Theses supervised by Prof. Dr. Muhittin Tayfur

18 theses · Başkent University

Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı beslenme takıntısı'nın algılanan iş yeri yemek hizmet kalitesi üzerine etkisi Ankara'da sağlık çalışanları üzerine bir araştırma

Bu araştırma sağlıklı beslenme takıntısının algılanan işyeri yemek hizmet kalitesine etkisini belirlemek üzerine Ankara'da özel bir hastanede çalışan sağlık personeline yapılmıştır. Çalışma Eylül 2020 –Ekim 2020 tarihleri arasında görev yapan sağlık çalışanının rastgele seçilmesi ile anket yapılmasını kabul eden 382 bireye uygulanmıştır. Anket uygulaması gönüllük esasına dayalı olarak yüz yüze görüşülerek yapılmıştır. Bireylerin %62.8'i kadın, %37.2'si erkektir, yaşları 18 ve 40'ın üzeri olarak belirlenmiştir. Araştırmada sağlık çalışanlarının demografik bilgileri, kurumda çalışma süreleri, mesai saatleri içerisinde yemek yemeyi tercih ettikleri yerler, kurum yemekhanesini tercih nedenleri, kurum yemekhanesinden yararlanma sıklıkları, toplu beslenme sistemine verdikleri puan, yemek hizmet kalitesini ve sağlıklı beslenme takıntısını ölçen sorular ile hazırlanmış bir anket uygulanmıştır. İş yeri yemek hizmet kalitesini ve sağlıklı beslenme takıntısını ölçmek için 29 soruluk anket hazırlanmıştır. Ölçeklerin sonuçlarına göre iş yeri hizmet kalitesinden ortalamanın üzerinde bir memnuniyet durumu olduğu, 382 sağlık çalışanının %25.6'sı ortorektik eğilim gösterdiği, %74.3'ünün ise normal beslenme eğilimi gösterdiği saptanmıştır. Toplu beslenme sistemine verilen puanın ortalaması 100 puan üzerinde 60,27 olarak bulunmuştur. Araştırmaya katılan erkek bireylerin yemek hizmet kalitesinden kadın bireylere göre daha memnun olduğu, geliri giderinden yüksek olan bireylerin yemekleri daha çekici bulduğu, lisansüstü eğitim alan bireylerin yemekleri diğer eğitim düzeyline sahip bireylerden daha çekici bulduğu, bekar bireylerin yemeklerin çekiciliğinden ve yönetimden evli bireylere göre daha çok memnun olduğu, mesleki açıdan güvenlik görevlileri ile bilgi işlem personellerinin genel memnuniyet düzeylerinin diğer meslek gruplarından daha yüksek olduğu, kurum yemekhanesini ücretsiz olduğu için tercih eden bireylerin genel memnuniyet düzeyleri diğer nedenlerle tercih edenlerden daha düşük olduğunu saptanmıştır. Erkek bireylerin kadın bireylere göre daha fazla ortorektik eğilim gösterdiği, kurumda 10 yıldan fazla çalışan bireylerin ortorektik eğilimlerinin diğer bireylerden daha yüksek olduğu, evde yemek yemeyi seçen bireylerin ortorektik eğilimlerinin diğer yerlerde yemek yiyen bireylerden yüksek olduğu, kurum yemekhanesini ücretsiz olduğu için tercih edenlerin ortorektik eğilimlerinin yüksek olduğu, toplu beslenme sistemine verilen puan ile iş yeri hizmet kalitesini verinle puan arasında anlamlı pozitif doğrusal ilişki olduğu saptanmıştır. İş yeri hizmet kalitesi ile sağlıklı beslenme takıntısı arasında pozitif yönlü doğrusal ilişkiler mevcut olup bu ilişkilerin kuvveti düşük bulunmuştur. Sonuç olarak sağlık çalışanlarının iş yerinde verilen yemek hizmetinin kalitesinden memnun olduğu, ortorektik eğilimlerinin düşük düzeyde olduğu, ortorektik eğilim göstermeleri ile iş yeri yemek hizmet kalitesi arasında anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir.

BeslenmeHizmet kalitesiSağlık personeli+7
Sümeyye Kavacık
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Gastronomik kimlik açısından Çerkes mutfak kültürünün incelenmesi: Uzunyayla örneği

Gastronomik kimlik açısından incelendiğinde özgün mutfaklardan biri de Çerkes mutfağıdır. Çerkes mutfak kültürü; coğrafya, iklim, inanç, toplumsal kurallar, tarihsel olaylar, ticaret, savaş, göç, sürgün vb. birçok unsurdan etkilenmiştir. Bu unsurlar Çerkes mutfak kültürünün oluşmasında, gelişmesinde, değişmesinde ve çeşitlilik kazanmasında önemli yer tutmaktadır. Ayrıca Çerkes mutfağı, Çerkes mit ve mitolojisi anlatımları ve ritüelleri, Çerkes gelenek ve görenekleri (Xabze) ile kültürel bir miras oluşturmuştur. Bu mirasın Anadolu'ya geçiş süreci ise zor ve hüzünlü olmuştur. Dönemin iskân politikaları çerçevesinde Anadolu'nun çeşitli bölgelerine yerleştirilen Çerkeslerin mutfak kültürlerini göç ettikleri coğrafyada yaşamaya ve korumaya devam ettikleri bilinmektedir. Çerkes mutfak kültürü kendine özgü yemek reçeteleri, yemek isimleri, hazırlama teknikleri, pişirme teknikleri, saklama ve sunum teknikleri içermektedir. Bu araştırmada Uzunyayla'da yaşayan Çerkeslerin mutfak kültürü araştırılarak, "Çerkes mutfak kültüründe kaybolan unsurlar var mıdır?" sorusuna cevap aranmıştır. Çerkes mutfak kültüründe, yazılı literatürde yer almayan, unutulmaya yüz tutmuş Çerkes yemek isimleri ve reçeteleri, sofra kuralları, araç ve gereçleri, pişirme ve hazırlama teknikleri üzerine araştırma yapılmıştır. Çalışma nitel araştırma yöntemlerinden kültür analiz (etnografya) deseni çerçevesinde hazırlanmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden amaçlı örneklem ve benzeşik örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada görüşme tekniği kullanılmış ve yarı yapılandırılmış soru formu aracılığıyla Uzunyaylalı 20 Çerkes'ten veri toplanmıştır. Elde edilen nitel veriler betimsel analiz ile çözümlenmiştir. Sonuç olarak Çerkes mutfak kültürünün çevresel ve kültürel değişimlerden etkilendiği, kaybolan veya kaybolmaya yüz tutmuş yemeklerin, yemeklerin ritüellerinin, araç ve gereçlerin olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gastronomi Kimlik, Çerkes Mutfağı, Mutfak Kültürü, Kaybolan Yemekler

GastrostomiKayseri-UzunyaylaYemek kültürü+4
Rıza Coşkun Çağlar
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Özel bir sağlıklı beslenme ve diyet danışmanlığı'na başvuran danışanların fonksiyonel besinlere yönelik farkındalığı, bilgi düzeyleri ve tüketim sıklıklarının araştırılması

Bu çalışma Ekim 2013 – Şubat 2014 tarihleri arasında İstanbul ili Üsküdar ilçesinde bulunan özel bir beslenme ve diyet danışmanlığı merkezine başvuran 20-65 yaş arası 70 bireyin (18 Erkek, 52 Kadın) fonksiyonel besinlere yönelik farkındalıklarını, bilgi düzeylerini ve tüketim sıklıklarını saptamak amacı ile yapılmıştır. Araştırmaya katılan tüm bireylere 4 bölüm 32 sorudan oluşan bir anket formu uygulanmıştır. Fonksiyonel besinler hakkında bilgisi olanların oranı oldukça düşüktür. Diyet lifi içeriği artırılmış besinler %72.9 ile en yüksek oranla fonksiyonel besin olarak bilinirken, %20 ile bitki sterolleri ve bitki stanol esterleri içeren modifiye margarin ürünleri en az bilinen fonksiyonel besin olarak çıkmıştır. En fazla kullanılan fonksiyonel besin %100 oran ile somon, en az kullanılan ise %14,3 ile kolesterol düşürücü margarinlerdir. Çalışmaya katılanların ilk 3 sağlık endişesi; %16.2 ile kanser, %15.7 ile ağırlık kontrolü ve %15.2 ile diyet ve beslenme olarak belirtilmiştir.Çalışmaya katılanların fonksiyonel besin kullanmaktaki amacı %74.3 ile sağlıklı ve zinde olmak, sağlığı korumaktır, en az kullanım amacı ise ruhsal durumu geliştirmek olarak verilmiştir. Katılımcıların %77.1'i fonksiyonel besinler hakkında bilgilendirilirlerse tüketmeyi düşüneceklerini belirtmişlerdir. Fonksiyonel besinlerin varlığından en çok haberdar olunan kaynak %61.4 ile uzman tavsiyesidir. Fonksiyonel besin tüketmeme sebebi olarak %65.7 ile zararlı olduğu düşüncesi gelmektedir. Katılımcıların fonksiyonel besin kullanma sebebi %88.6 ile doktor veya diyetisyen önerisidir. Fonksiyonel besin terimini duyma durumu cinsiyete, eğitim seviyesine, gelir seviyesine göre anlamlı bir şekilde farklılaşmamaktadır. Kadınlardaki fonksiyonel besin bilinirliliği 1,77 ile erkeklere kıyasla daha yüksektir. Erkeklerde ise bilinirlilik skoru 1,66 seviyesindedir. Bilinirlilik kadın ve erkeklere göre farklılık göstermemektedir . Erkeklerdeki fonksiyonel besinin fayda inancı kadınlara göre daha düşük seviyededir. Eğitim seviyesi, aylık gelir ve fonskiyonel besin terimini duyan/duymayan kitle arasındaki fayda inancı istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılaşmamaktadır.

BesinlerBeslenmeBeslenme durumu+5
Şebnem Kandıralı
Başkent University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Özel bir fizik tedavi merkezinde uygulanan obezite tedavisinin kilo verme üzerine etkisinin saptanması

Bu çalışmada özel bir fizik tedavi merkezinde uygulanan obezite tedavisinin kilo verme üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma Kasım 2013- Şubat 2014 tarihleri arasında ROMMER Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi'nde uygulanan 'Obezite Tedavisi' ne başvuran BKİ≥30 kg/m² olan 18 yaş üstü gönüllü 27 kadın birey üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin demografik özellikleri, genel beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite düzeylerini belirlemek amacıyla anket formu uygulanmıştır. Bireylerin vücut kompozisyonları tedavi süresince her hafta düzenli olarak TANİTA BC 418 MA cihazı ile bel ve kalça ölçümleri ise mezura ile ölçülmüştür. Çalışmaya katılan kadınların ağırlık (kg), yağ %, yağ kg, FFM (Yağsız kütle) ve vücut su %, KMY (kemik mineral yoğunluğu) %, BMR (bazal metabolizma hızı), bel çevresi (cm), kalça çevresi (cm) değişkenlerinin ilk ölçümü ve tekrarlayan ölçümlerinin hastalık grupları, yaş değişkeni, menopoz durumu, sigara grupları, ara öğün grupları, öğün atlama durumlarına karşılaştırılması yapılmıştır. HOMA-IR (insülin direnci) ile ağırlık (kg) (r= 0,446; p< 0,020; α= 0,05), vücut yağ yüzdesi (%) (r= 0,433; p< 0,024 ; α= 0,05) ve vücut yağ kütlesi (kg) (r= 0,433; p< 0,024 ; α = 0,05) değişkenlerinin ilk ölçümleri arasında pozitif yönde doğrusal bir ilişki olduğu görülmektedir (HOMA-IR değerinin artması durumunda ağırlık (kg), vücut yağ yüzdesi (%) ve yağ kütlesi (kg) değerlerinde artış ya da HOMA-IR değerinde azalma gözlenirken ilgili değişkenlerin ölçümlerinde de azalma gözlenmektedir.). Analiz sonucunda ara öğün grupları arasında ağırlık değişkeninin ilk ölçümü ve tekrarlayan ölçümlerin 1. ölçüm değerine göre hesaplanan yüzde değişim değerlerine göre istatistiksel olarak fark bulunmaktadır. İkinci ölçümün, birinci ölçüme göre hesaplanan yüzde değişim değeri (yd1) için ara öğün sayısı 1 olan grupta (n=9) başlangıç ölçümüne göre %1'lik bir azalma gözlenirken, ara öğün sayısı birden fazla olan grupta (n=18) %0,4'lük bir azalış gözlenmiş ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,004). Araştırmaya katılan kadınların çalışma süresince ağırlık kaybı ortalamaları 2,9704 kilogram; vücutlarındaki yağ oranları arasındaki fark %0,7; vücut yağ miktarları farkı 1,89 kilogram istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p= 0,000; 0,036; 0,000; < 0,05). Anahtar Kelimeler: Obezite, obezite tedavisi, BKI

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme incelemeleri+5
Gözde Alp
Başkent University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Spor salonunda çalışan vücut geliştirme ile ilgilenen spor hocalarının beslenme ve takviye destek ürün tüketim durumlarının saptanması

Bu çalışma, Aralık 2013 – Şubat 2014 tarihleri arasında, özel bir spor kulübünde, vücut geliştirme sporu yapan 20 yaş üstü spor hocaları, beslenme durumları ve takviye destek ürün kullanımlarının saptanması; benzer sosyoekonomik düzeydeki sporcuların, beslenme alışkanlıklarını belirleyerek, eksikliklerin giderilmesi yönünde öneriler yapılmasını sağlamak amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Çalışma yüz yüze anket yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Anket uygulaması ile sporcuların, sosyodemografik durumu, sağlık durumu, besin tüketim miktarları ve üç gün içinde tükettikleri tüm besinlerin kayıtları sorgulanmıştır. Spor hocalarının %92‟si sporcu destek ürünleri kullanmaktadır. Sporcu destek ürünü kullanan sporculardan %100‟ü protein tozu, %31.5‟i amino asit, %17.4‟ü glutamin, %15.2‟si L-carnitin, %13‟ü BCAA, %8.7‟si CLA, %7.6‟sı kafein, %6.5‟i nitrik oksit, %4.3‟ü arjinin, %3.3‟ü kreatin, %3.3‟ü ise steroid ve benzeri ürünler kullandıklarını söylemiştir. Katılımcılardan %88‟inin takviye destek ürün kullanımında kendilerinden destek aldığını belirtmişlerdir. Günlük yumurta tüketimi ile kas kütlesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Günlük protein tozu tüketimi miktarlarına göre sporcuların kas kütlesi ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Sonuç olarak sporculara beslenme konusunda gerekli bilgilendirme yapılmalı ve kullanılan destek ürünlerin kullanımında hakkında, beslenme uzmanından bilgi ve öneriler alınmalıdır. Anahtar kelimeler: Supleman (takviye destek ürün), vücut geliştirme, kas kütle

AntrenörBeslenmeBeslenme durumu+7
Zehra Bora
Başkent University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Düzce'de yaşayan yetişkin bireylerin popüler diyetleri öğrendikleri kaynaklar,popüler diyetler hakkındaki bilgileri ve yanlış uygulamaları

Bu araştırma Ekim 2013-Şubat 2014 tarihleri arasında Düzce Özel Hayri Sivrikaya Hastanesinde çalışan personel arasından rastgele seçilen 17-66 yaşları arasında olan 118'i (%77.6) kadın, 34'ü (%22.4) erkek olmak üzere toplam 152 birey üzerinde yürütülmüştür. Çalışmaya katılan kişilerin ortalama yaşı 32.25±10.44'dür. Bireylere, demografik özellikleri, genel sağlık bilgileri, temel beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümlere ilişkin bilgileri (boy uzunluğu (cm), vücut ağırlığı (kg) ve popüler diyetleri öğrendikleri kaynaklar, popüler diyetler hakkındaki bilgileri ve yanlış uygulamalarını sorgulayan 34 soruluk anket formu uygulanmıştır. Bireylerin beslenme alışkanlıklarını ve beslenme durumunu saptamak amacıyla, 95 besin çeşidini içeren besin tüketim sıklık formu uygulanmıştır Düşük kalorili diyetlerle kilo vermenin sağlıklı olduğunu düşünen %26.3 kadın; %29.4 erkek bulunmaktadır. Kadınların %37.3'ü, erkeklerin ise %41.2'si ekmek tüketmemenin doğru olduğunu düşünmektedir. Kadınların %27.1'i, erkeklerin %35.3'ü popüler diyetlerin sağlıklı zayıflamada güvenilir olduğunu düşünmektedir. Popüler diyetlerin sağlıklı zayıflamada güvenilir olduğunu düşünenler ile popüler diyet uygulanması arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Sağlıklı zayıflamada popüler diyeti güvenilir bulanların sıklığı %18.2 iken; güvenilir bulmayanların popüler diyet uygulamaya da olumlu bakmadıkları görülmektedir. Popüler diyet uygulamasının sağlıklı zayıflamada güvenilir olduğunu düşünenler ile diyetin öğrenildiği kaynak arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Popüler diyetin sağlıklı zayıflamada güvenilir olduğunu düşünenler, diyetin öğrenildiği kaynağı yakın çevreden ve televizyon, dergi ve gazeteden öğrendiklerini belirtirken; popüler diyeti sağlıklı bulmayanlar ise diyetisyen, televizyon, dergi ve gazeteden öğrendiklerini belirtmişlerdir. Sonuç olarak; kısa dönemde popüler diyetlerle sağlanan kilo kaybı uzun dönemde birçok sağlık problemlerine neden olmaktadır ve verilen kilolar uzun dönemde geri alınmaktadır. Sağlıklı zayıflama, uzman desteği alınarak ve kişiye özel, haftalık yapılan vücut analiz ölçümü değerlendirilmesine göre yazılan beslenme programlarını içermelidir. Yaş, cinsiyet, yaşam tarzı ve kişinin davranış şekli en önemli noktaları oluşturmaktadır. Hangi tip hastaya hangi diyet uygulanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır. Popüler diyetlerin olumsuz etkileri halka daha çok anlatılmalıdır ve halk bilinçlendirilmelidir. Anahtar Kelimeler; Popüler diyetler, Düşük kalorili diyet, Düşük karbonhidratlı diyet, Yanlış beslenme, Hızlı zayıflama

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme durumu+6
Tuğçe Karaduman
Başkent University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Otozomal dominant polikistik böbrek hastalarında (ODPKBH) antropometrik ölçümlerin diyet ve böbrek fonksiyonları ile ilişkisi

Bu çalışmaya, Nisan 2014 ve Temmuz 2014 tarihleri arasında İstanbul Fatih Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreterliği Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi nefroloji polikliniğine başvuran 22'si erkek, 38'i kadın toplam 60 otozomal dominant polikistik böbrek hastası (ODPKBH) alınmıştır. Bu çalışmanın amacı, ODPKBH'da böbrek boyutları büyümesine rağmen hangi antropometrik ölçümlerin kullanılmasının doğru ve faydalı olduğunu, diyetle alınan toplam enerji, karbonhidrat, protein, yağın abdominal yağlanma ve diğer antropometrik ölçümlere (bel çevresi, bel/kalça oranı, deri kıvrım kalınlıkları) etkisini, antropometrik ölçümlerin böbrek fonksiyonlarıyla ilişkisini araştırmaktır. Çalışmada, hastaların kişisel özellikleri, biyokimyasal bulguları, böbrek volümleri ve fonksiyonları, antropometrik ölçümleri değerlendirilmiştir. MR'la hesaplanan toplam cilt altı yağ ve toplam intraperitoneal yağ altın standart olarak kullanılmıştır. Hastaların enerji ve besin ögeleri alımları 3 günlük besin tüketim kayıdı ile belirlenmiştir. Yapılan korelasyon analizlerinde toplam böbrek volümü ile en güçlü ilişkiyi bel/kalça oranı (BKO) göstermiştir (r=0.275, p<0.05). BKO ile eGFR arasında negatif ilişki (r=-0.359, p<0.05), BKO ile sistolik kan basıncı (r=0.512, p<0.05) ve kreatinin düzeyi (r=0.361, p<0.05) arasında pozitif ilişki saptanmıştır. Bel çevresinin, eGFR ile negatif ilişkili (r=-0.271, p<0.05), sistolik kan basıncı arasında pozitif ilişkili olduğu belirlenmiştir (r=0.312, p<0.05). Beden kütle indeksi (BKİ) ile eGFR'nin negatif ilişkili olduğu saptanmıştır (r=-0.299, p<0.05). Diyetle alınan yağ yüzdesinin BKİ (r=0.297, p<0.05), kalça çevresi (r=0.297, p<0.05), üst orta kol çevresi (r=0.371, p<0.05), biseps (r=0.344, p<0.05), triseps (r=0.371, p<0.05), subskapular deri kıvrım kalınlıkları (r=0.282, p<0.05), toplam cilt altı yağ (r=0.347, p<0.05) ve vücut yağ kütlesi (r=0.270, p<0.05) ile pozitif ilişkili olduğu saptanmıştır.

AntropometriBeslenmeBöbrek+5
Özlem Persil Özkan
Başkent University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocukluk çağı travmalarının erişkin dönem obezitesi ile ilişkisinin belirlenmesi

Bu çalışmaya, Eylül 2014 ile Aralık 2014 tarihleri arasında, Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Polikliniği'ne başvuran, beden kütle indeksine (BKİ) göre obez olan (BKİ≥30) 157 (111 kadın - 46 erkek) birey çalışma grubu, BKİ'ye göre normal (BKİ=18.5-25.0) vücut ağırlığında olan 157 (122 kadın-35 erkek) birey kontrol grubu olmak üzere toplam 314 birey katılmıştır. Çalışmada erişkin dönem obezitesi ve çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bireylerin, vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel çevresi, kalça çevresi ölçümü antropometrik ölçüm tekniklerine uygun yapılmıştır. Sosyo-demografik veri formu yüz yüze anket yöntemiyle uygulanmıştır. Çocukluk çağı travmalarını belirlemek için, 20 yaş öncesi istismar ve ihmal yaşantılarını geriye dönük nicelik olarak değerlendirmede kullanılan, Türkçe geçerlilik ve güvenilirliği gösterilmiş öz bildirime dayalı Çocukluk Çağı Travma Ölçeği (CTQ-28) kullanılmıştır. Obezite ile benlik saygı düzeylerini değerlendirmek için de Rosenberg Benlik Saygısı ölçeği uygulanmıştır. Çalışma grubunun yaş ortalaması 31.5±7.2 yıl ve kontrol grubunun 30.2±7.8 yıl olarak belirlenmiştir (p>0.05). Ortalama BKİ değeri, çalışma grubuda 34.3±6.4 kg/m2 kontrol grubunda 22.7±2.9 kg/m2 olarak belirlenmiştir (p<0.05). Çalışma grubunun CTQ ortalama puanı 42.6±10.5 kontrol grubu ise 37.2±6.6 bulunmuştur (p<0.05). Çalışma grubunda fiziksel istismar, fiziksel ihmal, duygusal istismar, duygusal ihmal, cinsel istismar bildirme sıklığı sırasıyla %26.1, %80.3, %59.2, %89.8, %31.2, kontrol grubunda %13.1 %69.4 %42.7 %86.6 %21.7 olarak bulunmuştur. Fiziksel istismar, fiziksel ihmal, duygusal istismar ve cinsel istismar bildirme sıklıkları çalışma grubunda anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Duygusal ihmal bildirme sıklığında ise gruplar arası anlamlı fark yoktu (p>0.05). Çalışma grubu için travmatik bir deneyime maruz kalma sıklığı %68.8 iken, kontrol grubunda %38.8 olarak belirlenmiştir (p<0.05). Obez bireylerde düşük benlik saygısı bildirme sıklığı obez olmayan bireylere göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Anahtar kelimeler: Obezite, Çocukluk çağı Travması, İstismar, Benlik Saygısı.

Benlik saygısıObeziteÇocuk istismarı+2
Hayrettin Mutlu
Başkent University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının beslenme alışkanlıkları ve beslenme bilgi düzeylerinin incelenmesi

YÜCEL, B. Sağlık Çalışanlarının Beslenme Alışkanları ve Beslenme Bilgi Düzeylerinin İncelenmesi. Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Bölümü Yüksek Lisans Tezi, 2015. Sağlık alanında yetişmiş iyi donanımlı bireyler koruyucu sağlık hizmetlerinin arttırılması, hastalıkların önlenmesi ve ulusal düzeyde politikaların oluşturulması amacıyla çok çeşitli alanlarda hizmet vermektedirler. Bu araştırma sağlık çalışanlarının, beslenme alışkanlıklarını ve beslenme bilgilerini ortaya koymak, sağlık eğitiminin beslenme bilgi düzeyine etkisini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Çalışma Mart-Haziran 2014 tarihleri arasında İstanbul ili Fatih ilçesinde, 10 farklı kurumda aktif olarak görev yapan 225 kadın'i, 96'sı erkek toplam 321 sağlık çalışanı üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin kişisel özellikleri, beslenme alışkanlıkları ve beslenme bilgi düzeyleri uygulanan anket formu ile sorgulanmıştır. Çalışma grubunun yaş ortalaması 34.1±9.4 yıl, BKİ ortalaması 24.4±4.2 kg/m2 olarak bulunmuştur. Katılımcıların %24.3'ü hekim, %30.5'i hemşire-sağlık memuru, %15.0'i sağlık lisansiyeri, %17.8'i sağlık teknikeri ve % 12.5'i sağlık teknisyenidir. Araştırma grubunun beslenme alışkanlıkları incelendiğinde; %73.2'sinin günlük ana öğün tüketiminin 3 öğün ve daha fazla olduğu, sıklıkla ya da bazen cevaplarıyla %74.5'inin öğün atladığı, öğün atlayan kişilerin (n=259) %46.5 sıklık ile en fazla öğle öğünü atlandığı ve %54.8'inin öğün atlama sebebinin fırsat bulamamak olduğu belirlenmiştir. Çalışmaya katılan kişilerin %82.3'ünün gün içerisinde ara öğün tükettiği, ara öğünlerde içeceklerden en fazla çay/kahve (%72.3), yiyeceklerden en fazla meyve (%28.3) tercih ettikleri saptanmıştır. Bireylerin yeme alışkanlığına bakıldığında; %47.7 sıklıkla yemekleri orta tuzlu tercih ettikleri ve %50.2 sıklıkla normal hızda yedikleri belirlenmiştir. Psikolojik durumun sağlık çalışanlarında yemek yeme alışkanlığı üzerine etkisi değerlendirildiğinde üzüntülü ya da yorgun olma durumlarında etkilenme sıklığı (%72.6), sevinçli ya da heyecanlı olma durumlarında etkilenme sıklığından (%51.7) daha fazla bulunmuştur. Sağlık çalışanlarının toplam beslenme bilgi düzeyi ortalama puanı yüz üzerinden 61.03±20.04'dür. Katılımcıların %2.8'inin toplam beslenme bilgi düzeyi zayıf iken, %24.3'ünün orta, %41.1'inin iyi ve %31.9'unun ise çok iyidir. Sağlık çalışanlarından kadınlarda ve gün içerisinde öğün atlamayanlarda genel beslenme bilgi düzeyinin; 45 yaş ve üzeri olanlarda, hekim ve sağlık lisansiyerlerinde, beslenme eğitimi almış olanlarda ise genel beslenme ve tıbbi beslenme bilgi düzeylerinin diğer gruplara göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İnsanlara sağlık ve beslenme konularında hem bilgi verme hem de rol model olma görevlerini başarı ile yerine getirebilmesi sağlık çalışanının öncelikle kendisinin yeterli bir beslenme bilgisine sahip olması ile olanaklıdır. Bu konuda yapılacak çalışmaların sayısının artması, beslenme eğitimlerinin iyileştirilmesine yönelik standardizasyonların oluşturulmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanı, beslenme bilgisi, besin, beslenme, sağlık

BesinlerBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+4
Betül Yücel
Başkent University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

20-45 yaş arası kadınlarda menstrüal siklusun her üç döneminde (menstrüal dönem öncesi, menstrüal dönem ve menstrüal dönem sonrası) beslenme alışkanlıklarının belirlenmesi

Seniha Çukurovalı Soykurt, 20-45 Yaş Arası Kadınlarda Menstrüal Siklusun Her Üç Döneminde (Menstrüal Dönem Öncesi, Menstrüal Dönem ve Menstrüal Dönem Sonrası) Beslenme Alışkanlıklarının Belirlenmesi. Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Bölümü Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2016. Menstrüal siklus birçok faktörden etkilenebilen karmaşık bir döngüdür. Beslenme ve beslenme alışkanlıklarının menstrüal siklus üzerine etkileri hem yetersiz beslenme hem de aşırı beslenme üzerinden görülebilmektedir. Bu çalışma, 20-45 yaş arası kadınlarda premenstrual dönem, menstrüal dönem ve menstrüal dönem sonrasındaki beslenme durumları, besin tercihleri, yeme tutumları ve farklılıkların saptanması, elde edilen verilere göre alınan enerji ve besin ögelerinin değerlendirilmesi amacı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Aralık 2015 ile Ocak 2016 tarihleri arasında Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran 20-45 yaş arası 100 kadın üzerinde yürütülmüştür. Bireyların kişisel bilgileri, menstrüasyonun besin tüketimi ve enerji dengesi üzerine etkisinin saptanması, menstrüal siklusun her üç döneminde (menstrüal dönem öncesi, menstrüal dönem ve menstrüal dönem sonrası) oluşan fiziksel ve besin tüketimindeki değişikliklere ilişkin bilgileri saptamaya yönelik anket formu uygulanmıştır. Çalışmada bireyların yaş ortalaması 32.57 ±7.62 yıl olarak saptanmıştır. Bireylerin ilk menstruasyon yaş ortalaması 12.99 ± 1.23 yıl olarak saptanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin BKİ (kg/m²) oratlaması 24.68 ± 4.25'dir. Çalışmaya katılan bireylerden % 62.0' ının premenstrual dönemde iştahının arttığı, % 8.0'ının bu dönemde iştahının azaldığı ve % 30.0'ının ise bu dönemde iştahlarında herhangi bir değişme olmadığı belirlenmiştir. Çalışmaya katılan 100 kadının 90'ı premenstruasyon dönemde tatlı ihtiyacı hissederken, 21'i tuzlu, 16'sı acı ve 14'ü ekşi besin tüketme ihtiyacı hissetmektedir. Sonuç olarak, menstrüal siklus beslenme durumu ve yeme tutumu ile ilişkilidir ve kadınların yaş gruplarına ve fizyolojik ihtiyaçlarına göre uygun bir beslenme ve yaşam tarzı geliştirilmesi önemlidir. Bu durumun detaylı incelenmesi için daha büyük çaplı çalışmalara ihtiyaç vardır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Beslenme durumu, menstrual döngü, yeme tutumu, enerji alımı, beslenme alışkanlıkları. Bu çalışma Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu ve Etik Kurulu tarafından onaylanmış (Proje no: KA 15/102) ve Başkent Üniversitesi Araştırma Fonunca desteklenmiştir.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme davranışı+3
Seniha Çukurovalı Soykurt
Başkent University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Obez bireylerde vücut ağırlık kontrolünün antropometrik ölçümler ve bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkisi

Çalışma, 01 Aralık 2014-01 Mart 2015 tarihleri arasında İstanbul ili Pendik ilçesinde özel bir hastanenin diyet polikliniğine zayıflama amacıyla 1 ay içerisinde başvuran ve herhangi bir sağlık sorunu olmayan, yaş aralığı 20-45 yıl arası olan, obez 50 gönüllü kadın üzerinde yapılmıştır. Çalışmada bireylere demografik özelliklerini ve beslenme bilgilerini almak için bir defa anket ve üç defa üç günlük besin tüketim kaydı formu uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 33.10±6.86'dır. Çalışmaya 16 (%32) preobez, 34 (%68) obez birey katılmıştır. Çalışmaya dahil olan bireylerin 2 aylık takipte kaybettikleri ağırlık, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, yağ yüzdesi ve yağ ağırlık sırasıyla 5.71±2.19 kg, 2.26±0.88 kg/m2, 5,46±3.01 cm, 4,62±2.37 cm, %1.84±1.18, 3.59±1.66 kg' dır. Araştırmaya katılan bireyler çalışma süresi boyunca en az 4.4 kg, en fazla 6.5 kg ağırlık kaybetmişlerdir. Çalışmaya katılan bireylerin çalışma sonunda uygulanan diyete bağlı olarak kan biyokimyasal parametrelerindeki değişikliklere bakıldığında açlık kan şekerinde ortalama 2.02±7.86mg/dL, hemoglobin değerinde ortalama 0.08±0.56 mg/dL, total kolesterol değerinde ortalama 10.96±16.47 mg/dL, LDL kolesterol değerinde ortalama 7.91±15.46 mg/dL, HDL kolesterol değerinde ortalama 1.86±6.57mg/dL düşüş gözlenmektedir. Bireylerin üç günlük besin tüketim öykülerinden elde edilen enerji, karbonhidrat, protein ve yağ tüketimlerinin birinci, ikinci ve üçüncü tüketim kayıtları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0.05). Vitamin ve mineral tüketimleri incelendiğinde birinci, ikinci ve üçüncü tüketimleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiş fakat DRI değerleri ile karşılaştırıldığında A vitamini, B2 vitamini, B6 vitamini, C vitamini, fosfor ve çinko mineralleri tüketimleri istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek, B1 vitamini, potasyum ve demir mineralleri anlamlı olarak düşük gözlenmiştir (p<0.05). Vücut ağırlık kaybı ile karbonhidrat ilk ve son tüketimleri farkı(r=0,324; p<0,05) arasında pozitif doğrusal ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Bireylerin posa ilk ve son tüketimi farkı ile HDL kolesterol ilk ve son değeri farkı arasında negatif doğrusal ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır (r=-0,320; p<0,05). Bireylerin diyete uyum durumları ile ilk ve son biyokimyasal parametreleri farkı karşılaştırıldığında total kolesterol farkı ve LDL kolesterol farkı istatistiksel açıdan anlamlı farklılık göstermektedir (p<0,05). Çalışma sonunda preobezlerin %68.8' i vücut ağırlıklarının %5-10' unu, %31.3' ü vücut ağırlıklarının %5' i ve altında, %25.0' ı %10 ve üstünde vücut ağırlığı kaybetmiş; obez bireylerin ise %76.5' i vücut ağırlığının %5-10' u, %23.5' i %5' i ve altında, %29.4' ü %10 ve üstünde vücut ağırlığı kaybetmişlerdir. Bireylerin total kolesterol azalması ortalaması vücut ağırlığının %5-10 kaybeden obezlerde en yüksektir (15.3±16.16 mg/dL), preobezlerde ise %5' i ve altında vücut ağırlığı kaybeden bireylerdedir (12±0.0 mg/dL' dir. Bu sonuçlara göre %5-10 vücut ağırlık kaybının preobez ve obez bireylerde kan lipidlerini azaltabileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: preobez, obez, vücut ağırlık kaybı, kan biyokimyasal parametreleri

AntropometriBiyokimyasal özelliklerKilo alma+2
Özlem Özer Altundağ
Başkent University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi'nde çalışan yetişkin bireylerin beslenme durumları ile uyku kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi'nde çalışan yetişkin bireylerde beslenme alışkanlıkları ve uyku kalitesi arasındaki ilişkinin saptanması amacıyla yapılmıştır. Çalışma, yaşları 19-64 arasında olan sağlıklı, herhangi bir diyet uygulamayan, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, 80 kadın, 40 erkek toplam 120 birey üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin, demografik özellikleri, sigara ve alkol kullanımı, fiziksel aktivite durumu, beslenme alışkanlıkları ve çalışma şekli anket formuyla sorgulanmıştır. Günlük enerji ve besin alımını belirlemek için 3 günlük besin tüketim kaydı alınmış, uyku kalitesinin değerlendirilmesinde Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) uygulanmış, antropometrik ölçümleri alınmıştır. BKİ ortalaması kadınlarda 23.3±4.4 kg/m2; erkeklerde ise 26±3.2 kg/m2 bulunmuştur (p<0.05). Vücut yağ yüzdesi ortalaması kadınlarda 26.2±8.7, erkeklerde 19.9±4.7 olarak bulunmuştur (p<0.05). Yaş arttıkça bireylerde iyi uyku kalitesi sıklığının arttığı saptanmıştır (p<0.05). Cinsiyet, eğitim durumu, medeni durum, meslek, yaşanılan kişi, çocuk yaşına göre uyku kalitesi anlamlı farklılık göstermemektedir. Vardiyalı çalışanların PUKİ puan ortalaması 7.90±3.56, vardiyasız çalışanların 5.78±3.12'dir (p<0.05). Vardiyalı çalışanların %70.6'sının, vardiyasız çalışanların %46.4'ünün uyku kalitesi kötüdür (p<0.05). Çalışma süresi 1 yıldan az olanların %62.5'i, 1-4 yıl çalışanların %73.9'u, 5-8 yıl çalışanların %61.1'i 9-12 yıl çalışanların %54.5'i, 13 yıl ve üzeri çalışanların ise %24.1'i kötü uyku kalitesine sahiptir (p<0.05). Kadın ve erkeklerde alınan antropometrik ölçümlerin ortalaması uyku kalitesi ile anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0.05). İyi uyku kalitesine sahip kadınların riboflavin, folat ve kalsiyum; iyi uyku kalitesine sahip erkeklerin folat ortalaması kötü uyku kalitesine sahip olanlarınkinden anlamlı derecede yüksektir (p<0.05). Vardiyalı çalışanlarda PUKİ puanının, çoklu doymamış yağ asitleri, pridoksin, riboflavin ve folat ile negatif yönlü korelasyon gösterdiği bulunmuştur (p<0.05). Sigara, alkol kullanımı ve fiziksel aktivite ile uyku kalitesi arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Yatmadan önce yemek tüketenlerin %72.7'si, tüketmeyenlerin %50.6'sı kötü uyku kalitesine sahiptir (p<0.05). Öğün atlayanların %71.9'u kötü, atlamayanların ise %42.9'u kötü uyku kalitesine sahiptir (p<0.05). Uyku ve beslenme durumunun sağlık üzerinde birçok etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle çalışan bireylerin uyku kalitesinin artırılması ve beslenme durumlarının iyileştirilmesi için bireylere eğitimler verilmeli, çalışma koşulları iyileştirilmelidir.

BeslenmeBeslenme durumuBeslenme incelemeleri+6
Kadriye Balcı
Başkent University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin yeme farkındalığının üzerine bir araştırma

Bu araştırmada öğrencilerde yeme tutumu ve yeme farkındalığının ölçülmesi ile beslenme dersi ile bilgilenmenin yanında öğrencilerin yeme farkındalığının değişiminin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, Eylül 2015-Mayıs 2016 tarihleri arasında Üsküdar Üniversitesi'nde okuyan öğrenciler arasından rastgele seçilen, yaşları 18-45 arasında olan 318 sağlıklı öğrenci üzerinde yürütülmüştür. Öğrenciler, beslenme dersi alan ve almayan olarak ikiye ayrılmıştır. Öğrencilere kişisel ve sağlık bilgilerini içeren bir anket formunun yanında Savaşır ve Erol tarafından geçerlilik ve güvenilirlik araştırması yapılan Yeme Tutumu Testi (YTT-40) ile Köse ve arkadaşları tarafından Türkçe'ye uyarlanan Yeme Farkındalığı Ölçeği-30 (YFÖ-30) uygulanmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 21.56±3.82 yıl olarak belirlenmiştir. Katılımcıların YTT-40 ortalama puanı 24.22±13.98 ve YFÖ-30 ortalama puanı 98.11±13.81 olarak bulunmuştur. Katılımcıların YFÖ-30 puanı arttıkça YTT-40 puanı azalmaktadır ancak bu ilişki önemsiz bulunmuştur (p>0.05). Kesme noktası olan YTT-40 puanlamalarında öğrencilerin %28.9'unun YTT-40 puanı 30 puandan yüksek bulunmuş olup, yeme bozukluğu riski taşımaktadır. Cinsiyete göre YTT-40 puan ortalamalarına bakıldığında ise erkekler (23.33±15.60) ile kadınlar (24.48±13.50) arasında istatistiksel olarak fark saptanmamıştır (p>0.05). Beden kütle indeksi hafif şişman-şişman sınıfındaki öğrencilerin YTT-40 puan ortalamaları diğer BKİ sınıflarına göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Öğrencilerin vücut ağırlığı ve BKİ değeri yükselirken yeme bozukluğu riski artmakta olup (r=0.112, p<0.05 ve r=0.139, p<0.05), yeme farkındalığı düşmektedir (p>0.05). Vücut ağırlığı ve BKİ ile YFÖ-30 alt faktörlerinden sadece yeme kontrolü arasında önemli bir ilişki saptanmıştır (r=-0.252, p<0.01 ve r=-0.208, p<0.01). Öğrencilerden vegan olanların %33.3'ü, besin seçimi olmayanların %26.4'ü ve kırmızı et tüketmeyenlerin %24.1'i yeme bozukluğu riski taşımaktadır (p<0.05). Uyku süreleri ve defekasyon sorunları arasındaki ilişki önemli bulunmuştur (p<0.05). Kadınların defekasyon sorunları erkeklerden daha yüksek olarak saptanmıştır (p<0.05). Katılımcıların yürüyüş durumuna göre dağılan YTT-40 puan gruplarında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Yürüyüş durumları ile YFÖ-30 alt faktörlerinden sadece duygusal yeme arasında istatistiksel açıdan önemli bir ilişki saptanmıştır (r=-0.159, p<0.01). Defekasyon sorunu ile ölçekler arasındaki ilişkilerde YFÖ-30 puanı (r=0.173, p<0.01) ile pozitif, YTT-40 puanı (r=-0.136, p<0.05) ile negatif ilişki saptanmıştır. Defekasyon sorunu ile disinhibisyon, duygusal yeme ve enterferans faktörleri arasında negatif ilişki saptanmış (p<0.05), YFÖ-30 puan ortalamasının anlamlılığı daha yüksek bulunmuştur (p=0.002). Bu araştırmaya katılan öğrencilerin %31.1'i beslenme dersi almıştır. Beslenme dersi alan öğrencilerde YTT-40 puanı azalmakta, YFÖ-30 puanı ise artmaktadır ancak istatistiksel açıdan bu ilişki önemsiz bulunmuştur (p>0.05). Beslenme dersi alma durumu ile YFÖ-30 alt faktörleri arasında istatistiksel açıdan önemli bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak; beslenme dersleri öğrencilerin yeme tutumlarını ve farkındalıklarını olumlu yönde etkilemektedir. Bunun yanında yeme farkındalığının kazandırılması vücut ağırlığı yönetimine yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Beslenme, duygusal yeme, tıkınırcasına yeme, obezite, farkındalık Bu araştırma projesi Üsküdar Üniversitesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu Başkanlığı'ndan onay almıştır.

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme incelemeleri+5
Gizem Köse
Başkent University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara'da noterlerin ve noterlik çalışanlarının beslenme durumlarının ve yaşam kalitelerinin belirlenmesi

Bu çalışma, Ankara'da noterlerin ve noterlik çalışanlarının beslenme durumlarının ve yaşam kalitelerinin belirlenmesi amacıyla, Ocak - Mart 2017 tarihleri arasında Ankara'da bulunan noterler ve noterlik çalışanları arasından; yaşları 19-64 yaş arasında değişen 116 kadın ve 110 erkek olmak üzere toplam 226 birey ile yürütülmüştür. Bireylere uygulanan anket formu aracılığı ile bireylerin kişisel ve genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite alışkanlıkları, beslenme bilgi düzeyleri, bir günlük besin tüketim miktarları ve yaşam kalitelerine ilişkin bilgiler sorgulanmıştır. Bireylerin yaşam kalitelerine ilişkin bilgilerin saptanması amacıyla Short Form-36 (SF-36) yaşam kalitesi ölçeği kullanılmıştır. Bireylerin beslenme bilgi düzeyleri 10 puan üzerinden hesaplanmış ve puanlar iyi (8 ve üzeri puan), orta (6 ve 7 puan ) ve kötü (5 ve altı puan) olarak üç sınıfa ayrılmıştır. Kadın bireylerin beslenme bilgi puanı ortalaması 7.40 ± 1.67, erkeklerin beslenme bilgi puanı ortalaması 5.50 ± 1.56 olarak bulunmuştur ve gruplar arasındaki bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin eğitim düzeylerinin artması ile beslenme bilgi düzeylerinin arttığı belirlenmiştir (p<0.05). Beslenme bilgi düzeyi iyi olan bireylerin öğün atlama alışkanlıklarının olmadığı saptanmıştır (p<0.05). Kadınların posa ve protein tüketiminin erkeklere göre daha fazla olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Bireylerin beden kütle indeksleri ile fiziksel ve sosyal fonksiyon puanları arasında negatif ve istatistiksel olarak önemli bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Beslenme bilgi düzeyi iyi olan bireylerin; fiziksel fonksiyon ve genel sağlık puan ortalamalarının, beslenme bilgi düzeyi zayıf ve orta olan bireylere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır ancak sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunamamıştır (p>0.05). Düzenli fiziksel aktivite yapan bireylerin fiziksel fonksiyon, enerji ve genel sağlık puan ortalamalarının düzenli fiziksel aktivite yapmayan bireylere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Öğün atlama alışkanlığı bulunan bireylerin fiziksel fonksiyon, fiziksel rol güçlüğü, genel sağlık ve fiziksel sağlık özet skoru puan ortalamalarının, diğer bireylerin puan ortalamalarından daha düşük olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, çalışmaya katılan bireylerin yaşam kaliteleri üzerinde beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, beslenme bilgi düzeyleri ve BKİ'nin etkisi olduğu görülmüştür.

AnkaraBeslenmeBeslenme durumu+6
Burcu Türkay
Başkent University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Manavgat ilçesinde yaşayan çalışan ve çalışmayan kadınlarda duygu durumunun beslenme davranışı üzerine etkisi

Bu çalışma, Manavgat ilçesinde yaşayan çalışan ve çalışmayan kadınların depresyon, stres, anksiyete gibi duygu durumları ve beslenme davranışlarının, gıda tercihlerine olan eğilimleri ile antropometrik ölçümleri karşılaştırılarak bu olgular arasında ilişki olup olmadığının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Etik Kurul'dan 31/03/2017 tarihinde onay alındıktan sonraki 6 ay içinde, gönüllü olarak çalışmaya katılmayı kabul eden 25-45 (dâhil) yaş arasında 105'i çalışan ve 105'i çalışmayan olmak üzere toplam 210 kadın ile yürütülmüştür. Bireylerin demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kayıtları, depresyon, anksiyete, stres düzeyleri (Depresyon-Anksiyete-Stres Ölçeği (DASÖ)) ve beslenme davranışları (Revize Edilmiş Üç Faktörlü Yeme Anketi (TFEQ-R18)) değerlendirilmiştir. Çalışan ve çalışmayan kadınlar arasında yaş, medeni durum ve eğitim durumu açısından istatistiksel olarak önemli fark bulunmazken (p>0.05), çalışan kadınların aile gelir düzeyi anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Çalışma durumuna göre ara öğün sayısı, öğün atlama durumu, atlanılan öğünler, öğün atlama nedenleri ve dışarıda yemek yeme sıklığı arasında istatistiksel olarak önemli bir fark saptanmıştır (p<0.05). Bir haftada yapılan ortalama aktivite süresi çalışan kadınlarda 210.53±61.52 dk, çalışmayan kadınlarda 186.84±40.07 dk olarak bulunmuştur (p˂0.05). Çalışan kadınların %9.5'inin çalışma ortamında üzgün veya mutsuz, %10.5'inin endişeli, %29.5'inin stresli ve %50.5'inin mutlu olduğu belirlenmiştir. Kadınların %21.9'u iş yerinde tacize maruz kalmıştır ve tacize maruz kalan kadınların %95.7'si sözlü, %4.3'ü psikolojik taciz görmüştür. BKİ'ye göre çalışan ve çalışmayan kadınlar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0.05). Bireylerin ortalama enerji alımları çalışan kadınlarda 2029.58±545.03 kkal iken çalışmayan kadınlarda 2243.66±440.16 kkal olarak bulunmuştur (p˂0.05). Hem çalışan hem de çalışmayan kadınlarda enerjinin toplam yağdan gelen yüzdesinin önerilen düzeyden daha fazla, karbonhidrattan gelen yüzdesinin daha az olduğu tespit edilmiştir. Diyetle günlük alınan vitamin ve mineral ortalamaları Türkiye'ye Özgü Besin ve Beslenme Rehberi önerileri ile karşılaştırıldığında; tüm bireylerin tiamin, kalsiyum ve demiri önerilen düzeylerden daha az aldığı saptanmıştır. Çalışan ve çalışmayan kadınların stres, anksiyete ve bilişsel kısıtlama puanları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Hem çalışan hem de çalışmayan kadınlarda BKİ ile kontrolsüz yeme ve bilişsel kısıtlama puanı arasında istatistiksel olarak önemli farklılık saptanmıştır (p<0.05). Çalışan kadınlar arasında yapılan diyet sayısı ile bilişsel kısıtlama puanı, çalışmayan kadınlar arasında yapılan diyet sayısı ile depresyon, kontrolsüz yeme ve bilişsel kısıtlama puanı arasındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlı tespit edilmiştir (p<0.05). Stres, anksiyete ve depresyon ile besin ögeleri arasında istatistiksel olarak önemli korelasyon bulunmamıştır (p˃0.05). Kontrolsüz yeme, bilişsel kısıtlama ve duygusal yemenin ise çalışan ve çalışmayan kadınlarda farklılık göstermekle birlikte enerji, protein, karbonhidrat, yağ, tiamin, folik asit ve B12 vitamini ile korelasyon gösterdiği saptanmıştır (p<0.05). Genel ev işlerinin kaygı yarattığı çalışan kadınların stres, anksiyete ve depresyon puanları anlamlı şekilde yüksek iken, çalışmayan kadınların sadece kontrolsüz yeme puanları anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05). İş yerinde tacize uğrayan ve uğramayan kadınların ortalama anksiyete puanlarının sırasıyla 6.91±5.14 ve 4.63±4.62 olduğu görülmüştür (p<0.05). Ölçeklerin alt faktörleri kendi arasında karşılaştırıldığında kontrolsüz yemenin stres, anksiyete ve depresyon ile, bilişsel kısıtlamanın anksiyete ve depresyon ile, duygusal yemenin stres ve depresyon ile korelasyon gösterdiği tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, çalışan ve çalışmayan kadınların olumsuz duygu durumlarının beslenme davranışları üzerinde istenmeyen etkiler yarattığı saptanmıştır.

Antalya-ManavgatBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+6
Vahibe Uluçay
Başkent University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının obez bireylere karşı tutumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma sağlık çalışanlarının obezitesi olan bireylere karşı önyargı tutum ve davranışlarını saptamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı tipte olan bu çalışmada sağlık çalışanlarının empati beceri, empati eğilim ve obezite önyargı düzeyleri arasındaki ilişki sorgulanmıştır. Araştırma, Şubat-Mart 2018 yılında T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü'nde görev yapan ve çalışmada yer almayı gönüllü olarak kabul eden 182 kadın, 88 erkek toplam 248 sağlık çalışanı ile gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile GAMS 27-Obezite Önyargı Ölçeği (OÖÖ), Empatik Eğilim Ölçeği (EEÖ) ve Empatik Beceri Ölçeği (EBÖ) kullanılmıştır. Çalışma verileri SPSS 22.0 paket programı kullanılarak uygun istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir. Sağlık çalışanlarının ortalama puanları GAMS-27 OÖÖ için 80.6, EEÖ için 72.4, EBÖ için 131.1 olarak bulunmuştur. Kadın sağlık çalışanlarının erkek sağlık çalışanlarına göre EBÖ puan ortalamalarının yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). OÖÖ sınıflamasına göre önyargısız grupta en yüksek puan ortalaması 65.5 ile hekimlerde, önyargıya eğilimli grupta en yüksek puan ortalaması 82.3 psikologlarda ve önyargılı sınıfta en yüksek puan ortalaması da diyetisyenlerde 99.5 saptanmıştır. Katılımcıların beden algıları incelendiğinde, BKİ sınıflamasına göre zayıf ve normal olanlarının çoğunun kendini zayıf ve normal algıladığı; yüksek BKİ'ne sahip olanların çoğunun kendini normal ve zayıf algıladığı; BKİ'si şişman/obez sınıfında olanların ise çoğunun kendi beden imgesini fazla kilolu ve şişman olarak algıladıkları hatta aynı grupta kendini zayıf olarak ve aşırı şişman olarak algılayan sınırlı bir grubun olduğu saptanmıştır. Kendi beden görünümünü zayıf olarak ifade eden bireylerin OÖÖ puan ortalaması diğer gruplara göre daha yüksek olup istatistiksel olarak da önemli bulunmuştur (p<0.05). Önyargı beyanlarına göre obezite önyargısız, önyargılı ve fikri olmadığı beyanında bulunanların büyük çoğunluğunun önyargıya eğilimli oldukları, en yüksek OÖÖ puan ortalamasının ise ön yargısız olduğunu beyan eden grupta olduğu görülmüştür (p<0.05). Bireylerin önyargı beyanlarına göre obezite önyargısı olan, obezite önyargısı olmayan ve kararsız olan bireylerin büyük çoğunluğunun önyargıya eğilimli oldukları bulunmuştur. En yüksek OÖÖ puan ortalamasının ise ön yargısız olduğunu beyan eden grupta olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, işi ve görevi obezitesi olan bireyler de dahil olmak üzere toplumun her kesiminden bireye tarafsız bir sağlık hizmeti sunmak olan sağlık çalışanlarının obezite önyargısına sahip olmaları kabul edilemez bir durumdur. Obezite önyargısını azaltmaya yönelik çalışmaların ivedilikle ve etkin biçimde her yaş ve meslek grubunda başlatılmasında yarar vardır. Anahtar kelimeler; sağlık çalışanları, obezite önyargısı, ayrımcılık, empatik eğilim, empatik beceri.

AyrımcılıkEmpatiEmpatik beceri+4
Duygu Ünal
Başkent University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Obez bireylerde damgalanma hissi ile yeme davranışları ve depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma obez bireylerde damgalanma hissi ile yeme davranışları ve depresyon arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada fazla kilolu ve obez bireyde algılanan ağırlık damgalaması ve içselleştirilmiş ağırlık önyargılarının depresyon, yeme davranışları ve benlik saygıları arasındaki ilişki sorgulanmıştır. Araştırma Şubat-Nisan 2018 yılında Ankara'da bulunan özel iki diyet danışma merkezine başvuran ve çalışmada yer almayı gönüllü olarak kabul eden 106 kadın, 39 erkek toplam 145 fazla kilolu ve obez birey ile gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile Damgalayıcı Durumlar Envanteri-Kısa (DDE-K), İçselleştirilmiş Kilo Önyargı Ölçeği (İKÖÖ), Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ), CES-Depresyon Ölçeği (CES-D) ve Rosenberg Benlik Sayıgısı Envanteri (RBSE) kullanılmıştır. Çalışma kapsamında DDE-K envanterinin Türkçe geçerlik ve güvenirlik analizi yapılmış ve literatüre kazandırılmıştır. Damgalayıcı Durumlar Envanteri-Kısanın cronbach's alpha katsayısı 0.848 olarak bulunmuştur ve yüksek güvenirlik gösterdiği bulunmuştur. Çalışma verileri SPSS 20.0 paket programı kullanılarak uygun istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir. Obez bireylerin ortalama puanları DDE-K için 1.62 (hayatında birkaç kez), İKÖÖ için 4.11 (kararsız), DEBQ alt ölçekleri olan kısıtlatıcı yeme için 2.93 (bazen), duygusal yeme için 3.08 (bazen), dışsal yeme 2.98 (bazen), CES-D için 19.71 (hafif depresyon), RBSE için 20.66 (yeterli benlik saygısı) olarak bulunmuştur. Çalışma sonucunda başlangıç ağırlığı daha yüksek olan katılımcıların damgalayıcı durumlarla karşılaşma sıklıkları daha fazla bulunmuştur (p=0.011). Ayrıca BKİ sınıfı yüksek olan katılımcılar daha sık bir şekilde damgalayıcı durumlarla karşılaştıkları bulunmuştur (p=0.005). Katılımcıların fazla kilolarından dolayı karşılaştıkları damgalayıcı durumlarla karşılaşma sıklıkları ile ağırlık önyargısı içselleştirme düzeyleri arasında pozitif yönlü doğrusal bir ilişki vardır. Öyle ki damgalayıcı durumlarla karşılaşma sıklığı daha yüksek olan katılımcıların ağırlık önyargılarını içselleştirme seviyeleri de yüksek olmaktadır (r=0.279 ; p=0.001). Damgalayıcı durumlarla karşılaşma sıklığı ile depresyonda hissetme düzeyi arasında anlamlı düzeyinde pozitif yönlü doğrusal bir ilişki söz konusudur. Buna göre bu tür durumlarla daha sık karşılaşanlar daha yüksek düzeyde depresyonda hissetmektedir (r=0.177 ; p=0.033). Damgalayıcı durumlarla karşılaşma sıklığı ile benlik saygısı seviyesi arasında negatif yönlü bir ilişki söz konusudur. Bu tür durumlarla karşılaşma sıklığı daha fazla olan katılımcılatın benlik saygısı algısı daha düşük olmaktadır (r=-0.234 ; p=0.003). Ağırlık önyargısı içselleştirme puanı ile duygusal ve dışsal yeme seviyeleri arasında pozitif yönlü doğrusal ilişkiler olduğu görülmüştür. Buna göre önyargıları içselleştirme seviyeleri daha yüksek olan katılımcıların duygusal yeme (r=0.343 ; p<0.001) ve dışsal yeme (r=0.214 ; p=0.010) düzeyleri de yüksek olmaktadır. Ağırlık önyargılarını içselleştirme düzeyleri ile depresyon düzeyleri arasında da pozitif yönlü doğrusal bir ilişki belirlenmiştir. Öyle ki önyargıları içselleştirme düzeyi yüksek olan katılımcıların depresyonda hissetme düzeyleri de yüksek olmaktadır (r=0.367 ; p<0.001). Anahtar kelimeler; obezite, ağırlık damgalaması, içselleştirilmiş damgalanma, depresyon, yeme davranışları.

BeslenmeBeslenme davranışıDamgalama+2
Gizem Cihan
Başkent University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesanlarda duygu değişiklikleri ile yeme eğilimi ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, adölesanların duygu değişiklikleri ile yeme eğilimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi ve farklı duygular esnasında tercih edilen ve tüketilmek istenen besinlerin belirlenmesidir. Çalışma, Eylül-Ekim 2018 tarihleri arasında Ankara ili Çankaya Bilgi Temel Lisesi'nde 10-19 yaş arası 193 öğrenci (62 erkek, 131 kız) üzerinde yürütülmüştür. Adölesanlara ait genel bilgiler, kişilerin sağlık durumları, duygu değişiklikleri (üzgün/mutsuz olma, endişeli/kaygılı olma, sınav stresi, mutluluk, halsiz/hasta olma, başarısızlık hissi, yalnızlık hissi ve hayal kırıklığına uğrama) ve yeme ilişkisini içeren soruların yer aldığı anket, Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) uygulanmış ve duygusal yeme alt ölçeği ile değerlendirilmiştir. Katılımcıların antropometrik ölçümleri saptanmıştır. Çalışmada ki katılımcıların %32.1'i erkek %67.9'u kız ve yaş ortalaması 16.2±1.2 yıl olarak saptanmıştır. Adölesanların BKİ-z skor değerlerine göre %79.7'si normal, %12.9'u hafif şişman, %4.8'i obez ve %2.6'sı zayıf olarak tespit edilmiştir. Adölesanlar, üzgün/mutsuz, endişe/kaygı, sınav stresi, hasta/halsiz, başarısızlık, yalnızlık, hayal kırıklığı hissettikleri zaman 'daha az yerim', mutlu hissettikleri zaman 'herhangi bir değişiklik olmaz' şeklinde ifade ettikleri görülmüş ve cinsiyete göre istatistiksel olarak farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Besin tercih eğilimine baktığımızda çikolatanın bütün duygu durumlarda ilk tercih edilen besin olduğu görülmüştür. DEBQ-duygusal yeme alt ölçek puan ortalamaları ile katılımcıların cinsiyet, yaş, teşhis edilmiş hastalık olma durumu, fiziksel aktivite ve BKİ-z skor değeri istatistiksel olarak ilişkili bulunmamıştır (p>0.05). Katılımcıların duygusal yeme eğilimlerini tespit etmek için DEBQ-duygusal yeme alt ölçeği ile 8 farklı duygu durumunun ilişkisine bakıldığında üzgün/mutsuz, endişe/kaygı, sınav stresi, mutlu, yalnızlık, hayal kırıklığı hissedilen duygu durumlarında pozitif yönlü korelasyon saptanmıştır. Sonuç olarak adölesanların genellikle olumsuz duygu durumundayken daha az yemek yeme eğilimi gösterdikleri ve ilk tercih ettikleri besinlerin de yüksek enerjili atıştırmalık karbonhidratlar olduğu belirlenmiştir.

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme davranışı+3
Ayşegül Karacaören
Başkent University · Institute of Health Sciences
2019
00

Other supervisors