Kürtler
141 theses under this subject heading
The formation of hybrid identity of the kurds and the Turks through interethnic marriages in Turkey
Identities are not "fixed and innate" but "fluid and multiple", formed out of the interactions with others; so each encounter adds new meanings to the identities. Based on different theories of the identity, the study aims to show the changing nature of the identity shaped by the processes of migration, globalization and interethnic marriages. The objective of this research is to shed light on the terms, in particular "hybridity, in-betweenness and ambivalence" and to connect them to the Kurds and the Turks who have become ethnically hybrids due to marriages between the Kurds and the Turks. Hybridity, developed from botanical and biological origins has started to be used as mixing of cultures of the colonized and the colonizer groups, in particular during post-colonialism. Hence, the study pursues to indicate hybridization of the identities and explores the processes of hybridization of the Kurds and the Turks through interethnic marriages in Turkey. The main question of the thesis is whether the hybrid Kurds and Turks consider themselves biethnic/bicultural or not. If so, it is assumed these hybrids will approach Kurdish and Turkish nationalism differently. In other words, rather than focusing on differences, they will concentrate on similarities and sharings, and they will be more willing to live together. Hence, in the research paper firstly, it is important to give information about what identity, hybridity and globalization are, and whether there are any marriages between the Turks and the Kurds or not. Soon, what hybridity was in the 19th century and is now will be clarified. Finally; with interviews, the thoughts of hybrids about their identity will be given. Data consist of 15 qualitative interviews conducted with the individuals at different ages and different jobs in Erzurum, Bursa and Istanbul. The main purposes of the study are to find how these people define themselves: whether as Kurds, Turks, in-between, or both, and to examine whether they have any differences from non-hybrid Turks and Kurds, and to see their approach to the Kurdish and Turkish nationalism.
Göçmen gençlerde kültürel dönüşüm üzerine sosyolojik bir analiz: İnegöl Huzur Mahallesi örneği
Bu çalışma, Doğu ve Güneydoğu'nun kırsal bölgelerinden 1990'lı yıllarda göç ederek, Bursa'nın İnegöl ilçesinde Huzur mahallesine yerleşen Kürt göçmenlerin kültürel dönüşümlerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, Kürt göçmenlerin ve çocuklarının deneyimledikleri kimlik oluşum süreçleri, kent yaşamına uyumları, toplumsal cinsiyet, geleneksel ve dinsel davranış örüntüleri ve sosyal bütünleşme boyutlarındaki deneyimlerine referansla göçün mekan kaynaklı meydana getirdiği kültürel dönüşümleri ele alacaktır. Kürt göçmenlerin ikinci kuşak gençlerinin yaşadığı kültürel dönüşümler çalışmanın odak noktasını oluşturmaktır. Çalışma sonucunda, ikinci kuşak gençlerin deneyimledikleri kültürel dönüşüme bakıldığında, bu konuda gençlerin tahmin edilenden çok daha güçlü bir rol üstlendikleri gözlenmiştir. Huzur mahallesinde ikamet eden ikinci kuşak gençlerin kendi davranışlarını şekillendirirken, çoğu durumda ebeveynlerinin bilinçli olarak kaçındığı kentin popüler kültürünü örnek aldıkları görülmektedir. Diğer taraftan, ikinci kuşak gençlerin kendi anadillerine hakim olmamaları, tam anlamıyla Türkçeye hakim olmayan ebeveynleri ile aralarındaki iletişimi zorlaştırmaktadır. Bu durum birinci ve ikinci kuşak arasındaki duygusal bağların zayıflamasına ve dolayısıyla zaman zaman evde bir yabancılaşmaya neden olabilmektedir. Ayrıca, ikinci kuşak genç kadın ve erkeklerin geleneksel ilişkilere yönelik tutumlarında bazı durumlarda farklılıklar göze çarpmaktadır. Kadının toplum içindeki geleneksel konumu ikinci kuşak kadınlar tarafından daha fazla eleştirilmektedir. Bunun yanında, çalışmada ikinci kuşak erkeklerin kendi ebeveynleri ile ikinci kuşak kadınlardan daha fazla çatıştıkları gözlenmiştir. Bu çalışma, ikinci kuşak gençlerin her ne kadar ebeveynlerinin bazı kültürel kodlarını ve habituslarını taşıyor olsalar da, karşılaştıkları kent ortamı ve kültürüne uyumları açısından "geçiş kuşağı" özellikleri göstermekte olduklarını öne sürmektedir. Alan araştırmasının verilerine dayanan bu çalışmanın örneklemi, Bursa'nın İnegöl İlçesinin Huzur mahallesinde adrese dayalı nüfus kayıt sisteminden yararlanarak rastgele seçilmiş Doğu ve Güneydoğu'dan göç eden birinci kuşak göçmenler ve onların çocukları olan ikinci kuşaktan oluşan 300 kişidir. Yüz yüze uygulanmış olan anket formu, birinci kuşak göçmenlerin ve ikinci kuşak gençlerin kültürel normlarını ve geleneksel değerlerini şekillendiren temel öğelere, kültürel davranış kalıplarına ve siyasal ilgilerine odaklanan sorulardan oluşmuştur. Ayrıca, birinci kuşak göçmenler ve ikinci kuşak gençlerin içinde yaşadıkları kente uyum süreçlerindeki kültürel ve sosyal koşulların ayrıntılı bilgisine ulaşmak için bu gruplardan seçilmiş 30 kişi ile derinlemesine mülakat ve odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Göçmen Kürtler, Gençlik, Kimlik Oluşumu, Aidiyet, Kültürel Dönüşüm, Kent, Bursa
Türkiye'de "Sivil itaatsizlik" üzerine sosyolojik bir inceleme: Sivil Cumalar örneği
Bu çalışmanın amacı; Türkiye'de son zamanlarda gerçekleştirilen en önemli sivil itaatsizlik eylemlerinden bir olan sivil cumalar üzerine sosyolojik bir analiz yapmaktır. Çalışmanın temelinde sivil cumaların ne ölçüde bir sivil itaatsizlik hareketi olarak değerlendirilebileceği sorusu yatmaktadır. Bu sorunun cevaplanması için öncelikle sivil itaatsizlik kavramı ve teorileriyle ilgili literatür analizi edilecek. Daha sonra özel olarak sivil cumaların hangi gerekçelerle gerçekleştirildiği, hangi rahatsızlıklardan yola çıkıldığı veya hangi amaçların hedeflendiği sorularına cevap aranacak. Çalışmanın saha araştırması kısmında iki farklı grup ile mülakatlar yapılacak. Öncelikle sivil cumaları organize edenler ve sivil cumalara katılanlarla yapılacak mülakatlar aracılığıyla bunların hangi gerekçelerle sivil cumalara katıldıkları, hangi rahatsızlıkların ortadan kaldırılmasını talep ettikleri ve hangi hakları elde etmeyi hedefledikleri tespit edilmeye çalışılacak. Diğer taraftan, sivil cumaların düzenlendiği kentlerde yaşayıp sivil cumalara katılmayanlarla yapılacak olan mülakatlarla öncelikle sivil cumalara katılmayanların da aynı rahatsızlıkları paylaşıp paylaşmadığı ve aynı hakları talep edip etmedikleri tespit edilecek. Bununla birlikte, bu kişilerin sivil cumalara neden katılmadıkları da yine bu mülakatlarda tespit edilmeye çalışılacak. Çalışmanın sonuç ve değerlendirme bölümünde mülakatlarda elde edilen bulgular özellikle kavramsal çerçeve ve teorik arka plandaki tartışmaların ışığında analiz edilecek. Bu analiz sonucunda, sivil cumaların ne ölçüde bir sivil itaatsizlik eylemi olarak değerlendirilebileceği; sivil cumaların arkasında yatan gerekçelerin neler olduğu; hangi talepler veya hangi haksızlıkların sivil cumaların gerekçesi olarak ileri sürüldüğü ve sivil cumalarda ortaya çıkan rahatsızlıkların ne ölçüde bir tarihsel arka plana sahip olduğu soruları cevaplanmaya çalışılacak. Bu noktalarla bağlantılı olarak İslam'da sivil itaatsizliğin yerinin ne olduğu da özellikle literatürdeki tartışmalardan yola çıkılarak tartışılacak. Anahtar Kelimeler: Sivil cumalar, sivil itaatsizlik, kamu vicdanı, Kürtçe hutbe
Kürt sorununun çözümünde yakın dönem politikalarının analizi
Hazırlamış olduğum "Kürt Sorununun Çözümünde Yakın Dönem Politikalarının Analizi" konulu bu çalışmada hakkında yüzlerce kitap yazılan binlerce panel, oturum sempozyum düzenlenen yaklaşık yüz yıldır sorun olarak toplumun önünde duran çözülmek yerine, gün geçtikçe daha da karmaşık ve çözümsüz hale gelen "Kürt sorununu" ele almaktır. Kürt sorunu ülkemizin yaklaşık yüz yıllık sorunudur. Uzun yıllar varlığı kabul edilmemiş, sorunun adı geri kalmışlık sorunu, ülkemizin üzerinde iç ve dış güçlerin oyunu gibi tanımlamaları yapılan sorun, Cumhuriyetin kuruluşundan 2000'li yılların başlarına kadar güvenlik odaklı olarak çözülmeye çalışılmış, fakat bu yöntemle sorun ortadan kaldırılamadığı gibi daha da karmaşık hale gelmiştir. İş başına gelen hükümetler tarafından sorunun adı konulamamıştır. 2009 yılında görevde olan hükümet tarafından hem sorunun adı konulmuş sorunun Kürt sorunu olduğu kamuoyuna duyurulmuş bu tarihten sonra çözüm adına yoğun bir çalışma yürütülmüştür. Başlangıçta büyük ümitlerle sürdürülen bu süreç bölgede yaklaşık olarak üç yıla yakın bir süre çatışmasızlık sağlamış, sorunun çözümüne en çok yaklaşılan noktada çözüm süreci başarısızlığa uğramıştır. Ardından da bölgede terör çözüm süreci öncesindeki gibi yeniden başlamıştır.2009-2015 yılları arasında çözüm süreci döneminde çözüme yaklaşılmışken, sürecin sekteye uğraması/uğratılması talihsizlik olmuştur. Kürt sorununun çözümü yönündeki politikaların ele aldığım bu çalışmada Kürtlerin, tarihteki yerlerine ve kökenlerine kısaca değinerek, Osmanlı Devleti döneminde, Cumhuriyet'in erken döneminde ve 2000'li yıllara kadar Kürt sorunu üzerine yapılan çalışma ve dönemin gelişmelerine kısa olarak yer verdim. Ayrıca çözüm süreci diye yakın tarihimizde yer alan 2009-2015 dönemine ait gelişmelere biraz daha ayrıntılı olarak yer verdim. Son bölümde Kürt sorununun çözümü yönünde dile getirilen argümanlara değinerek bu argümanların kısa analizlerini yaptım. Anahtar kavramlar: Kürt sorunu, Çözüm Süreci, Terör, Mihraklar, Geri Kalmışlık.
Kürtçü Aydın doktor Şükrü Mehmet (Sekban) ve "Kürtler Türklerden ne istiyor?" adlı kitabının transkripsiyon ve değerlendirmesi
Bu çalışmanın amacı, II. Meşrutiyet Döneminde ortaya çıkan serbestlik ortamında gelişen Kürtçülük hareketlerinin her aşamasında görev alan Dr. Şükrü Mehmet SEKBAN'ın Meşrutiyetten Cumhuriyete fikir ikilemlerini yazmış olduğu Kürtler Türklerden Ne İstiyor? Adlı kitapçığı çerçevesinde ortaya konulmuştur. "Kürtler Türklerden Ne İstiyor?" Mehmet Şükrü SEKBAN tarafından yazılan bu mektup kendisi gibi Diyarbakırlı olan 4 dönem vekillik, 3 dönemde Bayındırlık Bakanlığı yapmış Feyzi PİRİNÇÇİOĞLU'na yazılmıştır. 1923 yılında kaleme alınan mektup, aslında kitapçık mahiyetindedir. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında Milliyetçilik kavramı ve bu bağlamda ortaya çıkan Kürtçülüğün tarihsel gelişimi hakkında kısaca bilgi verilmiştir. II. Meşrutiyet ve sonrasında kurulan Kürt Cemiyetlerinin hemen hepsinde Dr. Şükrü Mehmet yer almıştır. Bu cemiyetler II. Meşrutiyet Döneminde tam anlamı ile Osmanlıdan ayrılma politikasını izlememiştir. I. Dünya savaşına gelindiğinde ise Kürtçülük farklı bir boyut kazanmıştır. I. Dünya Savaşı ile birlikte parçalanan Osmanlı devleti toprakları içerisinde yeni bir bağımsız Kürdistan fikri Doğu Anadolu'da yayılmaya başlamıştır. Bu bağlamda Kürdistan Teali Cemiyeti kurulmuş ve etkin faaliyetlerde bulunmuştur. Dr. Şükrü Mehmet, Kürdistan Teali Cemiyetinin kurucuları arasında yer almıştır. Milli Mücadele sonrasında yurt dışına çıkmıştır. Yurt dışı dönemlerinde affedilmek için Diyarbakır Milletvekili Lütfü Beye ve Feyzi Beye birtakım mektuplar göndermiştir. Bu mektuplara cevap bulamayınca muhteviyatıını genişleterek kitapçık haline dönüştürmüştür. Çalışmamızın I. Bölümünde II. Meşrutiyetten itibaren Kürt Cemiyetlerinin kurucuları arasında yer alan Şükrü Mehmet Sekban hakkında bilgi verilmiştir. 1923 yılında dönemin Nafia vekili Feyzi PİRİNÇÇİOĞLU hakkında da bilgi verildikten sonra II. Bölüme geçilmiştir. II. Bölümde Şükrü Mehmet'in Feyzi Beye yazdığı "Kürtler Türklerden ne istiyor" adlı kitapçığın transkripsiyonu yer almaktadır. III. Bölümde ise kitapçığın değerlendirmesi yapılmıştır. Bu çalışma ile Kürtçülüğün öncülerinden olan Mehmet Şükrü Sekban'ın yazdığı mektuba göre SEKBAN'ın bu dönemdeki düşünceleri ortaya konulmuştur. Faaliyetleri ile düşünceleri arasındaki bağın paralel ilerlemediği gözler önüne serilmiştir. Çalışmamızda öncelikle kaynak taraması yapılmıştır. Devlet Arşivleri, Milli Kütüphane Arşivi, TBMM Arşivi ve Ankara Üniversitesi Arşivi vd. yararlanılmıştır. Bu arşivlerde elde edilen verilerin yanında konumuzla alakalı diğer telif/tetkik eserler incelenmiştir. Ortaya konulan bulgular değerlendirilerek, analiz sonucu çalışmamızda yer almıştır.
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin sosyo politik analizi
Irak tarihi, devletin kuruluşundan günümüze kadar devamlı olarak Kürt grupların ayrılıkçı etkinliklerine ve başkaldırılarına sahne olmuştur. Bu başkaldırılar, giderek ülkenin kuzey bölgesinde artmış ve ayrılıkçı bir davranışa dönüşmüştür. Kürt gruplar Bölgesel Kürt Yönetimi ismi altında I. Körfez Savaşı'ndan bu güne dek sanki "de facto" bir devlet gibi hareket etmişlerdir. 2003 senesinden sonra ise, Kürtlerin aktiviteleri giderek artmıştır. Önümüzdeki süreçte, Bölgesel Kürt Yönetimi'nin "otonomi" ayrıca "tam bağımsızlık" elde etmek için faaliyetlerini devam ettireceği düşünülmektedir. Kuzey Irak'ta özerk durumda olan Kürt Bölgesel Yönetimi'nin varlığı Irak-Türkiye arasındaki ilişkileri farklı bir kapsama taşımıştır ve üstelik bu özerk yönetimin ilerleyen zamanlarda tam bağımsız olması bile bazen gündeme gelmektedir. Kürt Bölgesel Yönetimi ve Türkiye arasında son zamanlarda politik, ekonomik ve kültürel bağlar gittikçe artmaktadır. Çalışmamızda Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin ayrıntıları ile incelenmesi ve Bölgesel Kürt Yönetimini kapsayan coğrafyanın demografik bir profili ve politik tarihine ilişkin önemli aktörler ve hadiselerle ilgili bilgiler vererek, burada yaşayan insanların sosyal hafızasına dair bir bakış açısı yakalamak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Irak, Kürt, Yönetim
PKK-KONRA GEL terör örgütü ile mücadelede sorun çözücü olarak sivil toplum
Terör ve terörizm uzun yıllardan bu yana Türkiye'nin temel sorunu olmaya devam etmekte ve uzun yıllar daha bu yerini koruyacak gibi gözükmektedir. Geçen yıllar, sorunun çözümünde sosyal ve psikolojik temelleri ortaya çıkarmıştır. Dolayısı ile çözüm için, bilim insanlarına ve sıradan vatandaşlara da en az hükümetler kadar sorumluluk düşmektedir. Ama bu sorumluluk ne şekilde yerine getirilmelidir?Bir yanda, terör ve terörizm sorunu, Türkiye'yi uzun yıllardan bu yana epeyce meşgul eden, maddi ? manevi ağır maliyetler ödeten ve özellikle son yıllarda milli güvenliğin bir numaralı tehdit maddesi olarak karşımıza durmaktadır. Var olan Kürt sorununun devamı olarak ortaya çıkan şiddet sorunu artık kendi başına değerlendirilebilecek bir noktadadır. Her ne kadar iç içe geçmiş de olsalar, bu iki sorun karşısında ayrı ayrı çözüm paradigmaları geliştirilmesi zorunluluk arzetmektedir. Diğer yanda, Türkiye'de her geçen gün daha da gelişen ve inisiyatif alarak büyüyen bir sivil toplum bulunmaktadır. On yıllardır, Türkiye'de sivil toplumun kendi geleneğini oluşturduğunu söylemek bile iddialı olmayacaktır. Oluşturduğu geleneğini de arkasına alarak, geleneksel güç merkezlerini değişime zorlamaktadır. Gelişen sivil toplumun beraberinde getirdiği değişim, devletin aşmakta zorlandığı sorunların çözümü için ihtiyaç duyulan aklı geliştirebilecek midir?Bu çalışma, gelişen sivil toplum aklının, Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı, Kürt ve şiddet sorunları başta olmak üzere, sorunların çözümünde nasıl bir rol oynayabileceğinin araştırılmasıdır. PKK var olan Kürt protestosunun bir sonucu olarak ortaya çıkmış ve radikalleşerek terörize olmuştur. Kendisinde var olan ideolojik birikimi ve Kürt halkının taleplerini birleştirmiştir. Taleplerini gerçekleştirebilmesi içinse terörü bir araç olarak benimsemiştir. Devletin ukdesinde bulunan, meşru şiddet kullanma ve legal alanı belirleme, ayrıcalıklarını başarılı bir şekilde kullanamaması örgütün kitle kazanmasına neden olmuştur. Sonuç olarak, gelinen noktada Kürt sorunu ve şiddet sorunun kesişim kümesinde hayli büyük bir kitle bulunmaktadır. Bu kaygan kitle, ya Kürt sorununun çözülmesiyle marjinal şiddet hareketi olarak zayıflayacak yahut da Kürt sorununun çözümsüzlüğüyle şiddet sorunu çığırından çıkacaktır.Çalışmada sorunun tespiti ve sivil toplumun sorun çözücü rolü, bölgede yapılan derinlemesine mülakatlarla ve teorik tartışmalarla ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Sivil Toplum, PKK- KONRA- GEL, Talepler, Legal Alan.
Türklük ve Kürtlük bağlamında birlikte yaşama ve iç içe geçişler: Başakşehir örneği
Toplumlarda yaşanan hızlı değişimler sonucunda, hayatın her alanında olduğu gibi sosyal alanda da soru ve sorunlar ortaya çıkmaktadır. Toplumsal alandaki en önemli sorunlardan biri de çokkültürlülük ve etnisitedir. Bu alanda meydana gelen toplumsal sorunlar genellikle birlikte nasıl yaşanabileceği sorusunu gündeme getirir. Oluşan bu sorunlar genellikle ayrışma yaratan sorunlardır. Toplumda yaşanan ani dönüşümler, ani kırılmalar bilim adamlarını yeni kavramlar üretmeye zorlamaktadır. Bu çalışma böyle bir birikimin birlikte yaşama kültürüne katkı sağlaması bakımından önemlidir. Etnikliğin Türk toplum yaşamındaki uygulaması ile Batı tecrübesi ve yaşantısındaki örnekleri birbirinden farklıdır. Türkiye'deki etnik gruplar Anadolu'nun yerel halklarıdır; Batı'nınkiler ise sonradan göç etmiş etnik gruplardır. Türkler tarih boyunca farklılıkları bir arada yaşatmayı bilmiş, Batı ise ötekileştirerek, asimile ederek kendi amaçlarına uygun davranmaya zorlamıştır. Eğer etniklik eksenindeki bu sosyolojik derinlik dikkate alınmazsa herhangi bir sonuca ulaşamayız. Etnisite hakkında Türkiye'de ve tüm dünyada inceleme konusu yapılabilecek birçok topluluk vardır. Bu çalışmanın konusunu etniklik bakımından Türklük- Kürtlük bağlamında birlikte yaşama ve iç içe geçişler oluşturmaktadır. Bu iç içe geçişler toplumsal bütünleşmeyi sağlamak için çok önemlidir. Böylece toplumdaki farklı etnik grupların birbirlerine olan önyargılarının, korkularının ve kuşkuların giderildiği bir güven ortamı oluşturulabilecektir. Anahtar Kelimeler: Etnisite, Kültür, Çokkültürlük ve Politikaları, Ulusçuluk, Kimlik, Kürt Kimliği, İç İçe Geçişler.
Irak Kürdistan bölgesel yönetiminde, bölge başkanın yürütme ve yasamaya ilişkin yetkileri
Günümüzde resmi olarak Irak Kürdistan Bölgesi olarak adlandırılan bölge, 1921 yılında kurulan Irak Devleti sınırları içerisinde yaşayan Kürtlerin yoğun olarak bulunduğu alanı ifade etmektedir. Ortadoğunun kadim halklarından biri olan Kürtler, kendilerine has dilleri, kültürleri ve tarihsel kökleriyle Irak Devletini oluşturan diğer halklardan farklılaşarak özgünlüklerini korumuştur. Bu özgünlük kimi zaman bağımsızlık noktasına varacak ulusal taleplere de yol açmıştır. Irak Devletinin kurulduğu ilk günden bu yana Kürtlerin mücadelesini verdiği özerk yönetim ve statü talepleri yaklaşık yüzyıllık bir süreçten sonra bugün hukuki bir çerçeveye kavuşmuş görünmektedir. Ancak, bir yandan Irak Devletinin yaşadığı siyasal ve anayasal sorunlar, diğer yandan Kürtlerin bağımsızlık referandumuyla ortaya koyduğu talepler, Irak'ta Kürtlerin statüsüne dair tartışmaların bitmediğini göstermektedir. Bu tartışmaları ve olası gelişmeleri anlamak için Irak Kürdistan Bölgesinin hukuki statüsünü ve yönetim yapısını anlamak önemlidir. Bu tez çalışmasında, öncelikle günümüzde Irak Federal Cumhuriyeti içerisinde federe bir yapı olarak ortaya çıkan Irak Kürdistan Bölgesine varan süreçte Irak Kürtlerinin özyönetimine ilişkin yaşanan gelişmeler incelenecektir. Bu tarihsel süreç sonucunda Bölgede ortaya çıkan yönetim sisteminin özelliklerinin ve Bölge Başkanının yürütme ve yasamaya ilişkin yetkilerinin incelenmesi bu çalışmanın ana eksenini oluşturacaktır.
Terörün dönemsellik bağlamında trendleri: PKK örneği
Tarihsel süreçte güvenlik terimine farklı anlamlar yüklenildiğini görmekteyiz. Günümüzde ise küreselleşmenin de etkisiyle kavramın yeni çeşitleriyle karşılaşmaktayız. Bu kavramın değişmesinin yanında terör unsurlarının da değiştiğini yeni yöntemler geliştirerek taktik değişikliğine gittikleri ortadadır. Tabi bu taktik değişikliğine karşı, devletlerin buna nasıl karşılık verdiği, klasik yöntemlerle mi yoksa Türkiye'nin de yaptığı gibi yeni yöntemlerle mi mücadele verdiği önemlidir. Çalışmada PKK'nın Türkiye'nin güvenliğinin bozulmasında bir paravan olarak nasıl kullanıldığını araştırarak; Türkiye'de ki hangi gelişmelerin PKK'nın kullanılmasına sebep olduğu araştırılmıştır. İç güvenlikle birlikte ülke güvenliğine de olumsuz sonuçları sebep olan PKK'yı, PKK'yla mücadelede değişen, yerlileşen ve millileşen silah envanteriyle birlikte konsept; sorunun arkasındaki asıl amacın devletin güvenliğinin ve bekasının hedef alındığı araştırılmıştır. PKK'nın, Türkiye'nin ulusal ve bölgesel alanda daha etkin ve bağımsız kararlar alan bir devlet olmasının engellenmesinde kullanıldığı ortaya konulmuş olup, konu dünya konjonktürüyle birlikte incelenmiştir. Anahtar kelimeler: PKK/KCK, Proje Örgüt PKK, PYD/YPG, PKK'ya Verilen Dış Destek
Türkiye'deki etnik grupların toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının karşılaştırılması
Bu çalışmada Türkiye'de yaşayan Türk, Kürt, Arap ve Çerkezlerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumların karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bunun yanında, bu araştırma toplumsal cinsiyet rollerine karşı tutumların yaş, cinsiyet, eğitim süresi, anne-baba eğitim durumu ve birliktelik durumu, aile tipi ve yaşanılan yer değişkenlerine göre farklılık gösterip göstermediğini sınamak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Türkiye'de yaşayan 18-60 yaş aralığındaki 1829 kişi oluşturmaktadır. Veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği (TCRTÖ) kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre Çerkez, Kürt ve Türk katılımcıların eşitlikçi cinsiyet rolüne, kadın cinsiyet rolüne, evlilikte cinsiyet rolüne, geleneksel cinsiyet rolüne, erkek cinsiyet rolüne ve genel olarak toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları Arap katılımcılara göre daha eşitlikçidir. Eşitlikçi cinsiyet rolüne, kadın cinsiyet rolüne, evlilikte cinsiyet rolüne, geleneksel cinsiyet rolüne, erkek cinsiyet rolüne ve genel olarak toplumsal cinsiyet rolüne ilişkin eşitlikçi tutum yaşın artması ile azalmış, toplam eğitim süresinin artması ile artmıştır. Çalışmanın bulguları literatür ışığında tartışılmıştır.
Siyaset teorisinde çifte okuma kuramı: Türkiye'de 1980-1990 dönemi enine çatışmalar
Yapısökümün yakın okuma pratiğini içeren çifte okuma, ikili karşıtlıklarda (gösteren-gösterilen, varlık/yokluk) birincinin diğerine üstün kılındığını iddia eder. İlk okuma, metindeki protokollere bağlı kalarak hakim yorumun tekrarını içerir. İkinci okuma ise metnin kapattığı imkanları ortaya çıkararak yasalarını ihlal eder. Derrida'ya ait olan bu analiz Richard Ashley tarafından uluslararası siyaset teorisine uyarlanmıştır. Ashley, egemenlik/anarşi dikotomisi temelindeki çalışmasında egemen devletlerin bünyesinde anarşiye dair hiçbir emare bırakmamak durumunda olduğunu öne sürer. Böylece egemen kimliği tehdit eden enine çatışmalar olarak tabir ettiği iç çekişmeler sürekli bastırılır.Bu çalışmada da 1980-1990 dönemindeki enine çatışmaların iki örneği olan Türk/Kürt, Eril/Dişil kimliği temelinde iki dikotomi araştırılmıştır. Çifte okuma yöntemi kullanılarak bu karşıtlıklarda egemen söylemde birincinin diğerine üstün kılındığı tespit edilmiştir. Etnik ve ataerkil temelde oluşturulan egemen kimliğin altı oyularak yapısöküme uğratılmıştır.
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, devlet oluşturma çabaları: Demokrasi ve bağımsızlık arayışında tarihi olayların ve siyasi partilerin rolü
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi içerisinde yaşayan halk bölgede yıllar boyunca bağımsızlık savaşı vermiş ve söz sahibi olmak için çabalamıştır. Tarihsel süreç ve bölgedeki siyasi aktörler, devlet oluşturma çabalarında en önemli faktörler olmuştur. Belirtilen iki faktör kimi zaman bağımsızlık arayışı ve demokratikleşme sürecini olumlu kimi zaman ise olumsuz etkilemiştir. Bu hususta araştırmanın hedefi Irak Kürt Bölgesel Yönetimi örneği üzerinde demokratikleşme sürecinde tarihi olayların ve siyasi partilerin sürece olumlu ve/veya olumsuz katkılarını incelemektir. Araştırma kapsamında sadece özerk devlet olan IKBY incelenmiş, tarihsel olaylar ve bölgedeki siyasi partilerin bölgedeki demokratikleşme sürecine etkisi araştırılmıştır. Tarihi olaylar ve siyasi partiler dışında demokratikleşme sürecine etki edebilecek diğer aktörler çalışmaya dahil edilmemiştir. Araştırma kapsamında William E. Hudson'ın beş maddelik demokrasi göstergeleri kullanılarak nitel veriler oluşturulmuştur. Araştırma, IKBY'nin tarihsel sürecini etkileyen ve kırılma noktası kabul edilen 2003 yılı çerçevesinde gelişmiş, 2003 yılı öncesi ve sonrasında gelişen olaylar olarak birbiriyle bağlantılı iki farklı çalışma sunulmuştur. Bu araştırmanın sonuçları ile "Kuzey Irak'ta bağımsızlık arayışı ve devlet oluşturma sürecinde siyasî partilerin ve tarihsel olayların rolü nedir?" sorusu cevaplanmaya çalışılmıştır. Araştırmanın soru cümlesi temel alınarak, 1) 1991-2015 yılları arasında IKBY'de hangi partilerin yer aldığı ve hangi partinin daha etkili olduğu, 2) Araştırma kapsamında yer alan tarihi olayların neler olduğu, 3) Bu tarihi olayların rolleri, 4) IKBY'de etkin konumdaki partilerin rolleri, 5) Maxqda Nitel Analiz Programı kullanılarak William E. Hudson'ın beş maddelik demokrasi göstergelerinin her birine 2003 yılı öncesi ve 2003 yılı sonrası kaynaklarda ne kadar vurgu yapıldığı gibi alt sorular cevaplanmaya çalışılmıştır. Çalışma her ne kadar nitel veriler barındırsa da Maxqda Nitel Veri Analiz Programı kullanılarak araştırmanın güvenilirliği arttırılmaya çalışılmıştır. Araştırılan konuda az sayıda kaynak bulunmasından dolayı çoğu kaynak orijinal dillerinde incelenmiş veya çevrilmiştir. Bulgu ve sonuçlar, literatür kapsamında yorumlanıp, lisans/lisansüstü öğrencileri, akademisyenler ve siyasi danışmanlara yol gösterici öneriler sunmuştur.
1914-1924 yılları arasında Hakkâri'deki Nasturi olaylarının sosyo-politik analizi
Nasturiler üzerinde literatürde çok sayıda çalışma yapılmıştır fakat bu çalışmaların ço-ğunluğunda Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında Hakkâri'de meydana gelen olaylar yabancı devlet görevlileri ve yazarlar tarafından sadece Nasturiler ön plana alınarak yazılmıştır. Bu çalışmasının temel amacı, söz konusu çalışmalarda eksik bırakılan ve Nasturilerin yanında Kürtlerin de gözünden anılan olayları karşılaştırıp sosyo-politik olarak incelemektir. Çalışmadaki veriler literatür, Osmanlı Devleti arşiv belgeleri ve saha araştırması ile top-lanmıştır. Söz konusu verilerden elde edilen bulgular, konstrüktivizm ve naratif teorinin ilkeleri doğrultusunda tartışılıp analiz edilmiştir. Çalışmada tarih boyunca Hakkâri'de yaşayan Nasturi ve Kürt ilişkilerinin komşuluk ve dostluğa dayandığı tespit edilmiştir. XIX. yüzyılda bölgede faaliyet yürüten misyonerlerin etkisi ile söz konusu ilişkiler bozulmuş ve daha sonra Birinci Dünya Savaşı ile iki halk arasında çatışmalar başlamıştır. Söz konusu ilişkilerin bozulmasının arkasında dinî ve etnik yapıların etkili olduğu bulgularına rastlanmıştır. Sonuç olarak, Birinci Dünya Savaşı'nda Hakkâri'de meydana gelen olaylar siyasal ve sosyal yönleri ile ön plana çıkmıştır. Bu anlamda çalışmada kimlik, etnik yapı, milliyetçilik, fikir ve anlam gibi kavramlar çalışmanın teorileri ile harmanlandırılarak konuya farklı bir bakış açısı kazandırılmıştır.
Terör, PKK ve dış destek
Özellikle 2.dünya savaşından sonra dünya dengelerindeki değişim ve uluslar arası ilişkilerde farklılaşmalar sıcak savaşların yerini soğuk savaşlara bırakmasına neden oldu. Soğuk savaşın gereği olarak ortaya çıkan psikolojik savaş ve bu savaşın vazgeçilmez unsuru, düşük yoğunluktaki çatışmalar, Amerika' ya yapılan saldırı ile ?Küresel Terör? şeklini aldı. Bu gün Terörizm tüm devletler, etnik yapılar ve toplumun tamamını tehtid eden çok önemli bir sorundur. Türkiye' de Terörün sebebi içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanmaktadır ve dışarıdan desteklenmektedir. Bu çalışma Kürdistan işçi partisi (PKK) Terör örgütünün düşüncelerini, örgütsel yapısını ve siyasal şiddet stratejisini inceleyecektir. Kürt milliyetçiliğinin üzerine oturduğu, sosyal, ekonomik ve siyasi faktörler bağlamında son dönemde bu fikir sahipleri PKK Terör örgütünün ve uluslar arası güçlerle ilişkilerini de göz önüne alarak Tarihsel süreci anlatılmaktadır.
Kürtlerde aidiyet, kimlik ve milliyetçilik: Batman örneği
Bu çalışma, Kürt milliyetçiliğinin gelişmesinde etkili olan toplumsal dinamiklere ve Kürt milliyetçiliğinin niteliklerine odaklanmaktadır. Kürt milliyetçiliğinin gelişiminde etkili olan faktörler içerisinde özellikle modernleşme dinamikleri (göç, kentleşme, sosyo-ekonomik gelişme, ulus devlet bilinci vb.), siyasal dinamikler (Kürt siyasi partiler ve terör örgütleri vb), yanlış devlet politikaları ve uygulamaları, Kürt milliyetçi veya örgüt kontrolündeki medyanın etkisi, 1990'lı yıllarda bölgelerde artan çatışmalar ve son dönemde Ortadoğu'daki gelişmeler gibi unsurlar ele alınıp açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada Kürt milliyetçiliğinin; sosyalizm, din, şiddet ve demokrasi gibi unsurlarla olan ilişkisi de ele alınmıştır. Araştırma, Batman ili özelinde 2014-2015 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, nitel bir araştırma olan etnografik yöntem tercih edilmiştir. Örneklem olarak amaçlı örneklem ve araştırma tekniği olarak da derinlemesine mülakat teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın örneklem grubunu, Kürt milliyetçiliğini savunan 18-60 yaş aralığında farklı toplumsal statülere sahip kadın ve erkeklerden oluşan 50 kişi oluşturmaktadır. Görüşmecilerden bilgi toplama tekniği olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Çalışmada Kürt milliyetçiliğinin gelişim dinamiği üzerinden özellikle tarihsel süreç içerisinde karşılaşılan veya maruz kalınan hak ihlalleri, bazı modernleşme dinamikleri, PKK terör örgütünün etkisi, kitle iletişim araçlarının ve yayınlarının etkisi ve etnisite eksenli taleplerin etkili olduğu tespit edilmiştir. Bu süreçte Kürtlerin etnik çıkarları temelinde yeni bir Kürt ulusunun inşasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Günümüzde nispeten kitlesel ve örgütlü bir yapıya kavuşan Kürt milliyetçiliğinin etnik temelinde ayrılıkçı bir nitelik arz ettiği söylenebilir. Aynı zamanda Kürt milliyetçiliğini savunan Kürt siyasi parti ve örgütlerinin, Kürt milliyetçiliğinin örgütlenmesi ve tabana yayılması noktasında önemli bir işlev gördüğü saptanmıştır. Bununla beraber Kürt dilinin ve özerklik taleplerinin, Kürt milliyetçiliğinin gelişimini etkileyen diğer önemli unsurlar olarak öne çıktığı dikkat çekmiştir. Kürt milliyetçiliğinin ideolojik temellerinin oluşumunda etkili olduğu varsayılan PKK örgütünün özellikle 1990'lı yıllardan sonra Kürt milliyetçiliğini yoğun bir şekilde kışkırttığı ve provoke ettiği gözlemlenmiştir. Örgütün, sosyalist ideolojisinin yerine milliyetçi söylemlerini öne çıkardığı ve Türk halkı ve devlet karşıtlığı üzerinden bir Kürt milliyetçiliğini inşa etmeye çalıştığı bulgusu elde edilmiştir. Bu durum, Kürt milliyetçiliğinin günümüzde şiddet içeren ayrılıkçı niteliğini sürdürdüğünü ortaya koymaktadır. Araştırma kapsamında görüşülenlerden hareketle Kürt milliyetçiliğinin niteliğinin; seküler, ayrıştırıcı ve dışlayıcı, şiddet unsurlarını içeren, düşmanlık üzerinden kurgulanan, antidemokratik ve tepkisel olduğu tespiti yapılmıştır. Ayrıca tarihsel süreç içerisinde yaşanmış olumsuzluklar üzerinden bir mağduriyet söylemi geliştirildiği ve bu mağduriyet söyleminden beslenen bir Kürt milliyetçiliği inşa edildiği tespiti yapılmıştır. Burada abartı ifadeler ve kurgular da ciddi anlamda yer almaktadır. Bu kapsamda Kürt milliyetçilik söyleminin, yoğun bir nefret ve düşmanlık üretecek bir hafızaya yaslandığı gözlemlenmektedir. Araştırmada saptanan diğer önemli bir husus ise, günümüzde Kürt milliyetçiliğinin niteliğinin PKK örgütü tarafından şekillendirildiğidir.
Kuzey Irak'ta Saddam rejimi sonrası sinema sektörünün yapılanması
Bu araştırmanın amacı Kuzey Irak'ta Kürt Sineması'nın varoluşundan günümüze kadar ki süre içerisindeki gelişimini bilimsel verilerle gözler önüne sermektir. Kuzey Irak sinemasının ortaya çıkısı ve bundan sonraki süreçlerde şekillenişi ve gelişimi incelenmiştir. Bu amaçla konuyla ilgili yazılmış Kürtçe, Arapça ve Türkçe kitap ve yayınlar araştırılmış, arşivlerden yararlanılmıştır. Araştırma ile Kuzey Irak Sinemasındaki gelişmeler kronolojik olarak verilmektedir. Gerek baas rejimi döneminde gerekse federal bölgede sinema alanındaki gelişmeler irdelenmiş olmaktadır. Araştırmada, nitel araştırma yöntemi benimsenip, durum çalışması tekniği uygulanacak ve Kuzey Irak'taki sinema sektöründeki ekonomik yapılanma ve film üretim biçiminin analizi ortaya konulacaktır.
İngiliz Binbaşı E.W.C. Noel'in Doğu Anadolu'daki aşiret ve tarikatlar üzerindeki faaliyetleri
Anadolu toprakları, tarihin farklı dönemlerinde birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Jeopolitik konumu, coğrafi yapısı, evrensel dinlerin kutsallarını barındırması gibi sebeplerden dolayı daima cazibe merkezi olmuş ve bu konumu bundan sonraki asırlarda da devam edecektir. Bu araştırmada, yaklaşık yüz yıl önce Anadolu'da Milli Mücadele'nin yaşandığı yıllarda, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine geziler düzenleyen İngiliz Binbaşı E.W.C. Noel'in hayatı ve bu bölgelerdeki faaliyetleri incelenmektedir. Bu gezilerin amaçları doğrultusunda Noel'in Kürt ve Alevi aşiret liderleri ile yaptığı görüşmelerinden sonra bağımsız bir Kürdistan bölgesi için sunduğu çözüm önerisi üzerinde durulmuştur. Noel'in faaliyetlerine karşın milli mücadele kadrolarının aldığı tedbirler ve Gazi Mustafa Kemal'in bu yönde yaptığı yazışmalar incelenmiştir. Çalışmanın sonunda Noel'in milli mücadeleyi bastırmak için Kürt ve Alevileri kışkırtma girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığı ve aşiretlerin İngiliz saflarına geçmeyip aksine milli mücadeleye destek verdikleri görülmüştür.
Milli Devlet ve Kürtler
Milli Devlet ve Kürtler adlı tezimizin amacı, Kürtlerin Milli Devlet içerisindeki yerlerini tespit etmek ve Kürtlerle Milli Devlet arasında uyuşma ve bütünleşme zorunluluğuna karşın; uyuş(a)mama, çatışma sorununun ortaya çıkması meselesinin, iç ve dış etkenler dikkate alınarak incelenmesi ve değerlendirilmesidir. Milli Devlet'ten kastımız Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Kürtlerden kastımız Misak-ı Milli sınırları içinde bulunan Kürtlerdir. Çalışmamız Atatürk Dönemi'yle (1919-1938) sınırlandırılmıştır. Kürtlerin Milli Devlet'le ilişkileri incelenirken, Milli Devlet'in kuruluş sürecinin ve Türk İnkılabı'nın anlaşılması; Kürtçülerle Kürtler arasındaki ayrıma dikkat edilmesi ve Şark Meselesi çerçevesinde emperyalistlerin Kürt politikalarının gözden kaçırılmaması gerekmektedir. Bu anlayış çerçevesinde mesele ortaya konmuştur. Sonuç olarak, Atatürk döneminde Milli Devlet içerisinde ortaya çıkan kimilerine göre Kürt sorunu kimilerine göreyse Kürtçülük sorunu olarak adlandırılan sorun aslında Kürt kökenli Türk vatandaşlarımızın Milli Devlet'le bütünleş(e)memesi ve millet olma bilincine ulaş(a)maması sorunudur.Anahtar Sözcükler; Milli Devlet Kürtler Atatürk İsyanlar
Musul vilayetinde İngiltere'nin (Kürt devleti kurma) projesi 1918-1919
Musul Vilayeti, Osmanlı Devleti'nin önemli vilayetlerinden biriydi. Bu vilayette hem olumlu hem de olumsuz olaylar meydana gelmiştir. Musul halkının siyasi, ekonomik ve kültürel sektörlerde kendilerini geliştirmesinin Osmanlı Devleti'ne karşı tutumlarında büyük etkisi olmuştur. Bazen Osmanlı'ya karşı, bazen de Osmanlı'nın yanında yer alan bir tutum sergilemişlerdir. Ayrıca Musul Vilayeti halkının bir parçası olarak Kürtlerin de kendilerine göre milliyetçi faaliyetleri vardır.Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na katılması sonucunda Arap, Kürt, Süryani ve Yezidi gibi bazı gruplar, bu durumu Osmanlıdan ayrılma fırsatı olarak görmüşlerdir. İngilizler aracılığıyla müttefik güçler ile işbirliği yapmayı ön görmüşlerdir. Lakin müttefik güçler, Musul'un kaderini Osmanlı'nın kaderine bağlamışlardır.Kürt meselesine karşı müttefiklerin tutumu ise değişiyordu. Kürt meselesini bölgede kendi çıkarlarına hizmet etmek amacıyla ele aldılar. İlk başta İngiltere ile Fransa Kürtleri desteklediler. İngilizler, Kürt özerkliğinin oluşturulmasını bölgedeki çıkarlarına hizmet edeceğinden, ayrıca hem Musul ile Türkiye arasında bir bariyer olarak hem de Arap ve Türk ulusal hareketleri karşısında kullanabileceğini düşündüğünden istiyordu. Sovyetler ise Kürtlerin İngilizler tarafından kolayca kullanılabileceklerini düşündükleri için bölgede herhangi bir Kürt Devleti'nin kurulmasına karşıydılar. Ayrıca bölgede herhangi bir Kürt oluşumunun güçlenmesinin İngilizlerin nüfuzunu da güçlendireceğini tahmin ediyorlardı. Fakat daha sonra Orta Doğu'da İngiliz Nüfuzunu bitirmek için Rusya Kürtleri Kullanmıştır. Musul, o dönemde Kemalizm'in Musul'u geri alma propagandalarına sahne olmaktaydı. Fakat bölgede kendi çıkarlarını korumak amacıyla İngilizler, Kemalizm propagandaları karşısında boş durmamışlardır. Kemalizm ile yerel ve diplomatik çatışma içinde bulunmuşlardır. Bu çatışmalar sonucunda İngilizler Musul'u Irak Devleti'ne bağlamayı başarmıştır.Türk İstiklal Harbi'ne karşı Kürtlerin tutumu ise genel olarak kararsız ve sürekli değişken bir seyir izlemekteydi. Ayrıca Kürtler, müttefik güçlerden destek alamadıklarında, ulusal haklarını elde etmek ve destek almak için müttefiklere karşı çatışmalarında doğrudan Türklere yöneliyorlardı.Ne olursa olsun Türklerle Rusların karşılıklı işbirlikleri ve Kemalizm harekâtının Anadolu'daki zaferleri sonucunda müttefik güçler, Kürt meselesini yeniden ele almak durumunda kalmışlardır. İngilizler, Kürtlere verdikleri bütün vaatlerden vazgeçmişlerdir.
ABD'nin işgalinin ardından Türkiye-Irak güvenlik ilişkilerinde Kuzey Irak faktörü
Dünya hâkimiyet teorileri incelendiği takdirde Ortadoğu'nun öneminin büyük olduğu anlaşılmaktadır. Bu coğrafyada Irak'ın jeo-stratejik ve jeo-politik konumu da önemli bir yer tutmaktadır. Osmanlı'nın son döneminden itibaren gerçekleşen olayların bu durumun önemini ortaya koyduğu bir gerçektir. 19. yüzyılın son çeyreğinde endüstride ve ulaşımda kullanılmaya başlanan petrolün bu bölgede bulunması da güç mücadelesini tetikleyen bir başka etkendir. Bu tarihsel süreçten dolayı Irak acılı bir geçmişe sahiptir. Yakın tarihe bakıldığında da, özellikle iki kutuplu dünyanın ortadan kalkmasıyla gerçekleşen olaylar Irak'ın bugünkü siyasi durumunu etkilemiştir. Birinci Körfez Krizi ile başlayan bu süreç günümüzde daha da karmaşık bir hale gelerek devam etmektedir. Bu çalışmada bölgede yaşanan sorunların etnik, siyasi, dini ve ekonomik boyutları ele alınmaya çalışılacaktır. Bölgede Kürt varlığı tartışılmaz bir gerçek olmakla beraber Türkmenlerin, Arapların, Asurîlerin ve Keldanilerin varlığı bilinçli veya bilinçsiz gözlerden uzak kalmaktadır. Oysaki çalışmada ortaya konan argümanlarla bölgenin sorunlarının bu unsurlardan uzak kalarak çözülemeyeceği iddia edilmektedir. Böylece, Irak'ın gerek kuzeyine, gerekse bütününe etki eden sorunlara çözüm önerisi sunulmaya çalışılırken, ülkenin sayılan bu unsurları açısından da konular ortaya konmaktadır. Birinci Körfez Krizi ile uluslararası kamuoyu tarafından farkına varılan sorunlar, Ankara için de bir milat niteliği taşımaktadır. Kuveyt'in işgaliyle başlayan süreç Türkiye'nin ulusal ve uluslararası güvenlik politikalarını doğrudan etkilemektedir. Çekiç Güç ve 36. paralelinin kuzeyi söyleminden günümüze, Kuzey Irak'taki özerk yapılanmaya gelinmiştir. Bu da olayın hem uluslararası ölçekte hem de Türkiye açısından ulusal ölçekteki etkilerini ortaya koymaktadır. Tez Çalışması Irak'ın ve özellikle de Kuzeyi'nin çok boyutlu sorunlara sahip olduğunu ortaya koyarak genel görüşün haricinde bölgedeki diğer etnik ve dini grupları da dâhil ederek çözüm önerileri getirmektedir. Bu özelliği ile çalışma özgün olma şartlarını yerine getirmenin dışında bölgeye farklı bir açıdan bakma yolunu açabilir.
Irak işgali sonrası Kerkük sorunu
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş döneminde Türkiye-Irak sınırı ciddi bir ihtilaf konusu olmuştur. Lozan Konferansı'nda çözülemeyen sorun Milletler Cemiyeti'nin devreye girmesi ile Türkiye'nin aleyhine sonuçlanmış, böylece Musul ve Kerkük, Irak topraklarına dahil edilmiştir. Irak'ta ardı ardına gelen darbeler sürecinde ve sonrasında Kerkük'ün aidiyeti, Bağdat ile Kürtler arasında en önemli sorunlardan biri haline gelmiştir. Ancak iktidarın güç kullanmadaki cömertliği, sorunun daima Bağdat lehine çözülmesini sağlamıştır. 2003'te Baas rejimine son veren ABD işgaliyle oluşan kaotik ortamda Kürt gruplar, Kerkük'te yönetimi ele geçirmek ve demografik kompozisyonu değiştirmek suretiyle yeni bir sürecin başlamasını sağladılar. Bu süreçte Kerkük'ün geleceği Irak'ın iç meseleleri arasında birinci sıraya yükseldi. Araplar ve Türkmenler şehrin Kürt Bölgesi'ne katılmasına karşı çıktılar. Öte yandan şehrin petrol zenginliğinin Kürtlerin eline geçmesi halinde bölgesel ve uluslararası dengelerin değişeceği varsayımı, Irak'a müdahil olmaya çalışan İran'ı, hâlihazırda PKK ile mücadele ederken diğer taraftan şehirdeki Türkmenlerin geleceğinden kaygı duyan Türkiye'yi ve ülkeyi işgal altında bulunduran ABD'yi sorunun tarafları haline getirdi.Tez, son yıllarda ?komşularla sıfır sorun? düsturu ile hareket eden Türk Dış Politikası'nın Kerkük sorununda, Bölgesel Kürt Yönetimi'ni (BKY) ?komşu? olarak görüp görmediği ve Kerkük meselesi adına ?komşularla sıfır sorun? düsturundan ne kadar ödün vereceğine ilişkin ipuçları sunmaktadır. Kürtlerin, uzun yıllar Bağdat'a karşı sürdürdüğü mücadelenin ardından, ABD operasyonu sonucu elde ettiği kazanımları, Kerkük'ü de BKY sınırlarına dahil etmek adına riske atıp atamayacağına ilişkin öngörüler sağlamaya çalışmıştır. Yine Kürtlerin, Kerkük uğruna tüm bölgesel aktörler tarafından ?istenmeyen? ilan edilmeyi göze alıp almayacakları, bu aşamada çevre ile iyi ilişkiler kurarak varlığını meşrulaştırmayı mı yoksa ABD ile ilişkileri güçlü tutarak bölgede ABD'nin ?Truva Atı? olarak görülmeyi mi tercih edeceği sorusuna cevap aramaktadır. Son olarak Tez, Irak'ın federal yapısı içerisinde Kerkük'ün gelecekteki statüsünün ülke içi dengeleri ne yönde değiştireceği ve bunun bölgesel yansımalarının neler olabileceğini ortaya koymaya çalışmıştır.Anahtar Sözcükler1. Kerkük2. Irak3. Kürtler4. Türkmenler5. Araplar
Irak'ın Kuzeyindeki Bölgesel Kürt Yönetimi (1992 - 2008)
Ortadoğu coğrafyasının önemli bir unsuru haline gelen Bölgesel Kürt Yönetimi bu tez içerisinde ele alınmıştır. Bu bağlamda öncelikli olarak Iraklı Kürtlerin siyasallaşma faaliyetleri incelenmiştir. Daha sonra Molla Mustafa Barzani önderliğindeki mücadele ele alınmıştır. Molla Mustafa Barzani'nin 1979'daki ölümünün ardından Körfez Savaşı'na kadar olan süreç İran-Irak Savaşı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Irak'ın Kuveyt'i 1990 Ağustos'unda işgal etmesi Iraklı Kürtler için çok büyük fırsatlar sunmuştur. Irak'ın Kuveyt'ten çıkarılmasının ardından ayaklanan Kürtleri Saddam Hüseyin'den korumak gayesi ile Irak'ın kuzeyinde bir güvenli bölge oluşturulmuştur. Bu güvenli bölge ile Kürtler kendilerine 1992 yılında fiili bir yönetim kurmuşlardır. Günümüzdeki konumlarının temelini oluşturan bu yönetimin kurulmasının ardından 1992 yılı Ekim ayında `Federe Kürt Devletini' ilan eden Yönetim Irak'ın ABD tarafından 2003 yılında işgal edilmesinin ardından bu ilana resmilik kazandırabilmiştir. Her ne kadar resmilik kazansa da yönetim için özellikle Kerkük vilayetinin statüsü, petrol sahaları gibi konular sorun alanları niteliği taşımaya devam etmiştir. Tez içerisinde özellikle bu iki konu detaylıca incelenmiştir. Bu konuların yanısıra Kürt yönetiminin geleceğini yakından etkileyebilecek ABD, Suriye ve İran'ın Yönetime bakışları da ele alınmıştır. Bağımsız bir Kürt devleti ihtimalinden diğer bölge ülkeleri gibi tedirgin olan Türkiye'nin Yönetim ile var olan ilişkileri geçmiş ve gelecek boyutları ile değerlendirilmiştir.Bölgesel Kürt Yönetimin geçirmiş olduğu tüm aşamalar kronolojik bir doğrultuda anlamlandırma ve yorumlama metodları çerçevesinde ele alınarak incelenmiştir. Bu incelemenin ardından Bölgesel Kürt Yönetimi idari yapısının kökenlerini teşkil eden Kürt unsurların gecikmiş ve bastırılmış bir milliyetçilik akımı içinden geldiği, bu akım ile birlikte dış destek sağlayarak mücadeleye giriştiği, Irak'ın işgalinin ardından bu mücadelesini taçlandırdığı ama günümüzde hala tam anlamı ile istikrarlı bir yapı kazanamadığı, bölge ülkelerinden özellikle Türkiye'nin izleyeceği politikanın Yönetim üzerinde çok büyük etkiye sahip olacağı ve Türkiye'nin sahip olduğu jeopolitik konumu, tarihi, siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel birikimini dikkate alan temel politik yaklaşımlar ile Yönetime karşı bir tutum takınması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Sözcükler1.Kürt2.KDP3.KYB4.Irak5.Türkiye
State-building in multi-ethnic borderlands: Nationalizing Eastern Anatolia and Transylvania in interwar Turkey and Romania
This dissertation examines Turkish and Romanian state-building practices during the interwar years, exposing the major reasons for and consequences of the multiple strategies the two states employed in their efforts to unify and nationalize their territories. Turkey and Romania followed parallel trajectories toward national consolidation in this period while also sharing specific security concerns in their respective regions. In their efforts to create centralized and homogenized nation-states, the ruling authorities chose to categorize certain ethnic minorities as a threat to territorial integrity and national unity. Most prominent among these groups were the Kurds in Eastern Anatolia and the Hungarians in Transylvania, whose demographic concentration in a particular region, linguistic unity, economic control, and capacity to resist the emerging central authority flagged them as potential security risks. These features made the Kurds and Hungarians, respectively, the primary targets of the Turkish and Romanian states' centralization campaigns. This analysis of the relations between the state and aforementioned ethnic communities in Turkey and Romania contributes to and expands on the discussion of factors affecting state-building in post-First World War nation-states. It thus explains how legal frameworks (minority status), state capacities, domestic politics, and international power dynamics were intertwined, and how they played a crucial role in the state's policies, especially in the areas where the central government's jurisdictional power was still relatively weak. Ultimately, this dissertation reveals how the state's initial policies toward certain ethnic groups changed over time in Eastern Anatolia and Transylvania and why the relationships evolved into a large-scale struggle in one case but remained relatively calm and contained in the other. Drawing mostly on primary sources from archives across Turkey, Romania, and the United Kingdom, this comparative research argues that the Turkish and Romanian states' policies in multi-ethnic areas were very much affected by various internal political and socio-economic dynamics, legal measures, international affairs, and kin-state activism. This dissertation also claims that the evolution of state policies did not follow a linear path; rather, they diverged over time in response to domestic and international developments. In this process, regional security risks, inter-state relations, economic dimensions, and internal politics, such as increasing right-wing nationalism, all contributed to the trajectory of state policies toward the selected communities. Hence, the similarities and differences between the nationalizing strategies in Turkey's and Romania's multi-ethnic regions reflect the reasons for the different outcomes while dealing with ethnic groups as a whole.