Theses supervised by Prof. Dr. Abdulhalik Bakır

21 theses · Fırat University, Bilecik Şeyh Edebali Üniversity

DoctorateOpen AccessTR

XII-XV. yüzyıllarda Anadolu'da musiki ve eğlence kültürü

Tarih boyunca müzik, insanların duydukları; hüzün, korku, endişe gibi duygularını unutturup, dinlenmeleri, farklı duygular yaşayabilmeleri, eğlenmeleri için bir araç olmuştur. Müziğin, insanı dinlendirirken, bir yandan da ruhen ve bedenen tedavi edici etkileri de zamanla gün yüzüne çıkmıştır. Türkler, Orta Asya'dan Anadolu'ya yurt kurmalarına kadar geçen zamanda, müzik ve eğlence ile iç içe olmuştur. Hunlardan itibaren, müzik eğlencenin biri unsuru olmaktan öteye geçip, sanat dalı olarak da büyük ilerlemeler göstermiştir. Türkler, İslamiyetten sonra Arap ve Fars kültürünün de etkileriyle, müzik ve eğlence kültürlerini zenginleştirmişlerdir. XII. ve XV. Yüzyıllar yalnız siyasi değil, sosyo-kültürel açıdan da Anadolu tarihi için önemli dönemlerdir. Gerek Anadolu Selçuklu gerekse sonrasında gelen Osmanlılar, Anadolu'yu siyasi, sosyal, kültürel ve sanatsal alanlarda, önde tutmayı başarmış devletlerdir ve bu devletleri kuran Türkler, eğlenmeyi, gülmeyi, kutlamaları oldukça coşkulu yaşamış, bu coşkularına eşlik etmesi için de en büyük aracı olarak müziği ve eğlence öğelerini kullanmışladır. Soylu kesimden halk kesimine kadar eğlencenin büyüklüğü, ve şaşası onu düzenleyenin de gücünü temsil ettiğinden, eğlence sektörü oldukça önemli bir etkinlikti. Bu sektörde çalışanlar, ister mektepli, ister alaylı olsun, amaç, müzik için farklılık ve güzellikler sunmaktı. Milletlerin, eğlenme şekilleri ve eğlenmeye bakış açıları, bunun için kullandığı müzik ve oyunlar, bir nevi o milletin kültürel karakterini oluşturmaktadır. Kaldı ki, Anadolu'da ortak eğlence öğelerinin yanı sıra, yöreden yöreye farklılık gösteren eğlence ve müzik tarzları da, zengin bir milli kültürün ve kültür karmasının göstergesidir. Anahtar Kelimeler: Müzik, Anadolu, Türkler, Eğlence, Kültür,

AnadoluEğlencelerMüzik+3
Betül Türk
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Siyasi, idari, iktisadi, sosyal ve kültürel açıdan Sâsânî Devleti

MS. 226 yılında I. Erdeşîr tarafından kurulmuş olan Sâsânî Devletinin Dünya Medeniyet tarihi açısından önemli bir konumu vardır. Günümüz modern devletlerinin sahip oldukları idari kurumların birçoğunun temelleri bu dönemde atılmıştır. Sâsânî Devletinin oluşturmuş olduğu siyasi, iktisadi ve sosyal yapı kendisinden sonraki devletler tarafından olduğu gibi devam ettirilmiştir. Sâsânî Devleti kaynağını halktan alan sosyal bir yapıya ve ciddi bir şekilde işleyen devlet kurumlarına sahiptir. Sahip olduğu kurumsal yapıdan dolayı çağdaşı olan birçok devletten daha modern bir devlet yapısına sahipti. Sâsânî devletinin, daha yakından yapılan bir incelemeyle; son sözün hükümdara ait olmasına rağmen, kısmen güçler ayrılığı ilkesine dayalı anayasal bir devlet olduğu görülecektir.Bu çalışmamızda Sâsânî Devletini siyasi, idari, iktisadi, sosyal ve kültürel açıdan beş ana başlıkta inceleyerek genel anlamda sahip olduğu ana unsurları ortaya koymaya çalıştık. Birinci bölümde devletin kuruluşundan yıkılışına kadarki siyasi tarihi üzerinde durduk. İkinci bölümde devletin kurumlarını, bu kurumlarda çalışan memurları ve kurumların işleyişini kendisinden sonraki dönemleri hangi alanlarda ve nasıl etkilediğini örnekler vererek anlattık. Üçüncü bölümde devletin ekonomik yapısını, tarım, ticaret, endüstri ve sanayi temelli olarak izah ederek; vergi ve toprak sistemi, para politikası ve maden sanayisi hakkında bilgiler verdik. Dördüncü bölümde sosyal sınıflarıyla beraber Sâsânî toplum yapısını ve Sâsânî toplumundaki dinleri inceleyerek ortaya koyduk. Beşinci bölümde ise Sâsânî Devletinin kültürel yapısını edebi, felsefi, mimari ve bilimsel açıdan ele alarak sanatsal yönünü ve halkın yaşam tarzını ortaya koymaya çalıştık.

Ekonomik yapıOrta ÇağSasaniler+3
Ahmet Altungök
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

III. yüzyılın ikinci yarısından İlk İslâm Fetihlerine kadar el-Cezire bölgesi

Çok eski çağlardan beri insanoğlu su kenarlarında yaşam şartlarının elverişli olmasından dolayı medeniyetler kurmuştur. Konumuz olan el-Cezire Bölgesi de Dicle ve Fırat Nehirleri'nin arasında kalan, Batılıların Mezopotamya olarak adlandırdıkları bölgedir. Bölgenin başlıca hâkimleri III. - VII. yüzyıllarda Sâsânîler ile Bizans devletleri olmuştur. Bu iki devlet arasındaki savaşlar, bölgede güçler dengesini ve sınırların da sık sık el değiştirmesine sebep olmuştur.Doğu Roma denilen Bizans'ın doğusunu, Sâsânîlerin ise batı sınırlarını oluşturan el-Cezire bölgesinin başlıca şehirleri; Harran, Edessa (Urfa), Batnae (Suruç), Hasankeyf, Amid ve Nisibis'i (Nusaybin) sayabiliriz. Bunlardan Urfa ve Nusaybin gibi şehirler aynı zamanda birer dini merkez olma kimliğini de taşımaktaydı.İki uygarlık yani Sâsânî ve Bizans, başta din olmak üzere farklı değerlere sahip oldukları için izledikleri politikalar bakımından da farklılıkları vardı. Örneğin biri Nesturi inancını desteklerken, diğeri buna karşı son derece olumsuz davranış sergilemekteydi. Bölgenin durumu İslam fetihleri ile büyük değişikliğe uğramış, coğrafi yer adları bunun en belirgin örneği olmuştur. Aynı zamanda demografik yapı da önemli bir değişim geçirmiştir.Sonuç olarak Sâsânî ve Bizans Devletleri yaptıkları mücadeleler ile önce birbirlerinin gücünü tüketmiş, sonra kolayca İslam fetih dalgasına teslim olmuştur.Anahtar Kelimeler: El- Cezire Bölgesi, Fırat ve Dicle Nehirleri, Mezopotamya, Bizans, Sâsâniler, Sınırlar

Bizans İmparatorluğuEl CezireMezopotamya+1
Nuray Arabacı
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Normanlar döneminde Sicilya Adası (11-12. yüzyıllar)

Sicilya Adası, Akdeniz'in en büyük ve önemli adasıdır. Normanlar egemenliğindeki dönem boyunca ise Sicilya, yalnız Akdeniz için değil aynı zamanda Avrupa için de çok önemli bir konuma sahipti. Kuzey Avrupa'nın en uç bölgesinden hareketle başlayan Norman istilası, Akdeniz'in bu müstesna adasına kadar uzanmıştı. Kuzey Avrupa'nın barbar kavimleri arasında yer alan Normanlar, özellikle 10. ve 11. yüzyıllarda İtalya'da görünmeye başadılar. Özellikle güney İtalya'da ücretli asker olarak hizmet veren Normanlar arasından Hauteville kardeşler sıyrılarak bölgedeki Normanlar'a liderlik yaptılar. Hauteville kardeşlerin öncülüğünde Normanlar, önce güney İtalya'yı daha sonrasında da Sicilya'yı istila etmeye başladılar. Hauteville kardeşlerden I. Roger, Müslümanlar'dan yaklaşık olarak iki yüz yıl boyunca egemen oldukları Sicilya'yı almayı başardı. Ancak Normanlar, kuzey Avrupa'dan birer barbar olarak başladıkları serüvenlerinin sonunda Sicilya'da dönemlerinin en modern, zengin ve ileri kültür seviyesiyle karşılaştılar. Sicilya Adası'nın İslâm, Bizans ve Latin kültürlerinden oluşan zengin mirasını devralan Normanlar, yeni bir kültür sentenzini oluşturmayı başardılar. Normanlar döneminde oluşan bu sentez kültür, Rönesans öncesi Avrupa'nın kültürel değerlerinin oluşumuna önemli ölüçüde katkıda bulundu. Ayrıca Normanlar egemenliğindeki Sicilya'da birçok farklı kültür ve inanca sahip toplulukların barış ve uzlaşı içindeki yaşamları, yalnız kendi dönemleri için değil günümüz modern dünyasına dahi örnek teşkil edecek bir düzeydi. Haçlı seferlerinin başlangıç döneminde Sicilya'yı ele geçiren Normanlar, Avrupa'da oluşan Haçlı ruhu'nun tersine egemen oldukları topraklarda başta Müslümanlar olmak üzere tüm tebaalarıyla barış içinde olmuşlardı.Anahtar Kelimeler: Sicilya, İtalya, Normanlar, İslâm kültürü, Haçlı Seferleri, Bizans.

11. yüzyıl12. yüzyılBizanslılar+6
Seyhun Şahin
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

XI.-XV. yüzyıllarda Yakındoğu ve Avrupa'da teknolojik gelişmeler ve bu gelişmelerin sosyo-ekonomik ve kültürel etkileri

XI.-XV. yüzyıllarda, hem Yakındoğu hem de Avrupa'da sonraki yüzyılları da etkileyen önemli gelişmeler olmuştur. Özellikle de bilim ve teknoloji alanında. Kendini soğuktan koruma, emniyete alma ihtiyacını duyan atalarımızın barınakları muhteşem yapılara dönüştü. Taş balta, kalkanlara ve bugün de lazer silahlarına dönüştü. Mesafeleri kısaltmayı amaçlayan tekerlek, hem küçüldü hem de inanılmaz hızlara ulaştı. Mesafeler sorun olmaktan çıktı. Bir insan yaşamının yarısı kadar zamanda inşa edilen yapılar, teknik sayesinde birkaç yıl içinde inşa edilmeye başlandı. Eskiçağ ve Ortaçağdaki mekanik düzeneklerin ardından buhar gücünün keşfiyle birlikte gelişen makineleşme süreci, bugün farklı enerji kaynaklarıyla çalışan makinelerin kullanımını gerçekleştirdi. Yani bu yüzyıllarda oluşan teknoloji, sadece Ortaçağı değil; aynı zamanda günümüze kadar varan gelişmelerin de kaynağını oluşturmuştur. Bir geçiş dönemi olarak adlandırdığımız Ortaçağdaki teknolojik gelişmeler, sosyal, ekonomik ve kültürel hayatı da etkilemişlerdir. Bu da teknolojinin bir sosyal olgu olmasından kaynaklanmaktadır.

Pınar Ülgen
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı öncesi dönemde Trabzon şehri

Osmanlı Öncesi Dönemde Trabzon Şehri adlı tez çalışmamızda, Trabzon şehrinin Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı Devleti sınırlarına katılmasına kadar geçen dönemdeki iktisadi ve siyasi hayatına dair tarihi malumatlar aktarılmaya çalışılırken ağırlıklı olarak 11. yüzyıl ve sonrası dönem ele alınmıştır.Ticaret merkezi olma vasfını her zaman koruyan Trabzon, Bizans Devletinin sınırları içinde olduğu zamanlarda askeri üs kimliği de kazanmıştır. Coğrafyanın da verdiği avantajla zaman zaman bağımsız hareket eden valilerce idare edilen şehir, IV. Haçlı Seferinin ardından kurulan Trabzon Devleti zamanında Selçuklu, Moğol, Akkoyunlu, Timur ve Anadolu'ya yerleşmiş Türk Beylikleri ile beraber Osmanlı gibi güç odaklarıyla da bir devlet merkezi olarak irtibat halinde olmuştur.

KaradenizOrta ÇağTarih+2
Fatih Aksoy
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

XI. ve XII. yüzyıllarda Avrupa'da ticaret

ÖZET YÜKSEK LİSANS TEZİ XI. ve m YÜZYILLARADA AVRUPADA TİCARET Gülsen ÖZEREN FIRAT ÜNİVERSİTESİ TARİH ANA BİLİM DALI ELAZIĞ 2004, s.210 İnsanlık tarihiyle başlayıp aynı gelişim paralelinde bulunan ticaret, ortaçağ tarihi botunca da yoğun bir seyir takip etmiştir. XI. ve XII: yy'larda Avrupa' daki ticari hamle, beraberinde geniş bir ekonomik ve sosyal refahı getirmiştir. Bir yandan pazar, panayırlar ve banka gelişirken, diğer yandan kentler ve tüccar sınıfı gibi sosyal değişmeler yaşanmıştır. Dönemin sınırlan içinde doğu - batı ilişkileri ile ihracat ve ithalat faaliyetleri artmış ve bu yüzyıllar ticaretin şahlanış dönemi olmuştur. Anahtar kelimeler : Ticaret, Avrupa, para, banka, fiyat

11. yüzyıl12. yüzyılAvrupa+4
Gülşen Özeren
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

(IV. ve VIII. yüzyıllar arası)Sasaniler dönemi Türk-Fars ilişkileri

MS. 224 yılında Ardeşir tarafından kurulan Sasani imparatorluğu 642 yılında Araplartarafından tarih sahnesinden kaldırılmıştır. Sasani imparatorluğunun hüküm sürdüğü MS. III. veVII. yüzyıllar boyunca doğudaki en önemli komşularını Türkler oluşturmaktaydılar. Sasaniimparatorluğunun kurulmuş olduğu, MS. III. yüzyılda, Maveraünnehir ve Toharistan'da küçükyabguluklar halinde bulunan Kuşan Türkleri ilk komşularıdır. Kuşanların yıkılmasından sonraonların yerine kurulmuş olan Akhunlar MS. IV. ve VI. yüzyıllar arasında Sasanilerin doğudakien önemli komşuları halini aldılar. Akhunlar dönemi, Türk-Fars ilişkilerinin yoğunlaştığı birdöneme denk gelmektedir. VI. yüzyılın ikinci yarısından sonra Sasanilerin doğudaki komşuları,Akhunların yerine Göktürkler olacaktır. Akhunları, Sasanilerle ittifak kurmak suretiyle ortadankaldıran Göktürkler bundan böyle Sasani imparatorluğunun yıkılışına kadar onların doğudaki enetkili komşuları halini alacaktır. Bunun yanında Kafkaslarda, Batı Göktürk kağanlığının batıkolu olarak kurulan Hazar devleti ise Sasanilerin önemli kuzey komşularından bir tanesidir.Sasani imparatorluğu ile egemen oldukları dönemlerde kurulan Türk devletleri arasındasiyasi, ticari ve kültürel açıdan önemli olayların gerçekleştiğini görmekteyiz. Maveraünnehir veTürkistan'da kurulan Türk devletlerinin batıya doğru açılma ve ticaret yollarına egemen olmaçabalarıyla; Sasanilerin ülkelerini Hindistan ve Çin ile birleştirmek suretiyle ticaret yollarınaegemen olarak bu ülkelerle aracısız ticari faaliyetlerini yürütmek çabası, iki toplum arasındakisiyasi olayları ve savaşları beraberinde getirmiştir. Göktürk ipeği ve ipekli dokumalarını batıyaulaştırma çabalarının, Sasaniler tarafından sekteye uğratılmasından dolayı Türklerin Bizans'ayakınlaştığını ve bunun sonucunda Hazar denizinin kuzeyi ile Kafkaslar ve Karadeniz'inkuzeyinin önemli bir ticaret yolu haline geldiğini, bu bölgelerde güçlü devletlerin kurulmasınınönünün açıldığını görmekteyiz.Anahtar Sözcükler: Türk, Fars, İpek Yolu, Maveraünnehir, Kafkaslar, Göktürk, Akhun, Hazar,Kuşan, Sasani, Bizans, Arap, ticaret, kültür.

Ahmet Altungök
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

III. ve VI. yüzyıllar arasında Avrupa'da kölelik

İnsanoğlunun kolektif yaşam tarzına geçtiği demir çağından itibaren, kendisine aitgündelik işlerini sürdürebilmesi için, büyük bir iş gücüne ihtiyaç duymuştur. Bu dönemlerdenitibaren başlayan bu ihtiyacı karşılayacak teknolojik gereçlerin yetersiz olması ve işlenecektoprakların bu teknolojik yetersizliğe karşın çok geniş alanları kaplaması, işleyecek insansayısının az olması, zamanla insanların başka insanlara kul ya da daha açık bir kelime ile köleolmasına sebebiyet vermiştir. lkçağ sınırlarına girildikten sonra bu kavram daha da genişleyerek,her alanda hizmet etmek amacıyla efendilerine tam bağımlı insanlar için kullanılan bir terimolmuştur.Bu açıdan bakıldığında ilkçağ toplumlarının en önemli işgücü kaynağı olan köleler, heralanda kullanılabilen, düşünebilen ama hakkı olmayan bir mal statüsünde görülmüştü veefendilerinin her türlü işini yapan, buna karşılık aile dahi kuramayan bir sosyal statüye mecburkılınmışlardı. Mısır medeniyetinde gelişmeye başlayan bu tarzdaki köleci anlayış, Sümerlilerden-Roma imparatorluğuna kadar devam ede gelmiştir. Ortaçağ başlarında da, aynı görüş kabuledilmiş ve bu tarz kölecilik anlayışı Avrupa Germen kavimlerine ve Roma imparatorluğunundevamı olan Bizans imparatorluğuna geçmiştir.Anahtar Kelimeler; Kölelik, Serf, Köle, Köle Hukuku, Azat

Hakan Şanlıbayrak
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yapılan bilimsel çalışmalara göre Hititler'de kölelik kültürü, hukuku ve müessesesi

Hititler döneminde köleler için işletilen hukuk sistemi ve kölelere yapılan muamelenin tespiti için hazırlanan bu çalışmada, Hitit toplumsal hiyerarşisinde en alt sınıfı oluşturan insan grubu olan kölelerin toplum içerisindeki yeri ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmamız "Giriş" ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümü üç kısımdan oluşmuş olup burada Hititlerin tarihsel coğrafyası, Hitit toplumunun etnik kimliği ve siyasi tarihi işlenmiştir. Muhtelif din ve toplumlarda köle kavramının ele alındığı birinci bölümde köleliğin kaynaklarına da genel hatlarıyla değinilmiştir. Hititlerde köle kültürünün anlatıldığı ikinci bölüm ve Hitit kanunlarından yola çıkarak sosyal hayat içinde kölelerin yerinin değerlendirildiği üçüncü bölümden oluşan çalışma, kanunlarda kölelere verilen haklar ile onlara verilen cezalara da değinilerek sonlandırılmıştır. Asıl konunun ele alındığı ikinci ve üçüncü bölümün ana başlıkları; Hitit kültürünün özellikleri, Hititlerde sosyal yapı, Hititlerde kurumsal olarak kölelik ve Hitit kanunlarıdır. Söz konusu kanunlar ve kültür unsurlarından yola çıkarak varılan netice ise, çalışmanın sonunda yer alan sonuç kısmında değerlendirilmiştir.

Hitit DevletiHititlerKölelik
Meltem Cesur
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde bulunan Pers Krallık sikkeleri

İ.Ö. 550 yılında II. Kuroş tarafından kurulan Pers İmparatorluğu, İ.Ö. 330 yılında Büyük İskender'in III. Dara'yı mağlup etmesiyle birlikte tarih sahnesinden silinmiştir. II. Kuroş Med Krallığını devirdikten sonra Anadolu'nun içlerine kadar ilerlemiş ve Babil'i de topraklarına katarak, Ege kıyısından İndus Nehrine, Hazar kıyısından Nil Nehrine kadar uzanan bir coğrafyaya hükmeden büyük bir imparatorluk kurmuştur.Büyük ünvanı ile bilinen II. Kuroş İ.Ö. 547 yılında Lidya kralı Kroisos'u yenilgiye uğratarak sadece Lidya Krallığının başkenti Sard'ı ele geçirmemiş aynı zamanda Anadolu'nun yaklaşık iki yüz yıl boyunca Pers egemenliği altında kalmasını da sağlamıştır. Sard'ın alınmasıyla birlikte sikke ile tanışan Perslerin kullandıkları ilk sikkeler, Kroisos sikkeleri olmuştur. I. Dara'nın Pers tahtına çıkmasıyla birlikte Perslerin kendilerine ait ilk sikkeleri basılmaya ve kullanılmaya başlanmıştır. Krallık sikkeleri olarak adlandırılan bu sikkelerin I. Dara'dan sonra da üzerlerinde ufak bir takım değişiklikler yapılarak Pers İmparatorluğunun sonuna kadar darp edildikleri bilinmektedir.

Anadolu Medeniyetleri MüzesiPerslerSikke
Özlem Bal
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklularda at ve atçılık kültürü

Bu çalışmada; Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu toplumlarında at ve atçılık kültürü incelenmiştir. Elimizdeki veri ve kayıtların, Selçuklu devletleri ordularındaki atların sayıları, özellikleri, ırkları (cinsleri) ve bu atların eğitimleri, at yetiĢtiriciliği ve atların sosyal ve kültürel yaşamdaki yerleri gibi konularda yeterli bilgi içermemesi nedeniyle bu çalıĢma planlanmıĢ ve gerçekleĢtirilmiĢtir. Bu konuya yönelik olarak yazılmış önemli belgeler ve yazılı eserler incelenmeye çalıĢılmıĢ ve daha sonra bu bilgiler sınıflandırılarak ve karĢılaĢtırılarak sonuçlara ulaĢılmıĢtır. En geç evcilleĢtirilen hayvan türü olan ve Türkler tarafından evcilleştirilerek ilk kez kullanılan atlar, zaman içerisinde gerek Selçuklular öncesi Türk ve Ġslam devletlerinde ve gerekse Selçuklularda, devletin ve özellikle ordunun temel yapıtaşlarından biri haline gelmiĢtir. Atın varlığı, Türk ordularının gerek savaĢ taktiği ve gerekse savaĢ düzeni yönünden bir dizi farklılık ve yenilik oluĢturması için önemli bir alt yapı hazırlamıĢtır. Orta Asya‟daki en eski dönemlerden Anadolu Selçukluları dahil tüm Türk devletlerinde atla bütünleĢmiĢ yaĢam biçimi ve bundan doğan askeri geliĢimler, diğer devletlerin Türkler karĢısındaki baĢarısızlığının temel nedenlerinden birini oluĢturmuĢtur. Selçuklularda atların sosyal ve kültürel yaĢamdaki önemine değinilen çalıĢmada, ortaçağ Türk-Ġslam toplumlarında at sağlığı ve hastalıkları yönünden önemli belgeler olan baytarnameler de incelenmiĢ ayrıca gerek savaĢlarda gerekse av ve spor amaçlı etkinliklerde atların kullanımı üzerine detaylı bilgiler eĢliğinde, Selçuklularda atın sahip olduğu büyük önem vurgulanmaya çalıĢılmıĢtır. Anahtar Kelimeler At, EvcilleĢtirme, Baytarname, Selçuklular, Türk Tarihi.

Anadolu SelçuklularıAt kültürüAtlar+3
Tuğşad Ata Türkmen
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Prof. Dr. Mustafa Kafalı'nın hayatı ve eserleri

Prof. Dr. Mustafa Kafalı, Türk Tarihinin, Ortaçağ'dan Yeni ve Yakınçağ'a kadar farklı alanlarda araştırma ve incelemeler yapmış, yakın dönem tarihçiliğimizin önemli isimlerinden biri olmuştur. Yazdığı eserler ve yetiştirdiği öğrencileriyle modern Türk Tarihçiliğinin gelişmesine büyük katkılarda bulunmuş, önemli bir bilim insanı olmuştur. Ortadoğu Tarihi, Anadolu'nun Fethi ve Türkleşmesi, Kafkaslarda yaşayan Türk soydaşlarımız, Türk Dünyası gibi çalışma alanları, Mustafa Kafalı'nın üzerinde durduğu başlıca konuları oluşturmaktadır. Bu çalışmada Türk tarihçiliğine önemli hizmetleri bulunan Prof. Dr. Mustafa Kafalı'nın hayatı, eserleri ve kişiliği ele alınmaya çalışılmıştır. Çalışma sırasında kendisinin kitapları, makaleleri ve diğer çalışmaları temel alınarak bir metin tesis edilmeye çalışılmıştır.

BiyografiKafalı, MustafaKitaplar+4
Muammer Meşe
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Mardin tarihi bibliyografyası

Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Mardin Şehri hakkında çok sayıda çalışma yapılmıştır. Bu tezde çok farklı disiplinlerde yapılan çalışmalar bir arada, tarandıkları bilim dallarına göre tasnif edilmiştir. Bu çalışmada geçmişten günümüze Mardin; buraya bağlı ilçeler, bu ilçelerde bulunan tarihi yapıtlar, milletler, diller ve buralardan çıkan tanınmış simalar hakkında yazılan eserlerin künyesi bibliyografik bir usulle verilerek araştırmacıların bu eserlere daha hızlı ve kolay ulaşması amaçlanmıştır. Sosyal ve beşeri bilimlerin yanında Mardin'e dair mühendislik, fen ve sağlık bilimlerine ait künyeler de kayda alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Mardin, Bibliyografya, Dâra, Midyat, Hasankeyf, Nusaybin.

BibliyografyaKent tarihiMardin
Selahattin Acar
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Geç Ortaçağ Güney Kafkasya (Azerbaycan-Gürcistan-Ahıska) Tarihi Coğrafyası (11. YY. başlarından 15. YY. ikinci yarısına kadar)

Çok eski devirlerden beri yerleşmelerin olduğu Güney Kafkasya coğrafyası tarihi süreç içerisinde bulunduğu coğrafi konumu, stratejik açıdan geçiş bölgesinde olması ve yeraltı ve yerüstü kaynaklarının zengin olması bakımından birçok devletin egemenlik sahasında yer aldığı bir bölge oldu. Coğrafyanın otlak bakımından zengin olması Oğuzların Kınık Boyuna mensup Selçuklu Türkmenlerinin dikkatlerinden kaçmamış ve Anadolu'ya yapılacak seferler için önemli üs bölgesi olması bakımından da Selçukluların egemenlik sahasında yer almıştır. Tuğrul ve Çağrı Beylerin başında bulunduğu Türkmen grupları bir taraftan bağımsızlık kurma yolunda iken, bir taraftan da Güney Kafkasya coğrafyasında keşif hareketlerinde bulunmaktaydılar. Yapılan keşif hareketleri sonunda bölgede siyasi bir birlikteliğin olmadığı tespit edilmiş ve bu durum karşısında Selçuklu Türkmenleri siyasi teşekküllerini Güney Kafkasya üzerinde yoğunlaştırdılar. Siyasi vaziyetin mücadeleler için uygun olması ile birlikte Selçuklu akınları meydana gelmiş ve bunun sonunda da Türkmen göçleri yaşandı. Yaşanan göç hareketleri sadece Selçuklular ile sınırlı kalmayıp tarihin belirli dönemlerinde devam etti. Özellikle Moğolların önünden kaçan Türkmen birlikleri Güney Kafkasya bölgesine geldi. Bu göçler sonunda bölgede edebiyat dilinin Türkçe olmasında büyük katkı sağladı. Selçuklular ile başlayan askeri mücadeleler Selçukluya bağlı vasal devletler, Moğollar, İlhanlı Moğolları, Harezmşahlar ve Timur Devleti ile devam etmiştir. Bu devletler ise bölgede egemenlik kurması ile birlikte sanatkârları, edip ve şairleri desteklemeleri sonucunda önemli mimari yapıların ve edebi eserlerin meydana gelmesinde büyük katkıları oldu.

Ahıska SancağıAzerbaycanCoğrafya+6
Feridun Şenol
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

4/10. yüzyılda Bağdat (Topografya, toplumsal yapı, gündelik hayat)

Ebû Ca'fer el-Mansûr tarafından 149/766 yıllında Dicle Nehri'nin batı sahilinde kurulan Bağdat, yüzyıllar boyunca İslâm dünyasının ilim, sanat, kültür ve ticaret merkezi olmuştur. Yarım asırlık Sâmerrâ dönemi [221-279/766-892] dışında, kuruluşundan 1258'deki Moğol işgaline kadar Abbâsîlere başkentlik yapmıştır. Mîlâdî onuncu asrın başında Halife Mansûr'un kurduğu Dâirevî Şehir [el-medînetu'l-mudevvera], merkezî özelliğini kaybetmiş, Mu'tazıd'dan sonra gelen halifelerin tamamı doğu yakasındaki saraylarda ikamet etmişlerdir. Bu yüzyılın başında yaşanan köklü değişim sonucunda Bağdat'ın nüfus ve iskânının ağırlık merkezi doğu yakasına kaymıştır. Bu durum, 334/946'da başlayan Bağdat'taki Büveyhî hâkimiyeti döneminde de devam etmiştir. Şehrin imar ve iskânında yaşanan bu değişim etnik, dînî ve sosyal zümreleri etkilemiştir. Siyâsî, iktisâdî ve kurumsal yapılarda görülen gerileme toplumsal hayattaki değişikliklerin başlıca sebebini oluşturmuştur. 324/935'ten itibaren halifenin idârî, mâlî ve askerî bütün yetkilerini emîru'l-umerâlara bırakması askerî ve ekonomik güce sahip olan unsurlar arasında rekabete neden olmuş ve Büveyhîler'in Bağdat'ı ele geçirmelerine yol açmıştır. Halifelik üzerindeki bu tahakküm Abbâsî saray protokollerinde, üst düzey atamalarda ve idârî-mâlî yapıda bir kırılma noktası meydana getirmiştir. Bu sebeple Halife Râzî'nin, ordu ve mâliyeyi bizzat idare eden, nedimleriyle [nudemâ'] birlikte oturup onlara ihsanlar dağıtan ve selefleri gibi giyinen son halife olduğu vurgulanmıştır. Bütün bu gelişmeler, giyim kuşamdan yeme içmeye, bir saray geleneği olan sürek avından oyun ve yarışlara kadar gündelik hayat pratiklerinde de önemli bir dönüşüme yol açmıştır.

Günlük yaşamIrak-BağdatKent tarihi+3
Abdulhamit Dündar
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kerkük şehri ve Türkmenler (Türkmenlerin siyasi ve sosyo-ekonomik yapısı 1921-1990)

Kerkük şehri ve Türkmenler, uzun yıllar boyunca farklı devletlerin egemenliği altında kalsalar da çoğunlukla Türkler tarafından kurulan devletlerin hâkimiyeti altında yaşamışlardır. Bu durum Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Osmanlı Devleti'nin yıkılmasıyla değişmiştir. İngiliz nüfuzu altında kurulan Irak Devleti; birer eski Osmanlı vilayetleri olan Basra, Bağdat ve Musul'un birleştirilmesiyle meydana getirilmiştir. Fakat Kerkük'ün de içinde yer aldığı Musul vilayeti yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile İngilizler ve nüfuzları altındaki Irak Devleti arasında üzerinde anlaşmaya varılamayan bir meseleye dönüşmüştür. Uzun görüşmeler sonucu Musul Meselesi, 1926 yılında İngilizler ve Irak Devleti lehine çözümlenmiştir. Böylece Musul vilayeti Irak'a dahil olunca Kerkük de 1926 yılında Musul vilayetine bağlı olarak Irak Devleti'nin bir şehri olmuştur. Bu nedenle burada yaşayan Türkmenler de Irak Devleti vatandaşlığına geçmişlerdir. Bu değişim, hem Kerkük hem de Türkmenler açısından bir takım sonuçlar ortaya çıkarmıştır. İşte bu çalışmada 1921-1990 yılları arasında Kerkük şehri ile Türkmenlerin yaşamış oldukları siyasi, sosyal, ekonomik değişimler ve bu değişimlerin sebep-sonuçları ele alınmaya çalışılmıştır.

Ekonomik yapıIrak-KerkükKent tarihi+6
Ferruh Kayalan
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Erken Ortaçağ Avrupa'sında ünlü ziyafetler

Tarihsel süreç içerisinde toplumların sahip oldukları beşeri ve siyasal özellikler, onları bulundukları coğrafi ortamlar ile değerlendirilmesini gerekli kılmıştır. Bu tür dinamikleri, bir dönem incelemesi ve fikir irdelemesinin her zaman önemli ayrıntıları olmuşlardır. Özellikle belli bir sınır içeren ve özel alana giren çalışma konularının incelenmesi, konunun bütünsel açıdan ele alınmasını gerekli kılar. Tarihsel bütünlük ilkesi, çağların ve özel alan içeren konuların genelden özele incelenmesi için önemli bir yoldur. Bu nedenle çalışmalara başlanmadan ve insan psikolojisi, toplum sosyolojisi ve bunları oluşturan kültürlerin temeline inmeden mümkün görünmemektedir. Erken Ortaçağ Dönemi'ndeki ziyafet kültürü bağlamı da bu konuda önemli bir süreklilik içermesi gereken bir sıralama içermektedir. Çalışmanın ilk dönemlerinde, tarihsel bağlamdan ayrı kalınmaması için bir önceki dönem ve kültür sürekliliği görülen Geç Antik Çağ dönemi ve dönüşümleri göz önünde bulundurulmuş ve dönemin Antik yazarlarının kitaplarındaki birinci elden kaynaklardan alıntılar yapılmıştır. Bu konuya süreklilik bağlamında gereğinden fazla önem gösterilmiştir. Konunun devamında sosyal bir ana tema üzerinde durulmuş ve ziyafet türleri çeşitlere indirgenmiş ve açıklanmış, benzerlikler ve ayrımlara özellikle yer verilmiştir

AvrupaOrta ÇağYeme tutumu+3
Meltem Koştu
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Geç Ortaçağ seyyah ve coğrafyacılarının gözüyle Endülüs

İslam tarihi boyunca önemli bir evreyi kapsayan Endülüs İslam Tarihi ve Endülüs'ün değerli toprakları bu çalışmayı yapmak için yol gösterici oldu. Bu çalışmada Endülüs toprakları hakkında verilen bilgiler, güvenilir kaynaklardan faydalanarak verilmeye çalışıldı. Bu tez çalışmasında, Geç Orta Çağ'da Seyyah ve Coğrafyacılarının Gözüyle Endülüs incelenmiştir. Endülüs 711 yılında Müslümanların fethettiği bir yerdir. 1492 yılında ise son toprak parçası olan Gırnata'yı kaybedince İber yarımadasındaki İslam hâkimiyeti son bulmuştur. İslam hâkimiyetinde bulunduğu sürece Müslümanlar ve bölgede yaşayan Yahudi ve Hıristiyanlar birlikte güzel bir medeniyet kurmuşlardır. Müslümanlar sekiz asır boyunca Endülüs'ün eğitimi, ziraatı, ticareti ve üretimine katkıları çok miktardadır. Geç Orta Çağ seyyah ve coğrafyacılarının eserlerine göre yapılan bu eserde ulaşılamayan kaynaklardan faydalanılamadı. Ulaşılan kaynaklarda, güvenilir ve doğru bilgiler kullanıldı. Endülüs hakkında genel bilgiler verildi. Coğrafyası, ekonomisi, dini ve şehirleriyle ilgili bilgiler aktarıldı. Bilgilerin doğruluğunu arttırmak için güncel yazılan eserlerden de faydalanıldı.

CoğrafyaEndülüsOrta Çağ+2
Mete Sağlam
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

14. ve 15. yüzyıllarda Polonya Krallığı (Siyasî, ekonomik, sosyal ve kültürel yönden)

Baltık ile Karadeniz'in kuzey kıyıları arasında ortaya çıkan Slavların, VI. yüzyılın başlarında güney ve güneybatıya ilerleyerek Tuna ile Elbe havzalarına yerleşmeleri, Slav tarihinin başlangıcını teşkil etmektedir. Bugünkü Poznań yakınlarında, Warta nehri boyunca yerleşmiş ve kendilerini 'tarla halkı' anlamına gelen 'Polonie' şeklinde adlandıran bu dağınık haldeki toplulukların, X. yüzyılın başlarında efsanevî lider Piast tarafından bir araya getirilmeleriyle Polonya teşkil edilmiştir. Tarih, süresince, siyasî birtakım menfaatleri doğrultusunda çeşitli ülkelerle ortaklık kuran Polonya'nın değişim ve gelişim sürecinin, X. yüzyılda I. Mieszko'nun Hristiyanlığı kabul etmesiyle başladığını söylemek mümkündür. XIV. yüzyılın sonlarında Litvanya ile gerçekleştirmiş olduğu birlik ise çok kısa zamanda Avrupa'nın en güçlü krallıklarından biri haline gelmesini sağlamıştır. Ayrıca Hristiyan Katolik bir ülke oluşu, onu Batı'ya yakınlaştırırken; başta Macaristan, Bohemya, İngiltere ve İtalya gibi ülkelerden ticaretten edebiyata kadar bir çok alanda etkilenmesine de sebebiyet vermiştir. Polonya'nın tarihî gelişimindeki en önemli hususlardan biri de Litvanya ile kurduğu birlik olmuştur. Tezimizde ele aldığımız dönemleri kapsayan bu süreç, XIV. yüzyılda başlamış ve XVIII. yüzyılın sonunda nihayetlenmiştir. Bilhassa Töton Şövalyelerine karşı müşterek menfaat doğrultusunda gerçekleştirilen ve başlangıçta şahsi nitelikteki birlik, 1413'te yapılan antlaşmayla güçlendirilerek, süreklilik kazanmış ve bir hanedanlık birliğine dönüşmüştür. Ancak iki ülke arasındaki ortaklık siyasî rekabet, monarşinin teşkilindeki başarısızlık, dinî farklılıklar ve dış münasebetler nedeniyle zamanla zayıflamış; 1795 yılında ise tamamen ortadan kalkmıştır. Ağırlıklı olarak yabancı kaynakların kullanıldığı tezimizde, başlangıcını Polonya'nın Hristiyan oluşunun teşkil ettiği dönemin yansımalarının en etkin şekilde ortaya çıktığı zaman dilimi olan XIV. ve XV. yüzyıllarda yaşanan siyasî, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlardaki değişim ve gelişimler ele alınmıştır. Ülkemizde Orta Çağ Polonya'sına ilişkin kapsamlı çalışmaların bulunmaması sebebiyle tezimiz vasıtasıyla hem bu konudaki eksikliği gidermek hem de bu hususta çalışmak arzusundaki araştırmacılara bir nebze olsun ışık tutabilmek amaçlanmıştır.

14. yüzyıl15. yüzyılHristiyanlık+2
Ebru Emine Oğuz
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

11-15. yüzyıllarda Azerbaycan ve Gürcistan'da endüstri ve ticaret

Bu çalışma esas olarak XI ve XV. yüzyıllar arasına ait endüstri ve ticaret kayıtları üzerinden Azerbaycan ve Gürcistan'ın endüstri ve ticaretin mahiyetini sorgulamaktadır. İlk olarak, bölgenin coğrafyası ve siyasi durumu hakkında bilgi sunulmaya çalışılmıştır. Azerbaycan ve Gürcistan coğrafyası geniş bir bölgeyi ihtiva etmektedir. Bölgedeki şehirler coğrafi ve siyasi oluşumlara göre değişkenlik göstermesi nedeniyle şehirler dönemlere ayrılarak sunulmaya çalışılmıştır. Ayrıca bölgenin Asya ve Avrupa arasında önemli bir coğrafi konumda bulunması üzerine Azerbaycan ve Gürcistan birçok devletin himayesi altında girmiştir. Gürcistan Krallığı uzun yıllar boyunca bölgede hakimiyet kurmasına rağmen, Azerbaycan coğrafyası üzerinde birçok devletin kurulduğu görülmektedir. Bu durum ise farklı kültürlerin oluşmasına katkı sağlamıştır. Her devlet hâkim olduğu topraklarda yatırımlarda bulunarak şehirlerin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Özellikle başkent olarak belirlenen şehirlerde yatırım faaliyetleri daha fazla olmaktaydı. Kaynakların verdiği malumatlara göre Azerbaycan ve Gürcistan şehirlerinde endüstri ve ticaretin gelişme gösterdiği görülmektedir. Bölgede bulunan endüstri dalları hakkında malumatlar sunulmaya çalışılmıştır. Bölgede birçok endüstri dalı olmasına rağmen dokumacılık endüstrisi büyük öneme sahipti. Özellikle Azerbaycan halıları çok ünlüydü ve birçok bölgede tercih edilen önemli dokuma ürünüydü. XIII. yüzyılda Tebriz'in İlhanlı Devleti'nin başkenti olması ile birlikte Tebriz daha fazla ön plana çıkmaya başlıyordu ve burada dokuma atölyeleri de kurularak devletin iktisadi yapısına önemli katkılar sağlamaktaydı. Bölgenin iklim şartlarının elverişli olması neticesinde tarım üretiminde çok fazla sulama ihtiyacına ihtiyaç duyulmadan ürün yetiştirilebilmekteydi. Kurak olan kesimlerde ise su kanalları açılarak tarım alanları sulanmaya çalışılmıştır. Ortaçağ müellifleri Azerbaycan hakkında bilgi aktarırken Azerbaycan'ın tarım ürünleri bol ve bereketli bir diyar olarak övgü ile bahsetmektedirler. Halkın da önemli uğraş alanlarından biri de tarım idi. Safran, tahıl ve pamuk gibi tarım ürünleri önemli bir yer tutuyordu. Son olarak, Azerbaycan ve Gürcistan, Asya ve Avrupa arasında bir köprü vazifesi görmesi nedeniyle önemli ticaret yolları da bölge üzerinden geçmekteydi. Bölgedeki ticaret yolları, ticaret unsurları, ticaretin gelişmesi ve ticarette yaşanan olumsuzluklar hakkında bilgiler verilerek dahili ve harici ticaret ilişkilerin kurulması ele alınmıştır. Önemli ticaret yollarının bölge üzerinden geçiyor olması bölgedeki ticaret potansiyelinin gelişmesine önemli katkılar sağlamıştır. Dahili ve harici pazarlarda, imal edilen ürünlere olan taleplerin yoğun olması neticesinde şehirler de büyük gelişmeler yaşamıştır. Ticaretin devletler için büyük iktisadi kazançlar sağlaması üzerine devlet yöneticileri ticari faaliyetlerin gelişmesi için hususi önem vermişlerdir. Gazan Han ve Uzun Hasan ise bazı ıslahat hareketlerinde bulunarak bir kanunname hazırladılar ve ticarette sorun teşkil eden vergi düzenlemelerini yeniden gözden geçirmişlerdir.

Feridun Şenol
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00

Other supervisors