Prof. Dr. Ayşe Demir danışmanlığındaki tezler
12 tez · Ankara Yıldırım Beyazıt University
Tanzimat Dönemi romanlarında elit ve entelektüel temsili
Modern kültürel arayış, sosyal, siyasal, ekonomik, hukuki ve bilimsel alanda yeni bir bilinçli yapılanmaya işaret eder. Bu bilinçli inşa süreci toplumsal tabakalaşma sisteminde yeni sınıfların, farklı zümrelerin, modern düşünce öncülerinin, evrensel kültür adamlarının ortaya çıkmasını zorunlu kılar. Modernleşmeyle birlikte Batı'nın toplumsal gerçekliklerine tekabül eden bazı kavramların Türk yazınında ne tür bir gerçekliğe işaret ettiği tartışılır bir konudur. Bu argümanın kapsamını oluşturan kavramlardan ikisi 'elit' ve 'entelektüel'dir. Çalışma, 'elit' ve 'entelektüel' kavramlarının Tanzimat Dönemi romanlarında ne şekilde temsil edildiğini çözümlemeyi amaçlar. Son dönem Osmanlı'nın modernleşme çabaları, Tanzimat reformları, Batılılaşma ve yenileşme girişimleri bu dönemin ve konunun seçilmesinde etkili olmuştur. Böylece konu bağlamında çizilen çerçevede ilk olarak elit ve entelektüel kavramlarının tanımı ve tarihsel gelişim-dönüşüm evreleri verilmiştir. Tarihsel süreçte bu kavramların zihinsel olarak ortaya çıkış koşulları, farklı toplumlarda ve kamusal alanlarda anlamlandırılma biçimleri, literatüre dâhil edilmeleri, bireysel tanımlamalara, teorik olarak hangi sınıflandırmalara ve kuramlara tabii tutulduğu bir bütünlük içerisinde sunulmuştur. Tanzimat döneminin zihinsel, ekonomik, sosyal, hukuki, siyasal yapılanmasını anlamak roman karakterlerini çözümlemek adına önem arz eder. Bu nedenle ikinci aşamada elit ve entelektüel kavramlarının Osmanlı-Türk modernleşmesinde nasıl bir portre çizdiği açıklanmıştır. Kavramların tarihsel süreç içerisinde işaret ettikleri sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik ve zihinsel pratikler 'zamanlarına ait insanlar' söylemini anlamlı kılar. Tanzimat dönemi yazarları yeni bir tür olan romanla bu anlamlandırılan pratiklerin ilk temsillerini yaratmışlardır. Romanlardaki karakterler dönemin gelişmeleri çerçevesinde bilgi, uzmanlık, özgürlük, kültür üreticisi-aktarıcısı, sürgün, yabancılaşma gibi özelliklerle entelektüel temsillerini; zenginlik, prestij, statü, ahlak gibi toplumsal kaynaklar ile karizma, motivasyon, enerji, zaman gibi bireysel kaynakların harmanlanmasıyla da elit temsil biçimlerini yansıtmada ayna görevi görür. Böylece araştırmaya konu edilen elit ve entelektüel temsili Ahmet Mithat Efendi'nin Felatun Bey'le Rakım Efendi, Namık Kemal'in İntibah, Recaizade Mahmut Ekrem'in Araba Sevdası, Samipaşazade Sezai'nin Següzeşt, Hüseyin Rahmi'nin Şıpsevdi, Fatma Aliye Hanım'ın Muhadarat, Mizancı Murat'ın Turfanda mı Yoksa Turfa mı? adlı romanlarındaki karakterlerden hareketle içerik ve söylem analizi yöntemiyle saptanmaya çalışılmıştır. Romanların çözümlenmesiyle yapılan tespitler sonucu elit ve entelektüel temsilleri sınıflandırılmıştır. Entelektüel temsilleri: Amatör entelektüeller, kültürel sembollerin kullanıcıları, aktarıcıları, üreticileri olarak tekrarlayıcı ve yaratıcı entelektüeller, 'insan özgürlüğünü ve bilgisini artırma' amacı taşıyan entelektüeller, sürgün entelektüeller. Elit temsilleri ise: Servet sahibi alafranga elitler, ekonomik ve kültürel sermaye sahibi elitler, "üst ahlaksızlık" söylemi çerçevesine elit temsili olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Bunun yanı sıra elit dolaşımı teorisi de romanların çözümlenmesiyle Fazıla'dan Peyman'a, Peyman'dan Fazıla'ya elit dolaşımı ve ekonomik elitlerin dönüşümü olarak incelenmiştir.
Türk dünyası romanlarının Türk edebiyatı içerisinde kanonlaşması meselesi
Türk Dünyası Romanlarının Türk Edebiyatı İçerisinde Kanonlaşması Meselesi (1956-2000) Kanon, ilk olarak Helenistlik çağda ortaya çıkmış bir terimdir. Terim, birçok sanat alanına Rönesans döneminde yansımıştır. Dinin özünü oluşturan metinleri kapsayan bir terim olarak ortaya çıkan kanon, tarihsel süreç içerisinde anlam genişlemesi yaşayarak edebiyat içerisinde de kendisine yer bulmuştur. Kanon terimi, edebiyat bilimi içerisinde ulus-devlet anlayışıyla birlikte gelişmiştir. Edebiyatta kanon, estetik değer, metin dolaşımı, müfredat ve okur tercihi gibi belli ölçütler etrafında şekillenmiştir. Edebiyat içerisinde kanon, belli unsurlar etrafında belirlenmiştir. Kanonu belirleyen unsurlar, devlet, akademisyenler, araştırmacılar, kültürel kurumlar, eleştirmenler, dergi, gazete ve halkın ilgisidir. Türk edebiyatı içerisinde kanonun bu unsurlarla belirlendiği tespit edilmiştir. Bu çalışmada kanonun gelişim evresine değinilerek edebiyata ve Türk edebiyatına yansıması literatür taraması yapılarak verilmiştir. Literatür taramasında kanon teriminin şiir ve roman üzerinde etkinlik kazandığı görülmüştür. Çalışmada Türk edebiyatında kanon tartışmalarına genel hatlarıyla değinilerek tezin odak noktası olan Türk Dünyası romanlarının Türk edebiyatı içerisindeki kanonlaşma meselesi ele alınmıştır. Türkiye'de Türk Dünyası romanlarının 1956'dan itibaren basılmaya başlandığı tespit edilmiştir. Millî Eğitim Bakanlığı lise ders kitapları ve üniversite ders kitaplarına eklenen 50 Türk Dünyası romanı tespit edilmiştir. Tespit edilen 50 romanın 1956-2000 yılları arasında basılan romanlar olduğu görülmüştür. Romanları Türkiye Türkçesi'ne aktarılan Cengiz Dağcı, Cengiz Aytmatov, Anar Rızayev, Elçin Efendioğlu, Yusuf Samedoğlu, Mevlüt Süleymanlı, Kurban Said, Sadreddin Ayni, Adil Yakuboğlu, Abdullah Kadiri, Pirimkul Kadirov, Nur Ali Kabul, Musa Aybek Taşmuhammedoğlu, Şükrullah Yusufoğlu, Muhtar Awezov, Tahavi Ahtanov, Annaguli Nurmemmet, Tirkiş Cumageldi, Muhammed Ayaz İshaki, Ömer Osman Erendoruk, Halimat Bayramuk ve Özker Yaşın gibi yazarların romanları tematik bağlamda çözümlenerek hangi kanona dâhil edilebilecekleri açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kanon, Edebiyatta kanon, Türk Edebiyatında kanon, Türk Dünyası Romanları.
Türk hikâyesinde yolculuk arketipi (1980-2000)
Arketipçi Eleştiri, mitoloji, sosyoloji, psikoloji ve felsefe alanlarından yararlanarak edebî eserlerde kodlanmış kolektif bilinçdışını ortaya çıkarmayı amaçlar. Kolektif bilinçdışında bulunan arketipler, bireyler arasında benzer duyguları, düşünceleri ve imgeleri ortaya çıkaran evrensel davranış özellikleridir. Aynı zamanda deneyimleri kontrol etme ve yönlendirme kapasitesine sahiptirler. Bu çalışmada, 1980-2000 yılları arasında hikâyeleri yayımlanan Murathan Mungan, Mustafa Kutlu, Cemil Kavukçu, Cihan Aktaş, Rasim Özdenören, Hasan Ali Toptaş, Erendiz Atasü, Ramazan Dikmen, Sadık Yalsızuçanlar, Selim İleri, Cemal Şakar, Hüseyin Su, Adalet Ağaoğlu, Yusuf Atılgan ve Ayşe Kulin'e ait kırk altı hikâye kitabındaki hikâyeler, Joseph Campbell'in Kahramanın Sonsuz Yolculuğu adlı eserinde belirtilen yolculuk arketipi aşamaları doğrultusunda incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda, söz konusu Türk hikâye yazarlarının, hikâyelerinde yolculuk arketipini nasıl yansıttıkları, bu arketipleri hangi yöntemlerle kullandıkları ve arketiplerin hikâyelerin anlamına nasıl etki ettiği belirlenmeye çalışılmıştır.
Halid Ziya Uşaklıgil'in romanlarında tekseslilik
Bahtin'ce edebiyat sahasına uyarlanan teksesliliğin Dostoyevski'nin sanat tasarımının ayırt edici taraflarının aydınlatılmasında kıyas ölçütü olarak ele alınması onu sadece Rus teorisyenin çalışmalarıyla çerçevelemeyi zorlaştırır. İma edilen çetrefilliğe rağmen seçili bir roman kümesini tekseslileştiren faktörleri Bahtinyen anlamda saptayabilmek, yansıtıcı bilinç konumundaki anlatıcının sesinin kahramanınkiyle bağlantılarını bulmakla mümkündür. Halid Ziya'nın roman kahramanlarının okura arzında kullanılan his ampirizmi, sözsüz iletişim, aforizma, öngörü ve nesneleştirme (tablolaştırma-heykelleşme) gibi retorik araçlar, kahramanın sesinin aslında anlatıcıya ait olduğunu ispatlar. Onların tekâmülünü incelemek, yazarın romancılığındaki kırılma noktalarını saptayabilmeyi kolaylaştırdığı gibi okurun, eserin anlam inşasındaki rolünün kısıtlandığını ve romanların teksesli bir yapıya büründüğünü de açığa çıkarır.
1950 sonrası türk hikâyesinde ekoeleştiri ve çevre bilinci
Özellikle çeyrek asırdır çeşitli platformlarda tartışılmakta olan çevre meselesinin elbette Türk hikâyesinde de belirli yansımaları bulunmaktadır. Edebiyat-çevre etkileşimini hikâye türü ekseninde ele alan ve 1950 sonrası Türk hikâyesindeki çevre hassasiyetini inceleme amacı taşıyan bu tez çalışması, üç ana bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde, metin içindeki anahtar kavram ve terimlerden olan çevre, ekoloji ve ekoeleştirinin çağrışım alanı irdelenmektedir. Çalışmaya yön veren ekoeleştiri kuramının geçmiş, güncel ve yakın gelecekteki olası yorumlarıyla birlikte sanat ve edebiyatın işlevselliği üzerinde durulmuş, eleştiri geleneğinin bilinç sağlayıcı yönü vurgulanmıştır. İkinci bölüm, dünyanın muhtelif bölgelerinde bulunan toplumların ekolojik davranışını belirleyen inanç ve kültür değerlerine ayrılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise yarım asrı aşkın bir süre zarfında Türk hikâyesine doğrudan ya da dolaylı olarak aktarılan çevre eleştirisi yer almaktadır. Eserler arasında tekrar eden tematik başlıklar, her dönem etkisini hissettiren, ortak sorunların bulunduğunu göstermektedir. Bununla birlikte sadece belirli dönemlerde gündeme getirilmiş, bölgesel ve devamlılık arz etmeyen çevre krizlerinden de bahsedilmektedir. İlgili bölümün son üç tematik başlığında ise doğanın haz uyandırıcı işlevi, ekosistemdeki işleyişin edebî metne aktarımı ve incelenen anlatılardan hareketle vücut bulan çevreci tiplemenin temel nitelikleri tartışılmıştır. Güncel gelişmeleri oldukça yakından takip eden ekoeleştiri kuramı, disiplinler arası yaklaşımıyla yerkürenin tarafında olmayı ilke edinmektedir. Kuram içindeki yaklaşımlar hâlen farklılaşma ve genişleme eğiliminde olsa da son kertede temel savunu doğal çevreyi korumaktır. Çevre kuramı, sınırsız eylemlere imza atmak suretiyle doğal yaşamın istikrarlı işleyişine engel olan insanlığa, sanat aracılığıyla çağrıda bulunmaktadır. Özetle ortak yaşama bilincini yeniden hatırlatma niyetindeki bu çalışma, edebiyat-çevre incelemelerine katkıda bulunmayı hedeflemektedir.
Cumhuriyet dönemi romanlarında kitle psikolojisi (1923-1940)
Cumhuriyet Dönemi Romanlarında Kitle Psikolojisi (1923-1940) adlı bu tezin konusu, tarihsel ve toplumsal değişimler düzleminde önemli bir figür olan kitlelere Cumhuriyetin ilk yıllarında ne derece yer verildiği, kitle çeşitleri ve kurguyu oluşturan ögelerin kitleleri yansıtma hususunda gösterdiği işlevdir. Tezimizdeki ana amaç; 1923-1940 arası romanlarda Cumhuriyetin kuruluşunu hazırlayan süreçte ortaya çıkan toplumsal fikirlerin, ideolojilerin Türkiye Cumhuriyet'i kurulduktan sonra yazılan romanlara yansımasını; bu fikir ve ideolojilerin romanlardaki kitlesel söylemi hazırlamadaki rolünü; romanlardaki kitlelerin çeşitlerini, kitlelere yer veren yazarların toplumsal değişim ve gelişimde arzuladıkları kitleleri irdelemeye çalışmaktır. 1923-1940 arası dönemi tercih etmemizin sebebi, Türk Edebiyatına tesir eden fikirler ve ideolojiler bağlamında kitleleri inceleme noktasında Cumhuriyet'in ilk yıllarında yazılan romanların bir eşik dönem olarak değerlendirmeye elverişli olmasıdır. Bu bağlamda dönemin yazarları ve romanları incelenmiş; tezimizde kitlelere dair söylemi içeren romanlardan örnekler sunulmuştur. Tezimiz başlıca dört ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kitle kavramı izah edilmiş ve 1923-1940 arası dönem romanlarında etkin ideolojilerin, kitleleri yansıtmadaki rolü üzerinde durulmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde kitle psikolojisini oluşturan unsurların romanlardaki mevcudiyeti sorgulanmıştır. Üçüncü bölümde ideolojiler, fikirler, inançlar ve toplumsal özellikler bağlamında oluşan kitlelerin romanlardaki çeşitleri üzerinde durulmuştur. Kitlelerin yalnızca fikirler ve fiziki mevcudiyetini ifade eden sözcüklerden ibaret olmadığını kitlesel söylemi oluşturan unsurları değerlendirdiğimiz dördüncü bölümde izah etmeye çalıştık. Teun Van Dijk'in haber metinleri üzerinde yapmış olduğu ideoloji çalışmasından teorik anlamda istifade ettiğimizi belirtmemiz gerekir. Tezimizin sonuç kısmında kitlelere yer veren yazarların, romanlarındaki ortak unsurları ve kitleleri yansıtırken oluşan üslup farklılıklarını tespit etmeye çalıştık. Çalışmanın sonunda tezde başvurulan kaynakların yer aldığı alfabetik bir 'Kaynakça' bölümü yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: İdeoloji, kitle psikolojisi, söylem, Türk romanı.
Haldun Taner ve insan
"Haldun Taner ve İnsan" başlıklı bu çalışmada Haldun Taner'in anlatılarında görünürlük kazanan "insan problemi" üzerine odaklanılarak çağdaş yaklaşımlar, yeni yönelimler ve okuma biçimleri ışığında Haldun Taner'in insana yaklaşımı tespit edilmiştir. Çalışmada metin tahlili metodunun yanısıra Umberto Eco'nun yazarla iş birliğini önceleyen "örnek okur" ve anlatıyı "orman" metaforuyla açımlayan yöneliminden hareket edilmiştir. Bu bağlamda anlatıların derinliklerine nüfuz edebilmek adına çok farklı disiplinlerden ve yakın okuma biçimlerinden de faydalanılmış, Haldun Taner'in anlatılarında insanı, hangi hâller altında kabul edip onayladığı hangi hâllerde ise onaylamadığının tespiti yapılmıştır. Haldun Taner, varlığı anlamlandıran insanın koşullanmışlıklarından sıyrılarak özgürleştiğinde, "Devekuşu" olmaktan kurtulup gerçekleri gördüğünde ve mücadele ettiğinde varlık şartlarını gerçekleştirebileceğini düşünür. Bu şekilde Taner, insan sevgisi temelli, çağdaş, demokratik, eşitlikçi ve herkesin kendisine yaşam alanı bulacağı ideal bir toplum arayışını gündeme taşır. Sanatçının Türk tiyatrosu ve hikâyesi içindeki rolünün de vurgulandığı çalışmada Taner'in bu türlere katkısı ortaya konmuştur. Taner'in özgün üslubunun belirginleştirilmesi adına da yazarın anlatılarında kullandığı dil ve anlatım özellikleri eserlerinden örneklerle somutlaştırılmıştır. İroni ve mizahın imkânlarıyla çok sesli bir anlatı kurgusuna yaslandığı tespit edilen Haldun Taner'in, insanı eğitme anlayışıyla mesajı olan eserler yazdığı dikkate alındığında yazarın içinde yaşadığı, bir parçası olduğu topluma bakışının tespiti; "ideal insan tasavvuru"yla düşüncelerinin örtüşüm-tutarlılık derecesinin saptanması da çalışmada akademik bir yarar olarak görülmektedir.
Zeynelâbidîn Reşîd ve Ali Ruhi'nin hayatı, sanatı, eserleri (Veys Paşazâdeler)
Zeynelâbidîn Reşîd, 1846'da İstanbul'da doğmuştur. Özel öğretmenlerden, Arapça ve Farsça öğrenmiştir. Tercüme edebilecek kadar Fransızcası vardır. Yazı İşleri ve Telgraf Odası haricinde, çeşitli yerlere (Trabzon, Adana, Halep…) mektupçu olarak görevlendirilmiştir. 1911 yılında vefat etmiş ve Edirne Mevlevihânesi Kabristanı'na defnedilmiştir. Namık Kemâl'le yakın arkadaştır. Reşîd Bey'in sanat görüşünün oluşmasında Namık Kemâl'in etkisi vardır. Mahlasını Namık Kemâl'in verdiği bilinmektedir. Reşîd Bey'in manzumelerinin büyük bir kısmı günümüze ulaşmamasına rağmen, "Edebiyat Kumkuması" ve "Taktaka" namıyla iki edebî risalesi neşredilmiştir. Bu risaleler Zeynelâbidîn Reşîd'in; Namık Kemâl, Veys Paşa, Muallim Naci başta olmak üzere, devrin önemli simalarıyla mektuplaşmalarını, Reşîd Bey'e yazılan takrizleri, Ali Suavi'nin rüyasını ve Arap İzzet Holo Paşa'yla yapılan bir söyleşiyi ihtiva etmektedir. Görülüyor ki Edebiyat Kumkuması ve Taktaka, devrin edebî ve tarihî olayları hakkında önemli bilgiler içermektedir. Ali Rûhî, 1853/1854 yılında dünyaya gelmiştir. Şair Nevres, Ali Rûhî için "Ali Nazir" ismiyle ebcet düşürmüştür. Kalender meşrep biri olarak tanınmaktadır. Günümüze akseden eseri, "Lemeât" isimli divançesidir. Divançe; bir mukaddime, bir tevhid ve II.Abdülhamid'e yazılan iki kasidenin yanı sıra, tarih düşürmeleri, gazelleri, kıt'aları ve çeşitli kasideleri ihtiva etmektedir. Şiir yazmakta zorlanmayan, hayat hikayesini şiirlerine aksettiren ve her an şiir üretebilecek biridir. Tezkiretü'ş-Şuara yazmayı düşünse de ömrü vefa etmemiştir. Muallim Naci'yi üstadı olarak görmüştür. Yazdığı şiirlerde, Naci'nin etkisi görülmektedir. Belediyede çeşitli görevlerde bulunmuştur. Son görev yeri, Japonya'ya gitmekle görevlendirilen Ertuğrul Firkateyni'dir. 1890 yılında vefat etmiştir. Tezde, derleme ve analiz yöntemlerinden faydalanılmıştır. Zeynelâbidîn Reşîd ve Ali Rûhî'nin hayat hikâyeleri, Devlet Arşivi'nde yer alan belgelerin ışığında aydınlatılmış; belirtilen eserler Latin harflerine aktarılarak, müelliflerin edebî yönü ortaya konulmuştur. Ortaya çıkan sonuçlar, analiz yönteminin ışığında ele alınmıştır. Böylece dönem hakkındaki bilinmeyenler aydınlatılarak, arka planda kalan edebiyatçıların edebiyata katkıları belirtilmiştir.
Reşat Nuri Güntekin'in eserlerinde mekân
20. yüzyıl Türk edebiyatının önemli yazarlarından olan Reşat Nuri Güntekin, 1889 yılında İstanbul'da doğmuştur. Onun, yazarlığa adım atmasındaki en büyük etken, babasının kütüphanesidir. Bu zengin kütüphane, Reşat Nuri'nin kendini geliştirmesinde önemli rol oynar. Çünkü Güntekin, bu kütüphanedeki kitapları okuyarak edebî anlamda kendini besler. "Reşat Nuri Güntekin'in Eserlerinde Mekân" adlı çalışmamızda amacımız, 20. yüzyıl Türk edebiyatındaki Anadolu ve İstanbul manzarasını edebî eserler aracılığıyla ortaya koymaktır. Güntekin, eserlerinde çeşitli mekânları seçmeye çalışmıştır. Güntekin'in eserlerinde, kullandığı mekânların bir bölümünü oluşturan Anadolu'nun ayrı bir yeri vardır. Güntekin, babasının mesleği dolayısıyla Anadolu'yu sürekli gezmiş, eserlerinde de Anadolu'ya bolca yer vermiştir. Güntekin'in eserlerinde, Anadolu'ya giderek orada düzeni sağlamaya çalışan, İstanbul'dan kaçarak kendisine Anadolu'da yeni bir hayat kurma amacında insanlar yer almaktadır. Yazar eserlerinde İstanbul'u da ana mekân olarak sıkça kullanır. Güntekin, İstanbul'u mekân olarak seçtiği eserlerinde de günlük hayatta karşılaşabileceğimiz insanları anlatır. Romanlarda, kahramanların içinde bulunduğu ruhsal durum ile mekân arasında çok yönlü ve katmanlı ilişkiler kurulmaktadır. Edebî eserlerde mekân, akademik kaynaklara birçok kez konu olmuştur ancak Reşat Nuri Güntekin'in bütün eserlerini bu açıdan inceleyen bir çalışma bulunmamaktadır. Yapılan çalışmalar yalnızca hikâye veya roman türündedir. Bu nedenle biz de Türk edebiyatı literatürüne katkı sağlamak için tezimizi bu doğrultuda hazırlamaya karar verdik. Bu sırada Güntekin'in bütün roman ve hikâyelerini mekân açısından araştırmayı kendimize amaç edindik. İncelememiz sırasında Güntekin'in roman, hikâye ve gezi yazısı türündeki eserlerini detaylı bir şekilde okuyarak çalışmamıza başladık. Başlıklarımızı romanda "iç mekân", "dış mekân", "geniş/açık mekân", "dar/kapalı mekân", "insan-mekân uyumu", "Anadolu kasabası" "merdiven kronotopu" bölümlerinden oluşturduk. Hikâyede ise daha çok "iç mekân" ve "dış mekân" gibi ana bölümlere yer verdik. Gezi yazısında ise yalnızca "Anadolu kasabası" başlığını kullanmayı uygun gördük. Tezimizi hazırlama aşamasında konumuzla ilgili olabilecek kaynakları inceledik ve bunlardan yararlanmaya çalıştık. Geniş bir kaynakça listesi belirledik. Anahtar Sözcükler: Reşat Nuri Güntekin, Anadolu, İstanbul, mekân.
1923 - 1940 arasında yayımlanan tarihî romanlarda ortak tarihî bellek açısından millî kimlik inşası
Bu çalışma, 1923 - 1940 arasında yayımlanmış tarihî romanlarda, Türk millî kimliğinin inşasının ortak tarihî bellek odağında tespit etmek amacıyla hazırlanmıştır. Tezin esas aldığı tarih aralığı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatıyla sona eren bir döneme karşılık gelmektedir. Bu süreçte, millî kimlik inşası konusunda, tarihî romanlar oldukça elverişli bir zemin olarak kültür hayatında yer almıştır. Çalışmamızın esas amacı, söz konusu dönemde yayımlanmış tarihî romanların ortak tarihî bellekten faydalanarak Türk millî kimliğinin inşasına sundukları katkıyı belirlemektir. Uluslaşma sürecinin toplumda yarattığı değişim, sosyal hayatın yansıması olan edebî eserlerde de bu konunun ele alınmasını beraberinde getirmiştir. Yazarlar, kurgusal yapının imkânları ölçüsünde ortak tarihî bellekten faydalanmış, Türklerin en eski dönemlerine kadar uzanan bir tarih anlayışını benimsemişlerdir. İncelenen romanlarda millî kimlik inşasının ortak tarihî bellek açısından katkısı değerlendirilirken konuların belirli kategorilerde ele alınabileceği görülmüştür. Yazarların bu bağlamdaki anlatılarının; Türklerin ötekilere karşı üstün yanlarının ortaya konması, Türk tarihindeki altın çağların ve üstün karakterli kahramanların idealize edilerek sunulması ve millî birlikteliği sağlayacak hadiselerin kimlik inşasına katkı sağlayacak şekilde okuyucuya aktarılması yönünde şekillendiği görülmüştür. Romanlarda kimlik inşasına hizmet eden alıntılar bu bağlamda değerlendirilmiştir. 1923 - 1940 arası dönemde ele aldığımız romanlarda, söz konusu değişim ve inşa sürecinin izleri ortaya konmaya çalışılmıştır. İncelenen eserlerin değerlendirilmesi sonucunda, Türk millî kimliğinin inşasına katkı sağlayacak anlatıların yer aldığı görülmüştür. Ortak tarihî bellekten faydalanılmış; karakterler, olaylar, mekânlar ve zaman bağlamında genel itibarıyla tarihî gerçekliğe riayet edilmiş, tarihsel gerçekliğin yanında kalan boşluklar kurgunun imkânlarıyla tamamlanmıştır. Cumhuriyet'in kurulmasıyla birlikte toplum hayatını etkileyen hemen her alanda gerçekleşen inkılapların Türk kültür hayatı üzerinde de etkisi olmuştur. Yazarlar edebî eserlerde belli düşüncelerin ele alınmasına ilgi göstermişlerdir. Türk millî kimliğinin inşası da bu bağlamda özellikle tarihî romanlarda değerlendirilmiştir. Çalışmamızda ele alınan romanların, ortak tarihî belleğin gerçekliğinden gücünü alan ve kurgu dünyanın etkisinden faydalanan anlatılarla oluşturulduğu, okurun Türk millî kimliğinin inşasına katkı sağlayacak bir atmosferi yaşamasına imkân tanıdığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kimlik İnşası, Kurgu, Millî Kimlik, Tarihî Roman, Ulus-Devlet
Mehmed Celal'in hikâye ve romanlarında yapı ve izlek
Türk Edebiyatı'nda Tanzimat ikinci nesli ile Servet-i Fünun arasında kalan yazarlar grubu Ara Nesil olarak adlandırılmaktadır. Mehmed Celâl, roman, hikâye, şiir ve tercüme türlerinde farklı eserler ortaya koyması ve azımsanmayacak bir eser külliyatına sahip olması ile dönemin önde gelen şair ve yazarlarındandır. Bu çalışmada daha çok şiirleri, hikâyeleri ve romanları bilinen yazarın, hikâye ve romanları yapı ve izlek bakımından incelendi. Çalışmanın temelini oluşturan inceleme kısmı iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yazarın 18 eseri yapı bakımından; üçüncü bölümde ise bu 18 eseri tematik açıdan incelendi. Yazarın hikâye ve romanları, yapısal ve izleksel kurgu açısından incelenirken, roman teorisinin yanı sıra psikoloji, sosyoloji, felsefe ve tarih gibi disiplinlerden de yararlanıldı. Mehmed Celâl, hikâye ve romanlarında aşk/sevgi, intihar, ihanet, yozlaşma ve kaçış gibi daha çok bireysel izleklerin yoğunlukta olduğu dikkat çekti. Sonuç bölümünde, Mehmed Celâl'in hikâye ve romancılığı üzerine çalışma boyunca göze çarpan çıkarımlar ortaya konuldu. Anahtar Kelimeler: Mehmed Celâl, hikâye, roman, yapı, izlek
Halid Ziya Uşaklıgil'in romanlarında kadın temsilleri
Halid Ziya, Servet-i Fünun döneminde yaşamış ve sekiz nitelikli roman yazmıştır. Türk Edebiyatı bağlamında incelendiğinde yenilikçi bir yazar olarak bilinen Halid Ziya Uşaklıgil, romancılığı ile kendisinden sonraki yazarları da etkilemiştir. Roman türünün edebiyatımızda geçirdiği gelişmelere Halid Ziya'nın katkısı oldukça büyüktür. Batılı anlamda ilk roman örneğini edebiyatımıza kazandırmıştır. Romanları edebi eser niteliği taşımanın yanı sıra yazıldığı dönemin sosyal, kültürel ve edebi hayatını yansıtan birer belge olarak da değerlendirilebilir. Çalışmanın temel konusu da Halid Ziya Uşaklıgil'in romanlarını ele alarak kadın temsillerini incelemektir. Kadın konusu roman türünün edebiyatımıza girdiği Tanzimat Dönemi'nden bu yana işlenegelen temel konular arasında yer almaktadır. Başlangıçta genellikle cariyeler, fettan kadınlar ya da saf- masum genç kızlar olarak görmeye başladığımız kadın karakterler, Servet-i Fünun Dönemi'nde ve Halid Ziya'nın romanlarında çeşitlilik göstermeye başlamıştır. Tez çalışmasında da bu konu üzerinde durularak romanlarda yer alan kadın temsilleri işlenmeye çalışılmıştır. İlk olarak kuramsal okumalar yapılarak analiz bölümünde faydalanılmış olan kuramsal yaklaşımlar incelenmiştir. Sonrasında kuramsal okumaların Halid Ziya romanlarında yer alan kadın karakterler üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Bu bölümde kadınlar; genç kadınlar, kadınlar- anneler ve mürebbiyeler gibi farklı temalar etrafında gruplandırılarak incelenmiştir. Halid Ziya Uşaklıgil'in romanlarında yer alan kadın karakterlerin belirli temalar etrafında gruplanabileceği tespit edilmiştir. Çalışmanın sonunda romanlardaki kadınların belirli tipler oluşturdukları anlaşılmıştır. Farklı romanlarda yer alan kadınlar, ortak özellikleri çerçevesinde gruplandırılarak karşılaştırmalar yapılmıştır. Sonuç olarak özne olarak kadın, anne arketipinin kadınlar üzerindeki etkileri, nevrotik sorunlar yaşayan kadınlar, mekânlara göre kadının varlığı, sosyo-kültürel ortamda kadının durumu ve konumu gibi konulara açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Halid Ziya Uşaklıgil, Kadın Temsilleri, Kadın, Genç Kız, Arketip, Sosyo-Psikoloji.