Work safety
496 theses under this subject heading
İşverenin sağlık personeli çalıştırma yükümlülüğü
30.06.2012 tarihinde resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile birlikte mevzuatımız iş sağlığı ve güvenliği alanında ilk kez müstakil bir kanuna kavuşmuştur. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununda iş sağlığı ve güvenliği organizasyonu kapsamında işyerlerinde sağlık personeli çalıştırılması yükümlülüğü düzenlenmektedir. Bu yükümlülük 4857 sayılı Kanunda yer alan mülga hükümlerin aksine kamu ve özel sektör ayrımına gidilmeksizin ön görülmüştür. Görevlendirilecek olan sağlık personelinin sayısı, işyerinin girdiği tehlike sınıfına ve çalışan sayısına bağlı olarak belirlenmektedir. İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin işyerleri düzeyinde yaygınlaştırılmasında, iş sağlığında uzman olan sağlık personellerinin görevlendirilmesi giderek önem kazanmaktadır. İşverenler bu hizmeti işyerinde istihdam edecekleri uygun niteliklere sahip çalışanları vasıtasıyla yerine getirebilecekleri gibi; ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden de hizmet alarak sağlayabilirler. Tezimizin konusunu sağlık personelinin görevlendirilmesi oluşturmaktadır. Bununla birlikte özellikle acil durumlarda ilkyardım görevini üstlenecek olan destek elemanına da tezimiz kapsamında yer verilmesi uygun görülmüştür. Anahtar Kavramlar: İş Sağlığı, İş Güvenliği, Sağlık Personeli, Sağlık Profesyoneli, İşyeri Hekimi, İşyeri Hemşiresi, Diğer Sağlık Personeli, Destek Elemanı
İşçinin tehlike sebebiyle iş görmekten kaçınma hakkı
Tehlike sebebiyle iş görmekten kaçınma hakkı, işçinin hayat ve vücut bütünlüğüne yönelmiş, ciddi ve yakın bir tehlikenin bulunması halinde söz konusu olan, önleyici nitelikte bir haktır. Normal şartlar altında işçinin sorumluluğunu gerektiren ve akdî bir kusur oluşturan bu davranış, iş sağlığı ve güvenliğine yönelik bir tehlikenin varlığı halinde meşru sayılmakta ve hukuken korunmaktadır. Bu hakkın kullanımı açısından tehlike kavramı, kilit bir niteliğe sahiptir. Ayrıca bu kavram, "ciddi tehlike" ve "yakın tehlike" kavramları ile sınırlandırılmıştır. Kümülatif bir yaklaşımın benimsendiği düzenlemede, söz konusu tehlikenin hem ciddi hem de yakın olma özelliği birlikte aranmaktadır. İş görme borcunun istisnasını oluşturan tehlike sebebiyle iş görmekten kaçınma hakkı, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 13. maddesinde düzenlenmiştir. Amacına uygun şekilde kullanıldığı takdirde kaçınma hakkı, özellikle iş kazalarının engellenmesi ve sonuçlarının hafifletilmesi bakımından hayatî bir öneme sahiptir. Ayrıca kaçınma hakkı kullanılarak iş sözleşmesinin ayakta tutulduğu ve işverenin, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin yükümlülüklerini yerine getirme noktasında baskı altına alındığını söylemek mümkündür. Ne var ki bu hakkın uygulamada, istenilen düzeyde kullanılamadığı görülmektedir. Bu duruma sebep olarak işçilerin, yeterli bilgi ve bilinç seviyesine sahip olmamaları ve işverenlerin yanlış tutumları karşısında işçilerin, mağdur edilme veya işlerini kaybetme korkusu gösterilebilir. Tezimizin amacı da bu doğrultuda, tehlike sebebiyle iş görmekten kaçınma hakkını tüm yönleriyle açıklamak ve söz konusu sakıncaların giderilerek, kaçınma hakkının kullanılabilirliğinin artırılması noktasında, taraflara düşen görevleri tespit etmeye çalışmaktır.
İş sağlığı ve güvenliği risk değerlendirme yöntemlerinin bulanık mantık yaklaşımı ile analizi: KOBİ uygulama örneği
Bilim, sanayi ve teknolojideki gelişmelere bağlı olarak iş sağlığı ve güvenliği alanındaki risk sayısının ve çeşitliliğinin artması ile birlikte ayrıca bu konudaki yasal zorunluluklar nedeniyle risk değerlendirme kavramı önem kazanmıştır. Ülkemizde iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenebilmesi için 2012 yılında müstakil 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıkartılmıştır. Bu kanunun önleyici yaklaşımının temelinde risk değerlendirmesi yer almaktadır. Bu tez çalışmasında, KOBİ'lerde yaygın olarak kullanılan dört farklı risk değerlendirme yöntemi analiz edilmiş ve bu yöntemler bir KOBİ'de uygulanmıştır. Bu yöntemler; "3T Risk Değerlendirme Yöntemi", "5x5 L Tipi Matris Risk Değerlendirme Yöntemi", "Fine-Kinney Risk Değerlendirme Yöntemi" ve "Hata Türü Etkileri Analizi Risk Değerlendirme Yöntemi"dir. Bu çalışmadaki risk değerlendirme uygulaması diğer KOBİ'ler için de örnek teşkil etmektedir. Yukarıda bahsedilen dört farklı risk değerlendirme yönteminden ayrı ayrı elde edilen risk öncelik skorları, MATLAB ve Simulink ortamında bulanık mantık yaklaşımı ile analiz edilerek, bu dört risk değerlendirme yöntemini kapsayan tek bir çıkarım elde edilmiştir. Yapılan bu çalışmada; "çok düşük", "düşük", "orta", "yüksek" ve "çok yüksek" gibi kesinlik ifade eden risk önem dereceleri, belirli bulanıklık derecelerinde ifade edilebilen risk önem derecelerine dönüştürülerek, bu dört yöntemin ortak sonucunu kapsayan tek bir risk önem derecesi elde edilmiştir. Bu sayede işletmedeki tüm riskler için risk hiyerarşisi elde edilmiştir.
Türkiye ile Finlandiya'nın imalat sanayiinde iş sağlığı ve güvenliği bakımından mukayesesi ve elmeri ile isg-YSD yöntemlerinin bir uygulaması
Türkiye ile Finlandiya'nın İmalat Sanayiinde İş Sağlığı ve Güvenliği Bakımından Mukayesesi ve Elmeri ile İSG-YSD Yöntelerinin Bir Uygulaması Bilim, sanayi ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de iş sağlığı ve güvenliği (İSG) şartlarının iyileştirilmesine duyulan ihtiyaç artmıştır. Ülkemizde son olarak 30 Haziran 2012 tarihinde 28339 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunuyla; İSG alanında hukuki anlamda genişlemeler sağlanmış olup iş kazaları ve meslek hastalıkları problemlerine yeni yaklaşımlar getirilmiştir. Ancak; toplumsal bilinçsizlik, uygulamadaki aksamalar ve denetimdeki eksiklikler gibi nedenlerle iş kazaları ve meslek hastalıkları, ülkemizde birçok kişinin hayatını geri dönüşü mümkün olmayan bir şekilde etkilemeye devam etmektedir. Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin iş kazası ve meslek hastalıkları resmi istatistikleri karşılaştırıldığında ülkemizin İSG alanındaki eksiklikleri açıkça görülmektedir. Bu husus göz önüne alınarak bu tezde; İSG alanında ülkemize göre daha gelişmiş koşullara sahip bir AB ülkesi olan Finlandiya ile Türkiye'nin bir mukayesesi yapılmıştır. Bunun için; imalat sanayii esas alınarak Türkiye'nin İSG kültürünün yıllar içerisindeki gelişimi araştırılmış ve mevcut durumun Finlandiya ile bir mukayesesi yapılarak ülkemizin İSG alanındaki eksiklikleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada ayrıca; Heikki Laitinen tarafından performans izleme aracı olarak geliştirilen ve Finlandiya imalat sanayiinde kullanılan Elmeri yöntemi ile Türkiye'de İş Sağlığı ve Güvenliği Koşullarının İyileştirilmesi Projesi (İSGİP) kapsamında kullanılan İSG-Yönetim Sistemi Derecelendirme (YSD) yöntemi incelenmiştir. Birer performans izleme yöntemi olarak değerlendirilen her iki yöntem de, imalat sektöründe faaliyet gösteren ve 450 çalışanı bulunan Ankara-Sincan'daki bir işletmede uygulanmıştır. Tezde son olarak; Elmeri ve İSG-YSD yöntemleri ile yapılan bu saha çalışmasından elde edilen sonuçlar, İSGİP kapsamında elde edilen sonuçlarla karşılaştırılarak çeşitli değerlendirme ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Elmeri yöntemi, Finlandiya'da İSG, İmalat sanayii, İSG, İSG-YSD yöntemi, Türkiye'de İSG, Türkiye ile Finlandiya mukayesesi.
Türkiye'de iş güvenliği denetimi: Sorunlar ve çözüm önerileri
Sanayi devrimi sonrası 1833 yılında İngiltere'de çıkan Fabrikalar Kanununda; iş güvenliği ve denetimi ile ilgili düzenlemeler yapılmış, iş müfettişleri görevlendirilmiş ve benzer düzenlemeler 1900 yılına kadar diğer Avrupa ülkeleri ile Amerika Birleşik Devletlerinde yaygınlaşmıştır. Osmanlı imparatorluğu döneminde sanayileşme başarılamadığı için sadece kömür madenlerinde üretimi arttırmak amacıyla çalışma ilişkileri yönünden sınırlı düzenlemeler yapılmışsa da maalesef Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar iş güvenliği ve denetimi ile ilgili düzenlemeler yapılamamıştır. 1926 yılında çıkarılan Borçlar Kanununda işverene işçileri koruma yükümlülüğü getirilmiş, 1936 tarihli 3008 sayılı İş Kanununda iş güvenliği denetimi kavramı düzenlenmiş, 1937 yılında iş müfettişliği kadroları oluşturulmuş, 1951 yılında Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) 81 numaralı İş Güvenliği Teftiş Sözleşmesi kabul edilmiş, Avrupa Birliğinin 24 direktifi ve ILO'nun 59 sözleşmesi TBMM tarafından kabul edilmişse de ayrı bir İş Güvenliği Kanunu ancak 2012 yılında yürürlüğe girebilmiştir. Türkiye'nin ölümlü iş kazlarında dünyada üçüncü, Avrupa'da birinci olması ve 2014 yılı içinde 301 işçinin ölümüne sebep olan Manisa/Soma'daki maden kazası; Türkiye'de gerçekleştirilen iş güvenliği denetimlerinin etkin ve caydırıcı olmadığını göstermektedir. Bu tez çalışmasında Türkiye'de daha etkin ve caydırıcı bir iş güvenliği denetim sisteminin kurulmasına yardımcı olmak amacıyla mevcut sorunlar tespit edilmiş ve bu sorunlar doğrultusunda çözüm önerilerinde bulunulmuştur.
Demiryolu araçları bakım onarımı yapan bir tesisin kişisel koruyucu donanımlarının belirlenmesi
Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği kavramının tam anlamıyla uygulanabilmesi için 2012 yılında 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yayımlanmıştır. Bu kanun önleyici yaklaşımlar üzerine kurulu olup, toplu korunma önlemlerine öncelik vermektedir. Toplu korunma önlemlerinin tam anlamıyla sağlanamadığı veya yetersiz olduğu durumlarda ise kişisel korunma önlemler uygulanmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında demiryolu sektöründeki ulaştırma faaliyetlerin sürdürülmesinde kullanılan demiryolu araçlarının bakım ve onarımının yapıldığı bir tesisin kişisel koruyucu donanımları sistematik bir yaklaşımla belirlenmiştir. Kişisel koruyucu donanımların belirlenmesi için öncelikle tesiste ortam ölçüm yapılmış, bu ölçümlerin yardımıyla "5x5 L Tipi Matris Risk Değerlendirme Yöntemi" kullanılarak tehlike ve risk envanteri oluşturulmuştur. Daha sonraki süreçte tehlike ve risk envanterine göre kişisel koruyucu donanımlar sınıflandırılmış ve tesisin ayrı ayrı bütün bölümleri için kullanılması önerilen kişisel koruyucu donanımlar seçilmiştir. Demiryolu sektöründe bir ilk olması amacıyla öne çıkan bu tez çalışmasında, uygulama yapılan tesisteki işlere göre kullanılması gereken kişisel koruyucu donanımlarla ilgili bir standart oluşturulmuş ve bu konu hakkında önerilerde bulunulmuştur. Ayrıca, bu çalışma kişisel koruyucu donanımların seçimi ile ilgili verilen bilgiler açısından da demiryolu araçlarının bakım ve onarımının yapıldığı diğer tesislere de örnek teşkil etmektedir.
Bulanık mantık yöntemiyle risk değerlendirmesi: Matbaa sektörü örneği
Çalışmanın esas amacı, risk değerlendirme metodolojisini genel çerçevede ortaya koymak, Bulanık Mantık kavramı ve Bulanık Kümeler Teorisi temel alınarak geleneksel bulanık mantık yöntemlerini karşılaştırarak uygun yöntemi seçmek ve bir matbaanın iş sağlığı ve güvenliği kapsamında yapılan risk değerlendirmesini MATLAB programının bulanık çıkarım sistemi ile değerlendirmektir. Yapılan çalışmaya uygun geleneksel bulanık mantık yöntemleri araştırılmıştır. Mamdani ve Sugeno yöntemleri karşılaştırılmış ve risk değerlendirmesi her yöntem için analiz edilmiştir. Çalışmada kullanılan risk değerlendirmesinin uygulama alanı olan Matbaa sektörü incelenmiş, sektörün başlıca özellikleri, iş kolunda meydana gelen kaza, fiziksel/kimyasal/biyolojik hastalıklar ve tehlikeler tespit edilerek alınması gereken sağlık ve güvenlik önlemlerine yer verilmiştir. Tehlike bölgeleri bazında risk seviyelerinin dağılımında 14 adet faaliyet grubu ve 48 tehlike tespit edilmiştir. Geleneksel Bulanık Çıkarım Yöntemleri olan Mamdani ve Sugeno metodlarının karşılaştırılması sonucunda elde edilen model ile klasik yöntemlerle elde edilen sonuçların yüksek oranda birbirine yakınsadığı, Mamdani Yönteminin yapılan analizler sonucunda 0,177 hata payı, Sugeno Yönteminin ise 0,088 hata payına sahip olduğu bulgularından yola çıkarak, Sugeno Yöntemi ile referans değerlere daha yakın sonuçlara ulaşılmıştır.
Depolarda iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri
Depolar çok fazla çeşitlilikte ki ürünlerin kabulü, teslimi ve stoklanması konusunda çok önemli bir role sahiptirler. Ayrıca depolar yüksek müşteri ilişkileri ve tedarik performansı konusunda da kritik rol üstlenmektedirler. Depolarda risk değerlendirmesi ve yönetimi günümüzde büyük bir önem kazanmaya başlamıştır. Depolar, ortaya çıkması muhtemel kazaların yanı sıra bünyesinde bulundurdukları ürünlerin heterojen yapısından dolayı, yüksek kaza riski taşımaktadırlar. Depoların taşıdıkları riskler nedeniyle güvenlik standartlarının tanımlanmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışmaya depolarda sıklıkla karşılaşılan risk etmenlerinin tespit edilmesiyle başlanmıştır. Risk kaynakları, Dünya Bankasının yayınladığı LPI verilerinde göre üst sıralarda yer alan ABD, İngiltere, Kanada ve Singapur'un ulusal iş sağlığı ve güvenliği kurumlarının yayınladığı rapor ve yayınlar ile yayımlanmış makalelerin incelenmesi sonucunda tespit edilmiştir. Yapılan inceleme neticesinde kayma, tökezleme ve düşme, yüksekte çalışma, malzeme elleçleme/elden geçirme, elektrik sistemleri, yangın ve patlama, kimyasal maddeler ve kimyasal sızıntı/döküntüler, yükleme ve indirme alanları, stok ve raf sistemleri, depo içinde ve dışında motorlu araçların kullanılması ve diğer kaynaklar (gürültü, titreşim, aydınlatma, termal stres) depolarda karşılaşılan risk etmenleri olarak karşımıza çıkmıştır. Ayrıca depolarda tespit edilen risk etmenleri ülke genelinde meydana gelen ölümlü iş kazalarının da %32'sine neden teşkil ettiği görülmüştür. Depolar çalışan sağlığı açısından tehlike arz eden yerlerdir. Yeteri güvenlik önlemlerinin alınmadığı depolarda meydana gelen kazalar sonrasında çalışanlar ya yaralanıyor yada ölüyor. Diğer taraftan kazaların etkileri, çalışana, tesise ve ürünlere olan zararlarından dolayı çok yüksek bir maliyete sahiptir. Gerekli iş güvenliği tedbirleri alınmaz ise çalışan sağlığı üzerinde ve hatta kimyasal ürünlerin olduğu depolarda çevre sağlığı üzerine ciddi etkileri olabilir. Depolarda iş sağlığı ve güvenliği önlemleri basit, ucuz ve hayat kurtarıcıdır.
Kırmızı et sektöründe iş sağlığı ve güvenliğinin değerlendirilmesi
İş kazaları ve meslek hastalıkları; Türkiye'de ve Dünyada büyük kayıplara neden olmaktadır. Bu tezin amacı; kırmızı et üretim sektöründe, iş sağlığı ve güvenliğine yönelik tehlikelerin tanımlanması, risklerin belirlenerek analiz edilmesi, sonuçların değerlendirilmesi ve bu sonuçlar çerçevesinde kontrol önlemlerinin belirlenmesi için önerilerin sunulmasıdır. Bu tez çalışmasında, kırmızı et sektöründe yaygın olarak kullanılan 5x5 L Tipi Matris Risk Değerlendirme Yöntemi açıklanmış ve bu yöntem bir işletmede uygulanmıştır. Yapılan risk değerlendirmesi sonucunda toplam 260 adet risk derecesi tespit edilmiştir. Risklerin 61 adeti (% 23) Kabul Edilemez Risk, 179 adeti (% 69) Dikkate Değer Risk ve 20 adeti (% 8) Kabul Edilebilir Risktir.Kırmızı et işleme tesislerinde birçok ciddi sağlık ve güvenlik tehlikeleri vardır. İş sağlığı ve güvenliği çalışmaları iş kazaları ve meslek hastalıklarından çalışanları korur, daha sağlıklı bir çalışma ortamı sağlar, iş verimini artırır ve işletme güvenliğini sağlar.
İşyeri ruhsat usulü ile gürültüye yönelik yasal mevzuatın entegrasyonu
Günümüz dünyasında gürültü önemli bir sorundur.Gürültünün kaynakları çeşitlidir.Kentsel ve kırsal alanlarda kaynak farklılıkları söz konusudur.Sanayileşme ve kentleşme gürültüyü önemli bir sorun haline getirebilmektedir.Ekonomik faaliyetler içinde hiç şüphesiz işyerleri önemli aktörlerdendir.Ekonomikaktivitelrinbüyümesi,birey taleplerinin değişmesi işyerlerinin sayı ve niteliğini de etkilemiştir. Gürültü bir çevre sorunudur.Ayrıcagörültü işyerleri bakımından iş sağlığı ve güvenliği konusudur.Bu çalışmada işyerlerinin ruhsatlandırma süreci ile gürültü ve ilgili mevzuat ilişkisi araştırılmıştır.Bu çerçevede ulusal ve uluslararası literatür taranmıştır.Ayrıca kapsamlı olan işyeri ruhsat mevzuatı ve gürültü mevzuatı incelenmiştir. Çalışmada işyeri ruhsat hukuku ile gürültü mevzuatı arasında gürültüyü önlemeye yönelik bir bağlantı kurulamadığı tespit edilemiştir.Elde edilen bulgulardan hareketle işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenmesi sürecinde gürültüyü değerlendiren yeni bir model önerilmiştir.Bu kapsamda işyeri ruhsatlandırma sürecinde bazı işyerleri için ''Gürültü Analizi Olumlu Raporu'' istenmesinin zorunlu hale getirilmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Birey, Çevre, Gürültü, İşyeri, Ruhsat
Yükseköğretim programları genel kimya laboratuvarı uygulamalarının iş sağlığı ve güvenliği açısından incelenmesi
İş sağlığı ve güvenliği "işyerinde işin yürütülmesi sırasında çeşitli nedenlerden kaynaklanan sağlığa zarar verebilecek koşullardan korunmak amacıyla yapılan sistemli ve bilimsel çalışmalardır" diyebiliriz. Günümüz İSG yaklaşımında ortamdaki tehlike kaynaklarının belirlenerek çalışanların sağlık ve güvenliği açısından risk değerlendirmesinin yapılması, önleme ve koruma tedbirlerinin belirlenip uygulanması ve çalışanların bilgilendirilip eğitilmesi gerekmektedir. İSG kapsamında genel kimya laboratuvarlarında öğrencilerin ve akademisyenlerin sağlığına etki eden faktörlerin başında kimyasallar gelmektedir. Kimya laboratuvarları 72.19.01 NACE kodu (Doğal bilimler ve mühendislikle ilgili diğer araştırma ve deneysel geliştirme faaliyetleri) ile işyerleri olarak tehlikeli sınıfa girmektedirler ve B sınıfı iş güvenliği uzmanı ile çalışmalıdırlar. Üniversitelerin genel kimya laboratuvarlarında çalışanlar ve öğrenciler, bir çok kimyasal ile çalışmakta ve çeşitli risklere maruz kalmaktadırlar. Bu tez çalışması kapsamında, üniversitelerin genel kimya laboratuvarlarında çalışanların ve öğrencilerin maruz kaldığı kimyasal riskler incelenmiştir. Bu alanda kullanılan kimyasallar ve sağlık etkilerine yer verilmiştir.
Türkiye'de iş sağlığı ve güvenliğinin inşaat sektöründeki önemi: Bir örnek olay incelemesi
Tarihsel süreçlerde ve günümüz dünyasında insanların çoğu zamanlarının büyük kısmını çalışarak geçirmektedirler. Çalışma hayatındaki hızlı gelişmeye bağlı olarak artan iş kazaları sebebiyle her yıl binlerce kişi sakat kalmakta veya yaşamını yitirmektedir. İşçinin ve işin olduğu her yerde tehlike ve riskler bulunmakta ve bu hususlardan kaynaklı iş sağlığı ve güvenliği çok önemli bir konu haline gelmiştir. İnsanlık açısından büyük önem taşıyan bu konunun sosyal hayatı olumsuz etkilemesinin yanı sıra, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının neden olduğu maddi zararlar hem bireyin ve hane halkının refahının hem de ülke ekonomisini olumsuz şekilde etkilemektedir. Bu sorunları ve olumsuzlukları en aza indirmek veya azaltmak için mevcut yönetmelik ve prosedürler yenilenmekte ve geliştirilmektedir. Türkiye'de inşaat sektörü, Sosyal Güvenlik Kurumunun verilerine göre ülkemizde gerçekleşen iş kazası sayıları açısından maden ve metal sektörleri ile birlikte ilk sıralarda yer almaktadır. Gerçekleşen ölümlerde ise inşaat sektörünün toplam ölümlerin genel olarak üçte birini oluşturduğu ve sektörün bu istatistik ile ilk sırada yer aldığı görülmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'de inşaat sektöründe çalışan işçilerin çalışma koşullarını incelemek ve inşaatta karşılaştıkları iş kazaları ile meslek hastalıklarını belirlemek ayrıca inşaat sektöründe meydana gelen ve iş kazalarına neden olan faktörlerin detaylı olarak bulunması, iş güvenliği açısından inşaat sektörünün değerlendirilmesi ve inşaat sektöründe çalışan işçilerin iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının sağlıklı yapılıp yapılmadığının ve uygulamalar sonrasında işçinin gidişatın ne yönde olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: İş Sağlığı, İş Güvenliği, İş Kazaları, Meslek Hastalığı, İnşaat Sektörü
İşverenin iş sağlığı ve güvenliğini sağlama borcu ve iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini işyeri (İşletme) dışından temini
İş sağlığı ve güvenliği, çalışanların beden ve ruh bütünlüklerinin korunmasını hedef edinen ve öncelikli olarak bu açıdan korunmaları gerektiğine inanan bir bilim dalıdır. İşverenlere, çalışanların sağlıklı ve güvenlikli bir ortamda bulunmalarını sağlamaları açısından birtakım yükümlülükler ve sorumluluklar getirilmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, işyerlerinde işverenlerin iş sağlığı ve güvenliğini sağlama borcunun kapsamının ve içeriğinin değerlendirilmesi ve işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili borçlarını işyeri dışından yerine getirmesine yönelik hukuki düzenlemelerin gösterdiği gelişimin ve mevcut uygulamaların değerlendirilmesidir. Söz konusu amaç kapsamında iş sağlığı ve güvenliği alanındaki düzenlemelerin Türkiye'deki hukuksal süreci ve uluslararası alanda kabul görmüş belgelerde yer alan hükümler inceleme konusu yapılmıştır. Ayrıca işverenin işyeri dışından iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini sağlama borcunun hukuki gelişimi ve uluslararası belgelerde yer alan hükümleriyle birlikte bazı ülkelerdeki işyeri dışından hizmet kullanımına yönelik uygulamalara da değinilmiştir. İşverenlerin iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini işyeri dışından temin etmesinde hem yararların hem de bazı sakıncaların bulunmasına rağmen, hızlı bir gelişim ve uygulama alanı bulunduğunu ifade etmek yerinde olacaktır. Zaman içerisinde hem hukuksal değişimin hem de uygulamanın giderek yaygınlaşmasıyla hizmetlerin dışarıdan alınması konusundaki eksiklikler ve sakıncalar ortadan kalkacaktır. Anahtar Kelimeler: İş sağlığı, iş güvenliği, ortak sağlık ve güvenlik birimleri, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu.
Yer hizmeti işletmelerinde uygulanan iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemleri başarı faktörleri ve uygulamadaki sorunların belirlenmesine yönelik bir araştırma
İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemlerinin başarıyla uygulanması çalışanların emniyetini sağlamakta, sağlıklarını korumada ve bu sayede etkinlik ve verimliliklerini artırmada önemli bir role sahiptir. Bu rol işletmelerin amaçlarını gerçekleştirmesinde ve toplumsal maliyetlerin azaltılmasında önemli bir araç konumundadır. Bu nedenle İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemleri başarısının artırılmasında fayda vardır. Bu çalışmada, Türkiye'de hava taşımacılığı sektöründe faaliyet gösteren yer hizmeti işletmelerinin uygulamış oldukları İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemlerinin başarısını etkileyen faktörler ile uygulamada yaşanan sorunları tespit ederek belirlenen sorunlara yönelik çözüm önerilerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, bağlamı dikkate alarak derinlemesine bilgi toplanılması amaçlandığından, nitel araştırma deseni tercih edilmiş ve tümevarımsal ve betimsel nitel veri analizi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma Türkiye'deki A grubu ruhsat sahibi yer hizmeti işletmeleri ile yer hizmetleri kapsamında faaliyet gösteren ikram kuruluşları üzerinde yapılmıştır. Araştırmada iki farklı grup üzerinde iki farklı veri toplama yöntemi ile çalışılmıştır. İş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemlerinin üst düzey yöneticilerinden Nominal Grup Görüşmeleri yöntemi ile veri toplanmıştır. 24 İSG uzmanından oluşan ikinci grup katılımcılardan ise açık uçlu anket aracılığıyla veri toplanmıştır. Araştırma verileri, nitel veri analizi yöntemleri ile çözümlenmiş, araştırma soruları temel alınarak bulgular tanımlanmış ve yorumlanmıştır. Araştırma verilerinin analizi sonucunda yer hizmeti işletmelerinde uygulanan İSGYS'lerin başarı faktörleri pozitif emniyet kültürü, üst düzey yönetimin desteği, paydaşlar, İSGYS uygulamaları, mevzuat ve İSG profesyonelleri temaları altında değerlendirilmiştir. İSGYS'lerin uygulanma sorunları ve çözüm önerileri de başarı faktörlerine benzer olarak ortaya çıkmıştır. Araştırma sonucunda İSGYS'lerin başarısını etkileyen, uygulanma sorunlarını ortaya çıkaran ve çözüm önerilerinde öncelikli olan asıl temanın pozitif emniyet kültürü olduğu görülmektedir.
İş sağlığı ve güvenliği denetimi ve bazı ülkelerden uygulama örnekleri
İş sağlığı güvenliği denetimi ve bazı ülkelerden uygulama örnekleri başlığını taşıyan bu çalışma, çalışma hayatı açısından hem ülkemizde hem de dünyada oldukça önemli bir yeri olan iş sağlığı ve güvenliğini sağlamada ve iş kazalarını azaltmada teftiş ve denetimin önemini vurgulamak amacı ile hazırlanmıştır. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde iş sağlığı ve güvenliği denetimine ilişkin temel kavramlardan, iş sağlığı ve güvenliği teftiş ve denetim türlerinden bahsedilmiştir. İş sağlığı ve güvenliği denetiminin uluslararası hukuktaki kaynakları incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise ülkemizdeki iş sağlığı ve güvenliği denetim sistemi tanıtılmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda ilk olarak iş denetiminin ulusal hukukî kaynaklarından bahsedilmiştir. Daha sonra denetim ile görevli kurum ve kuruluşlar ve bunların işleyişi incelenmiş; işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği denetiminde ki rolüne değinilmiştir. İşçilerin denetim yapılmaması halinde hakları ve işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemleri almaması halinde sorumluluğuna değinilmiştir. Teftiş ve denetim sonrası yapılacak işlemler bu bölümde incelenen konular arasında yer almıştır. Bölümün son kısmında Avrupa Birliği'ne üye bazı ülkelerdeki iş denetim sisteminin işleyişi hakkında bilgi verilmeye çalışılmış ve bu sistemlerin ülkemizde var olan iş denetim sistemi ile karşılaştırması yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: İş sağlığı, iş güvenliği, teftiş, denetim, Avrupa Birliği.
Avrupa Birliği ülkelerinde ve Türkiye'de işverenin iş sağlığı ve güvenliği eğitim yükümlülüğü
Her geçen gün gelişen ve değişen ileri teknolojik gelişmeler bağlamında çalışma yaşamında karşılaşılan yeni riskler, iş sağlığı ve güvenliği konusunda ileri düzeyde önlemler almayı gerektirmekte ve bu önlemler içerisinde işverene getirilen yükümlülükler önemli bir yer tutmaktadır. İşverenin iş sağlığı ve güvenliği sağlama borcu kapsamında eğitim verme yükümlülüğü ise iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili sorunların çözümünde öncelikli bir yere sahiptir. Türkiye ölümlü iş kazalarında Avrupa'da ilk sırada yer almaktadır. Ölümcül iş kazalarının bu denli yüksek olmasının nedenleri arasında iş sağlığı ve güvenliği konusunda yeterli derecede bilgi sahibi olunmaması, çevresel etkenler ve kazaları önleyici tedbirlere gerekli önemin verilmemesi gibi faktörler yer almaktadır. Yapılan araştırmalar eğitim eksikliğinin iş kazaları ve meslek hastalıklarının gerçekleşmesinde büyük öneme sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye'de iş sağlığı ve güvenliği eğitim uygulamaları değerlendirildiğinde, ölümlü iş kazası oranlarının çok düşük olduğu Avrupa ülkelerine göre oldukça geride kaldığı görülmektedir. Türkiye'deki iş sağlığı ve güvenliği eğitimi uygulamalarının iyileştirilmesi amacıyla yapılan bu çalışmada, öncelikle iş sağlığı ve güvenliği eğitimine yönelik mevzuat AB Direktifleri çerçevesinde ayrıntılı bir şekilde AB ülkeleri ile karşılaştırmalı olarak ele alınıp incelenmektedir. Ardından Türkiye'deki iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının Avrupa Birliği Direktiflerine uyum düzeyi değerlendirilmekte ve yaşanan sorunlar tespit edilerek bu sorunların çözümüne yönelik iyileştirme önerileri sunulmaktadır. Anahtar Sözcükler: ĠĢ sağlığı ve güvenliği, Eğitim yükümlülükleri, ÇalıĢan eğitimleri.
İş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilcisi ile işyeri sendika temsilcisi arasındaki ilişki ve güvenceleri
Bu çalışmada, uluslararası alanda uzun yıllardır varlığını sürdüren, Türk İş Hukuku mevzuatında ise dönem dönem farklı isimlerde ve değişikliklerle yer alan iş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilcisinin önemi ve sahip olması gereken hak, yetki ve yükümlülükleri incelenmekte; Türk İş Hukukundaki düzenlemeler uyarınca çalışan temsilcisinin yerini alan işyeri sendika temsilcisinin durumuna yer verilmekte ve çalışan temsilcisi ve işyeri sendika temsilcisinin güvenceleri açıklanmaktadır. Çalışmanın ilk kısmında öncelikle uluslararası belgelerde ve seçilen üç ülkenin mevzuatında çalışan temsilcisi üzerinde durulmuştur. Belgelerde yer alan çalışan temsilcisinin iş sağlığı ve güvenliği özelinde görev yapmasından çok genel yapısının, hak ve yükümlülüklerinin ve güvencelerinin değerlendirilmesine yer verilmiştir. Daha sonra, Türk İş Hukuku Mevzuatında iş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilcisi ve işyeri sendika temsilcisinin nitelikleri, göreve gelmeleri, hak ve yetkileri ile işyeri sendika temsilcisinin iş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilcisi olarak görev yapması üzerinde durulmuştur. Son olarak, iş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilcisi ile işyeri sendika temsilcisinin mevzuat ışığında yararlandığı güvencelere ve bu konuda mevzuattaki sorunlara değinilmiştir. Çalışma sonucunda, Türk İş Hukukunda iş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilciliği ile ilgili olarak önemli değişiklikler yapılması gerektiği sonucuna varılmış, özellikle işyeri sendika temsilcisinin iş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilcisi ile eşdeğer tutulamayacağının ve iş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilcisine özel ve etkili bir güvence sağlanması gerekliliğinin önemle altı çizilmiştir. Anahtar Sözcükler: İş sağlığı ve güvenliği, çalışan temsilcisi, iş güvencesi, işyeri sendika temsilcisi, güvence, işçi temsilcisi.
İş sağlığı ve güvenliği bilincinin kazandırılmasında eğitim modellerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, gençlerin iş sağlığı ve güvenliği (İSG)'ne dair mevcut bilinçlerini ölçmek ve söz konusu bilinci artırmak adına uygulanabilecek eğitim modellerinden sunum (tek yönlü) modeli ile etkileşim (iki yönlü/interaktif) modellerinin etkinliğini değerlendirerek verim bağlamında karşılaştırmasını yapmak amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmanın temel metodu örneklemi çevirimiçi bir eğitim-öğretim ortamında temel İSG konseptlerini içeren sunum ve etkileşimli çalışmalara tabi tutarak bilinç ve bilgi düzeyindeki değişimi ölçmek üzerine kuruludur. Araştırma deneysel desenli, ön test- son test ve kontrol gruplu olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 15-17 yaş aralığında Anadolu Lisesi öğrencilerinden oluşan; sunum grubu için 39, etkileşim grubu için 39, kontrol grubu için 38 olmak üzere toplam 116 kişi oluşturmuştur. Araştırmada kullanılan veri toplama aracı, alanında uzman akademisyenlerin görüşleri alınarak araştırmacı tarafından hazırlanan ve 19 sorudan oluşan başarı testidir. Öğrencilere uygulanan başarı testinden elde edilen araştırma verileri SPSS paket programı ile çözümlenerek anlamlandırılmıştır. Araştırmada tekrarlı ölçümlerde gruplar arası farkın tespiti için iki yönlü varyans analizi kullanılmıştır. İki yönlü varyans analizi sonuçlarında sunum grubu, etkileşim grubu ve kontrol grubunun puanları arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür (p=0.000<α=0.01). Ön test ve son test puanlarının her bir grup için ortalamaları tek yönlü ANOVA analizleri ile belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, sunum modelinin de İSG bilgi düzeyini artırdığı tespit edilmekle birlikte etkileşim modelinin daha etkili bir model olduğu görülmüştür. Araştırmada eğitim öncesi ve sonrası farkları daha net olarak ortaya koymak için bağımlı iki örneklem "t" testi ile ikili karşılaştırmalar yapılmıştır. Araştırma sonucunda İSG eğitiminde yaklaşık olarak aynı başlangıç noktasından başlayan gruplar arasından etkileşim grubunun, sunum grubu ve kontrol grubundan istatistiksel olarak daha anlamlı ve daha yüksek puanlar aldıkları görülmüştür. Son olarak, her bir madde için sunum, etkileşim ve kontrol gruplarında öğrenmenin ne düzeyde artırıldığını belirlemek amacıyla öğrencilerin başarı testi maddelerinin doğru cevaplarına ilişkin verdikleri yanıtların frekans dağılımları ayrıntılı olarak yorumlanmıştır.
Ramak kala olayları ve çimento sektöründe uygulaması
Ülkemizde 2012 yılında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanununun yürürlüğe girmiş olmasının üzerinden yaklaşık 10 yıl geçmiş olsa da, hala iş yerlerinde kaza ve meslek hastalığı konusunda anlayış gelişmiş ülkelere kıyasla çok yavaş ilerlemektedir. Maalesef ülkemizde bulunan iş yerlerinin büyük ölçekli olanlarının küçük ve orta büyüklükteki işletmelere (KOBİ) kıyasla çok düşük sayıda (%5'i kadar) olmasından kaynaklı olarak OHSAS 18001 belge sahibi işyerlerinin sayısının da az olmasından dolayı İSG algısının çoğalmasına ve gelişmesine engel olmaktadır. Ülkemizde bulunan yaklaşık 73 civarında çimento fabrikasının çoğunun yabancılara ait olmasından dolayı en çok OHSAS 18001 belgeye sahip olan sektördür. Dolayısıyla, çimento sektörünün OHSAS 18001 belge sahibi olması, en yüksek İSG algısına sahip olmasına da vesile olmaktadır. Bu tezin konusu; iş kazaları ile ramak kala olayları arasında ki ilişkiyi incelemek ve çalışanlarının kaza ve meslek hastalıklarına uğrama riski en yüksek olan çimento sektöründe ki duruma ışık tutmaktır. İlk olarak, çimento sektörü üretim aşamalarında meydana gelen iş kazaları ve meslek hastalıkları hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Kazaları azaltmak amacıyla kaza öncüllerinden olan ramak kala olayının anlam ve önemi anlatılarak literatür taramasından örnekler verilmiştir. İkinci aşamada, Ege ve İç Anadolu Bölgesinde bulunan ve isminin açıklanmasını istemeyen iki çimento firmasında, biri İSG Algı Seviyesi Yüksek diğeri Algı Seviyesi Orta olarak adlandırılan firmaların kendi bünyelerinde veri tabanına kaydetmiş oldukları 1 yıllık kaza ve ramak kala olay verileri incelenmiştir. Yapılmış olan incelemede firmaların kayıtlarındaki kaza/ramak kala olaylarının; olay tanımları, nedenleri ve alınması gereken tedbirler tesis ve ocak için ayrı ayrı tasnif edilerek, tehlikeli davranış ve tehlikeli durum açısından değerlendirilmiştir. kaza/ramak kala olayı ilişkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Üçüncü aşamada, Algı Seviyesi Yüksek ve Orta Firma çalışanlarından 145 örneklem grubuna ramak kala/kaza olayı konusu ile ilgili anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışması ile firma çalışanlarının ramak kala/kaza olayı algısını ölçerek bu konuda eksik olan bilgiyi bilim dünyasına, çimento sektörüne ve diğer taraflara sunmaktır. Bu tez çalışmasının sonucunda, ramak kala ve kaza olayları arasında doğrudan bir ilgi olduğu ve ramak kala olaylarına ne kadar önem verir ve ne kadar çok ramak kala olayı kaydı tutarsak o kadar az kaza olayının meydana geleceği ortaya çıkmıştır. Ayrıca, iş yeri yöneticilerinin ramak kala olayı konusuna ne kadar önem verir ve çalışanlara da ramak kala olayının önemini başta eğitim olmak üzere ödüllendirme/ceza uygulamaları ile iyi anlatılır ise iş yerinde kaza sayısı da o kadar az olacağı tespit edilmiştir.
Doğal gaz basınç düşürme ve ölçüm istasyonlarında patlayıcı ortam riskinin iş sağlığı ve güvenliği yönünden incelenmesi
Dünyada ve ülkemizde gerek iş kazalarında gerekse istihdamda başı çeken lokomotif sektörden olan maden, sanayi, petrol, doğal gaz gibi sektörlerde kullanılan malzeme veya kimyasallar nedeni ile patlayıcı ortam oluşmaktadır. Yanıcı madde ve oksijenin patlama oranlarında bir araya gelmesiyle beraber ısı ile buluşması sonucunda, yanıcı maddenin yanmasıyla bir şok dalgası oluşturan kimyasal tepkime olarak tanımlanan patlama ile yangında kimyasal tepkime aynıdır, fakat patlama olayında tepkimenin yanıcı madde kütlesindeki ilerlemesi yangına göre daha fazla olduğundan bir şok dalgası oluşmaktadır. Patlamanın gerçekleşebilmesi için ortamdaki yakıt miktarının, belli bir oran aralığında olmasını gerekir. Bu oran aralığının alt limitine "Alt Patlama Limiti", üst limitine ise "Üst Patlama Limiti" olarak adlandırılmaktadır. Bu değerler, kimyasalın karakteristik özelliklerinden gelir (Mevlevioğlu, Kadırgan, Çiftçioğlu, 2019). (Brauer, Varma, 1981). (Kaya, Kılıç, Öztürk, 2021). (Tommasini, 2013) Bu çalışmanın kaynağını oluşturan doğal gaz, özellikle başta sanayi ve enerji sektörü olmak üzere birçok sektörde kullanılan kimyasalların hammaddesidir. Doğal gaz enerji tüketiminde dünyanın ihtiyacını karşılamada yüksek bir paya sahiptir. Doğal gaz, fosil yakıtlar içinde 2040 yılında oranının yükselmesi beklenen tek yakıttır (Gazbir, 2020). (Kaya, Kılıç, Öztürk, 2021). Bu çalışmada Doğal Gaz Basınç Düşürme ve Ölçüm(RMS) istasyonlarında ortaya çıkan patlayıcı ortamların bulunduğu bölgeler hesaplanarak patlama riskinin iş sağlığı ve güvenliği yönünden incelenmesi sonucu iyileştirmeye açık alanların analiz edilerek patlamadan korunma önlemlerinin alınması için yapılması gerekenler ele alınmıştır. Çalışmada, patlayıcı ortam hesaplamaları yapılırken TS EN 60079-10-1,2015 ve CEI 31-35 İtalyan standartları birlikte kullanılmıştır. Patlayıcı ortam riskinin oluşma ihtimalinin olduğu birçok sektörde konunun değerlendirildiği tezler hazırlanmıştır. Fakat RMS istasyonlarında patlayıcı ortam riskinin iş güvenliği acısından değerlendirilmesi herhangi bir teze konu olmamıştır (Geng, Murè, Demichela, Baldissone, 2020). Bu bakımdan bu çalışma RMS istasyonlarında patlayıcı ortam riskinin analiz edilerek iş sağlığı ve güvenliği yönünden incelenmesi acısından alanında ilk çalışma olması bakımından elde edilen analiz, bulgular ve öneriler bundan sonraki çalışmalara katkı sağlaması yönünden yararlı olacağı umulmaktadır.
Doğal gaz sektöründe iş sağlığı ve güvenliği risk analizi: Çorum ili örneği
Doğal gaz yer kabuğunun içindeki fosil kaynaklı petrol türevi bir çeşit yanıcı gaz karışımıdır. Günümüzde önemli bir enerji kaynağı olarak sıklıkla evlerde ve endüstride kullanılmaktadır. Doğal gaz kullanımı belli kanun ve yönetmelikler çerçevesince düzenlenmiştir. Doğal gaz iletimi, dağıtımı işiyle ilgili işletmeler ve çalışanlara yönelik hizmet yerlerinde oluşabilecek riskler için önlemler alınmıştır. Bu tez araştırmasındaki amaç, doğal gaz hizmetlerinin iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili risk analizinin gerçekleştirilmesidir. Bu amaca ulaşmak için Çorum Gaz A.Ş.'ne iletilen 2019-2022 yıllarındaki ihbarların risk analizi yapılmış ve ihbar çeşitleri ve ihbar önem dereceleri arsındaki ilişki test edilmiştir. Risk analizinde Fine-Kinney risk analiz metodu kullanılmıştır. İhbar çeşitleri ve ihbar önem derecesi ilişkisi için SPSS istatistik programı ile basit uyum analizi yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre risk derecesi ortaya çıkarılmış ve gerekli düzenleyici/önleyici tavsiyelerde bulunulmuştur. Risk analizi sonucunda elde edilen risk skorlarına göre çok yüksek, yüksek ve önemli riskler çıktığı görülmüştür. Düzenleyici/önleyici tavsiyeler sonucunda 2019 yılında ortalama risk skorunda %64,4'lük bir azalma, 2020 yılında ortalama risk skorunda %64,9'luk bir azalma, 2021 yılında ortalama risk skorunda %71,2'lik bir azalma olduğu tespit edilmiştir. İhbar çeşitleri ve ihbar önem dereceleri arasındaki ilişki doğal gaz kullanım yoğunluğuna göre sonbahar-kış ve ilkbahar yaz dönemleri şeklinde incelenmiş, ihbar çeşitleri ve ihbar önem dereceleri arasındaki ilişkinin mevsime göre değişiklik göstermediği tespit edilmiştir.
Kentsel dönüşüm sürecinde asbest maruziyetinin iş sağlığı ve güvenliği açısından incelenmesi
Ülkemiz deprem kuşağında yer alması sebebiyle kullanım ömrünü tamamlayarak riskli yapıya dönüşen yapıların yıkım ve yenilenmesi gerekmektedir. Riskli binaların yıkım işlemleri 6306 sayılı Afet Riskli Yapıların Yenilenmesi Hakkındaki Kanun ile yapılmaktadır. Ülkemizde asbestin yapılarda kullanılmasının yasaklanması 2010 yılında çıkarılan "Bazı Tehlikeli Maddelerin, Müstahzarların ve Eşyaların Üretimine, Piyasaya Arzına ve Kullanımına İlişkin Kısıtlamalar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" ile sağlanmıştır. Bu tarihten önce yapılan yapıların yıkım işlemlerinde asbestin çevresel maruziyet oluşturması kaçınılmazdır. Bu çalışmanın amacı; riskli yapıya dönüşen binaların Kentsel Dönüşüm Kanununa göre yıkıp yenilenmesi sırasında iş sağlığı ve güvenliği esasları dikkate alınarak asbest zararının önlenebilmesi için yapılması gereken çalışmaların belirlenmesi ve asbest maruziyetinin olası zararları hakkında bilgi vermektir. Çalışmada kentsel dönüşüm geçirmesi planlanan ve ülkemizin başta İstanbul olmak üzere birçok ilinden toplam 16597 adet yapıdan alınan 25396 adet numunenin asbest analiz sonuçları incelenmiştir. İncelenen test sonuçlarından asbest bulunan binalarda yıkım, söküm ve tadilat işlemleri sırasınca iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ve bu tedbirlerin iş sağlığı ve güvenliği açısından önemi anlatılarak asbest maruziyetinin en aza indirilmesi amaçlanmıştır. Asbestin neden olduğu olumsuz kalıcı etkilerin neler olabileceği ve insan sağlığının asbestten nasıl korunması gerektiği çalışma içinde anlatılmıştır. Özellikle kentsel dönüşüm işlemleri, tadilat işlemleri gibi yıkım ve söküm gerektiren işlemlerde asbestin zararlarına karşı iş sağlığı ve güvenliği için alınması gereken önlemler belirtilmiştir.
Disiplinlerarası lisansüstü programları öğrencilerinde iş sağlığı ve güvenliği kültürü ve farkındalığının ölçülmesi: Hitit Üniversitesi örneği
Gelişen ve değişen dünyada çalışma hayatında da hızla değişim olmaktadır. Çalışma koşullarının her sektörde farklılık göstermesi farklı tehlike ve riskleri ortaya çıkarmaktadır. Mevcut tehlike ve risklere bağlı olarak iş kazası ve meslek hastalıkları görülebilmektedir. Alınan önlemler ile meslek hastalıkları tamamen iş kazaları ise yüksek oranda önlenebilmektedir. Çalışanlarda farkındalık oluşturulmadan alınan önlemlerin etki düzeyleri de düşük kalabilmektedir. Farkındalık oluşturmada en önemli etken eğitimdir. Bireylere verilen eğitimlerin verildiği dönem, tekrar sıklığı, içeriğin uygunluğu ve eğitim süreleri göz ardı edilebilmektedir. İş sağlığı ve güvenliği eğitimlerine yeterince önem verilmemesi bugünün çalışanlarında ve iş hayatına hazırlanmakta olan öğrencilerde iş sağlığı ve güvenliği kültürü ve farkındalığının oluşmasını da engellemektedir. Bu sebeplerden dolayı eğitim-öğretim kurumlarının iş sağlığı ve güvenliği eğitimi ile ilgili eğitim süreleri, içerikleri ve tekrar verilmesi gibi konuları dikkate alması gerekmektedir. Bu araştırmada disiplinlerarası lisansüstü programları öğrencilerinde iş sağlığı ve güvenliği kültürü ve farkındalığının ölçülmesi, öğrencilerin kültür ve farkındalıklarını etkileyen etmenlerin tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Çalışma kapsamında Hitit Üniversitesi disiplinlerarası lisansüstü programlarında eğitim gören 180 öğrenciye anket uygulanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler "IBM SPSS Statistics 25.0" de analiz edilmiştir. Araştırmada 8 hipotez ortaya konulmuştur. Hipotezleri test etmek için parametrik analiz ve non-parametrik analizler yapılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlarda, disiplinlerarası lisansüstü öğrencilerinin cinsiyet, lisans eğitiminde İSG dersi alma, çalışma durumu ve İSG eğitimine başlanılması düşünülen eğitim dönemleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmazken yaş, medeni durum, mezun olunan fakülte ve eğitim alınan lisansüstü anabilim dalları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur.
Bina inşaatı işçilerinde iş sağlığı ve güvenliği kültürünü etkileyen faktörlerin belirlenmesi: Çorum örneği
İnşaat sektöründe meydana gelebilecek iş kazalarını azaltmak, meslek hastalıklarını önlemek ve daha sağlıklı ve güvenli iş ortamlarının sağlanması için işçilerin iş sağlığı ve güvenliği kültürünün iyileştirilmesi önemlidir. Bu nedenle bu çalışmada, Olcay (2021) tarafından geliştirilen İş Sağlığı ve Güvenliği Kültürü (İSGK) ölçeği kullanılarak, bina inşaatı işçilerinin İSGK ölçeği toplam puanını ve İSGK'nın alt boyutları olan Genel İş Güvenliği Farkındalığı (GİGF), İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitim-İletişim (İSGEİ) ve Risk Algısı (RA) puanlarını olumsuz yönde etkileyen risk faktörlerinin neler olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla öncelikle bağımsız değişkenleri içeren demografik, iş ile ilgili ve iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili özelliklerin frekans dağılımları ve İş Sağlığı ve Kültürü Tanımlayıcı istatistikleri ayrıntılı bir şekilde yorumlanmıştır. Daha sonra işçilerin iş sağlığı ve güvenliği kültürünü azaltan risk faktörleri yapılan istatistiksel analizler ile ortaya konulmuştur. Elde edilen sonuçlara göre; GİGF, İSGEİ, RA ve İSGK değişkenlerinden en az birini olumsuz yönde etkileyen, işçinin boşanmış olması, okuma yazma bilmemesi, iş ortamında herkesle arasının iyi olmaması, çalışma ortamında sık sık strese girmesi, kişisel koruyucu ekipman kullanmaması ve çalıştığı firmada iş güvenliği uzmanı olmaması gibi onlarca risk faktörü olduğu saptanmıştır. İşçilerin iş sağlığı ve güvenlik kültürünü azaltan etkiye sahip bu risk faktörleri dikkate alınarak, iş sağlığı ve güvenliğinin iyileştirilmesine yönelik olarak neler yapılması gerektiği ayrıntılı bir şekilde tartışılarak değerlendirilmiştir.