Yozgat Bozok University
Anabilim Dalı

Sağlık Yönetimi Anabilim Dalı

Yozgat Bozok University

401

Arşivlenen Tez

14

DOI Atanmış

3%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerde psikolojik sermayenin örgütsel özdeşleşmeye etkisi

Psikolojik sermaye, bireyin "kim olduğu" ve "kim olabileceği" ile ilgilenen, günümüz örgüt ihtiyaçları doğrultusunda gelişmiş çalışanların yeteneklerinin, psikolojik kapasitelerinin, güçlü yönlerinin örgüt için değerli, üretken ve sürdürülebilir sonuçlar elde etmede önemli rol oynayan ve bu sayede sürdürülebilir örgütsel başarı ve rekabet üstünlüğü elde etmeyi amaçlayan eşsiz bir kaynak olarak ifade edilir. Örgütsel özdeşleşme, birlik veya topluluğa ait olmayı örgüt üyesi tarafından örgütün amaçları, inançları, değerleri, davranışları, bilgi ve becerilerinin kendi amaçları, inançları, değerleri, davranışları, bilgi ve becerileri olarak görülmesi, örgütsel kararlara katılmaya, örgütsel fonksiyonlara uygun davranmaya ve örgütsel davranış biçimlerini benimsemeye yönlendiren bir kavram olarak tarif edilmektedir. Sağlık hizmetlerinin önemli bir parçası olan hemşirelerde psikolojik sermaye ve örgütsel özdeşleşme düzeylerinin belirlenmesi ve hemşirelerde psikolojik sermayenin örgütsel özdeşleşmeye etkisini ortaya koymak amacıyla yapılan bu çalışma; Ankara'da bir özel üniversite hastanesinde çalışan 275 hemşireden elde edilen veri doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Çalışma verisi; "Psikolojik Sermaye Ölçeği" ve "Örgütsel Özdeşleşme Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Psikolojik Sermaye ölçeğinin güvenirliği Cronbach's Alpha=0,925, Örgütsel Özdeşleşme ölçeğinin güvenirliği Cronbach's Alpha=0,910 olarak yüksek bulunmuştur. Psikolojik sermaye ile örgütsel özdeşleşme arasında r=0.521 pozitif orta (p=0,000<0.05) düzeyde korelasyon bulunmuştur. Örgütsel özdeşleşme düzeyindeki toplam değişim %28,5 oranında iyimserlik, psikolojik dayanıklılık, umut, öz yeterlilik tarafından açıklanmaktadır (R2=0,285). Psikolojik sermaye ile örgütsel özdeşleşme arasındaki neden sonuç ilişkisini anlamlı bulunmuştur (F=101,856; p=0,000<0.05). Örgütsel Özdeşleşme düzeyindeki toplam değişim %26,9 oranında psikolojik sermaye tarafından açıklanmaktadır (R2=0,269). Psikolojik Sermaye örgütsel özdeşleşme düzeyini arttırmaktadır (ß=0,521).

HemşirelerPsikolojik sermayeÖlçekler+1
Sevim Güneş
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin kan bağışı ve özgecilik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi: Bir eğitim ve araştırma hastanesi örneği

Kan bağışı, gönüllü bireylerin kana ihtiyacı olan insanlara hiçbir zorlama olmadan kan bağışlamasıdır. Kan bağışı özgecilik kavramı ile yakından ilişki halindedir. Özgecilik kavramı yardımseverlik, karşılık beklemeden yapılan iyilik anlamına gelmektedir. Literatüre bakıldığında özgecilik kavramı ile ilgili birçok çalışma bulunmaktadır. Özellikle yardımlaşmayı temel alan meslek gruplarında sürekli araştırmalar yapılmıştır. Özgecilik ölçeğinin kullanıldığı araştırmalarda puanlar genelde yüksek çıkmıştır. Kan bağışı ile ilgili çalışmalarda ise araştırma yapılan grupların genelde kan bağışı konusunda bilgileri yüksek ancak bağışlama oranları yeteri kadar olmadığı görülmüştür. Kan bağışlamama konusunda önemli bir nokta da kan bağışı ile ilgili ön yargılardır. Bu ön yargıların akademik çalışmalar sayesinde bakanlıkların ve sivil toplum örgütlerinin yapacak oldukları bilgilendirmeler, faaliyetler kan bağışlama düzeyini artıracaktır. Toplumda sağlık çalışanları mesleki özelliklerinden dolayı hem yardımseverlik özellikleri hem de kan bağışlama oranları yüksek olduğu düşünülmektedir. Ancak bu alanda yapılmış araştırmaların sayısı çok az olduğundan dolayı net olarak bilinememektedir. Bu tezin amacı bir eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan hemşirelerin kan bağışı tutumları ile özgecilik tutumlarının incelenmesidir. Bu amaçla Rushton ve arkadaşları tarafından geliştirilen Tekeş ve Hasta tarafından Türkçe'ye uyarlanan Özgecilik Ölçeği ve Çelik ve Güven tarafından geliştirilen Kan Bağışı Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde gerçekleştirilmiş ve 238 hemşire katılmıştır. Çalışmanın analizinde tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen analizlerin sonucuna göre özgecilik tutumu ile toplumsal ve sosyal sorumluluk arasında anlamlı bir ilişki olduğu ve kan bağışı ile toplumsal görüş ve anlayış arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Kan bağışı tutumu ile özgecilik tutumu arasında pozitif yönde olumlu bir ilişki olduğu görülmüştür.

HemşirelerKan bağışıSağlık personeli+2
Abdulkadir Koca
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çankırı ilinde aile sağlığı merkezine başvuran 18 yaş ve üzeri bireylerde COVID-19 aşı okuryazarlığının değerlendirmesi

Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11 Mart 2020 tarihinde Çin'in Wuhan kentinden tüm dünyaya yayılan yeni bir çeşit Koronavirüs (Covid-19) salgını pandemi olarak ilan edilmiştir. Salgınla mücadelede en önemli koruyucu faktörlerin başında Covid-19 aşıları gelmekte, ancak aşıya karşı farklı tutumlarda görülmektedir. Aşı okuryazarlığı, kişilerin aşılar hakkındaki doğru kararları vermek için temel sağlık bilgileri ve hizmetlerini elde etme, işleme ve anlama kapasitesini göstermektedir. Bu araştırma, Çankırı ilinde yaşayanların Covid-19 aşı okuryazarlık düzeyinin değerlendirilmesi ve aşı okuryazarlığına etki eden faktörlerin belirlenmesini amaçlamıştır. Araştırmanın evreni Çankırı ili ve tüm ilçelerde yer alan Aile Sağlığı Merkezlerine (ASM) kayıtlı 18 yaş ve üzeri bireylerden oluşmaktadır. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerde sayı, yüzdelik dilim, aritmetik ortalama, standart sapma değerleri kullanılmıştır. Çalışmada Çankırı ili Covid-19 aşı okuryazarlık düzeyi 2,80±0,53 ile orta düzeyde olduğu görülmüştür. En yüksek Covid-19 aşı okuryazarlık Çankırı Merkez ilçede görülmüştür. 60 yaş ve üstü bireylerde Covid-19 aşı okuryazarlık düzeyi anlamlı olarak diğer gruplara göre daha düşük bulunmuştur. Yaşlı nüfusun fazla bulunduğu ilçelerde Covid-19 aşı okuryazarlık düzeyleri daha düşük olmakla birlikte istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görünmemiştir ve literatür ile uyumlu olarak ileri yaş grubunda, diğer gruplara göre daha düşük saptanmıştır. Çalışmada, Covid-19 aşısı olma durumu ile Covid-19 aşı okuryazarlığı düzeyleri incelendiğinde aşı olan bireylerde okuryazarlık düzeyi daha yüksek olarak saptanmıştır ve diğer çalışmalar ile benzer sonuçlar göstermektedir. Sonuç olarak ülkemizi ve tüm dünyayı ciddi şekilde etkileyen Koronavirüs hastalığı ile mücadele kapsamında özellikle 65 yaş ve üzeri yaşlı bireylerde aşı okuryazarlık düzeyi artırılmalı ve aşılama oranlarını yükseltilerek ölümleri daha azaltılacağı değerlendirilmektedir.

Aile sağlığı merkeziAşı okuryazarlığıAşılar+4
Ayşe Aykurt
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Liderlik özellikleri ile kullanılan güç kaynakları arasındaki ilişkinin incelenmesi: Bir sağlık kurumu örneği

Güç önemli bir liderlik vasfı olarak kabul edilmektedir. Liderlik ise kısa bir tanımla; kişinin, başkalarını etkisi altına alıp kendi istediği davranışa yönlendirme sürecidir. Yönlendirmenin gerçekleştirilmesi esnasında lider bazı güç kaynaklarından faydalanmaktadır. Liderlik tarzları ve liderin kullanmış olduğu güç kaynakları her lidere göre değişiklik arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı; bir sağlık kurumunda çalışan klinik yönetici hemşirelerin sergilemiş oldukları liderlik özellikleri ve güç kaynakları arasındaki ilişkiyi, kurumdaki diğer sağlık çalışanları tarafından değerlendirilmesi ile ölçmektir. Bu amaçla Çok Yönlü Liderlik Yönelimleri Ölçeği (ÇYLYÖ) ve Yönetici Hemşirelerde Algılanan Güç Ölçeği (YHAGÖ) kullanılarak oluşturulan veri toplama formları vasıtasıyla 250 çalışandan veri toplanmıştır. Toplanan verinin değerlendirilmesinde SPSS (ver:23.0) programı kullanılarak ANOVA varyans analizi ve lineer korelasyon analizi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre; yönetici hemşirelerin güç kaynakları ile liderlik yönelimleri arasında anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir.

GüçGüç kaynaklarıHemşireler+4
Ramazan Açıkgöz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hastane yöneticileri ve çalışanlarının sanal kaytarma davranışları ile mesleki etik algıları arasındaki ilişkinin analizi: Gazi Üniversitesi Hastanesi örneği

Bu araştırma, hastane çalışanlarının sanal kaytarma davranışları ile mesleki etik algıları arasındaki ilişkinin analiz edilmesi amacıyla ilişkisel-tanımlayıcı ve kesitsel tipte gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Ankara il merkezinde bulunan Gazi Üniversitesi Hastanesinde çalışan, yüz yüze ve online anket yöntemiyle ulaşılabilen 486 hastane yöneticileri ve çalışan ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, Ocak 2022-Ağustos 2022 tarihleri arasında, Kişisel Bilgi Formu, Sanal Kaytarma Ölçeği (SKÖ) ve Etik Yaklaşım Ölçeği (EYÖ)'ni içeren anket formu kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde güvenirlik analizi, tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis H testi, Bonferroni testi ve Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada, anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Araştırmada, hastane yöneticileri ve çalışanlarının %69,5'inin kadın, %21'inin 26-30 yaş aralığında %47,7'sinin lisans mezunu olduğu, %53,5'inin sağlık sektöründe 10 yıldan fazla çalıştığı, %48,6'sının hemşire olarak çalıştığı ve %16,9'unun kurumda yönetsel görevi olduğu belirlenmiştir. Hastane yöneticileri ve çalışanlarının %76,1'inin 10 yıldan fazla süredir internet kullandığı, %88,3'ünün internete mobil cihaz ile her yerde erişim sağladığı, kurum interneti kullananların %51,7'sinin diğer nedenlerle kurumun internetini kullandığı saptanmıştır. Hastane yöneticileri ve çalışanlarının SKÖ'nden 2,05±0,64 puan aldıkları ve düşük düzeyde sanal kaytarma davranışlarına sahip oldukları sahip oldukları; EYÖ'nden ortalama 3,41±0,58 puan ile mesleki etik algılarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Araştırmada, hastane yöneticileri ve çalışanlarının SKÖ toplam puanı ile EYÖ puanı arasında pozitif yönde düşük düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=0,160; p<0.001). Araştırmada, hastane yöneticileri ve çalışanlarının yaşı, eğitim durumu, sektörde çalışma süresi, mesleği, internet erişimi sağlanan yer ve kurum internetini kullanma gerekçesine göre SKÖ puanları arasında anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada, hastane yöneticileri ve çalışanlarının cinsiyeti, yaşı, eğitim durumu, mesleği, kurumda yönetsel görev durumu, internet erişimi sağlanan yer ve kurum internetini kullanma gerekçesine göre EYÖ puanları arasında anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak; araştırmada, hastane yöneticileri ve çalışanlarının sanal kaytarma davranışlarının düşük düzeyde, mesleki etik algılarının yüksek olduğu görülmüştür. Araştırmada, hastane yöneticileri ve çalışanlarının sanal kaytarma davranışları ile mesleki etik algıları arasında pozitif yönde düşük düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir.

EtikHastane yönetimiMeslek ahlakı+7
Neslihan Aytekin
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 pandemisi döneminde sağlık kuruluşlarında insan kaynakları yönetimi süreçlerindeki farklılaşmalar: Ankara ili örneği

Covid-19 pandemisi, sağlık kuruluşlarının işleyişini kökten etkilemiş ve insan kaynakları yönetimi süreçlerinde önemli farklılaşmaları beraberinde getirmiştir. Bu süreçte sağlık kuruluşları, çalışanlarının güvenliği, performansı ve psikolojik refahıyla ilgili yeni stratejiler ve politikalar benimsemek zorunda kalmıştır. Salgınla birlikte sağlık kuruluşları, personel alımı ve işe yerleştirme süreçlerinde önemli değişiklikler yapmıştır. Acil durum personel talepleri artmış ve kritik pozisyonlara hızlıca uygun adaylar bulunması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, adayların sağlık durumunu değerlendirmek ve enfeksiyon riskini azaltmak için yeni protokollerin uygulanmasına ihtiyaç duyulmuştur. Pandemiyle sağlık çalışanlarının eğitimi ve gelişimi daha fazla önem kazanmıştır. Çalışanlara pandemiyle ilgili güncel bilgiler sağlanması, yeni sağlık yönergeleri ve prosedürlerine uyum sağlamaları için eğitimler düzenlenmesi zorunluluk haline gelmiştir. Aynı zamanda, sağlık personelinin psikolojik destek ve stres yönetimi konularında desteklenmesi gerekliliği doğmuştur. Pandeminin etkisiyle çalışma ortamları da değişmiştir. Sağlık kuruluşları, fiziksel mesafe önlemlerini uygulamak, hijyen protokollerini güçlendirmek ve kişisel koruyucu ekipmanlar sağlamak için yeni önlemler almıştır. Ayrıca, uzaktan çalışma ve esnek çalışma modelleri gibi alternatif düzenlemeler sağlanmıştır. Salgın döneminde kriz durumlarıyla ilgili güncellemelerin, güvenlik önlemlerinin ve politikaların düzenli olarak iletilmesi zorunluluğu insan kaynakları yönetimi süreçlerinde iletişimin önemi artmıştır. Pandemi sonucunda yapılan değişiklikler, sağlık çalışanlarının güvenliğini ve performansını artırmayı, sağlık hizmetlerinin etkin bir şekilde sunulmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Gelecekte benzer salgın durumlarına hazırlıklı olmak adına bu yeni süreçler ve politikalar üzerinde çalışmaların devam etmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, Covid-19 pandemisi sürecinde sağlık kuruluşlarında insan kaynakları yönetimi süreçlerinde meydana gelen değişiklikleri incelemek ve Ankara ilindeki sağlık kuruluşları üzerinden örnekler sunmaktır. Bu çerçevede Ankara ilinde görev yapan 29 yönetici (Sağlık Bakanlığı, Özel Sağlık Kuruluşları, Hastaneler ve Sendikalar) ile yarı yapılandırılmış sorular üzerinden derinlemesine görüşme/mülakat yapılmıştır.

AnkaraCOVID 19Kriz yönetimi+4
Hasan Can Türk
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İş rotasyonu sonucunda ortaya çıkan stresin hemşirelerin iş doyumları üzerindeki etkisi

Çalışanların bağlı oldukları örgüt içerisinde aynı veya benzer seviyedeki görevler arasında geçici süre ile çalıştırılmasına iş rotasyonu denilmektedir. İş doyumu ise bir çalışanın yapmakta olduğu işten duyduğu mutluluk anlamına gelmektedir. Çalışanların iş doyum düzeyleri hem kendilerini, hem kurumlarını hem de çevrelerini etkilemektedir. Yaptığı işten doyum alan bir çalışan fizyolojik ve psikolojik açıdan kendini iyi hissetmekte ve işinde büyük bir hevesle çalışmaya devam etmektedir. Bu anlamda çalışan doyumunu artırmak amacıyla iş kurumları hem bireysel hem de kurumsal açıdan bazı planlamalar yapmaktadır. Bu planlamalardan biri de iş rotasyonudur. İş rotasyonunun çalışanların iş doyumları üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla yapılan bu çalışmada; iş rotasyonunun tanımı, amaçları, çeşitleri, yarar ve sakıncaları, uygulama aşamaları, iş doyumunun tanımı, önemi ve kuramları ele alınmış ve hemşirelerde iş rotasyonu sonucunda ortaya çıkan stresin iş doyumları üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Bu amaç doğrultusunda, Minnesota İş Doyum Ölçeği ve Hemşire İş Rotasyon Stres Ölçeği kullanılarak 270 kişiden anket yoluyla veriler toplanmıştır. Benzer çalışmalar incelendiğinde iş rotasyonunun çalışanlarda olumlu etki yarattığı monotonluktan kurtardığı saptanmış, buna bağlı olarak da yapılan işin verimliliğinde ve iş doyumlarında artış olduğu gözlenmiştir. Yapılan bu çalışmada ise iş rotasyonu sonucu ortaya çıkan stresin iş doyumunu negatif etkilediği saptanmıştır.

HemşirelerHemşirelikRotasyon+6
Necibe Demirci
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Afetlerde sağlık hizmetleri kalitesinin gerçekliği

Afetlerin özellikle sağlık hizmetleri üzerinde çok net ve büyük etkileri vardır ve son yıllarda Suriye'yi etkisi altına alan savaşında bu yönde etkileri olmaktadır. Bu kapsamda bu çalışmanın amacı, Suriye'de sağlık hizmetlerinin kalitesine yönelik değerlendirmeler yapmak ve nasıl geliştirilebileceği konusunda önerilerde bulunmaktır. Bu araştırmada Kuzey Suriye'deki 7 hastanenin sağlık çalışanları ile SERVQUAL standart anketi kullanılarak yapılmıştır. Veriler SPSS'te analiz edilmiştir ve araştırmayı desteklemek için aynı hastanelerdeki yöneticilerle görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen bulgularda kullanılan ölçeğin alt boyutlarının her biri ile diğer boyutlar arasındaki ilişkinin 0,01 gibi anlamlı düzeyde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu ve bu durumunda sağlık hizmetlerinin kalitesinin çok yönlü etkileyici faktörlerinin olduğunu ve bir bütünlük içinde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Yöneticiler ile yapılan görüşmede ise tüm yöneticiler, hastanelerin elektronik kayıt sistemi ile birbirine entegre edilmesini, sağlık personelinin sürekli hizmetiçi eğitiminin gerekliliğini belirtmektedirler.

AfetlerDoğal afetlerHizmet kalitesi+4
Zahra Alamm
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID 19'un yayılmasına karşı alınan tedbirlerin bulaşıcı hastalıkların azalmasındaki rolü

Bu çalışmanın amacı COVID-19'un yayılmasına karşı alınan tedbirlerin bulaşıcı hastalıkların azalmasındaki etkinliğini bilimsel bir çerçeve içinde incelemektir. Bu nedenle, bu çalışmada önleyici tedbirler, sağlık koşullarını iyileştirmek ve diğer bulaşıcı hastalıkların yayılmasını sınırlamak için küresel sağlık kültürünün değiştirilmesinin işlevi ele alınmıştır. Korona virüsü salgınının başladığı andan itibaren insanların değişen yaşam tarzları ele alınmış; kişisel hijyen, sağlıklı beslenme, vücuttaki vitamin ve mineral düzeylerinin düzenli kontrol edilmesi, sosyal mesafe kurallarına uyulması gibi önlemlerin alınması neticesinde; elde edilen veri ile bulaşıcı hastalıkların azalmasındaki rolü istatistiki olarak da değerlendirilmiştir. Bunlara ek olarak doktorların, uluslararası kuruluşların, sosyal medya ve televizyon kanallarının sağlık eğitimleriyle elde ettikleri önleyici tedbirlerin vaka sayılarının değişmesinde ilk ve en tesirli etkenlerden biri olduğu da görülmüştür.

Ahmed Mohammed Dawood Dawood
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin duygusal zeka düzeylerinin örgütsel sessizlik davranışı üzerindeki etkisi: Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi örneği

Bu çalışmada sağlık kurumlarının en önemli çalışanlarından olan hemşirelerin duygusal zeka düzeylerinin örgütsel sessizlik davranışları üzerindeki etkisi incelenmiştir. Duygusal zeka, duygusal zekanın boyutları, örgütsel sessizlik, örgütsel sessizlik türleri ve iki kavramın sağlık kurumlarındaki yeri ve önemi açıklanmıştır. İlgili literatüre bakıldığında hemşirelerde duygusal zeka ve örgütsel sessizlik konuları ayrı ayrı ele alınmış olsa da bu iki konuyu birlikte inceleyen çalışmaya rastlanmamıştır. Bu bağlamda çalışmanın, literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Araştırmanın örneklemini Erzurum Atatürk Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan 300 hemşire oluşturmaktadır. Gerekli veri hemşirelerden anket aracılığı ile toplanmıştır. Ankette sosyo-demografik soruların yanı sıra, Özer, Işık ve Deniz (2013) tarafından geliştirilen "Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği Kısa Formu" ve Knoll ve Dick (2012) tarafından geliştirilen, Çavuşoğlu ve Köse (2019) tarafından Türkçe'ye uyarlanan "Örgütsel Sessizlik Ölçeği" yer almaktadır. Elde edilen veri IBM SPSS Statistics 26 programına aktarılarak analizler tamamlanmıştır. Analizlerin sonucunda, Duygusal Zeka'nın Örgütsel Sessizlik üzerinde olumsuz yönde anlamlı etkisi olduğu belirlenmiştir. Dolayısıyla, Duygusal Zeka arttıkça Örgütsel Sessizlik davranışı azalmaktadır.

Aysima Yılmaz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuk hastanesinde çalışan hemşirelerin hasta güvenliğine yönelik bilgi düzeylerinin belirlenmesi

Çocuk hastalarda hasta güvenliğinin sağlanması için, çocuk hastalarla çalışan hemşirelerin hasta güvenliğine yönelik bilgi düzeylerinin yeterli olması ve hasta güvenliğine yönelik prosedürlerin eksiksiz olarak uygulanması gerekmektedir. Bu araştırma çocuk hemşirelerinin hasta güvenliğine yönelik bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipte olan bu çalışma 01.08.2022-01.08.2023 tarihleri arasında Ankara Bilkent Şehir Hastanesi MH4 Çocuk Hastanesi klinik/polikliniklerinde yürütülmüştür. Çalışma bu hastanede görev yapmakta olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 265 hemşire ile tamamlanmıştır. Veriler "Tanıtıcı Bilgi Formu'' ve "Hasta Güvenliği Veri Toplama Formu'' kullanılarak online olarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde IBM SPSS V23 programından yararlanılmıştır. Çalışma için etik kurul izni ve diğer gerekli izinler alınmıştır. Çocuk hemşirelerinin hasta güvenliğine yönelik uygulamalarda; hasta kimlik bilgilerinin doğrulanması, hasta teslimleri sırasında oluşan hataların önlenmesi, düşmelerin önlenmesi, ilaç hatalarının önlenmesi, sağlık hizmetleri ile ilişkili enfeksiyonların önlenmesi, hasta transferinde oluşan hataların önlenmesi, tıbbi cihazların kullanımından kaynaklı hataların önlenmesine yönelik bilgi düzeylerinin yeterli olduğu saptanmıştır. Hemşirelerin hasta güvenliğine yönelik eğitim alma, hasta güvenliği faaliyetlerine katılma, otomatik ilaç dağıtım sistemlerini bilme ve hasta güvenliğine yönelik yapılan hatayı bildirme oranı istenilen düzeyde değildir. Çocuk hastalarda hasta güvenliğine yönelik hataların azaltılması veya ortadan kaldırılması için hemşirelere hasta güvenliğine yönelik düzenli eğitimler verilmesi, bilgilerin gelişen teknoloji doğrultusunda güncellenmesi, kurs, kongre, sempozyum gibi etkinliklere katılması için desteklenmesi ve hata raporlama sistemlerinin oluşturulması önem taşımaktadır.

Hasta güvenliğiÇocuk hemşireliğiÇocuklar
Tamer Bağrıyanık
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kişilik özelliklerinin ihbarcılık davranışı üzerindeki etkisinde örgütsel vatandaşlığın rolü

Örgütlerde çalışan bireylerin yaşadıkları olaylara karşı verdikleri tepkiler kişilik özellikleri hakkında önemli derecede bilgi sahibi olunmasını sağlamaktadır. Bireylerin olumsuz durum ve olaylar karşısında takındıkları tutumlar ihbarcılık davranışının temelini oluşturmaktadır. Bu anlamda kişiler çalışma hayatlarında ve bulundukları ortamlarda şahit oldukları olumsuz davranışları ve olayları bir üst yöneticiye bildirerek çözüm aramaktadırlar. Kurum kültürü açısından örgüt çalışanlarının bu tarz bir davranış göstermeleri kişilik özelliklerine bağlı olmakta ve kurum açısından olumlu etkiler göstermektedir. Aynı zamanda ihbarcılık davranışını gösteren bireylerde örgütsel vatandaşlık davranışı gösterme eğilimi oldukça fazladır. Örgütsel vatandaşlık davranışı gösterenler kurum içinde istenen birey olarak kendilerini açığa çıkarmaktadır. Bu çalışmanın amacı da örgüt içerisinde yer alan çalışanların kişilik özellikleri sonucunda ihbarcılık davranışının sergilenmesine yönelik eğilimlerinin örgütsel vatandaşlık davranışı ile ilişkisini oluşturmaktadır. Bu amaçla 311 kadar kişiden anket aracılığıyla veri toplanmış ve toplanan veri Yapısal Analiz Modellemesi ile analiz edilmiştir. Analizin sonucunda kişilik özelliklerinin ihbarcılık davranışı üzerinde etkili olduğu ancak örgütsel vatandaşlık davranışının bu ilişki üzerinde yönetici bir etkisi olmadığı tespit edilmiştir.

Emine Öncel Durmuş
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2013-2022 yılları arasında 112 acil sağlık hizmetlerinde istasyon, personel, ambulans ve vaka sayıları dağılımının hizmet sunumu açısından değerlendirilmesi: Ankara örneği

ESEN, Erkan. 2013-2022 Yılları Arasında 112 Acil Sağlık Hizmetlerinde İstasyon, Personel, Ambulans ve Vaka Sayıları Dağılımının Hizmet Sunumu Açısından Değerlendirilmesi: Ankara Örneği. Yüksek Lisans Tezi, Çankırı, 2024. İnsan hayatı için kaçınılmaz bir ihtiyaç olan acil sağlık hizmetleri birimleri, herhangi bir acil hastalık veya yaralanma durumunda 24 saat boyunca ücretsiz ve kesintisiz hizmet sunmaktadırlar. Sağlıkla ilgili beklenmedik durumlar ortaya çıktığında, hızlı ve etkin müdahale ile hayatlar kurtarılmakta ve olası zararlar en aza indirilmektedir. Dünya genelinde ve Türkiye'de acil sağlık sistemlerinin oluşturulma süreci oldukça kısa bir geçmişe sahip olmasına rağmen, acil sağlık hizmetlerinin organizasyonu ülkelere göre değişiklik göstermektedir. Türkiye'de acil sağlık hizmetlerine, "112" telefon numarası aracılığıyla ulaşılan Komuta Kontrol Merkezlerinden yönlendirilen ambulanslar aracılığıyla erişim sağlanmaktadır. Acil durumlara ulaşım için kara, hava ve deniz ambulansları kullanılmaktadır. Ambulanslarda, ambulansın türüne göre acil tıp teknisyenleri, doktor, paramedik ve hemşireler görev almaktadır. Acil tıbbi müdahale için gereken tüm ekipmanlar ambulans içinde bulunmakta ve bu ekipmanlara ambulans içinden kolayca ulaşılabilmektedir. Bu araştırma, 2013 – 2022 yılları arasındaki Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu (ASHİ) sayısı, personel sayısı, ambulansı sayısı, vaka sayısı, istasyon başına düşen günlük vaka sayısı, istasyon başına düşen nüfus, ambulans başına düşen nüfus, çağrı sayısı, ambulans yaş ortalaması, ASHİ başına düşen fiili personel sayısı verileri Ankara İl Sağlık Müdürlüğü'nden temin edilerek yürütülmüştür. Araştırma verileri; dağılım, yüzdelik, frekans, Çizelge ve grafiklerle analiz edilmiştir. Araştırmada personel sayısı ile Ankara nüfusu paralel bir artış göstermektedir. Aynı şekilde vaka sayısı ve nüfus yıllar geçtikçe artmaktadır. Yıllar ilerledikçe ASHİ sayısı, personel sayısı ve ambulans sayısı da artış göstermeye devam etmektedir. Personel sayısı artarken, istasyon sayısı da arttığından istasyon başına düşen fiili personel sayısında azalma izlenmektedir. Ambulans sayısında artış gözlenirken vaka sayısında belirgin bir azalma gözlenmemesi ambulans sayısının daha da artırılması gerektiğini göstermektedir. Ambulans sayısı artarken, ambulans yaş ortalamasının da artması yeni katılan ambulansların yeni model olmayabileceğini ve eski araçların envanterden çıkmadığını göstermektedir. Araştırma sonucunda yıllar geçtikçe büyüyen bir organizasyon göze çarpmaktadır. Ankara nüfusundaki artışla beraber ASHİ başına düşen nüfusun da azaldığı, bu sayede 112 acil sağlık hizmetlerine erişim olanağının arttığı gözlenmektedir. Ambulans sayısının ve ASHİ sayısının artması 112 Acil Sağlık Hizmetleri sunumunu olumlu etkilemektedir. Buna ek olarak ambulans başına düşen nüfusun azalması, artan ambulans sayısının dağılımının doğru yapıldığını göstermektedir. Fiziki olarak genişleyen ve nüfus olarak da artan Ankara iline etkin ve doğru 112 acil sağlık hizmetlerinin ulaştırılması adına; personel teminine devam edilerek, kritik noktalara ASHİ açılmaya devam edilmelidir. Ambulans alımında yeni model ambulanslara ağırlık verilerek eski model ambulansları başka alanlarda kullanmaya özen gösterilmelidir. Çağrı sayısının azaltılması için; halk, kamu spotlarıyla desteklenmeli ve acil çağrı merkezini hangi durumlarda aranması gerektiği hususunda bilgilendirme yapılmalıdır. Bu çalışmanın amacı, hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinin önemini vurgulamak, Ankara'daki mevcut sistem hakkında bilgi sunmak, hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinin durumunu değerlendirmektir. Anahtar Kelimeler: Hastane Öncesi Acil Sağlık Hizmetleri, Ambulans, Vaka, Sağlık Çalışanı.

Erkan Esen
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir kamu hastanesindeki sağlık çalışanlarının kriz yönetimi ve kriz anındaki görüşlerinin değerlendirilmesi

Kriz yönetimi, krizin başlangıcından itibaren etkili bir şekilde planlanması ve uygulanması gereken kritik bir süreçtir. Kriz anlarında alınacak kararlar kriz sonuçlarını olumlu yönde değiştirebilir. İyi bir kriz yönetimi stratejisi, hızlı ve etkili bir şekilde tepki vererek işletmenin sürdürülebilirliğini artırabilir. Bu araştırmada Çankırı Devlet Hastanesi'nde çalışanların kriz yönetim durumları ölçülerek sonuçlarına göre dikkate alınması gereken stratejiler belirlenerek kriz yönetimi sürecinde karşılaşılan zorluklara karşı çözümler sunulacaktır. Bu amaçla hastane çalışanlarına anket uygulanmış ve toplamda 226 anket toplanmıştır. Anketin ilk bölümünde demografik özellikler ve ikinci bölümünde 57 soruluk kriz yönetimine ilişkin durumları değerlendiren sorular sorulmuştur. Araştırmanın ilk aşamasında çalışanların demografik özellikleri ile kriz yönetime ilişkin genel durumları, kriz öncesi durumları, kriz anındaki durumları ve kriz sonrasındaki durumları arasındaki farklılıklar incelenmiştir. İkinci aşamasında yine çalışanların demografik özellikleri ile kriz yönetimin alt boyutları olan erken uyarı sinyali toplama, hazırlık ve önleme, hasarın yayılması, onarma ve toparlanma ve öğrenme arasındaki farklılıklara bakılmıştır. Araştırmada elde edilen verileri değerlendirmek için Statistical PackagefortheSocialSciences 23 programı kullanılmış ve demografik özellikler ile kavramların farklılıklarına bakmak için t-testi ve ANOVA testi yapılmıştır. Analizden elde edilen sonuçlara göre özellikle katılanların kriz eğitimi alma durumları ile kriz yönetim durumları, kriz öncesi durumları ve kriz sonrası durumları aralarında anlamlı farklılığa rastlanmıştır. Bununla beraber kriz eğitimi durumları ile kriz yönetim alt boyutlarında da erken uyarı sinyali toplama, onarma ve toparlanma ve öğrenme arasında anlamlı bir farklılığa rastlanmıştır. Bu nedenle hastanelerde kriz yönetimi eğitimlerinin düzenli olarak yapılması ve eğitim içinde kriz yaşama anları için senaryo tabanlı uygulamalar yer alması önemlidir. Bunun sayesinde hastanelerde karşılaşılan kriz durumlarında çalışanların daha sakin kalmaları sağlanıp krizler daha çok büyümeden veya başlamadan önüne geçilip kriz durumları daha rahat atlatılabilir.

Devlet hastaneleriSistem krizi
Hacer Özer Karaoğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Örgütsel sessizliğin işten ayrılma niyetine etkisinde örgüt kültürünün rolü

Bu çalışmada insanlara hizmet eden en önemli sektörlerden sağlık sektörü çalışanlarının örgütsel sessizliğin işten ayrılma niyetine etkisinde örgüt kültürünün rolü incelenmiştir. Bir kurumda çalışanların uyguladığı çoğunlukla yazılı olmayan kurum amaçlarına ve gelişimine hizmet eden kurallar vardır. Bu kurallar kurumun örgüt kültürünü oluşturur. Fakat örgüt kültürünün doğru kurulamaması çalışanlar üzerinde negatif etkilere neden olmaktadır. Örneğin çalışanlar düşüncelerinin yönetim tarafından önemsenmeyeceği, konuşmanın hiç birsey değiştirmeceği veya konuşmanın çalışma arkadaşlarına zarar verebileceği düşünsesi ile sessizleşebilirler. Bu şekilde sessizliği davranışa dönüşerek çalışmaya devam eden çalışanlar, zamanla işten ayrılma niyetini düşünerek bir süre sonra bu düşünceyi eyleme dönüştürebilmektedir. Bu çalışmada Kastamonu İli Eğitim ve Araştırma hastanesi çalışanlarının örgütsel sessizliğinin işten ayrılma niyetine etksinde örgüt kültürünün rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada örgüt kültürü ölçeği,örgütsel sessizlik ölçeği ve işten ayrılma niyeti ölçeği kullanılarak 308 kişiden veri toplanmştır. Toplanan verinin değerlendirilmesinde SPSS (Statistical Packagefor the SocialSciences for Windows 25.0) ve AMOS 21 programları kullanılarak yapısal eşitlik modellemesi ile analiz edilmiştir..Yapılan analiz sonuçlarına göre; örgütsel sessizliğin işten ayrılma niyetini olumlu ve anlamlı yönde etkilediği, örgüt kültürününün ise bu ilişkiyi olumsuz ve anlamlı yönde etkilediği tespit edilmiştir.

Örgüt kültürüÖrgütsel sessizlikİşten ayrılma niyeti
Merve Yılmaz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lider üye etkileşimi ile sosyal kaytarma arasındaki ilişkide iş yükünün rolü

İnsan sosyal bir varlıktır ve yaşamını devam ettirebilmek için topluluklar oluşturmuştur. İnsanoğlunun bir arada yaşama isteği lider seçme ve lider olma konusunu da beraberinde getirmiştir. Lider vasfına sahip kişiler, diğer insanlara göre daha zeki, çalışkan, kuvvetli ve özgüvenli olma gibi özelliklere sahiptirler. Ancak başarılı bir liderde olması gereken birincil özelliklerden birisi iletişim kurma yeteneğidir. Liderin çalışanları ile kurduğu iletişim düzeyi, çalışanların liderin liderlik tarzını anlamalarında etkili olmaktadır. Çalışanların liderlik tarzı ile ilgili algılarındaki farklılıklar da iş yerinde sergiledikleri davranışları farklılaştırabilmektedir. Sosyal kaytarma da çalışanların sergilediği davranışlardan biridir. Bazı çalışanların iş yükünün de etkisiyle diğer çalışanlara göre daha az çalışması, daha fazla mola vermesi kısaca işten kaytarması anlamına gelmektedir. Bu çalışmanın amacı da lider üye etkileşiminin sosyal kaytarma ile ilişkisinde iş yükünün etkisini incelemektir. Bu amaçla 255 kişiden anket aracılığıyla veri toplanmış ve toplanan veri Yapısal Eşitlik Modellemesi ile analiz edilmiştir. Analizin neticesinde lider üye etkileşiminin sosyal kaytarma üzerinde etkisinin olmadığı bireysel iş yükünün sosyal kaytarma davranışı nezdinde anlamlı ve negatif bir etkisinin olduğu ve sonuç olarak da lider üye etkileşimi ve sosyal kaytarma arasındaki ilişkide bireysel iş yükünün yönetici bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Liderlik, İş yükü, Sosyal kaytarma davranışı, Yapısal eşitlik modellemesi

Hüseyin Durmuş
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık yatırımlarının sağlık statüsü üzerindeki etkisinde ulus üstü örgütlerin moderatör etkisi: Avrupa Birliği örneği

Bir toplumun sağlık statüsünü anlamak için yalnızca sağlık hizmetleri ile ilgili göstergelere değil, bu göstergelerin arkasındaki ekonomik, sosyal ve kurumsal dinamiklere de odaklanmak gerekir. Sağlık sistemlerine yapılan yatırımlar, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde sağlıklı bir yaşamın temel koşuludur. Bu yatırımların etkinliği, ülkelerin ayırdığı kaynakların miktarının yanı sıra, bu kaynakların nasıl ve hangi kurumsal çerçevede kullanıldığıyla yakından ilişkilidir. Ulusüstü örgütlerin yönlendirdiği normlar ve politikalar, ülkelerin sağlık sistemlerinin gelişimi ve sağlık göstergelerinin iyileştirilmesinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda, Avrupa Birliği (AB), üye ülkelerin sağlık sistemlerinde eşitlik, erişilebilirlik, kalite ve sürdürülebilirlik ilkelerini teşvik eden en güçlü ulusüstü yapılardan biri olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışma, kişi başına sağlık harcamasının (SH) ve 1.000 kişi başına düşen hastane yatak sayısının (YS), iki temel sağlık göstergesi olan bebek ölüm hızı (BÖH) ve doğumda beklenen yaşam süresi (DBYS) üzerindeki etkisini araştırmakta ve bu ilişkilerde AB üyeliğinin düzenleyici rolünü incelemektedir. Sağlık harcaması ve hastane yatak kapasitesi, sağlık sonuçlarının kritik belirleyicileri olarak değerlendirilirken, AB üyeliğinin bu ilişkileri, üye devletler arasında ortak standartlar, düzenlemeler ve politika çerçeveleri getirerek etkilemesi beklenmektedir. Çalışmada panel veri analizi teknikleri kullanılmış olup moderatör değişken (AB üyeliği) ile bağımsız değişkenler (SH ve YS) arasındaki etkileşim terimleri modellere dâhil edilerek düzenleyici etkiler değerlendirilmiştir. Sonuçlar, kişi başına sağlık harcamasının artmasının bebek ölümlerini önemli ölçüde azalttığını ve AB üyeliğinin SH ile BÖH arasındaki ilişkiyi düzenlediğini göstermektedir. Ancak, AB üyeliğinin YS ile BÖH arasındaki ilişki üzerinde düzenleyici bir etkisi bulunmamıştır. Benzer şekilde, SH ve YS'nin DBYS üzerindeki etkileri de AB üyeliği tarafından düzenlenmemiştir. Bu bulgular, bebek ölümlerini azaltmada sağlık harcamasının önemini vurgulamakta ve AB üyeliğinin bu ilişkiyi güçlendirmedeki destekleyici rolünün altını çizmektedir. Bununla birlikte, yaşam beklentisi için düzenleyici etkilerin olmaması, DBYS'nin eğitim, çevresel koşullar ve sosyal politikalar da dâhil olmak üzere sağlık finansmanı ve altyapının ötesinde daha geniş bir faktör setinden etkilendiğini göstermektedir. Sonuç olarak, çalışma, AB üyeliğinin sağlık harcamalarının bebek sağkalımı üzerindeki faydalı etkisini artırdığını ancak genel yaşam beklentisinin belirleyicilerini anlamlı ölçüde değiştirmediğini ortaya koyarak sağlık ekonomisi literatürüne katkı sunmaktadır. Bulgular, özellikle anne ve çocuk sağlığı sonuçlarını iyileştirmeyi hedefleyen gelişmekte olan ülkeler için politika yapıcılara değerli içgörüler sağlamaktadır.

Fatma Selin Kösekul
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2023 Kahramanmaraş depremi sonrasında hemşirelerin psikolojik dayanıklılık ve ikincil travmatik stres düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırma, 2023 Kahramanmaraş merkezli deprem sonrası hemşirelerin psikolojik dayanıklılık ve ikincil travmatik stres düzeylerini belirlemek; bu değişkenler arasındaki ilişkiyi, sosyodemografik ve mesleki faktörlere göre farklılıkları incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, bu değişkenlerin bireylerin yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi ve çocuk sahibi olma gibi kişisel özellikleri ile görev yapılan klinik birimi, afet eğitimi almış olma durumu, mesleki kıdem süresi ve afet deneyimi gibi mesleki faktörler açısından anlamlı bir farklılık gösterip göstermediği analiz edilmiştir. Psikolojik dayanıklılık, bireyin stresli ve travmatik durumlarla başa çıkabilme kapasitesi; ikincil travmatik stres ise başkalarının travmalarına dolaylı maruz kalma sonucu ortaya çıkan belirtiler bütünü olarak ele alınmıştır. Araştırma, Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesi'nde görev yapan hemşirelerle yüz yüze anket yöntemi kullanılarak yürütülmüş, veri toplamada Anket Formu, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve İkincil Travmatik Stres Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular, psikolojik dayanıklılığın genel stres düzeyini negatif yönde yordadığını, ancak "ihlal" alt boyutu ile dayanıklılık alt boyutları arasında pozitif ilişkiler olduğunu ortaya koymuştur. Yaş, eğitim, medeni durum gibi sosyodemografik değişkenler psikolojik dayanıklılığı; çalışılan klinik ve afet yaşantısı gibi mesleki değişkenler ise ikincil travmatik stresi anlamlı biçimde etkilemiştir. Sonuç olarak, psikolojik dayanıklılık genel stresle baş etmede koruyucu olsa da, yüksek özveri bazı travmatik belirtileri artırabilmektedir. Bu bağlamda, hemşirelere yönelik empati yönetimi, afet hazırlığı ve örgütsel destek içeren çok boyutlu müdahale programları önerilmektedir.

Özlem Tunca
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir kamu hastanesinde çalışan sağlık personelinin eğitim ve geliştirme faaliyetleri ile motivasyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Günümüzde sosyal, ekonomik ve teknolojik alanlarda yaşanan hızlı değişim ve dönüşümler, birçok yeniliği zorunlu kılmaktadır. Bu yüzden örgütler, çağın gereklerine uyum sağlayabilmek için çalışanlarına planlı ve sistematik bir şekilde eğitim ve geliştirme faaliyetleri sunmaktadır. Çalışanların mesleki gereksinimlerine yanıt vermek amacıyla yürütülen bu eğitim ve geliştirme programları bireysel gelişim ve örgütün kurumsal başarı açısından stratejik bir önem taşımaktadır. Bu doğrultuda örgütler, insan kaynağının niteliklerini geliştirmeye yönelik eğitim ve geliştirme süreçlerine öncelik vermelidir. Öte yandan, yüksek motivasyona sahip çalışanların varlığı, örgütlerin etkinlik ve verimlilik düzeylerinin artırılmasında belirleyici bir unsur olduğu düşünülmektedir. Bu araştırmada insan kaynakları kapsamında yürütülen eğitim ve geliştirme faaliyetlerinin çalışan motivasyonu üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırmada anket yöntemi kullanılmıştır. Anket, "İnsan Kaynakları Yönetimi Eğitim Fonksiyonu Ölçeği" ve "Motivasyon Ölçeği" ile oluşturulmuştur. Oluşturulmuş olan bu anket, devlet hastanesinde çalışan toplam 250 sağlık personeline uygulanmıştır. Anket yoluyla elde edilen veriler, IBM SPSS Statistics 21 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada öncelikle geçerlik ve güvenirlik testleri yapılmıştır. Yapılan doğrulayıcı faktör analizleri sonucunda insan kaynakları yönetimi eğitim fonksiyonu ölçeğinde altı faktör, motivasyon ölçeğinde ise üç faktör bulunmuştur. Ardından güvenirliği belirlemek için yapılan İnsan Kaynakları Eğitim Fonksiyonu Ölçeğinin analizinde Cronbach's Alpha değeri 0.898 ve Motivasyon Ölçeğinde 0.962 olarak yüksek düzeyde bulunmuştur. Araştırmanın hipotezleri, Korelasyon Analizi ile test edilmesi sonucunda çalışanların eğitim ve geliştirme faaliyetlerine yönelik algıları ile motivasyonları arasındaki anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Bu anlamlı ilişkinin yüzdesel olarak ifade edilebilmesi için Regresyon Analizi yapılarak regresyon modelleri oluşturulmuştur. Katılımcıların demografik ve bireysel özellikleriyle ilgili hipotezler ise karşılaştırmalı istatistiksel yöntemler olan T-Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ile incelenerek değişkenler arasındaki farklılıklar ayrıntılı biçimde ortaya koyulmuştur. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda, bir devlet hastanesinde görev yapan sağlık çalışanlarının bireysel özellikleri açısından anlamlı bir farklılık göstermediği belirlenmiştir.

Selin Nida Yılmaz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

15-49 yaş arası kadınların kürtaj bilgi düzeyleri ve kürtaja yönelik damgalayıcı tutum,inanç ve davranışlarının ölçülmesi

15–49 yaş aralığında bulunan kadınların kürtaj hakkındaki bilgi düzeylerinin ve kürtaja yönelik damgalayıcı tutum, inanç ve davranışlarının betimsel düzeyde incelenmesini amaçlayan bu araştırmada, Kastamonu ilinde yaşayan 220 kadınla yürütülen saha çalışması kapsamında, anket yöntemi kullanılarak nicel veri elde edilmiştir. Araştırmada kullanılan veri toplama aracı; demografik özellikleri, kürtaj bilgi düzeyini ve damgalamaya ilişkin üç alt boyutu (olumsuz stereotipiler, dışlanma ve ayrımcılık, bulaşma korkusu) ölçen 30 maddelik yapılandırılmış bir ölçekten oluşmuştur. Uygulanan doğrulayıcı faktör analizleri hem Kürtaj Bilgi Düzeyi Ölçeğinin hem de Kürtaja Yönelik Damgalayıcı Tutumlar, İnançlar ve Davranışlar Ölçeğinin yapısal bütünlüğünü doğrulamış; her iki ölçüm aracının Cronbach Alfa katsayılarının sırasıyla 0,889 ve 0,945 olması, yüksek düzeyde iç tutarlılık sergilediğini ortaya koymuştur. Betimsel bulgular, kadınların bilgi düzeylerinin orta seviyede (Ort.=2,94±0,96), damgalayıcı tutumlarının ise genel olarak düşük düzeyde (Ort.=1,57±0,57) olduğunu göstermekte; alt boyutlar incelendiğinde en yüksek puanın olumsuz stereotipilerde (Ort.=1,76±0,71) olduğu tespit edilmiştir. Demografik değişkenlerle yapılan karşılaştırmalarda, yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, çocuk sahibi olma ve kürtaj deneyimi değişkenlerinin hem bilgi düzeyi hem de damgalayıcı tutumlar üzerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar yarattığı belirlenmiştir. Özellikle düşük eğitimli ve çocuk sahibi kadınların damgalayıcı puanlarının yüksek olduğu; eğitim düzeyi yükseldikçe bilgi düzeyinin arttığı ve damgalayıcı tutumların azaldığı görülmüş; bu bulgular, kültürel normlar ve toplumsal rollerin etkisini vurgulayan önceki literatürle örtüşmüştür. Spearman korelasyon analizine göre kürtaj bilgi düzeyi ile damgalayıcı tutumlar arasında anlamlı, negatif yönlü ilişkiler gözlenmiş (r=-0,344; p<0,001); bu durum, bilgi düzeyinin özellikle olumsuz stereotipi ve dışlama-ayrımcılık boyutlarını azalttığını ortaya koymuştur. Damgalayıcı tutumların yalnızca bilgi eksikliğiyle değil, bireylerin sosyal konumları, annelik rolleri ve kültürel bağlamdaki normatif baskılarla da şekillendiği; bilginin ise bu tutumları dönüştürmede temel fakat yeterli olmayan bir etken olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, kürtaj konusundaki yanlış inanışların düzeltilmesine yönelik, eğitim temelli, norm eleştirisi içeren ve sosyo-kültürel bağlamı dikkate alan çok katmanlı müdahale programlarının geliştirilmesi önerilmiştir.

Hümeyra Kırgeç
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye Cumhuriyeti'nde yüksek yargı kararları çerçevesinde aydınlatılmış onamın incelenmesi ve hekimlerin aydınlatılmış onama yaklaşımları

İnsan haklarının en temeli yaşam hakkıdır. Bu hak dünya genelinde bir takım düzenlemelerle garanti altına alınmaya çalışılmaktadır. Her bireyin özerk olmaya hakkı vardır. Bu hak birçok alanda ihlal edilebileceği gibi sağlık alanında da ihlallerle karşı karşıya kalabilmektedir. Kişiler sağlıkları ile ilgili sorun yaşadıkları durumda hekime veya sağlık sunucusuna başvurmaktadır. Burada kişinin sağlığına tekrar kazandırılması, acısının azaltılması veya ortadan kaldırılması için vücut bütünlüklerine yönelik bir takım girişimlerde bulunulmaktadır. Bu girişimlerin tıbbi müdahale olarak nitelenebilmesi için belirli kriterler mevcuttur. Fakat herşeyden önce bu girişimlerin uygulanabilmesi için hastanın hastalığı ile ilgili konuda tam bir bilgiye sahip olacak şekilde yapılacak girişime rıza göstermesi gerekmektedir. Bu müdahaleler geniş bir yelpazede değerlendirilebilir. Yapılacak basit bir tıbbi müdahaleden başlayarak en ağır cerrahi müdahalelere kadar tıbbi müdahale olarak adlandırılmaktadır. Fakat kişinin kendisine yapılacak müdahaleyi kavrayarak müdahale sonucunda elde edilecek yarar ile oluşabilecek olumsuz durumlara da rıza göstermesi gerekmektedir. Aydınlatılmış onam, bu konuda hasta ile müdahaleyi gerçekleştirecek yetkili kişi/kişiler arasında sözleşme olarak ortaya çıkmış bir akittir. Aydınlatılmış onam, hasta ile aradaki güveni tesis ettiği gibi, sonrasında oluşabilecek hukuki durumlar açısından temel ispat delili görevi de görmektedir. Uygulamada aydınlatılmış onam, sağlık profesyonelleri tarafından külfet gibi algılanmasına rağmen aslında bir koruyucu mekanizmadır. Aydınlatılmış onam hasta ile iletişim noktasında kilometre taşı görevini görmekle birlikte, oluşabilecek hukuki olumsuzları ortadan kaldırmak için de gereklidir. Bu çalışmanın amacı tıbbi müdahalelerde aydınlatılmış onamın yeri ve taraflar açısından gerekliliği üzerinde durmaktır.

Aydınlatılmış onamDoktorlarHekimler+4
Ahmet Sönmez
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamu hastanelerinde sağlık hizmetlerini faturalandırma yönetim süreçleri ve uygulamada yaşanan sorunların belirlenmesi

Birçok ülkede ve Türkiye'de, hızlı gelişen sektörlerin başında yer alan sağlık hizmetlerine, talep her geçen gün katlanarak artmaktadır. Sağlık hizmetlerine olan talepteki bu artış, sağlık harcamalarındaki artışları da beraberinde getirmektedir. Ülkeler, bütçe kalemleri içerisinde sağlık hizmetlerine ayrılan payı daha etkin ve verimli kullanabilmek, sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğini sağlamak, harcamaları kontrol altına almak, maliyetleri azaltmak, hakkaniyetli ve uygulanabilir sağlık finans modeli için, her geçen gün daha fazla çaba göstermektedirler. Özellikle sağlık hizmetlerinde geri ödeme yöntemleri başta olmak üzere birçok etken, sağlık hizmetlerinin kalitesini ve sağlık hizmet sunucularının finansal yönetimini etkilemektedir. Bu çerçevede kamu sağlık hizmetlerinin devamlılığı ve finansal sürdürülebilirliği için gerekli olan, kamu hastaneleri faturalama yönetim süreçlerinde yaşanan sorunların belirlenmesi ve çözüm önerileri sunulması bu araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Bu amaçla hazırlanan anket formu, Sağlık Bakanlığı'na bağlı rol tescil grubu B, AI ve AII olan hastanelerin fatura çalışanlarına gönüllülük esası çerçevesinde elektronik ortamda uygulanmıştır. Araştırmaya 312 katılımcı geri dönüş yapmış olup, araştırmada elde edilen verilere ilişkin yapılan faktör analizinde, kamu hastaneleri faturalama süreçlerinde etkili olan 7 temel sorunsal faktörün olduğu tespit edilmiştir. Bu faktörler; HBYS ve kullanıcı kaynaklı sorunlar (x̄=2,48), fatura oluşturma ve tahsilatına ilişkin sorunlar (x̄=3,19), sağlık hizmetlerinin fiyatlandırılmasından kaynaklı sorunlar (x̄=4,15), denetim eksikliğinden kaynaklı sorunlar (x̄=3,45), kurum faturalama biriminden kaynaklı sorunlar (x̄=3,34), mevzuat kaynaklı sorunlar (x̄=2,92) ve son olarak ödeyici kurum kaynaklı sorunlardır (x̄=2,49). Bu faktörlerden bazılarının; yaş, cinsiyet, kurumda çalışma süresi, kurum statüsü ve katılımcıların meslek gruplarına göre farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Bu sorunlara yönelik olarak; faturalama süreçlerinin yeniden tasarlanması, konuyla ilgili personellere rutin eğitimlerin verilmesi, denetimlerin sıklaştırılması, paydaşlarla etkili iletişim, yasal mevzuat değişikliği için gerekli alt yapının hazırlanması ve sağlık sunucularına, piyasa koşullarında geri ödemelerin yapılması, vb. adımların atılması, sorunların çözümüne önemli derecede katkı sunacağı düşünülmektedir.

FaturalamaFaturalama sistemiHastaneler+4
Erdem Pirim
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarının hizmet içi eğitim algılarının işe tutkunluklarına ve işten ayrılma niyetlerine etkisi: Bir devlet hastanesi örneği

Hizmet içi eğitim, kişiye görevini gerçekleştirebilmesi için sahip olması gereken bilgi, beceri ve davranış biçimlerini kazandırarak, görevini doğru, etkin ve verimli bir şekilde yapabilme imkânı vermektedir. Gerekli bilgi ve becerinin elde edilmesi, çalışanın daima bir denetim ihtiyacı duyulmadan, görevini kendi kendine yerine getirmesini sağlamaktadır. Böylece, yapılan işin kalitesi artmakta ve örgüt içinden veya dışından gelebilecek muhtemel şikayetler de azalmakta veya ortadan kalkmaktadır. Gelecekte ihtiyaç duyulacak niteliklerin personele bugünden kazandırılması, personel sıkıntısı çekilmesinin önüne geçilmesi, nitelikli personelin elde tutulması, iş kazası riskinin azaltılması ve ortadan kaldırılması hizmet içi eğitim desteği ile gerçekleşebilmektedir. Ayrıca hizmet içi eğitim, personelin işe ve örgüte karşı tutum ve davranışları üzerinde de etkisini göstermektedir. Bu tezin amacı da hizmet içi eğitim algılarının sağlık çalışanlarının işe tutkunlukları ve işten ayrılma niyetleri üzerindeki etkisini ölçmektir. Bu amaçla, Hizmet İçi Eğitim Algısı Ölçeği, İşe Tutkunluk Ölçeği ve İşten Ayrılma Niyetleri Ölçeğinden yararlanılarak, anket oluşturulmuştur. Oluşturulan anket aracılığıyla, 258 kişiden veri toplanmış ve elde edilen veri tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Pearson Korelasyon Katsayısı Analizi yöntemleri ile analiz edilmiştir. Analizin sonuçlarına göre, hem hizmet içi eğitim algısı ile işe tutkunluk ve işten ayrılma niyeti arasında hem de işe tutkunluk ile işten ayrılma niyeti arasında anlamlı ilişkiler ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Hizmet içi eğitim, İşe tutkunluk, İşten ayrılma niyeti, Sağlık kurumları.

EğitimHastanelerHizmet içi eğitim+5
Murat Akkaya
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Iraklı sağlık turistlerinin Türkiye'de ‎karşılaştıkları sorunlar

Sağlık turizminin temel özelliği arz ve talepte esnekliğin düşük olmasıdır. Zira talep ‎tarafında; insanlar için sağlık konusu her şeyden önce geldiğinden, iyileşmek için ‎maddi ve manevi olarak fedakârlık yapılması bir zorunluluk olmaktadır. Arz tarafında ‎ise sağlık turizmi hizmetlerinin verilebilmesi için tesisin sağlık turizmine uygun ve ‎hizmet verenlerin de eğitimli ya da alanında uzman kişiler olması gerekmektedir. ‎Türkiye açısından bakıldığında iki tür sağlık turizmi arzından söz etmek mümkündür. ‎Birincisi insanların yaşadıkları yerlerde yeterli sağlık hizmeti alamamalarına bağlı ‎olarak gelişen ve tıbbi müdahaleleri içeren (cerrahi, yatarak tedavi, nakil vb.) ‎hizmetlerdir. İkincisi de doğrudan tıbbi nitelik taşımayan ve destekleyici süreçleri ‎içeren (kaplıca/termal, SPA, rehabilitasyon vb.) hizmetlerdir. Bazı durumlarda ‎bunların karma şekilde verildiği hizmetler de vardır. Türkiye'de, coğrafi konum, ‎mevcut sağlık turizmi kaynakları, yetişmiş insan kaynağı, kamu ve özel sektör ‎yatırımları gibi varlıklarıyla özellikle yakın çevreden sağlık turistlerine hizmet ‎verilmektedir. Bu çalışmada Iraklı sağlık turistlerinin sağlık turizmi kapsamında ‎Türkiye'de aldıkları hizmetler hakkında görüşlerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. ‎Türkiye'de sağlık hizmeti almış olan 37 Irak vatandaşı ile yapılan görüşmeler ‎sonucunda; sağlık turizmi alanında Türkiye'deki hastanelerin, personelin, tıbbi cihaz ‎ve ekipmanın yeterli olduğu ancak dil farkı nedeniyle yaşanan iletişim ‎problemlerinin temel sorun olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sağlık Turizmi, Sağlık Turistleri, Türkiye, Irak.

IrakSağlık turizmiTürkiye
Elaf Hasan Salman Salman
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık hizmetleri finansmanında kullanıcı katkılarına yönelik bir araştırma

Bu çalışma, araştırmanın yürütüldüğü tarih itibariyle son bir yıl içerisinde sağlık kurumlarından sağlık hizmeti almış kişilerin kullanıcı katkılarına ilişkin bilgi düzeyleri ve görüşlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada ayrıca paydaşların uygulamaya ilişkin görüş ve önerilerinin ortaya konulması da hedeflenmiştir. Çalışmada, karma araştırma yöntemi kullanılmıştır. Nicel araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket kullanılmıştır. Çalışmada amaçlı örnekleme yöntemi yoluyla toplam 670 kişiye ulaşılmıştır. Çalışmada analiz yöntemi olarak tanımlayıcı istatistik yöntemleri ve Ki-kare analizi kullanılmıştır. Nitel araştırmada ise veri toplama aracı olarak mülakat/görüşme türlerinden olan yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Bu doğrultuda paydaşlara altı açık uçlu soru sorulmuştur. Çalışma kapsamında toplamda 19 kişi ile görüşme yapılmıştır. Araştırmada katılımcıların %15,4'ü uygulanmakta olan kullanıcı katkı miktarları hakkında bilgi sahibi olduğunu ifade ederken %84,6'sı kullanıcı katkıları hakkında herhangi bir bilgilerinin olmadığını belirtmişlerdir. Katılımcıların %70,1'i eczaneye ödemiş oldukları kullanıcı katkısının belirli bir bölümünün sağlık kurumlarından almış oldukları hizmetin bedeli olduğunu bilmektedir. Katılımcıların %15,2'si kullanıcı katkısı alınmayacak haller, sağlık hizmetleri ve kişiler hakkında bilgilerinin olduğunu belirtmişlerdir. Yarı yapılandırılmış görüşmede katılımcılar; kullanıcı katkılarının gereksiz sağlık hizmetlerini engellemek amacıyla kullanıldığını, kullanıcı katkılarının uygun miktarlarda olduğunu ve kullanıcı katkılarının sağlık hizmetlerinin gelişimine pozitif yönde etkisi olduğunu ifade eden görüşler bildirmişlerdir. Bu bulgular sonucunda kullanıcı katkılarının daha etkili ve verimli uygulanabilmesi için kullanıcı katkılarına yönelik kişilerin bilgi düzeyini artırıcı çalışmalar yapılması gerektiği söylenebilir. Bu kapsamda sağlık hizmeti kullanıcılarında bilinç düzeyinin artması için ilgili kurumlar tarafından konuyu açık bir şekilde anlatan broşürler dağıtılabilir ve özellikle kullanıcı katkılarını anlatan kamu spotları yayınlanabilir.

FinansmanKullanıcı katkısıSağlık finansmanı+1
Esra Topçuoğlu
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlıkta şiddete ilişkin bir araştırma

Bu çalışma, sağlık sektöründe görülen şiddetin Malatya ilinde hizmet veren bir kamu hastanesi özelinde incelenmesi, şiddetin yaygınlığının ortaya konulması, şiddete yönelik algının çalışanların kişisel ve demografik özelliklerine göre değişip değişmediğinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ayrıca sağlık sektöründe görülen şiddete yönelik sorunların, paydaş görüşleri yardımıyla azaltılabilmesi için önerilerin belirlenmesi de bu çalışmanın amaçları arasındadır. Araştırma, nicel ve nitel araştırma yöntemlerini içeren karma araştırma yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Nicel araştırma için veri toplama aracı olarak anket kullanılmıştır. Analiz yöntemi olarak tanımlayıcı istatistik yöntemleri ve Ki-kare analizi kullanılmıştır. Nicel araştırma kapsamında Malatya ilinde faaliyet gösteren bir kamu hastanesinden tabakalı örnekleme yöntemi ile seçilen 334 sağlık çalışanına anket uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, katılımcıların %60,5'i meslek hayatları boyunca en az bir defa şiddet mağduru olduklarını belirtmiştir. En fazla görülen şiddet türü sözel/psikolojik şiddettir (%59,9). Şiddete en fazla hekimler (%70,7) ve hemşireler (%63,6) maruz kalmıştır. Nitel araştırma kapsamında veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılmıştır. Veriler, içerik analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Görüşme formunda paydaşlara yöneltilmek üzere hazırlanmış sağlıkta şiddete ilişkin dört adet açık uçlu soru yer almıştır. Katılımcılar, şiddetin nedeni olarak ilk sırada eğitimsizlik ve bilinçsizliği görmüşlerdir. Katılımcıların %92,3'ü son yıllarda sağlık çalışanlarına yönelik şiddet vakalarının arttığını düşünmektedir. Sağlıkta şiddetin önlenebilmesi için eğitim önemli bir faktördür. Caydırıcı cezaların ve hukuki yaptırımların uygulanması faydalı olacaktır. Ayrıca yazılı ve görsel medyanın da bu doğrultuda kullanılması önerilmektedir.

HastanelerMalatyaSağlık+4
Hasan Uğurlu
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

112 çalışanlarında iş-aile çatışması, tükenmişlik ve iş yükü fazlalığı arasındaki ilişkilerin incelenmesi: Yozgat ili örneği

Bu çalışmada Yozgat 112 İl Ambulans Servisine bağlı hizmet sunan 112 çalışanlarının iş-aile çatışması, tükenmişlik ve iş yükü fazlalığı algıları arasındaki ilişkilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca çalışmada iş-aile çatışması, tükenmişlik ve iş yükü fazlalığı algılarının katılımcıların demografik özelliklerine göre farklılık oluşturup oluşturmadığının ortaya konulması hedeflenmiştir. Araştırmanın evrenini Yozgat ili içerisinde faaliyet gösteren Yozgat 112 Komuta Kontrol Merkezi (KKM) ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri (ASHİ)'nde hizmet vermekte olan 312 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Anket dönemi içerisinde yaşanılan Covid-19 pandemisi dolayısıyla çevrimiçi anket yöntemi tercih edilmiştir. Ankete aynı sağlık çalışanının bir defadan fazla katılması engellenmiştir. Seçilen 112 KKM ve 112 ASHİ' de çalışmakta olan tüm personele ulaşılabileceği düşünüldüğünden örneklem seçimi tercih edilmemiştir. Anket 281 sağlık çalışanının katılımı ile gerçekleşmiştir. Araştırmada iş yükü fazlalığı ölçeği, iki boyuttan oluşan iş-aile çatışması ölçeği, üç boyuttan oluşan tükenmişlik ölçeği ve demografik bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama araçlarının geçerliğini belirlemek için faktör analizi ve güvenirlikleri belirlemek için Cronbach alpha katsayısından yararlanılmıştır. Araştırmanın hipotezlerinin testinde korelasyon ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. İki grup arasındaki farklılıkların test edilmesinde Mann-Whitney U testi ve ikiden fazla bağımsız grup arasındaki farklılıkların test edilmesinde ise Kruskal Wallis Varyans Analizi kullanılmıştır. Analizler sonucunda katılımcıların kişisel ve demografik özelliklerinin iş-aile çatışması, tükenmişlik ve iş yükü fazlalığı algılarında farklılık oluşturduğu belirlenmiştir. Ayrıca iş yükü fazlalığının iş-aile çatışmasını ve iş yükü fazlalığı ve iş-aile çatışmasının tükenmişliği etkilediği saptanmıştır. 112 çalışanlarının iş yüklerinin dengeli hale getirilmeli ve böylece bu kişilerin ailelerine zaman ayırmaları sağlanarak iş-aile çatışması ve nihai olarak da tükenmişliğin ortaya çıkması önlenmeye çalışılmalıdır.

Fatih Çıngı
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aile hekimliği çalışanlarının Covıd-19 pandemi sürecinde pandemik kaygı, mesleki tükenmişlik ve işten ayrılma niyetlerinin belirlenmesi

Bu çalışma, aile sağlığı merkezlerinde görev yapan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının Covid-19 pandemi sürecinde mesleki tükenmişlik, işten ayrılma niyeti ve pandemik kaygı durumlarının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ayrıca mesleki tükenmişlik, işten ayrılma niyeti ve pandemik kaygı durumlarının katılımcıların kişisel ve demografik özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesi de çalışmanın amaçları arasındadır. Araştırmanın evrenini Kahramanmaraş ili merkezinde bulunan Aile Sağlığı Merkezinde çalışan 386 aile hekimi 355 aile sağlığı çalışanı olmak üzere toplamda 741 sağlık personeli oluşturmaktadır. Çalışmada örneklem seçilmemiş olup, tüm evrene ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışma, 392 sağlık personeli ile yürütülmüştür. Veri toplamak için Pandemi Tutum Ölçeği, İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği ve Mesleki Tükenmişlik Ölçeği olmak üzere 3 ölçek kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezlerinin testinde iki ortalama arasındaki farkın anlamlılık testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizinden yararlanılmıştır. Analizler sonucunda, katılımcıların pandemi ile ilgili bireysel olarak olumsuz tutumlarının ve pandemide olumlu örgütsel tutumlarının yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Kişisel başarı hissi ve duyarsızlaşmanın orta, duygusal tükenme ve işten ayrılma niyetlerinin ise düşük olduğu saptanmıştır. Fark analizleri sonucunda, üç ölçek için katılımcıların kişisel ve demografik özelliklerinden bazıları (yaş, meslek, eğitim, görevi süresi gibi) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir. Analizler sonucunda pandemide olumsuz bireysel tutumun tükenme ve işten ayrılma niyetini artırdığı ve olumlu örgütsel tutumun ise tükenme ve işten ayrılma niyetini azalttığı saptanmıştır. Pandemi gerçeği, toplumun sağlık personeline ve onların sağlıklı, mutlu ve özverili bir şekilde çalışabilmesine olan ihtiyacı daha belirgin kılmıştır. Bu nedenle özellikle pandemi sürecinde aile sağlığı merkezi çalışanlarının görev tanımlarının açık ve net bir şekilde belirlenmesi, aile sağlığı merkezi çalışanlarına yönelik hizmet içi eğitimler verilerek ve sürekli bilgilendirmeler yapılarak oluşabilecek belirsizliklerin bertaraf edilmesi; personelin özellikle pandemi sürecinde daha da artan iş yükünün dengeli ve adaletli olmasının sağlanması ile tükenmişlik ve işten ayrılma niyetinin azaltılabileceği söylenebilir.

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziCOVID 19+7
Melike Avan
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık hizmetlerinde arzın talep yaratması ve hekimlere güven: Hastaların görüşleri üzerinden bir araştırma

Bu çalışmada, sağlık sektöründe arzın talep yaratması ile hekime güven konularının hasta algısı üzerinden incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca arzın gereksiz talep yaratması ve hekime güven algısının katılımcıların kişisel ve demografik özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesi de çalışmanın amaçları arasındadır. Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki çalışmanın evrenini, Yozgat Bozok Üniversitesi Hastanesi polikliniklerine başvuran 18 yaşını doldurmuş kişiler oluşturmaktadır. Bu hastaneden günlük yaklaşık 400, aylık 12.500 poliklinik hastası hizmet almaktadır. Bu durumda araştırmanın örneklem büyüklüğü %99 güven düzeyi ve %1 hata ile 631 olarak hesaplanmıştır. Bu araştırmada ulaşılan kişi sayısı 650 olmuştur. Çalışma kapsamında yapılan literatür taramasında, çalışmanın amaçlarına uygun olduğu düşünülen "Arz Kaynaklı Gereksiz Sağlık Hizmeti Kullanımının Değerlendirilmesi Ölçeği" ve "Doktora Güven Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezlerinin testinde iki ortalama arasındaki farkın anlamlılık testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizinden yararlanılmıştır. Analizler sonucunda, arzın talep yaratması ve hekimlere güven ölçeklerinde katılımcıların kişisel ve demografik özelliklerinden sağlık sigortası dışındaki tüm özellikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir. Ayrıca Hekime Güven Ölçeği ile Arz Kaynaklı Gereksiz Sağlık Hizmeti Kullanımı Ölçeğinin tüm alt boyutları arasında negatif yönlü ve güçlü bir ilişki bulunmuştur. Buna göre arzın talep yaratması algısı arttıkça hekime güven azalmaktadır. Bu durum regresyon analizinde de tespit edilmiş ve açıklanan varyans %85 olarak bulunmuştur. Çalışma sonucunda tıp eğitiminde meslek etiğine daha fazla önem veren ders ve uygulamalara ağırlık verilerek hekimlerin çeşitli gerekçelerle gereksiz hizmet sunma davranışlarının önlenmesi, vatandaşların sağlık okuryazarlığının artırılarak gereksiz hizmet talep etmeme ya da gereksiz hizmetin teklif edilmesi durumunda bu hizmeti ret etme davranışlarının geliştirilmesi önerilmektedir. Ayrıca geçmişten beri kutsal kabul edilen hekimlik mesleğine güveni sarsıcı uygulama ve haberlerden mümkün olduğu ölçüde kaçınılmalıdır.

Arz talep yönetimiDevlet hastaneleriDoktor-hasta ilişkileri+7
Battal Burak Temel
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tükenmişlik ve iş yaşam dengesi: Engelli bakım merkezleri ve huzurevlerinde çalışan bakım personeline ilişkin bir araştırma

Bu çalışmada engelli bakım merkezinde ve huzurevinde çalışan bakım personelinin tükenmişlik ve iş-yaşam dengesi arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın bir diğer amacı ise bakım personelinin sosyo-demografik değişkenlerine göre tükenmişlik ve iş-yaşam dengesi düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesidir. Araştırma, Kırşehir il merkezinde bulunan engelli bakım merkezleri ve huzurevlerinde görev yapan 241 bakım personeli üzerinde yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak tükenmişlik ölçeği ve iş yaşam dengesi ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerde frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma değerleri kullanılmış, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis, korelasyon analizi ve regresyon analizi yapılmıştır. Araştırmada; çalışılan kurum, cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, medeni durum, çocuk sahibi olma durumu, haftalık çalışma saati, vardiyalı çalışma ve kurumda çalışma süresine göre katılımcıların tükenmişlik ve iş yaşam dengesine ilişkin algıları anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Araştırmada tükenmişliğin iş yaşam dengesi üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda engelli bakım merkezi ve huzurevinde çalışan bakım personelinin iş-yaşam dengesinin sağlanması ve tükenmişliğin azaltılması için çalışma şartlarının, çalışan personelin, çalışma ortamının ve çevresel şartların bir bütün olarak değerlendirmesine ihtiyaç duyulduğu söylenebilir.

BakıcılıkBakım hizmetleriBakım ve barınma merkezleri+5
Cihad Küçükdeveci
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ülkelerin özgürlük endeksi skorları ile Covid-19 vaka sayısı arasındaki ilişkinin incelenmesine yönelik bir araştırma

Tarihin birçok döneminde toplumlar salgın hastalıklarla karşı karşıya kalmıştır. Göçler, ticari ilişkiler ve savaşlar, bu salgınların pandemiye dönüşmesine neden olmuştur. Toplumların aldığı önlemler inançlarına, tıbbi uygulamalarına ve bitkisel ilaçların kullanımına bağlı olarak farklılık göstermiştir. Ancak modern zamanlarda ortaya çıkan Covid-19 yeni bir pandemi olarak kabul edilmiştir. Bilimdeki ilerlemeler, iletişim araçlarının bolluğu, ulaşım kolaylığı gibi faktörler bu salgına karşı farkındalığı arttırılmıştır. Ancak geçmişte olduğu gibi her toplum farklı önlemler talep etmiş ve aşılar geliştirmiştir. Yapılan bu çalışmada ülkelerin aşı, vaka ve ölüm oranları alınarak zaman içinde sergiledikleri özgürlük durumlarına göre karşılaştırılması yapılmıştır. Çalışmada ilk olarak ülkeler özgürlük durumuna göre kümeleme analizinde ayrıştırılmıştır. Kümeleme Analizi SPSS 22 programıyla yapılmıştır. Çalışmada ülke gruplarının Covid-19 üzerindeki etkileri için ise PMG ARDL yöntemi ile test edilmiştir, test için Eviews 9.5 programı kullanılmıştır. Çalışma sonucunda ise genel olarak her ülke grubunda da aşıların ölüm sayılarında düşüş gösterdiği bulunmuştur. Daha detaylı sonuçlandırılacak olunursa da özgür olmayan ülkelerin aşı olma sayısı yükselirken ölüm sayısı düşmüştür. Özgür ülkelerde aşı olma sayısı özgür olmayan ülkelere göre daha azken ölümdeki düşüş oranı özgür olmayan ülkelere göre daha azdır.

COVID 19Panel ARDL
Merve Nur Alpaslan
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Covid-19'a yönelik tutum, yaşam tatmini ve anksiyete arasındaki ilişkinin incelenmesine yönelik bir araştırma

Bu çalışmada bireylerin Covid-19'a yönelik tutumu, yaşam tatmini ve anksiyete düzeyi arasındaki ilişkilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca çalışmada Covid-19'a yönelik tutum, yaşam tatmini ve anksiyete düzeylerinin katılımcıların demografik özelliklerine göre farklılık oluşturup oluşturmadığının ortaya konulması hedeflenmiştir. Araştırmanın evrenini Ardahan ilinde ikamet eden bireyler oluşturmaktadır ve araştırmaya toplamda 650 kişi katılım sağlamıştır. Araştırmada yaşam tatmini ölçeği, koronavirüs anksiyete ölçeği, çok boyutlu Covid-19 ölçeği ve demografik bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama araçlarının geçerliğini belirlemek için faktör analizi, güvenirlikleri belirlemek için Cronbach alpha katsayısında yararlanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerde frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma değerleri kullanılmış, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis, korelasyon analizi ve regresyon analizi yapılmıştır. Analizler sonucunda katılımcıların kişisel ve demografik özelliklerinin Covid-19'a yönelik tutum, yaşam tatmini ve anksiyete düzeylerinde farklılıklar oluşturduğu belirlenmiştir. Araştırmada, anksiyetenin Covid-19'a yönelik tutum üzerinde istatistiksel olarak anlamlı etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Bir diğer ifadeyle, koronavirüs anksiyetesi yüksek olan bireylerin Covid-19'a yönelik duygu ve davranışların, Covid-19'a ilişkin düşüncelerin ve Covid-19'a yönelik aldığı önlemlerin daha fazla olduğu belirlenmiştir. Çalışma sonucunda salgın hastalıkların yönetiminde ve Covid-19'a yönelik tutumu değiştirmede, bireylerin Covid-19'a yönelik sağlık anksiyetelerinin azaltılmasına, yaşam tatminlerinin yükseltilmesine ve psikolojik yönden sağlamlaştırılmasına yönelik multidisipliner çalışmalara ve somut adımlara ihtiyaç olduğu söylenebilir.

AnksiyeteCOVID 19Sağlık anksiyetesi+1
Damla Koç
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hastalarda algılanan sosyal desteğin yaşam doyumuna etkisi: Anksiyete-depresyon ve psikolojik sağlamlığın aracı etkisi

Bu araştırma, çok boyutlu algılanan sosyal desteğin yaşam doyumuna etkisinde anksiyete-depresyon ve psikolojik sağlamlığın basit ve serisel aracılık etkilerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmektedir. Araştırmanın evrenini, Yozgat Sorgun Devlet Hastanesi polikliniklerine başvuran 18 yaşını doldurmuş kişiler oluşturmaktadır. Bu hastaneden araştırmanın yapıldığı tarihte günlük ortalama 1300 ve aylık 30.000 hasta poliklinik hizmeti almaktadır. Bu durumda araştırmanın örneklem büyüklüğü %95 güven düzeyi ve %5 hata ile 380 olarak hesaplanmıştır. Bu araştırmada ulaşılan kişi sayısı 410 olup, belirlenen örneklem büyüklüğüne ulaşıldığı söylenebilir. Çalışmada Likert türü, 4 ölçek kullanılmıştır. Veri toplama aracı, 01 Temmuz – 01 Kasım 2023 tarihleri arasında uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki doğrudan, dolaylı ve toplam etkilerin belirlenmesinde bootsrapt güven aralığının esas alındığı Process Macro analizinden yararlanılmıştır. Bootsrapt tekniğinde 5000 yeniden örnekleme ve %95 güven aralığı tercih edilmiştir. Basit ve serisel aracılık analizinde Process Macro yazılımından Model 4 ve Model 6 kullanılmıştır. Basit aracılık (Model 4) analiz sonuçlarına göre çok boyutlu algılanan sosyal desteğin yaşam doyumuna etkisinde anksiyete-depresyon [= .048 %95 GA (.021; .081)] ve psikolojik sağlamlığın [= .009 %95 GA (.008; .029)] aracılık ettiği saptanmıştır. Serisel aracılık (Model 6) analiz sonuçlarına göre çok boyutlu algılanan sosyal desteğin yaşam doyumuna etkisinde anksiyete-depresyon ve psikolojik sağlamlığın serisel aracılık etkisinin [= .007 %95 GA (.004; .022)] olduğu belirlenmiştir. Analiz sonuçlarına göre dolaylı etki 1 (ÇBASD->AD->YD); dolaylı etki 2 (ÇBASD-> PS ->YD) ve dolaylı etki 3 (serisel aracılık etkisi; ÇBASD->HAD->PS->YD)'ten ve dolaylı etki 3 ise dolaylı etki 2'den anlamlı şekilde daha yüksek aracı etkisine sahiptir. Serisel aracılık analizinde ayrıca çok boyutlu algılanan sosyal desteğin, yaşam doyumunu pozitif-anlamlı ve anksiyete-depresyonu negatif-anlamlı; anksiyete-depresyonun psikolojik sağlamlığı ve yaşam doyumunu negatif-anlamlı ve psikolojik sağlamlığın yaşam doyumunu pozitif-anlamlı şekilde etkilediği belirlenmiştir. Bireylerin yaşam doyumunun artması için sosyal desteğin ve psikolojik sağlamlığın artmasının ancak anksiyete ve depresyonun azalmasının gerekli olduğu söylenebilir.

Selçuk Kurul
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık okuryazarlığının aşı karşıtlığına etkisi: Sağlık sistemine güvensizliğin aracı etkisi

Bu çalışma, sağlık okuryazarlığının aşı karşıtlığına etkisinde sağlık sistemine güvensizliğin aracılık rolünün olup olmadığının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmektedir. Araştırmanın evrenini, Yozgat Akdağmadeni Şehit Sinan Babacan Devlet Hastanesi polikliniklerine başvuran 18 yaşını doldurmuş kişiler oluşturmaktadır. Bu hastaneden araştırmanın yapıldığı tarihte günlük ortalama 400, aylık 9000 hasta poliklinik hizmeti almaktadır. Bu durumda araştırmanın örneklem büyüklüğü %95 güven düzeyi ve %5 hata ile 369 olarak hesaplanmıştır. Bu araştırmada ulaşılan kişi sayısı 450 olup, belirlenen örneklem sayısına ulaşıldığı söylenebilir. Çalışmada veri toplama aracı olarak dört bölümden oluşan anket formu kullanılmıştır. Anket formunun birinci bölümü kişisel ve demografik bilgilerden oluşmaktadır ve diğer bölümlerde Likert tipi üç ölçek kullanılmıştır. Bu ölçekler sırasıyla sağlık okuryazarlığı ölçeği, aşı karşıtlığı ölçeği ve sağlık sistemine güvensizlik ölçeğidir. Veri toplama aracı, 01 Haziran – 01 Ağustos 2023 tarihleri arasında uygulanmıştır. Verilerin analizinde Pearson korelasyon analizi, bootsrapt güven aralığının esas alındığı Process Macro ile aracılık analizi (Model 4) ve SPSS AMOS ile bootsrapt güven aralığının esas alındığı yapısal eşitlik modellemesinden yararlanılmıştır. Bootsrapt tekniğinde 5000 yeniden örnekleme ve %95 güven aralığı esas alınmıştır. Process Macro analiz sonucuna göre sağlık okuryazarlığının aşı karşıtlığına toplam etkisi (c= -.115, p<.01) ve doğrudan etkisi (c'= -.073, p<.01) negatif ve istatistiksel olarak anlamlıdır. Sağlık okuryazarlığının sağlık sistemine güvensizliği negatif ve anlamlı (a= -.098, p<.01) ve sağlık sistemine güvensizliğin aşı karşıtlığını pozitif ve anlamlı (b= .432, p<.01) şekilde etkilediği belirlenmiştir. Yapılan analiz sonucunda sağlık sistemine güvensizliğin, sağlık okuryazarlığının aşı karşıtlığına etkisine istatistiksel olarak anlamlı şekilde aracılık ettiği belirlenmiştir [= -.042 %95 GA (-.076; -.012)]. Aracılık etkisinin tam standardize etki değeri -.053 [%95 GA (-.093; -.016)] olup, bu değerin orta etki büyüklüğü olduğu söylenebilir. Gerçekleştirilen yapısal eşitlik modellemesinde de benzer sonuçlar bulunmakla birlikte Process Macro analiz sonucuna göre daha yüksek standardize ve standardize olmayan yükler ve açıklanan varyans elde edilmiştir. Araştırma sonucuna göre bireylerin sağlık okuryazarlıkları artırılarak sağlık sistemine güvensizlikleri ve aşı karşıtlıkları azaltılabilir.

Şehriban Özdemir
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Presenteizmin iş performansına etkisinde iş yerinde mutluluğun aracı rolü

Bu çalışmada sağlık çalışanlarının yaşamış olduğu presenteizmin iş performansına etkisinin incelenmesi, bu etkide iş yerinde mutluluğun aracı rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın evrenini Yozgat İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Devlet Hastanelerinde çalışan sağlık çalışanları oluşturmakta olup, örneklemini ise 891 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Çalışmada dört bölümden oluşan anket formu kullanılmıştır. Bunlar; presenteizm ölçeği, iş performansı ölçeği, iş yerinde mutluluk ölçeği ve çalışanların sosyo-demografik verilerinin saptanması için demografik bilgi formudur. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler yöntemler, güvenilirlik analizi, doğrulayıcı faktör analizi, korelasyon analizi, çalışma için kurulan modeli test etmek amacıyla Process Macro model 4 regresyon analizi ve bağımsız örneklerde t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Çalışmada presenteizmin iş performansı üzerinde anlamlı bir etki tespit edilemese de (c= 0.026, p>0.05), presenteizmin iş yerinde mutluluk üzerinde negatif etkisi (a= -0.342, p<0.001), iş yerinde mutluluğun iş performansı üzerinde pozitif yönlü etkisi olduğu (b= 0.201, p<0.001) ve presenteizmin iş performansı üzerindeki etkisinde iş yerinde mutluluğun aracı rolü olduğu belirlenmiştir (=-0.068, %95 GA [(-0.0938)-(-0,0448)]. Çalışmada tam standardize etki büyüklüğü -0.102, kısmi standardize etki büyüklüğü ise -0.09'dur bu değerin orta etki büyüklüğü olduğu söylenebilir. Analiz sonuçlarına göre sağlık çalışanlarının demografik verilerinin presenteizm, iş performansı ve iş yerinde mutluluk düzeylerinde farklılıklar tespit edilmiştir. Sonuç olarak, sağlık kurumlarında çalışanların presenteizm seviyelerinin azaltılması için fiziksel ve ruhsal rehabilitasyon imkanlarının arttırılması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve esnek çalışma modelinin uygulanması sağlanabilir. Bu sayede çalışanların iş performansı ve iş yerinde mutluluk seviyelerinin istenilen seviyelere çıkartılması sağlanabilir.

Mehmet Çelik
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Duygusal zekâ, iletişim becerileri ve iş stresi arasındaki ilişkilerin incelenmesi: Sağlık çalışanları üzerine bir araştırma

Bu araştırmada, sağlık personeli örnekleminde duygusal zekâ, iletişim becerisi ve iş stresi arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca duygusal zekâ, iletişim becerisi ve iş stresinin katılımcıların kişisel ve demografik özelliklerine göre anlamlı farklılık gösterip göstermediğinin belirlenmesi de araştırmanın amaçları arasındadır. Araştırmanın evrenini Yozgat ili içerisinde hizmet veren Yozgat Şehir Hastanesi ve Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde görev yapan 2552 sağlık personeli oluşturmaktadır. Çalışma, 557 sağlık çalışanının katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada demografik bilgi anketi, dört boyuttan oluşan duygusal zekâ ölçeği, tek boyuttan oluşan iletişim becerilerini değerlendirme ölçeği ve tek boyuttan oluşan iş stresi ölçeği kullanılmıştır. Analiz sonuçları çalışmaya katılan sağlık çalışanlarının kişisel ve demografik özelliklerinin duygusal zekâ, iletişim becerileri ve iş stresinde etkili olduğuna işaret etmektedir. Analizler duygusal zekânın iletişim becerisini pozitif yönde, iş stresini negatif yönde etkilediğini ve iletişim becerisinin ise iş stresini negatif yönde etkilediğini göstermektedir.

Hamza Begen
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genel sağlık sigortası: Vatandaşların görüşlerine ilişkin bir araştırma

daha sonra doldurulacaktır

Rabia Çetin
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hekimlerde malpraktis korkusu ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkilerin incelenmesi: Kayseri İlinde bir araştırma

Bu çalışma, hekimlerde malpraktis korkusu ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, 15 Haziran 2022 tarih ve 31867 sayılı "Sağlık Meslek Mensuplarının Tıbbî İşlem ve Uygulamaları Nedeniyle Soruşturulmasına ve İdarece Ödenen Tazminatın Rücu Edilmesine Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik" hakkında hekimlerin görüşlerinin ortaya konulması da amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Kayseri ilinde Sağlık Bakanlığı'na bağlı sağlık kurumlarında görev yapan 1300 hekim ve örneklemini ise 306 hekim oluşturmaktadır. Veri toplamak için "Malpraktis Korku Ölçeği" ve "İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği" olmak üzere iki ölçek kullanılmıştır. Araştırmanın analizlerinde, tek örneklem ki-kare testi ve yapısal eşitlik modellemesinden yararlanılmıştır. Analizler sonucunda, hekimlerin büyük çoğunluğunun herhangi bir malpraktis davasına dâhil olmadığı, malpraktis nedeniyle şikâyet edilmediği ancak yakın çevresinde malpraktis davasına dâhil olan, şikâyet edilen ve ceza verilen hekim olduğu görülmektedir. Araştırmaya katılan hekimlerde malpraktise yönelik eğitim alanların yüzdesinin düşük olduğu (%24,5) belirlenmiştir. Hekimlerin, 15 Haziran 2022 tarihli Yönetmelik hakkında bilgi sahibi olduğu ancak yönetmeliği yetersiz buldukları saptanmıştır. Hekimlerde malpraktis korkusu işten ayrılma niyetini anlamlı şekilde artırmaktadır. Hekimlere malpraktise yönelik verilecek olan hizmet içi eğitimlerin artırılması ve çalışma şartlarında düzenlemeler yapılarak hastasına daha fazla zaman ayırmasının sağlanması hekimin daha verimli ve özgüven içerisinde çalışmasına ve tanı-tedavi sürecini daha sağlıklı yürütmesine katkı sağlayacaktır. Ayrıca hekimlerin malpraktis konusunda kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlayacak mevzuat düzenlemelerinin yapılması önerilmektedir.

Hakan Kaya
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık hizmeti kullanıcılarının ötenazi konusundaki görüşlerine dair bir çalışma

Bu çalışmanın amacı, sağlık hizmeti kullanıcılarının ötenazi hakkındaki bilgi düzeylerinin ve görüşlerinin belirlenmesidir. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından alanyazından yararlanılarak hazırlanan anket kullanılmıştır. Hazırlanan anket, Kayseri ilinde faaliyet gösteren bir kamu hastanesinden hizmet alan 704 kişiye uygulanmıştır. Verilerin analizinde ki-kare testi kullanılmıştır. Analizler sonucunda katılımcılar; ötenazinin tıbbi uygulama olduğunu, ötenazi uygulamalarının kişilerin tıbba olan güvenlerini sarsmayacağını, ölümcül bir hastalığa yakalanmış ve tıbbi yöntemlerle iyileşmesi imkânsız olan kişinin ölüm isteğinin yerine getirilmemesi gerektiğini, ölümcül bir hastalığa yakalanmış kişilerin yaşamına son vermeyi isteme haklarının olmaması gerektiğini ve bu kişilere nafile tedavi verilmemesini, iyileşme ihtimali olmayan kişinin ve kendilerinin yaşam destek ünitesinden fişinin çekilmemesi gerektiğini, iyileşme ihtimalinin olmadığı bir hastalığa yakalanılması durumunda kendileri için ötenazi kararını vermeyeceklerini ancak kendileri için nafile tedavinin verilmemesi gerektiğini düşünmektedir.

Rasim Coşkun
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Duygusal zekânın psikolojik dayanıklılığa etkisinde öz-şefkatin aracılık rolü: Sağlık çalışanları üzerinde bir araştırma

Bu çalışmada sağlık çalışanlarının duygusal zekâlarının psikolojik dayanıklılıklarına etkisinde öz şefkatin aracılık rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, Yozgat Şehir Hastanesi'nde görev yapan 428 sağlık çalışanı üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri psikolojik dayanıklılık ölçeği, duygusal zekâ ölçeği ve öz şefkat ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde, veri toplama araçlarının geçerliği için açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi ve güvenirlikleri için Cronbach Alpha değerleri hesaplanarak ayırt edicilik analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda duygusal zekânın öz şefkati ve psikolojik dayanıklılığı pozitif yönde, öz şefkatin psikolojik dayanıklılığı pozitif yönde anlamlı şekilde etkilediği belirlenmiştir. Duygusal zekânın psikolojik dayanıklılığa etkisinde öz şefkatin istatistiksel olarak anlamlı şekilde aracılık ettiği belirlenmiştir. Sonuç olarak sağlık çalışanlarında duygusal zekâ ile öz şefkat bu çalışanların psikolojik dayanıklılıklarını güçlendirebilir, sağlık çalışanları kendi duygularının farkında olarak kendilerine karşı daha anlayışlı olabilirler. Bu sayede sağlık çalışanlarının karşılaşılan olumsuz ve zorlayıcı durumlarda daha sabırlı ve dayanıklı olması sağlanabilir.

Buse Feyzan Erdal
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlılarda yaşam kalitesi ile sağlık sistemine güvensizlik arasındaki ilişkinin incelenmesi: Yozgat ilinde bir araştırma

Bu çalışmada Yozgat ilinde yaşayan 65 yaş üstü bireylerin yaşam kalitesi ile sağlık sistemine güvensizlik algıları arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın evrenini Yozgat ilinde yaşayan 65 yaş üstü bireyler oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında 478 yaşlı bireye ulaşılmıştır ve yüz yüze anket ile veriler toplanmıştır. Veri toplama, 01 Eylül 2023 – 01 Kasım 2023 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde Pearson korelasyon analizi ve SPSS AMOS ile yapılan eşitlik modellemesinden yararlanılmıştır. Yaşlılarda yaşam kalitesinin düşük düzeyde ve sağlık sistemine güvensizlik algısının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Yapılan korelasyon analizi sonucunda yaşlılarda yaşam kalitesi ile sağlık sistemine güvensizlik arasında negatif, istatistiksel olarak anlamlı ve orta düzeyde ilişki olduğu belirlenmiştir. Yapısal eşitlik modellemesi sonuçlarına göre yaşlılarda yaşam kalitesinin sağlık sistemine güvensizlik üzerindeki etkisinin %10 olduğu görülmektedir. Buna göre sağlık sistemine güvensizliğin %10'u yaşam kalitesinden kaynaklanmaktadır. Analiz sonucunda yaşam kalitesindeki artışın sağlık sistemine güvensizliği istatistiksel olarak anlamlı şekilde azalttığı saptanmıştır. Sağlıklı bir yaşam sürmek ve yaşamın kalitesini artırmak için güven duygusunun geliştirilmesi önem arz etmektedir.

Hüseyin Okudan
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bireylerin duyarlı sevgi algılarının organ bağışı tutumu üzerine etkisi

Bu araştırma, bireylerin duyarlı sevgi algılarının organ bağışı tutumu üzerine etkisi olup olmadığının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada ayrıca organ bağışı tutumu ve duyarlı sevgi düzeylerinin katılımcıların kişisel ve demografik özelliklerine göre anlamlı farklılık gösterip göstermediğinin ortaya konulması da hedeflenmiştir. Bu çalışma Amasya ilinde yürütülmüştür. Kolayda ve kartopu örnekleme yöntemi ile 610 katılımcıya online anket ile ulaşılmıştır. Bu araştırma amaçlarına göre açıklayıcı ve kapsadığı zamana ilişkin kesitsel tipte bir araştırma olup; veri toplama araçları olarak organ bağış ölçeği, duyarlı sevgi ölçeği ve demografik bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde Pearson Kolerasyon ve Regresyon analizi, one-way ANOVA testi, bağımsız örneklerde t testi kullanılmıştır. Araştırmanın analiz sonucunda katılımcıların organ bağış tutum düzeylerinin ortalamanın üstünde (3,56 0,370) ve duyarlı sevgi tutum düzeylerinin de ortalamanın üzerinde (5,18 0,942) olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılanların organ bağış tutum düzeyleri ile organ bağış kartı olup olmama durumu, yakın bir gelecekte organ bağışı yapmayı düşünme durumu ve organ bağışı için gerekli şartları bilip bilmeme durumu arasında istatistiksel açıdan anlamlı sonuçlara ulaşılmıştır. Duyarlı sevgi düzeyleriyle katılımcıların cinsiyet ve yakın bir gelecekte organ bağışı yapmayı düşünme durumu arasında istatistiksel açıdan anlamlı sonuçlara ulaşılmıştır. Organ bağışı ile duyarlı sevgi arasında pozitif yönlü ve anlamlı (r = 0.377; p<0,05) ilişkinin olduğu sonucu saptanmıştır. Araştırma sonucuna göre, bireylerin duyarlı sevgi tutumları arttıkça organ bağışı tutumlarının ya da eğilimlerinin de artacağı söz konusudur. Dolayısıyla bireylerin organ bağış tutumları ile duyarlı sevgiyi etkileyen faktörler dikkate alınmalı ve gerekli önlemler, bilgilendirmeler ve planlar yapılmalıdır.

Şencan Asarkaya
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tükenmişliğin zorunlu vatandaşlık üzerine etkisinde çalışma arkadaşı desteğinin aracı rolü: Sağlık çalışanlarında bir araştırma

Bu tez çalışmasında, sağlık çalışanlarının maruz kaldığı tükenmişlik düzeylerinin zorunlu vatandaşlık davranışları üzerindeki etkisi ile bu etkide çalışma arkadaşı desteğinin aracı rolü incelenmiştir. Sağlık sektörü, yüksek iş yükü, duygusal baskılar ve kurumsal taleplerin bir araya geldiği zorlayıcı bir çalışma ortamıdır. Bu durum, sağlık çalışanlarında tükenmişliği artırmakta ve bazı örgütsel vatandaşlık davranışlarının gönüllülükten çıkarak zorunlu bir hâl almasına neden olabilmektedir. Bu bağlamda, çalışmanın temel amacı, tükenmişlik ile zorunlu vatandaşlık davranışları arasındaki ilişkide çalışma arkadaşlarından alınan desteğin nasıl bir rol oynadığını ortaya koymaktır. Araştırmanın evrenini, Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde görev yapan sağlık çalışanları oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ile birlikte Maslach Tükenmişlik Ölçeği, Zorunlu Vatandaşlık Davranışı Ölçeği ve Çalışma Arkadaşı Desteği Ölçeği kullanılmıştır. Veriler, SPSS 26.0 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre tükenmişlik düzeyi, sağlık çalışanlarının zorunlu vatandaşlık davranışlarını anlamlı düzeyde artırmaktadır. Buna karşın, çalışma arkadaşı desteği ile zorunlu vatandaşlık davranışı arasında anlamlı ve ters yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca, çalışma arkadaşı desteği, tükenmişliğin zorunlu vatandaşlık davranışı üzerindeki etkisinde kısmi aracı rol oynamaktadır. Demografik değişkenler incelendiğinde ise yaş, eğitim düzeyi ve mesleki deneyim gibi faktörlerin tükenmişlik üzerinde anlamlı farklılıklar oluşturduğu gözlemlenmiştir. Araştırma sonucunda, sağlık çalışanlarının tükenmişliğinin azaltılması ve zorunlu vatandaşlık davranışlarının önlenmesi adına sosyal destek sistemlerinin, özellikle çalışma arkadaşı desteğinin, kurumlarca güçlendirilmesi gerektiği önerilmektedir. Ayrıca araştırma, sosyal desteğin tükenmişlik üzerinde olumlu etkisi olduğunu da ortaya koymuştur. Sağlık çalışanları, iş arkadaşlarından aldıkları destek sayesinde tükenmişlikle daha iyi baş edebilmekte; bu destek, zorlayıcı çalışma koşullarının etkisini azaltmaktadır. Zorunlu vatandaşlık davranışları ise çalışanlar üzerinde baskı yaratarak tükenmişliği artırabilirken, sosyal destek bu etkiyi dengeleyici bir unsur olarak öne çıkmaktadır.

Mustafa Çetin
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarının dijital bağımlılık düzeylerinin işe hazır bulunuşlukları üzerine etkisi

Bu araştırma, sağlık çalışanlarının dijital bağımlılık düzeylerinin işe hazır bulunuşları üzerine etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada nicel araştırma veri toplama yöntemi olarak anket tekniği kullanılmıştır. Anket formları; demografik özellikleri içeren sorular, "Dijital Bağımlılık Ölçeği" ve "Sağlık Çalışanlarında İşe Hazır Bulunuşluk Ölçeği"nden oluşmaktadır. Kolayda örnekleme ve kartopu örnekleme yöntemleri kullanılarak çevrimiçi ortamda 403 sağlık çalışanına ulaşılmıştır. Elde edilen veriler, betimsel istatistiklerin yanı sıra Pearson korelasyon, tekli regresyon, t-testi ve ANOVA analizleriyle değerlendirilmiştir. Bulgular, kadın sağlık çalışanlarının örneklemin %28'ini oluşturmasıyla birlikte dijital bağımlılık düzeylerinin erkeklere (%72) kıyasla daha yüksek olduğunu, tüm katılımcılarda yaş ve mesleki kıdem düzeylerinin artmasıyla birlikte dijital bağımlılık düzeylerinin azaldığını ve işe hazır bulunuşluk düzeylerinin yükseldiğini ortaya çıkarmıştır. Sağlık çalışanlarının dijital bağımlılık düzeyleri ile işe hazır bulunuşluk düzeyleri arasında genel olarak negatif ve anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Sağlık çalışanlarında işe hazır bulunuşluk ölçeğinin alt boyutlarından olan iş yeterliliği, sözel zekâ, örgütsel zekâ boyutlarının; dijital bağımlılık ölçeğinin tüm alt boyutları; aşırı kullanım, nüksetme, hayat akışını engelleme, duygu bırakamama ve duygu durumu tarafından negatif yönde anlamlı bir şekilde etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. Yalnızca işe hazır bulunuşluk ölçeğinin kişisel iş özellikleri alt boyutu ile dijital bağımlılık arasında pozitif bir ilişki gözlemlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, sağlık sektöründe dijital bağımlılığın iş yeterliliği ve performansıyla doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymakta, özellikle genç ve kıdemsiz çalışanlara yönelik dijital farkındalık ve denge eğitimlerinin işe uyum süreçlerinde önemli bir destek sağlayabileceğini gösterebilmektedir.

Örgütsel sağlık
Gizem Arıtürk
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik hastalık yönetiminde aile sağlığı merkezlerinin rolü; iş yükü, iş kontrolü ve sosyal desteğin etkisi

Bu araştırmada, aile sağlığı merkezlerinde (ASM) görev yapan sağlık çalışanlarının kronik hastalık yönetim düzeyleri incelenmiş, iş yükü, iş kontrolü ve sosyal destek faktörleriyle ilişkisi ele alınmıştır. Araştırmanın evrenini Yozgat il merkezi ve ilçelerinde yer alan 47 Aile Sağlığı Merkezi (ASM) oluşturmaktadır. Yaklaşık 300 sağlık çalışanı arasından %95 güven düzeyi ve %5 hata payı ile belirlenen minimum 169 kişilik örneklem büyüklüğü aşılmış, 174 katılımcıya ulaşılmıştır. Veri toplamak için Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği ile İsveç İş Yükü-Kontrol-Destek Ölçeği kullanılmış; veriler SPSS 25.0 programında tanımlayıcı istatistikler, t-testi, ANOVA ve regresyon analizleriyle değerlendirilmiştir. Katılımcıların çoğunluğu 31–40 yaş aralığında, yüksek lisans mezunu, evli ve 11–20 yıl arasında deneyime sahip olup, gelir ve giderlerinin denk olduğunu belirtilmiştir. Cinsiyet, yaş ve mesleki deneyim gibi demografik değişkenlerin kronik hastalık yönetimi üzerinde anlamlı etkileri bulunmuştur. Regresyon analizine göre sosyal destek, kronik hastalık yönetimini en güçlü ve anlamlı şekilde olumlu etkilerken, iş yükü ve iş kontrol düzeyi bu yönetimi olumsuz etkilemektedir. Bulgular, kronik hastalık yönetiminin yalnızca klinik değil, örgütsel ve psikososyal faktörlerle de yakından ilişkili olduğunu ortaya koymakta; bu nedenle ASM çalışanlarının iş yükünün dengelenmesi, kontrol alanlarının artırılması ve sosyal desteklerinin güçlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Ethem Ergin Ersin
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pediatri yoğun bakım ünitesindeki hemşirelerin iş analizi ve iş yükü

Bu çalışmanın temel amacı Pediatri Yoğun Bakım Ünitesinde çalışan hemşirelerin, bilimsel yöntemler çerçevesinde iş analizini yaparak iş tanımlarını ve iş gereklerini oluşturmak ayrıca iş yükü hesaplamaları ile gerekli personel sayısını ortaya koymaktır. Çalışmanın örneklemini Pediatri Yoğun Bakım ünitesinde çalışan 7 hemşire oluşturmaktadır. Çalışma verileri 1 Ağustos 2020 ve 30 Eylül 2020 tarihleri arasında gözlem, mülakat, anket ve doküman inceleme yöntemleri kullanılarak elde edilmiştir. Çalışma kapsamında Pediatri Yoğun Bakım ekibini oluşturan 7 hemşire günlük çalışma faaliyetlerini gerçekleştirirken araştırmacı tarafından gözlemlenmiş, ne tür faaliyetler gerçekleştirdikleri tespit edilmiş ve kronometre yardımıyla faaliyetleri tamamlama süreleri ölçülmüştür. Gözlem, mülakat, anket ve doküman inceleme yöntemleri sonucunda hemşirelerinin iş analizleri yapılmış, iş tanımları ve iş gerekleri oluşturulmuştur. Hemşirelerin doğrudan hasta bakım faaliyetlerine %72,55, dolaylı hasta bakım faaliyetlerine %10,04, servis düzeni ve işleyişi ile ilgili faaliyetlere %5,11 ve fizyolojik ihtiyaçlar ve kişisel bakım aktivitelerine %12,3 oranında zaman ayırdıkları tespit edilmiştir. Hastane istatistik birimi ile görüşülerek Pediatri Yoğun Bakım Ünitesi için 2019 yılına ait hizmet çıktılarına ulaşılmıştır. Hemşirelerin iş yükünü belirleyebilmek için Dünya Sağlık Örgütü tarafından geliştirilen 'İş Yüküne Dayalı Personel İhtiyacını Belirleme (WISN)' manuel yöntemi kullanılmıştır. 2019 yılına ait hizmet çıktılarına WISN yöntemi uygulanarak 2020 yılı için Pediatri Yoğun Bakım Ünitesinin hemşire ihtiyacı tespit edilmiştir. Pediatri Yoğun Bakım Ünitesi için WISN oranı %99 olarak hesaplanmıştır. Bu sonuca göre Pediatri Yoğun Bakım Ünitesinin %99 oranı ile hemşire iş gücü standartlarını karşıladığı yani hemşire sayısının %99 oranı ile yeterli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sağlık kuruluşları için insan kaynakları niteliklerini ve gereksinimlerini tespit edebilmek ve dengeli insan kaynakları dağılımı sağlayabilmek için iş analizi ve iş yükü analizi çalışmalarının bilimsel yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İş Analizi, İş yükü, Hemşire, Pediatri Yoğun Bakım Ünitesi, WISN Yöntemi

HemşirelerHemşirelikPediatri+4
Zeynep Güler
Düzce University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarında duygusal zekanın problem çözme becerisi ve takım performansı üzerindeki etkisine yönelik bir araştırma

Günümüzde gerek iş hayatında gerekse sosyal hayatta kişinin doğuştan sahip olduğu zekâ katsayısının (IQ) yanı sıra, doğumla başlayıp kişinin ölümüne kadar gelişip olgunlaşan, deneyim ve tecrübelerden beslenen duygusal zekanın (EI) ne denli önemli olduğu anlaşılmıştır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, başarılı ve mutlu bireylerin genelde duygusal zekâsı yüksek olanlar olduğunu göstermektedir. Günümüz iş dünyasında, gelişen teknoloji ile birlikte artan rekabet ve değişen örgüt yapıları sebebiyle, yüksek IQ' nun yanında yüksek duygusal zekaya sahip, ekip çalışmasına yatkın, problem çözme becerisi gelişmiş personellere ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle sağlık sektöründe her an yaşanan akut problemlerin çözümü, stres ve baskı altında çalışma ortamı ve takım çalışmasına yoğun olarak ihtiyaç duyulması hemşireler açısından duygusal zekanın önemini daha da arttırmaktadır. Duygusal zekâ (EI) kişinin duygularının farkında olmasını, onları kontrol edebilmesini, mantıklı kararlar verebilmesini, kriz anında problemleri çözebilmesini, iş ve sosyal hayatındaki kişilerle verimli bir iletişim kurabilmesini, iş performansını ve kariyerinde yükselmesini önemli derecede etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı duygusal zekanın önemini ortaya koyarak gerekliliğini vurgulamak, duygusal zekanın, bireyin problem çözme becerisine ve takım performansına olan etkisini incelemektir. Çalışma kapsamında Düzce İlinde bulunan farklı iki hastanede çalışmakta olan 205 hemşireye anket yapılmıştır. Araştırma sonucunda duygusal zekanın problem çözme becerisi ve takım performansı üzerinde pozitif yönde ve anlamlı ilişkisini olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca duygusal zekanın cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermediği, duygusal zekanın eğitim durumu ve yaşla pozitif yönde anlamlı bir ilişkisinin olduğu sonucuna da ulaşılmıştır.

Duygusal zekaHastanelerHemşireler+4
Yusuf Güç
Düzce University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Maliyet kontrolü açısından tıbbi malzemelerin standart maliyet yöntemine göre varyans analizi: Bir üniversite hastanesi örneği

Amaç: Düzce Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji, Göğüs Hastalıkları ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları birimlerinde kullanılan tıbbi malzemelerin standart maliyet yöntemine göre sapma analizini yaparak maliyetlerin kontrolü açısından hastane yönetimine faydalı bilgiler sunmaktır. Yöntem: Çalışmanın verileri, hastane bilgi sistemi, yüz yüze görüşme, uzman görüşü, mutemetlik, döner sermaye işletme müdürlüğü ve hastane kayıtlarından yararlanılarak elde edilmiştir. 2018 yılı beklenen maliyetler ile gerçekleşen maliyetler arasında sapmalar doküman analiziyle hesap edilmiştir. Bulgular: Kardiyoloji birimine ait 28 kalem tıbbi malzemenin toplam standart tutarı 647.916,00 TL, toplam fiili tutarı ise 650.476,00 TL ve iki değer arasında 2.560,00 TL'lik bir sapma olduğu tespit edilmiştir. Bu sapmanın 12.775,00 TL tutarı olumsuz fiyat farkından kaynaklandığı, 10.215,00 TL'nin ise olumlu miktar farkından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları birimine ait 14 kalem tıbbi malzemenin toplam standart tutarı 52.912,67 TL, toplam fiili tutarı ise 53.885,00 TL ve iki değer arasında 972,33 TL'lik bir sapma olduğu tespit edilmiştir. Bu sapmanın 2.810,33 TL'lik kısmı olumsuz fiyat sapmasından 1.838,00 TL'lik kısmı ise olumlu miktar sapmasından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Göğüs Hastalıkları birimine ait 14 kalem tıbbi malzemenin toplam standart tutarı 145.036,29 TL, toplam fiili tutarı ise 125.815,83 TL ve iki değer arasında 19.220,46 TL'lik bir farkın olduğu tespit edilmiştir. Bu varyansın 27.209,46 TL'lik kısmı olumlu fiyat sapmasından 7.989,00 TL'lik kısmı ise olumsuz miktar sapmasından kaynakladığı görülmüştür. Sonuç: Elde edilen bulgulara göre olumlu fiyat sapmalarının rekabetçi ortamda ihale işlemelerinin yapılmasından, olumsuz fiyat sapmalarının ise hastanenin vadeli alımlardan kaynaklandığı tespit edilmiştir. Olumsuz miktar sapmaları, kalitesiz malzeme satın alınması, kullanım esansındaki dikkatsizlikler ve deneyimsiz personelden kaynaklı olması, olumlu miktar sapmaları ise önceki dönemden devreden malzemelerin varlığı ve yeterince stok sayım ve kontrolünün yapılmamasından kaynaklandığı görülmüştür. Yapılan çalışmada ilk madde ve malzemelerde maliyetlerin kontrolü açısından standart maliyet yönteminin hastane işletmelerinde de kullanılabileceği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hastane İşletmeleri, İlk Madde ve Malzeme, Standart Maliyet Yöntemi, Sapma Analizi,

MaliyetMaliyet kontrolüSapma analizi+4
Figen Çivi
Düzce University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pandemi sürecinde üniversite öğrencilerinin anksiyete ve korku düzeylerinin, gelecekteki kariyer endişesi üzerine etkisinde Covid-19 bilgi düzeyinin aracılık rolü

COVID-19 pandemisi, ortaya çıktığı Aralık 2019'dan itibaren hızlı bir şekilde tüm dünyaya yayılarak insanların hayatlarını ekonomik, psikolojik ve sosyal olarak birçok yönden olumsuz etkilemiştir. Bu dönemde virüsün yayılımının azaltılması için birçok sosyal kısıtlama uygulaması gerçekleştirilmiştir. Bu uygulamalar bazı sektörleri derinden etkilemiştir. Pandeminin şiddetini azaltmak için gerçekleştirilen kalabalıkların azaltılması ve sosyal izolasyon uygulamalarından en çok etkilenen sektörlerden bir tanesi de eğitim sektörü olmuştur. Bu dönemde öğrenciler, kendilerini daha önce deneyimlemedikleri bir sürecin içerisinde bulmuş ve hayatlarında birçok değişim meydana gelmiştir. Ülkemizde ilk COVID-19 vakasının çıkışından sonra süreli olarak belirlenen tatil kendini süresi belirli olmayan bir uzaktan eğitim sürecine bırakmıştır. Uzaktan eğitim de eşitsizlik gibi birçok dezavantajı beraberinde getirmiştir ancak öğrencilerin pandemi döneminde karşı karşıya kaldıkları tek sorun eğitim hayatları ile ilgili değil aynı zamanda hazırlandıkları kariyerlerinin oluşan piyasa şartlarındaki değişimlerle aldığı şekil ve belirsizlik durumu olmuştur. Halihazırda mevcutta var olan kariyer ile ilgili endişeleri de pandeminin getirdiği işsizlik, iş hayatının dinamiklerinin değişmesi, eğitim almalarında meydana gelen eksiklik kaynaklı kariyerlerine hazırlanamamaları gibi sorunlar ile birlikte daha da artmıştır. Bu araştırmanın amacı, pandemi süresince kamu ve vakıf üniversitelerinde öğrenim gören lisans öğrencilerinin COVID-19 anksiyete ve COVID-19 korku düzeylerinin kariyer endişeleri üzerine olan etkisinde COVID-19 bilgi düzeyinin aracılık rolünü tespit etmektir. Çalışma kapsamında örneklem grubu olarak sağlık yönetimi öğrencileri seçilmiş ve 388 sağlık yönetimi lisans öğrencisine anket uygulanmıştır. Katılımcılardan elde edilen anket sonuçları SPSS paket programı ile analiz edilmiştir. Gerçekleştirilen analiz sonucunda COVID-19 anksiyete düzeyinde ve COVID-19 korku düzeyinde meydana gelen artışın üniversite öğrencilerinde kariyer endişesinin de artmasına neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır. COVID-19 bilgi düzeyinin kariyer endişesi üzerine etksisinde aracılık rolünün ortaya konması için gerçekleştirilen analiz sonucunda ise, COVID-19 bilgi düzeyinin COVID-19 anksiyete düzeyinin ve COVID-19 korku düzeylerinin artmasına neden olarak kariyer endişesinin de artmasına neden olduğu ve pozitif bir aracılık rolüne sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

AnksiyeteCOVID 19Kariyer+4
Sinem Koca
Düzce University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik hastalığı olan bireylerde sağlık okuryazarlığı ve sağlıklı yaşam davranışları ilişkisi

Son yıllarda dünya üzerinde gerçekleşen ölümlerin büyük çoğunluğuna kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, kanser gibi kronik hastalıklar ve bu hastalıklara neden olan risk faktörleri (sigara ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik gibi) sebebiyet vermektedir. Dünyada ve ülkemizde hastalık yükünde önemli bir paya sahip olan kronik hastalıkların insan sağlığı üzerindeki etkileri ile birlikte ekonomik sonuçları da bulunmaktadır. Kronik hastalıkların tedavisinin getirdiği yüksek sağlık harcamalarının yanında bireylerin iş gücü kapsamında üretkenliğinin etkilenmesi ile sosyoekonomik kalkınma üzerinde de olumsuz etkiler meydana gelmektedir. Kronik hastalıkların, hem yaşam kalitesi ve süresine etkisi hem de sebep olduğu maliyetler göz önüne alındığında hastalığa sebep olan risk faktörlerinin önüne geçilmesi gerekmektedir. Bu sebeple sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının kazanılıp sürdürülmesi önem taşımaktadır. Bu davranışların kazanılabilmesi, bireylerin sağlık bilgilerini anlama ve kullanma yeteneklerini gerektirmektedir. Bu durum "sağlık okuryazarlığı" olarak adlandırılmaktadır. Bu araştırmanın amacı, kronik hastalığa sahip bireylerde sağlık okuryazarlığı ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma evrenini İstanbul iline bağlı Üsküdar ilçesinde yaşayan kronik hastalar oluşturmaktadır. Gelişigüzel örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenen 389 kronik hasta ile araştırma gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara 14 sorudan oluşan demografik bilgiler anketi sonrasında 32 sorudan oluşan "Türkiye Sağlık Okuryazarlığı (TSOY-32)" ölçeği ve 52 sorudan meydana gelen "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II" uygulanmıştır. Katılımcıların sağlık okuryazarlığı genel indeks puan ortalaması 34,09±7,30 olarak, sağlık okuryazarlık düzeyleri ise %6,9 oranında yetersiz, %41,9 oranında sorunlu-sınırlı, %32,4 oranında yeterli ve %18,8 oranında mükemmel olarak tespit edilmiştir. "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları II" ölçeğinden aldıkları ortalama puan ise 123,49±18,25 olarak saptanmıştır. Yapılan regresyon analizi sonucunda sağlık okuryazarlığının sağlıklı yaşam biçimi davranışları üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğu görülmektedir. Araştırma sonucunda sağlık okuryazarlığını arttıracak ve bireylere sağlığı geliştirici davranışların kazandırılmasını sağlayacak faaliyet ve uygulamalara yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Hasta davranışıHastalarHastalık+3
Emine Maraş
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00