Ebeveynler
331 theses under this subject heading
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde konuşma bozukluğu olan ve olmayan çocukların ebeveyn ve öğretmenlerinin, konuşma bozukluklarına yönelik tutum ve bilgilerinin incelenmesi- lefkoşa örneklemi
Çalışmanın amacı, Lefkoşa örneklemi ile KKTC'de konuşma bozukluğu olan ve olmayan çocukların ebeveyn ve öğretmenlerinin konuşma bozukluklarına yönelik tutum ve bilgilerini belirleyebilmektir. Toplam 191 katılımcıdan 34'ü konuşma bozukluğu olan çocukların ebeveyni, 57'si konuşma bozukluğu olmayan çocukların ebeveyni, 64'ü konuşma bozukluğu olan öğrencisi bulunan öğretmen, 36'sı konuşma bozukluğu olan öğrencisi bulunmayan öğretmenden oluşmaktadır. Çalışma betimsel bir araştırma olup veri toplama aracı olarak Toğram ve Maviş'in (2009) çalışmasında yer alan "Dil ve Konuşma Bozukluklarına Yönelik Tutum ve Bilgi Anketi" kullanılmıştır. Anket ile ebeveyn ve öğretmenlerden oluşan katılımcı gruplarının, konuşma bozukluğu olan çocukların akademik/sosyal başarısına yönelik tutumları ve konuşma bozukluklarının nedenleri ve terapisine yönelik düşünceleri betimlenmiştir. Toplanan veriler her grubun konuya ilişkin bilgisini ortaya koymak için karşılaştırılırmıştır. Araştırmanın sonucunda konuşma bozukluğu olan ve olmayan gruplardaki ebeveyn ve öğretmenlerin konuşma bozukluğu olan çocuğun akademik/sosyal başarısı ve terapi gereksinimleri hakkındaki tutumlarının belirgin olarak farklılaşmadığı bulunmuştur. Ayrıca dil ve konuşma bozukluklarının nedenleri ve terapi eksikliklerine yönelik bilgilerinde grupların öncelikli sıralamalarının da farklılaşmadığı görülmüştür
Gelişimsel yetersizliği olan çocukların ebeveynlerinin sosyal destek ve öz yeterlik düzeyleri ile yaşam doyum düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; erken çocukluk döneminde bulunan (0-6 yaş) ve gelişimsel yetersizliği olan çocukların ebeveynlerinin algıladıkları sosyal destek düzeyleri, öz yeterlik düzeyleri ile yaşam doyumları arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve bu ilişkinin yordayıcı olabilecek değişkenlerini belirlemektir. Araştırmanın çalışma grubunu, Eskişehir ve Zonguldak illerinde yaşayan ve Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ile bir üniversite bünyesindeki araştırma ve uygulama merkezine devam etmekte olan erken çocukluk döneminde bulunan gelişimsel yetersizlik tanısı olan çocukların 225 ebeveyni oluşturmaktadır. Katılımcıların 139'unun kadınlar, 86'sını ise erkekler oluşturmaktadır. Araştırmada gelişimsel yetersizliği olan çocuklara ve ebeveynlerine ait kişisel bilgileri elde etmek üzere, araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek düzeyi "Yenilenmiş Ana Baba Sosyal Destek Ölçeği/YASDÖ" kullanılarak ölçülmüştür. Ebeveynlerin öz yeterlikleriyle ilgili algılarını belirlemek üzere; "Ebeveyn Öz Yeterlik Ölçeği Türkçe Versiyonu/EÖYÖ-TV" kullanılmıştır. Son olarak ebeveynlerin yaşam doyum düzeyleri "Yaşam Doyum Ölçeği/YDÖ" kullanılarak belirlenmiştir. Araştırmanın sonucunda, ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek ve bu destekten memnuniyet düzeyleri ile gelir düzeyleri arasında düşük düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca, ebeveynlerin öz yeterlik algılarının çocuklarının tanı türlerine farklılaştığı belirlenmiştir. Bununla birlikte, ebeveyn öz yeterliği ve sosyal destek değişkenleri ile ebeveynlerin yaşam doyumu puanları arasında yüksek düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İki değişkenin birlikte yaşam doyumundaki toplam varyansın önemli bir bölümünü açıkladığı belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, her iki değişkenin de yaşam doyumu üzerinde önemli (anlamlı) birer yordayıcı olduğu ortaya çıkmıştır. Bulgular tartışılmıştır. Anahtar sözcükler: Gelişimsel yetersizlik, gelişimsel yetersizliği olan çocuğa sahip ebeveynler, sosyal destek, öz yeterlik, ebeveyn öz yeterliği, yaşam doyumu.
İşitme kayıplı çocuğu kaynaştırmaya devam eden ebeveynlerin sorunlarının ve gereksinimlerinin belirlenmesi
Son yıllarda ülkemizde kaynaştırma uygulamaları hem özel eğitimi hem de genel eğitimi ilgilendiren önemli bir eğitimsel olgu olma niteliği göstermektedir. Bunun doğal sonucu olarak özel gereksinimli öğrencilerin genel eğitim sınıflarında yaşıtlarıyla birlikte eğitilmeleri gerektiği savunulmakta, eğitim uygulamalarının arttığı görülmektedir. Böylece özel gereksinimli öğrencilere akranlarıyla eşit eğitim fırsatı sağlanacağı, bu eğitimde başarılı olacakları ve kazanacakları yaşantılarla topluma uyum sağlamalarının daha kolay olacağı belirtilmektedir. Bu nedenle dünyada ve Türkiye'de işitme kayıplı çocukların eğitiminde kaynaştırma uygulamalarının yaygınlaştığı görülmektedir. Kaynaştırma uygulamalarında hem ebeveynlerin hem de çocuklarının bazı sorunlar yaşadığı bilinmektedir. Bu anlamda araştırmada Eskişehir ili merkez ilçelerinde işitme kayıplı çocuğu ilkokul ve ortaokula devam eden ebeveynlerin kaynaştırma uygulamalarına ilişkin sorunlarının ve gereksinimlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çerçevede nitel veri toplama teknikleri ve nicel veri toplama aracının birlikte kullanılması planlanmıştır. Çalışmada derinlemesine bilgi elde edilebilmesine olanak sağlayan nitel araştırma tekniği olan yarı yapılandırılmış görüşme (n=14) yapılmış ve elde edilen verilerin tümevarım yaklaşımıyla analizi yapılmıştır. Bunun sonucunda ebeveynlerin sorunları ve gereksinimlerine ilişkin 6 ana tema ortaya çıkmıştır. Bunlar sırasıyla (1) kaynaştırmanın aileler için anlamı, (2) kaynaştırma uygulamasında yaşanan sorunlar, (3) kaynaştırma uygulamalarının olumlu yönleri, (4) kaynaştırma uygulamalarının başarısını etkileyen faktörler, (5) ailelerin gereksinimleri ve (6) ailelerin beklentileri ve önerileridir. Bunun yanı sıra toplamda 35 alt temaya ulaşılmıştır. Veriler hem sorun ve gereksinim belirleme verisi hem de görüşme sonrası geliştirilen anket formunun dayanağı olarak kullanılmıştır. Görüşme verilerine, alan yazına, uzman görüşüne dayalı olarak hazırlanan İşitme Kayıplı Çocuğu Kaynaştırmaya Devam Eden Ebeveynlerin Sorunlarını ve Gereksinimlerini Belirleme Anketi aracılığı ile Eskişehir merkez ilçelerinde çocuğu kaynaştırmaya giden 59 ebeveynden 52'sine uygulanmıştır. Anket sonuçlarına nicel betimsel analiz yapılarak bulgular nitel bulgularla birlikte verilmiştir. Böylelikle daha geniş örnekleme ulaşma olanağı doğmuş, nitel verinin nicel teknikle elde edilmiş veriyle desteklenme olasılığı da olmuştur. Mevcut çalışmanın bulgularında işitme kayıplı çocuğu kaynaştırmaya devam eden ebeveynlerin kaynaştırma uygulamaları boyunca çeşitli sorunlar yaşadıkları ve çok çeşitli gereksinimleri olduğu görülmüştür. Örneğin ebeveynlerin en çok kaynaştırma eğitiminde öğretmenlerle ve destek eğitimin olmayışından sorunlar yaşadığı ayrıca yasal hakları ve işitme kayıplı çocuğunun eğitimi konusunda bilgilendirmeye gereksinim duyduklarını belirtmişlerdir. Son olarak da devletten, okul yönetimi ve öğretmenlerden beklentilerini belirtip, sorunların üstesinden gelinmesine ve diğer özel gereksinimli çocuğu olan ya da olmayan ebeveynlere yönelik önerilerde bulunmuşlardır. Sonuç olarak Milli Eğitim Bakanlığı'nın özellikle kaynaştırmanın uygulandığı okullarda hem ebeveynlere hem de kaynaştırma öğrencisine yönelik destek hizmetlerin sağlanabileceği düzenlemeler yapmasının kaçınılmaz olduğu söylenebilir. Anahtar kelimeler: Özel eğitim, Kaynaştırma, İşitme kayıplı çocuklar, İşitme engellilerin eğitimi, Ebeveynlerin sorunları ve gereksinimleri.
Ebeveynlerin çocuklarının boş zamanlarını organize etme tutumları üzerine sosyolojik bir inceleme: İstanbul'da bir saha çalışması
Bu çalışmanın amacı, İstanbul'daki farklı gelir gruplarından ebeveynlerin ortaokul çağındaki çocuklarının boş zamanlarını organize etme davranışları ile sahip oldukları sosyal, kültürel ve ekonomik sermayeleri arasındaki ilişkiyi sosyolojik olarak analiz etmektir. Ebeveynlerin çocuklarının hane içi ve hane dışı sosyalizasyonlarına yönelik tutumları çocukların eylemde bulunabilme kapasitesi (agency) odağında ele alınmaktadır. Çalışmanın örneklemi, 2016-2017 akademik yılında İstanbul'a bağlı Üsküdar ilçesinin farklı mahallelerindeki iki ortaokula giden çocukların ebeveynleridir. Nitel yöntemin benimsendiği bu çalışma kapsamında, amaçlı örnekleme tekniğiyle belirlenen 365 ebeveyne anket uygulaması yapılmış ve kota örnekleme tekniğiyle belirlenen 37 ebeveyn, öğretmen ve idareciyle yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Saha çalışmasından elde edilen veriler ışığında orta gelirli ailelerinin çocuklarının sosyalizasyon ortamlarının büyük ölçüde sokak gibi kurguya açık alanlardan kapalı mekânlara dönüştüğü ifade edilebilir. Sürekli hedef koyan pragmatist eğilimlere sahip ebeveynler, çocukların meşgul oldukları faaliyetleri daha yoğun ve çok yönlü biçimde gözetim altına almaktadır. Çocukların kendilerine özgü akran kültürü oluşturma süreçlerinin ebeveynlerin otoritesine doğrudan bağımlı olduğu tespit edilmiştir. Yeni medya araçlarının, ebeveynlerin evde ve dışarıda çocuklar üzerindeki denetim ve tahakküm alanlarını genişleterek bir süper gözetim aygıtı haline geldiği bulgulanmıştır. Anahtar Sözcükler: Çocuk, Boş zaman, Ebeveyn Otoritesi, Çocukluk Sosyolojisi,İstanbul.
Çocuklarını imam-hatip ortaokuluna gönderen veliler üzerine betimsel bir araştırma Çorum örneği
Bu araştırmada çocuklarını İmam-Hatip Ortaokuluna gönderen veliler üzerine betimsel bir inceleme yapmak amaçlanmıştır. Günümüz şartlarında bünyesinde 700 binin üzerinde öğrenci barındıran İmam-Hatip Ortaokullarını velilerin tercih etme nedenleri, bu okullardan eklentileri, ailelerin sosyal profili belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmamız nitel bir araştırmadır. Araştırmamızın evreni Çorum ili Merkez ilçesinde dört ayrı mahallede bulunan dört İmam-Hatip Ortaokulunda öğrenim gören 40 öğrencinin velilerinden oluşmaktadır. Araştırmamıza katılan velilerimiz 20 anne ve 20 babadan oluşmaktadır. Araştırma yöntemi olarak yarı yapılandırılmış mülakat(görüşme) tekniği seçilmiştir. Yapılan mülakatlar esnasında velilerimizin kendilerini rahat ifade edebilmeleri için kimlik bilgilerinin alınmayacağı belirtilmiştir. Yapılan mülakatlar sonucunda edinilen veriler başlıklarına göre incelenmiş ve ihtiyaç görülen yerlerde alıntılar yapılarak kullanılmıştır. Araştırmamız beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, araştırmamızın problemi, amacı, önemi, sınırlılıkları ve alanla ilgili yapılmış çalışmalardan oluşmaktadır. İkinci bölüm, yöntem, örneklem, veri toplama teknikleri, verilerin analizi başlıklarından oluşmaktadır. Üçüncü bölüm de araştırmamızın daha iyi anlaşılması için imam-hatip Okullarının tarihsel gelişimi ve günümüze kadar olan öğrenci haraketliliği ele alınmıştır. Dördüncü bölümde araştırma sonucunda elde edilen bulgular ortaya konmuş ve bu bulgular yorumlanmıştır. Beşinci bölümde ise araştırmamızın sonucuna yer verilmiş ve öneriler getirilmiştir. Araştırmamızın sonucunda elde etmiş olduğumuz bulgulara dayanılarak, ebeveynlerin öğrencilerini İmam-Hatip Ortaokuluna, Kur'an-ı Kerim'i öğrenmelerini, ibadetlerine dikkat eden terbiyeli ahlaklı bireyler olmalarını, iyi bir din eğitimi almalarını istedikleri için ve aynı zamanda akademik olarak da başarılı bireyler olmalarını istedikleri için gönderdikleri soncuna varılmıştır. Anahtar Kavramalar: Din, Din Eğitimi, İmam-Hatip Okulları, Tercih.
Okul öncesi çağındaki çocukların teknoloji kullanımı hakkında ebeveyn görüşlerinin incelenmesi
Bu araştırma ebeveynlerin okul öncesi dönem çocuklarının teknoloji kullanımına yönelik görüşlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda ebeveynlerin okul öncesi dönem çocuklarının teknoloji kullanımına yönelik düşüncelerinde ebeveynlerin cinsiyetine, çocukların devam ettikleri okul türü, ebeveynlerin yaş aralığı, ebeveyn öğrenim durumu, evde internet bağlantısı, ebeveynlerin bilgisayar kullanım sıklığı ve çocukların bilgisayar kullanım sıklığı değişkenlerine göre farklılaşma olup olmadığı incelenmiştir. Bu araştırma nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeline göre desenlenmiştir. Araştırmanın evrenini okul öncesi dönemde çocukları olan ebeveynler oluşturmaktadır. Bu çalışmada verilerin toplanması için örneklem, Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile irtibata geçilerek şehir merkezindeki anaokulları ve anasınıflarından olasılık temelli örnekleme yöntemlerinden rastlantısal kümeleme yöntemi ile seçilmiştir. Araştırmanın örneklemini 314 ebeveyn oluşturmaktadır. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen Okul Öncesi Çağındaki Çocukların Teknoloji Kullanımı Hakkında Ebeveyn Görüşleri Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırmanın sonucunda ebeveynlerin okul öncesi dönemde teknoloji kullanımında aile rehberliğine önem verdikleri, çocukların sıklıkla teknolojik aletler kullanmalarının onların fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimlerini olumsuz etkilediklerini düşündükleri tespit edilmiştir. Ayrıca ebeveynlerin çocuklarının teknolojik alet kullanma becerilerinin iyi olduğunu ifade ettikleri görülmüştür. Ebeveynlerin görüşlerinin teknoloji kullanım alanları alt boyutunda erkek ebeveynler lehine farklılık gösterdiği, teknolojinin faydaları alt boyutunda özel anaokullarına giden çocukların ebeveynleri lehine farklılık gösterdiği, ebeveynlerin yaş aralığı değişkenine göre herhangi bir anlamlı farklılığın olmadığı, internet bağlantısı değişkenine göre teknoloji kullanım alanları alt boyutunda internet bağlantısı olanlar lehine farklılık gösterdiği, ebeveynlerin bilgisayar kullanma değişkenine göre öneriler alt boyutu dışındaki diğer beş alt boyutta farklılık gösterdiği ve çocukların bilgisayar kullanımı değişkenine göre sadece teknoloji kullanım alanları alt boyutunda farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Okul öncesi dönem, teknoloji kullanımı, ebeveyn görüşleri
Dijital ebeveynliğin demografik özellikler, beş faktör kişilik kuramı ve bilişsel esneklik açısından incelenmesi
Dijital ebeveynlik, dijital teknolojilerin büyük bir hızla geliştiği 21. yüzyılda ortaya çıkan bir kavramdır. Dijital çağda dijital ebeveynlerden çocuklarının dijital fırsatlardan en üst düzeyde faydalanmasını sağlaması ve çocuklarını dijital risklerden en üst düzeyde koruması beklenmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, ebeveynlerin dijital ebeveynlik tutumu, beş faktör kişilik özellikleri ve bilişsel esneklik düzeyleri arasındaki ilişkileri belirlemektir. Buna ilave olarak çalışmada, ebeveynlerin ve lisede öğrenim gören çocuklarının ekran kullanım sürelerinin ve amaçlarının belirlenmesi; ebeveynlerin dijital ebeveynlik tutumlarının ebeveynlerin ve çocukların çeşitli özelliklerine göre değişip değişmediğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Gaziantep ilinde lisede öğrenim gören çocuğa sahip 275'i anne ve 108'i baba olmak üzere 383 ebeveyn oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Dijital Ebeveynlik Tutum Ölçeği, Beş Faktör Kişilik Özellikleri Ölçeği ve Bilişsel Esneklik Envanteri ile toplanmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre dijital medyanın etkin kullanımını onaylama ile bilişsel esneklik ve sorumluluk kişilik özelliği arasında pozitif yönde ilişki olduğu tespit edilmiştir. Dijital medya risklerinden koruma ile nevrotiklik kişilik özelliği arasında pozitif yönde; sorumluluk kişilik özelliği arasında negatif yönde ilişki olduğu belirlenmiştir. Bilişsel esneklik ile dışadönüklük, yumuşak başlılık, sorumluluk ve deneyime açıklık kişilik özellikleri arasında pozitif yönde; nevrotiklik kişilik özelliği arasında negatif yönde ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte ergenlerin ekranı genellikle eğlence amaçlı kullandıkları; ebeveynlerin ise genellikle iletişim amaçlı ekran kullandıkları belirlenmiştir. Ayrıca ergenlerin ekran kullanım süreleri arttıkça ebeveynlerin dijital medyayı daha riskli algıladıkları saptanmıştır. Araştırmanın bulguları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış; araştırmacılara ve uygulayıcılara çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye'de ilkokul çağında çocuğu olan Suriyeli sığınmacı ebeveynlerin eğitim sürecine katılımı
Bu araştırma, Suriyeli sığınmacı ebeveynlerin eğitimde aile katılımını etkileyen faktörleri ortaya çıkarmak amacıyla yapılmış nitel bir çalışmadır. Araştırma, Gaziantep ili Şahinbey ve Şehitkâmil ilçelerinde yaşayan 25 Suriyeli ebeveynden oluşan bir çalışma grubu ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın derinlemesine ve detaylı bir şekilde anlaşılmasını sağlamak için fenomenolojik (olgu bilim) desen, amaçlı çalışmadan ölçüt odaklı bir çalışma grubu tercih edilmiştir. Çeşitli görüşlere ulaşmak için Türkiye'deki resmi ilkokullarda eğitimi devam eden en az bir çocuğu olan, farklı sosyo-ekonomik ve eğitim düzeylerinde olan Suriyeli ebeveynlere ulaşılmıştır. Araştırmacı, araştırma sürecinde Suriyeli ebeveynlerin görüşlerini derinlemesine ortaya çıkarmak için kişisel bilgi ve yarı yapılandırılmış görüşme formları kullanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde içerik analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda ortaya çıkan bulgular altı tema altında toplanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre Suriyeli sığınmacı ebeveynlerin eğitime katılımını etkileyen faktörlerin dil, sosyo-ekonomik düzey, psikolojik, siyasi ve ideolojik, dini, kültürel ve ebeveynlerin eğitim düzeyi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Tüm faktörlerin birbirini ve dolayısıyla Suriyeli ailelerin eğitime katılımını etkilediği tespit edilmiştir. Suriyeli ebeveynlerin eğitim, sosyal, ekonomik, kültürel ve dil düzeyleri farklı olsa da hepsinin ilkokul çağındaki çocukların katılımına büyük önem verdikleri görülmüştür. Araştırma bulgularına dayalı olarak Suriyeli ebeveynlerin eğitime katılımlarının artırılmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Z kuşağı ile ebeveynleri arasındaki iletişim sorunları
Bu çalışmada, diğer kuşaklardan farklılık gösteren Z kuşağının ebeveynleriyle olan iletişim düzeyleri çeşitli başlıklar altında belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaç doğrultusunda nicel ve nitel araştırma yöntemleri birlikte kullanılarak veriler elde edilmiştir. Z kuşağının ebeveynleriyle olan; ailevi ilişkiler, okul ve arkadaş çevresi ve bireysel özgürlükler faktörlerinden oluşan iletişim düzeylerini belirlemek için Adıyaman Üniversitesi Kâhta Meslek Yüksekokulu'nda eğitim gören 267 öğrenciye nicel araştırma yöntemi olan anket uygulanmıştır. Ayrıca, aynı örneklem grubundan yarı yapılandırılmış görüşme tekniğiyle yedisi kadın, yedisi erkek olmak üzere toplam 14 öğrenci ile görüşme yapılarak, Z kuşağının ebeveynleriyle yaşadıkları iletişim sorunları belirlenmeye çalışılmıştır. Elde edilen nicel verilerin analizinde SPSS 22 paket programı kullanılmış, nitel verilerin analizinde ise betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda, Z kuşağının ebeveynleriyle iletişim düzeylerinin güçlü olduğu belirlenmiştir. Çalışmaya dâhil edilen Z kuşağı bireylerinin ebeveynleriyle olan iletişim düzeyleri cinsiyete göre farklılık göstermektedir. Kadınların ebeveynleriyle olan iletişim düzeyinin erkeklere göre daha yüksek olduğu görülmektedir. Ayrıca, düzenli bir gelire sahip olmayan ebeveynlerin çocuklarıyla olan iletişim düzeylerinin, düzenli bir gelire sahip olan ebeveynlerin çocuklarıyla olan iletişimlerinden daha düşük olduğu belirlenmiştir. Çalışmada Z kuşağının ebeveynleriyle olan iletişim problemlerini belirlemek ve araştırmayı detaylandırmak amacıyla yapılan betimsel analiz sonucunda, Z kuşağının ebeveynleriyle en fazla okul başarısı ile bu başarının başkalarıyla kıyaslanması ve geleneklere bağlılık konularında sorun yaşadıkları belirlenmiştir.
Öğrenci ve öğretmen özelliklerinin öğrencilerin matematik kaygısı ve başarısını yordama gücünün hiyerarşik lineer modelleme ile incelenmesi
Bu çalışmada, öğrenci ve öğretmen özelliklerinin öğrencilerin matematik kaygısı ve başarısını yordama gücünü belirlemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda öğrencilerin matematik kaygısı ve başarısı ile ilişkili olan öğrenci değişkenlerinin yanı sıra öğretmenlere ait değişkenler Hiyerarşik Lineer Modelleme (HLM) kullanılarak iki düzeyde ele alınmıştır. Bu yönüyle araştırmada doğrudan ve dolaylı etkilerin analizine dayalı yordayıcı ilişkisel araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırma örneklemi, 2022-2023 yılı Osmaniye ilinde görev yapan matematik öğretmenleri (12), bu öğretmenlerin öğrencileri (413) ve bu öğrencilerin ebeveynlerinden (413) oluşmaktadır. Öğrencilerin başarı düzeyi için dönem sonu matematik karne başarı puanları, kaygı düzeyleri için öğrencilere yönelik "Matematik Kaygısı-Endişesi Ölçeği", "Öğretmenlere Yönelik Matematik Kaygı Ölçeği" ve "Ebeveyn Matematik Kaygısı Ölçeği" kullanılmıştır. Yapılan iki düzeyli HLM analiz sonucunda öğrenci matematik başarısı ile ilişkili olan öğrenci düzeyine ait değişkenler; ebeveyn kaygı ortalaması, öğrenci cinsiyeti, veli eğitim durumu, öğrenci matematik öz yeterlik algısı ile öğretmen düzeyine ait değişkenler öğretmen matematik kaygı ortalaması, öğretmen cinsiyeti, öğretmen medeni durumudur. Öğrenci matematik kaygısı ile ilişkili olan öğrenci düzeyine ait değişkenler; ebeveyn kaygı ortalaması, öğrencinin sosyal imkânı, öğrenci matematik öz yeterlik algısı ile öğretmen düzeyine ait değişkenler öğretmen matematik kaygı ortalaması, öğretmen cinsiyeti, öğretmen medeni durumu, öğretmen eğitim düzeyidir. Öğrencilerin matematik başarısı ve kaygısı konusunda göstermiş olduğu değişkenliğin büyük çoğunluğunun öğrenci düzeyi değişkenlerine bağlı olduğu vurgulanırken değişkenlerin geriye kalan kısmı ise öğretmen düzeyi tarafından açıklandığı ifade edilebilir.
YouTube çocuk kanallarında anne-baba rollerinin sunumu ve buna yönelik ebeveyn görüşlerinin değerlendirilmesi
İktisadi yapıdaki değişimlerle bütünleşen teknoloji, iletişimi değiştirmekte ve geliştirmektedir. Anne ve babaların çocuklarının ilgi alanlarına yönelik içerikler üreterek sosyal medyanın bir parçası haline geldikleri gözlemlenmektedir. YouTube çocuk kanallarını yöneten ebeveynlerin sosyo-kültürel yaşamlarının da bu çerçevede şekillendiği söylenebilir. Bu çalışma, YouTube çocuk kanallarında, anne ve baba rollerinin eğlence ve tüketim olgularının etkisiyle beraber nasıl birer magazinsel eyleme dönüştüğünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada yeni medya ile ilgili metinler arası okuma yapılarak, magazinleşme ve eğlence kültürü ile yeni medya ilişkisini çözümlemek amacıyla literatür taraması yapılmıştır. İkinci aşamada kotalı örneklem alma tekniği ile seçilmiş olan YouTube çocuk kanallarındaki içerikler (Like Nastya TR, Aslıyarence ve Korayzeynep) önce nicel, ardından nitel içerik analizine (göstergebilim) tabi tutulmuştur. YouTube kanallarının her birinden 100'er video olmak üzere toplamda 300 video örnekleme dahil edilmiştir. Videolar, IBM SPSS 22 programı kullanılarak tablolaştırılmıştır. Ardından 300 video içerisinden seçilen 50 video ise nitel içerik analizi (göstergebilim) yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın üçüncü aşamasında ise 13 yaş altında çocuğu bulunan 15 ebeveyn ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve bu görüşmeler betimsel analiz tekniği ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda YouTube çocuk kanalları kullanıcısı ebeveynlerin eğlence ve tüketim odaklı magazinsel eylemde bulundukları gözlemlenmiştir. Ebeveynlerle gerçekleşen görüşmelerden oluşan izlenim sonrası ise izleyici konumunda bulunan çocuklarının olumsuz etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır.
Engelli çocuklara sahip ailelerin sosyal dışlanma problemi üzerine bir araştırma: Çorum örneği
Bu çalışmada, engelli çocuklara sahip olan ailelerin toplumsal yaşama katılımlarını etkileyen ve/veya engelleyen sosyal dışlanma problemi başta olmak üzere sorunlarını tespit etmek, ayrıca engel tipinin engelli ailesinin sosyal yaşam üzerindeki etkisini ve engel tipleri arasında ailelerin toplumsal yaşama katılımları açısından farklılık olup olmadığını araştırmak amaçlanmıştır. Aynı zamanda çalışmada, engelli bireylere sahip olan ailelerin kurumsal, sosyo-ekonomik ve psikososyal açıdan yaşadıkları sosyal dışlanma ve toplumda var olagelmiş bu dışlanmanın zaman içindeki değişimi ve ailelerin geleceğe yönelik beklentileri de incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümde kavramsal çerçevede engellilik olgusu, engellilik türleri ve sosyal dışlanma kavramları üzerinde durulmuş olup, ikinci bölümde ise engelli birey ve ailelerin içinde bulundukları durumu anlamlandırmada toplumsal bilinç ve eğitimin rolü üzerinde çalışılmıştır. Üçüncü bölümde çalışmanın yöntemi hakkında bilgi verilmiş olup, dördüncü bölüm bulgular kısmından oluşmaktadır. Çalışma, Çorum il merkezinde bulunan İlk Arzum Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon Merkezinde eğitimine devam eden engelli öğrencilerin ebeveynleri ile yapılmıştır. Araştırmada veriler derinlemesine görüşme formu uygulanarak toplanmıştır. Yapılan görüşmeler neticesinde engelli bireylerin ve ailelerinin toplumsal yaşama katılımlarında değişik biçimlerde sosyal dışlanmaya maruz kaldıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Engellilik, Engelli Birey ve Aile, Sosyal Dışlanma
Ebeveynler arası çatışma, akran ve medya etkileri ile ergenlerdeki şiddet davranışı arasındaki ilişkiler: Şiddete yönelik tutumların aracı rolü
Bu araştırma, sosyal bilişsel kuramlar çerçevesinde, ebeveynler arası çatışma, akran ve medya etkileri ile ergenlerdeki şiddet davranışı arasındaki doğrudan ilişkileri ve şiddete yönelik tutumların aracı rolünü incelemektedir. Araştırmanın örneklemini Adana'da 1 özel 11 devlet ilköğretim okulunun 7. ve 8. sınıfında öğrenim gören 964'ü kız 1156'sı erkek olmak üzere toplam 2120 öğrenci oluşturmuştur. Katılımcıların yaş ranjı 12 ile 17 arasında olup, yaş ortalaması 13.67'dir. Araştırmada öğrencilere, ?Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği? ?Saldırganlık Ölçeği?, ?Algılanan Çok Boyutlu Şiddet Kaynakları Ölçeği? ve ?Çocukların Algıladıkları Ebeveynler Arası Çatışma Ölçeği? uygulanmıştır. Yapısal eşitlik modeli sonuçları, ebeveynler arası çatışma dışındaki değişkenlerin modele anlamlı katkısının olduğunu göstermektedir. Medya ve akran etkileri ile fiziksel şiddet arasındaki ilişkilerde şiddete yönelik tutumların kısmi aracılık rolü, medya ve akran etkileri ile sözel şiddet arasındaki ilişkilerde ise, şiddete yönelik tutumların tümüyle aracılık rolüne sahip olduğu saptanmıştır. Araştırmada, kız ve erkeklerde görülen şiddet türlerinin farklılık göstermesi nedeniyle, model cinsiyete göre de ayrı ayrı sınanmıştır. Her iki grup için yapısal eşitlik modelinde ebeveynler arası çatışmanın modele katkısının olmadığı görülüp modelden çıkartılmıştır. Her iki grupta da medya ve akran etkileri ile sözel şiddet arasında şiddete yönelik tutumların tümüyle aracılık rolüne sahip olduğu görülmektedir. Modellerdeki temel farklılık ise, erkek grubu için medya ve akran etkileri ile fiziksel şiddet arasında şiddete yönelik tutumların kısmi aracılık rolü olmasına karşın, kız grubunda şiddete yönelik tutumların aracılık rolüne rastlanamamıştır. Araştırma bulguları, sosyal bilişsel şiddet modeli kapsamında tartışılmıştır.
Farklı kültürlerde ebeveyn ve çocukların oyun algısına yönelik bir araştırma
Bu araştırmada farklı alt kültürlere sahip (Türk, Kürt, Türk/köy) düşük sosyo-ekonomik düzeydeki ebeveyn ve çocukların oyun hakkındaki algıları incelenmiştir. Araştırmada tabakalı amaçlı örnekleme yöntemi doğrultusunda katılımcıların bir kısmı Mersin il merkezi Akdeniz İlçesinden sosyoekonomik düzeyleri ve etnik kökenleri dikkate alınarak belirlenmiştir. Diğer katılımcılarda Mersin il ve ilçe merkezine uzak olması dikkate alınarak yine tabakalı amaçlı örnekleme yöntemi doğrultusunda Olukkoyağı Köyünden seçilmiştir. Çalışmanın örneklemi Akdeniz İlçesinde iki farklı etnik kökenden (Türk/Kürt) ve köyde yaşayan Türk ailelelerden her gruptan altı aile toplamda 18 aile ve 54 katılımcıdan oluşmaktadır. Çocuklar her grup için üç kız ve üç erkek olarak seçilmiştir. Araştırmada veri toplamak için Demografik Bilgi Formu ve yarı yapılandırılmış olarak Ebeveyn Görüşme Soruları ve Çocuk Görüşme Soruları kullanılmıştır. Katılımcıların görüşme sorularına verdiği cevaplar doğrultusunda toplanan veriler demografik bilgi formundaki bilgiler de dikkate alınarak içerik analizi yoluyla analiz edilmiştir. Araştırma bulguları üç farklı kültürde, alt sosyoekonomik düzeyde ebeveyn ve çocukların oyun ile ilgili görüşlerinin kültürden çok bağlamın etkisine göre değiştiğini ortaya koymuştur. Çalışmada ebeveyn ve çocuklara beş boyutta (oyun algısı, ebeveynin oyuna katılımı, oyun mekânı, oyun materyali, oyun arkadaşı) sorular sorulmuş, bu sorular doğrultusunda ortaya çıkan bulgularda kültürden çok bağlamın etkisinin oluşması araştırma sonuçlarında her boyutta köy-şehir ayrımının tekrarlanmasına neden olmuştur. Çalışmada aynı kuşaktan farklı etnik kökenden gelen katılımcıların algılarında belirgin bir farklılaşmaya rastlanmazken, aynı etnik kökenden ebeveyn ve çocuklar arasında görüşlerin farklılaştığı görülmüştür. Kuşaklar arası algıların değişimi oyun etkileşimlerinde belirgin olarak gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Ebeveyn oyun algısı, çocuk oyun algısı, kuşaklar arası oyun, kültürler arası oyun
Ergenlerde görülen saldırgan davranışlarda ebeveyn ve ergenlere uygulanan psikoeğitim programının etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, saldırgan davranışları olan ergenlere yönelik "Şiddet ve Saldırganlıkla Baş Etme" programı ve bu ergenlerin ebeveynlerine yönelik "Şiddetsiz Karşı Koyma" ebeveyn programı uygulanmıştır. Bu programların ergenlerde görülen saldırganlık, anne-babalarının ebeveynlik rolüne ilişkin kendilik algıları, aile ilişkileri ve anne-baba stres düzeyleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırma karma desenli bir çalışmadır. Araştırmanın deney grubunda bulunan öğrencilere sistemik aile terapileri kuramlarına dayalı olarak oluşturulan 10 oturumluk 'Şiddet ve saldırganlıkla baş etme psikoeğitim programı' uygulanırken, onların anne-babalarına yönelik 14 oturumluk 'Şiddetsiz karşı koyma ebeveyn programı' uygulanmıştır. Kontrol gruplarına ise herhangi bir işlem yapılmamıştır. Deney grubu öğrencilerine haftada bir olmak üzere ortalama 90 dakika süren 10 oturum uygulanırken, onların ebeveynlerine haftada bir olmak üzere ortalama 90 dakika süren 14 oturum uygulanmıştır. Araştırmanın nicel verileri deney ve kontrol grubunda bulunan öğrencilere uygulanan 'Saldırganlık Ölçeği', ve ebeveynlere uygulanan 'Anne-Baba Stres Ölçeği', 'Aile Değerlendirme Ölçeği' ve 'Ebeveynlik Rolüne İlişkin Kendilik Algısı Ölçeği' aracılığıyla elde edilmiştir. Söz konusu ölçekler deney ve kontrol grubu öğrenci ve anne-babalarına öntest, sontest ve izleme ölçümleri olarak uygulanmıştır. Araştırmanın nicel verilerinin analizinde SPSS 17 paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın nitel verileri araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formlarıyla elde edilmiştir. Nitel verilerin analizinde içerik analizi yöntemikullanılmıştır. Bulgular incelendiğinde, ergen ve anne babalarına uygulanan programların ergenlerde görülen saldırgan davranışları azalttığı, ana-babalarının ebeveynlik becerilerini ve aile ilişkilerini geliştirdiği ve anne-baba stres düzeylerini anlamlı derecede düşürdüğü ve bu etkinin uzun süreli olduğu görülmüştür. Bu sonuçlardan hareketle özellikle ergenlere yönelik hizmet veren tüm kurumlarda, bu programların anne-babalarla işbirliği çerçevesinde uygulanması önerilmektedir. Ergenlerde görülen şiddet ve saldırganlık problemlerinin azaltılmasında, yapıcı ve sıcak ilişkilerin kurulduğu aile ortamının oluşturulması ve ebeveynlik becerilerinin geliştirilmesinin faydalı olabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Şiddet, saldırganlık, şiddet ve saldırganlıkla baş etme programı, şiddetsiz karşı koyma programı, aile ilişkileri
Ergenlerde reaktif-proaktif saldırganlık ile ebeveyn duygusal erişilebilirliği: Duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü
Bu araştırmada ergenlerde ebeveynin duygusal erişilebilirliği ve reaktif-proaktif saldırganlık arasında duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü incelenmiştir. Araştırma Adana ili merkez ilçelerinde yer alan sekiz lisenin 9., 10., 11. ve 12. sınıfına devam eden 423 kız, 353 erkek olmak üzere toplam 776 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ergenlerin reaktif-proaktif saldırganlıklarına ilişkin veriler 'Reaktif-Proaktif Saldırganlık Ölçeği' (Raine ve ark., 2006) , ebeveyn duygusal erişilebilirliğine ilişkin veriler 'Ebeveyn Duygusal Erişilebilirliği Ölçeği' (Lum ve Phares, 2005) ve duygu düzenleme güçlüğüne ilişkin veriler ' Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği ' (Gratz ve Roemer, 2004) ve kişisel bilgilere ilişkin veriler ise araştırmacı tarafından hazırlanan 'Kişisel Bilgi Formu' kullanarak elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler çoklu regresyon ve sobel testi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda reaktif-proaktif saldırganlık toplam puanı ile duygu düzenleme güçlüğü toplam puanı arasında pozitif yönlü anlamlı, ebeveyn duygusal erişilebilirliği ile negatif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Ergenlerin toplam saldırganlık düzeylerinin babaya duygusal erişim, duygusal tepki farkındalığındaki yetersizlikler ve olumsuz duygu deneyimlemelerinde dürtü kontrol güçlüğü saldırganlığı açıklamada anlamlı katkılar yapan değişkenler olduğu belirlenmiştir. Ergenlerin proaktif saldırganlık düzeyleri babaya duygusal erişim, duygusal tepki farkındalığındaki yetersizlikler, duygusal tepkilerin kabul edilmemesi, etkili olarak algılanan duygu düzenleme stratejilerine erişimdeki sınırlılık, olumsuz duygu deneyimlemelerinde dürtü kontrol güçlüğü, olumsuz duygu deneyimlemelerinde güçlükle bağdaşan hedef yönelimli davranışlar alt boyutları tarafından yordandığı tespit edilmiştir. Reaktif saldırganlık düzeyleri babaya duygusal erişim, duygusal tepki farkındalığındaki yetersizlikler, duygusal tepkilerin kabul edilmemesi, olumsuz duygu deneyimlemelerinde dürtü kontrol güçlüğü alt boyutları tarafından yordandığı belirlenmiştir. Duygu düzenleme güçlüğünün, reaktif-proaktif saldırganlık ve ebeveyn duygusal erişilebilirliği arasındaki ilişkide aracı bir etkiye sahip olup olmadığını sınamak için gerçekleştirilen sobel test sonucunda duygu düzenleme güçlüğünün reaktif-proaktif saldırganlık ve ebeveyn duygusal erişilebilirliği arasında kısmi aracı değişken olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Reaktif - proaktif saldırganlık, ebeveyn duygusal erişilebilirliği, duygu düzenleme güçlüğü.
Özel gereksinimli bir birey olan ailelerdeki ebeveynlerin ve kardeşlerin duygu ve düşünceleri
Bu araştırma, özel gereksinimli birey olan ailelerdeki ebeveynlerin ve kardeşlerin duygu ve düşüncelerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden durum araştırması niteliğindeki bu araştırmanın çalışma grubu, Mersin ili Silifke ilçesinde bulunan hem özel gereksinimli hem de normal gelişim gösteren çocukları olan 10 anne, 10 baba ve bu anne babaların normal gelişim gösteren 6-18 yaş aralığındaki sekiz çocuğundan oluşmaktadır. Toplamda 17 özel gereksinimli bireyin ailesi çalışmaya katılmıştır. Üç ailede hem anne hem baba hem de normal gelişim gösteren kardeşler çalışmada gönüllü olarak yer almıştır. Bu üç ailenin tüm aile fertleri ile görüşülmüş fakat diğer ailelerde tüm aile bireyleri ile görüşülememiştir. Çalışmada yer alan katılımcılar amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemine göre belirlenmiştir. Katılımcı anne babalarla ve okuma yazma bilmeyen altı yaşındaki normal gelişim gösteren çocukla yarı yapılandırılmış görüşme yapılmış olup diğer yedi çocuğun verileri yazılı doküman incelemesi (kompozisyon) ile toplanmıştır. Altı yaşındaki çocukla oyunlaştırılmış ortamda görüşme gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde içerik analizinden yararlanılmıştır. Sonuç olarak; anne babaların büyük çoğunluğunun kendinden sonra özel gereksinimli çocuğunun bakımı konusunda kaygılı oldukları, anne babaların normal gelişim gösteren çocukları ile özel gereksinimli çocukları hakkında konuştukları, onlara sorumluluklar yükledikleri, özel gereksinimli çocuğun gelecekte bakımı konusunda öncelikle normal gelişim gösteren çocuklarına daha sonra ise eşlerine güvendikleri bulunmuştur. Annelerden sadece üçü bu süreçte psikolojik destek almış, diğer anne ve babalar ise destek almamıştır. Anne ve babalar özel gereksinimli çocukları ile normal gelişim gösteren çocukları arasındaki ilişkinin olumlu olduğunu ifade etmişlerdir. Normal gelişim gösteren çocuklardan elde edilen verilere göre kardeşleri ile ilgili ilk tanı sürecinde durumun ne olduğunu anlamakta güçlük yaşadıkları, kardeşlerinin hasta olduğunu düşündükleri görülmüştür. Ebeveynlerinin anlatımları ile kardeşlerinin gereksinim durumları hakkında bilgi sahibi oldukları, normal gelişim gösteren kardeşlerin de bu süreçte herhangi bir psikolojik destek almadıkları tespit edilmiştir. Özel gereksinimli kardeşlerinin ihtiyaçları ile şimdi ilgilendikleri ve gelecekte de kardeşlerinin sorumluluklarının kendi üzerilerinde olduğu bilinci ile gelecek planları yaptıkları görülmüştür. Anne babaların duygu ve düşünceleri ile normal gelişim gösteren kardeşlerin duygu ve düşüncelerinin birbiri ile örtüştüğü ortaya çıkmıştır. Ayrıca, aynı aileden çalışmaya katılan kardeşlerin de özel gereksinimli kardeşleri hakkındaki duygu, düşünce ve gelecek planlarının birbirine benzediği tespit edilmiştir.
Oyuncak seçiminde ebeveynlerin cinsiyet algısı ve kişiliğin satın alma niyeti üzerindeki etkisi
Oyuncak; çocuğun fiziksel, duygusal, zihinsel ve sosyal gelişiminde rol oynayan oldukça önemli ve işlevsel bir tüketim nesnesidir. Bir oyun nesnesi olmakla beraber ek olarak, toplumsal cinsiyet rollerinin yansıtıldığı ve toplumsal normlardan izler taşıyan bir ürün niteliği taşımaktadır. Son yıllarda oldukça çeşitlenen ve talep gören bu nesne aynı zamanda çocuk- ebeveyn- toplum üçgeni arasında cinsiyete dair toplumsal algının da aktarımını sağlayan bir araç mahiyetindedir. Mevcut toplumsal algı ebeveynlerin oyuncak konusundaki tüketim pratiklerini de önemli ölçüde etkileyerek yön vermektedir Günümüzde markaların birçoğu oyuncakları renk, şekil, içerik, fonksiyon gibi açılardan farklılaştırıp toplumsal cinsiyet kazandırarak tüketicilere sunmaktadırlar. Reklam, animasyon film, çizgi film, youtube çocuk kanalı, gibi tutundurma faaliyetleriyle ürünün toplumsal cinsiyetini vurgulayarak pekiştirmektedirler. Kullanılan tüm bu cinsiyet göstergelerine karşın ebeveynin farkındalığı ve tutumu önem teşkil etmektedir. Bu kapsamda bu çalışmanın amacı, firmaların oyuncaklarda kullanmış oldukları renk, şekil ve içerik gibi cinsiyet göstergelerine karşı ebeveynlerin tutumlarını incelemek ve bu tutumlar üzerinde etkisi olan toplumsal cinsiyet algısını ve kültürel kodları belirlemektir. Bu kapsamda çalışma, nitel ve nicel araştırma metotları kullanılarak karma yöntemle tasarlanmıştır. Nicel araştırma kısmında veri toplama aracı olarak; satın alma niyeti ölçeği, cinsiyet rolleri tutum ölçeği, kişilik ölçeği kullanılmıştır. Anket çalışması, 0-6 yaş grubu çocuğu olan ebeveynlere online şekilde uygulanmıştır. Veri analizi SPSS programı ile yapılarak yorumlanmıştır. Toplumsal cinsiyet algısının oyuncak satın alma niyeti üzerinde etkili olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Ebeveynlerin oyuncak seçiminde cinsiyet algıları demografik özelliklerine göre anlamlı farklılık göstermektedir. Ebeveynlerin satın alma niyetlerinin demografik özelliklerine ve eğitim durumlarına göre anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Nitel araştırma kısmında, yarı yapılandırılmış görüşme formu ile ebeveynlerle derinlemesine görüşme yapılmıştır. Veriler, betimsel analiz ve içerik analizi yöntemleri kullanılarak ATLAS.ti programı ile yorumlanmıştır. 7 adet tema belirlenmiştir. Bu temalar; aile-çocuk ilişkisi, ebeveynin cinsiyetsiz çocukluğu, oyun-oyuncak ilişkisi, oyuncak satın alma davranışı, oyuncak tercih kriteri, toplumsal cinsiyet algısı, renklerin cinsiyet algısına etkisi olarak nitelendirilmiştir.
Ebeveynlik stresi ve evlilik kalitesi arasındaki ilişkide stresle çift olarak baş etmenin aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı ebeveynlik stresi ve evlilik kalitesi arasındaki ilişkide stresle çift olarak baş etmenin aracı rolünü incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu çocuk sahibi, evli bireyler oluşturmuş, analizlere 803 (%59 kadın, %41 erkek) birey dâhil edilmiştir. Araştırmanın dışsal değişkeni ebeveynlik stresi; aracı değişkenleri stresle çift olarak baş etmenin alt boyutları olan duygu odaklı-problem odaklı destekleme, negatif baş etme ve duygu odaklı-problem odaklı ortak baş etmedir. İçsel değişken ise evlilik kalitesidir. Araştırmada belirlenen amaç doğrultusunda üç model oluşturulmuş, birinci modelde ebeveynlik stresi ve evlilik kalitesi arasındaki ilişkide stresle çift olarak baş etmeye yönelik bireylerin kendilerine yönelik algısı, ikinci modelde eş'e yönelik algısı, üçüncü modelde ise ortak baş etmelerine yönelik algısı test edilmiştir. Araştırmada ebeveynlik stres düzeyini belirlemek için Anne Baba Stres Ölçeği, stresle çift olarak baş etme düzeyini belirlemek için araştırma kapsamında Türkçe'ye uyarlanan Stresle Çift Olarak Baş Etme Envanteri ve evlilik kalitesini ölçmek için araştırma kapsamında Türkçe'ye uyarlanan Evlilik Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Verilerinin analizinde SPSS 20 ve AMOS 23 paket programlarından yararlanılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde ebeveynlik stresi, duygu ve problem odaklı destekleme, duygu ve problem odaklı ortak baş etme ve evlilik kalitesini negatif yönde, negatif baş etmeyi ise pozitif yönde doğrudan etkilemektedir. Stresle çift olarak baş etmenin alt boyutları ve evlilik kalitesi arasındaki doğrudan ilişkilere bakıldığında, bireyin kendine dair algısı ve eş'e dair algısı modellerinde, duygu odaklı destekleme, problem odaklı destekleme ve negatif baş etmenin evlilik kalitesi üzerinde doğrudan etkisinin bulunmadığı görülmüştür. Modeldeki bazı yolların modele anlamlı katkısı olmayabileceği düşünülerek doğrudan etkisi olmayan yolların etkileri tek tek sıfıra eşitlenerek göz ardı edilmiş, her bir işlemden sonra analiz tekrarlanmıştır. Sonuç olarak bireyin kendine dair algısı ve eş'e dair algısı modelinde duygu odaklı desteklemenin evlilik kalitesini doğrudan etkilediği görülmüştür. Ortak modelde ise duygu ve problem odaklı ortak baş etme evlilik kalitesini doğrudan etkilemektedir. Dolaylı etkilere dair bulgular incelendiğinde ise, ebeveynlik stresi ve evlilik kalitesi arasındaki ilişkide kendine dair algı ve eş'e dair algı modellerinde, duygu odaklı desteklemenin kısmi aracılık ettiği; ortak modelde ise ebeveynlik stresi ve evlilik kalitesi arasındaki ilişkide duygu odaklı ve problem odaklı ortak baş etmenin kısmi aracı etkisi olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmış, araştırmacı ve uygulayıcılara bazı öneriler sunulmuştur.
Türk ve Finli annelerin disiplin yöntemleri, değer yönelimleri ve akademik beklentileri üzerine kültürlerarası bir araştırma
Türkiye'nin ekonomik gelişimi ve modernleşmesi Türk ailelerin çocuk yetiştirme tutumlarının, değerlerinin ve beklentilerinin değişimine neden olmuştur. Aynı şekilde Finlandiya'da da ailelerin tutumlarının ve değerlerinin bireyciliğe ve özerkliğe doğru değişim gösterdiği gözlemlenmiştir. Bu araştırmanın amacı Türk ve Finli annelerin çocuk yetiştirme ve disiplin yaklaşımlarını, çocuklarına aktarmak istedikleri değerlerini, akademik ve gelecekle ilgili beklentilerini ve görüşlerini incelemek olmuştur. Araştırma sorularını incelemek için nitel veri toplama tekniklerinden görüşme yöntemi kullanılmıştır. Görüşmelere ergen çocukları olan 15 Türk ve 15 Finli anne olmak üzere toplam 30 anne katılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler nitel analiz tekniklerden içerik analizi kullanılarak çözümlenmiştir. Bulgular incelendiğinde Türk ve Finli annelerin görüşlerinin farklılıklar göstermesine rağmen bazı konularda benzerliklerin de bulunduğu saptanmıştır. Her iki grubun da aile hayatına önem verdiği ve çocuklarına iyilikseverlik değerlerini aktarmak istedikleri, Türk annelerin çocuklarına daha çok kişisel kurallar koydukları, çocuklarının istenmeyen davranışları sonucu 1. tip cezalar kullandıkları ve yüksek akademik beklentilere sahip oldukları belirlenmiştir. Finli annelerin ise çocuklarına daha çok ev ve aile ile ilgili kurallar koydukları, en sık 2. tip cezalar kullandıkları ve akademik beklentilerinin Türk annelere göre daha düşük olduğu saptanmıştır. Türk ve Finli anneleri bu açıdan karşılaştıran bir çalışma olmadığından, bu bulguların kültürlerarası çalışmalar alan yazınına katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Çocuk yetiştirme, disiplin, değerler, ebeveyn beklentileri, kültür
İlkokul birinci sınıfa çocuğu olan ebeveynlerin okuma inançlarının incelenmesi
Bu araştırmada ilkokul birinci sınıfta çocuğu olan ebeveynlerin okuma inançlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma betimsel ilişkisel tarama modelindedir. Araştırmanın evrenini 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Şanlıurfa ili merkez ilçelerinde (Eyyübiye, Karaköprü, Haliliye) bulunan devlet ilkokulları birinci sınıf öğrencilerinin ebeveynleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 588 birinci sınıf öğrencisinin ebeveyni oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Ebeveyn Okuma İnancı Ölçeği, Ev Ortamında Okuma Faaliyetleri Ölçeği, Çocuğun Okuma Faaliyetlerini Gözlem Ölçeği ve Kişisel Bilgiler Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistikler (frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma), bağımsız gruplar t-testi, Pearson Korelasyon analizi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Grupların normal dağılım göstermediği durumlarda Kruskall-Wallis testinden yararlanılmıştır. Analizlerde 0.05 anlamlılık düzeyi ölçüt alınmıştır. Ebeveyn Okuma İnancı Ölçeği'nden elde edilen bulgulara göre ebeveynlerin genel olarak olumlu okuma inancına sahip olduğu görülmüştür. Ebeveyn okuma inançlarının çocuk cinsiyetine göre anlamlı şekilde farklılaşmadığı görülmüştür. Anne eğitim durumuna göre ebeveyn okuma inancının genelinin daha eğitimli anneler lehine farklılaştığı belirlenmiştir. Baba eğitim durumuna göre ebeveyn okuma inancının genelinin daha eğitimli babalar lehine farklılaştığı tespit edilmiştir. Çocuk sayısına göre ebeveyn okuma inançları incelendiğinde ebeveyn okuma inancının genelinin daha az çocuklu ebeveynler lehine farklılaştığı görülmüştür. Aylık gelire göre ebeveyn okuma inancının genelinin yüksek gelirli ebeveynler lehine farklılaştığı görülmüştür. Ev Ortamında Okuma Faaliyetleri Ölçeği toplam puanlarına göre ebeveynlerin evde haftada bir-iki kez okuma faaliyetlerine yer verdikleri saptanmıştır. Cinsiyete göre ev ortamında okuma faaliyetleri genelinin farklılaşmadığı görülmüştür. Anne eğitim düzeyine göre ev ortamında okuma faaliyetlerinin genelinin daha eğitimli anneler lehine farklılaştığı saptanmıştır. Baba eğitim düzeyine göre ev ortamında okuma faaliyetlerinin genelinin daha eğitimli babalar lehine farklılaştığı tespit edilmiştir. Ev ortamında okuma faaliyetleri çocuk sayısı açısından karşılaştırıldığında ev ortamında okuma faaliyetlerinin genelinin bir iki çocuğa sahip ebeveynler lehine farklılaştığı görülmüştür. Aylık gelire göre ev ortamında okuma faaliyetleri incelendiğinde ev ortamında okuma faaliyetleri geneli ailelerin aylık gelirine göre farklılaşmamıştır. Çocuğun Okuma Faaliyetleri Gözlem Ölçeği toplam puanlarına göre çocukların genel olarak haftada bir-iki kez okuma faaliyetlerinde bulundukları görülmüştür. Cinsiyete göre çocuğun okuma faaliyetleri incelendiğinde çocuğun okuma faaliyetleri genelinin kız çocuklar lehine farklılaştığı görülmüştür. Çocuğun okuma faaliyetleri geneli anne eğitim durumuna ve baba eğitim durumuna göre anlamlı bir farklılaşma göstermemiştir. Çocuğun okuma faaliyetleri çocuk sayısı açısından karşılaştırıldığında çocuğun okuma faaliyetlerinin genelinin çocuk sayısına göre farklılaşmadığı görülmüştür. Çocuğun okuma faaliyetleri geneli aylık gelire göre farklılaşmamıştır. Ebeveyn okuma inancı ile ev ortamında okuma faaliyetleri ve çocuğun okuma faaliyetleri gözlem toplam puanları arasında orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ev ortamında okuma faaliyetleri ve çocuğun okuma faaliyetleri gözlem toplam puanları arasında da orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, öğretmenlerin ebeveynlere evde gerçekleştirdikleri etkinliklerin okuma sürecindeki rolü konusunda bilgi vermeleri, ebeveynlere olumsuz olan okuma inançlarını değiştirmelerini sağlayacak bilgiler sunmaları gibi önerilere yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Okuma inancı, ebeveyn okuma inancı, ev ortamında okuma faaliyeti, çocuk okuma faaliyeti
Ebeveynlerin, öğretmenlerin ve yöneticilerin çocuk haklarına ilişkin görüş ve uygulamaları
Bu araştırmanın amacı ebeveynlerin, öğretmenlerin ve yöneticilerin çocuk haklarına ilişkin görüş ve uygulamalarının incelenmesidir. Araştırmanın çalışma grubunu Aydın ili Efeler ilçesindeki bağımsız anaokullarında görev yapan 6 okul öncesi yöneticisi, 11 okul öncesi öğretmeni ve bu kurumlarda çocuğu eğitim alan 14 ebeveyn oluşturmaktadır. Araştırmanın nitel olması nedeniyle çalışma grubunun oluşturulmasında nitel gelenek içinde ortaya çıkmış olan "maksimum çeşitlilik" ilkesi göz önünde bulundurulmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme soruları kullanılmıştır. Araştırma sürecinde ham veriler görüşme esnasında ses kayıt cihazı ile kaydedilmiş, kaydedilen görüşmeler bilgisayar ortamında yazılı hale getirilmiştir. Söz konusu veriler üzerinde betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda ebeveynler çocuğun tanımına ilişkin çoğunlukla; çocuğu aile ile ilişkili olarak çocuk ve özgürlük olarak çocuk şeklinde tanımlarken, yöneticiler ve öğretmenler de çoğunlukla çocuğu sevgi ve saflık ile ilişkili olarak çocuk olarak tanımlamışlardır. Çocuk haklarına dair görüşleri incelendiğinde ise ebeveynlerin, öğretmenlerin ve yöneticilerin çoğunlukla çocuğun gelişim ve katılım hakkı üzerinde durduğu; yaşama ve korunma hakkına çok az değindikleri ancak bu haklar ile ilgili yüzeysel bilgiye sahip oldukları görülmüştür. Çocuk haklarına ilişkin uygulamaların sınırlı kaldığı ve somut uygulamaların katılım ve gelişim hakkı üzerine olduğu ifade edilirken, korunma hakkına oldukça düşük oranda değindikleri görülmüştür. Çocukların var olan tüm haklarının korunmasına, en temel hak olan yaşamak hakkına hiç değinilmemiştir. Araştırmanın sonucunda çocuk hakları ile ilgili ebeveynlerin, öğretmenlerin ve yöneticilerin görüşleri ve uygulamalarına dair önerilere yer verilmiştir.
Ebeveynliğin dönüşümü ve paronoyak ebeveynliğin sosyo-kültürel temelleri
Tarihsel süreçte aile, ebeveynlik ve çocukluğun tanımı, çocuğa yüklenen anlamlar değişiklikler göstermiştir. Yerleşik yaşama geçişle birlikte toplumların temel kurumlarından birisi halini almış olan aile kurumu hem evrensel bir nitelik kazanmış hem de binlerce yıldır varlığını sürdürmeyi başarmıştır. Aile ve ebeveyn toplumsallaşma sürecinde ilk basamak olması ve kültürel değerlerin kuşaklar arası aktarımını sağlaması nedeniyle oldukça önemli bir araştırma konusudur (Nomaguchi K., ve Milkie M.A., 2017; Chan, T. W ve Koo, A., 2011 ). Toplumsal alandaki yapısal değişim ve dönüşümler bireylerin düşünme biçimini tutum ve davranışlarını doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemektedir. Bu süreç aile içi ilişkilerde sadece ebeveynler arası ilişkileri değil, çocuğun aile içindeki ve toplumdaki konumlarını da dönüştürmektedir. 1990'lı yılların sonlarından bu yana Batı Avrupa'da ortaya çıkan ve artarak devam eden 'paranoyak ebeveynlik' yeni bir ebeveynlik sitili olarak 2000'li yılların ortalarından itibaren ülkemizde de görünürlük kazanmıştır. Yaygın olarak karşımıza çıkan bu ebeveynlik sitili, çocukların nasıl yetiştirilmesi gerektiği, çocuğun psikolojik, bilişsel ve fiziksel gelişimlerinin nasıl olmasına dair hemen her şeyi ebeveynlerin temel sorumluluğu olarak tanımlamıştır. Ebeveynliği yeni baştan öğrenilmesi gereken bir göreve dönüştürmesi beklenebileceği gibi, ebeveynliğin anksiyete, kaygı, güvenlik endişesi ve paranoyaklığın gelişmesine zemin hazırlamıştır. Araştırmanın amacı paranoyak ebeveynliği ortaya çıkaran sosyo-kültürel nedenlerinin ortaya konularak ebeveynlerin düşünme biçimlerine, tutum ve davranışlarına, gündelik yaşam pratiklerine yansımalarının incelenmesi olarak belirlenmiştir. Araştırmada nicel araştırma tekniği üzerinden kotalı anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemi, kotalı örneklemle dayalı olarak seçilmiş olan 341 ebeveyne anket uygulanmıştır. 18 yaş ve üzeri, evli, 25 yaş altı çocuk sahibi olan Aydın ilinde ikamet eden ebeveynlerle görüşülmüştür. Araştırma sorunsalı üç bağlam üzerinden incelenmiştir. Birinci bağlam ailenin tanımı, tarihçesi, çocuğun tanımı, tarihçesi ve çocukluğa yüklenen anlamlar olarak ele alınmıştır. Ailenin ve çocuğun tanımı ve tarihçesini anlamak araştırmada ebeveynlik süreçlerinden bahsetmeden önce anlaşılması gereken önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. İkinci bağlam bireylerin yaşamlarını risklere yüklenen olumsuz anlamlar üzerinden değerlendirerek düşünme biçimlerini ve gündelik yaşam pratiklerini risk toplumu perspektifinden değerlendirmeleri üzerine kurulmuştur. Araştırmanın üçüncü ekseni geçmişten günümüze ebeveynlik tutumları ve tanımlamaları, uzmanlığın toplumsal yaşam üzerindeki etkisi paranoyak ebeveynliğin ortaya çıkışında etkili olan diğer süreçler üzerinde durulmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Aile, Çocuk, Ebeveynlik, Paranoya, Risk, Güven.
Anneanne ve babaannelerin emzirme davranışı üzerindeki etkilerine yönelik annelerin düşünceleri
Dünyada farklı kültürlerde anneanne ve babaannelerin belli konularda söz sahibi olması ve daha genç kadınları yönlendirme özelliği birçok konuda olduğu gibi emzirme konusunda da dikkati çekmektedir. Bu araştırma anneanne ve babaannelerin emzirme davranışı üzerindeki etkileri hakkında annelerin düşüncelerini incelemek amacıyla planlanmıştır. Tanımlayıcı tipteki araştırma Bursa ilinin üç ilçesinde bulunan altı aile sağlığı merkezine başvuran, 7-12 aylık bebeklere sahip 404 anne ile 15 Ocak-15 Haziran 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Veriler araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan anket formu kullanılarak yüzyüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır. Ortalama 29,31±5,18 yaşında olan annelerin %37,9'unun lise/dengi okul mezunu olduğu, %60,6'sının çalışmadığı, %67,8'inin gelirinin giderine eşit olduğu, %74'ünün annesi ya da kayınvalidesiyle birlikte yaşamadığı belirlenmiştir. Ortalama 54,0±7,75 yaşında olan anneannelerin %54,3'ünün ilkokul mezunu olduğu, %89,7'sinin çalışmadığı; ortalama 57,3±7,44 yaşında olan babaannelerin %50,3'ünün ilkokul mezunu olduğu, %94,4'ünün çalışmadığı saptanmıştır. Annelere göre, anneannelerin %85,5'inin, babaannelerin %65,6'sının erken emzirme konusunda annelere destek oldukları; anneannelerin %89,1'inin, babaannelerin %78,9'unun ilk sütü verme durumuna; anneannelerin %83,7'sinin, babaannelerin %71,2'sinin emzirme sıklık ve süresine olumlu tepki verdikleri; anneannelerin %52,4'ünün, babaannelerin %57,8'inin ilk altı ayda ek gıda; anneannelerin %32,1'inin, babaannelerin %36,4'ünün mama önerdikleri belirlenmiştir. Annelere göre, anneanne/babaannelerin %96'sının herhangi bir zamanda emzirmeyi bırakmayı önermedikleri; anneannelerin %75,4'ünün, babaannelerin %54,2'sinin emzirmeyi olumlu etkiledikleri; anneannelerin %77,2'sinin ve babaannelerin %56,2'sinin emzirmeye yardımcı oldukları saptanmıştır. Babaannelerin emzirmeyi olumsuz etkilediğini düşünen, anneanne ve babaannelerin emzirmeye engel olduklarını ya da yardımlarının yetersiz olduğunu düşünen annelerin ilk altı ay içinde ek gıdaya geçtikleri belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusuda; annelerin ilk sütü verme, emzirme sıklığı ve süresi, ek gıdaya geçme, emzirmeyi bıraktırma, emzirme döneminde beslenme, emzirmeyi olumlu/olumsuz etkileme, emzirmeye yardımcı olma/engel olma konularında anneanne/babaannelerden etkilendiklerini düşündükleri saptanmıştır. Gebelik ve doğum sonu dönemde anne ile en yakın temasta olan hemşireler emzirmenin başlatılması ve devam ettirilmesi açısından kilit noktada bulunmaktadırlar. Anne ile iletişime geçerek, yakın sosyal çevresinde yer alan anneanne ve babaannelerin emzirme sürecine olan etkilerini dikkatlice gözlemlemeli ve sorgulamalıdırlar. Hemşireler tarafından, anne ve anneanne/babaannenin bir arada olduğu ortamlarda görsel eğitim materyalleri de kullanılarak emzirmeye yönelik bilgilendirme eğitimleri yapılması önerilmektedir.