Angiography
113 theses under this subject heading
Koroner arter hastalığı ve retinal vasküler yoğunluk ilişkisinin optik koherens tomografi anjiografi ile değerlendirilmesi
Bu çalışmada koroner arter hastalığı(KAH) şüphesi ile poliklinik şartlarında değerlendirilerek koroner anjiografi(KAG) yapılan hastalarda, Gensini skoru ile KAH şiddeti belirlenerek, hem KAH hem de KAH şiddeti ile retinal yüzeyel kapiller pleksusta(YKP) meydana gelen mikrovasküler düzeyde değişimlerin optik koherens tomografi anjiografi(OKTA) ile değerlendirilerek aralarında ilişki kurulması amaçlanmıştır. 01 Ağustos 2021-31 Ekim 2022 tarihleri arasında Kardiyoloji Anabilim Dalı polikliniğine göğüs ağrısı şikayeti ile başvuran ve stabil angina pektoris(SAP) tanısıyla KAG yapılan hastalarda KAH olan 60 hastanın 120 gözü ile normal koroner arter yapısına sahip 59 hastanın 117 gözü çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların KAG verileri, demografik özellikleri, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu(LVEF), komorbid hastalıkları ve laboratuar sonuçları retrospektif olarak tarandı. 3x3 mm'lik OKTA kesitlerinde foveal ve parafoveal bölgede farklı kadranlardaki YKP vasküler dansitesi(VD), vasküler perfüzyon yüzdesi(VP) ile foveal avasküler zon(FAZ) genişliği, alanı ve perfüzyon oranı ayrı ayrı taranarak kaydedildi. KAH(n=60) ve Kontrol(n=59) grupları oluşturuldu. Koroner arter hastalığı ve kontrol grupları arasında VD parametreleri karşılaştırıldığında, KAH grubunda, full, nazal, temporal ve inferior VD parametrelerinde istatistik açıdan anlamlı bir azalma vardı(sırasıla p=0,023, p=0,034, p=0,045, p=0,027). VP parametreleri karşılaştırıldığında KAH grubunda inner, full, nazal, temporal ve inferior, VP parametrelerinde istatistik açıdan anlamlı bir azalma vardı(sırasıyla p=0,039, p=0,029, p=0,042, p=0,034, p=0,041). İki grup arasında FAZ parametreleri area, perimeter ve circularity arasında anlamlı bir fark yoktu(sırasıyla p=0.956, p=0,671, p=0,895). Kontrol grubunda LVEF ile VD arasındaki ilişki kurulmaya çalışıldığında VD central, inner, full, nazal, temporal, superior ve inferior parametreleri arasında aynı yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulundu(sırasıyla p=0,005,p<0.0001, p<0.0001, p=0,001, p<0,0001, p=0,007, p=0.007). Kontrol grubunda LVEF ile VP arasındaki ilişki kurulmaya çalışıldığında VP central, inner, full, nazal, temporal, superior ve inferior parametreleri arasında aynı yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulundu(sırasıyla p=0,010, p<0.0001, p=0,001, p<0.0001, p=0.015, p=0.009, p=0,002). KAH grubunda LVEF ile VD arasındaki ilişki kurulmaya çalışıldığında VD central, inner, full ve inferior parametreleri arasında aynı yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulundu(sırasıyla p=0,002, p=0.001, p=0.016, p=0,002). KAH grubunda LVEF ile VP arasındaki ilişki kurulmaya çalışıldığında VD central, inner, full, nazal, temporal, superior ve inferior parametreleri arasında aynı yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulundu(sırasıyla p<0,0001, p=0,001, p=0.001,p=0.041, p=0,011, p=0,004, p=0,022). KAH grubunda Gensini skoru ile VD arasındaki ilişki kurulmaya çalışıldığında VD iner, full, nazal, temporal, superior ve inferior parametreleri arasında zıt yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulundu(sırasıyla p<0,0001, p<0,0001, p=0,020, p=0,001, p=0,002, p=0,002). KAH grubunda Gensini skoru ile VP arasındaki ilişki kurulmaya çalışıldığında VD, inner, full, nazal, temporal, superior inferior parametreleri arasında zıt yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulundu(sırasıyla p=0.009, p=0,005, p=0,029, p<0,0001, p=0,001, p=0,001). Bu çalışma ve devamında yapılacak diğer çalışmalar ışığında KAH ve kalp yetersizliği(KY) tanısı alan hastalarda retinal vasküler hastalıkların araştırılması ve tanısının konulması OKTA sayesinde noninvaziv, hızlı ve pratik bir şekilde yapılabilecektir. Bu sayede OKTA erken tanı ve tedavi ile görme yetisinin azalması veya kaybedilmesinin önüne geçilmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca koroner arter hastalığı toplumda sık görülen ve mortalitenin en sık nedenlerinden birisidir. OKTA sayesinde retinal VD ve VP'de azalmanın tespit edilmesi, yapısal olarak benzerlik gösterdiği koroner arterlerde daralmanın ve KY'nin erken evrede tespit edilmesini sağlayabilir. Böylece toplumda KAH ve KY'ye bağlı mortalitenin azalmasına faydalı olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Gensini skoru, koroner arter hastalığı, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu, optik koherens tomografi anjiografi, vasküler dansite
Behçet Hastalığı'nda multimodal görüntüleme bulgularının karşılaştırılması
Amaç: Behçet Hastalığı (BH), ataklar ve remisyonlarla seyreden kronik okluziv tipte vaskülit ile karakterize multisistemik kronik bir hastalıktır. Primer olarak oral ve genital mukozayı, deriyi ve gözleri tutan BH'yin etyolojisi tam olarak bilinmemektedir. BH olan hastaların yaklaşık %70 inde oküler inflamasyon ortaya çıkmaktadır. Bunların çoğunluğunda panüveit ve retinal vaskülit görülmektedir. Vaskülit tanısında Fundus Flöresein Anjiyografi (FFA) altın standart tanı tetkikidir. Optik Koherens Tomografi (OKT), Optik Koherens Tomografi Anjiyografi (OKTA) maküla anatomisi, retina katmanları ve mikrovasküler değişiklikleri gösteren Behçet üveiti tanı ve takibinde kullanılan diğer görüntüleme yöntemleridir. Bu çalışmada BH'de üveit varlığında veya yokluğunda görüntüleme bulgularının karşılaştırılması, tanı ve takipte güvenilirliklerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Şubat 2021 ve Şubat 2022 tarihleri arasında, Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği'nde takip edilen, BH'ye sekonder gelişen üveiti olan hastalar, Romatoloji Kliniği'nde takip edilen üveit geçirmeyen Behçet hastaları ve rutin göz muayenesi için başvuran hastalar dahil edildi. Hastaların OKT ile santral maküler kalınlık (SMK), EDİ-OKT ile subfoveal koroidal kalınlık (SFKK), OKTA ile foveal avasküler zon alanı (FAZ), total derin kapiller pleksus dansitesi, total yüzeyel kapiller pleksus dansitesi, derin parafoveal kapiller pleksus dansitesi ve yüzeysel parafoveal kapiller pleksus dansitesi ve peripapiller kapiller pleksus dansitesi değerleri elde edildi. Ayrıca Behçet üveiti hastalarının FFA görüntülemeleri değerlendirildi. Optik disk tutulumu, makula tutulumu ve vasküler arkadlar esas alınarak yapılan ayrıma göre superior, inferior, temporal ve nasal alanlardaki tutulumlar puanlandırıldı. Her bir bölgedeki tutulum +1 puan olarak değerlendirildi. Bu puanlar gruplar arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bu değerlerin görme keskinliği ve hastalık süresi ile korelasyonu değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 79 hastanın ve 39 kontrol grubunun toplam 236 gözü dahil edildi. Hastalar 18-63 yaş aralığında olup yaş ortalaması oküler tutulumu olan grupta 37.35 yıl, oküler tutulumu olmayan grupta 36,21 yıl, kontrol grubunda 33,79 yıl idi. Oküler tutulumu olan hastaların %48,6'sı kadın, % 51,4'ü erkek, oküler tutulumu olmayan grubun %35,7'si kadın, %64,3'ü erkek; kontrol grubunun %51.3'ü kadın, %48.7'si erkekti. Hastalık süresi oküler tutulumu olan grupta ortalama 6,49 yıl, oküler tutulumu olmayan grupta 6.71 yıldı. Grupların FAZ alanı, total yüzeysel kapiller pleksus dansitesi, total derin kapiller pleksus dansitesi, derin perifoveal kapiller pleksus dansitesi yüzeysel perifoveal kapiller pleksus dansitesi ve peripapiller kapiller pleksus dansitesi ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı. Oküler tutulumu olan grupta kapiller pleksus dansiteleri diğer gruplara göre düşük; FAZ alanı diğer gruplardan yüksek saptandı. Oküler tutulumu olan grupta FFA değerlendirilmesi ile bu parametrelerin pozitif yönde (FAZ alanı dışında), FAZ alanının negatif yönde ilişkili olduğu görüldü. Sonuç: Optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA), Behçet üveitinde tekrarlayan ataklar sonucu, nihai görme keskinliğiyle ilişkli maküler mikrovasküler değişiklikleri saptamada invaziv olmayan önemli bir görüntüleme yöntemidir. OKTA aynı zamanda oküler tutulumu olmayan Behçet Hastalarında da vaskülit nedeniyle azalan derin ve yüzeyel kapiller rezerv hakkında bilgi verebilir.
Göğüs ağrısı ile acil servise başvuran hastaların geçmiş KAG ve kardiyoloji poliklinik muayenesinin önemi
AMAÇ: Akut koroner sendrom (AKS) erken teşhis edilip gerekli invaziv işlemler veya medikal tedavi hızlı bir şekilde yapılmadığında mortalitesi yüksek seyreden göğüs ağrısı nedenlerinin başında gelir. Acil servislerde klinisyenler tarafından AKS'leri tespit etmek için hastaların geçmiş koroner anjiyografi (KAG) ve kardiyoloji poliklinik muayene sonuçları sorgulanıp risk durumu göreceli olarak tahmin edilmektedir. Bu noktadan yola çıkarak hastaların geçmiş KAG ve kardiyoloji poliklinik muayene sonuçlarının hastaları taburcu etmedeki güvenilirliğini değerlendirmeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Prospektif gözlemsel çalışmamıza 16.09.2020-30.07.2022 tarihleri arasında Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne göğüs ağrısı şikâyeti ile başvuran ve primer hekim tarafından akut koroner sendrom olabileceği düşünülerek takibe alınan, 18 yaşından büyük hastalar içerisinden, çalışma onam formunu okuyup kabul edenler dahil edildi. Hastaların acil servis sonlanım tanıları incelendi. ST yükselmeli olmayan miyokard enfarktüsü (NSTMI), ST yükselmeli miyokard enfarktüsü (STMI), kardiyak ölüm, koroner bypass gelişme durumları majör kardiyak olay (MACE) olarak değerlendirilip kaydedildi. MACE gelişen hastaların tespit edilememesi ihtimaline karşı taburcu olduktan sonra telefonla aranarak veya hasta kayıtlarına ulaşılarak taburculuk sonrası 3 gün içerisinde MACE gelişme durumu sorgulandı. Sonuçlar acil sonlanımdaki tanılara dahil edildi. Acil sonlanımda MACE gelişen ve gelişmeyen hastalar geçmiş anlamlı (stent varlığı ve/veya koroner arterlerde ≥%50 darlık olması) KAG ve son bir yıldaki anlamlı kardiyoloji poliklinik muayenesi açısından karşılaştırıldı. KAG veya koroner bypass önerilmesi, anti agregan ve/veya anti koagülan tedavi başlanması, efor testinin pozitif gelmesi kriterlerinden birinin bulunması halinde geçmiş kardiyoloji poliklinik muayenesi anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Çalışmaya 159 hasta dahil edildi. Çalışmaya katılan hastaların 102'si (%64,2) erkek, 57'si (%35,8) kadındı. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalamaları 56±16,84 idi. Çalışmaya katılan 159 hastanın 46'sında (%28,9) acil sonlanım noktasında MACE saptandı, 113'ünde (%71) MACE saptanmadı. Hastaların 43'ünde (%27) NSTMI, 2'sinde (%1,3) STMI, 1'inde (%0,6) kardiyak ölüm, 2'sinde (%1,3) koroner bypass geçirme durumu tespit edildi. MACE gelişen hasta grubunda 6 hastada (%13,0) son bir yıl anlamlı KAG saptanırken, MACE gelişmeyen hasta grubunda 11 hastada (%11,5) son bir yıl içinde anlamlı KAG saptandı. Her iki grup hasta son bir yıl içindeki anlamlı KAG açısından karşılaştırıldığında, MACE gelişen hasta grubu ile MACE gelişmeyen hasta grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı(p=0,576). MACE gelişen hasta grubunda 12 hastanın (%26,1) geçmiş kardiyoloji poliklinik muayenesinde koroner arter hastalığı (KAH) açısından risk saptanırken, MACE gelişmeyen hasta grubunda 13 hastanın (%11,5) geçmiş kardiyoloji poliklinik muayenesinde KAH açısından risk saptandı. Her iki grup hasta geçmiş kardiyoloji poliklinik muayenesinde KAH riski açısından karşılaştırıldığında, MACE gelişen hasta grubunda MACE gelişmeyen hasta grubuna göre, geçmiş kardiyoloji poliklinik muayenesinde KAH risk durumu istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu(p=0,022). SONUÇ: Çalışmamızda acil servise göğüs ağrısı ile başvuran hastalarda MACE gelişen ve gelişmeyenler arasında son bir yılda anlamlı KAG olma oranı benzer bulundu. Ayrıca MACE gelişen grupta son bir yıldaki anlamlı kardiyoloji muayene geçmişi, MACE gelişmeyen gruptaki anlamlı kardiyoloji muayene geçmişine göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek saptandı.
Polisitemia vera hastalarında makula ve optik sinir başı mikrovaskülatürünün optik koherens tomografi anjiografi ile değerlendirilmesi
Amaç: Polisitemia vera (PV) hastalarında makula ve optik sinir başı mikrovaskülatürünün, optik koherens tomografi (OKT) ve anjiyografi (OKTA) ile değerlendirilmesi, kan tetkikleri ile birlikte sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği'ne göz muayenesi için Temmuz 2022-Haziran 2023 tarihleri arasında başvuran hasta ve sağlıklı kontrol grubunun verileri değerlendirildi. 18-60 yaş aralığında PV dışında sistemik hastalığı bulunmayan, optik disk ve retinada patoloji saptanmayan 37 hastanın iki gözü ve 30 sağlıklı kontrol grubunun iki gözü çalışmaya dahil edildi. Hastalara tam bir oftalmolojik muayene ve kan tetkiki yapıldı; Biyomikroskop ile ön segment ve fundus muayenesi, en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK), göz içi basıncı, OKT ve OKTA ölçümleri yapıldı. Toplanan veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 18.0 paket programı ile analiz edildi. Tüm testler için istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya PV tanısı olan 37 hastanın 74 gözü, 30 sağlıklı kişinin 60 gözü dahil edildi. Hematolojik parametrelerden hemoglobin (Hb) ve hematokrit (Hct) düzeyleri hasta grubunda, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.001). Yüzeyel kapiller pleksus (YKP) vasküler dansite (VD) (%) değerlerinden tüm alan (p=0.001), superior yarı (p=0.024), inferior yarı (p<0.001), parafovea (p=0.004) ve perifovea (p=0.002) hastalara ait gözlerde kontrol grubundaki gözlere kıyasla daha düşük tespit edildi. Derin kapiller pleksus (DKP) VD (%) değerlerinden tüm alan (p<0.001), superior yarı (p<0.001), inferior yarı (p<0.001), parafovea (p<0.001) ve perifovea (p=0.006) hastalara ait gözlerde kontrol grubundaki gözlere kıyasla daha düşük tespit edildi. DKP VD (%) parafovea (r=-0.287, p=0.001) ve temporal perivoea (r=-0.196, p=0.024) değerleri ile Hct düzeyi arasında negatif yönde korelasyon olduğu bulundu. Radyal peripapiller kapiller pleksus (RPKP) VD (%) değerlerinden tüm alan (p<0.001), peripapiller (p=0.001), superior yarı (p=0.001), inferior yarı (p=0.017), nazal superior (p<0.001) ve temporal inferior (p=0.027) sonuçları, hastalara ait gözlerde kontrol grubundaki gözlere kıyasla daha düşük bulundu. RPKP VD (%) tüm alan değeri ve Hct düzeyi arasında negatif yönde korelasyon olduğu bulundu (r= -0.415, p<0.001). OKT değerlerinden santral maküler kalınlık, temporal parafovea, superior parafovea, nasal parafovea ve inferior parafovea ölçümleri hasta grubunda, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek belirlendi (p değerleri sırasıyla; p=0.001, p=0.008, p=0.016, p=0.002, p=0.008). Retina sinir lifi tabakası (RSLT) kalınlıklarından temporal inferior ölçümleri hasta grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük kaydedildi (p=0.020).RSLT ile RPKP VD (%) değerleri arasında pozitif yönde korelasyon tespit edildi (r=0.491, p<0.001). Sonuç: PV hastalarında OKTA verilerinden YKP, DKP, RPKP VD değerlerinin azaldığı bulundu. OKT verilerinden santral maküler ve parafovea kadranlarıının daha kalın olduğu bulundu. RSLT ölçümünde temporal inferior alanda incelme olduğu tespit edildi. Hct seviyesi ile DKP ve RPKP arasında negatif yönde korelasyon olduğu tespit edildi. PV hastalarında görülen Hct yüksekliği, oküler yapıları mikrovasküler düzeyde etkilediği düşünüldü. Hastalığın oküler etkilerinin tespiti için OKT ve OKTA görüntüleme tekniklerinin kullanılması mikrovaskülatür üzerindeki değişikleri gösterebilir. Yeni yapılacak çalışmalarla birlikte OKTA, PV hastalarında yapılacak oftalmolojik incelemenin bir parçası olabilir.Anahtar kelimeler: Retina, Optik disk, Makula, Optik koherens tomografi anjiografi, Polisitemia vera
İnternal karotis darlığı olan hastalarda optik koherans tomografi-angio ile göz arka segment bulgularının değerlendirilmesi
Amaç: Hafif-orta derecedeki internal karotis arter (İKA) darlığı olan hastaların retina kan akımı, optik disk kan akımı ve koroid kalınlanması üzerindeki etkisini optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA) ile değerlendirmek ve elde edilen değerleri sağlıklı stenozu olmayan bireylerle karşılaştırmak. Gereç ve Yöntem: Bu bir prospektif çalışma olup toplam 75 katılımcı dahil edildi. IKA stenoz dercesine göre sağlıklı kontrol grup 1 (25 kişi), IKA darlığı %1- 49 olanlar grup 2 (25 kişi), İKA darlığı % 50-69 olanlar grup 3 (25 kişi) olarak değerlendirildi. Tüm katılımcılara en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK), göz içi basınç (GİB), ön segment, arka segment muayeneleri ve OKTA çekilip makular yüzeysel ve derin kapiller kan akış yoğunluğu, optik sinir baş kan akış yoğunluğu ve koroid kalınlığının verileri kaydedildi. Sonuçlar incelenerek karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar arasında karşılaştırma yapılıp incelendiğinde ortalama yüzeysel vasküler dansite, derin vasküler dansite, radyal peripapiller kapillerin (RPK) vasküler dansitesi ve koroid kalınlığında her üç grup arasında istatistiksel anlamlı farklılık görüldü (p<0,05). Yüzeysel kapiler pleksusun (YKP) tüm (46,48 ± 3,54) ve perifoveal alan vasküler dansitesi (47,18 ± 3,48) için grup 3'ün her iki gruptan farklı olduğu, YKP'nın parafoveal alan vasküler dansitesi (48,53 ± 5,09) için sadece grup 3 ile grup 1'in farklı olduğu görülmüştür (p<0,05). Derin kapiller pleksusun (DKP) tüm alan vasküler dansitesi (45,19 ± 5,67) için grup 3'ün her iki grupla farklı olduğu, DKP parafoveal (50,68 ± 4,26) ve perifoveal alan vasküler dansitesi (46,74 ± 5,78) için grup 3 ile grup 1'in farklı olduğu görülmektedir (p<0,05). RPK'nın Tüm disk vasküler dansitesinde (47,61 ± 2,18) grup 3'ün her iki gruptan farklı olduğu görüldü (p<0,05). Subfoveal koroid kalınlığı (212,25 ± 23,42) açısından grup 3'ün her iki gruptan farklı olduğu görüldü. Koroid nazal (145,05 ± 22,47) ve koroid temporal parametrelerinde (167,50 ± 23,11) grup 3'ün hem grup 1 hem grup 2'den farklı olduğu görüldü (p<0,05). Fovea-parafoveal-perifoveal parametrelerinin gruplara göre dağılımı incelendiğinde hiçbir değişkende anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Sonuç: Orta derece İKA stenozu olan hastalar sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında yüzeyel/derin vasküler dansite ve RPK tabakasında azalmış vasküler yoğunluk ve koroidde incelme olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: İnternal karotis arter darlığı, optik koherens tomografi anjiyografi, koroid, retinal vasküler yoğunluk.
Bifurcatio carotidis'in BTA görüntüleri üzerinde morfometrik analizi
Sistemik faktörlerin yanı sıra geometrik özelliklerin şekillendirdiği hemodinamik elemanlar da ateroskleroz oluşumunu etkilemektedir. Bu nedenle aterosklerotik plaklar arteriyel ağın kıvrımlı bölgeleri ile arter bifurkasyonlarında oluşma eğilimi göstermektedir. ACC ve terminal dalları bu açıdan aterosklerotik plakların en sık oluştuğu bölgelerin başında gelir. Boynun klinik muayenesi sırasında BC seviyesini dışarıdan belirlemek önemli bir kriterdir ve cerrahi girişimlerin planlanması/teknik zorlukların tahmin edilmesinde de faydalı olabilmektedir. Retrospektif olarak planlanan bu çalışmada ACC'in BC'i oluşturduğu seviye; terminal dalları ACI ve ACE morfometrik olarak incelenmiştir. Bu amaçla carotis sistemi ortalama yaşı 53.87±17.51 olan 247 bireyin (123 kadın/124 erkek) BTA görüntülerinde bilateral olarak incelenmiştir. BC'in seviyesi proc. mastoideus, Gonion, os hyoideum, cart. thyroidea ve vertebrae cervicales'e göre belirlenmiştir. Bifurkasyon açısı ilki ACI-ACE damar merkez eksenleri arasındaki, diğeri ACI-ACE'nın birbirlerine bakan arter duvarları arasındaki açı olmak üzere iki yöntemle ölçülmüştür. ACI açısı ACC ve ACI; ACE açısı ise ACC ve ACE damar merkez eksenleri arasındaki açı olarak belirlenmiştir. BC'in en geniş yeri bulbus çapı, ACI-ACE ayrılma yerindeki çap bifurkasyon çapı olarak kabul edilmiştir. Arter çapları ise objektif bir metotla belirlenen ardışık beş çap ölçümünün aritmetik ortalaması alınarak belirlenmiştir. Bireylerde BC proc. mastoideus'un (% 100), Gonion'un (% 96.4) ve os hyoideum'un aşağısında (% 63.2); cart. thyroidea'nın yukarısındaydı (% 65.8). BC'ın en sık görüldüğü vertebral seviye ise C3 alt 1/3 seviyesi idi. Vertebral seviye hem cinsiyetler hem de sağ-sol taraf arasında anlamlı bir değişiklik göstermiyordu. Vertebral seviye ile yaş arasında pozitif yönde çok zayıf bir ilişki vardı. BCA1 45.18±18.8°, BCA2 43.58±25.22°, ACI açısı 22.88±13.92° ve ACE açısı 23.86±13.4° idi. Bu açılardan BCA1, BCA2 ve ACI açısı erkeklerde kadınlardakinden daha genişti. ACI açısı erkeklerde sol tarafta, sağ taraftan daha geniş bir açıya sahipti. BCA1, BCA2 ve ACE açısı yaş arttıkça artmaktaydı. Vertebral seviye ile BCA1 ve BCA2 arasında pozitif yönde orta şiddette bir korelasyon vardı. Bulbus çapı 11.15±2.26 mm, bifurkasyon çapı 13.39±3 mm, ACI çapı 5.65±0.91 mm, ACE çapı 4.21±0.69 mm ve ACC çapı 6.7±0.96 mm idi. Bütün çap değerlerinin erkeklerde kadınlardakinden daha büyük olduğu görüldü. Erkeklerde bulbus çapı ve bifurkasyon çapının sol tarafta sağ taraftan daha büyük olduğu görüldü. Bulbus çapı, bifurkasyon çapı, ACC çapı ile bireylerin yaşları arasında zayıf bir korelasyon tespit edildi. ACI çapı ve ACE çapı ile yaş arasında bir korelasyon yoktu. Bütün çap değerleri vertebral seviye ile zayıf bir ilişki gösterdi. Tüm bu sonuçların hasta ve hastalık hakkında bir fikir yürütme açısından klinisyenlere ve bu bölgeye cerrahi girişimde bulunacak operatörlere faydalı bilgiler sunabileceği görüşündeyiz. Anahtar kelimeler: Arteria Carotis Communis, Arteria Carotis İnterna, Arteria Carotis Externa, Bifurcatio Carotidis, Bilgisayarlı Tomografi Anjiografi
Coronavirüs (COVID-19) enfeksiyonu geçirmiş hastalarda retinanın optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) bulguları ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı COVID 19 enfeksiyonu geçiren erişkin ve çocuk hastaların optik kohorens tomografi anjiyografi (OKTA) bulgularını aynı demografik özelliklere sahip erişkin ve çocuk sağlıklı gönüllülerin OKTA bulguları ile karşılaştırmaktır. Covid enfeksiyonu geçiren 157 erişkin hastanın sağ gözü, 168 sağlıklı erişkin gönüllünün sağ gözü ve covid enfeksiyonu geçiren 40 çocuk (6-18) hastanın sağ gözü, 44 çocuk (6-18 yaş) sağlıklı gönüllünün sağ gözü çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil olan tüm gruplara göz muayenesi yapıldı ve OKTA çekildi. OKTA bulguları değerlendirildi. Retinal derin kapiller kan akım alanı (RDKKAA) değerleri çocuk covid geçiren grupta (ÇCGG) çocuk sağlıklı kontrol grubuna (ÇSKG) göre anlamlı olarak yüksekti (p=0,001). Derin nazal dansite (DND) , derin inferior dansite (DID) ve derin parafoveal dansite (DPD), ÇCGG'de ÇSKG'ye göre anlamlı derecede düşüktü (p=0,034, p=0,029, p=0,022 sırasıyla). RPKVD dişk içi ölçümleri ise ÇCGG'de ÇSKG'ye göre anlamlı derecede yüksekti(p=0,025). Erişkin covid geçiren grup (ECGG) ile erişkin sağlıklı kontrol (ESKG) grubunun OKTA ölçümleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Bizim çalışmamızda çocuklarda covid geçiren grup ve sağlıklı kontrol grubu arasında OKTA ölçümleri arasında anlamlı farklar saptanmıştır. Covid enfeksiyonu geçiren hastalarda retinal mikrovasküler değişiklikler oluşabilir ve bu hastaların uzun dönem retinal değişiklikler açısından takipleri yapılabilir. Anahtar Kelimeler: Coronavirüs, Optik kohorens tomografi anjiyografi, Foveal avasküler alan, Retina
Distiroid oftalmopatisi olan hastalarda oküler kan akım özelliklerinin optik koherens tomografi anjiyografi ile değerlendirilmesi
Bu kesitsel prospektif çalışmanın amaçı aktif, inaktif distiroid oftalmopatisi (DO) olan hastaların Optik Koherens Tomografi Anjiyogafi (OKT-A) bulgularını aynı demografik özelliklere sahip sağlıklı gönüllülerin bulgularıyla karşılaştırmak yanında aktif DO'si olan hastaların pulse steroid tedavi öncesi-sonrası OKT-A bulgularını karşlaştırmaktır. Çalışmaya 20 aktif DO hastasının 40 gözü, 20 inaktif hastanın 40 gözü ve 20 sağlıklı gönüllünün 40 gözü dahil edildi. Tüm gruplara kapsamlı göz muayenesi yapıldıktan sonra OKT-A çekildi. İnaktif ve aktif hasta grubunda sağlıklı kontrol grubuna göre yüzeyel kapiller pleksus (YKP) ve derin kapiller pleksus (DKP) vaskülar dansite (VD) düşük saptanmasıyla birlikte inaktif grupta YKP tüm alan, üst yarı ve parafoveal inferior VD sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu (P<0,05). DKP tüm alan, üst yarı, parafoveal bölge ve parafoveal nazal VD aktif ve inaktif gruplarda Kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu (P<0,05). Peripapiller tüm alan, alt yarı VD aktif hastalarda inaktif ve kontrol grubuna anlamlı derecede düşüktü (P<0,05). Gruplar arasında santral maküla kalınlığı (SMK), foveal avaskülar zon (FAZ) alanı, dış retinal kapiller kan akım alanı (DRKKAA), koryokapillaris kan akım alanı (KKAA), peripapiller retina sinir lif tabaka (RNFL) kalınlığı açısından fark bulunmadı (P>0,05). Aktif DO hastalarında SMK, YKP tüm alan, üst yarı ve parafoveal VD, tedavi öncesine göre tedavi sonrasında anlamlı derecede düşüktü (P<0,05). Peripapiller RNFL, üst yarı, alt yarı, nazal-süperior, nazal-inferior ve inferior-nazal kadranlarda RNFL kalınlığı, tedavi öncesine göre tedavi sonrasında anlamlı derecede düşük bulundu. Peripapiller kapiller ve DKP VD, DRKKAA ve KKAA, FAZ alanı ve tonus açısından tedavi öncesi ve sonrası fark yoktu (P>0,05). Hertel ekzoftalmometre değeri ve klinik aktivite skoru (KAS) tedavi öncesine göre tedavi sonrasında anlamlı düzeyde düşük bulundu (P<0,05). OKT-A'nin DO tanı ve takibinde yüksek kullanım potansiyeli mevcuttur. Bu nedenle bu konu ile ilgili daha fazla çalışma yapılabilir.
Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların işlem öncesinde yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında eğitimin önemi
Araştırma, ilk defa koroner anjiyografi uygulanacak hastaların işlem öncesinde yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında eğitimin öneminin değerlendirilmesi amacıyla deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 01.03.2017- 17.04.2017 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda yatan, gönüllü olarak araştırmaya katılmayı kabul eden, ilk kez anjiyografi olacak ve herhangi bir iletişim sorunu, psikiyatrik veya mental hastalığı bulunmayan 100 hasta oluşturmuştur. Araştırmaya katılmayı kabul eden katılımcılar 50 kişilik deney ve 50 kişilik kontrol grubuna yaş cinsiyet ve eğitim durumu gibi özelliklerin benzer olması bakımından randomize olmayacak şekilde (homojen biçimde) ayrılmıştır. Veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından hazırlanmış "Gönüllü Bilgilendirme ve Onam Formu", araştırmacı tarafından literatüre dayanarak hazırlanan "Hasta Tanıtım Formu", Spielberger ve arkadaşları tarafından 1970 yılında geliştirilen ve N. Öner tarafından 1985 yılında Türk toplumuna uyarlaması yapılan "Durumluk - Sürekli Anksiyete Ölçeği (State - Trait Anxiety Inventory) ( STAI-I, STAI-II)", araştırmacının literatüre dayanarak hazırladığı "Koroner Anjiyografi İşlemi Hasta Bilgilendirme Kitapçığı" kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 programı, Shapiro Wilks testi, Student t testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar testi Ki-Kare testi, Continuity (Yates) Düzeltmesi ve Fisher Kesin Ki-Kare testi kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Verilerin analiz sonuçlarına göre; sürekli anksiyete düzeyine ait veriler incelendiğinde, kadınların sürekli anksiyete puanlarının, hem deney grubunda (p:0,001; p<0,01) hem de kontrol grubunda erkeklerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p:0,008; p<0,01). Mesleklere göre deney grubunda sürekli anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Ancak kontrol grubunda; mesleklere göre sürekli anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılıklar bulunmuştur (p:0,004; p<0,01). Farklılığın hangi meslekten kaynaklandığını saptamak amacıyla yapılan değerlendirmeler sonucunda; özel sektör çalışanı olanların sürekli anksiyete puanlarının, çalışmayan (p:0,034) ve emeklilerden (p:0,001) anlamlı şekilde yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05; p<0,01). Durumluk anksiyete düzeyine ait veriler incelendiğinde, her iki grupta da eğitim öncesi durumluk anksiyete puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>0,05), eğitim sonrasında deney grubunda 47,06±9,88 olan durumluk anksiyete puan ortalaması 36,16±6,51'e kadar gerileyerek büyük bir düşüş gerçekleşmiştir. Kontrol grubunda ise; eğitim öncesinde 41,44±10,76 olan durumluk anksiyete puan ortalaması 41,40±10,68 seviyesine gelmiştir. Eğitim sonrasında kontrol grubunun durumluk anksiyete puan ortalamasında anlamlı bir değişme olmazken, deney grubu ve toplam katılımcıların durumluk anksiyete puan ortalamalarında beklenilen sonuca ulaşılmış ve istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş gerçekleşmiştir (p:0,004; p<0,01). Kontrol grubunun eğitim öncesi sürekli anksiyete puan ortalaması, deney grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p:0,008; p<0,01). Çalışmadaki bulguların değerlendirilmesiyle elde edilen sonuçlara dayanarak, koroner anjiyografi uygulanacak hastalara işlem öncesi verilen eğitimin hastaların yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında olumlu etkisi olduğu belirlenmiştir. Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların gereksinimleri belirlenerek, hasta eğitimini de kapsayacak hemşirelik yaklaşımının planlanması önerilmiştir.
Orta meningeal arter ve varyasyonlarının üç boyutlu rotasyonel anjiyografi ile değerlendirilmesi
Orta meningeal arter, eksternal karotis arterin en büyük dallarından biri olup kraniyal duranın üçte ikisinden fazlasını besleyen en önemli dural arter konumundadır. Bu çalışmanın amacı, MMA'nın Türk popülasyonunda dallanma paternlerini ve topografik özelliklerini üç boyutlu rotasyonel anjiyografi ile değerlendirmek ve önceki kadavra çalışmaları ve literatür taramasına dayalı olarak varyasyonlarının radyolojik sınıflandırmasını tanımlamaktır. CCA enjeksiyonu yoluyla tek taraflı veya iki taraflı serebral ve karotis arter 3 boyutlu rotasyonel anjiografi görüntülemesi yapılan 51 erişkin olgu çalışmaya dahil edildi. Ortak karotis arter, internal karotis arter, eksternal karotis arter, internal maksiller arter, orta meningeal arter çapları, foramen spinozum çap ve uzunluğu, kemik kanal çap ve uzunluğu ölçülerek yaş, taraf ve cinsiyete göre analiz edildi. Orta meningeal arterin orjini ve dallanma paterni yaş, taraf ve cinsiyete göre analiz edildi. Orta meningeal arter bifurkasyosu ile pterion ilişkisi ve orta meningeal arterin sfenoskuamozal sutur referans alınarak temporal fossa seyri yaş, taraf, cinsiyet ve dallanma paternine göre analiz edildi. Ortak karotis arter, internal karotis arter, eksternal karotis arter çaplarının kadın olgularda daha ince kalibrasyonda olduğu tespit edilmiş olup istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p= 0,021, 0,021 ve <0,001, sırasıyla). Bu çalışmada değerlendirilen diğer arterlerin çaplarının ve diğer anatomik yapıların cinsiyet ve yaş ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Çalışma kapsamında değerlendirilen 87 hemikranyumun 83'inde (%95,4) orta meningeal arterin internal maksiller arterden, 2'sinde (%2,3) ise oftalmik arterde ve son olarak 2'sinde (%2,3) ise oftalmik arter ve internal maksiller arterden ortak köken köken aldığı saptandı. Çalışmada Martins ve ark.'nın sınıflaması referans alınarak modifiye bir sınıflama oluşturuldu. Orjin aldığı artere göre internal maksiller arter kaynaklı dallar tip 1 olarak değerlendirilmiştir. Petrozal dal, anterior divizyon, posterior divizyonun varlığında tip 1a (%49,4), sadece petrozal dal yokluğunda tip 1b ((%31,0), sadece posterior divizyon yokluğunda tip 1c (%9,2), petrozal dal ve posterior divizyon yokluğunda tip 1d (%3,4) ve sadece anterior divizyon yokluğunda tip 1e (%2,3) olarak gruplandırıldı. İnternal maksiller arter dışında orjin alan olgular ise tip 2 (%4,6) olarak sınıflandırılmıştır. Çalışma kapsamında değerlendirilen 87 hemikranyumun 1'inde (%1,1) oftalmik arter komplet olarak MMA'dan orjin almakta idi. 6 hemikranyumda (%6,9) ise oftalmik arterin, orta meningeal arter ve internal karotis arterden ortak köken aldığı saptandı. Dallanma paterninin, literatürde var olan kadavra çalışmaları ile karşılaştırıldığında 3B-RA ile radyolojik olarak değerlendirilmesi durumunda farklılıklar arz edebileceği gösterilmiştir. 3B-RA görüntüleme, submilimetrik değerlendirmeye ve detaylı ölçümlere izin verdiği için özellikle vasküler anatomik çalışmalarda değerli bilgiler sağlamaktadır. Bu bağlamda radyolojik çalışmalar, girişimsel ve cerrahi işlemler öncesi önemli noktaları belirleyerek rehberlik edebilir. MMA ve bununla ilişkili anatomik yapılar üzerinden gerçekleştirilen prosedürlerle ilgili komplikasyon oranlarını azaltabilecek, topografik veya radyolojik noktaları tanımlamak için daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Subklavyen arter tıkayıcı hastalıklarında endovasküler tedavi
Amaç: Subklavyen arter tıkayıcı hastalıklarının endovasküler tedavisinde majör komplikasyon oranı cerrahiye göre daha düşüktür ve işlem daha az invazivdir. Endovasküler tedavi ile cerrahi tedavinin patensi süreleri ve teknik başarı oranları benzerlik göstermekle beraber teknolojik gelişimler sayesinde son zamanlarda endovasküler tedavi daha çok tercih edilen yöntem haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, subklavyen arter obstrüksiyonlarında endovasküler tedavinin başarısını ve klinik sonuçları değerlendirmek ve bu sonuçları cerrahi tedavi yöntemleri ile karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: 1994-2009 yılları arasında mevcut klinik semptomları ile hastaneye başvuran ve görüntüleme yöntemleri (Doppler US, DSA) ile subklavyen arter stenozu ve/veya oklüzyonu saptanan 14'ü (% 37,8) kadın, 23'ü (% 62,2) erkek olan ve yaşları 22-82 (ortalama 56,4) yaş arasında değişen 37 hastada mevcut 38 lezyona PTA ve/veya stent ile endovasküler tedavi uygulandı. Tedavi sonrasında hastaların 1. gün ile 1, 3, 6 ve 12. aylarda ve sonrasında ise bir yıllık periyotlarla klinik ve Doppler US ile takipleri yapıldı.Bulgular: Lezyonların 32'si sol (% 84,2), 6'sı sağ (% 15,8) yeleşimli olup 7'si (% 18,4) oklüzyon, 31'i (% 81,6) stenoz idi. Ortalama stenoz oranı Doppler US'de % 77,4, DSA'da ise % 83,2 idi. Stenotik lezyonlar için teknik başarı % 100 idi. 3 oklüde lezyon geçilemediğinden dolayı bu hastalara endovasküler tedavi yapılamadığından dolayı oklüzyonlar için teknik başarı % 70'di. Komplikasyon olarak işlem sırasında bir hastada ekstravazasyon ve subklavyen arter proksimalinde trombotik oklüzyon gelişmesi üzerine ekstravazasyon mevcut segmente stent greft ve proksimale ise ayrı bir stent implantasyonu yapıldı. Bir hastada ise distal embolizasyon gelişmesi üzerine 1,5 saat boyunca 5 mg t-PA infüzyonu yapıldı ve parsiyel rekanalizasyon sağlandı. Takibi yapılabilen hastalarda erken (0-3 ay) ve orta (3-6 ay) dönem için primer ve sekonder patensi oranı % 100 iken geç (6-12 ay) dönem için primer patensi % 95,5, sekonder patensi ise % 100 olarak bulundu.Sonuç: Subklavyen arter tıkayıcı hastalıklarında endovasküler tedavi teknik ve klinik olarak cerrahi tedaviye alternatif etkin ve güvenli bir yöntemdir.Anahtar kelimeler: Subklavyen arter, Endovasküler Tedavi, Stent, Balon Anjioplasti, Stenoz, Oklüzyon,
Yaş tip yaşa bağlı maküla dejenerasyonu olan hastalarda fakoemülsifikasyon cerrahisinin etkilerinin optik koherens tomografi - Anjiografi ile değerlendirilmesi
Amaç: Yaş tip yaşa bağlı makula dejenerasyonu olan hastalarda komplikasyonsuz fakoemülsifikasyon cerrahisinin etkisini non invazif olarak Optik Koherens Tomografi – Anjiografi (OKTA) ile değerlendirmek ve uygulanacak anket ile hastaların görsel olarak yaşam kalitelerinin araştırmak Yöntem: Çalışmaya Eylül 2019 ile Ağustos 2020 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Retina Birimi'nde yaş tip makula dejenerasyonuna bağlı neovasküler membran tanısıyla takip edilen hastalardan fakoemülsifikasyon cerrahisi endikasyonu olan 44 hasta ve katarakt cerrahisi endikasyonu olmayan 44 hasta alındı. Özellikle son 6 ay içinde anti-VEGF tedavisi almış hastalar çalışma dışı bırakıldı. Fakoemülsifikasyon öncesi ve postoperatif 1, 3 ve 6. ay kontrollerinde hastaların en iyi düzeltilmiş görme keskinlikleri (EİDGK) kaydedilerek optik koherens tomografi (OKT), OKTA ve fundus otoflöresans (FOF) çekimleri yapıldı. Postoperatif 3 ve 6. aylarda NEI VFQ-25 görsel yaşam kalitesi anketi uygulandı. OKT ve OKTA parametreleri 2 ayrı çalışmacı tarafından değerlendirilerek kaydedildi. Bulgular: Çalışma başlangıcında gruplar arasında yaş, cinsiyet, koroidal neovasküler membran (KNV) tipi ve alanı ile KNV akım alanı ölçümleri açısından fark yok idi. Takiplerde cerrahi ve kontrol grupları arasında membran alanı açısında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Fakat cerrahi grubunda başlangıç ve 6. ay arasında membran alanı değişimi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark mevcuttu (p<0,001). Cerrahi ve kontrol grupları arasında akım alanı açısından anlamlı fark yoktu (p>0,05). 6. ay vizitinde cerrahi grubunda küçük kalibreli damarda anlamlı azalma (p<0,05), perilezyonel haloda anlamlı artış (p<0,05) tespit edildi; diğer aktivasyon kriterlerinde anlamlı değişim görülmedi (p>0,05). Süperfisial Foveal Dansite (SFD) ölçümleri değerlendirildiğinde cerrahi grubunda preoperatif dönemden 6. aya kadar olan ölçüm sonuçları arasındaki değişim istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur (p˃0,05). Perilezyonel halo mevcut olan cerrahi ve kontrol grubu hastalarının sadece OKTA ile değerlendirilen 6. ay neovasküler membran alanları anlamlı olarak farklıydı (p˂0,05). OKT ölçümlerinde subfoveal koroid kalınlığında başlangıç ve 6. ay arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Başlangıç ve 3. ay değişimine bakıldığında ise gruplar arasında anlamlı fark görüldü (p<0,05). Diğer OKT ölçümleri için gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı değişim görülmemiştir (p>0,05). NEI VFQ-25 alt ölçek analizinde kontrol grubunda anlamlı değişiklik görülmezken cerrahi grubunda uzak aktivite puanında anlamlı artış görüldü. Sonuç: Katarakt cerrahisi komplikasyon olup olmamasından bağımsız, neovasküler YBMD progresyondaki risk faktörlerinden biri olarak düşünülmüştür. Katarakt cerrahi yaşa bağlı makula dejenerasyonu olan hastaların görsel yaşam kalitelerini artırıyor olsa da günlük hayatını etkilemeyen kataraktı olan hastalarda fakoemülsifikasyonun ertelenmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Anahtar kelimeler: Yaşa bağlı makula dejenerasyonu, fakoemülsifikasyon, optik koherens tomografi anjiografi.
Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu bulunan hastaların optik koherens tomografi anjiografi bulgularının incelenmesi
Yaşa Bağlı Maküla Dejenerasyonu Bulunan Hastaların Optik Koherens Tomografi Anjiografi Bulgularının İncelenmesi Amaç: Sigara kullanımının kuru tip yaşa bağlı maküla dejenerasyonu (YBMD) bulunan hastalardaki etkilerini Optik Koherens Tomografi Anjiografi (OKTA) ile değerlendirmek ve sigara kullanımının YBMD patogenezindeki rolünü aydınlatmaya çalışmak. Yöntem: Bu prospektif çalışmaya kuru tip YBMD'si olan 127 hasta ve herhangi bir retina patolojisi olmayan 60 kontrol olgusu dahil edildi. Olguların en iyi düzeltilmiş görme keskinleri (EİDGK) ve sigara kullanım miktarları kaydedildi ve OKTA çekimleri yapıldı. Bulgular: Gruplar arasında yaş, cinsiyet ve sigara kullanım miktarları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (hepsi; p>0,05). Kuru tip YBMD hastalarının yüzeyel ve derin kapiller pleksuslarındaki vasküler dansite ölçümleri ve santral koryokapillaris perfüzyon alanı ölçümleri kontrol grubundan daha düşüktü ve YBMD evresi arttıkça ölçümlerin giderek düştüğü belirlendi (p<0,05). Sigara kullanan ve sigara kullanmayan olgular arasında karşılaştırma yapıldığında yüzeyel ve derin kapiller pleksuslardaki vasküler dansite ölçümleri ve santral koryokapillaris perfüzyon alanı ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (hepsi; p>0,05). Olguların sigara kullanım miktari ile yüzeyel ve derin kapiller pleksuslardaki vasküler dansite ölçümleri ve santral koryokapillaris perfüzyon alanı ölçümleri arasında bir korelasyon saptanmadı. Sonuç: Kuru tip YBMD'de retinal ve koroidal yapılar etkilenmektedir ve kuru tip YBMD'nin evresi arttıkça retinal ve koroidal yapılardaki etkilenme artmaktadır. Sigara kullanımı retinal ve koroidal dolaşımı etkilememektedir. Anahtar kelimeleri: Kuru tip yaşa bağlı maküla dejenerasyonu, sigara, optik koherens tomografi anjiografi.
Truncus coeliacus ve dallarının multidedektör bt anjiografi yöntemi ile morfometrik analizi
Modern cerrahi, radyoloji ve organ nakil prosedürlerinde damarsal anomalilerin bilinmesi büyük öneme sahiptir. Bu işlemler esnasında damarsal varyasyonlar çok ciddi komplikasyonlara sebep olabilirler. Multidedektörlü bilgisayarlı tomografi damar varyasyonlarının ve normal anatomisinin yüksek doğrulukta ve detaylı değerlendirilmesinde hızlı ve noninvaziv olan üstün bir görüntüleme tekniğidir. Bu çalışmada yetişkin bireylerdeki truncus coeliacus ve dallarının multidedektörlü bilgisayarlı tomografi ile morfometrik değerlendirilmesi ve olası varyasyonların incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi'nde çeşitli sebeplerle batın bölgesine yönelik çekilen 104 bireyin görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Yaş ortalamaları erkeklerde 62.5 ± 11.75 (n=52), bayanlarda 60 ± 10.1 (n=52) olarak tespit edildi. Morfometrik değerlendirmemizde aorta abdominalis, truncus coeliacus, arteria lienalis, arteria hepatica communis ve arteria gastrica sinistra çap ölçümleri erkeklerde bayanlara göre istatistiki açıdan anlamlı bir şekilde (p<0.05) büyük bulundu. Varyasyonların tip ve dağılımı ise şu şekilde bulundu: Hastaların 97 (%93)'sinde arteria lienalis, arteria hepatica communis ve arteria gastrica sinistra'dan oluşan normal tipteki truncus coeliacus tespit edildi. Normal tipteki truncus coeliacus'un bulunduğu hastaların 3 (%2.9)'ünde truncus coeliacus 4. bir dala sahiptir. Arteria gastrica sinistra'nın truncus coeliacus'dan ilk dal olarak ayrıldığı 33 (%31.8) vaka görülmüştür. Bunların dışında truncus gastrosplenicus 3 (%2.9), truncus hepatosplenicus 3 (%2.9) ve truncus coeliomesentericus 1 (%0.96) vaka olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak araştırmamızdaki veriler literatür ile uyumlu bulunmuştur. Abdominal bölgedeki damarların normal ya da varyasyon yapılarının nasıl bir dağılım gösterdiğini bilmek başarılı, sorunsuz cerrahi ve girişimsel radyoloji uygulamaları için ön koşul olarak kabul edilir. Bu yüzden klinik çalışmalar, anjiyografik yöntemler ve cerrahi müdahalelerde truncus coeliacus ve dallarının varyasyonları ile anatomisi daima göz önünde bulundurulmalıdır.
Yaş tip yaşa bağlı makula dejeneresansında optik koherens tomografi anjiografinin tanı ve takipteki yeri
Amaç: Yaş tip yaşa bağlı makula dejenerasyonu (YBMD) hastalarının tanı ve takibinde, tedavinin erken dönem etkilerinin değerlendirilmesinde spektral domain optik koherens tomografi (SD-OKT) ve fundus floresein anjiografi (FFA) ile spektral domain optik koherens tomografi anjiografi (SD-OKTA) bulguları arasındaki ilişkiyi ve SD-OKTA'nın YBMD tanı ve takibinde uygulanabilirliğini ortaya koymaktır. Materyal-Metot: Kliniğimizde Nisan 2018 – Kasım 2018 tarihleri arasında yaş tip YBMD tanısı alan ve daha önce tedavi almamış olan hastalar çalışmaya dahil edildi. Çalışma prospektif kohort olarak planlandı. Hastaların yaş, cinsiyet, başvuru anındaki görme keskinliği, göz içi basıncı, ön segment ve fundus muayene bulguları, uygulanacak olan tedavi kaydedildi. Her hastaya SD-OKT, FFA, SD-OKTA (makula 3x3 mm, 6x6 mm ölçümleri, en-faz) görüntüleme yöntemleri başlangıç (0. ay) ve yükleme dozu sonrasında (3. ay) uygulandı. Elde edilen görüntülemelerde SD-OKT'de lezyonun çapı ve pigment epitel dekolmanı (PED) yüksekliği, SD-OKTA 'da membran alanı ve akım alanı ölçümleri ve Tip 2 lezyonlarda erken dönemde FFA'da membran alanı ölçümleri kaydedildi. Sonuçlar: Çalışmaya 36 hastanın 37 gözü dahil edildi. Gözlerin SD-OKT sınıflandırmasına göre 33'ünde (%89,19) Tip 1 koroidal neovaskülarizasyon (KNV), 4'ünde (%10,81) Tip 2 KNV olduğu kaydedildi. Yükleme dozu sonrasında SD-OKTA 3x3 mmgörüntülemede membran alanında ortalama 0,72±1,05 mm2 (%31,45±63,29), akım alanında ortalama 0,28±0,43 mm2 (%24,99±66,24) gerileme; SD-OKTA 6x6 mm HD ölçümlerinde 3. ayda membran alanında ortalama 1,23±1,98 mm2 (%50,14±34,36), akım alanında ortalama 0,51±0,63 mm2 (%47,80±33,16) gerileme olduğu izlendi (p<0.001). SD-OKTA 3x3 mm ve 6x6 mm HD görüntülemelerde anti-VEGF tedavi sonrasında membran alanı ile akım alanı ölçümlerindeki gerileme miktarları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptandı (sırasıyla; r=0,646, p<0,001, r=0,557, p<0,001). Yükleme dozu sonrasında SD-OKTA 3x3 mm ve 6x6 mm HD görüntülemelerdeki membran alanı ve akım alanı ölçümlerindeki değişiklik ile SD-OKT'de ölçülen lezyon çapı ve PED yüksekliğindeki değişiklik arasında korelasyon bulunmadı. Tartışma: Spektral domain optik koherens tomografi anjiografi ile KNV'lerin tanı ve takibi mümkündür. Geniş KNV'lerin varlığında 6x6 mm HD SD-OKTA görüntülemenin daha uygun olduğu düşünülmektedir. Optik koherens tomografi anjiyografinin sınırlılıkları hala oldukça önemlidir ancak bu yeni teknolojinin daha da geliştirilmesi ile güncel pratikteki yerinin artacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Yaşa bağlı makula dejeneresansı, koroidal neovaskülarizasyon, optik koherens tomografi anjiyografi.
Distal vertebrobaziller arter obstrüksiyonlarında serebral anjiyografi ile renkli doppler inceleme sonuçlarının karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada distal vertebrobaziller patolojilerinde renkli Doppler ultrason (RDUS) bulgularını Dijital Substraksiyon Anjiografisi (DSA) ile karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve yöntem: Ocak 2017 ile Ocak 2018 arasında farklı nedenlerden dolayı DSA yapılan 200 hastanın 400 damarı (107 kadın, 93 erkek; ortalama yaş 58,3±13,3) RDUS incelemeleri retropesktif olarak analiz edildi. Vertebral arterlerin (VA) pik sistolik (PSH) ve end diastolik hızları (EDH), ortalama hızları (TAMAX), pulsatilite (PI) ve rezistif indeksleri (RI) ölçüldü. Doppler bulgularına göre damarlar: (1) normal akım özellikleri (n=341), (2) normal hızlı-yüksek dirençli (n=54), (3) düşük hızlı-yüksek dirençli (n=5) olarak 3 gruba ayrıldı. Ayrıca TAMAX <18 cm/sn olan damarlar analiz edildi. Bulgular: Yüksek dirençli damarlarda TAMAX ve EDH normal gruba kıyasla düşük bulundu (10,8±5,0 cm/sn, 5,3±4,2 cm/sn, sırasıyla, p=0,000). Yüksek dirençli akımı olan 59 damarın 15'inde PICA'da sonlanma tespit edildi. Doppler incelemenin duyarlılık, özgüllük, yanlış negatif değer, yanlış pozitif değer, doğruluk oranı sırasıyla % 49, % 100, % 51, % 0, % 92 saptandı (p=0.001). RI ≥0.8 olan 25 damarın 5'inde (% 20), TAMAX <18 cm/sn olan 37 damarın 11'inde (% 29) PICA'da sonlanma tespit edildi. DSA sonuçlarına göre 29 damarda PICA'da sonlanma tespit edildi. PICA sonlanması bulunan 29 damarda EDH, TAMAX değerleri (11,2±4,3 cm/sn, 20,9±7,0 cm/sn, sırasıyla, p=0,007) normal gruba (17,2±6,0 cm/sn, 29,5±8,4 cm/sn, sırasıyla) kıyasla düşük bulundu. Sonuç: Vertebral arterde yüksek dirençli Doppler sinyali varlığı distal vertebrobaziller patoloji göstergesi olabilir. Bu nedenle, klinik bulguların korelasyonu ile yüksek dirençli dalga formlarında daha fazla inceleme yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: DSA, renkli Doppler ultrason, rezistif indeks, TAMAX, vertebrobaziller arterler
Koroner anjiyografi sonrası koroner arter bypass greft cerrahisi önerilen hastalarda hemşirenin eğitici hasta danışmanlığı rolünün hastanın anksiyete ve cerrahi kararına etkisi
ÖZET KORONER ANJİYOGRAFİ SONRASI KABG CERRAHİSİ ÖNERİLEN HASTALARDA HEMŞİRENİN EĞİTİCİ HASTA DANIŞMANLIĞI ROLÜNÜN HASTANIN ANKSİYETE VE CERRAHİ KARARINA ETKİSİ Mehmet AHRAZ, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Hemşirelik AD Yüksek Lisans Tezi Gaziantep 2018 Koroner anjiyografi sonrası KABG cerrahisi önerilen hastalarda hemşirenin eğitici hasta danışmanlığı rolünün hastanın anksiyetesi ve cerrahi kararına etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde koroner anjiyografi (KA) olan ve KABG önerilen hastalarda yapılan kontrol ve çalışma gruplu yarı deneysel araştırmadır. Araştırmanın kontrol grubu (KG) verileri 27.01.2016-25.05.2016, çalışma grubu (ÇG) verileri ise 09.11.2017-15.04.2017 tarihleri arasında toplanmıştır. ÇG hastalarına araştırmacı tarafından KA ve KABG hakkında bilgi ve eğitim verilmiş, KG hastaları kliniğin rutin uygulaması sürdürülmüştür. Araştırmaya 40 kontrol ve 40 çalışma grubunda olmak üzere 80 hasta araştırmaya dahil edilmiştir. Veriler Hasta Tanılama Formu ve STAI aracılığıyla toplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 23 for Windows paket programında yapılmış, istatistik anlamlılık için p<0.05 değeri kabul edilmiştir.Yaş değişkeni hariç diğer tanıtıcı özellikler açısından hastalar benzerdir (p>0.05). KG'nun %77.5'inin, ÇG'nun %100'ünün KA hakkında bilgi sahibi oldukları, ÇG'nun %70'i, KG'nun %3.2'si sadece hemşireden bilgi almıştır. KABG cerrahisi hakkında ÇG'nun %100.0'ü, KG'nun %30.0'unun bilgi aldığı, ÇG'nun %72.5'inin, KG'nun %8.3'ünün sadece hemşireden bilgi aldıkları belirlenmiştir (p<0.05). KG'nun %10.0'u, ÇG'nun %70.0'ı aldıkları bilgiyi yeterli bulduğunu belirtmiştir (p<0.05). KA sonrası KABG cerrahisini kabul eden KG'nun oranı %47.5, ÇG'nun oranı %62.5 olmuştur. KABG cerrahisini kabul etmelerinde KG'nun %57.9'u, ÇG'nun %68.0'i yapılan bilgilendirmenin etkili olduğunu belirtmiştir (p>0.05). STAI I'e göre KG 'nun %57.5'inde, ÇG'nun %62.5'inde orta düzeyde durumsal anksiyete saptanmıştır (p<0.05). KA sonrası KABG cerrahisi önerilen ÇG hastalarına KA ve KABG cerrahisi hakkında yapılan bilgilendirmenin, ÇG hastalarının KABG cerrahisini kabul etmelerinde ve cerrahiye bağlı anksiyetelerinin azalmasında yararlı olduğu kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Koroner arter bypass greft, Hemşirelik Rolleri, Anksiyete, Koroner Anjiografi, Cerrahi Karar, Danışmanlık
Anjiyografi öncesi planlı hasta eğitiminin durumluk, sürekli ve ölüm kaygısı üzerine etkisi
ÖZET Anjiyografi Öncesi Planlı Hasta Eğitiminin Durumluk, Sürekli ve Ölüm Kaygısı Üzerine Etkisi Şevket CENGİZHAN, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Tezli Yüksek Lisans, Gaziantep 2018 Bu araştırma Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde 05.10.2017-10.05.2018 tarihleri arasında koroner anjiyografi öncesi planlı hasta eğitiminin durumluk, sürekli ve ölüm kaygısı üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, dahil olma kriterlerine uyan 50 eğitim grubunda, 50 kontrol grubunda olmak üzere toplam 100 hasta üzerinde yapıldı. Veriler "Kişisel Özellikler Soru Formu", 'Ölüm Kaygısı Ölçeği'' ve "Spielberger Durumluk - Sürekli Kaygı Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler araştırmacı tarafından bilgisayar ortamında SPSS 24.0 (The Statistical Package for the Social Sciences- PC Version 21.0) paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri incelendiğinde; %97'sinin 31-61 yaş aralığında olduğu, %68'inin erkek, %86'sının evli ve çoğunluğunun lise mezunu olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların %55'inin il merkezinde yaşadığı, çoğunluğunun eş ve çocuklarıyla yaşadığı, serbest çalıştığı ve gelirinin giderinden az olduğu belirlenmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin sosyo- demografik özellikleri incelendiğinde; yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yaşanılan yer, yaşanılan kişiler, iş ve meslek durumu, gelir durumu açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmemiştir. Gruplarımız benzer özellikte olup, homojen dağılım göstermiştir. Katılımcıların sürekli kaygı ölçeği incelendiğinde deney grubunda eğitim öncesi sürekli kaygı düzeylerinin, kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük çıktığı, Durumluk kaygı ölçeğine ilişkin bulgular incelendiğinde deney grubunda eğitim öncesi durumluk kaygı düzeyleri, kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük çıktığı görülmüştür. Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların ölüm, durumluk ve süreklilik kaygı düzeylerinin eğitimle giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Anjiyografi, Ölüm Kaygısı, Durumluk kaygısı, Süreklik Kaygısı.
Orak hücre hastalığında retinal doku ve damar değişikliklerinin değerlendirilmesi
Orak Hücre Hastalığında Retinal Doku ve Damar Değişikliklerinin Değerlendirilmesi Giriş: Orak hücre hastalığı olan olgularda retinopatinin klinik bulguları ortaya çıkmadan, erken dönemde retina dokusu ve damar yapısı optik koherens tomografi anjiyografi ile değerlendirildi. Elde edilen verilerin tanısal değeri ve prognozdaki yeri araştırıldı. Gereç-Yöntem: Çalışmaya 25 orak hücre hastasının 50 gözü dahil edildi. Yirmi beş sağlıklı bireyin 50 gözü kontrol grubu olarak belirlendi. Hasta grubunun en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) belirlendi, tam oftalmolojik muayeneleri yapıldı. Optik koherens tomografi anjiyografi tetkiki (OKTA) uygulandı. Aynı işlem kontrol grubu için de yapıldı. Santral retina, fovea kalınlığı (μm), parafovea ortalama, üst, alt, nazal, temporal parafoveal alanda retina kalınlığı yazılımın otomatik özelliği ile ölçüldü OKTA'da yüzeyel ve derin kapiller pleksusun birlikte değerlendirildiği vasküler retina segmentinde, foveal avasküler zon (FAZ) mm2 olarak ve FAZ çevresindeki 1 mm yarıçaplı alandaki kapiller yoğunluk (FAZ Fractal Dimension) % olarak otomatize analiz edildi. Yüzeyel ve derin kapiller pleksusta, santral retina, fovea, parafovea, üst, alt, nazal, temporal kadran olmak üzere altı alanda damar yoğunluğu ölçüldü. Elde edilen tüm görüntüleme parametreleri kontrol grubu için de analiz edildi. Sonuçlar: Hastaların 16'sı (%64) kadın, 9'u (%36) erkek olup yaş ortalaması 17,6 ± 9,921 (4-44) idi. Hastaların 24'ü Hb-SS, bir tanesi Hb-SβThal genotipine sahipti. EİDGK hastaların tamamında Snellen eşelinde tam, logMAR cinsinden 0; ön segment biomikroskopik muayeneleri doğal, göz içi basınç değerleri normal sınırda idi. Temporal kadran retina kalınlığında iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olup (p=0,023) orak hücre hastalığı grubunda daha ince bulundu. Orak hücre hastalığı grubunda temporal kadran retina kalınlığı ile foveal retina kalınlığı, santral retina kalınlığı, derin kapiller pleksusta foveal kapiller yoğunluk arasında pozitif korelasyon mevcuttu (p <0,05). Koryokapiller pleksusta akım alanı ile negatif korelasyon vardı (p <0,05). Kontrol grubunda temporal kadran retina kalınlığı ile foveal retina kalınlığı, santral retina kalınlığı, yüzeyel kapiller pleksusta foveal kapiller yoğunluk arasında pozitif korelasyon gözlendi (p <0,05). FAZ alanı, FAZ FD değeri, yüzeyel kapiller pleksusta akım olmayan alan, koryokapiller pleksusta akım alanı arasında negatif korelasyon mevcuttu (p <0,05). Yüzeyel ve derin kapiller pleksusta damar yoğunlukları açısıdan iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu. FAZ alanı açısından iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark tespit edilmedi. Tartışma: Orak hücre hastalığı perifer ve santral retinada vasküler değişikliklere neden olan bir hemoglobinopatidir. OKTA, retinada klinik muayene bulguları ortaya çıkmadan önceki evrede, özellikle santral retina değişikliklerinin görüntülenmesinde ve erken tanıda değeri olabilecek, yeni bir görüntüleme yöntemidir. Girişimsel olmaması, retina damar yapısını tabakalar şeklinde detaylı görüntülemesi önemli avantajlarıdır. Ancak orak hücre hastalığı retinopatisindeki tanısal değerinin belirlenmesi için yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Optik koherens tomografi anjiyografi, orak hücre hasta retinopati, temporal kadran retina kalınlığı
Üçüncü trimester gebelerde optik koherens tomografi anjiografi ile retinal vasküler yoğunluğun değerlendirilmesi
Amaç: Üçüncü trimester gebelerde Optik Koherens Tomografi Anjiografi (OKTA) ile retinal vasküler yoğunluk (VY), foveal avasküler zon (FAZ) ve koroid kalınlığını gebe olmayan kadınlarla karşılaştırarak incelemeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Üçüncü trimesterde olan 40 sağlıklı gebe kadın ile, 40 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edildi. Hastaların sadece tek gözü (sağ göz) çalışmaya alındı. Hastalara günün aynı saatinde (saat 09:00-12:00 arası) OKTA çekimi yapıldı. OKTA cihazının HD angio retina 6x6 mm ve HD angio retina 3x3 mm tarama yöntemi kullanılarak ölçümler yapıldı. Vasküler yoğunluk, Yüzeyel Kapiller Pleksus (YKP) ve Derin kapiller Pleksus'ta (DKP) parafovea, perifovea ve tüm alan makulada ölçüldü. FAZ alanı (mm2), FAZ çevresi (mm), ve Foveal Dansite (FD) cihaz yazılımı ile otomatik olarak ölçüldü. OKTA cihazının enhanced HD line modülü ile koroid görüntüleri alındı. Tüm parametreler istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve p değerinin 0,05'den küçük olması anlamlı kabul edildi. Bulgular: Gebelerin, gebelik haftası ortalaması 34,02 hf. (28-41 hf) idi. Gebe grubunun yaş ortalaması 28,80±5,27 (20-38) iken, kontrol grubunun yaş ortalaması 29,23±5,39 (20-38) olarak bulundu ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,732). Gebelerde YKP'daki VY sırasıyla parafoveada %55,59±2,99, perifoveada %53,44±2,69, tüm alanda %52,80±2,60 olarak bulunurken, kontrol grubunda parafovea %54,96±3,63, perifovea %52,59±3,46, tüm alanda ise %52,03±3,31 olarak bulundu. YKP'daki VY hiçbir bölgede istatistik olarak anlamlı değildi (p>0,05). DKP'daki VY parafoveada; gebelerde %60,36±4,36, kontrol grubunda %58,66±4,19, perifoveada; gebelerde %59,18±6,50, kontrol grubunda %58,15±5,60, tüm alanda; gebelerde %57,73±6,12, kontrol grubunda %56,54±5,44 olarak saptandı. DKP'daki VY sadece parafovea bölgesinde istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p=0,015). FAZ alanı gebelerde 0,33±0,10 mm2 iken, kontrol grubunda 0,28±0,10 mm2, FAZ çevresi gebelerde 2,29±0,37 mm iken, kontrol grubunda 2,14±0,45 mm, Foveal Dansite, gebelerde %53,52±3,32 iken, kontrol grubunda %51,08±3,58 olarak tespit edildi. FAZ alanı ve Foveal Dansite gebelerde istatistik olarak anlamlı yüksek saptandı (p<0,05). Subfoveal koroid kalınlığı, gebelerde 358,13±84,89 µm, kontrol grubunda 335,98±77,12 µm olarak bulundu. Koroid kalınlığı subfoveal bölgede gebelerde daha yüksekti, fakat aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Sonuç: Gebelik sırasında meydana gelen fizyolojik değişiklikler, retinal vasküler yapılarda değişiklik yapmış olabilir. Gebelerde DKP'da parafovea bölgesindeki VY ve FAZ alanı ve Foveal dansite, gebelerde istatistiksel olarak anlamlı bulundu.
Normal bireylerde optik koherenstomografi anjiografi ile kapiller damar akım yoğunluğunun diürnal varyasyonu vetekrarlanabilirliğinin ölçülmesi
Amaç: Optik koherens tomografi anjiografi (OKTA) cihazı ile alınan retinal vasküler yoğunluk ve foveal avasküler zon (FAZ) ölçümlerinin tekrarlanabilirliğinin ve diürnal ritimlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 41 sağlıklı bireye RTVue XR Avanti OKT AngioVue yazılımlı cihaz ile sabah saatlerinde ortalama 10 dk ara ile 2 ölçüm ve aynı günün sonunda akşam saatlerinde tek ölçüm yapıldı. Yapılan ölçümlerde FAZ alanı, FAZ çevresi, foveal dansite (FD); yüzeyel (YKP) ve derin kapiller pleksustaki (DKP) tüm alan, foveal, parafoveal ve perifoveal vasküler yoğunluklar (VY); foveal, parafoveal ve perifoveal makular kalınlık (MK) verileri tekrarlanabilirlik katsayısı (TK), Bland-Altman grafiği ve sınıf içi korelasyon (ICC) katsayısı ile değerlendirildi. Bulgular: OKTA cihazının FAZ alanı, FAZ çevresi,FD, YKP ve DKP'de foveal VY, foveal, parafoveal ve perifoveal MK ölçümlerinde tekrarlanabilirliği çok yüksektir (ICC değerleri 0,82 ile 0,99 arasındadır.). Bu verilerin TK'leri sırası ile %5,4; %4,3; %8,85; %19,19; %12,62; %1,44; %1,17 ve %1,6'dır. YKP ve DKP'deki tüm alan VY ölçümlerinde ise ICC'ler sırası ile 0,72 ve 0,4 bulunmuş olup TK değerleri sırası ile %7,5 ve %15,98'dir. Diürnal ritim varlığının araştırılmasında ise benzer sonuçlar elde edilmiştir. Sonuçlar: OKTA yeni bir cihaz olup FAZ ölçümleri, MK ölçümleri, YKP ve DKP'deki foveal VY ölçümlerinde tekrarlanabilirliği yüksek bir cihazdır. Retinal VY, FAZ ve MK ölçümlerinde diürnal ritim izlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: optik koherens tomografi anjiografi, diürnal ritim, tekrarlanabilirlik, vasküler yoğunluk, makular kalınlık
Trabekülektomi sonrası peripapiller ve makuler damar yoğunluğu değişikliklerinin optik koherens tomografi anjiyografi ile değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızda, açık açılı glokom hastalarında trabekülektomi ile göz içi basıncını (GİB) düşürmenin, foveal avasküler zon (FAZ) ile peripapiller ve maküler damar yoğunluğu (VD) üzerine etkisini optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA) ile değerlendirmeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışmamıza primer açık açılı glokom (PAAG) ve psödoeksfolyatif glokom (PEG) tanıları ile takipli, trabekületomi yapılan 20 hastanın, 20 gözü dahil edildi. Hastaların, preoperatif ve postoperatif 1.,3. ve 6. aylardaki kontrollerinde AngioVue (Optovue Inc, Fremont, CA) OKTA cihazı ile optik disk radyal peripapiller kapiller pleksus (RPKP), makula yüzeyel kapiller pleksus (YKP) ve derin kapiller pleksus (DKP) VD değerleri ile FAZ alanı (FAZ-A), FAZ çevresi (FAZ-Ç) ve foveal dansite (FD) ölçümleri alındı. Alınan görüntülerde peripapiller, makuler vasküler dansiteler ve FAZ ölçümleri incelendi. Preoperatif ve postoperatif dönemdeki parametreler istatistiksel olarak karşılaştırıldı. p değerinin 0,05'den küçük olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Hastalarımızın yaş ortalaması 63,8 (53-72); 12'si (%60) PAAG, 8'i (%40) EG tanılı idi. Ortalama GİB değerleri preoperatif 22,38±2,36 mmHg; postoperatif altıncı ayda 14,94±2,38 mmHg olarak ölçüldü (p <0,001). OKTA optik disk, makula YKP VD değerlerinde altıncı ay sonunda anlamlı değişiklik izlenmedi. Makula DKP parametrelerinde ise; tüm imaj makuler VD (TİM-VD), foveal VD (F-VD), parafoveal VD (PAF-VD) ve perifoveal VD (PEF-VD) değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış izlendi (p=0,003; p=0,026; p=0,006; p=0,004). FAZ-A ve FAZ-Ç'de istatistiksel olarak anlamlı bir azalma; FD'de ise istatistiksel olarak anlamlı bir artış izlendi (p=0,026; p= 0,049; p=0,005). Sonuç: Çalışmamızda, trabekülektomi ile GİB düşürmenin peripapiller bölge ve makuler YKP mikrosirkülasyonunu etkilemediği görülmüştür. Makuler bölge DKP parametrelerinde ise anlamlı bir artış izlenmiştir. Postoperatif dönemde FAZ bölgesinde özellikle birinci ayda belirginleşen anlamlı bir azalma izlenmiş, bunun DKP vakülarizasyonundaki artış ile ilişkili olabileceği sonucuna varılmıştır. OKTA'nın, özellikle FAZ ve makuler DKP ölçümleri ile glokom cerrahisi sonrası takiplerde potansiyel bir yöntem olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: optik koherens tomografi anjiografi, glokom, trabekülektomi, vasküler dansite.
Optik nöropatilerde peripapiller ve maküler damar yoğunluğunun optik koherens tomografi anjiografi ile analizi
Amaç: Optik nöropatili hastalarda peripapiller ve maküler damar yoğunluğu değerlerinin OKTA ile analizini yapmaktır. Gereç ve Yöntem: Optik nöropati tanısı alan 31 hastanın 62 gözü değerlendirmeye alındı. Görüntü kalitesi sinyal gücü 5/10 ve üzerinde olan 25 hastanın 46 gözü çalışmaya dahil edildi. Maküla OKTA ölçümlerinden yüzeyel ve derin kapiller ağ tabakası ayrı ayrı incelendi. Tüm imaj maküler damar yoğunluğu (TİM-DY), foveal damar yoğunluğu (F-DY), parafoveal damar yoğunluğu (PAF-DY), perifoveal damar yoğunluğu (PER-DY) ölçümleri değerlendirildi. OKTA ile optik disk ölçümlerinde tüm imaj peripapiller damar yoğunluğu (Tİ-PPDY), peripapiller damar yoğunluğu (PP-DY), alt yarı PPDY, (AY-PPDY), üst yarı PPDY (ÜY-PPDY), nazal PPDY (N-PPDY), temporal PPDY (T-PPDY), süperior PPDY (S-PPDY), inferior PPDY (İ-PPDY) olmak üzere yoğunluk ölçümleri ve intradisk damar yoğunluğu (İD-DY) değerleri analiz edildi. Bulgular: Hastaların sağlıklı ve hasta gözleri arasında; yaş ve sferik ekivalan değerleri açısından anlamlı farklılık saptanmazken (sırasıyla p:0,959; p:0,971), EİDGK hasta gözlerde anlamlı düşük olarak saptandı (p:0,004). İD-DY değeri haricinde bakılan tüm optik disk damar yoğunluğu değerleri hasta göz ile sağlıklı göz arasında anlamlı farklılık göstermekteydi ve hasta gözde düşük olarak saptandı. YKA tabakasına ait TİM-DY ve PER-DY değerleri istatistiksel olarak anlamlı azalma mevcuttu (sırasıyla p:0,020; p:0,022). DKA tabakasına ait TİM-DY değerlerinde anlamlı azalma mevcut iken (p:0,035), F-DY, PAF-DY ve PER-DY değerleri anlamlı farklılık göstermemekteydi (sırasıyla p:0,783; p:0,109, p:0,059). Sonuç: OKTA, optik nöropati tanılı gözde sağlıklı göze oranla optik disk radial peripapiller kapiller ağda ve maküler vasküler ağdaki damar yoğunluğunun azaldığını kantitatif olarak ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Optik koherens tomografi anjiografi, optik nöropati, nonarteritik anterior iskemik optik nöropati, damar yoğunluğu
Koroner anjiografi yapılacak hastalara uygulanan el masajının anksiyete ve yaşam bulguları üzerine etkisi
Bu araştırma koroner anjiyografi yapılacak hastalara uygulanan el masajının anksiyete ve yaşam bulguları üzerine etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapılmıştır. Çalışma Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı günlük hasta servisinde yapılmıştır. Bu çalışma 20 müdahale ve 20 kontrol olmak üzere toplam 40 hasta ile tamamlanmıştır. Araştırmada etik kurul onayı, kurum izni ve çalışmaya katılan hastalardan sözlü ve yazılı bilgilendirilmiş gönüllü olur alınmıştır. Veriler hasta tanıtım formu, yaşam bulguları formu, Durumluluk (DAÖ) ve Süreklilik Anksiyete Ölçeği (SAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesindeki kare, Levene, Shapiro Wilk normallik testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Müdahale grubundaki hastalara anjiyografiye gitmeden önce her iki ele toplamda 10 dakika el masajı uygulanmıştır. Kontrol grubundaki hastalara rutin bakımları dışında herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Çalışmada el masajı uygulaması öncesinde müdahale grubundaki hastaların DAÖ puanının 46.75±9.25, kontrol grubundaki hastaların ise 43.65±7.55 olduğu, uygulama sonrasında müdahale grubundaki hastaların DAÖ puanlarının 35.90±5.82, kontrol grubundaki hastaların ise 47.10±6.88 olduğu belirlenmiş olup iki grup arasındaki bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Müdahale grubundaki hastalarda el masajı uygulaması sonrası sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, nabız ve solunum sayısında azalma olduğu, kontrol grubundaki hastalarda ise anlamlı şekilde yükseldiği saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak koroner anjiyografi yapılacak hastalara uygulanan el masajının anksiyete düzeyini azalttığı ve yaşam bulgularında düşmeye neden olduğu saptanmış olup hemşirelerin anksiyete ve yaşam bulguları yüksek olan hastalara el masajı uygulaması yapmaları önerilmiştir. Anahtar sözcükler: Anksiyete, El masajı, Hemşirelik, Koroner anjiografi, Yaşam Bulguları