franchise sözleşmesinin benzer diğer sözleşmelerden farkı ortaya konularak bünyesinde yer alan farklı nitelikteki sözleşmelere dair unsurlara dikkat çekilmeye çalışılmış, böylece isimsiz bu sözleşmenin ne zaman ve ne şekilde sona ereceğinin ve sona erdikten sonra sözleşmenin tarafları bakımından ortaya çıkan sonuçların ne olacağının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

Sinem Koldaş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00