Theses supervised by Prof. Dr. Şükrü Uğuz

37 theses · Hasan Kalyoncu University, Çağ University

Master'sOpen AccessTR

Şubat 2023 depremlerini yaşamış üniversite öğrencilerinde travma sonrası büyüme ile değer odaklı yaşam arasındaki ilişkinin deprem deneyimlerine göre incelenmesi

Bu araştırma, Şubat 2023 depremlerini deneyimlemiş üniversite öğrencilerinde Travma Sonrası Büyüme (TSB) ile Değerler Odaklı Yaşam arasındaki ilişkiyi ve bu değişkenlerin deprem deneyimlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektedir. Araştırmaya 320 üniversite öğrencisi katılmış; veriler Kişisel Bilgi Formu, Travma Sonrası Büyüme Envanteri ve Değerlere Bağlı Yaşam Ölçeği ile toplanmıştır. Bulgular, TSB ile değerlere bağlı yaşam arasında orta-yüksek düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir. TSB'nin alt boyutları olan Benlik Algısında Değişim, Yaşam Felsefesinde Değişim ve İlişkilerde Değişim ile değerlere bağlı yaşam arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Benzer şekilde, Değerlere Bağlı Yaşam Ölçeğinin alt boyutları; Değerli Yaşam ve Yaşam Doyumu da TSB ile anlamlı düzeyde ilişkilidir. Yapılan basit doğrusal regresyon analizi sonucunda, değerlere bağlı yaşamın TSB'yi anlamlı düzeyde yordadığı bulunmuştur. Regresyon modeli istatistiksel olarak anlamlıdır. Değer Odaklı Yaşamın TSB üzerindeki toplam varyansın %25,4'ünü açıkladığı görülmektedir. Değer odaklı yaşam biçiminin, travmatik deneyimlerin ardından bireyin yeniden yapılanma sürecini destekleyebileceği düşünülmüştür. Kadınların "ilişkilerde değişim" boyutunda erkeklerden anlamlı düzeyde daha yüksek puan aldığı saptanmıştır. Bunun dışında, yakın kaybı, fiziksel yaralanma ve evin hasar alması gibi değişkenlerin TSB ve Değer Odaklı Yaşam düzeylerinde anlamlı bir farklılık oluşturmadığı bulunmuştur. Barınma durumuna ilişkin bulgular, Travma Sonrası Büyüme puanlarında anlamlı bir farklılık olmadığını göstermektedir. Değer Odaklı Yaşam puanlarında ise barınma durumuna göre anlamlı bir fark saptanmıştır; konteynerde kalan bireylerin, evinde kalanlara kıyasla daha düşük puanlara sahip olduğu görülmüştür. Yaşam Doyumu alt boyutunda da gruplar arası fark anlamlı bulunmuş; ancak bu farkın hangi gruplardan kaynaklandığı istatistiksel olarak belirlenememiştir. Sonuç olarak, bireylerin değerlere uygun bir yaşam sürmeleri, travma sonrası yeniden yapılanma ve psikolojik büyüme süreçleriyle yakından ilişkilidir. ACT kuramına göre, bu tür bir değer odaklı yaşam tarzı, bireyin duygusal zorluklara rağmen işlevselliğini ve yaşam anlamını sürdürebilmesini mümkün kılar. Bu bağlamda, değer odaklı müdahalelerin afet sonrası psikolojik destek programlarına entegre edilmesi önerilmektedir.

Gül Kır Kara
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Adana ili 12-16 yaş öğrencilerde sosyal fobi görülme yaygınlığı ve etkileyen faktörler

Araştırma ortaokul ve lise öğrencilerinde sosyal fobi görülme yaygınlığı ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla kesitsel bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma 2015-2016 Eğitim ve Öğretim Yılında Nisan 2016- Mayıs 2016 tarihleri arasında Adana merkez ilçelerinde tesadüfi olarak seçilen 4 ortaokul ve 4 lisede yapılmıştır. Ortaokulların 6,7,8 liselerin 9 ve 10. sınıflarda öğrenim gören 233 kız, 230 erkek olmak üzere toplam 463 öğrenci örnekleme alınmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik değişkenlerden oluşan bireysel bilgi formu, Çapa Çocuk ve Ergenler için Sosyal Fobi Ölçeği (ÇESFÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) kullanılmıştır.Tanı yüz yüze görüşmelerle konmuştur.Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre öğrencilerin % 13,6 'sının sosyal fobi tanısı aldığı saptanmıştır. Kız öğrencilerin (%8,2) erkek öğrencilerden (%5,4)daha fazla sosyal fobi tanısı aldığı görülmüştür. Sosyal fobi tanısı alan öğrencilerin anksiyete düzeyleri yüksek bulunmuştur. Sosyal fobinin akademik başarıyı etkilediği saptanmıştır. Sosyal fobi ergenlik döneminde oldukça sık görülen bireyin gelişimini ve yaşam kalitesini etkileyen bir anksiyete bozukluğudur. Erken yaşlarda tanınıp tedavi edilmesi bireyin hem yaşam kalitesinin yükselmesini, hem de sağlıklı bir gelişim süreci geçirmesini sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Sosyal fobi, yaygınlık, ortaokul lise öğrencileri,

AdanaLise öğrencileriOrtaokul öğrencileri+2
Orhan Sönmez
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Okul psikolojik danışmanları ile psikolojik danışman adaylarının olumsuz otomatik düşüncelerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, okul psikolojik danışmanları ile psikolojik danışman adaylarının olumsuz otomatik düşüncelerinin karşılaştırmalı olarak incelenmektir. Araştırmanın diğer bir amacı da, olumsuz otomatik düşünceleri ile çeşitli değişkenler (çalışma grubu, cinsiyet, ilerde çalışmak istedikleri kurum, mesleki çalışma süreleri, mesleki algıları) arasında anlamlı farklar olup olmadığını belirlemektir. Araştırmanın örneklemini 2016-2017 Adana ili merkez İlçelerinde görev yapan 163 kadın, 93 erkek olmak üzere 256 okul psikolojik danışmanı ve Çukurova Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışma Programında okuyan 145 kadın, 74 erkek olmak üzere 219 3. ve 4. Sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Araştırma verileri, Otomatik Düşünceler Ölçeği (ODÖ)" ve geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" ile elde edilmiştir. Normal dağılım gösteren sürekli değişkenlerin analizinde independentsample t testi veya tek yönlü varyans analizi, normal dağılım göstermeyen sürekli değişkenlerin analizinde ise Mann whitney U veya Kruskall Wallis testi ve kategorik değişkenlerin analizinde ise ki-kare testi kullanılarak çözümlenmiştir. Elde edilen bulgularda psikolojik danışman adaylarının olumsuz otomatik düşünceler alt ölçeklerinde (kendine, şaşkınlık ve kaçmaya, kişisel uyumsuzluğa, yalnızlığa, ümitsizliğe yönelik) ve toplamda okul psikolojik danışmanlarından daha fazla olumsuz otomatik düşüncelere sahip oldukları bulunmuştur Cinsiyete göre olumsuz otomatik düşünceler toplam çalışma grubunda ve psikolojik danışman grubunda ,"kendine yönelik" olumsuz düşünceler alt ölçeği hariç, kadınların erkeklere göre daha yüksek ortalama puanlara sahip olduğu bulunmuştur. Psikolojik danışman adaylarının olumsuz otomatik düşünceleri cinsiyete göre ve mezun olduklarında çalışmak istedikleri kuruma göre alt ölçek ve toplam puan ortalamalarında anlamlı bir fark gözlenmemektedir Mesleki deneyimi 16 yıl ve daha fazla olanların daha az olumsuz otomatik düşüncelere sahip olduğu saptanmıştır. Psikolojik danışmanların meslek algısına göre, kendilerini "psikolojik danışman" olarak algılayanların puan ortalamaları "rehber öğretmen" olarak algılayanlardan anlamlı olarak olduğu yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Bilişsel Davranışçı Terapi, Olumsuz Otomatik Düşünce,Psikolojik Danışman, Psikolojik Danışman Adayı

Bilişsel davranış terapileriOlumsuz düşünmeOtomatik düşünce+2
Elif Akar
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyometrik bağlamda reddedilen, ihmal edilen ve popüler olan 9-10 yaş çocuklarının depresyon ve sosyal anksiyete düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı çocukların sosyometrik durumlarına göre depresyon ve sosyal anksiyete düzeylerinin incelenmesidir. Araştırma Adana Çukurova Edebali İlkokulu 9 ve 10 yaş grubu 532 çocuk ile yapıldı. Çocukların sosyometrik statüleri sosyometri testi (Moreno, 1963) ile belirlendi. Sosyometrik statü popüler çocuklar, reddedilen çocuklar, ihmal edilen çocuklar, ihtilaflı çocuklar, ortalama çocuklar ve diğer çocuklar (Gülay, 2008) şeklinde kategorilendirildi. 9-10 yaş çocuklarının sosyometri testi uygulandıktan sonra amaçlı örneklem yöntemiyle belirlenen 157 öğrencinin sosyometrik statülerine göre depresyon ve sosyal anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkiyi inceleyen, tarama modelinde tanımlayıcı ve kesitsel bir araştırmadır. Popüler, reddedilen ve ihmal edilen çocuklara Çocuklar için Sosyal Anksiyete -Yenilenmiş Biçim(Social Anxiety Scale for Children-Revised), Çocuklar için Depresyon (Children's Depression Inventory) ölçekleri uygulandı. Çocukların Sosyometrik statülerine göre depresyon ve sosyal anksiyete düzeyleri karşılaştırıldı. Sosyometrik statülerin yaşa göre anlamlı bir fark olmadığı, cinsiyete göre anlamlı bir fark olduğu, depresyon ve sosyal anksiyete düzeylerinin yaşa ve cinsiyete göre anlamlı bir fark olmadığı, sosyometrik bağlamda reddedilenlerin depresyon düzeyi popüler çocuklara göre yüksek, ihmal edilenlerin sosyal anksiyete puanlarının popüler öğrencilere göre yüksek olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: reddedilme, ihmal edilme, popüler, sosyometri, sosyometrik statü, sosyalleşme, depresyon, sosyal anksiyete

DepresyonPopülerlikReddedilme duyarlılığı+6
Nezir Dorak
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite tanısı almış çocuklarda obsesif belirtiler

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu bireylerin aşırı hareketlilik ve dikkat odaklı problemler ve dürtüsellik ile karakterize edilen bir nörogelişim odaklı sorundur. Bu çalışmanın amacı, Çocukluk dönemi problemi olarak nitelendirilen dikkat eksikliği ve hiperakivite bozukluğu tanısı konulan çocuklarda obsesif belirtilere ilişkin semptomların görülme sıklığını saptamaktır. Çalışma, Mersin İli Özel bir muayene de tanısı konmuş çocukların obsesif belirtilerinin tarandığı kesitsel bir araştırmadır. Çalışma aracı olarak "semptom tarama listesi" kullanılmıştır. Obsesif verilere ait 10 semptomun görülme sıklığı; mikroplardan korku %19,6, hastalık kapma ya da hasta olma korkusu %21,6, zehirli ya da tehlikeli maddelere temas etme korkusu %27,8, kir korkusu %24,7, bazı şeyleri yapmayı unutma korkusu %21,6, birini istemeden yaralama korkusu %20,6, istemeden kötü, ahlaksız ya da utandırıcı bir şey söyleme ya da yapma korkusu %35,0, yanlış yapma korkusu 33,0, işlerin mükemmel olmayacağı korkusu %26,8, kural dışı şeyler yapma korkusu %21,7 olarak saptanmıştır. Yapılan faktör analizine göre alt ölçek dağılımı incelendiğinde fiziksel dış faktörlere yönelik korku görülme sıklığı %20,6, kendine dair korku görülme sıklığı %20,6, toplumsal ve ahlaki kurallara dair korku görülme sıklığı %63 olarak saptanmıştır. Özet olarak elde edilen sonuçlar şu şekilde sıralanabilir, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı koyulan çocuklar da yaş, hiperaktivite, hafif zeka geriliği ve dürtüsellik tanılarının konması cinsiyete göre farklılık göstermemiştir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı koyulan çocukların içinde dürtüsellik tanısı koyulan çocukların hiperaktivite tanısının da aldığı gözlenmiştir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı koyulan çocukların %74'üne hiperaktivite, %15'ine hafif zeka geriliği ve %16'sına dürtüsellik tanısı konmuştur. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı koyulan çocukların, bir obsesif belirti semptomu olan "hastalık kapma yada hasta olma korkusu" çocukların yaşlarına göre belirgin olarak farklılaşmıştır. Netice itibariyle 8 yaşından daha küçük olan çocukların hastalık kapma ya da hasta olma korkusunu, 9 yaş ve üzerindeki çocuklara göre daha az veya hafif yaşamaktadır. Anahtar Kelimeler: Dikkat Eksikliği, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Obsesif Kompülsif Bozukluk

Hiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuObsessif kompülsif bozukluk
Nur Eryol Dervişoğlu
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Zihinsel yetersizliği olan çocuklara sahip annelerin olumsuz otomatik düşüncelerinin incelenmesi

Bu araştırmada, zihinsel yetersizliği olan çocuklara sahip annelerin olumsuz otomatik düşüncelerini etkileyen faktörler araştırılmıştır. Örneklem; Adana Yüreğir Rehberlik ve Araştırma Merkezine eğitsel tanılama hizmetleri amacıyla gelen zihinsel yetersizliği olan çocuğa sahip 90 anneden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak Otomatik Düşünceler Ölçeği kullanıldı. Bulgular; çocuğun yetersizlik düzeyi (hafif, orta ve ağır) ve cinsiyetine göre annelerin otomatik düşünceleri arasında anlamlı bir fark yoktur (p>0.05). Travma sonrası büyüme gösteren annelerin otomatik düşüncelerinin alt ölçek puanlarında (kendine yönelik, şaşkınlık ve kaçma, kişisel uyumsuzluk, yalnızlığa yönelik) ve toplam puanda anlamlı olarak daha düşük çıktığı saptanmıştır (p<0.05). Zihinsel yetersizliği olan çocuğun ilk tanılamasından sonraki geçen süre arttıkça, annelerin otomatik düşüncelerinin alt ölçek puanında (kendine yönelik) anlamlı olarak arttığı saptanmıştır (p<.05). Sonuç; Annelerin otomatik düşünce düzeyi zihinsel yetersizlik şiddeti ve diğer tanımlayıcı özelliklere göre değil; çocuklarının zihinsel yetersizlik tanısı alması ile başlayan süreçte olumlu yönde değişim gösteren annelere göre anlamlı olarak farklılık göstermektedir.

Ana-çocuk etkileşimiAnnelerOlumsuz düşünme+2
İlyas Çevirgen
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
10
Master'sOpen AccessTR

OKB tanısı almamış beliren yetişkinlikte obsesif-kompulsif belirtilerin ve belirti şiddetlerin cinsiyet açısından dağılımının incelenmesi

Bu çalışma Adana ilinde bir özel öğretim kurumunda lise mezunu 18-25 yaş aralığındaki katılımcılarda obsesif-kompulsif bozukluk tanısı almamış 160 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Obsesif-Kompulsif belirtilerin sağlıklı kişilerde dağılımı, kadın ve erkek arasında belirti ve şiddeti açısından anlamlı bir farklılık olup olmadığı incelenmiştir. Obsesif-kompulsif belirtilerin yoğunluğu cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir farklılık bulgulanmamıştır. Kadınlarda en sık görülen obsesyonlar sırasıyla; kirlenme obsesyonları, saldırganlık obsesyonları, diğer obsesyonlar, somatik obsesyonlar, biriktirme/saklama obsesyonları, dini obsesyonlar, büyüsel düşünce/batıl inanç obsesyonları, cinsel obsesyonlar gelmektedir. Erkeklerde ise; diğer obsesyonlar, saldırganlık obsesyonlar, kirlenme obsesyonları, somatik obsesyonlar, biriktirme/saklama obsesyonları, dini obsesyonlar, cinsel obsesyonlar, büyüsel düşünce/batıl inanç obsesyonları gelmektedir. Kadınlarda en sık görülen kompulsiyonlar sırasıyla; kontrol etme kompulsiyonları, diğer kompulsiyonlar, yıkama/temizleme kompulsiyonları, tekrarlayıcı törensel davranışlar, sıralama/düzenleme kompulsiyonları, sayma kompulsiyonları, biriktirme/toplama kompulsiyonları, aşırı büyüsel düşünceler/batıl davranışlar, diğer insanları içeren törensel davranışlar gelmektedir. Erkeklerde ise; kontrol etme, yıkama/temizleme kompulsiyonlar, diğer kompulsiyonlar, tekrarlayıcı törensel kompulsiyonlar, sıralama/düzenleme kompulsiyonları, sayma kompulsiyonları, biriktirme/toplama kompulsiyonları, aşırı büyüsel düşünceler/batıl davranışlar, diğer insanları içeren törensel davranışlar gelmektedir. Belirti ve şiddeti açısından bir fark görülmemiştir. Araştırma bulgularına göre obsesif-kompulsif belirtilerin bir alt tipi olan "diğer insanları içeren törensel davranışlar" kompulsyonu kadınlarda daha fazla görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Obsesif kompulsif belirtiler, cinsiyet, belirti yoğunluğu

Cinsel kimlikCinsiyetHastalar+4
Tülay Öneker
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İşyerinde bağlanma, duygusal örgütsel bağlılık ve yazılı olmayan anlaşmalar

İş gören ve organizasyonların karşılıklı yükümlülüklerini belirleyen resmi sözleşmelerin yanında, bireysel algıya dayalı bir özellik taşıyan psikolojik sözleşmeler, çalışanların örgütsel bağlılığını da etkileyebilmektedir. Bu bağlılığın psikolojik mekanizmaları açıklamakta yararlı olabileceği öngörülen yetişkin bağlanma biçimlerinin de işle ilgili sonuçları etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada yetişkin bağlanma biçimleriyle, çalışanların psikolojik sözleşme (hem işlemsel hem de ilişkisel) algıları ve örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişki araştırılmıştır. Çukurova Bölgesinde taşımacılık sektöründe faaliyet gösteren bir organizasyonda 132 iş görenle gerçekleştirilen araştırmada, kolayda örnekleme yöntemi kullanılmış; 4 bölüm ve 35 maddeden oluşan 3 ölçekli bir anket uygulanmıştır. Analizler sonucunda, hem psikolojik sözleşme ile örgütsel bağlılık arasında hem de saplantılı ve korkulu bağlanma biçimleri ile işlemsel sözleşme arasında pozitif yönlü çok düşük düzeyde ilişki bulunmuştur. Ayrıca, psikolojik sözleşmenin sadece korkulu bağlanma biçimi ile örgütsel bağlılık arasında kısmi aracı rolü üstlendiği gözlenmiştir. Bununla birlikte, regresyon sonuçlarına göre saplantılı ve korkulu bağlanma biçimlerinin, psikolojik sözleşmenin işlemsel alt boyutuna düşük düzeyde pozitif etki ettiği saptanmıştır. Anahtar kelimeler: YetiĢkin Bağlanma Biçimleri, Duygusal Örgütsel Bağlılık,Psikolojik SözleĢme.

BağlanmaBağlılıkDuygusal bağlılık+3
Ayşe Şenay Koç
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Tanı almış ilaç almamış depresyon hastalarında kognitif işlevler

Bu araştırmada; majör depresyon bozukluğu olan hastaların kognitif işlevlerinin değerlendirilmesi planlanmıştır. Yeni tanı alan depresyon hastalarının kognitif işlevleri, sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılarak incelenmiştir. Araştırma, vaka kontrol desenli bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine başvuran daha önce antidepresan kullanmamış depresyon hastaları oluşturmaktadır. Bu hastalardan çalışmaya katılmayı kabul eden 20-49 yaş grubunda olan 44 kadın, 16 erkek toplam 60 kişi ise çalışma örneklemini oluşturmaktadır. Cinsiyet ve yaş bakımından benzer olan basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilen depresyon tanısı almayan 17 kadın, 13 erkek toplam 30 kişiden kontrol grubu oluşturulmuştur. Araştırmada veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve İz Sürme Testi (İST) kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgu depresyon tanısı alan hastaların karmaşık dikkat işlevlerindeki bozulmalarının kontrol grubuna göre daha fazla olduğu bulunmuştur. DSM-V kriterlerine göre majör depresyon tanısı alan 60 hastanın İz Sürme Testinden aldıkları puanlar kontrol grubunun puanlarıyla karşılaştırılmıştır. Majör depresif bozukluğu olan grubun İz Sürme Testinden aldıkları puanlar, 20-49 yaş, cinsiyet, eğitim düzeyine (5-11 yıl ve 12 yıl ve üzeri) göre karşılaştırılmıştır. İz Sürme Testi'nden alınan puanlar incelendiğinde iki grup arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. İz Sürme Testi'nde depresyonlu hastaların İST A Süre, İST B Süre olmak üzere tüm testi tamamlama süreleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha uzun olduğu bulunmuştur. Ayrıca MDB olan hastaların İST B bölümüne ilişkin hata ve düzeltme oranları kontrol grubuna göre daha fazla olduğu tespit edilmiştir. İST puanları ile BDÖ puanı arasında da pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. İST' den alınan puanların yaş ve cinsiyet değişkeni üzerine anlamlı bir farklılığı yokken, eğitim düzeyine göre anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Bu çalışmanın sonuçları majör depresyon bozukluğu olan hastaların kognitif işlevlerinde bozulma olduğu bulgusunu desteklemektedir.

Bilişsel işlevDepresif bozukluk-majörDepresyon+1
Seda Salık
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Birinci yılını tamamlamış meme kanseri hastalarında anksiyete ve depresyon düzeyleri ve hastalıkla başa çıkma tutumları

Bu araştırmada; birinci yılını tamamlamış meme kanseri hastalarda anksiyete ve depresyon belirtilerinin dağılımı ve başa çıkma yöntemleri arasındaki farklılıkların araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini; 2017 yılının 05 Haziran - 31 Temmuz tarihleri arasında, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Onkoloji Polikliniği'ne başvuran 35-65 yaş aralığındaki gönüllü 94 kadın hasta oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak geliştirilen Kişisel Bilgi Formu, Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hastaların % 16,0'sında depresyon belirtisi ve % 27,7'sinde ise anksiyete belirtisi vardır. Yapılan analizler sonucunda depresyonla anksiyete arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Katılımcıların depresyon puanı ile hastalığı ilişkilendirdikleri sebep değişkeni arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Kendini suçlayanların depresyon puanları kalıtımsal nedene bağlayanlardan daha yüksektir. Depresyon puanı en yüksek olan grup ameliyat sonrası endişe ve korkusu artanlardır. Depresyon puan ortalamaları en az olan grup yapılan ameliyattan oldukça memnun olanlardır. Anksiyete puanı ile "Hastalığınız hakkında bilginiz yeterli mi?" değişkeni arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. "Hayır, daha çok bilgi istiyorum" diyenlerin anksiyete puanları diğerlerinden daha yüksektir. Anksiyete puanı ile "Hastalıktan sonra eşinizin size karşı davranışı" değişkeni arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. "Daha mesafeli" diyenlerin anksiyete puanları diğerlerinden daha yüksektir. Başa çıkma tutumu ile eğitim düzeyi arasında anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Başa Çıkma Tutumu alt boyutlarından "dini olarak başa çıkma" boyutunda ilköğretim mezunlarının puan ortalamaları üniversite mezunlarından daha yüksektir. Başa Çıkma Tutumu alt boyutlarından "Şakaya vurma-Mizah" boyutunda üniversite mezunlarının ''Şakaya vurma-Mizah'' başa çıkma tutum puan ortalamaları lise mezunlarından daha yüksektir. Araştırmanın sonucunda; depresyonla, bir takım başa çıkma tutumu alt boyutları arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Anksiyete ile başa çıkma tutumu alt boyutlarından duygusal sosyal destek kullanımı arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Hastaların anksiyete, depresyon olasılığının tanı aşamasından itibaren yüksek olduğu ve riskin birinci senede de azalarak devam ettiği görülmektedir.

AnksiyeteAğrıyla başa çıkmaBaşa çıkma+4
Rabia Geyikçi
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Baş dönmesi yakınmasıyla başvuran hastalarda nistagmus varlığına ve yokluğuna göre anksiyete ve depresyon düzeylerinin karşılaştırılması: Özel bir kulak burun boğaz merkezinde uygulama

Subjektif bir şikayet olan baş dönmesinin objektif bir bulgusu Nistagmustur. Bu çalışmada Nistagmusu olan baş dönmesi olan hastalarla, nistagmusu olmayan baş dönmesi olan hastaların anksiyete depresyon düzeyi karşılaştırmak amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini 2017 yılında 12 Haziran-22 Ağustos tarihleri arasında özel bir KBB merkezine başvuran 18-78 yaş arasında 86 Kadın ve 41 Erkek toplam 127 hasta oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, Vertigo Semptom Skalası(VSS), STAI-I(Durumluluk Kaygı Envanteri), STAI-II(Süreklilik Kaygı Envanteri), Beck Anksiyete Ölçeği(BAÖ) ve Beck Depresyon Ölçeği(BDÖ) kullanılmıştır. Çalışmaya katılan baş dönmesi yakınması olan hastaların 36sında Nistagmus(+), 91inde Nistagmus(-) idi. İki grup arasında VSS, STAI-I, STAI-II, BAÖ, BDÖ düzeyleri açısından bir farklılık yoktu (p>0.05). Kadın cinsiyette VSS ve STAI-II de açıkça farklılık vardı (p<0.05). Yaş grupları açısından 55 yaş üstü grupta VSS, BAÖ, BDÖ, STAI-II açısından anlamlı yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bu bulgular sonucunda Nistagmusun olması ya da olmaması baş dönmesi olan hastalarda anksiyeteyi azaltmamaktadır. Kadınlarda hem baş dönmesi ve hem anksiyete erkeklere göre daha fazla bulunmuştur. İleri yaş gruplarında baş dönmesi ile gelen hastalarda anksiyete ve depresyon komorbiditesi düşünülmelidir. Baş dönmesi tedavisine multidisipliner yaklaşmak gerekmektedir.

AnksiyeteBaş dönmesiDepresyon+3
Fatma Üstün
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kardiyoloji polikliniğine çarpıntı veya göğüs ağrısı yakınması ile başvuran 18-25 yaş aralığındaki hastaların depresyon ve anksiyete düzeylerinin karşılaştırılması

Beliren yetişkinlik, ergenlik ile yetişkinlik arasındaki 18-25 yaşı kapsayan gelişimsel bir dönemdir. Bu dönemindeki bireylerde kimlik arayışı, ergenlikten yetişkinliğe geçişte artan sorumluluklar, meslek, barınma ve aile ile ilgili belirsizliklerden dolayı anksiyete ve depresyon semptomları artmıştır. Anksiyete ve depresyon belirtilerinden bazıları da çarpıntı, göğüs ağrısı, nefes darlığı, baygınlık ve baş dönmesi gibi bedensel yakınmalardır. Çalışmanın amacı Kardiyoloji polikliniğine çarpıntı veya göğüs ağrısı yakınmasıyla başvuran 18-25 yaşındaki hastalarda kalp hastalığı varlığı ve yokluğuna göre anksiyete ve depresyon düzeylerini karşılaştırmaktır. Bu alanda yapılan çalışmaların çoğu ilk yardım polikliniğinde uygulanmıştır. Bu çalışma ise sadece Kardiyoloji Polikliniğine başvuran hastalarda yapılmıştır. Bu amaçla Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Araştırma ve Uygulama Merkezi Kardiyoloji Polikliniğine başvuran 18-25 yaşındaki hastalar çalışmaya alınmıştır. Hastaneye başvuranların yanında refakatçi olarak gelen aynı yaş grubundaki sağlıklı gönüllüler ise kontrol grubunu oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) kullanılmıştır. Önceden bir kalp hastalığı tanısı alanlar ve başka bir kronik hastalığı olanlar çalışmaya alınmamıştır. Elli dört erkek ve 60 kadın olmak üzere toplam 114 kişi çalışmaya alınmıştır. Yetmiş yedi kişide herhangi bir kalp hastalığı saptanmamıştır. Otuz yedi kişiye bir kalp hastalığı tanısı konmuştur. Hastaneye başvuranların yanında refakatçi olarak gelen 18-25 yaş grubundaki sağlıklı 44 kişi "kontrol grubunu" oluşturmuştur. Gruplar BDÖ ve BAÖ puanları açısından karşılaştırılmıştır. Buna göre "kalp hastalığı olan" ve "kalp hastalığı olmayan" grupta BDÖ ve BAÖ puanı kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek saptanmıştır. Sonuç olarak Kardiyoloji Polikliniğine göğüs ağrısı veya çarpıntı yakınmasıyla başvuran 18-25 yaşındaki hastalarda kalp hastalığı varlığından bağımsız olarak depresyon ve anksiyete puanları kontrol grubundan daha fazla bulunmuştur.

AnksiyeteDepresyonHastalar+3
Fatma Yiğit
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı örselenme yaşantıları ile kişiler arası bağımlılık düzeyi arasındaki ilişkilerin incelenmesi (Bir vakıf üniversitesi örneği)

Çocukluk döneminde gerçekleşen örselenme yaşantılarının etkilerinin yaşam boyu sürebildiği bilinmektedir. Yaşamlarının erken dönemlerinde örselenen bireyler kendilerini güçsüz, zayıf ve değersiz hissetmelerine yol açan zihinsel izler oluşturmaktadır. Bu nedenle bu kişilerin diğerlerinden ilgi ve destek arayışıyla kişiler arası bağımlılık geliştiriyor olabilecekleri düşünülmektedir. Bu çalışmada çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ile kişiler arası bağımlılık düzeyi arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini, Nisan 2018'de Çağ Üniversitesi 2018 bahar döneminde öğrenime devam etmekte olan 18-25 yaş arası 733 (227 erkek, 506 kadın) öğrenci oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak, Kişiler Arası Bağımlılık Ölçeği (KBÖ), Çocukluk Dönemi Örselenme Yaşantıları Ölçeği Kısa Formu (ÇÖYÖ-KF) ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ve kişiler arası bağımlılık düzeyi arasında düşük düzeyde ve pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Erkekler ve anne-baba eğitim düzeyi düşük katılımcılar çocukluk döneminde daha fazla örselenme yaşantılarına sahiptir. Kadınların kişiler arası bağımlılık düzeyi erkeklerden yüksektir.

Kişiler arası bağımlılıkVakıf üniversiteleriÇocukluk çağı travmaları+2
Tuğçe Barak
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal kaygı ile üstbiliş arasındaki ilişkinin özel bir eğitim kurumundaki öğrencilerde incelenmesi

Sosyal kaygı, kişinin başkaları tarafından değerlendirileceği bir veya birçok sosyal ortamda belirgin bir şekilde kaygı ya da korku duymasıdır. Son dönemlerde yapılan çalışmalarda sosyal kaygıda, üstbilişin önemli olduğu görülmektedir. Üstbiliş; kişinin kendi zihnindeki işlevler ile olayların farkında olması ve bu süreçler üzerindeki aktif kontrolünü kapsayan bir sistemdir (Wells 2009).Bu araştırmada, sosyal kaygı ile üstbiliş arasındaki ilişki, özel bir eğitim kurumdaki öğrenciler ile incelenmektedir. Araştırma, 2017-2018 eğitim yılında, özel bir eğitim kurumundaki 67 kadın, 39 erkek, toplam 106 öğrenci ile yapılmıştır. Katılımcılara Üstbiliş Ölçeği (ÜBÖ-30), Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Literatüre katkı sağlamanın amaçlandığı bu çalışmada; Liebowitz kaygı alt ölçeği ile Üstbiliş kontrol edilemezlik ve tehlike alt ölçeği arasında düşük düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki; Liebowitz kaçınma alt ölçeği ile Üstbiliş olumlu inançlar ve kontrol edilemezlik ve tehlike alt ölçekleri arasında düşük düzeyde, pozitif yönde, anlamlı bir ilişki ve Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği ile Üstbiliş olumlu inançlar ile kontrol edilemezlik ve tehlike alt ölçekleri arasında düşük düzeyde, pozitif yönlü, anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği ile alt ölçekleri olan kaygı ile kaçınmanın, Üstbiliş ölçeği toplam puanı ile ilişkisine bakıldığında düşük düzeyde, pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur.

Bilişüstü beceriSosyal kaygıÖlçme-değerlendirme+3
Seyla Çiçekçi
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Öğrencilerin sınav kaygısı ile olumsuz üst biliş düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, bir üniversitenin Fen-Edebiyat Fakültesi öğrencilerinin Üstbiliş düzeyleri ile sınav kaygısı düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yasal izinler alındıktan sonra; araştırma, evreni 815 öğrenciden oluşan bir üniversitenin, Fen-Edebiyat Fakültesinin lisans öğrencileri üzerinde uygulanmıştır. Araştırmanın örneklemi; 370 üniversite öğrencisidir. Yapılan araştırmanın modeli, genel ilişkisel tarama modelidir. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak 10 maddelik "Westside Sınav Kaygısı Envanteri" ve 30 maddelik "Üstbiliş Ölçeği-30" kullanılmıştır. Bu araştırmada "Westside Sınav Kaygısı Envanteri" ve "Üstbiliş Ölçeği-30" kullanılarak elde edilen veriler öncelikle bilgisayar ortamına aktarılmıştır. Verilerin analizinde SPSS programı kullanılmıştır. Verilerin analizi, betimsel istatistik teknikleri olan Kolmogorov-Smirnov Testi, Yüzde, Bağımsız Gruplar için T Testi, İlişkisiz Örneklemler için Tek Faktörlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Momentler Çarpımı (Korelasyon Katsayısı) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; Üstbilişin "olumlu inançlar" alt ölçeğinin, sınav kaygısı ile pozitif yönde ilişkili bulunmuştur. Ayrıca, bireylerin bilişsel güven puanları arttıkça sınav kaygılarının arttığı bulgusuna ulaşılmıştır. Ek olarak, kontrol edilemezlik ve tehlike alt boyutu puanlarının arttıkça, öğrencilerin sınav kaygılarının arttığı gözlenmiştir. Bir diğer hipotezde, bilişsel farkındalık puanları ile sınav kaygısı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ayrıca, düşünceyi kontrol ihtiyacı alt boyutunun artmasıyla sınav kaygısının da arttığı görülmüştür. Son hipotezde, öğrencilerin sınav kaygı düzeyleri ile toplam Üstbiliş puanı arasında anlamlı bir ilişki olduğu, Üstbiliş düzeyi arttıkça sınav kaygısının da arttığı, iki değişken arasında pozitif yönde bir ilişkinin olduğu gözlemlenmiştir.

KaygıSınav kaygısıÖlçme-değerlendirme+3
İlhan Savaşan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adana'da bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine devam eden otistik bozukluğu olan çocuğa sahip annelerde anksiyete ve depresyon düzeyinin çocuğun otistik bozukluk düzeyiyle ilişkisi

Bu araştırmanın amacı otistik bozukluğu olan çocuğa sahip annelerde anksiyete ve depresyon düzeyinin çocuğun otistik bozukluk düzeyiyle ilişkili olup olmadığınıaraştırmaktır. İlişkisel tarama yöntemi kullanılmış olan kesitsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini Adana'da bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine devam eden otistik bozukluk tanısı almış 3-23 yaş arası 51 çocuk ve anneleri oluşturmaktadır. Veri toplama işlemi Gilliam Otistik Bozukluk Derecelendirme Ölçeği 2 Türkçe Versiyonu (GOBDÖ-2-TV), Beck Depresyon Envanteri (BDE), Beck Anksiyete Envanteri (BAE) ve araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik bilgi formu kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Toplanan veriler Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi ve Basit Doğrusal Regresyon Analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre çocuğun otistik bozukluk düzeyi ile annenin anksiyete ve depresyon düzeyi arasında pozitif yönde ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=.421, p<.01 ve r=.313, p<.05). Regresyon analizi sonuçlarına göre ise otistik bozukluk düzeyinin annedeki anksiyete belirtilerinin önemli bir yordayıcısı olduğu saptanmıştır (%16). Bununla birlikte annenin depresyon belirtileri ile ölçeğin Stereotip Davranışlar alt boyutunun ve annenin anksiyete belirtileri ile ölçeğin Stereotip Davranışlar, İletişim, Sosyal Etkileşim olmak üzere üç alt boyutunun ilişkili olduğu saptanmıştır.

AnksiyeteAnnelerDepresyon+5
Büşra Çoban
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Okul psikolojik danışmanlarının otomatik düşünceleri ile öz yetkinlik algıları arasındaki ilişki

Bu araştırmada okul psikolojik danışmanlarının otomatik düşünceleri ile öz yetkinlik algıları arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca çalışmada okul psikolojik danışmanlarının otomatik düşünceleri ve öz yetkinlik algıları cinsiyet, yaş, çalışılan okul kademesi, mesleki çalışma süresi ve mesleki ünvan algısı değişkenleri kapsamında ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemi Adana ili merkez ilçelerinde (Seyhan, Çukurova, Yüreğir) çalışan 2017- 2018 eğitim öğretim yılı bahar yarıyılında Adana İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün ve Rehberlik Araştırma Merkezleri'nin düzenlediği toplantılara katılan gönüllü okul psikolojik danışmanlarından oluşmaktadır. Araştırmanın verileri "Otomatik Düşünceler Ölçeği", "Okul Psikolojik Danışmanı Öz Yetkinlik Ölçeği " ve "Kişisel Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Veriler çözümlenirken frekans, yüzde, Shapiro Wilk, Mann Whitney-U, Kruskal Wallis- H testi ve hipotezlerin test edilmesi için Spearman Brown sıra farkları korelasyon katsayısı teknikleri kullanılmıştır. Okul psikolojik danışmanlarının otomatik düşünce düzeyleri ile okul psikolojik danışmanı öz yetkinlik ölçeğinin alt ölçek puanları ve toplam puanı arasında negatif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bulgular psikolojik danışmanların mesleklerinde kendilerini yeterli bulmalarının daha az otomatik düşüncelere sahip olmaları ile ilişkili olduğunu düşündürmüştür.

AdanaDanışmanlarEğitim kurumları+7
Esra İncesoy
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

11- 14 yaş arasında olan ergenlerin stresle başa çıkma tarzları ve bilişsel esneklik düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması

Bu araştırmada, ergen bireylerin stresle başa çıkma tarzları ile bilişsel esneklik düzeyleri arasındaki ilişkiyi ve bu iki değişkenin, cinsiyet, yaş ve sosyoekonomik düzeylerinegöre değişip değişmediğini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma, Kahramanmaraş ili Pazarcık ilçesinde ilköğretim ikinci kademesi olan 6.,7. ve 8. sınıf düzeyindeki öğrencilerle 2018–2019 eğitim - öğretim yılında, okullarına devam eden 557 öğrencinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmadaveriler, bilişsel esnekliği ölçmek amacıyla Çelikkaleli (2014a) tarafından Türkçeyeuyarlaması yapılan, "Bilişsel Esneklik Ölçeği" (Martin ve Rubin, 1995) vestresle başa çıkma tarzlarınıölçmek amacıyla Şahin ve Durak (1995) tarafından geliştirilen"Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği" kullanılmıştır. Öğrencilerin kişisel bilgilerini ve sosyoekonomik düzeyini belirlemek için araştırmacı tarafından "Kişisel BilgiFormu" oluşturulmuş ve verilertoplanmıştır.Verilerin analizinde Pearson Korelasyon Analizi, Bağımsız Gruplar t-Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, bilişsel esneklik düzeyi ile stresle başa çıkma tarzları alt boyutu olan kendine güvenli yaklaşım arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Bilişsel esneklik düzeyinin katılımcı bireylerin cinsiyetlerine göre anlamlı farklılık göstermediği bulunmuştur. Stresle başa çıkma tarzları alt boyutu olan kendine güvenli yaklaşım ile cinsiyet arasında anlamlı farklılık olduğu, kızların kendine güvenli yaklaşım tarzı erkeklerden yüksek olduğu, boyun eğici yaklaşım tarzının erkek öğrencilerde daha fazla olduğu ve kızların iyimser yaklaşım tarzının erkeklerden daha yüksek olduğu bulunmuştur. Yaş ile bilişsel esneklik düzeyi arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Yaş ile stresle başa çıkma tarzları alt boyu kendine güvenli yaklaşım ve iyimser yaklaşım arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunamamıştır. Aylık ortalama gelir ile bilişsel esneklik düzeyi arasında anlamlı olmayan ilişki bulunmuştur. Aylık ortalama gelir ile stresle başa çıkma tarzları alt boyutu boyun eğici yaklaşım arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.

Başa çıkmaBilişsel esneklikErgenler+3
Atilla Tutuş
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Majör depresif bozukluk tanısı almış bir grup hastada üstbilişsel işlevlerin incelenmesi

Depresyon, toplumu etkileyen yaygın psikiyatrik bozukluklardan biridir. Bu sebeple depresyonun ortaya çıkmasında ve sürmesinde etkisi olan faktörlerin belirlenip üzerinde çalışılması önem kazanmaktadır. Bu çalışmada, Majör Depresif Bozukluk (MDB) tanısı almış hastalarda üstbilişsel işlevlerin sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya SBÜ Şişli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine başvuran 18-49 yaş aralığında, çalışma ölçütlerini sağlayan 60 hasta ile psikiyatrik ve nörolojik hastalığı olmayan, yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş 30 sağlıklı kontrol alınmıştır. Hasta ve sağlıklı kontrol grubu ile çalışmaya başlanmadan önce görüşme yapılarakDSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme Ölçeği (SCID-I) uygulanmış, uygun şartları sağlayan katılımcılar araştırmaya dâhil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve Üstbiliş Ölçeği-30 (ÜBÖ-30) uygulanmıştır. Çalışmada depresyon hastalarının üstbiliş toplam puanları sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı yüksek olduğu bulunmuştur. Üstbilişin kontrol edilemezlik ve tehlike, bilişsel güven, düşünceleri kontrol ihtiyacı ve bilişsel farkındalık alt boyut puanlarının depresyon hastalarında sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında daha yüksek olduğu saptanmıştır. MDB hastalarında, depresyon düzeyini saptamak için kullanılan BDÖ ile ÜBÖ toplam puanı, olumlu inanç, kontrol edilemezlik ve tehlike ve bilişsel güven alt boyutları arasında anlamlı pozitif ilişki bulunmuştur. Bu çalışmada, MDB tanısı almış hastalarda daha yüksek çıkan üstbiliş puanları bu hastalarda üstbiliş sistemi ile çalışmanın gerekliliğine işaret etmektedir. Kişilerin bilişsel süreçleri hakkındaki inançları içeren, bilişsel süreçlerini izlemesini, değerlendirmesini ve bunu eyleme dönüştürmesini etkileyen üstbiliş sistemi üzerinde çalışmak hastalık sürecinin anlaşılması için önem taşımaktadır.

AnksiyeteBilişüstü beceriDepresif bozukluk+5
Öykü Deniz Torun
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anksiyete bozukluğu olan çocukların annelerinde ebeveyn bağlanma örüntülerinin incelenmesi

Bu araştırmada; anksiyete bozukluğu tanısı almış çocukların annelerinin, ebeveynleri ile bağlanma biçimleri incelenmiştir. Veriler, iki ayrı çocuk psikiyatri polikliniğine başvurmuş, anksiyete bozukluğu tanısı konmuş çocukların annelerinden ve kontrol grubundan oluşmuştur. Çalışmaya toplam 40 anksiyete bozukluğu tanısı almış çocuğun annesi ve 40 sağlıklı çocuk annesi seçilmiştir. Katılımcılar amaçlı örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırma verileri, Kayseri ilinde bulunan şehir hastanesi ve özel bir kurumdaki çocuk psikiyatri polikliniklerindeki annelerden 2018 yılında Kasım ve Aralık ayları arasında toplanmıştır. Veri toplama araçları olarak sosyodemografik veri formu ve Anne-Baba Bağlanma Ölçeği (ABBÖ) kullanılmıştır. Veriler SPSS programı kullanılarak betimsel analiz yöntemiyle (ortalama, standart sapma, p-değeri), t testi, iki yönlü ANOVA ve Pearson korelasyon testleri kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgularda; anksiyete bozukluğu olan çocukların annelerinin ebeveynlerinden daha az ilgi algıladıkları ve ebeveynlerini daha yüksek oranda ihmalkar ebeveyn olarak değerlendirdikleri belirlenmiştir.

Ana-babaya bağlanmaAnksiyeteAnksiyete bozuklukları+6
Lider Zeynep Karayağız
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinin sosyal kaygı düzeyi ve problem çözme yaklaşımları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı lise öğrencilerinin sosyal kaygı düzeyleri ve problem çözme becerileri arasında ilişki olup olmadığını incelemektir. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Mersin'de öğrenimine devam eden lise öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemi ise; Nevit Kodallı Güzel Sanatlar Lisesi, Yusuf Kalkavan Anadolu Lisesi ve Pakize Kokulu Anadolu Lisesinde okuyan toplam 453 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada sosyal kaygı düzeyini belirlemek için "Çapa Çocuk ve Ergenler için Sosyal Fobi Ölçeği", problem çözme düzeylerini belirlemek için "Problem Çözme Envanteri", öğrencilerin cinsiyet, yaş, sınıf ve ekonomik durumları ile ilgili bilgilerini belirlemek için "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizinde bağımsız gruplar t testi, Pearson moment korelasyon analizi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), çoklu regresyon analizi ve basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, sosyal fobi ölçeğinden alınan puanlar ile problem çözme envanterinden alınan toplam puanlar arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu sonuca göre kişinin problem çözme becerilerine olan güvensizlikleri arttıkça sosyal kaygı düzeyleri de artmaktadır.Araştırmanın bir diğer bulgusunda erkekler kadınlardan daha planlı yaklaşım sergilerken, kadınların erkeklerden daha fazla değerlendiren yaklaşım sergiledikleri görülmüştür. Problem çözme becerileri sosyal kaygı düzeyinin anlamlı bir yordayıcısıdır. Son olarak lise öğrencilerinin sosyal kaygı düzeylerinin ve problem çözme toplam puanının cinsiyete göre farklılık göstermediği belirlenmiştir.

Lise öğrencileriProblem çözmeProblem çözme becerisi+1
Rumeysa Nur Yılmaz
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Panik Bozukluk tanısı almış hastalarda yanlış baş etme stratejileri, anksiyete ve depresyon ile ilişkisi

Panik bozukluk (PB) en sık görülen psikolojik rahatsızlıklardan biridir. PB sürecinin başlangıcı genellikle çevresel veya psikolojik faktörlerle yakından ilişkilidir ve genellikle süregendir. Bilişsel ve davranışçı kurama göre anksiyete bozukluklarında ve özellikle panik bozuklukta hastalığın sürmesinin en önemli faktörlerinden birisi de yanlış baş etme stratejilerinin varlığıdır. Yanlış başetme stratejileri (YBS) olumsuz uyarıcının olabileceği ortamlardan uzak durmaktır. Yani bir anlamda korunmak için önlem almaktır. YBS anksiyetenin devamı ve kalıcı olmasında önemli bir rol oynar. Kaçma ve kaçınma davranışları kişiyi anlık stresten kurtarırken aslında daha fazla anksiyetenin yerleşmesini sağlar. Bu çalışmanın amacı, panik bozukluk tanısı almış hastalarda yanlış baş etme stratejilerinin belirlenmesi ve anksiyete ve depresyon ile ilişkisinin incelenmesidir. Nicel ve nitel yöntemlerin bir arada kullanıldığı kesitsel bir araştırma olarak planlanan çalışmamızda Nisan 2017/ Nisan 2019 tarihleri arasında özel bir muayenehaneye başvuran PB tanısı almış 56 katılımcı analiz edilmiştir. Bu hastaların yanlış başetme stratejileri (YBS) psikyatrist görüşmesi ve ardından psikolog görüşmesi sırasında nitel yöntemler ile hastaların sözel beyanlarının içerik analizi ile listelenmiş ve gruplanmıştır. Katılımcılara aynı zamanda Beck anksiyete (BAÖ), STAI anksiyete, Beck depresyon (BDÖ), PASS ölçekleri ve kişisel bilgi formu uygulanmıştır. Araştırmaya 31 kadın (%55,4), 25 erkek (%44,6) alınmıştır. Bu araştırmanın nitel çalışma basamağında elde edilen içerik analiz çözümlemelerine dayanarak YBS üç ana grupta toplanmıştır: 1-Kardiak (kalple ilgili-n=25), 2-Solunumsal (n=12), 3- Mental (n=19). Bu üç grubun anksite düzeyleri karşılaştırldığında aralarında fark olmadığı saptanmıştır. BDÖ, BAÖ, STAI-Tve STAI-S puanları yaş gruplarına ve medeni duruma göre farklılık göstermemektedir. Kaçınma sayısı (YBS) arttıkça BDÖ, BAÖ, STAI-1ve STAI-2 puanları anlamlı olarak artmaktadır. PB hastalarında YBS türlerinin ve sayısının belirlenerek gruplandırılması bu hastalarınanksiyete tedavisinde önemli katkı sunacaktır. Nitekim bu hastaladaki tedavinin amacı; strese karşı duyusal hassasiyeti, belirli durumlarda oluşan kaygı verici düşünceleri ve bu durumlarla ilişkili kaçınma davranışlarını azaltmak için YBS lerini ortadan kaldırmaktır.

AnksiyeteBaş etme stratejileriBaşa çıkma+4
Burak Uğuz
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

11-14 yaş grubu öğrencilerin akademik erteleme düzeylerinin sosyo-demografik özellikler açısından incelenmesi

Bu araştırmanın amacı 11-14 yaş grubundaki öğrencilerin akademik erteleme düzeylerinin sosyo demografik özellikler açısından incelenmesidir. Araştırma bir devlet ortaokulunda 2018-2019 eğitim- öğretim yılında yapılmış ve 493 öğrenci çalışmaya alınmıştır. Bu çalışmada öğrencilerin akademik erteleme düzeyleri ile demografik faktörlerden yaş, kardeş sayısı, ders çalışma odasının olup olmaması, cinsiyet, anne ve babanın eğitim seviyesi arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmada veri toplama araçları olarak Akademik Erteleme Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Akademik Erteleme Ölçeği öğrencilerin yapması gereken sorumlulukları içeren (proje hazırlama, sınavlara hazırlanma, ders çalışma gibi), 7 olumlu ve 12 olumsuz olmak üzere toplam 19 maddeden oluşmuştur. Kişisel Bilgi Formu 7 maddeden oluşmuştur. Bu formla öğrencilerin sosya-demografik bilgileri elde edilmiştir. Araştırma sonucuna göre 11-14 yaş grubundaki öğrencilerin akademik erteleme düzeyleri yaş seviyesine göre değişmektedir. Akademik erteleme düzeyi ile yaş seviyesi arasında istatistiksel açıdan pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p=0,002). Öğrencilerin yaş seviyeleri arttıkça akademik erteleme düzeyleri de artmaktadır. Cinsiyet ile akademik erteleme düzeyi arasında istatiksel açıdan anlamlı ilişki yoktur (p=0,137). Öğrencilerin kardeş sayısına göre akademik erteleme puanı ortalamaları bakımından anlamlı bir fark tespit edilmemiştir (p=0,177). Öğrencilerin anne eğitim düzeyi ile akademik erteleme düzeyi arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki yoktur (p=0,363). Öğrencilerin baba eğitim düzeyi ile akademik erteleme puanı arasında istatistiksel olarak farklılaşma yoktur (p=0,885). Öğrencilerin kendine ait çalışma odasına sahip olması ile akademik erteleme düzeyleri arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki yoktur (p=0,177). Anahtar sözcükler: Erteleme, Akademik Erteleme, Ergenlik Dönemi, Demografik Faktörler

Akademik ertelemeErgenlikOrtaokul öğrencileri+1
Abdurahman Çavdar
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin üst biliş düzeyleri ve sosyal problem çözme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi: Çağ Üniversitesi örneği

Bireylerin yaşamına yönelik hayat standartlarını arttıracak önemli becerilerden biri sosyal problem çözmedir. Sosyal problem çözme becerisi yüksek olan bireylerin üst bilişsel faaliyetleri de yüksektir. Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin üst biliş düzeyleri ve sosyal problem çözme becerileri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kolayda örnekleme yöntemi ile belirlenen araştırmanın çalışma grubunu, 205'i kadın 151'u erkek olan 356 lisans öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Sosyal Problem Çözme Envanteri Kısa Formu (SPÇE-KS) ve Üst biliş Ölçeği-30 (ÜBÖ-30) uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen verilen SPSS 21.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmada katılımcıların üst biliş düzeyleri ve sosyal problem çözme becerileri arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Üst biliş alt boyutlarından düşünceleri kontrol ihtiyacının sosyal problem çözme becerilerini açıklamada en yüksek pay sahibi olduğunu söylemek mümkündür. Olumlu inanç boyutu ise bu ilişkide en düşük pay sahibi boyut olarak ortaya çıkmıştır. Analiz sonuçlarında üst bilişsel becerilerin, problem çözme becerilerinin anlamlı bir yordayıcısı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bireylerin bilişsel süreçleri üzerindeki inançlarını içeren; bilişsel süreçlerini izlemesini, değerlendirmesini ve bunu eyleme dönüştürmesini etkileyen üst biliş sistemi üzerinde çalışılması sosyal problemlerin çözümünde önemli bir etkiye sahiptir.

Problem çözme becerisiSosyal sorunlarÜniversite öğrencileri+1
Merve Tangız
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00

Other supervisors