Incompatibility
179 theses under this subject heading
Ceza muhakemesinde bağlantılı uyuşmazlıkların birleştirilmesi
Ceza muhakemesinde her uyuşmazlığın ayrı görülmesi kuraldır. Ancak uyuşmazlıklar arasında bağlantı olması birden fazla sanığın birlikte veya tek bir sanığın birden fazla suçtan ötürü yargılanmasının önünü açmaktadır. Birleştirmeye ilişkin usul ve esaslar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 8 ilâ 11. maddeleri arasında ve aynı Kanun'un 16. ve 280/1-f. maddelerinde düzenlenmiştir. Bahsi geçen maddeler sorunsuz gözükse de birleştirmenin ihtiyari olması, öğretideki fikir ayrılıkları, yargı kararlarındaki muğlak ifadeler, birleştirme yerine sehven başvurulan sair yöntemler bağlantı kavramı ile birleştirmede izlenecek yöntemin açıklığa kavuşturulmasını gerektirmektedir. Aynı zamanda birleştirmenin adil yargılanma hakkı üzerindeki etkileri nedeniyle bu kurumun uygulanma koşulların iyi bilinmesi önem arz etmektedir. Çalışmamızda birleştirme konusuna sadece teorik açıdan yaklaşılmamış, incelenen çok sayıda yargı kararı ışığında birleştirme kurallarının uygulanışı da aktarılmıştır. Bu şekilde, öğretiyle uygulamanın ayrıldığı noktalar tespit edilmiş, birleştirmenin koşulları ve izlenecek usul kapsamlı bir araştırma sonucu ortaya konulmuştur. Ayrıca uyuşmazlıkların birlikte görülmesinin muhakeme sürecine olan etkisi adil yargılanma hakkı bağlamında incelenmiştir.
Liberal theories of self-determination: Towards peaceful settlement of self-determination disputes
The right to self-determination has stood the test of the time and is still a topic of academic discussion even though the decolonization process is thought to have ended long ago. Today's debates on self-determination are largely focused on what justifies a group's right to self-determination and under what conditions such claims are regarded to be legitimate beyond the decolonization context. After scrutinizing the history of the self-determination concept and examining relevant international legal instruments promulgated during the United Nations era, this thesis evaluates the mainstream liberal theories of self-determination. Upon finding that the Remedial Right Theory does not rest upon morally acceptable philosophical foundations, this thesis suggests a revision of the remedial right paradigm in order to improve it by eliminating the requirement for a moral threshold that the group has to endure before being able to exercise its right to external self-determination.
Hanefî ve Şâfiîler'in ibadet konularındaki ihtilaflarına hâkim olan usûl kuralları (Tecrîd ve Tahsîn adlı hilaf eserleri özelinde)
Hanefî ve Şâfiîler arasındaki fıkhî ihtilafın anlaşılması ancak iki mezhebin fıkıh usulündeki görüşlerinin bilinmesiyle mümkündür. Zira her ne kadar mezhepler arasındaki ihtilaflar, özünde mezhep âlimlerinin fer'î meselelere verdikleri hükümlere dayanıyor olsa da, bu hükümler tarih süresince mezhepleri temsil eden usûl kurallarıyla tartışılmış ve bunlar vesilesiyle anlaşılmıştır. Bu usûl kuralları fürû fıkhın tamamında benimsenen metotlar haline gelmiş ve mezheplerin hareket noktalarını temsil etmiştir. Dolayısıyla tarihi arka planda fürû fıkhın ifade edilmesi ve mezhep görüşlerinin gelişimi bu usûl kurallarıyla sağlanmıştır. Klasik ve çağdaş araştırmalarda bu iki mezhebin ihtilaflarıyla ilişkili olan usûl kurallarını inceleyen eserler bulunmasına karşın, her iki mezhebin fürû fıkhın hangi alanlarında, hangi usûl kurallarına sıkça atıf yaptıkları araştırılmaya muhtaçtır. Buna bağlı olarak bu araştırmanın ana gayesi Hanefî ve Şâfiîler'in ibadet konularında ihtilaf ettikleri fıkhî hükümlere hâkim olan usûl kurallarını tespit etmek, sonrasında ise Kudûrî'nin (v. 428/1037) Tecrîd ve Gazzâlî'nin (v. 505/1111) Tahsînu'l-meâhiz adlı hilaf eserlerinde bu kurallarla ilişkili fer'î meseleleri karşılaştırmalı olarak göstermektir.
Milletlerarası tahkimde hızlandırılmış tahkim usulü
Milletlerarası ticarette taraflar arasında çıkan uyuşmazlıkların çözümü devlet yargısından ziyade yine genellikle milletlerarası tahkim kurumlarının kuralları vasıtasıyla çözülmektedir. Fakat ekonomik ve ticari gelişmeler uyuşmazlıkların normal tahkime kıyasla yargılama süresinin daha kısa sürdüğü ve daha az masraflı olan bir yöntem olarak hızlandırılmış tahkim usulü kuralları uyuşmazlık çözümünde uygulanmaya başlamıştır. Milletlerarası tahkim kurumları kuralları içinde yahut ayrı olarak düzenlenen seri tahkim kuralları tahkim yargılamasının usul işlemlerini kısaltıp nihai hakem kararının verilmesi için gereken süreyi sınırlandırarak yargılamanın toplam süresini azaltıp tahkim masraflarından da tasarruf edilmesini sağlamaktadır. Milletlerarası tahkim kurumları hızlandırılmış tahkim usulü kurallarını oluştururken kendilerine özgü düzenlemeler yapabilmektedirler. Bu çalışmada, genel hızlandırılmış tahkim usulü kuralları ışığında hızlandırılmış tahkim usulü ayrıntılarıyla işlenmiştir. Milletlerarası tahkim kurumlarının hızlandırılmış tahkim usulüne ilişkin düzenlemeleri mukayese edilmek suretiyle incelenmiştir. Ticari uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulduğu ve sık tercih edilen ICC (Milletlerarası Ticaret Odası) Tahkim Merkezi, WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Organizasyonu Tahkim Merkezi), İsviçre Odaları Tahkim Kurumu (Swiss Chambers' Arbitration Institution), SCC (Stockholm Ticaret Odası Tahkim Merkezi) , ISTAC (İstanbul Tahkim Merkezi) ve İTOTAM (İstanbul Ticaret Odası Tahkim ve Arabuluculuk Merkezi) gibi milletlerarası tahkim kurumlarının düzenlemiş olduğu hızlandırılmış tahkim kuralları karşılaştırmalı olarak ele alınıp bu yolla hızlandırılmış tahkim usulü açıklanmaya çalışılmıştır.
Vergi uyuşmazlıklarının çözümünde uzlaşma müessesesinin etkinliği: Uşak ili örneği
Vergi idaresi ile mükellef arasında vergilendirme işlemlerine ilişkin olarak ortaya çıkan ve idare ile mükellefi karşı karşıya getiren anlaşmazlıklara vergi uyuşmazlıkları denir. Türk vergi hukukuna uyuşmazlıkların çözümü için; idari aşamada çözüm yolları ve yargı aşamasındaki çözüm yolları olarak alternatif yollar getirilmiştir. İdari çözüm yolları içindeki uzlaşma kurumu ise uyuşmazlıkları yargı yoluna gitmeden mükellefle idareyi bir araya getirerek karşılıklı görüşme ve pazarlık yöntemine dayanarak uyuşmazlığı kısa sürede çözüme kavuşturduğu için uygulamada en çok tercih edilen çözüm yoludur. Uzlaşma ise tarhiyat durumlarına göre tarhiyat öncesi uzlaşma ve tarhiyat sonrası olarak ikiye ayrılır. Çalışmada; belge tarama yöntemi kullanılarak, 2013-2017 dönemine ait Uşak Vergi Dairesi bünyesinde kurulan tarhiyat sonrası uzlaşma komisyonlarının uzlaştıkları miktarlardan yola çıkarak, uzlaşmayla devletin alacağının ne kadarından vazgeçtiği, uzlaşılan miktarların ne kadarını tahsil etti, tahsil edilemeyen alacaklar yüzünden Devlet Hazinesinin ne kadar kayba uğradığı analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda elde edilen verilerden yola çıkarak, vergi sistemimizde yer alan uzlaşma müessesesinin etkinliğini ortaya koymak bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır.
Türk vergi yargısında istinaf sisteminin değerlendirilmesi
Uyuşmazlıkların çözümünde taraflar adil ve hakkaniyete uygun bir yargılama beklerken aynı zamanda bunun en kısa sürede gerçekleşmesini umarlar. Ülkemizde 1982 yılına kadar tek dereceli bir yargılama sistemi mevcuttu. Mahkeme tarafından verilen kararın bir üst mahkeme tarafından denetlenemeyeceğinden hataların ve yanlışlıkların tespit edilmesi mümkün olmuyordu. Böyle bir hukuk sisteminde adil bir yargılamadan söz edilemez. Bu olumsuzlukları bertaraf etmek amacıyla 1982 yılında yargı sistemimiz, ilk derece mahkemesi olarak vergi ve idare mahkemeleri üst derece mahkemesi olarak da bölge idare mahkemesi ve Danıştay olmak üzere iki dereceli bir yapıya bürünmüştür. Ancak iki dereceli yargılama sistemi beklenen başarıyı sağlamamıştır. Danıştay'ın iş yükünün artmasına, yargılamanın uzamasına ve asıl görevi olan içtihat birliğini sağlama görevini yerine getirememesine neden olmuştur. Böylece ilk derece mahkemelerinin kararlarını maddi ve hukuki bir denetime tabi tutarak gerekirse kendisi yeniden ikinci bir yargılama yapacak olan istinaf kanun yolu 2014 yılında 6545 Sayılı Kanun ile yargı sistemimize dâhil edilerek yargı sistemimiz üç dereceli bir yapıya kavuşturulmuştur. 2016 yılında fiilen istinaf incelemesi yapılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada istinaf kanun yolunun getirilme amacı, getirdiği yenilikler, faydaları ve sakıncaları, istinaf usulü, süreci incelenecek olup, bölge idare mahkemelerinin iş yükü ve istinaf kanun yolu düzenlemesinin Danıştay'ın iş yükü üzerindeki etkisi üzerinde durulacaktır. Anahtar Kelimeler: İdari Yargı, İstinaf Kanun Yolu, Adil Yargılama, Bölge İdare Mahkemesi
Dine bakış açısını şekillendirmede mezheplerin rolü
Müslümanlar, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in vefatını takiben din konusunda açıklayıcı ve yönlendirici, siyaset konusunda da hayatın her alanına hükmeden bir otoritenin yokluğu ile bir boşluğa düçâr olmuşlar ve muhtelif konularda görüş ayrılıklarına düşmüşlerdi. İhtilaf ettikleri konuların başında hilâfet meselesi geliyordu. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in hilâfetleri döneminde bu konu gündem teşkil etmemiş olsa da Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerinde potansiyel şiddetine kavuşmuş, sonuç itibariyle iki halîfenin de şehit edilmelerine kadar varan kanlı olaylara yol açmıştır. Savaşlar, inanç boyutuyla ilgili ihtiyaçlar, politikalar, fikirler ekseninde yaşanan tüm ihtilaflar neticesinde insanların gruplaşarak etraflarında toplandıkları, din adına görüş beyan eden, bazen hakikati söyleyen, bazen de hakikat tekelciliği yapan fırkalar, yani mezhepler doğmuştur. Gerek mezhepsel alamda gerekse dinî bir boyutu olan herhangi bir şekilde gruplaşmalar, önceden olduğu gibi içinde bulunduğumuz asırda ve kıyamete kadar da devam edecektir. Kimi zaman gerçekten hakikatin peşinde, Allah'ın istediği bir yaşam düzeni doğrultusunda hareket geliştiren gruplar, kimi zaman da rant, çıkar ve siyâsî gayelerle örgütleşen yapılar karşımıza çıkabilecektir. Müslüman toplumların, bu anlamdaki tarihsel tecrübeleri göz ardı etmeden kararlar vermesi elzemdir. Biz bu çalışmamızda, bahse konu olan mezheplerin ya da grupların hangi ortamda hangi şekilde doğup gelişme gösterdiklerini, dîni anlayış tarzlarını, dînin kendisi olarak görülmeleri sorununu, dinin siyâsi bir araç olarak kullanılıp istismar edilmesi hususunu konu edindik.
Hanefî ve Şâfiîlerin Miras hukukundaki ihtilafları ve bu ihtilafların pratik neticeleri
İslam hukuk sisteminde şer'i hükümler kitap, sünnet, icma ve kıyas dediğimiz asli delillerden ve istihsan, istishab, kavli sahabi gibi tali delillerden elde edilir. Edille-i şer'iyye denilen bu kaynaklar, müçtehit imamlarımızın hüküm istinbatında başvurduğu temel kaynaklar ve yöntemlerdir. Bunun neticesinde farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Fıkhi mezhepler arasında doğan ihtilaflı meselelerin temelinde müçtehit imamlarımızın usul farklılıkları yatmaktadır. Bu farklılıktan kaynaklanan ihtilaflar insanlara rahmet olmuştur. Bu farklı görüşlerin irdelenip gün yüzüne çıkarılması güncel hayatımızda birçok problemin çözülmesine yardımcı olmaktadır. Yapılan bu çalışmada, İslâm hukukunun önemli dallarından olan Miras Hukuku ile ilgili hususlarda fıkıh hazinemizin iki değerli mezhebi Hanefî ve Şâfiî mezheplerinin farklı görüşleri tespit edilerek her iki mezhebin yaklaşımları incelenmiş ve pratikteki neticeleri tespit edilmiştir. Bu ihtilaflar ve delilleri tespit edilirken bu alanda yazılmış olan muteber eserler ve yapılan çalışmalar esas alınmış ve iki mezhep arasındaki farklı görüşler tahlil ve mukayese edilmiştir. Tezimiz bir giriş, iki ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte araştırma konusu ve kapsamı, araştırmanın önemi, kaynak araştırma ve yöntemi gibi konulara değinilmiştir. Birinci bölümde miras hukukunun mahiyeti ve miras hukukunun genel konuları ana başlıklar altında ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Hanefîler ve Şâfiîler arasında meydana gelen ihtilaflar incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise miras taksiminde ortaya çıkan problemlerin mezheplerin ortaya koyduğu yöntemlerle nasıl çözüldüğü ve neticeleri belirlenmiştir.
The relationship between perfectionism, disconfirmation sensitivity, gap between expected and perceived service quality, customer satisfaction and revisit intention: A research in a hotel
The aim of this study is to reveal the relationship between perfectionism, disconfirmation sensitivity, gap between expected and perceived service quality, customer satisfaction and revisit intention in hotel enterprises. For this purpose, a survey of 400 customers of a hotel in Beylikdüzü was conducted. In addition to demographic characteristics, the survey includes scales of service quality, disconfirmation sensitivity, perfectionism, customer satisfaction, and revisit intention. As a result of the study, it was understood that customer satisfaction and perceived service quality vary according to personal characteristics such as perfectionism and disconfirmation sensitivity. In other words, it was discovered that personal qualities such as perfectionism and disconfirmation sensitivity influence customer satisfaction and perceived service quality. In addition, there is a positive relationship between customer satisfaction and revisit intention. In the light of this information, it is important for both the literature and the hotel industry to realize the necessary new approaches.
The World Trade Organization's role for developing countries under the agriculture negotiations
The World Trade Organization (WTO) as the successor of the General Agreement on Tariffs and Trade (GATT) was established in 1995. Since WTO provides a platform for coping with trade disputes and observing national trade policies, it is considered as the guardian of rule-based, fair and competitive global trading system. WTO is a highly controversial organization. WTO is generally criticized on the grounds that it is an institution where only developed countries' interests are considered. From WTO opponents' view, WTO is a "rich man's club" which benefits Developed Countries more than Developing Countries. Apart from its mission of liberalising international trade, the WTO also aims to help developing and least developed countries to integrate into the global trade and support their development process. As an explicit indication of the crucial place of development in the WTO's work, the concept of Special and Differential Treatment (S&DT) was integrated into all WTO agreements and these S&DT provisions give special rights to developing and least-developed countries in undertaking their commitments. The main aim of this thesis is to put forward developing countries' competence to shape WTO negotiations and their effectiveness in decision-making process. This thesis focuses on S&DT provisions in the WTO's Agreement on Agriculture and S&DT instruments under WTO agriculture negotiations. The analysis made from the dimension of the WTO agriculture negotiations in this study provides proofs demonstrating that WTO is not driven solely by the interests of developed countries.
Affect with other: Self- and affect-discrepancy in personal and impersonal contexts
The study aimed at investigating the effects of the discrepancy between different types of self and between different types of affect across various personal/interpersonal and impersonal contexts on psychological symptomatology. For the purposes of this study, personal contexts were interactions with father, with mother and with best friend, and impersonal contexts were activities during entertainment, during rest and at school. This study employed the psychoanalytic theories of self-with-other and familial self, cross-cultural theory of affect valuation and context-sensitive self and social psychological theory of self-discrepancy and attempted to arrive at a more integrated conceptualization of self and affect, that is, affect-with-other. The data were collected from 375 mostly undergraduate students, who completed modified versions of the Selves Questionnaire and the Affect Valuation Index for the contexts of father, mother, best friend, entertainment, rest and school to assess self- and affect-discrepancy across different contexts. The participants also completed the Expanding Self Scale to assess self-construal and the Brief Symptom Inventory to assess psychological symptomatology. Overall, the results revealed that ideal/actual self-discrepancy indicated psychological symptomatology but ought/actual self-discrepancy did not for the current sample. Expanding self indicated higher ideal/actual and ought/actual discrepancy with father and lower ideal/actual and ought/actual discrepancy with mother. In terms of affect discrepancy, low ideal/actual high arousal negative affect-discrepancy with father indicated higher symptomatology whereas high ideal/actual high arousal negative affect-discrepancy with best friend indicated higher symptomatology, suggesting that relationship with best friend might serve a compensatory function. Findings regarding self- and affect-discrepancies at school suggested that for the current sample, school is a personal rather than impersonal context. Structural equation models for self-discrepancy and affect-discrepancy indicated that the proposed modes fit the current data, providing support for the conceptualizations of affect-discrepancy and affect-with-other.
Compromise at the juridical disputes According to the Legislative Decree Numbered 659
In this study, the provisions with respect to the compromise of the Legislative Decree Numbered 659 that are to be applied in case of settlement of the disputes by using compromise in which the public authorities are the party have been observed. The compromise, which means to end disputes without the need to a court decision through an agreement between parties, has been regulated both in the Code of Civil Procedure Numbered 6100 and the Legislative Decree Numbered 659. In this sense, firstly the concept of compromise has been observed in general and then the provisions that are regulated in the Code of Civil Procedure and the Legislative Decree Numbered 659 have been handled in details and lastly the differences between the concerned Code and the Legislative Decree have been compared. Key Words: Compromise Agreement, Compromise before Court, Legislative Decree Number 659, Code of Civil Procedure Numbered 6100
Dispute settlement in Turkey: A case of dispute resolution process in istanbul
This thesis examines traditional and informal dispute resolution practices used by Kurds in Istanbul, who were internally displaced in the 1990s and migrated to Istanbul, for handling their daily disputes. It discusses that individuals and communities try to use the best options or easiest methods for handling their daily disputes as well as they try to use informal legal mechanisms through which they can maintain their customary law or traditional legal practices. More specifically, this thesis focuses on how displaced Kurds in Istanbul handle their disputes and how they maintain their customary law and traditional practices through using an informal dispute resolution process. When Kurds confronted with disputes, it is common to use their own traditional methods, customary ways, and informal practices, which they also carried to urban areas. This thesis demonstrates that customary and traditional legal practices used by Kurds can be implemented in a well-organized manner in urban area.
Kamu sektöründe işçi sendikacılığı ve küreselleşmenin etkileri
DOKTORA TEZ OZU TÜRKİYE'DE KAMU SEKTÖRÜNDE İŞÇİ SENDİKACILIĞI VE KÜRESELLEŞMENİN ETKİLERİ Deniz Kağnıcıoğlu İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ocak 1999 Danışman: Prof. Dr. Nüvit Gerek Türkiye'de Cumhuriyet'in kurulmasıyla birlikte izlenmeye başlanan ve o dönemin ekonomik ve sosyal koşullarının bir bakıma zorunlu kıldığı devletçilik politikası, özellikle 1960'lardan itibaren devletin ekonomideki ağırlığını arttırmıştır. Devletin savunma, eğitim gibi klasik fonksiyonlarının dışında, ekonomik ve sosyal alanda düzenleyici, müdahaleci ve giderek girişimci bir rol kazanmasıyla birlikte, ülkemizde kamu sektöründe büyük bir işçi kitlesi oluşmuştur. 1970'li yılların sonlarına kadar devlet, sosyal devlet ilkesinin de etkisiyle işveren olarak özel sektöre örnek olmuş, ücret, çalışma koşullan ve sosyal haklar açısından çok iyi imkanlar sağlamıştır. Gerek izlenen ekonomik ve sosyal politikaya bağlı olarak, gerekse yüzbinlerce işçinin çalıştığı işletmelerde kontrolü sağlamak amacıyla devlet kamu sektöründe sendikacılığı desteklemiştir. Getirilen yasal düzenlemeler ve uygulamalar sonucu kamu sektöründe sendikacılık özel sektöre oranla çok daha erken ve hızlı gelişmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'de kamu sektöründe devletin teşvik ve desteğiyle kurulan sendikaların ve toplu pazarlık düzeninin bu durumdan nasıl etkilendiği incelenmiştir. Ayrıca, 1980'li yıllardan itibaren küreselleşmeyle birlikte ortaya çıkan yeni devlet, ekonomi ve sendikacıülık anlayışının kamu sektöründe kolaycılığa alışmış sendikaları ne şekilde etkileyeceği değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Rusya ile ilişkiler bağlamında Türkiye'nin Ukrayna krizine yönelik politikaları
Bu araştırmada Türkiye'nin dış politikası Ukrayna-Rusya krizi bağlamında detaylı bir şekilde analiz edilmektedir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte bağımsızlığını kazanan Ukrayna ve Rusya arasında olan ilişkiler, son yıllara kadar Rus kontrolü altında ve sorunsuz bir şekilde devam etti. Fakat özellikle Ukrayna'da hakim olan liberal akım ve Batı ile yakınlaşmanın ardından Rusya ile Ukrayna arasındaki ilişkiler gergin ve hatta çelişkili bir hal aldı. Bu çalışma, Türkiye'nin dış politikasının son yıllarda Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan krizi nasıl şekillendirdiğini tartışıyor. Ardından Kırım, Rusya-Ukrayna ilişkilerinin tarihsel süreci ve Türkiye'nin bu yöndeki politikası değerlendiriliyor. Son dönemde yaşanan kriz ve bu aşamaya giden süreçler anlatılmış, son olarak ise, çalışma boyunca Türkiye'nin krize ve gözetim politikasına ilişkin pozisyonuna ilişkin bilgiler genel bir değerlendirme ışığında verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Rusya, Türkiye, İlişkiler, Ukrayna Krizi, Uyuşmazlık, Politika.
Investigation sexual incompatibility cases in some apricot genotypes under field conditions and using molecular techniques
The objective of this study was to determine the sexual incompatibility cases in 89 F1 genotype obtained in 2003 and 2004 as a result of cross-breeding procedures conducted on Paviot and Levent parents. For this purpose, open pollination, isolation, and self-pollination works were performed under land conditions, and S allele specific PCR applications and DNA sequencing analyses were conducted in laboratory. Levels of pollen viability and pollen germination and pollen tube lengths of the genotypes and their pomological, phenological and morphological properties were also determined in 2007, 2008 and 2009.It was determined that while the rate of viable pollen in Paviot cultivar was higher than in Levent genotype, the rates of pollen viability in hybrid genotypes were between 21.8-81.3%. Similarly, the rates of pollen germination were 84.8% in Paviot cultivar and 54.7% in Levent genotype. The rates of pollen germination in F1 genotypes ranged between 11.4-96.3%.The isolation works conducted in 2008 and 2009, resulted a 40-70% fruit set was Paviot cultivar. This figure was 0 % for Levent genotype. On the other hand, in self-pollination studies, the fruit set was 36-52% in Paviot cultivar, whereas it was 0% in Levent genotype. Pollination works conducted in the land revealed that Paviot cultivar was self-compatible, whereas Levent genotype was self-incompatible. It was also determined that 56 of the hybrid plants had fruit set of less than 5% and were self-incompatible, whereas 33 of them were self-compatible.The results showed that ScS2 alleles were in Paviot cultivar, a self-compatible cultivar, whereas S52Sx alleles were in Levent genotype, a self-incompatible cultivars. Since the second allele of Levent genotype had not been detected in previous studies and this is a new allele. Another finding was that ScS52, ScSx, S2S52, and S2Sx alleles were present in 89 F1 genotype used in the study and 56 F1 genotype carried no Sc allele and was self-incompatible.
Türk Hukukunda grev hakkına ilişkin sınırlama ve yasaklar
Grev hakkı, insan haklarına ilişkin ayrımlarda sosyal haklar arasında yer almaktadır. Sosyal hakların büyük çoğunluğunun aksine, grev hakkının devlete olumlu edim yüklemeyen yanı baskındır. Özünde tepkisellik barındıran grev hakkının amacı; işverene baskı uygulayarak çalışma ilişkilerine dair taleplerin yerine getirilmesini sağlamaktır. Bu bağlamda grev hakkı; bağımlı çalışanların işverene karşı emek güçlerini kullanmak suretiyle karşı koymaları anlamına gelmektedir. Sözleşme ilişkisi bağlamında görülmekte olan işin durdurulmasına neden olan grev eylemi; işverenin yanı sıra üçüncü kişileri de etkilemektedir. Üstelik grev; işçi sınıfının en önemli aracı olması nedeniyle siyasi iktidar tarafından da tehdit olarak algılanan bir mücadele aracı niteliğindedir. Özellikle görülmekte olan işin temel nitelik taşıması halinde, grevin belli şartlar çerçevesinde kullanılması şarttır. Tüm bu sebepler grev eyleminin hukuki zemine oturtulmasını ve sınırlarının çizilmesini zorunlu hale getirmiştir. Grevin hak olarak kabulü ve sınırlandırılması, sosyal hakların hukuk dünyasında kabulüyle benzer bir seyir izlemiştir. Önce devletlerin hukuk sistemlerinde hak veya özgürlük olarak yer alan grev; zamanla uluslararası hukukta da hukuki güvence altına alınmıştır. Türk Hukukunda da grev hakkı, işçilere toplu iş uyuşmazlıklarında başvurabilecekleri bir mücadele aracı olarak tanınmıştır. Ancak hakkın kullanılması şekil şartlarına tabi tutulmuş ve greve son çare olarak başvurulması prensibi benimsenmiştir.
İnternet alan adı uyuşmazlıkları ve çözüm yolları: Karşılaştırmalı bir analiz
İnternetin hızlı gelişimi, web sitelerine erişimde belirteç görevi gören alan adlarına ilişkin uyuşmazlıkların artmasına neden olmuştur. Mevcut hukuki düzenlemeler, alan adına ilişkin çıkan farklı uyuşmazlıkların çözümünde yetersiz kalmaktadır. Her geçen gün farklılaşan bu uyuşmazlıklara uygulanabilecek en yaygın çözüm yolları dava açmak veya uyuşmazlık çözüm mekanizmasına başvurmaktır. Bu çalışmada, özel hukuk çerçevesinde hem Türk hem de Amerikan hukukunda alan adına ilişkin hukuki düzenlemeler incelenmektedir. Ayrıca, uyuşmazlıklara uygulanabilecek en genel çözüm yolları ele alınmaktadır. Böylece mevcut çalışma, uyuşmazlıklarla karşı karşıya kalan hak sahiplerine yararlı bilgiler sunmaktadır.
Muhtelifü'l-hadîs ilmi çerçevesinde İbn Huzeyme'nin Sahîh'i
Malum olduğu üzere Muhtelifü'l-hadîs, hadîs ilimleri içerisindeki en zor disiplinlerden biridir. Bununla birlikte, hicrî ikinci asrın son çeyreğinden itibaren bu sahaya dair pek çok kayda değer eser ortaya konmuştur. Bu bağlamda bizim çalışmamızda da; hicrî üçüncü asır âlimlerinden İbn Huzeyme'nin mezkûr disipline ilişkin yorumları, mukayeseli olarak değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Giriş ve üç bölümden oluşan çalışmanın Birinci Bölüm'ünde; İbn Huzeyme'nin hayatı ve ilmî kişiliği ile kavramsallaşma sürecinde Muhtelifü'l-hadîs ilminin gelişim safhaları ele alınmakta; İkinci Bölüm'de, müellifin hadisçi kimliği, gerek senet gerekse metin merkezli tetkîke açılmakta; Üçüncü Bölüm'de ise bu ilme ait kriterler, İbn Huzeyme'nin kullanışı açısından örnekler eşliğinde tespite çalışılmaktadır. Yaşadığı dönem itibarıyla farklı mezhebî eğilimlere mensup ulema tarafından görüş ve eser türünden bu ilme dair oluşmuş birikim yanında, alanın bir diğer otoritesi olan İbn Huzeyme'nin tetkîke konu edilmesi; kendisinin fikir ve tasarrufları üzerinden farklılığını ortaya koyacak ve ilgili disiplin içerisindeki yerinin görülmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar Kavramlar: Muhtelifü'l-hadîs, İbn Huzeyme, Teâruz, Müşkil, İhtilâf
Şirketler Hukukundan doğan uyuşmazlıklarda tahkim
Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden biri olan tahkim, tarafların şirketler hukukundan doğan uyuşmazlıkların çözümü için başvurabilecekleri alternatif yargılama olarak tanımlanır. Pek çok uyuşmazlıkta tahkim yoluna başvurulabileceği gibi şirketler hukukundan doğan uyuşmazlıkların çözümü tarafsız hakem kurulu tarafından çözüme kavuşturulabilir. Türk hukukunda, şirketler hukuku uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliğine ilişkin düzenlemeler yetersiz kalmaktadır. Nitekim Türk Ticaret Kanunu ve ilgili diğer kanunlar şirketler hukukundan doğan uyuşmazlıkların çözümünde tahkim yoluna ilişkin özel bir düzenleme getirmemekle birlikte bu yönde yasaklayıcı düzenlemede bulunmamaktadır. Bu tezin amacı, şirketler hukukunda uyuşmazlıkların çözümünde tahkime elverişlilik üzerinde durmaktır. Tahkimin tanımı, önemi ve şirketler hukuku uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliği incelenmekle birlikte doktrinde ileri sürülen görüşler ele alınmıştır.
The place of beauty in the community: Re-thinking Kant
This thesis is aimed to inquire into the changing conditions of our aesthetic experience in the face of contemporary art within the framework of a historical path. Kant's aesthetic theory is the source of the concept of aesthetic experience. Kant's aesthetic theory includes the judgement of beauty as well as subjectivity and objectivity. In the context of the historical path, this subjectivity-objectivity relationship, which originates from Kant, can also be read as an individual-society relationship. It is Kant's concept of common sense that places this reading within the framework of the individual-society relationship. Kant's parting of this concept from the 'common understanding' has enabled us to turn to the concept of 'community', which allows for the aesthetic field to be read through the field of politics. In parallel to this, Lyotard carried out a re-reading of Kant in the ethical field based on the feeling of the sublime. The significance of this reading of Lyotard for our thesis arises from the fact that it implements a split in the course we tried to create historically by way of the concept of meta-narrative. Next, Rancière emphasized the co-existence of art and politics, which enabled the expansion of our aesthetic experience of contemporary art. As political subjects, the individual-society relationship is based on dissensus rather than a consensus. When we consider art as a stimulus, Rancière's idea of the community as being together but apart becomes meaningful through the idea of the community we are trying to extract from Kant. Key Words: Aesthetic Experience, Beauty, Meta-Narrative, Aesthetic, Community, Common Sense, Different, Dissensus
Futbol uyuşmazlıklarının tahkim yoluyla çözümü
"Futbol Uyuşmazlıklarında Tahkim" konusunda yazılan eserlerin sayısı oldukça azdır. Ayrıca mevcut eserlerde futbol uyuşmazlıklarının tahkim yoluyla çözümünde meselenin daha çok TFF boyutu ele alınmış; futbol uyuşmazlıklarının ihtiyari tahkim ya da mahkemelerde çözümü üzerinde yeterli ölçüde durulmamıştır. Çalışmamızda, doktrinde yeterli ölçüde incelenmemiş olmakla beraber uygulamada oldukça önem taşıyan "Futbol Uyuşmazlıklarının Tahkim Yoluyla Çözümü" konusu bütün yönleriyle incelenmiş; sadece TFF bünyesinde gerçekleştirilen tahkim değil futbol uyuşmazlıklarının TFF dışında diğer ulusal ya da uluslararası tahkim merkezlerinde çözümünün yanı sıra ad hoc tahkim yoluyla çözümü üzerinde de durulmuştur.
Russian foreign policy towards Estonia: Cooperation or conflict?
Russia and Baltic states have been maintaining a conflictual relationship since the end of the Cold War. Having been formerly a part of the Soviet Union and regained their independence in 1991, they have been retaining their position in Russia's near abroad and sphere of influence. Therefore, they are still holding geopolitical significance for Russia. During the 1990s, Baltics set goals of EU and NATO memberships for themselves while Russia was going through a difficult transition process in the new world order that is no longer bipolar and strongly objected to Baltic states' participation in NATO. When Russia began to improve its relationship with the US and NATO after September 11, it seemed like it could finally accept the alliance's enlargement toward the states in Eastern Europe, particularly Baltics. However, in reality, NATO's decision to add Baltics into the alliance was more difficult for Russia to tolerate. Meanwhile, Russia had just begun to gain back its economic and political strength while relations with the countries in its near abroad were not going well. As there has been an important share of Russian population in the Baltic states, especially in Estonia, Russia went on intensifying its campaign to fight the discrimination against Russian minority with the intention of preventing its NATO membership due to the citizenship policy of the country. However, Baltic states joined NATO regardless of Russia's efforts and went on to pursue hard line policies against Russia in parallel with the security threats they have been perceiving following the Russia-Georgia War. As Russia was no longer in a weak position compared to its state in the 1990s, it demonstrated its great power ambitions whilst increasingly becoming opposed to the unipolar world order led by the West, particularly the US which has been aiming to assert influence in Europe through NATO. As a result, Russian foreign policy towards Estonia and Baltics as a whole is not only shaped by the mutual issues of both sides, but also shaped by the international events and a broader network of interests of great powers.
İslam hukukunda evlilik nafakasıyla ilgili ihtilaflar ve çözümü
Aile toplumun temelini oluşturduğu için İslam dini aileye büyük önem vermektedir. İslam dininde neslin korunması ve devamının sağlanması ancak sahih bir nikâh akdi ile mümkündür. Nikâh, hem kadına hem de kocaya birtakım hak ve sorumluluklar yüklemektedir. Nafaka da bunlardan biridir. Evlilik neticesinde koca, nafaka borçlusu sıfatını alırken; kadın ise nafaka alacaklısı sıfatını almaktadır. Bu kapsamda koca, kadının yiyecek, içecek, mesken, temizlik gibi temel ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür. İslam hukukuna göre kocanın nafaka yükümlülüğü için kadının birtakım şartları taşıması gereklidir. Bu şartlar yerine getirilmediğinde kadın, nafaka hakkını kaybeder. Fakihler tarafından bir kadının nafaka hakkını kaybetmesinin en önemli sebebi nüşûz olarak kabul edilmektedir. Hangi fiillerin nüşûz kapsamında olduğu hususunda fakihler arasında içtihat farklılıkları bulunmaktadır. Evlilik birliği devam ederken erkeğin yerine getirmesi gereken en önemli yükümlülük olan nafaka konusunda eşler arasında bazı anlaşmazlıklar yaşanabilir. Tezimizin konusu, bu türden anlaşmazlıkların neler olduğunun tespiti ve ihtilaf durumunda fakihlerin önerdiği çözüm önerileridir. Çalışmamızda boşanma sonrası kadına ödenen iddet nafakası ve kan bağına bağlı olarak meşru kılınmış olan hısımlık nafakası kapsam dışı tutulmuştur. Tezin amacı evlilik nafakasına bağlı olarak eşler arasında yaşanan ihtilaflar hususunda İslam hukukçularının ortaya koymuş olduğu çözüm önerilerini tespit ederek analiz etmektir. Bunun için doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Bu bağlamda klasik fıkıh eserleri ve modern kaynaklar taranmak suretiyle evlilik nafakası hususunda eşler arasında ihtilaflı olan yirmi iki mesele tespit edilmiş ve bu meseleler tahlil edilmiştir. Sonuç olarak İslam hukukunun uhrevi boyutunun da bulunması nedeniyle bu tür anlaşmazlıkların öncelikle karı koca arasında çözülmesinin fukahâ tarafından tavsiye edildiği görülmüştür. Eşler arasında çözümün imkânsız olduğu durumlarda ise problemin mahkeme yoluyla çözüleceği hükme bağlanmıştır. Bu hükümlerle karşılıklı olarak karı-kocanın haklarının korunmaya çalışıldığı görülmektedir. Bu bağlamda klasik fıkıh eserlerinin nikâh ve talak bölümlerinin muhakeme usulü hususunda da bir veri kaynağı olduğu tespit edilmiştir.