Çalışma koşulları
96 theses under this subject heading
Eğitimde yeni istihdam politikaları ve esnek çalışma ilişkileri: Eskişehir'de ücretli öğretmenler üzerine bir saha araştırması
Bu araştırmanın temel amacı, ücretli öğretmenlerin çalışma koşullarını, yaşam standartlarını, çalışma ilişkilerini ve emek süreçlerini nasıl deneyimlediklerini anlamaya ve açıklamaya çalışan sosyolojik bir analiz yapmaktır. Araştırma genel çerçevede neoliberal süreçle değişen çalışma hayatını, yeni istihdam biçimleri ve eğitimdeki esnekleştirme sürecini, eğitimin ticarileştirilmesini, bilginin ve eğitim kurumlarının piyasalaşmasını ve öğretmenlik mesleğinde yaşanan yapısal dönüşümler hakkında ücretli öğretmenlerin tutum ve görüşlerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bunun yanı sıra araştırma kapsamında okul idarecilerinin ve eğitim sendikalarının yönetici görüşleri de ele alınarak konuya dair farklı bakış açıları sunulmaktadır. Bu çalışma nitel araştırma yöntemine dayalı olarak yapılmaktadır. Çalışmanın grubunu, Eskişehir'de, MEB'e bağlı okullarda esnek ve güvencesiz istihdam edilen 33 ücretli öğretmen ve 19 okul idarecisinin yanı sıra 4 eğitim sendika yöneticisi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak tüm bu eğitim bileşenlerinin esnek ve güvencesiz istihdam biçimlerine yönelik görüşleri nitel veri toplama tekniklerinden görüşme tekniği ile alınmıştır. Saha çalışmasından elde veriler çerçevesinde değerlendirildiğinde, öğretmenlik mesleğindeki istihdam çeşitliliği ve yapısal dönüşümler ücretli öğretmenlerin hayatında ekonomik, sosyal, kültürel ve mesleki yönlerden birçok farklılıklar ortaya çıkarmıştır. Ücretli öğretmenler düşük ücretle, iş güvencesizliğiyle, gelecek belirsizliğiyle, iş yoğunluğu ve düzensiz çalışma saatleri ile baş etmektedirler. Okul idarecilerine ücretli öğretmenlik istihdamı ek iş yükü getirmektedir. Ayrıca, ücretli öğretmenlik istihdamı, farklı çalışma koşulları ve sunulan kurumsal fırsatların zayıflığı nedeniyle hem öğretmenlik mesleğinin prestijinin ve çekiciliğinin azalmasına hem de aynı kurumda aynı işi yapan insanların daha kötü olanaklara sahip olmasının çalışma barışının ve kurum kültürünün oluşmasında çok büyük bir engel oluşturduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Esnek çalışma, Ücretli öğretmenlik, Güvencesizlik, Metalaşma, Proleterleşme, Eskişehir
Endüstri işletmelerinde çalışma koşullarının, işgörenler üzerindeki yabancılaşma etkisi ve bir uygulama
?Endüstri sletmelerinde Çalısma Kosullarının, sgörenler Üzerindeki Yabancılasma Etkisi ve Bir Uygulama? baslıklı arastırma; özellikle fiziksel çalısma kosullarının, çalısanlar üzerindeki olumsuz etkileri ortaya koymayı ve bu etkilerin çalısanları tükenmislige ve yabancılasmaya itebilecegini göstermeyi amaçlamıstır. Arastırma; özellikle tükenmislik ve yabancılasma konularında, alandaki literatür boslugu göz önüne alındıgında önemli bir eksikligi giderme amacını da tasımaktadır. Arastırma; endüstri sektöründe görev yapan tüm mavi yakalıları kapsamakla birlikte, bu alanda yer alan çalısan sayısının çoklugu, tüm mavi yakalı çalısanların arastırmaya katılmasını imkânsız kılmıstır. Bu nedenle arastırmada sekiz isletmenin çalısanları yer almıstır. Çalısmada öncelikli olarak literatür taraması yapılmıs, fiziksel çalısma kosullarının ergonomi bilimi altında incelenme süreci detaylı olarak aktarılmıstır. Arastırmada anket ile veri toplama yöntemi tercih edilmis; bununla birlikte, arastırmacının isverenlerle, sendika temsilcileriyle ve çalısanlarla yaptıgı görüsmelerin ve gözlemlerinin sonuçlarına da yer verilmistir. Anket çalısmasına; gıda, tekstil, otomotiv, lastik gibi farklı sektörlerden sekiz isletmede çalısan iki yüz doksan dokuz çalısan katılmıstır. Anket çalısması, stanbul'un yanı sıra Bursa ve Kocaeli gibi illerde yerlesik isletmelerde gerçeklestirilmistir. Yapılan arastırmada; özellikle olumsuz fiziksel çalısma kosullarının, çalısanları ne derece etkiledigine ve sonuçlarının ölümcül olabilecegine deginilmistir. Yapılan analizlerde, çalısanların demografik özellikleri, fiziksel kosullardan memnuniyetleri, örgütlenme düzeyleri gibi faktörler ile tükenme ve yabancılasma düzeyleri arasında anlamlı iliski olup olmadıgına bakılmıstır. Arastırma; genis fakat göz ardı edilebilir bir konuyu ele aldıgından, devamlı gelistirilmesi gerektigi de çalısma dahilinde belirtilmistir. Anahtar Kelimeler : Çalısma Kosulları, Ergonomi, Tükenmislik Sendromu, Yabancılasma, Meslek Hastalıkları, s Kazaları
Çalışma koşullarının değiştirilmesi
Bu çalışma, işçinin çalışma koşullarının değiştirilmesini, İş Kanunu madde 22 kapsamında incelemektedir. "Çalışma koşullarının değiştirilmesi ve iş sözleşmesinin feshi" kenar başlıklı madde 22, 4857 sayılı Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle uygulama alanı bulmuştur. İş Kanunu madde 22'ye göre işveren çalışma koşullarında esaslı bir değişiklik gerçekleştirecekse, işçiye bunu yazılı olarak bildirmelidir. İşçi işverenin değişiklik teklifini yazılı beyan ile 6 iş günü içerisinde kabul ederse işveren, sözleşmede esaslı değişiklik gerçekleştirilebilmektedir. Ancak işçinin kabul etmemesi üzerine işveren değişiklik için geçerli bir nedeni varsa veyahut iş sözleşmesini fesih için geçerli bir nedeni varsa sözleşmeyi feshedebilmektedir. Böylece iş ilişkisinde esaslı değişikliğin gerçekleşmemesi halinde fesih külfeti, işverene yükletilmiştir. İş güvencesine tabi olan işçiler, bu durumda İşK. m. 17 ile m. 21 hükümlerine göre iş sözleşmesini feshedebilmektedir. İş güvencesine tabi olmayan işçiler ise şartlar oluşmuşsa kötü niyet tazminatı, ihbar ve kıdem taleplerinde bulunabilmektedir. Ayrıca çalışmamızda, çalışma koşullarının değiştirilmesinin uygulamadaki en yaygın yöntemi olan, değişikliği saklı tutma kayıtları ve bu kayıtların denetimi, konunun öneminden dolayı incelenmiştir. Böylece çalışma koşullarının usulüne uygun değiştirilmesinin yöntemleri ve iş ilişkisine etkisi belirtilmiştir. Bununla birlikte bu yöntemlere uygun olarak gerçekleşmeyen değişikliklerin hukuki sonuçları açıklanmıştır.
4857 Sayılı Kanuna göre fazla çalışma kavramı, şartları ve cayma hakkı
Çalışma yaşamının getirdiği zorluklar ve ihtiyaçlar, işçinin işyerinde çalışma sürelerinin aşılmasını kaçınılmaz hale getirilmiştir. Dolayısıyla çalışma sürelerinin dışında da işveren, işçisini çalıştırmaya devam etmiştir. Bu durum işçinin fazla çalışma kavramını ortaya çıkarmıştır. Bu çalışmada tez konumuz olan "4857 Sayılı Kanunu'na Göre Fazla Çalışma Kavramı, Şartları ve Cayma Hakkı"nın daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle birinci bölümde İş Hukuku anlamında "çalışma" kavramı ele alınmıştır. Daha sonra bu kavrama bağlı olarak sınırları kanunla çizilmiş olan çalışma sürelerini aşan çalışmalar olması halinde söz konusu olan "fazla sürelerle çalışma" ve "fazla çalışma" kavramlarına değinilmiştir. İkinci bölümde fazla çalışmanın türleri ve koşulları ile fazla çalışmanın karşılığı detaylı bir şekilde işlendikten sonra üçüncü bölümde 25 Ağustos 2017 tarihli "İş Kanununa İlişkin Fazla Çalışma ve Fazla Sürelerle Çalışma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" bağlamında işçinin onayına ilişkin getirilen yeni düzenleme ve işçinin fazla çalışmaya ilişkin vermiş olduğu onaydan cayma hakkının değerlendirmesi yapılmıştır.
Diyetisyenlerin COVID-19 sürecinde çalışma koşulları ve kaygı durumları
COVİD-19 pandemisi tüm toplumları sosyal, ekonomik ve ruhsal olarak etkilemektedir. Sağlık hizmetlerinin tam olarak yerine getirilebilmesi ve sürdürülmesi için mücadele veren sağlık çalışanları, COVİD-19'dan en çok etkilenen gruptur. Bir sağlık çalışanı olan diyetisyenler de bu süreçten etkilenmişlerdir. Bu araştırma, Türkiye'de çalışan diyetisyenlerin COVİD-19 sürecinde çalışma koşullarını ve kaygı durumlarını araştırmak amacı ile yapılmış, tanımlayıcı kesitsel bir çalışmadır. Çalışmaya, gönüllü olarak 516 diyetisyen katılmıştır. Veriler, online anket formu aracılığı ile toplanmıştır. Anket formunda demografik özellikler, çalışma durumları, beslenme alışkanlıkları sorgulanmış ve Koronavirüs Anksiyete Ölçeği (KAÖ), Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ve Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği (DSKÖ) uygulanmıştır. Katılımcı diyetisyenlerin %32.4'ü erkek, %67.6'sı ise kadın olup yaş ortalaması 29.52±6.77'dır. Diyetisyenlerin %36.8'inin COVİD-19 sürecinde çalışma alanı değişmiş ve bu diyetisyenlerin %47.3'ü evden çalışırken %34.8'i ise filyasyon ekibinde görevlendirilmiştir. COVİD-19 sürecinde hasta/danışan görüşme şekli %56 oranında kısmen yüz yüze kısmen online şeklinde gerçekleşmiştir. Bu süreçte diyetisyenlerin %69.1'i besin desteği kullanırken, en çok tercih edilen besin desteği D vitamini (%77.5) olmuştur. Araştırmada kullanılan KAÖ, DSKÖ ve ASÖ puanlarına göre COVİD-19 sürecinde diyetisyenlerin %88.8'i yüksek anksiyeteye, %11.0'i yüksek durumluk kaygıya, %16,3'ü yüksek sürekli kaygıya sahipken, %14.1'inin ise stres altında olduğu sonucu elde edilmiştir. Cinsiyete göre değerlendirildiğinde, bu süreçte kadın katılımcılar erkek katılımcılardan daha az kaygılı ve streslidirler (p<0.05). Diyetisyenlerin yaş ve mesleki kıdemleri arttıkça bu süreçte stres düzeyleri azalmıştır (p<0.05). COVİD-19 sürecinde çalışma alanı değişen diyetisyenlerin stres ve durumluk kaygı düzeyleri daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bu süreçte diyetisyenlerin günlük takip ettikleri hasta/danışan sayısı arttıkça stres ve kaygıları da artış göstermiştir (p<0.05). Pandemi sürecinde iştah durumunda değişiklik olan diyetisyenlerin daha stresli olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, çalışan diyetisyenler COVİD-19 sürecinde kaygılıdır ve bu kaygı çeşitli etkenlere bağlıdır. Kaygı ve stres durumunu azaltmak için iş yükü planlaması yapılması, kişisel koruyucu ekipman sağlanması, psikolojik ve sosyal destek verilmesi önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Diyetisyen, COVİD-19, çalışma koşulları, kaygı, stres
Sanayi sitesinde çalışan çocuk işçilerin çalışma koşulları ve istismara bakışı
Bu çalışma, sanayi sitesinde çalışan çocuk işçilerin çalışma koşulları ve istismara uğrama durumlarını incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak 72 sorudan oluşan anket formu kullanılmıştır. Veriler SPSS paket programında değerlendirilmiş, istatistiksel analizler kullanılmıştır. Araştırmaya kapsamına alınan bireylerin %33.3'ü 18 yaşında, %98.4'ünün erkek, %78.7'sinin ilköğretim mezunu, %59.8'inin çekirdek aileye mensup olduğu ve %39.8'inin 4-5 kardeşi olduğu bunların %49.4'ünün çalıştığı belirlenmiştir. Araştırma katılanların annelerinin %44.2'sinin 45 yaş üzerinde olduğu, ailelerinin %77.5'inin, katılanın %74.3'ünün kötü alışkanlığı olmadığı tespit edilmiştir. Katılanların %10.4'ü kötü alışkanlığını arkadaş ortamı-sokakta edindiğini söylemiştir. Araştırmaya katılanların %32.9'unun oto-tamirinde çalıştığı, %87.6'sının çıraklık okuluna gittiği, gidenlerden %78.7'sinin haftada 10 saat ders aldığı; Katılanların %58.6'sının çalışmanın okul eğitimini engellediğini söylediği belirlenmiştir. Araştırmaya katılanların %82.3'ünün 9-12 saat çalıştığı, %77.5'inin yıllık izin kullanmadığı, %74.7'sinin işte bir öğün yemek yediğini, %66.7'si işi öğrenmek için çalıştığını söylemiştir. Araştırma katılanların %68.7'si haftalık 55-100 TL kazandığı, %57'sinin fazla mesai yaptığı, %78.3'ünün işyerinde sağlık güvencesi olmadığı belirlenmiştir. Katılanların %86.7'sinin işyerinde istismara uğramadığı, %85.5'inin ilgisiz bırakılıp ihmal edilmediği belirlenmiştir. Yapılan analizlerde, yaş ile çıraklık sözleşmesi imzalama, eğitim durumu ile günlük çalışma saatleri arasında istatistiksel tam ilişki (p=0.00) tespit edilmiştir. Aile tipi ile ailenin çocukların sorunlarına destek olma, annelerin eğitimleri ile çocukların günlük çalışma saatleri arasında istatistiksel anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak çocuk işçilerin yasalarla belirlenmiş yaşın altında çalışmaya başladıkları, zorunlu eğitimlerini tamamladıktan sonra iş hayatına girip eğitimi terk ettiği, çalışma koşullarının kötü olduğu ve çoğu iş yerinde denetimin yapılmadığı görülmektedir. Bu nedenle, gerekli merci ve ailelerin bu duruma dikkatlerinin çekilmesi gerekmektedir.
The effect of occupational safety practices on job satisfaction
Within the present time that human resources are the cornerstone within all business organizations and if globalization focused on it through the opening and the abolition of all borders in front of organizations and human resources. It was from the concern for the human resource, taking all its requirements into consideration of material and moral and this at the same time became from challenges within the current era of organizations about how to preserve the human resource from all injuries that may be exposed while performing his job. Although the human resource has become seen as the most important resource of institutions and one of the elements that greatly affect the overall performance of the organization unlike other resources, it is highly affected by the non-stimulating work conditions that do not help to satisfy various needs in the framework of work. To preserve its human resources, especially human resources, small and medium enterprises resort to establishing occupational safety programs to reduce workplace accidents and to protect workers from risks resulting from the work they engage in unsafe workplaces that cause accidents. The human resource is the crucial element for the sustainability of the work of industrial organizations in general and service organizations alike. This means the need to provide a safe work environment that guarantees it from all the risks of the work environment by securing occupational health and safety procedures. In addition to encouraging organizations to work to provide suitable working conditions through standards. Certain specifications, which come in the forefront of the specifications (ISO45001), mean occupational health and safety for workers in different worksheets, and for this reason, the current research comes as an attempt to find out the extent of the availability of concepts of occupational health and safety within the studied (oil) sector in the governorate of Dohuk, the effect of this on job satisfaction. For workers within that sector, given that the oil sector is one of the fields in which people may be exposed to work injuries within their daily life, and that is through the researcher obtaining data by distributing the questionnaire to (120) employees from which only (100) unit were obtained and the other 20 units of the survey did not return from the employees or were cancelled due to incorrect information valid for statistical analysis. The researcher developed a set of hypotheses, the most important of which is that there are a positive correlation and effect between occupational safety and job satisfaction at the macro and a partial level of the study sample. A set of conclusions was reached, the most important of which is that the oil sector may need to empower the employees to work freely, to ensure that they do not make any mistakes in the future.
Dezavantajlı grup bedensel engelli kamu personeli çalışma şartlarının performansa etkisi: Ankara Milli Eğitim Müdürlüğü engelli personel performans araştırması
Ülke vatandaşları için "çalışmak", hem sosyal ve ekonomik bir haktır; hem de bir ödevdir. Bu açıdan bakıldığında, dezavantajlı grupların başında gelen "Engelli vatandaşların" da bu hakkını kullanabilmesi ve ödevini yerine getirebilmesi için çalışması gerekmektedir. Ancak engellilerin çalışma yaşamı içinde var olabilmesi için engellerine uygun işlerde istihdam edilmesi ve bu işlerde de çalışma şartlarının iyileştirilmesi gerekmektedir. Buçerçevede tez çalışmasının amacı, kamu kurumlarında çalışan ve dezavantajlı grup olarak nitelendirilen bedensel engellilerin çalışma şartlarına yönelik olarak sorunlarının belirlenmesi ve bu sorunların, demografik açıdan onların iş performanslarına etkisinin ortaya çıkarılmasıdır. Çalışmada bu amaca yönelik olarak, önce konuyla ilgili bilimsel kaynaklardan yararlanılarak kuramsal ve kavramsal tanımlamalara, incelemelere ve açıklamalara yer verilmiş; engellilik, engel türleri, engelli oranları ve engelli bireylere ilişkin diğer konularda bilgiler verilmiştir. Daha sonra Türk Kamu Personel sistemi içinde konuya bakılmış ve Türkiye'de engelli kamu personel yönetim sistemi üzerinde durulmuştur. Çalışmanın 3.ve son bölümünde ise, bedensel engelli kamu personeline yönelik alan araştırması ve anketten elde edilen bulgulara göre istatistik yorumlara gidilmiştir.Araştırmanın temel hipotezi; Kamu kuruluşlarındaki bedensel engelliçalışanların çalışma şartlarının iş performansına etkisi olduğudur. Araştırmada elde edilen bulgulara göre ortaya çıkan sonuç, bedensel engellilerin çalışma şartlarının onların iş performanslarını genel olarak etkilediği anlaşılmıştır. Araştırmanın evrenini, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı"Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü"nde çalışanbedensel engellileroluşturmuştur. Araştırmanın örnekleminde ise, Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü, 9 merkez ilçe ve Akyurt'ta çalışan 899 bedensel engelli personel yer almıştır. Tez çalışmasında, gerek bilimsel kaynaklardan elde edilen bilgiler ışığında, gerekse Türkiye uygulamaları ve uygulamalara ilişkin olarak yapılan alan araştırması sonucunda elde edilen bilgilerin değerlendirilmesiyle elde edilen bilgi ve veriler ışığında; bedensel engelli personelin çalışma ortamında karşılaştıkları sorunların, onların iş performansının etkisine ilişkin olarak çözüm önerileri geliştirilmiştir.
Türk İş Hukukunda değişiklik feshi
Türk İş Hukukunda değişiklik feshi, 22.05.2003 tarihinde kabul edilerek aynı tarihte yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanununun 22.maddesinde çalışma şartlarında değişiklik ve iş sözleşmesinin feshi adı altında düzenlenmiştir. Değişiklik feshini belli bir usule bağlayan madde hükmünde, hangi hallerde değişiklik feshine başvurulabileceği ve bu yola başvurmak isteyen işverenin uyması gereken prosedür yer almaktadır. Anılan madde ile Türk Hukukunda değişiklik feshinin hangi haller ve hangi şartlar altında gerçekleştirileceği düzenlenmiş buna karşılık, kavramsal bir tanım verilmemiştir. Türk Hukukundaki düzenlemeler göz önüne alındığımızda değişiklik feshi kavramını, işçinin işverenin çalışma şartlarındaki değişiklik önerisini kabul etmemesi halinde geçerli nedenin bulunduğunu bildirerek başvurabileceği bir fesih türü olarak tanımlamamız mümkündür. Değişiklik feshi kavramının unsurları ve hukuki mahiyetinin yanı sıra geçerli neden denetimi ve feshin başka alternatifinin olup olmadığını denetleyen son çare denetimi önem arz etmektedir. İşverene çalışma şartlarında değişiklik yapabilmesi için sözleşmenin kurulması aşamasında kendisine verilen yetkiyi ifade eden değişiklik kayıtları ve bu kayıtların geçerliliği ve denetimi de değişiklik feshi açısından önemli hususlardır.
Mesleki eğitim merkezinde kalfalık ustalık eğitimine devam eden işçilerin beslenme durumları ve çalışma koşullarının performanslarına ilişkin görüşleri
Bu araştırma; işçilerin beslenme durumlarının ve çalıştıkları iş yeri çalışma koşullarının incelenerek, bu etmenlerin işçilerin performanslarını etkileme durumuna ilişkin görüşlerini saptamak amacı ile planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, Çankırı ilinde Gürhan Titrek Mesleki Eğitim Merkezi'ne ustalık ve kalfalık eğitimine devam eden 167 işçi oluşturmaktadır. Araştırma verileri araştırmacı tarafından geliştirilen soru formu, fiziksel aktivite kayıt formu ve besin tüketimi kayıt formu ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde; Chi-Square testi, Student's t testi, varyans analizi, bazı değişkeler için risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.Araştırma kapsamına alınan işçilerin % 89.8'i erkek, % 10.2'si kadın; yaş ortalaması ise 21.51±8.25'dir. İşçilerin % 79.6'sının günde 8 saatten fazla çalıştığı; % 58.7'sinde yaptıkları işten kaynaklanan algılanan sağlık sorunu olduğu; günlük çalışma süresinin artmasıyla algılanan sağlık sorunlarının da arttığı tespit edilmiştir. İşçilerin % 58.1'inin son bir yılda çeşitli iş kazalarına maruz kaldığı saptanmıştır.İş yerlerindeki çalışma koşulları incelendiğinde; % 46.7'sinde lokal aydınlatma olmadığı, % 85.0'inde yapılan aydınlatmanın göz kamaşmasına neden olduğu, % 27.5'inde gün ışığından faydalanabilecekleri yeterli pencere bulunmadığı, % 58.1'inde çalışma alanında ısıtma/soğutma sistemi olmadığı, % 37.1'inde havalandırma için yeterli pencere olmadığı, % 37.1'inde çalışma alanında zehirli buhar, patlayıcı gaz vb. bulunduğu, % 44.3'ünde iletişimi engelleyecek düzeyde gürültü olduğu, % 35.3'ünde gürültünün sürekli aynı düzeyde olduğu belirlenmiştir. İşçilerin % 33.5'i yorucu işlerden sonra veya belirli saatlerde mola verilmediğini, % 44.9'u molalarda dinlenmek için uygun dinlenme yerinin olmadığını, % 58.1'i ortamdaki zararlı madde/gaz, toz, duman vb. durumlara karşı koruyucu önlemlerin alınmadığını, % 64.7'si düzenli olarak sağlık kontrollerinin yapılmadığını belirtmiştir.Fiziksel aktivite düzeyine göre hafif, orta ve ağır aktiviteli olan işçilerin günlük ortalama enerji alımları sırasıyla 2481.07±418.24 kkal, 2557.89±404.59 kkal, 2686.46±410.90 kkal iken; harcadıkları enerji sırasıyla 2594.14±389.55 kkal, 3135.75±300.66 kkal, 3851.74±411.22 kkal'dir. İşçilerin fiziksel aktivite düzeyine göre enerji alımları ile harcamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır . Orta aktiviteli olanların % 9.1'inin, ağır aktiviteli olanların % 34.1'inin enerji alımları yetersizdir . Tüm işçilerin % 74.9'unun protein; % 100'ünün karbonhidrat tüketiminin fazla olduğu saptanmıştır. İşçilerin öğün atlama durumu ile algılanan sağlık sorunu olması durumu ve iş kazasına maruz kalma durumu arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu saptanmıştır .İşçiler beslenme durumları ile ilgili; iş yerindeki yemeklerin kalitesiz ve dengesiz olmasının, sık öğün atlamanın, doyurucu yemekler yememenin, iş yerindeki yemek yeme alanının kötü olmasının, çalışma saatlerinde çay vb. içememenin, evde yenilen yemeklerin kalitesiz ve dengesiz olmasının performanslarını düşürdüğünü belirtmişlerdir. İşçilerin iş yeri çalışma koşullarından performanslarını etkilediğini düşündükleri önemli faktörlerin sırasıyla; ortamın sıcak veya soğuk olması, molaların yetersiz olmasından dolayı yeterince dinlenememe, çalışma ortamında toz, duman, kimyasal madde vb. olması, ortamın gürültülü olması, duvarların ve makinelerin yerleştirilmesinde renk uyumunun olmaması, iş yerinin havasız olması, yetersiz aydınlatma, çalışma ortamının düzensiz ve karmaşık olması, zeminin düz olmaması, kaygan veya yumuşak olması, makinelerin iş akışına uygun yerleştirilmemesi, kullanılan alet ve makinelerin uygun büyüklük ve ağırlıkta olmaması, çalışma ortamında sigara içilmesi, kullanılan makinelerden kaynaklanan titreşim, çalışma yerinin genişlik ve yüksekliğinin uygun olmaması olduğunu belirtmişlerdir.İşçilerin çalıştıkları iş yeri çalışma koşullarının özellikleri ile iş kazasına maruz kalma durumu arasındaki ilişki incelendiğinde; lokal aydınlatma yapılmaması, doğal aydınlatmayı ve havalandırmayı sağlayan pencerelerin olmaması, alet, makine vb. bakımının rutin olarak yapılmamasının iş kazasına maruz kalma riskini farklı düzeylerde arttırdığı tespit edilmiştir . İş yeri çalışma koşullarının özellikleri ile işçilerin algılanan sağlık sorunu olması durumu arasındaki ilişki incelendiğinde ise; lokal aydınlatma yapılmaması, çalışma ortamının iletişimi engelleyecek düzeyde gürültülü olması, yorucu işlerden sonra veya belirli saatlerde mola verilmemesi, molalarda dinlenmek için uygun dinlenme yeri olmaması, uygun olmayan masa, sandalye ve ekipmanlarla çalışılması ve alet, makine vb. bakımının rutin olarak yapılmaması ile işçilerin algılanan sağlık sorunu olması durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu ; bu olumsuz koşulların algılanan sağlık sorunu görülme riskini farklı düzeylerde arttırdığı tespit edilmiştir. Aynı iş yerinde çalışma süresi ve toplam iş deneyimlerinin artmasıyla aynı iş yerinde çalışmayı isteyenlerin ortalamasının azaldığı ; ayrıca çalışma koşullarının uygun olmamasının aynı iş yerinde çalışmayı istememeleri üzerinde önemli bir etken olduğu tespit edilmiştir.İşçilerin beslenme durumlarının ve çalışma ortamının ergonomik açıdan uyumluluğunun biyolojik ve psikolojik sağlıklarına, dolayısıyla çalışma performansına olan etkisi düşünüldüğünde, işçilerin beslenme durumlarının düzenlenmesi, iş yerlerindeki mevcut çalışma koşullarının iyileştirilmesi, işçi ve işverenlerin bu konuda aydınlatılması önem kazanmaktadır. Ancak bu gereksinimler karşılandığı sürece işçi sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak, en yüksek performansı ve verimi elde etmek mümkün olacaktır.Anahtar Kelimeler: İşçi, işçi sağlığı, iş güvenliği, işçi beslenmesi, çalışma koşulları, işçi performansı.
İlköğretim okullarında hizmetli personelin çalışma koşulları ve hizmetlerin gerçekleşme düzeyi
Bu araştırmanın amacı, ilköğretim okullarında çalışan hizmetli personelin çalışma koşullarını tespit etmek ve okullardaki hizmetlerin gerçekleşme düzeyini belirlemektir.Tarama modelindeki araştırmanın çalışma grubunu 2010?2011 eğitim öğretim yılında Ankara ili Çankaya ve Yenimahalle İlçelerinden yansız olarak seçilen 51 ilköğretim okulu müdürü ve bu okullarda çalışmakta olan 130 hizmetli personel oluşturmaktadır.Araştırmada veri toplama aracı olarak okul müdürlerine ve hizmetlilere uygulanmak üzere geliştirilen anket formları kullanılmıştır. Veriler çalışma grubundaki her bir okul ziyaret edilerek araştırmacı tarafından toplanmış ve SPSS 16 paket programına aktarılmıştır.Araştırmanın probleminin çözümlenmesi amacıyla hizmetli ve okul müdürlerinden elde edilen verilere göre okullardaki hizmetli ihtiyacının karşılanması, hizmetlilerin kadro durumları, hizmetlilerin çalışma koşulları ve okullardaki hizmetlerin gerçekleşme düzeylerine ilişkin frekans ve yüzde dağılımları verilerin özelliklerine göre tablolaştırılmıştır. Ayrıca hizmetlilerin kadro durumlarına göre çalışma koşulları karşılaştırılmış, okul müdürleri ve hizmetli personelin yaşadıkları sorunlara, hizmetli personelin çalışma ortamı memnuniyeti ile ilgili düşüncelerine ilişkin ifadelerin frekans dağılımları tablolaştırılmıştır.Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre, ilköğretim okullarındaki hizmetli personelin yetersiz olduğu görülmektedir. Bu durumun hizmetli personelin çalışma koşullarını olumsuz etkileyerek uzun ve yorucu bir çalışma sürecine neden olduğu anlaşılmaktadır.Okulların hizmetli ihtiyacının önemli bir kısmı geçici personel istihdamı ile sağlanmakta, kadrolu ve geçici hizmetlilerin çalışma koşullarında farklılıklara rastlanmaktadır. Hizmetlerin gerçekleşme düzeyi ile ilgili müdür ve hizmetlilerin görüşleri paralellik göstermekte olup bazı hizmetlerin orta, bazılarının ise yüksek düzeyde gerçekleştiği görülmektedir. Araştırmada ulaşılan bulgular doğrultusunda okullardaki hizmetler ve personel ile ilgili yapılabilecek araştırmalara için öneriler sunulmuştur.Anahtar Kelimeler: İlköğretim okullarında hizmetli personel, ilköğretim okullarında hizmetler
Çalışan çocuklar ve sorunları (İstanbul örneği)
İlk çağlardan beri dünya genelinde var olan ve sanayileşme ile birlikte artan çalışan çocuklar sorunu bugün de dünyanın her yerinde farklı boyutlarda varlığını devam ettirmektedir. Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ve ekonomik yapıları çocukların çalışmasının temel nedenlerini oluşturmaktadır. Özellikle yoksulluk en temel nedendir. Bu yüzden de gelişmekte olan ülkelerde çalışan çocuklar daha yoğun bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde dünya genelinde çalışan çocuk sayısı 265 milyonun üstündedir. Toplumların geleceği olan çocukların çalışması; eğitim, sağlıklı bir çevrede büyüme, yeterli beslenme gibi en temel haklardan çoğu zaman mahrum kalmasına, fiziksel ve zihinsel gelişimlerinin olumsuz yönde etkilenmesine ve toplumsal açıdan onarılması çok güç olumsuzluklara neden olmaktadır. 19. yüzyılın başlarından beri kısa vadede çocukların çalışma şartlarının iyileştirilmesi, uzun vadede ise çocukların çalışmasının tamamen yok edilmesi için mücadele edilmektedir. Başta ILO olmak üzere birçok kurum ve kuruluş çocukların çalışma yaşamından uzaklaştırılması için çalışmaktadır. Bu çalışma, İstanbul'da yaşayan ve tamamı 14 yaş ve altında olan çocuklar ile yapılan bir alan araştırmasıdır. Araştırmada çocukların çalışma nedenlerini ve çalışma şartlarını tespit etmek, çalışmanın çocuklar üzerindeki etkilerini ortaya koymak ve çözüm önerileri getirmek amacıyla 175 çocuk ile mülakat yapılmıştır. Araştırmaya katılan çocuklar tesadüfi örneklem yönetimiyle seçilmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu ile Haziran-Temmuz 2015 tarihleri arasında toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programında; yüzdelik, ortalama, ki-kare ve standart sapma testleri ile değerlendirilerek çocukları çalışmaya iten sosyo-demografik ve diğer nedenler tespit edilmeye çalışılarak, yoksulluk ve istihdam ilişkisi saptanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çalışan Çocuklar, Yoksulluk, İstihdam
Denizcilik sektöründe çalışan gemi adamları ve kara personelinin psikolojik belirti düzeylerinin, çalışma koşulları ile birlikte incelenmesi
Dünya deniz ticaretinin çok büyük bir kısmı denizyolu ile yapılmaktadır. Denizcilik, bünyesinde hem deniz hem de kara çalışmalarını kapsayan bir sektördür. Denizde çalışma, koşulları gereği fiziki ve psikolojik olarak yapılması zor olan mesleklerden biri olarak sayılmaktadır. Yurt içinde ve yurt dışında yapılan çalışmalarda düşük uyku kalitesi, çevresel koşullar, stresli çalışma ortamı, sık liman ziyaretleri, çalışma sürelerinin fazla olması gibi faktörlerin gemi adamlarında yorgunluğa neden olduğu belirlenmiştir. Deniz kazaları da incelendiğinde büyük bir kısmının özellikle yorgunluk, dikkatsizlik ve stres kaynaklı insan hatalarının sonucu ortaya çıktığı görülmektedir. Buda denizcilik sektöründe insan faktörünün ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada da bu kadar zorlu koşullarda çalışan gemi adamları ile yine denizcilik sektöründe karada çalışan personelin Psikolojik Belirti Tarama Listesi (SCL 90-R) kullanılarak psikolojik belirti düzeyleri ve SCL 90-R alt boyut ölçek puanları incelenmiştir. Ayrıca gemi adamlarının psikolojik belirti düzeyleri çeşitli demografik değişkenler açısından ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemini 9 Şubat 2019-25 Nisan 2019 tarihleri arasında ulaşılan 292 gemi adamı ve 124 kara personeli oluşturmaktadır. Çalışmanın istatistik analizleri deniz hizmet süresi ve karada çalışma süresi 1 yıl ve üzeri olan erkek 269 gemi adamı ve 73 erkek kara personeli üzerinden yapılmıştır. Araştırma sonucu elde edilen verilerin analizi SPSS 22.0 paket programında, t test ve tek yönlü varyans analizi (one way anova) testi kullanılarak yapılmıştır. Araştırma sonucunda gemi adamlarının, SCL 90-R genel belirti indeksi puanı ve somatizasyon, depresyon, fobik anksiyete alt boyut puanları denizcilik sektöründe çalışan kara personeline göre daha yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Gemi adamlarının yıllık gemide geçirilen süreye göre SCL 90-R alt boyutları ve genel belirti indeks puanında anlamlı farklılıklar görülmektedir. Yılda 7-8 aylık süreyi gemide geçirenlerin obsesif kompulsif bozukluk, kişilerarası duyarlılık, depresyon, anksiyete, hostilite, paranoid düşünce, psikotizm ve genel belirti indeks puanları, 10 aydan daha fazla süreyi gemide geçirenlere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Yılda 7-8 aylık süreyi gemide geçirenlerin kişilerarası duyarlılık, depresyon, paranoid düşünce, psikotizm ve genel belirti indeks puanları 6 ay ve daha az gemide kalanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Gemi adamlarının medeni durum değişkenine göre obsesif kompulsif puanlarında anlamlı bir farklılık saptanmış olup; bekar olanların evli olanlara göre obsesif kompulsif puanları daha yüksek tespit edilmiştir. Gemi adamlarının çocuk sahipliği değişkenine göre öfke ve düşmanlık ile obsesif kompulsif düşünce alt boyut puanlarına değerlendirildiğinde her iki alt boyutta da çocuk sahibi olmayanların puanları çocuk sahibi olanlara göre daha yüksektir. Gemi adamlarının gemideki pozisyon, denizde toplam hizmet süresi ve yaş değişkenlerine göre psikolojik belirti düzeylerinde anlamlı bir farklılık saptanmamıştır.
Hemşirelerin mesleki ve çalışma koşulları özellikleri ile algılanan örgütsel desteğin verimliliğe ilişkin tutumlarına etkisi
Çalışmanın amacı, hemşirelerin mesleki ve çalışma koşulları özellikleri ile algıladıkları örgütsel desteğin verimlilik tutumlarına etkisini belirlemektir. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tasarımda gerçekleştirilen bu araştırma, Ocak 2021- Mart 2021 tarihleri arasında Türkiye'de yer alan özel, üniversite ve kamu hastanelerinde çalışan hemşirelere Koç Qualtrics programı ile çevrim içi anket oluşturularak sosyal medya aracılığı ile ulaşılıp araştırmaya katılmaya gönüllü 372 hemşire ile yapılmıştır. Araştırmada veriler, hemşirelerin bireysel, mesleki ve çalışma koşulları özelliklerini belirleyen 18 soru ile "Algılanan Örgütsel Destek Ölçeği" ve "Verimliliğe İlişkin Tutum Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde; tanımlayıcı analizler, Kolmogorov Smirnov ve Shapiro-Wilk testleri, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis Testi (ileri analizde Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U testi) ve Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Hemşirelerin, verimliliğe ilişkin tutumlarının (44,41±10,61) ortalamanın altında, algılanan örgütsel desteğin (2,80±0,7) ise ortalamanın üstünde olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin verimliliğe ilişkin tutum puanı ile yaş ve cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Ölçek toplam puanı ile birimdeki toplam çalışma süresi, kurumdaki toplam çalışma süresi, hemşirelik mesleğinde toplam çalışma süresi arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken; eğitim durumu, çalıştığı birim, kurum türü, vardiya şekli, iş yükü durumu, son zamanlarda kurumdan ayrılmayı düşünme durumu, kurumda hemşireler için sunulan kariyer gelişim olanaklarından memnuniyet durumu, kurumda hemşireler için sunulan eğitim olanaklarından memnuniyet durumu, iş doyumundan memnuniyet, alınan ücretten memnuniyet, mesleki otonomi, kuruma bağlılık durumu ile istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Algılanan Örgütsel Destek Ölçeği toplam puanı ile Verimliliğe İlişkin Tutum Ölçeği toplam puanları arasında güçlü düzeyde, pozitif yönde, çok ileri düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (r=.65, p<0.01), algılanan örgütsel destek puanı yüksek olan hemşirelerin verimliliğe ilişkin tutumlarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; hemşirelerin mesleki ve çalışma koşulları özellikleri ile algıladıkları örgütsel desteğin verimlilik tutumlarına etki ettiği saptanmıştır. Bu bulgular doğrultusunda yönetici hemşirlerin, hemşirelerin verimlilik tutumlarını artırmaya yönelik stratejileri kurumlarında uygulamaları önerilir.
Satış elemanlarının beslenme bilgi düzeylerinin, beslenme alışkanlıklarının ve çalışma koşullarının değerlendirilmesi
ÖZET Bu araştırma Ankara İli Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde yer alan çeşitli satış merkezlerindeki satıcılık mesleğine mensup elemanların beslenme bilgi düzeylerinin, beslenme alışkanlıklarının ve çalışma koşullarının belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırma rast gele örnekleme yöntemi ile seçilen 166 kadın ve 164 erkek olmak üzere toplam 330 satış elemanı üzerinde yürütülmüştür Araştırma kapsamına alman satış elemanlarının beden kitle indeksleri (BKI)'nin %44.8'i normaldir. Satış elemanlarının %80,6 'sı haftada 6 gün, günde ortalama 10 saat çalışmaktadır. Satış elemanlarının, genel ortalamalar açısından beslenme bilgisi ile ilgili 39 sorunun *T= 24.58'ini doğru olarak cevaplandırarak % 63' lük basan oram ile beslenme bilgi düzeyleri kısmen yeterlidir. Satış elemanları genellikle günde 2 ya da 3 öğün yemek yemektedirler. En çok atlanan öğün sabah kahvaltısı, öğün atlama ise vakit bulamama ve cam istememe gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır. Öğle yemeklerini satış elemanları genellikle çalıştığı yerde, yemek için ayrılan özel bir mekanda yemektedirler. Satış elemanları arasında sigara, çay, kahve, meşrubat kullanım oram yüksektir. Satış elemanları işlerini daha çok ayakta yürüttüklerinden fiziksel rahatsızlıklar ve yorgunluk hissetmektedir. Satış elemanlarının günlük harcadıkları enerji miktarı 2600 Kkal'dir. Anahtar Kelimeler: Satış Elemanı, Beslenme, Beslenme Alışkanlıkları, Beslenme Bilgisi, Fiziksel Aktivite.
Türk İş Hukukunda askeri işyerleri
XIII TÜRKİŞ HUKUKUNDA ASKERİ İŞYERLERİ (ÖZET) Askeri işyerleri, iş hukuku mevzuatının bütün unsurlarıyla uygulandığı işyerleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda İş Kanununda ortaya konan işyeri tanımı askeri işyerleri içinde geçerli bir tanımdır. İş mevzuatımızın askeri işyerleri için belirlediği farklı hususiyet, bütün iş kollarında, işyerinin girdiği işkolunun tespiti açısından yapılan işin niteliği söz konusuyken, Milli Savunma işkolunda yer almak için işin niteliği değil işverenin niteliği belirleyici unsur olmaktadır. Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından doğrudan işletilen askeri işyerlerinin grev ve lokavt yasağının bulunduğu yerlerden olması da diğer bir hususiyeti ortaya koymaktadır. Ayrıca askeri işyerlerinin denetim ve teftişinin askeri iş müfettişleri tarafından yapılması da yasa hükmüdür. Güçlü bir hiyerarşik yapıya sahip olan Silahlı Kuvvetlerde, işveren ve işveren vekili arasında yer alan karar mekanizmalarından en önemlisi Kuvvet Komutanlıklarıdır ve yetkileri toplu sözleşme hükümleri ile belirlenmiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerinde çalışan işçiler için askeri mevzuatla oluşturulan sınırlı asker kişilik, işçileri amir-ast ilişkisinin söz konusu olduğu hiyerarşiye tabii kılmaktadır. Bu bağlamda disiplin mahkemesi ve askeri mahkeme yetkisindeki suçlar için işçilerin mahkemeye sevk edilmeleri mümkün olmaktadır. Gerek bireysel sendika özgürlüğü, gerekse kollektif sendika özgürlüğü açısından bir sınırlamanın söz konusu olmadığı askeri işyerlerinde sendikalaşma oranının Türkiye standartlarının çok üstünde gerçekleştiği görülmektedir.XIV Toplu iş sözleşmesi ile düzenlenen kapsam dışı personel uygulamasına askeri işyerlerinde sınırlı olsa da devam edilmektedir. Grev, işi yavaşlatma vb. eylemler, ülke menfaatleri doğrultusunda, her an harbe hazır bir silahlı kuvvetler için askeri işyerlerinde yasaklanmıştır. Çalışma mevzuatının getirdiği yönetime katılma olanakları yanında askeri işyerlerinde de toplu sözleşme hükümleri ile bazı yönetime katılma halleri düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerin katılımdan ziyade danışma özellikleri bulunmaktadır. Askerlik mesleği gizlilik ve güvenlik gerektiren bir meslek olması nedeniyle, denetim ve teftişlerinin askeri iş müfettişleri tarafından yapılmasını sağlayan yasal düzenlemeler yapılmıştır, iş kanununda yer alan yaptırımların uygulanması açısından ise hapis cezası gerektiren hallerde yargı yeri askeri mahkemeler olurken, idari yaptırımlarda ise uygulama iş kanunu esasları doğrultusunda yapılacaktır.
Otel işletmelerinde çalışma koşullarının işgören motivasyonu üzerindeki etkisi: İstanbul'daki 4 ve 5 yıldızlı otellerin önbüro departmanında bir araştırma
Otel işletmeleri yoğun işgücü ve rekabet ortamında faaliyet göstermektedirler. Otel işletmelerinde sunulan hizmetlerin çoğu çalışanlar aracılığıyla verilmektedir. Dolasıyla çalışanlar otel işletmelerin en önemli kaynağıdır. Otel işletmelerinde hizmeti satın alan müşteri ve hizmeti sunacak çalışanın yüz yüze olmasından dolayı motivasyon ve çalışma koşullarının tatmin edici olması çok önem taşımaktadır. Çünkü otel işletmelerinde çalışanların motivasyonu ve çalışma koşulları müşteri memnuniyeti, hizmet kalitesini ve iş verimliliğini etkilemektedir. Neredeyse bütün işletmelerin ortak sorunu, çalışanların verimli bir şekilde veya istenilen verimlilikte çalışmamasıdır. Çalışanların istenilen verimlilikte çalışmamasının nedeni onların yeterli bilgi ve deneyime sahip olmamaları olabilir. Ancak bazen işletme içerisinde eğitim görmüş ve deneyim sahibi çalışanların istenilen verimlilikte iş ortaya koymadıkları gözlemlenebilir. Dolasıyla çalışanları işletme içerisinde verimliliklerini artırmak işletmeler ve yöneticilerin ortak sorunu haline gelmiştir. Bundan dolayı çalışanları motivasyonlarını artırmaya yönelik çeşitleri çözümleri araştırılmıştır. Motivasyonun kavramını açıklık getirmeye çalışan birçok teori geliştirilmiştir. Bu teoriler ışığında çalışanları motive etmenin yöntemleri ve araçlarını ortaya konmuştur.
Türkiye'de Sağlık Kuruluşlarında Çalışan Yoğun Bakım Hemşirelerinin Çalışma Koşulları
Çalışma hayatı, insanların hayatında önemli bir yere sahip olan ve bireyleri yaşamlarını istedikleri ölçüde sürdürebilmelerini sağlayan bir olgudur. Ancak; bireye sağladığı pozitif getirilerin yanında bir takım zorluklar da getirmektedir. Çalışanların sağlık durumu yaşam biçimi ile ilgili olduğu kadar çalışma hayatında karşı karşıya olduğu riskler ile de alakalıdır. Zira bireyin çalışma ortamı hem psikolojik, hem fizyolojik hem de sosyal açıdan bireyi etkilemektedir. Bu çalışmada tarihçi metot tekniği kullanılmış olup; konu ile ilgili yapılan geçmiş çalışmalar incelenerek, geçmişten bugüne mevzuat açısından faydalanılabilecek literatür taraması yapılmıştır. Hemşireler çalışma hayatlarında hastalara sunulan bakım hizmetlerinin sürekliliğinin sağlanması ve sağlıklı bir toplum oluşturulması açısından önemli bir görev üstlenmektedir. İnsanların doğumundan, çocukluk,erişkin ve yaşlılık dönemlerinde sağlıklı birer birey olmalarını sağlamak adına, kazandığı mesleki bilgi ve becerilerini kullanarak belirli kararlarla insanlara katkıda bulunmaktadır. Ancak hemşirelerin de birer birey oldukları ve çalışma koşulları konusunda kişisel olarak değerlendirilmeleri gerektiği unutulmamalıdır. Bu nedenle yoğun bakım hemşirelerinin çalışma koşulları önemli bir konu başlığı haline gelmektedir.
Pilotların çalışma koşullarının yaşam kalitesi üzerindeki etkileri
Bu çalışmada pilotların çalışma koşullarının yaşam kalitesi üzerindeki etkileri incelenmektedir. Çalışma koşulları, bireylerin iş ve yaşam arasında dengeyi sağlamada yardımcı bir işlevselliktir. Bu koşulların çalışanlarda tükenmişlik hissi oluşturmayacak şekilde ayarlanması, örgütlere çeşitli sorumluluklar yüklemektedir. Bu şekilde araştırma kapsamında, ifade edilenlere yönelik literatür taraması yapılmasının yanı sıra, uygulama ile beraber de çalışma niteliğinin geliştirilmesi sağlanmıştır. Araştırmada çalışma koşullarının belirlenmesi amacıyla 18 ayrı havayolu şirketlerinin pilotları ile görüşülmüştür. Çalışma sonucunda temel bileşen analizlerine dayalı olarak kurumun çalışanlara sağladıklarının yeterlilikleri, katılımcıların hayatlarından memnuniyetleri, stres durumları, mesleki yetkinlikleri ve iş emniyeti hakkındaki düşüncelerinde farklılıklar belirlenmiştir. Aynı zamanda katılımcıların meslekte harcadıkları ve harcayacakları süre ile doğrudan kuvvetli bir ilişkisi olduğu görülmektedir. Katılımcıların ifadelerinden de anlaşıldığı üzere pilotluk mesleğinde deneyim sahibi olan kişilerin mesleki açıdan tükenmişliklerinin kişisel hayatlarından memnuniyetlerine de yansıdığı görülmüştür. Katılımcıların medeni hallerinin ve cinsiyetlerinin ise belirgin bir etkisinin görülmediği tespit edilmiştir.
Sağlık çalışanlarının stres düzeylerinin iletişim üzerine olan etkisini belirlemeye yönelik bir araştırma
Stres hayatımızın her anında karşımıza çıkan bir kavramdır. İnsanlar zamanlarının büyük bir çoğunluğunu çalışarak geçirdikleri için ister istemez stres yaşamaktadırlar. Çalışma hayatının yoğun ve rekabete dayalı olmasından dolayı stres hayatın bir parçasıdır. Bu çalışmada, hastane ortamında çalışan hemşirelerin stres düzeylerinin iletişim seviyeleri üzerine olan etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Ayrıca, iş koşullarının çalışanlar üzerindeki etkisinin çeşitli değişkenlere (cinsiyeti, yaşı, medeni durumu, gelir düzeyi, eğitim durumu vb.) göre farklılık gösterip göstermediği anlaşılmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak; hemşirelerin iyimser yaşam yönelimleri ve iletişim becerileri arttıkça kendine güvenli, iyimser ve sosyal destek arayıcı yaklaşımlarının da arttığı, kendini suçlayıcı ve boyun eğici yaklaşımlarının azaldığı görülmüştür. Ayrıca hemşirelerinin yüksek düzeyde stres yaşadıkları ve buna bağlı olarak hastalık geliştirme ihtimallerinin oldukça yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler : Sağlık, Sağlık Çalışanları, Stres, İletişim.
Yönetimde cinsiyet farkları, kariyer öncelikleri ve iş koşullarına duyarlılık: Turizm sektöründe bir uygulama
Ekonomik amaçların yanı sıra, psikolojik bir boyutu olan insanoğlunun, toplumda kendine yer edinmek ve başarılı olmak için kariyer sahibi olmak istemesi, kadın ya da erkek ayırmaksızın bütün çalışanların kendi ilgi ve beklentileri çerçevesinde kariyer hedeflerinin olması, ancak kadının önünde cinsiyet farklılıklarından doğan çeşitli engellerin varlığı yer almaktadır. Kadınların iş hayatında zaman geçtikçe artan sayıları, yönetim kademelerine çok kısıtlı yansımıştır. Bu çalışmanın temel amacı; turizm sektöründe çalışanların cinsiyet farklılıkları, kariyer öncelikleri ve iş koşullarına duyarlılığının neler olabileceğini açıklamaktır. Ayrıca turizm sektöründe kadınların cinsiyet ayrımcılığı ve fırsat eşitsizliği, mobbing yaşayıp yaşamadığı, kadın yöneticilere karşı önyargıların olup olmadığı ve ev ile iş yaşamı arasında ikilemde kalıp kalmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul ili Avrupa yakasında bulunan otellerde çalışan yöneticiler oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında basit tesadüfi örneklem yöntemi kullanılarak 100 kişiye ulaşılmıştır. Araştırmanın veri analizinde SPSS 21,0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde frekans, yüzde, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı istatistikler ile hipotez testleri bölümünde bağımlı değişkenler normal dağılım şartına uymadığı için parametrik olmayan Kruskall Wallis ve Mann Whitney testlerinden faydalanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; turizm sektöründe cinsiyet ayrımcılığı yapılmasa da kadın yöneticilere karşı gizli bir önyargı olduğu görülmektedir.
Kamu sağlık kurumlarında çalışan diş protez teknisyenlerinin iş sağlığı ve güvenliğini tehdit eden mesleki risk ve tehlikeler
Tehlike, insanların yaralanmalarına, hastalanmalarına, madden ve manen zarar görmesine neden olabilecek durumlardır. Risk ise bir tehlikenin ortaya çıkma olasılığı ve bu tehlikenin neden olabileceği sonuçlardır. Çalışma hayatı içinde çalışanlar çeşitli risk ve tehlikelerle karşı karşıya kalmaktadır. Kamu sağlık kurumları içerisinde yer alan hastanelerde, Ağız ve Diş Sağlığı Merkezlerindeki (ADSM) protez laboratuvarlarında çalışan diş teknisyenleri de çeşitli risk ve tehlikelerle karşılaşmaktadır. Diş protez teknisyenlerinin görev yaptığı hareketli protez laboratuvarlarında fiziksel, kimyasal, ergonomik, psiko-sosyal biyolojik olarak birçok risk bulunmaktadır. Dünyadaki gelişim ve değişimle birlikte, laboratuvar ortamında kullanılan malzeme ve cihazlarda değişmiştir. Kullanılan malzeme ve cihazların değişmesi, yapılan kanuni düzenlemelerle laboratuvar ortamındaki tehlike ve risklerin de değişmesine neden olmuştur. Diş protez teknisyenlerinin çalışma ortamındaki risk ve tehlikelerin görülmesi, iş kazalarını azaltacak, motivasyon arttıracak, zaman, emek ve maddi kayıpları en aza indirecektir. Anahtar Kelimeler : Sağlık, kamu sağlık kurumu, iĢ sağlığı, diĢ protez teknisyeni, risk ve tehlike, D.P.T çalıĢma ortamı
Şirketlerde iş analizi ve iş dizaynının önemi ve örnek uygulama
Tez çalışmasında iş örgütlerinde düşük maliyet, yüksek kalite, işlerin doğru, etkin ve sağlıklı bir biçimde değerlendirilmesi amacıyla, şirketlerde yer alan her işin nitelikleri, nicelikleri, gerekleri, sorumlulukları ve çalışma koşullarını bilimsel yöntemlerle inceleyen, bilgi toplayan teknikler incelenmiştir. "İş Analizi ve İş Dizaynı" çalışmalarının amacı iş yerlerinin verimliliğini artırmak, yani bir nevi karlılığa fayda sağlamak ve şirket değerlerinin korumasını sağlamaktır. Son yıllarda şirketlerde işler çoğalmakta ve eleman sayısı artmaktadır. Bu nedenle yapılan işlerin ve görevlerin gözden geçirelerek yeniden düzenlenmesi, çeşitli şekillerle en uygun biçimde birleştirilmesi gerekmektedir. Burada amaç ise iş dizaynını kullanarak işlerin doğasını daha motivasyonel hale getirmekdir. Çalışanların iş tatmini ve verimlilikleri üzerinde etkili olan işlerin değişik faktörlerin dikkate alınarak yapılarının yeniden düzenlenmesi günümüz insan kaynakları yönetiminin en önemli işlevlerinden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Tezde öncelikle insan kaynakları yönetiminde iş analizi süreci ele alınacak, daha sonra iş dizaynı çalışmaları incelenecek, son olarak "The Green Park Hotels and Resorts" Merter şubesinde, çalışanlara iş analizi uygulaması yapılarak, iş tanımları hazırlanacak ve çıkan sonuçlara göre iş dizaynı için önerilerde bulunulacaktır.
Orta dereceli okullardaki matematik öğretmenlerinin iş tatmin düzeyleri(lise ve meslek liselerinin karşılaştırılması, Bağcılar ilçesinde örnek çalışma)
Bu arastırma, resmi lise ve meslek liselerinde görev yapan matematik ögretmenlerinin is tatmin düzeylerini karsılastırmak amacıyla yapılmıstır. Arastırmaya katılan kisilerin is tatmin düzeyleri yedi alt boyut ve altı kisisel özellik degiskeninden olusmaktadır. Arastırma genel tarama modeli ile yapılmıstır. Arastırmanın bölgesini stanbul ili Bagcılar ilçesindeki 17 resmi lisedeki matematik ögretmenleri olusturmustur. Bu liselerde görev yapan 95 matematik ögretmeninden % 85'ini temsilen 81 ögretmen yansızlık kuralına göre oransız eleman örnekleme yoluyla alınmıstır. Arastırma neticesinde asagıdaki sonuçlar ortaya çıkmıstır. 1. Bayan ögretmenlerin is tatmin düzeyleri meslek liselerinde, erkeklerin ise düz liselerde daha yüksektir. 2. Evli ögretmenlerin is tatmin düzeyleri meslek liselerinde daha yüksektir. 3. Liselerde görev yapan matematik ögretmenleri en yüksek is tatminini is arkadasları ve yönetim biçeminde, en düsük ise ücret ve terfi alt boyutlarında algılamıslardır. 4. Çalısma olanakları açısından meslek liselerindeki ögretmenlerin is tatmin düzeyleri daha yüksektir.