Göz hastalıkları

333 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut ve kronik bipolar bozukluklarda optik koherens tomografi ile retina sinir lifi tabakası, ganglion hücre kompleksi ve makula kalınlığının değerlendirilmesi

Amaç: Bipolar bozukluk (BB) hastalarında optik koherens tomografi (OKT) ile retina sinir lifi tabakası (RSLT), ganglion hücre kompleksi (GHK) ve makulayı değerlendirmek. Yöntem: Prospektif olan çalışmaya, Şubat 2019-Aralık 2019 arasında HMKÜ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı tarafından takip edilen BB tip I tanısı alan 62 hastanın 62 gözü ile, kontrol amacı ile başvuran 63 sağlıklı gönüllünün 63 gözü dahil edildi. Hastalar; 5 yıl ve altı tanı süresi olanlar, 5 yıl üzeri tanı süresi olanlar ve tüm hastalar olarak 3 gruba ayrıldı. Kontroller; 1. kontrol, 2. kontrol ve tüm kontroller olarak 3 gruba ayrıldı. Tüm gruplara tam oftalmolojik muayene yapılıp, ardından OKT ile RSLT, GHK ve makula kalınlığı ölçümleri kaydedildi. Tüm grupların kendi kontrol grubuyla istatistiksel karşılaştırılması yapıldı. Bulgular: 5 yıl ve altı tanı süresi olan hastalarda; GHK açısından üst-temporal (81,25±7,35), üst (83,97±6,77), üst-nazal (84,66±6,43), alt-nazal (83,72±6,43), alt (81,75±7,52), alt-temporal (82,53±7,99); makula açısından santral (240,63±22,50), iç-temporal (304,13±16,74), iç-nazal (320,91±18,39), iç-üst (321,00±16,84), iç-alt (317,41±17,41); RSLT açısından temporal (69,03±9,50) kadranlarda anlamlı azalma saptandı. 5 yıl üzeri tanı süresi olanlarda, GHK açısından üst-temporal (79,37±7,22), üst (80,40±7,05), üst-nazal (80,97±9,44), alt-nazal (78,97±8,14), alt (76,87±11,23), alt-temporal (80,40±9,16); makula açısından iç-nazal (318,30±21,82), iç-üst (318,63±20,15), dış-üst (276,00±13,58), iç-alt (315,07±17,98); RSLT açısından temporal (112,27±21,94), nazal (115,57±22,67), üst (89,93±14,15) kadranlarda anlamlı azalma saptandı. Hastaların tümü değerlendirildiğinde, GHK açısından tüm kadranlarda [üst-temporal (80,34±7,29), üst (82,24±7,08), üst-nazal (82,87±8,18), alt-nazal (81,42±7,63), alt (79,39±9,73), alt-temporal (81,50±8,58)]; makula açısından santral (243,21±23,00), iç-temporal (301,16±39,59), dış-temporal (261,68±14,03), iç-nazal (319,65±20,00), iç-üst (319,85±18,40), dış-üst (279,65±13,60), iç-alt (316,27±17,59); RSLT açısından üst (115,24±19,52), nazal (66,92±11,68) kadranlarda anlamlı azalma saptandı (p˂0,05). Sonuç: BB hastalarında OKT ile tespit edilebilen dejeneratif değişiklikler olduğu gösterilmiştir. Bu değişiklikler, tanı süresi ile pozitif korelasyon göstermektedir. Anahtar kelimeler: Bipolar Bozukluk, Retina, Optik koherens tomografi.

Bipolar bozuklukGanglionGöz hastalıkları+4
Süleyman Koca
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Antihistaminik etkili oftalmik kontrollü salım gösteren farklı sistemler üzerinde çalışmalar

Alerji oküler yüzeyde en sık karşılaşılan hastalıklardan biridir. Oküler alerji tanısı konulduktan sonra genel olarak antihistaminik etkin madde ile tedavi edilmektedir. Ancak gözün doğal koruma mekanizması ve anatomisi ilaç taşıyıcı sistem için problem oluşturmaktadır. Gözyaşı ile atılım, drenaj, gözün alabildiği sıvı kapasitesinin düşüklüğü ve kornedan geçişin düşük olması gibi nedenler ilacın emilimini engellemektedir. Histamin H1 reseptörünü aktive eden olopatadin hidroklorür göz alerjisinde kullanılan ikinci nesil antihistaminik sınıfından antialerjik maddedir. Bu nesil antihistaminikler hastalarda daha az yan etkiye yol açmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada etkin madde olarak olopatadin hidroklorür kullanılmıştır. Oftalmik formülasyonların çoğu topik uygulama için göz damlası şeklinde hazırlanmaktadır. Ancak konvensiyonel oftalmik çözelti uygulamanın ardından gözden hızla elimine olup prekorneal alanda etkin maddenin etkin konsantrasyonunu sağlayamamaktadır. Bu çalışmada, ilaç salımını uzatmak için umut vaat edici olan polimerik nanopartikül, mikroemülsiyon ve in situ jelleşen sistemler hazırlanmıştır. Hazırlanan sistemlerin farklı sıcaklık ortamlarındaki davranışları kararlılık çalışması ile incelenmiştir. Farklı formülasyon tipinin göz yüzeyinde kalma süresi koyunlarda karşılaştırılmıştır. Piyasa preparatına oranla daha uzun süre gözde kalabilen oküler sistemler başarıyla hazırlanmış ve istenilen oftalmik özelliklerin sağlandığı belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Olopatadin hidroklorür, Oküler, Polimerik nanopartikül, Mikroemülsiyon, İn situ jelleşen sistem

Göz hastalıklarıHipersensitiviteMikroemülsiyon+5
Umay Merve Güven
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Şaşılık cerrahisinin refraksiyon ve biyometri ölçümleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmaya Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniğine başvuran ve şaşılık nedeniyle ameliyat edilen 100 hastanın 145 gözü dahil edildi. Hastalar iç rektus kas cerrahisi yapılanlar (grup 1), dış rektus cerrahisi yapılanlar (grup 2) ve hem iç hem de dış rektus cerrahisi yapılanlar (grup 3) olarak 3 gruba ayrıldı. Hastaların biyometri ve refraksiyon değerleri ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 2. hafta ve 6.ayda ölçüldü. Cinsiyetler arasında hiçbir parameterede anlamlı fark bulunamadı. Aksiyel uzunlukta tüm hastalarda (23.47±1.19 -> 23.49±1.19 -> 23.52±1.22) ve özellikle grup 2 de (23.47±1.18 -> 23.49±1.18 -> 23.53±1.21) anlamlı uzama olduğu görüldü. Santral kornea kalınlığındaki değişim (551.74±35.41 -> 549.38±35.53 -> 551.36±35.69) geç dönemde gerilemiştir. Ön kamara derinliği, Korneal çap ve Lens kalınlığında anlamlı değişim saptanmadı. Düz meridyen değeri tüm hastalarda (42.87±1.55 -> 42.92±1.55 -> 42.77±1.56) ve özellikle grup 2 hastalarda (42.94±1.55 -> 42.99±1.56 -> 42.85±1.56) anlamlı değişim gösterirken dik meridyende belirgin anlamlı değişim görülmedi. Sferik ekivalanda ise bütün hastalar (-0.87±3.11 -> -1.05±3.07) ve özellikle grup 2 hastalarda (-0.80±2.28 -> -1.0±2.28) miyopik kayma kısa dönemde anlamlıydı Bütün veriler değerlendirildiğinde anlamlı olsun veya olmasın erken dönemde oluşan değişimler geç dönemde gerilemektedir. Bu sebeple cerrahi sonrası takiplerde olası biyometrik ve refraktif değişimler göz ardı edilmemesi, gözlük için ileri dönem beklenilmesi önerilmektedir. Tüm kas ve çeşitteki cerahi müdahaleleri içeren, daha fazla hasta sayısını içeren daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: şaşılık, cerrahiye bağlı biyometri, cerrahiye bağlı refraksiyon

BiyometriCerrahi-gözGöz+3
Abdullah Divarcı
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ambliyop hastalarda göz aksiyel uzunluğu ve bazı ön kamara parametlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Ambliyop hastalardaki ön kamara paremetreleri ve aksiyel uzunluk değerlerinin değerlendirilmesi. Hasta-Metod: Çalışmaya çocuk yaş grubunda 80 kişi (40 normal, 40 ambliyop hasta) erişkin yaş grubunda ise 40 kişi (20 normal, 20 ambliyop hasta) dâhil edilmiştir. Hastalara tam bir oftalmolojik muayene yapıldı. Daha sonra, sırasıyla Pentacam- Scheimflug (Oculus®,Pentacam,Germany) ile ön segment değerlendirilmesi yapıldı ve ardından A-scan ultrasonografi (Opticon®, 2000 Hiscan, İtaly) kullanılarak göz ön-arka uzunlukları ölçüldü. Bulgular: Erişkin ambliyop hastalarda SKK ve KH değerlerinde normal erişkinlere göre istatiksel olarak anlamlı fark olmadığı; ÖKD, ÖKH ve AU değerlerinde ise istatiksel olarak anlamlı azalma saptandı. Çocuk ambliyop hastalarda ÖKH, SKK, KH ve AU değerlerinde istatiksel olarak anlamlı fark olmadığı; ÖKD değerinin ise istatiksel olarak anlamlı derecede azaldığı saptandı. Çocuk veya erişkin ambliyop hastaların ambliyop ve normal gözleri arasında ÖKH, ÖKD, SKK, KH ve AU açısından fark olmadığı saptandı. Çocuk ambliyop gruptaki hipermetropik ambliyoplarda, miyopik ambliyoplara göre sadece AU değerinde istatiksel olarak anlamlı azalma saptandı. Erişkin ambliyop gruptaki hipermetropik ambliyoplarda ise miyopik ambliyoplara göre sadece ÖKD değerinde istatiksel olarak anlamlı azalma saptandı. Normal çocuklarda, normal yetişkinlere göre sadece aksiyel uzunluktaki azalma istatiksel olarak anlamlı idi. Ambliyop yetişkinlerde ise ambliyop çocuklara göre sadece ÖKH?deki azalma istatiksel olarak anlamlı bulundu. AU?un ise ambliyop erişkinlerde ambliyop çocuklara göre istatiksel olarak arttığı saptandı. Sonuç: Erişkin ambliyop bireylerdeki ÖKD, ÖKH ve AU değerlerinin, normal gözlere göre istatistiksel olarak anlamlı değişim gösterdiği görülmüştür. Çocuk ambliyop bireylerdeki ÖKD ve AU değerlerinin, normal bireylere göre istatistiksel olarak anlamlı değişim gösterdiği görülmüştür. KH ve SKK açısından ise istatistiksel bir fark oluşmadığı görülmüştür.

AmbliyopiGözGöz hastalıkları+1
Behice Şuheda Duman
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Şizofreni hastalarında refraksiyon kusuru ile göz aksiyel uzunluğu ve bazı ön kamara parametrelerinin değerlendirilmesi

AMAÇ: Şizofren hastalarda refraksiyon kusuru, göz aksiyel uzunluğu ve bazı ön kamara paremetrelerinin değerlendirilmesi. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmada DSM IV-TR tanı kriterlerine göre şizofreni tanısı almış en az 2 yıldır antipsikotik kullanan 70 hasta (48 erkek, 22 kadın) ve yaş, cinsiyet, eğitim ve sosyoekonomik düzey açısından benzer 60 sağlıklı kontrol grubu (35 erkek, 25 kadın) alındı. Hasta ve kontrol grubuna tam bir oftalmolojik muayene yapıldı. Daha sonra Pentacam-Scheimflug (Oculus®, Pentacam, Germany) ile ön segment değerlendirilmesi yapıldı ve ardından Optik biyometri ( Lenstar 900 LS; Haag Streit Köniz, İsviçre ) kullanılarak göz ön-arka uzunlukları ve lens kalınlığı ölçüldü. Hasta grubuna psikiyatri kliniğinde BPRS, SAPS ve SANS ölçekleri uygulandı. BULGULAR: Şizofrenlerde ve kontrol grubunda hafif miyopik şift tespit edilmekle beraber aralarında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark yoktu (p>0.005). Şizofren hasta grubu ile sağlıklı kontrol grubu kornea hacmi (KH), ön kamara hacmi (ÖKH) ve ön kamara derinliği (ÖKD) açısından karşılaştırıldığında, şizofrenlerde KH, ÖKH ve ÖKD istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha düşüktü (sırasıyla p=0.026, p=0.014, p=0.048 ve p=0.005). Lens kalınlığı açısından her iki grup karşılaştırıldığında, şizofren hastalarda lens kalınlığı istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha kalındı (p=0.006). Şizofren hastalarda Pozitif Semptomları Değerlendirme Ölçeği (SAPS) değeri ile silendirik değer arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulundu (p=0.008). Göz aksiyel uzunluğu, silendirik değer, pupil çapı, keratometrik ortalama değeri ve ön kamara açısı değerlendirilmesinde hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0.05). SONUÇ: Şizofren hastalar ile sağlıklı kontrol grubu arasında refraksiyon kusuru açısından anlamlı bir fark tespit edilmedi. Şizofrenler ile kontrol grubu arasında ön kamara parametreleri yönünden bazı farklar bulundu. Ayrıca şizofrenlerde kullandıkları antipsikotiklere bağlı bazı ön kamara parametrelerinde de farklılıklar mevcuttu. Bu sonuçlar bize şizofrenlerde klinik ve yapısal farklılıklar olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar kelimeler: Şizofreni, refraksiyon kusuru, ön kamara parametreleri, pentakam, optik biyometri, antipsikotik ilaçlar

BiyometriGözGöz hastalıkları+5
Sinem Keser
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alt oblik kas zayıflatma girişimlerinde etkinlik değerlendirilmesi

Alt oblik kas hiperfonksiyonu(AOHF) tedavisinde farklı cerrahi prosedürler uygulanmaktadır. Miyektomi, dizinsersiyon, geriletme ve anteropozisyon bu amaçla en sık kullanılan yöntemlerdir. Farklı çalışmalarda bu cerrahi yöntemleri başarı oranları belirtilmiştir. Cerrahlar başarı oranları, kolay uygulanması ve avantaj-dezavantaj özelliklerine bakarak değişik yöntemleri tercih etmektedir. Bu çalışmada AOHF'u olan128 hastanın 207 gözüne tenotomi, AOHF ve DVD'si olan 55 hastanın 104 gözüne anteropozisyon uygulandı. Operasyon sonrası 1.ay, 3.ay ve son muayene verileri değerlendirildi. Dizinsersiyon uygulanan gözlerde %95,65 başarı , %2,41 rezidüel hiperfonksiyon ve %1,93 lük hipofonksiyon oranları saptanırken, anteropozisyon uygulanan gözlerde %87,5 başarı, %10,57 rezidüel hiperfonksiyon ve %1,92 hipofonksiyon oranları tespi edildi. Hiçbir hastada adherens sendromu ya da anti-elevasyon sendromu görülmedi. Sonuç olarak, AOHF tedavisinde dizinsersiyonun düşük komplikasyon riski ve tatmin edici sonuçlar verdiğini düşünüyoruz. AOHF ve DVD'nin birlikte olduğu olgularda anteropozisyon işlemi uygun bir tedavi şeklidir. Her iki yöntemin de etkili ve güvenilir cerrahi yöntemler olduğu saptanmıştır.

Cerrahi-gözGen aktarımıGöz+3
Faruk Balıca
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Derin Anterior Lameller keratoplasti (DALK) anatomik ve fonksiyonel sonuçları

Çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları anabilim Dalı'nda DALK endikasyonu konulan ve Ocak 2015- Haziran 2021 tarihleri arasında bu endikasyonla operasyona alınan 120 hastanın verileri derlendi. Çalışmada hastaların, demografik verileri, cerrahi endikasyonları, intra-operatif komplikasyonları, post-operatif komplikasyonları, post-operatif uygulanan tedavileri, pre-operatif ve post-operatif görme keskinliğine ait verileri, otorefraktometreden elde edilen verileri ve korneal topografiden elde edilen verileri kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların ortalama yaşı 31,5 yıl ve erkek cinsiyet oranı %51,7'dir. Vakaların %15,8'ine intraoperatif dönemde PK uygulandı. İntraoperatif PK uygulanması üzerine en etkili faktörün diseksiyon tipi ve makro perforasyon gelişmesi durumu olduğu saptandı. DALK uygulanan hastalarda en sık gözlenen komplikasyonların çift ön kamara gelişmesi (%9,9) ve erken sütur gevşemesi olduğu bulundu (%7,9). Postoperatif dönemde sekiz hastada katarakt, altı hastada glokom geliştiği ve toplam yedi hastaya PK uygulandığı gözlendi. Postoperatif dönemde otorefraktometreden elde edilen refraksiyon ve keratometri değerleri arasında gruplar arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Postoperatif dönemde korneal topografide ölçülen simK1 değeri distrofi grubunda, hem keratokonus grubuna göre hem de herpes grubuna göre düşük saptandı ancak anlamlı bulunmadı (p=0,133). SimK2 değeri ise keratokonus grubunda diğer gruplara göre anlamlı olarak yüksek saptandı (p=0,010).Çalışma sonucunda elde ettiğimiz verilere göre hastaların operasyon sonrası dönemde hem klinik muayene hem otorefraktometre hem de korneal topografi verilerine göre takip edilmesi oldukça büyük önem arz etmektedir. Özellikle DALK sonrası katarakt cerrahisi uygulandığında çok dikkatli ve özenli olunmalıdır yoksa operasyon sırasında greftin zarar görme ihtimali yüksektir.

Cerrahi-gözGöz hastalıklarıKeratokonus+3
Murat Mercanlı
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Distiroid oftalmopatisi olan hastalarda oküler kan akım özelliklerinin optik koherens tomografi anjiyografi ile değerlendirilmesi

Bu kesitsel prospektif çalışmanın amaçı aktif, inaktif distiroid oftalmopatisi (DO) olan hastaların Optik Koherens Tomografi Anjiyogafi (OKT-A) bulgularını aynı demografik özelliklere sahip sağlıklı gönüllülerin bulgularıyla karşılaştırmak yanında aktif DO'si olan hastaların pulse steroid tedavi öncesi-sonrası OKT-A bulgularını karşlaştırmaktır. Çalışmaya 20 aktif DO hastasının 40 gözü, 20 inaktif hastanın 40 gözü ve 20 sağlıklı gönüllünün 40 gözü dahil edildi. Tüm gruplara kapsamlı göz muayenesi yapıldıktan sonra OKT-A çekildi. İnaktif ve aktif hasta grubunda sağlıklı kontrol grubuna göre yüzeyel kapiller pleksus (YKP) ve derin kapiller pleksus (DKP) vaskülar dansite (VD) düşük saptanmasıyla birlikte inaktif grupta YKP tüm alan, üst yarı ve parafoveal inferior VD sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu (P<0,05). DKP tüm alan, üst yarı, parafoveal bölge ve parafoveal nazal VD aktif ve inaktif gruplarda Kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu (P<0,05). Peripapiller tüm alan, alt yarı VD aktif hastalarda inaktif ve kontrol grubuna anlamlı derecede düşüktü (P<0,05). Gruplar arasında santral maküla kalınlığı (SMK), foveal avaskülar zon (FAZ) alanı, dış retinal kapiller kan akım alanı (DRKKAA), koryokapillaris kan akım alanı (KKAA), peripapiller retina sinir lif tabaka (RNFL) kalınlığı açısından fark bulunmadı (P>0,05). Aktif DO hastalarında SMK, YKP tüm alan, üst yarı ve parafoveal VD, tedavi öncesine göre tedavi sonrasında anlamlı derecede düşüktü (P<0,05). Peripapiller RNFL, üst yarı, alt yarı, nazal-süperior, nazal-inferior ve inferior-nazal kadranlarda RNFL kalınlığı, tedavi öncesine göre tedavi sonrasında anlamlı derecede düşük bulundu. Peripapiller kapiller ve DKP VD, DRKKAA ve KKAA, FAZ alanı ve tonus açısından tedavi öncesi ve sonrası fark yoktu (P>0,05). Hertel ekzoftalmometre değeri ve klinik aktivite skoru (KAS) tedavi öncesine göre tedavi sonrasında anlamlı düzeyde düşük bulundu (P<0,05). OKT-A'nin DO tanı ve takibinde yüksek kullanım potansiyeli mevcuttur. Bu nedenle bu konu ile ilgili daha fazla çalışma yapılabilir.

AnjiyografiGöz hastalıklarıKan akış hızı+4
Hedayatullah Mohammadı
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi göz hastalıkları polikliniğinde takipli medikal tedavi alan glokom tanılı hastalarda COVİD--19 salgınının etkileri

Bu çalışmanın amacı, göz hastalıkları polikliniğinde takipli medikal tedavi alan glokom tanılı hastalarda COVID-19 salgınının etkilerinin değerlendirilmesidir. Araştırmaya 01.04.2020-01.10.2020 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Polikliniğine başvuran geçmişte düzenli takipleri ve poliklinik kayıtları bulunan 100 hasta dahil edilmiştir. Çalışmada sosyodemografik bilgiler yanında tedavi süreçleri ve COVID-19 pandemi süreci deneyimleri ile ilgili soruları içeren bilgi formu kullanılmıştır. Katılımcıların %17'si evde kalmaya uyum gösterememiştir. Kadınlar anlamlı farkla evde kalmaya daha fazla uyum göstermiştir. Çalışmayan katılımcılar çalışan katılımcılara göre ve evli olanlar evli olmayanlara göre anlamlı farkla pandemide evde kalmaya daha fazla uyum sağlamıştır. Katılımcıların %87'si pandemide market ve pazar gibi kalabalık ortamlara girmekten çekinmiştir. Market ve pazar gibi kalabalık ortamlardan kaçınanların yaş ortalaması daha yüksektir. Kadınların, maddi durumu yeterli olan, evli olan, kronik bir hastalığı olan ve çalışmayan katılımcıların COVID-19 pandemisinde kalabalık ortamlardan daha fazla kaçındıkları bulunmuştur. Kadınların erkeklere göre ve çalışmayan katılımcıların çalışan katılımcılara göre daha fazla eldiven kullandıkları sonucuna ulaşılmıştır. Pandemi döneminde katılımcıların %66'sı glokom hastalık belirtilerini yaşadığını ifade etmiştir. COVID-19 pandemisinde %47'sinde glokom medikal tedavisinde aksama olmuştur. Maddi durumu yetersiz olanların medikal tedavisinde anlamlı farkla daha fazla aksama olmuştur. Maddi durumunu yetersiz olanlar glokom belirtilerini anlamlı farkla daha fazla yaşamıştır. Katılımcıların %67'si COVID-19 pandemi döneminde göz muayenesine gidemediklerini bildirmiştir. Cinsiyet, medeni durum, maddi durum, kronik hastalık varlığı ve çalışma durumuna göre göz muayenesine gidememe durumunda anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Göz muayenesine gidemeyen katılımcıların yaş ortalamasının daha yüksek olduğu görülmüştür. Göz muayenesine gidemeyenler daha fazla glokom hastalık belirtileri göstermiştir. Anahtar Kelimeler: COVID-19, Glokom, Göz Muayenesi, Pandemi.

COVID 19Fizik muayeneGaziantep+2
Şeyma Çetin
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ekstraoküler kasların şaşılık cerrahisi öncesi ve sonrası manyetik rezonans görüntüleme ile değerlendirilmesi

Çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda Şubat 2019- Mart 2022 tarihleri arasında operasyon olmuş horizontal şaşılığı olan 5 yaş ve üzeri 31 hastanın verileri derlendi. Çalışmada hastaların, demografik verileri, cerrahi endikasyon verilen şaşılık bilgisi, operasyon öncesi muayeneleri, operasyon öncesi planlanan cerrahi ve MRG ile elde edilen verileri kaydedildi. Çalışmamızda orbital manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve LifeX yazılım programı yardımıyla ekstraoküler kasların değerlendirilmesi, ekstraoküler kasların operasyon öncesi ve sonrası değişikliklerin incelenmesini amaçladık. Çalışmaya dahil edilen hastaların ortalama yaşı 17,3 yıl ve erkek cinsiyet oranı %53,3'dür. Hastaların 12'sinde (%38,7) ezotropya 19'unda (%61,3) ekzotropya vardı. 23 hastaya bilateral geriletme, 5 hastaya geriletme ile rezeksiyon ve 3 hastaya bilateral rezeksiyon uygulanmıştı. Geriletme ve rezeksiyon cerrahileri karşılaştırıldığında; rezeksiyon cerrahisi geriletme cerrahisine göre daha büyük yaş grubuna uygulanmıştı (p=0,043). Operasyon sonrası 3. ay kontrollerinde rezeksiyon yapılan gözlerin geriletme yapılan gözlere oranla cerrahi başarısı daha yüksek olduğu saptandı. Geriletme yapılan gözlerde operasyon öncesi kayma miktarı arttıkça operasyon sonrası kalan kayma miktarı arttığı görüldü (r=0,748, p=0,001). Cerrahi plana uyuma bakıldığında; geriletme yapılan kaslarda ±1 mm kabul edilebilir hata payı içerisinde %90 oranla uyum saptandı. Kasların insersiyoların limbusa olan uzaklıkların intraoperatif ve LifeX yazılımı ile ölçümlerin karşılaştırılmasında; MRG ile LifeX yazılımın ±1 mm hata payı içerisinde %94 oranında başarılı ölçüm yaptığı görüldü. Kas hacimleri değerlendirildiğinde; ortalama iç rektusların operasyon öncesi ölçülen kas hacimleri (OÖÖKH) dış rektusların OÖÖKH'lerinden daha fazla bulunmuştur ancak istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur (p>0,05). Vücut kitle indeksi (VKİ) ile OÖÖKH arasında pozitif yönde çok güçlü bir korelasyon saptanmıştır (r=0,758, p=0,011). Rezeksiyon yapılan kaslarda rezeksiyon yapılan kas miktarı (RYKM) ile hacim değişikliği (HD) ve RYKM ile hacim değişiklik yüzdesi (HDY) arasında pozitif yönde çok güçlü bir korelasyon saptanmıştır (sırasıyla r=0,912, p=0,001 ve r=0,878, p=0,001)

Cerrahi-gözGöz hastalıklarıGöz kasları+2
Gazi Bekir Özçakmakcı
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Descemet membran endotelyal keratoplasti (DMEK) anatomik ve fonksiyonel sonuçları

Amaç: Çalışmamızın amacı Descemet membran endotelyal keratoplasti (DMEK) tedavisini tek merkez deneyimimiz ile inceleyerek bu tekniğin daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Gaziantep Üniversitesi Hastanesi'nde 2018-2023 tarihleri arasında DMEK yapılan 52 hastada retrospektif olarak gerçekleştirildi. Bulgular: Çalışmamızda hastaların 29'u kadın, 23'ü erkekti. Ortalama yaş 65,9 bulundu. Vakaların lens durumu 5'inin fakik, 44'ünün psödofak, 3'ünün afaktı. Hastaların 43'ünün endikasyonu büllöz keratopati, 2'sinin Fuchs endotelyal korneal distrofi, 4'ünün toksik anterior segment sendromu, 1'inin penetren keratoplasti sonrası dekompanse kornea ödemi, 1'inin travma sonrası kornea ödemi, 1'inin ise Chandler sendromuydu. Hastaların en iyi düzeltilmiş görme keskinliğinin (EİDGK) ve santral kornea kalınlığının (SKK) preoperatif ve postoperatif 6.aydaki değerleri karşılaştırıldığında anlamlı farklılık görüldü (p=0,001). Korneası saydam hastaların %51'inde postop EİDGK'nin 0.3 LogMAR üzerinde olduğu görüldü. Bu hastaların %25'inde ek retina patolojisi, %12,5'inde glokom, %4,1'inde üveit izlendi. Hastaların %13,4'üne rebubbling işlemi uygulanmış olup bunlarda EİDGK'nin daha az düzeldiği saptandı. Ek olarak rebubbling gereken hastalarda greft yetmezliği, lens kapsül desteği olmayan hastalarda ise Re-DMEK daha sık bulundu. Sonuç: Çalışmamızda DMEK tedavisinin korneanın endotelyal patolojilerinde başarı ile kullanılabildiği görüldü. Rebubbling prosedürü gereken hastalarda görmenin daha az düzeldiği ve greft yetmezliğinin daha sık geliştiği saptandı. Ayrıca DMEK hastalarına ek oküler patolojilerin eşlik edebildiği, bu patolojilerin de görmeyi etkilediği unutulmamalıdır.

Cerrahi-gözDescemet membran endotelyal keratoplastiGöz+7
Tansu Muazzez Baran
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Katarakt cerrahisinde preoperatif ön kamara parametreleri ile postoperatif refraktif sapma arasındaki ilişki

Katarakt Cerrahisinde Preoperatif Ön Kamara Parametreleri ile Postoperatif Refraktif Sapma Arasındaki İlişki Amaç Katarakt cerrahisindeki gelişmelerle birlikte postoperatif refraksiyon çok önemli hale gelmiştir. Bu çalışmada amacımız fakoemülsifikasyon-intraoküler lens (İOL) implantasyonu cerrahisinin Pentacam ile ölçülen ön kamara açısı (ÖKA), ön kamara hacmi (ÖKH) ve ön kamara derinliğine (ÖKD) olan etkisini araştırmak, bu parametreler ve İOL Master ile ölçülen aksiyel uzunluk (AL) ile postoperatif refraktif sapma arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Hasta ve Yöntem Ocak 2012-Haziran 2014 tarihleri arasında kliniğimizde fakoemülsifikasyon-İOL implantasyonu uygulanan 231 hastanın (105 erkek, 126 kadın) verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların dosyalarından yaşları, cinsiyetleri, biyomikroskobik muayene ile tespit edilen katarakt tipleri, Pentacam-Scheimpflug ile ölçülmüş preoperatif ve postoperatif 3. ay ÖKA, ÖKH, ÖKD değerleri, İOL Master ile ölçülmüş preoperatif AL değeri, ameliyat öncesinde hedeflenen refraktif değerleri, SRK-T formülü ile hesaplanan İOL gücü ve postoperatif 3. ayda otorefraktometre ile ölçülmüş refraksiyonların sferik eşdeğeri (sferik değer +silindirik değer/2) kaydedildi. Postoperatif refraktif sapma, Mean Error (ME =postoperatif refraksiyon -hedef refraksiyon) ve Mean Absolute Error (MAE =Mean error'un mutlak değeri) olarak hesaplanıp kaydedildi. Bulgular Katarakt cerrahisi uygulanan hastaların preoperatif ÖKA 30.2 ±12.1, ÖKH 130.7 ±41.2 ve ÖKD 2.6 ±0.4 iken katarakt cerrahisi sonrası ÖKA 42.7 ±5.8, ÖKH 172.1 ±28.2 ve ÖKD 4.1 ±0.7 olarak ölçülüp istatistiki anlamlı olarak artmıştır (p:0.001). Hastaların ME ile ÖKA, ÖKD, ÖKH ve AL arasında istatistiki anlamlı korelasyon saptanmamıştır. Ayrıca MAE ile ÖKA, ÖKD, ÖKH arasında istatistiki anlamlı korelasyon saptanmamıştır. MAE ile AL arasında düşük veya önemsiz korelasyon hesaplanmıştır. Sonuç Fakoemülsifikasyon cerrahisi sonrasında ölçülen ÖKA, ÖKH, ÖKD preoperatif değerlere göre anlamlı olarak artmaktadır. Preoperatif ÖKA, ÖKH, ÖKD ve AL ile postoperatif refraktif sapma arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmamıştır. Anahtar kelimeler: Fakoemülsifikasyon, Pentacam, İOL Master, refraktif sapma

Cerrahi-gözFakoemülsifikasyonGöz hastalıkları+7
Betül Şahan
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metforminin invitro retina pigment epiteli hücrelerinde fibrogenezise olan etkisinin incelenmesi

GİRİŞ:Proliferatif vitreoretinopati, retina dekolmanı cerrahisi sonrası nükslerin en önemli sebeplerinden biridir. Proliferatif vitreoretinopatinin patogenezi ile ilgili çalışmalarda, epitelyal mezenkimal dönüşüm sürecinin önemli bir rol oynadığı görülmüştür. Epitelyal mezenkimal dönüşüm; epitel hücrelerinin farklı fenotiplerini kaybettiği ve mezenkimal benzeri hücrelere dönüştüğü biyolojik bir süreçtir. Epitelyal-mezenkimal dönüşüm geçiren retina pigment epiteli hücrelerinin proliferasyon, göç etme, migrasyon ve kontraksiyon yeteneklerinde artış görülür. Bu sürecin sonunda proliferatif vitreoretinopatinin önemli bir parçası olan fibrozis gelişir. Epitelyal mezenkimal dönüşümün ana tetikleyicisi TGF-β dır. AMAÇ: Çalışmamızda daha önce farklı dokularda epitelyal-mezenkimal dönüşümü ve fibrogenezisi inhibe ettiği gösterilmiş olan metforminin, invitro retina pigment epiteli hücrelerinde TGF-β2 ile indüklenen epitelyal mezenkimal dönüşüm sürecine olan etkisi incelenmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM: İnvitro ortamda inkübe edilmiş insan retina pigment epiteli hücre grupları üzerine TGF-β2, metformin ve TGF-β2+metformin uygulandı. Uygulama sonrası, ATP testi ile hücre canlılığı, Western Blot protein elektroforezi ile ZO-1, α-SMA, vimentin, SMAD2 SMAD3, pSMAD2, pSMAD3 protein ekspresyonu, yara iyileşmesi testi ile hücre migrasyon düzeyi, kollajen jel kontraksiyon testi ile kontraksiyon düzeyi değerlendirildi; veriler kontrol grubu ile karşılaştırıldı. BULGULAR: Western Blot protein elektroforezinde epitelyal belirteç olan ZO-1 ekspresyonunun, TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı (p<0.05), TGF-β2+metformin grubunda ise kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptandı. Mezenkimal belirteç olan α-SMA ekspresyonunun, TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre çok yüksek düzeyde anlamlı olarak arttığı (p<0.001), TGF-β2+metformin grubunda bu artışın daha az olduğu (p<0.01) izlendi. Mezenkimal belirteç olan vimentin ekspresyonunda, TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre çok yüksek düzeyde anlamlı arttığı (p<0.001), TGF-β2+metformin grubunda bu artışın daha az olduğu tespit edildi (p<0.05). TGF-β/SMAD sinyal yolunun aktif proteinleri olan pSMAD2 ve pSMAD3 ekspresyonu değerlendirildiğinde, pSMAD2' nin TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre çok yüksek düzeyde anlamlı arttığı (p<0.001), TGF-β2+metformin grubunda ise kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde azaldığı tespit edildi (p<0.05). pSMAD3'ün TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre çok yüksek düzeyde anlamlı olarak arttığı (p<0.001), TGF-β2+metformin grubunda kontrol grubuna göre anlamlı fark olmadığı saptandı. Yara iyileşmesi testi sonuçlarında; hücre migrasyon düzeyinde, TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre çok yüksek düzeyde anlamlı artış izlendi (p<0.001), TGF-β2+metformin grubunda kontrol grubuna göre fark izlenmedi. Kollajen jel kontraksiyon testi sonuçlarında; kontraksiyon düzeyinde TGF-β2 grubunda kontrol grubuna göre çok yüksek düzeyde anlamlı olarak artış olduğu (p<0.001), TGF-β2+metformin grubunda bu artışın daha az olduğu saptandı (p<0.05). SONUÇ: Metformin, epitelyal-mezenkimal dönüşüm geçiren retina pigment epiteli hücrelerinde epitelyal belirteçlerin sentezini arttırmış , mezenkimal belirteçlerin sentezini ise azaltmıştır. TGF-β/SMAD sinyal yolundaki SMAD2 ve SMAD3 proteinlerinin fosforilasyonunu azaltarak bu sinyal yolunu baskılamıştır. Ayrıca metforminin, epitelyal-mezenkimal dönüşüm geçiren retina pigment epiteli hücrelerinin hücresel migrasyon düzeyini ve kontraksiyon düzeyini de azalttığı gözlenmiştir. Bu sonuçlar, metforminin invitro retina pigment epiteli hücrelerinde epitelyal-mezenkimal dönüşümü ve fibrogenezis gelişimini baskıladığını göstermektedir. ANAHTAR KELİMELER: Metformin, Proliferatif Vitreoretinopati, Epitelyal-Mezenkimal Dönüşüm, Retina Pigment Epiteli Hücreleri, TGF-β2

Epitel hücreleriGöz hastalıklarıMetformin+4
Rukiye Çetinkaya
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntravitreal enjeksiyon yapılan hastalarda tekrarlayan povidon iyot uygulamasının inflamatuar ve sitolojik etkisi

Amaç: Bu çalışmada tekrarlayan povidon iyot (PVI) uygulamasının intravitreal enjeksiyon yapılan hastaların gözyaşı film parametrelerine ve hayat kalitesine etkisinin araştırılması amaçlanmaktadır. Ayrıca tekrarlayan PVI maruziyetinin oküler yüzeye etkisini inflamatuar ve sitolojik açıdan değerlendirerek toksisitenin daha iyi anlaşılması hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya tek taraflı intravitreal enjeksiyon uygulanan yaşa bağlı makula dejenerasyonu (YBMD) hastaları ile sağlıklı bireyler dahil edildi. YBMD hastalarının son 1 yılda en az 3 defa intravitreal enjeksiyon olan gözleri IVI (intravitreal injection) grubunu, enjeksiyon olmayan diğer gözleri NIVI (non- intravitreal injection) grubunu oluşturdu. Sağlıklı bireylerin çalışmaya dahil edilen tek gözleri ise kontrol grubu olarak belirlendi. Çalışmaya dahil edilen tüm katılımcıların oküler yüzeyi muayene sırasında gözyaşı kırılma zamanı (GKZ), Schirmer testi ve Oxford boyanma skoru ile tetkik edildi. Katılımcıların oküler yüzeye bağlı şikâyetleri oküler yüzey hastalık indeksi (OSDI) anketi ile değerlendirildi. Ayrıca konjonktival impresyon sitolojisi ve gözyaşında inflamatuar sitokin [interlökin (IL)-1β ve IL-6] analizi için de örnek alındı. Bulgular: Çalışmada 52 YBMD hastasının 104 gözü (52 IVI, 52 NIVI) ile 51 sağlıklı bireyin 51 kontrol gözü yer almıştır. IVI grubunun NIVI ve kontrol grubuna göre GKZ anlamlı derecede daha düşük (sırasıyla p=0.011, p=0.008), Oxford boyanma skoru anlamlı derecede daha yüksek saptanmıştır (sırasıyla p=0.011, p=0.009). Schirmer testinde ise en düşük sonuç IVI grubunda (13.85 ± 10.56 mm) izlenmiş olmakla birlikte gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p=0.161). IVI grubunun OSDI skoru (36.81 ± 19.49) kontrol grubuna (27.93 ± 15.4) göre anlamlı derecede yüksek izlenmiştir (p=0.03). NIVI grubunun OSDI skoru (29.31 ± 17.5) IVI grubuna göre daha düşük tespit edilmekle birlikte gruplar arasında istatikstiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=0.078). Konjonktival impresyon sitolojisi analizinde IVI grubunun NIVI ve kontrol grubuna göre Goblet hücre sayısının anlamlı derecede daha düşük (sırasıyla p=0.027, p=<0.001), Nelson evrelemesi sonucunun ise anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır (sırasıyla p=<0.001, p=<0.001). Gözyaşında sitokin analizi sonucunda IVI ve NIVI grubunun kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek IL-1β ve IL-6 seviyelerine sahip olduğu izlenmiştir (p=<0.05). Enjeksiyon sayısının ve uygulanan ilaç molekülünün ise değerlendirilen parametreler ile anlamlı bir ilişkisi tespit edilmemiştir (p=˃0.05). Sonuç: Tekrarlayan PVI uygulamasının oküler yüzey üzerine sitotoksik hasar vererek goblet hücre kaybına ve epitel hücrelerinde skuamöz metaplaziye neden olduğu görülmüştür. Bunun sonucunda hastalarda gözyaşı film tabakasının stabilitesinin bozulduğu ve oküler yüzeye bağlı semptomların geliştiği saptanmıştır. Çalışmamızda sitokin analizinden elde edilen sonuçlar YBMD patogenezinde inflamatuar mekanizmaların yer aldığına işaret etmektedir. Ancak YBMD'ye bağlı gelişen bu inflamasyon nedeniyle de PVI ajanının inflamatuar etkisininin gösterilemediğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Povidon iyot, İntravitreal enjeksiyon, İmpresyon sitolojisi, Oküler yüzey, IL-1β, IL-6

EnjeksiyonlarGöz hastalıklarıPovidon iyot+3
Ersin Akbulut
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnce kornealı hastaların glokom riski açısından arka kutup asimetrisi analizi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada merkezi kornea kalınlığı ince olan, primer açık açılı glokom şüphesi tanısı konulan hastaların herhangi göz hastalığı bulunmayan sağlıklı olgularla maküler retina ve ganglion hücre kompleksi kalınlık değerleri karşılaştırıldı. Spektral-domain optik koherens tomografi (OKT) (Spectralis; Heidelberg Engineering) kullanılarak arka kutup asimetri analizi (AKAA) ile retina kalınlık ölçümlerinin ince kornealı hastalarda glokomu erkenden tespit etmedeki rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Ağustos 2022-Mart 2023 tarihleri arasında hastanemizin göz hastalıkları polikliniğine başvuran merkezi kornea kalınlığı (MKK) 500µm ve daha düşük olan rutin oftalmolojik muayeneleri sırasında primer açık açılı glokom şüpheli 31 hastanın 59 gözü ile 30 sağlıklı olgunun 60 gözü olmak üzere toplam 119 gözde AKAA yöntemiyle retina ve ganglion hücre kompleksi (GHK) kalınlığı değerlendirmeye alındı. Hastaların yaşı, cinsiyeti, göz içi basıncı (GİB), makula kalınlığı (MK), retina sinir lifi tabakası (RSLT) kalınlığı, ganglion hücre tabakası (GHT) kalınlığı, iç pleksiform tabaka (İPT) ve MKK değerleri kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen olgular MKK'sı ince olan primer açık açılı glokom şüpheli ve sağlıklı göz bulguları olanlar olarak iki guba ayrıldı. Değişken parametreler gruplara göre karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 55,36 ± 13,36 (dağılım aralığı 18-71)'tir. Katılımcıların 51'i (%83,6) kadın iken, 10'u (%16,4) erkeklerden oluşmaktadır. Çalışmaya katılanların 31'inde (%50,8) ince kornealı glokom şüphesi bulguları saptanmışken, 30 kişi ise (%49,2) normal göz bulgularına sahip olarak bulunmuştur. Yaş ve cinsiyet değerleri açısından glokom şüphesi bulunan hastalar ile kontrol grubundaki olgular arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Glokom şüphesi grubunda total makula kalınlığı (T-MK), üst hemisfer makula kalınlığı (S-MK), alt hemisfer makula kalınlığı (İ-MK) ve zonlara ayrılmış olarak zon 1 total makula kalınlığı (Z1 T-MK), zon 1 üst hemisfer makula kalınlığı (Z1 S-MK), zon 1 alt hemisfer makula kalınlığı (Z1 İ-MK), zon 2 üst hemisfer makula kalınlığı (Z2 S-MK) değerleri kontrol grubu değerlerine kıyasla istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Glokom şüphesi grubunda superior peripapiller retina sinir lifi tabakası (S-ppRSLT) ve inferior peripapiller retina sinir lifi tabakası (İ-ppRSLT) değerleri kontrol grubu değerlerine kıyasla istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulunmuştur. Gruplar arasında ppRSLT, temporal RSLT (T-RSLT), nazal RSLT(N-RSLT), Z2 T-MK, Z2 İ-MK, Z3 MK, Z3 S-MK, Z3 İ-MK ve GHK kalınlık değerleri açısından istatiksel olarak anlamlı fark izlenmedi. Yaş ile retina kalınlığı ve ganglion hücre kompleksi kalınlığı korelasyon analizleri sonucunda istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Optik sinir başı çukurluk/disk oranı (c/d) ile ppRSLT korelasyon analizınde istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Peripapiller RSLT ile MK, GHK kalınlık değerlerinin korelasyon analizlerinde istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Göz hastalığı bulunmayan olguların üst ve alt hemisferler arasındaki fark araştırıldığında, Z2, Z3 MK, Z1, Z2, Z3 GHK kalınlıklarında ortalama alt hemisfer kalınlık değerlerinin üst hemisfer değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek tespit edilirken, Z1 MK'nın ortalama üst-alt hemisfer kalınlık değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Glokom şüphesi olan hastaların Z1, Z2, Z3 GHK kalınlıklarının ortalama alt hemisfer kalınlık değerlerinin üst hemisfer değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek tespit edilirken, Z1, Z2, Z3 MK'nın alt-üst hemisfer kalınlık değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Glokom şüphesi bulunan hastalar ile kontrol grubundaki olguların makula kalınlıklarının üst ve alt hemisferler arasındaki farkları (MK (S-I)) karşılaştırıldığında ve ayrıca ganglion hücre kompleksi kalınlıklarının üst ve alt hemisferler arasındaki farkları (GHK (S-I)) karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi. Sonuç: Bildiğimiz kadarıyla bu çalışmamız ince kornealı glokom şüphesi olan hastalarda AKAA yöntemi ile arka kutuptaki yapısal retina kalınlık değişikliklerini inceleyen ilk çalışmadır. Çalışmamızda AKAA'nın ince kornealı hastalarda normale göre makula kalınlık değerlerinin daha yüksek olduğu tespit edildiğinden, ince kornealı hastalarda glokomun erken tanısında ppRSLT'nin daha değerli olduğu sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Glokom şüphesi, arka kutup asimetri analizi, ince kornea, glokom, retina.

GlokomGözGöz hastalıkları+2
Khalıl Safarov
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yakın kızılötesi yansıma görüntülerinde optik disk patolojilerinin derin öğrenme ile sınıflandırılması

Amaç: Bu çalışmada optik disk ödemi ve psödopapilödeme ait Spektral Domain Optik Kohorens Tomografi (SD)-OKT çekimlerinin yakın kızılötesi yansıma (YKY) görüntüleri kullanılarak derin öğrenme (DÖ) ile uygun bir algoritma oluşturulması ve geliştirilen modelin etkinliğinin değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya detaylı oftalmolojik muayenesinde optik disk ödemi mevcut olan, 24 papilödem, 16 nonarteritik iskemik optik nöropati (NAİON), 12 santral retina ven oklüzyonu (SRVO), 3 demiyelinizan optik nöropati ve 5 diyabetik papillopatili hastanın toplam 158 görüntüsü, optik disk druseni mevcut olan 70, peripapiller hiperreflektif ovoid kütle benzeri yapıları (PHOKY) olan 62 psödopapilödem hastasının toplam 346 görüntüsü ile herhangi bir optik disk patolojisi olmayan sağlıklı 168 kişiden 336 göze ait optik koherens tomografi (OKT)'den elde edilmiş YKY görüntüsü dahil edildi. Görüntülerin %85'i (714 görüntü) modelin eğitimi, %15'i (126 görüntü) ise eğitilmiş modelin test edilmesi için 2 gruba ayrıldı. Optik disk görüntülerini sınıflandırmak için evrişimsel sinir ağları (ESA) algoritması kullanılarak bir DÖ modeli oluşturuldu. Temel olarak eldeki veriler modele tanıtılarak kendini eğitmesi sağlandı ve test için ayrılan görüntüler ile test edildi. Bulgular: Geliştirilen model, eğitimde kullanılmayan 24 optik disk ödemi, 52 psödopapilödem ve 50 normal optik disk görüntüsüyle test edildi. Her grup için duyarlılık, özgüllük, doğruluk ve Receiver Operating Characteristic (ROC) eğrisi analizi ile eğri altında kalan alan (EAKA) hesaplamaları yapıldı. Modelin optik disk ödemini saptamadaki duyarlılığı %100, özgüllüğü %99, doğruluğu %99, EAKA 0,995 (%95 güven aralığı [GA]: 0,98-1); psödopapilödemi saptamadaki duyarlılığı %98, özgüllüğü %97, doğruluğu %98, EAKA 0,983 (%95 GA: 0,96-1); herhangi bir optik disk ödemi veya psödopapilödem bulgusu olmayan normal optik diskleri saptamadaki duyarlığı; %96, özgüllüğü %100, doğruluk oranı %98, EAKA ise 0,973 (%95 GA: 0,94-1) olarak bulundu. Sonuç: Elde edilen sonuçlar, optik disk patolojilerinin tanısı için geliştirilen DÖ modelinin optik disk ödemi ve psödopapilödem saptanmasında yüksek etkinlikte kullanılabileceğini göstermektedir. YKY görüntüleme yapabilen OKT cihazlarına, benzer YZ modellerinin entegrasyonu ile optik disk patolojilerine ait tanılar elde edilebilir. Modelin geliştirilebilmesi için diğer görüntüleme yöntemleriyle desteklenmesine ve daha fazla sayıda görüntüye ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Yapay zeka, Derin öğrenme, Optik disk ödemi, Psödopapilödem, Yakın kızılötesi yansıma

Derin öğrenmeGözGöz hastalıkları+4
Cumhur Özbaş
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COL4A2 gen polimorfizmleri ile nonarteritik anterior iskemik optik nöropati arasındaki ilişki

Amaç: COL4A2 gen polimorfizmlerinin, nonarteritik iskemik optik nöropatideki (NAION) potansiyel rolünü ve NAION kaynaklı oküler patolojiler ile ilişkisini aydınlatmaktır. Ayrıca bu çalışma serebral küçük damar hastalıkları ve laküner enfarktüs ile NAION ilişkisini değerlendirerek patofizyolojiye katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 51 NAION hastası ve yaş, cinsiyet uyumlu 57 sağlıklı kontrol alındı. Katılımcılara rutin oftalmolojik muayene, optik koherens tomografi görüntülemesi gerçekleştirildi. Periferik kan örnekleri alınarak genomik DNA izole edildi. COL4A2'nin dört tek nükleotid polimorfizminin (TNP) alelleri ve genotipleri polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile araştırıldı. Lojistik regresyon analizi kullanılarak COL4A2 ile NAION ve oküler patolojiler arasındaki ilişki değerlendirildi. Son 6 ay içinde görüntülemesi olmayan hastalara kraniyal manyetik rezonans (MR) görüntülemesi yapıldı. NAION grubunda serebral küçük damar hastalığı bulguları ve laküner enfarktüs varlığı araştırıldı. Bulgular: Çalışmada 51 NAION hastası ile 57 sağlıklı birey yer almıştır. Hasta grubunda diyabetes mellitus (DM), hipertansiyon, hiperlipidemi, kardiyovasküler hastalık öyküsü kontrol grubuna göre önemli ölçüde daha yüksek izlendi (sırasıyla p=0.002, p<0.001, p<0.001, p<0.001). Serebrovasküler hastalık ve uyku apne sendromu öyküsü açısından gruplar arası anlamlı farklılık bulunamadı. COL4A2 rs76425569 allel ve genotip frekansları, NAION vakaları ve kontroller arasında önemli farklılıklar gösterdi (p=0.003). Ortak değişkenler için düzeltme yapıldıktan sonra, rs76425569 polimorfizminin AA genotipine sahip bireylerin, GG genotipine sahip olanlara kıyasla NAION geliştirme olasılığının daha yüksek olduğu tespit edildi (OR=2.451, %95 GA 1.086-5.659, p=0.033). COL4A2 polimorfizm genotipleri ile serebral küçük damar hastalığı ve laküner enfarktüs arasında istatistiksel anlamlı farklılık bulunamadı. Rs445348 ve rs76425569 gen polimorfizm birlikteliklerinde her iki gende veya birinde A allel varlığının NAION riskini, olmayanlara göre 5.6 kat arttırdığı gösterildi (OR=5.6, %95 GA 1.212-40.181, p=0.043). Her iki gen polimorfizm bölgesinden en az birinde AA genotipi taşıyan NAION gözlerin taşımayanlara göre ganglion hücre volümü ve son görme keskinliği daha iyi idi. (sırasıyla p=0.046, p=0.012). Sonuç: NAION'lu hastalarda COL4A2 rs76425569 geninin G/A polimorfizm varlığında artış izlendi. AA genotipinin popülasyonumuzda NAION gelişiminde önemli bir risk faktörü olabileceğini düşünmekteyiz. Verilerimiz, rs76425569 ve rs445348 gen polimorfizmlerinde AA genotipi varlığının NAION riskini arttırmasına rağmen daha selim bir tabloya neden olabileceğini düşündürmektedir. Bu çalışma, COL4A2 geninin NAION patogenezinde rol oynayabileceğini gösteren ilk çalışmadır. Anahtar kelimeler: COL4A2, Nonarteritik iskemik optik nöropati, Gen polimorfizm, Laküner enfarktüs, Serebral küçük damar hastalığı

GözGöz hastalıklarıKüçük damar hastalığı+3
Büşra Demirkıran
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Association between normal abnormal thyroid hormones and diabetes mellitus retinopathy in patients with type 1.2 and 3 diabetes in Anbar city

Diabetes is a type of disease that affects the rest of the body's functions. The study was conducted at Al-Ramadi Teaching Hospital for Women and Children for the period from 2021-2022. Our study aimed to investigate the relationship between the three types of diabetes (T2DM, gestational diabetes and T1DM). The study found that age affects disease severity levels in addition to weight, where the effect was less in type 2 and gestational diabetes. For fats, there was no strong effect in increasing diabetes. With regard to low-density lipids, it has been shown that it directly affects the development of the disease, because triglyceride levels have a strong and direct influence on the development of diabetes, especially type 1 and type 2. Cumulative glucose testing: Sugar and insulin have been linked to disease. In this study, when performing Pearson's correlation analysis of the relationship between TSH and some biochemical tests, there was a strong correlation between TSH, age, weight, T3, RBS, HbA1c and insulin, while there was no correlation for TSH with lipids, T4 and other tests. These results indicate the importance of thyroid screening for diabetic patients. Keywords: Thyroid Hormones, Retinopathy, Diabetes Mellitus, TSH

Diabetes mellitusEye diseasesThyroid hormones
Shıfa Jaber Sahal Sahal
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Oküler yüzey hastalıklarında amnion zar transplantasyonu sonuçlarımız

Amaç: Oküler yüzey hastalıklarında amnion zar transplantasyonunun etkinliğini araştırmak.Gereç ve Yöntem: Ocak 2004-Şubat 2009 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvuran ve farklı oküler yüzey hastalıkları nedeniyle amnion zar transplantasyonu uygulanan 80 hastanın 80 gözü çalışmaya alındı. Çalışma geriye dönük olarak hasta dosyaları taranarak yapıldı. Hastaların ön segment muayeneleri ve aydınlanıyorsa fundus muayeneleri yapıldı. Fundusu aydınlanmayan hastalara oküler USG yapıldı. Kornea ülseri tanısı konulan hastalardan sitoloji ve kültür örnekleri alındı. Hastalara yapılacak cerrahi işlem ve olabilecek komplikasyonlar hakkında bilgi verilerek aydınlatılmış onam formu alındı. Hastalar ameliyat sonrası 1. gün, 1. hafta, 1. ay, 3. ay, 6. ay ve sonrasında yıllık rutin kontrole çağrıldı. 1.ayda sütürler alındı.Bulgular: Olguların 37'si (%46,3) erkek, 43'ü (%53,8) kadın idi. Ortalama yaş 51,8±20,07 idi (2-87). Olguların etiyolojilerine bakıldığında 26'sında kornea ülseri, 17'sinde korneal incelme, 11'inde desmatosel, 8'inde büllöz keratopati, 7'sinde semblefaron, 2'sinde kimyasal yanık, 2'sinde konjonktival kitle, 2'sinde implant açığa çıkması, bir hastada sklera ve bir hastada da kornea penetrasyon tamiri sonrası olmak üzere 2 hastada oküler yüzey rekonstrüksiyonu, 1'inde nörotrofik keratit, 1'inde korneal amiloidoz, 1'inde sızdıran bleb mevcuttu. Olguların 10'nuna (%12,5) tek kat amnion zarı, 70'ine (%87,5) çok katlı ( 2 olguda tıkaçla birlikte) amnion zarı uygulandı. 28 olguya (%35) örtü tekniği, 52 olguya (%65) greft tekniği uygulandı. Çalışmaya alınan 80 hastanın 47'sine(%58.75) PPK planlandı. 8 hastaya(%10) 2. ameliyat olarak amnion zar transplantasyonu ya da amnion zar transplantasyonu ile kombine olarak korneal yama uygulandı. 2 (%2,5) hastaya enükleasyon uygulandı.Sonuç: Amnion zarının kolay hazırlanması ve maliyetinin çok yüksek olmaması gibi avantajları mevcuttur. Amnion zar transplantasyonu oküler yüzey hastalıklarında güvenilir ve etkin bir yöntemdir.Anahtar Sözcükler: Amnion zar transplantasyonu, oküler yüzey hastalıkları, transplantasyon teknikleri

AmnionAmnionCerrahi-göz+4
Derya Cindarik
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diabetik retinopatide oküler hemodinamik değişikliklerin renkli doppler ile değerlendirilmesi

Amaç: Renkli Doppler tekniği ile diabetik hastalarda ortaya çıkan retrobulber hemodinamik değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: 40 diabetik hasta ve 20 sağlıklı birey çalışmaya alındı. Diabetik hastalar, diabetik retinopati derecesine göre 2 gruba ayrıldı. Background diabetik retinopati grubu ve proliferatif diabetik retinopati grubunun her birinde 20'şer olgu mevcuttu. Çalışmaya alınan hastalar 55-65 yaş aralığında idi. Gruplar açlık kan şekeri, glikolize hemoglobin ve kolestreol düzeyleri bakımından inelendi.Tüm olgularda oftalmik arter, santral retinal arter, kısa posterior silier arter, sistolik ve diastolik akım hızları ile rezistivite indeksleri renkli doppler ile değerlendirildi. Sonuçlar kontrol grubu ve diabetik gruplar arasında karşılıştırıldı.Bulgular: Oftalmik arter sistolik akım hızlarında anlamlı değişiklik saptanırken, rezistivite indeksi artmasına paralel diastolik akım hızlarında diabetin ileri evrelerinde belirgin azalma izlendi. Santral retinal arterde sistolik akım hızlarında, kontrol grubuna göre diabet grubunda, hem de diabet grupları arasında anlamlı azalma saptanırken, diastolik akım hızlarında anlamlı değişiklik saptanmadı. Rezistivite indeksi artmış bulundu. Kısa posterior silier arterde de diabetik retinopati gruplarında kontrol grubuna göre sistolik ve diastolik akım hızlarındaki azalmalar anlamlı idi. Rezistivite indeksi ise diabetik retinopatinin evresine uygun olarak artmaktaydı.Sonuç: Diabetik retinopatide, hem damar direncinin artması hem de kanın reolojik yapısındaki değişiklikler retrobulber akım hızlarındaki değişiklikleri açıklamaktadır. Çalışmamızda, artmış damar direnci rezistivite indeksi artışı ile gösterilmiştir. Ayrıca diabete bağlı otoregülasyonun bozulması da retinal hemodinami üzerine etkili olmaktadır.Diabetik retinopatiye bağlı gelişen retrobulber hemodinamik akım değişikleri ölçümü renkli doppler ultrason tekniği ile yapılabilir.Anahtar Sözcükler: Renkli doppler ultrason, diabetik retinopati, oküler kan akımı, rezistivite indeksi, glikolize hemoglobin

Diabetik retinopatiGlikolizGöz+5
Çiğdem Açabey
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Strabismus olgularında retina sinir lifi tabakası kalınlığının optik koherens tomografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Ambliyopi ile birlikte olan ve olmayan strabismik hastaların retina sinir lifi tabakası kalınlığını mukayese ederek, retinal yapısal değişiklikleri belirlemek ve optik koherens tomografinin erken tanı aracı olarak değerini belirlemektir.Gereç ve Yöntem: Strabismusu olup ambliyopisi olmayan 20 hasta, strabismusu ve ambliyopisi olan 21 hasta ve 20 sağlıklı birey çalışmaya dahil edildi. Tüm olgularda tam bir oftalmolojik muayeneye ek olarak optik koherens tomografi ile retina sinir lifi tabakası kalınlığı ve maküla kalınlığı analizi yapıldı.Bulgular: Strabismusu olup ambliyopisi olmayan hastalarda (grup 1) üst kadran retina sinir lifi tabakası kalınlığı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede ince bulundu(p=0,038). Strabismusu ve ambliyopisi olan hastaların ambliyop gözleri (grup 2), ortalama retina sinir lifi tabakası, üst kadran ve alt kadran kalınlığı açısından kontrol grubuna göre istatistiksel olarak ince bulundu. Strabismusu ve ambliyopisi olan hastaların ambliyop olmayan gözleri (grup 3) ortalama retina sinir lifi tabakası, üst kadran ve alt kadran kalınlığı ise kontrol grubuna göre istatistiksel olarak ince bulundu(sırasıyla p=0,031; p=0,018; p=0,021). Strabismusu olup ambliyopisi olmayan hastaların (grup 1) nazal maküler kadran kalınlığı, strabismusu ve ambliyopisi olan hastaların ambliyop olmayan gözlerine (grup 3) oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede ince saptandı(p=0,041). Grup 1'in alt maküler kadran kalınlığı, grup 2'den istatistiksel olarak ince saptandı(p=0,043). Strabismusu ve ambliyopisi olan hastaların ambliyop gözlerinin (grup 2) temporal maküler kadran kalınlığı, kontrol grubuna oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede kalın bulundu(p=0,021). Strabismusu ve ambliyopisi olan hastaların ambliyop olmayan gözleri (grup 3) merkez maküla kalınlığı ve temporal maküler kadran kalınlığı açısından, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede kalın bulundu(sırasıyla p=0,065; p=0,005).Sonuç: Strabismus ve ambliyopide saptanan retina sinir lifi değişiklikleri, retinada yapısal hasarın olduğunu göstermektedir. İn vivo, non-invaziv bir görüntüleme yöntemi olan Optik Koherens Tomografi, strabismuslu olgularda ambliyopi erken tanı aracı olarak umut vaat etmektedir.

AmbliyopiGörme-binokülerGöz hastalıkları+5
Ahmet Doğan
Çukurova University
2010
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ranibizumab uygulanan yaşa bağlı maküla dejenerasyonlu olgularda fundus anjiyografi, optik koherens tomografi, göz içi tansiyon ölçümleri ve yaşam kalitesi sonuçlarının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada eksudatif tip YBMD saptanan ve intravitreal Ranibizumab enjeksiyonu yapılan hastalarda görme keskinlikleri, floressein anjiyografi, optik koherans tomografi, göz içi tansiyonu ve yaşam kalitesi değişimini değerlendirmek.Gereç ve Yöntem: ÇÜTF Göz Hastalıkları Retina Birimine Ekim 2009 ve Haziran 2010 tarihleri arasında başvuran eksudatif tip YBMD saptanıp Ranibizumab enjeksiyonu yapılan 48 hastanın 48 gözü çalışmaya alındı. Hastaların cinsiyet, sistemik hastalık, sigara kullanımı, aile hikâyesi sorgulandı. Enjeksiyon öncesi ve sonrası EİDGK, FA, OKT değişiklikleri ve yaşam kalitesi anketi skorları prospektif olarak değerlendirildi. Olgulara ardışık üç doz ranibizumab enjeksiyonu uygulandı. İşlem öncesi ve sonrası değişiklikler kaydedildi.Bulgular: Yaşa bağlı maküla dejenerasyonuna ikincil koroid neovaskülarizasyonu gelişmiş ranibizumab enjeksiyonu yapılan olgular çalışmaya alındı. Hastaların 23'ü kadın, 25'i erkekti. Çalışmaya katılan erkeklerin ortalama yaşı 69,28±9,42, kadınların ise ortalama yaşı ise 70,39±10,47. Hastalar ortalama 20±6 ay takip edilmiştir. Hastaların görme keskinliği snellen ve ETDRS eşelleri ile alındı. Ranibizumab enjeksiyonu sonrası görme keskinliğinde, 3 sıra ve üzerinde kazanımı olan 12 (% 25) hasta, 3 sıradan az kazanç olan 28 (% 58,3) hasta, 3 sıradan az kaybı olan 6 (% 12,5) hasta, 3 sıradan fazla kaybı olan 2 (% 4,2) hasta olarak kaydedilmiştir. HT (p=0,155) ve aile hikâyesi pozitif olan (p=0,077) hastalarda ETDRS artışı daha düşük bulunmuştur. Çalışmamızda Ranibizumab enjeksiyonu sonrası görme keskinliği artan hastalarda NEI-VFQ 25 Yaşam Kalitesi değerlerinin arttığı saptanmıştır ve bu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.Sonuç: İntravitreal Ranibizumab enjeksiyonu ile tedavi edilen eksudatif tip yaşa bağlı maküla dejenerasyonlu olguların görme keskinliğinde artış saptanmıştır. Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu olan hastalarda NEI-VFQ 25 yaşam kalitesi anketi güvenilir sonuçlar vermiştir ve işlem sonrası ankette puan artışı saptanmıştır.

Göz hastalıklarıMakula dejenerasyonuRanibizumab+3
Saadet Arslan
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çeşitli nedenlere bağli maküla ödeminde tedavi öncesi ve sonrası optik koherens tomografi ve mikroperimetrik değişiklikler

Amaç: Maküla ödemi olan olgularda tedavi öncesi ve sonrası optik koherens tomografi (OKT) ve mikroperimetrik değişimleri değerlendirmek.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Retina Birimine ilk kez başvuran, yapılan muayene ve tetkikler sonucunda çeşitli nedenlere bağlı maküla ödemi saptanan 37 hastanın 50 gözü Haziran 2009 ile 2011 tarihleri arasında prospektif olarak incelendi. Tedavi öncesi ve sonrası 1., 3., 6. ve 9. ayda düzeltilmemiş ve düzeltilmiş görme keskinliği (logMar eşdeğeri) ölçümü, tam oftalmolojik muayene, OKT ile foveal kalınlık ölçümü, mikroperimetri ile retinal duyarlılık değerleri, fiksasyon paterni ve test skoru değerleri analiz edildi.Bulgular: Olguların 35'inde (% 70) diabetik maküla ödemi, 8'inde (% 16) retinal ven dal tıkanıklığına sekonder gelişen maküla ödemi ve 7'sinde (% 14) psödofakik kistoid maküla ödemi (İrvine-Gass Sendromu) mevcuttu. Tedavi öncesi ortalama logMar değerinde görme keskinliği 0,67±0,46 iken , 1.ayda 0,59±0,42 , 3. ayda 0,53±0,36, 6. ayda 0,55±0,40 ve 9. ayda 0,49±0,36 şeklinde artış saptandı. Tedavi öncesi ortalama foveal kalınlık 362,2±154,4 µm, tedaviler sonrası 1., 3., 6., ve 9.ayda ortalama foveal kalınlık değerleri sırasıyla 315,5±147,1 µm, 287,0±137,5 µm, 264,2±145,3 µm 226,4±161,6 ve olarak saptandı. Tedavi öncesi ortalama retinal duyarlılık 7.86±4.34 dB iken tedavi sonrası 1., 3., 6. ve 9. ay ölçümlerde sırasıyla 10,17±3,42 dB, 10,86±3,58 dB, 10,4±3,55 dB, 11,94±3,15 dB idi. Tedavi öncesi ortalama test skoru 316,52±174,35 dB, tedavi sonrasındaki 1., 3., 6. ve 9. ay ölçümlerde ortlama değerleri sırasıyla 412,68±148,55 dB, 439,7±142,48 dB, 442±144,5 dB, 493,84±118,68 dB olarak saptandı. Tedavi öncesinde olgularımızın % 58'inde stabil fiksasyon, % 32'sinde göreceli stabil olmayan fiksasyon, % 10`unda stabil olmayan fiksasyon paterni mevcuttu. Tedavi sonrası 9. ay ölçümlerde, stabil fiksasyonu olan gözlerin oranında % 20'lik artış, göreceli stabil olmayan fiksasyonu gözlerin oranında % 14 ve stabil olmayan fiksasyonlu gözlerin oranında ise % 6 azalma görüldü ve stabilite yönünde düzelme saptandı.Sonuçlar: Tüm olgularda, tedavi öncesine göre takip sonunda görme keskinliğinde, retinal duyarlılıkta, test skorunda artış ve foveal kalınlıkta azalma görülmüştür. Olgularımızın çoğunda takip sonunda fiksasyon paterninde stabilite yönünde değişim saptanmıştır. Maküla ödeminde rekürrens beklenen olgularda test skoru, beklenmeyen olgulara göre tedavi öncesinde daha düşük saptanmıştır. Bu nedenle test skoru rekürrens tahmininde yardımcı bir parameter gibi gözükmektedir. Test skoru ile retinal duyarlılık arasında kuvvetli pozitif korelasyon saptandı. Bu çalışmada mikroperimetrik test skorunun görme keskinliği, foveal kalınlık ve diğer mikroperimetrik değerlerle birlikte analizinin önemi vurgulanmıştır.Anahtar Sözcükler: Maküla ödemi, mikroperimetri, fiksasyon paterni, retinal duyarlılık

Fiksasyon-okülerGörme alanı testleriGöz hastalıkları+2
Firas Şimşek
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Retina ven tıkanıklığında glokom ve aksiyal uzunluk

Amaç: Retina ven tıkanıklığı olgularında glokom sıklığını, risk etkenlerini değerlendirmek. Retina ven tıkanıklığı gelişiminde aksiyal uzunluğun etkisini araştırmak.Materyal ve Metod: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda 2006-2010 yılları arasında takip ve tedavi edilen retina ven tıkanıklığı tanısı alan 120 olgunun kayıtları retrospektif olarak incelendi. A-scan ultrasonografi ile aksiyal uzunluk ölçümleri yapılan 49 santral retinal ven tıkanıklığı, 71 ven dal tıkanıklığı olan olguların hasta gözleriyle sağlam gözlerinin aksiyal uzunlukları ve kontrol grubunun aksiyal uzunlukları karşılaştırıldı. Çalışmamızda olguların yaşı, cinsiyeti, retina ven tıkanıklığının tipi, yerleşim yeri, glokom varlığı, eşlik eden sistemik hastalıklar değerlendirildi.Bulgular: Çalışmamıza 120 olgu alındı. Olguların 57'si kadın, 63'ü erkek olup yaş ortalaması 61,9 ± 9,4 yıl idi. Retina ven tıkanıklığı risk etkenlerinden, hipertansiyon 75 olguda (% 62,5), diabetes mellitus 26 olguda (% 21,7), hiperlipidemi 41 olguda (% 34,2), aterosklerotik kalp hastalığı 23 olguda (% 19,2) görüldü.Santral retinal ven tıkanıklığı olan 49 olgunun 15`inde (% 30,6), retina ven dal tıkanıklığı olan 71 hastanın 7`sinde (% 9,9) glokom mevcuttu. Olguların retina ven tıkanıklığı geçiren gözlerinde ortalama aksiyal uzunluk değeri 22,2 ± 0,9 mm iken diğer gözlerinde ortalama 22,6 ± 0,9 mm olarak ölçüldü. Kontrol grubunun ortalama aksiyal uzunluk değeri 22,8 ± 0,9 mm olup hasta gözler ile kontrol grubu arasındaki fark istatistiksel olarak anlamı idi (p<0,0001).Sonuç: Primer glokom ve kısa aksiyal uzunluk retina ven tıkanıklık gelişiminde önemli risk faktörleridir. Tek taraflı retina ven tıkanıklığı olan olgularda sistemik ve oküler risk etkenlerinin araştırılması ven tıkanıklığı gelişimini ve glokoma bağlı hasarı önlemek için önemlidir.Anahtar Sözcükler: Retina ven tıkanıklığı, glokom, aksiyal uzunluk

GlokomGöz hastalıklarıRetina+1
Emine Çiloğlu
Çukurova University
2011
00

Related subjects