Lipids

159 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

COVİD-19 tanılı hipertansiyon hastalarının lipid profilinin değerlendirilmesi

COVID-19 Wuhan'da ortaya çıkan ve kısa sürede hızla yayılan patojenik virüs infeksiyonu olan bir hastalıktır. COVID-19 virüsü kalbe, akciğerlere ve diğer birçok dokuya değişik derecelerde zarar verebilmektedir. Bu durum uzun vadeli dönemde değişik sağlık sorunlarını beraberinde getirmektedir. Bu araştırmada; hipertansiyon hastalarının lipid profilinde, COVID-19 infeksiyonun oluşturduğu değişiklikleri değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmamızda Sanko Üniversitesi Sani Konukoğlu Hastanesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde takip edilmiş olan hipertansiyon hastası olan ve COVID-19 infeksiyonu geçirmiş hastalar değerlendirildi. Hastaların bilgileri, etik kurul onayını takiben kullanılan bilgi sisteminden elde edildi. Hastaların COVID-19 infeksiyonu geçirmeden önce, geçirirken ve geçirdikten sonra AKŞ, HDL, LDL, VLDL, Tg, total kolesterol, Na+, K, kreatinin, eGFR, PTZ, INR, ALT ve AST değerleri incelendi. Çalışmamıza 16 erkek (%64) ve 9 kadın (%36) olmak üzere toplam 25 yetişkin hasta dahil edildi. Hastalarımızın yaş ortalamaları 64,08 (min:47, maks:82) yıldı. VLDL ile Tg değerlerinde, COVID-19 infeksiyonu öncesi, infeksiyon sırasında ve sonrasında düzenli olarak artış; HDL, K, PTZ, INR değerlerin de ise düzenli olarak azalış gözlenmiştir ancak istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. LDL, total kolesterol, Na ve kreatinin değerlerinin COVID-19 infeksiyonu sırasında en düşük seviyeye ulaştığı tespit edilmiştir. Yalnız Na değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmüştür. COVID-19 infeksiyonu sırasında ALT, AST, AKŞ ve eGFR değerlerinin en yüksek seviye ulaştığı gözlenmiştir. Fakat istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Sonuç olarak COVID-19 infeksiyonu hipertansiyon hastalarının lipid profilini belli derecede etkilemektedir. Ancak istatistiksel olarak net kanıt tespit edilememiştir. Hasta sayısının az olması araştırmamızın başlıca sınırlılığıdır. Çalışmamız; bu konuda yapılacak daha sonraki araştırmalara yol gösterici olacağı kanaatindeyiz

COVID 19HipertansiyonKorona virüs enfeksiyonları+2
Müzeyyen Budak
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Zahter (thymbra spicata L.) fenolik ekstraktının Şanlıurfa sadeyağının oksidatif stabilitesi üzerine etkisi

Bu çalışma Zahter fenolik ekstraktının (ZFE) Şanlıurfa sadeyağının oksidatif stabilitesine etkisinin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda, derin dondurularak kurutulan Zahter bitkisinden ultrason destekli ekstraksiyon yöntemiyle ZFE elde edilmiştir. Daha sonra, sadeyağda BHT ile eşdeğer oksidatif stabilite gösteren ZFE konsantrasyonu tespit etmek için indüksiyon süresi ve tahmini raf ömrü çalışmaları yapılmıştır. Bu değerlendirme sonucunda 75 mg/kg BHT içeren sadeyağ örneğine en yakın ve en uzun raf ömrüne sahip ZFE konsantrasyonun 75 mg/kg olduğuna karar verilmiştir. Çalışmanın bir sonraki aşamasında ise kontrol (antioksidan içermeyen örnek) ile ZFE (75 mg/kg), BHT-S (75 mg/kg) ve αT-S (75 mg/kg) içeren sadeyağ örnekleri hazırlanmış ve 60, 70 ve 80 °C'de sırasıyla 120, 90 ve 60 gün süreyle depolanmıştır. Depolama periyodunda, sadeyağ örneklerinde 10 günlük periyotlarla serbest asitlik, peroksit değeri ve p-anisidin analizleri yapılarak oksidatif stabilite çalışmaları yapılmıştır. Daha sonra, kontrol ve farklı antioksidan içeren sadeyağ örneklerinde hesaplanan oksidasyon parametrelerinin (serbest yağ asitliği, peroksit değeri ve p-anisidin) kinetik modellenmesi (reaksiyon hız sabiti, aktivasyon enerjisi ve Q10 değeri) ile termodinamik katsayıları hesaplanmıştır. Yapılan bu çalışmada, Şanlıurfa sadeyağında 75 mg/kg BHT'ye eşdeğer düzeyde oksidatif stabilite sağlamak amacıyla < 75 mg/kg ZFE kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan, uygun ZFE konsantrasyonunu tespit etmek için optimizasyon çalışmalarının yapılması, ayrıca ZFE ekstraktında antioksidan etki gösteren bileşiklerin saflaştırılması ve sadeyağda oksidatif stabilite çalışmalarında kullanılması önerilmektedir.

Antioksidan aktiviteLipidlerOksidasyon+2
Berfin Zehra Ergün
Harran University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

45 – 65 yaş arası tip 2 diabetes mellitus tanılı hastalarda probiyotik kullanımının glukoz, ha1c ve lipid profili üzerine etkisi

Bu çalışma Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Diyabet polikliniğine başvuran 45-65 yaş arası tip2 diabetes mellitus tanılı hastalarda probiyotik kullanımının glikoz, HbA1c ve lipid profili üzerine olan etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma 01 Mart -Aralık 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışma 13'ü (%38,2) erkek ve 21'i (%61,8) kadın olma üzere toplam 34 hasta ile yapılmıştır. Hastaların çalışma başlangıcında boy(seca)ve kilosu (tanıta )marka tartı aleti ile ölçülerek, BKİ hesaplandı. Hastaların Harris Benedict formülü kullanılarak beslenme düzeni planlanmıştır ve hastalara yaşam tarzı değişikliği önerisinde bulunulmamıştır. Çalışmada hastaların diyabetik beslenme programlarına kuşluk ve gece ki ara öğünlerine 100ml kefir eklenmiştir. Bireylerin beslenme durumlarını takip etmek için çalışma başında ve sonunda hafta içi 24 saatlik besin tüketim kayıtları, vücut analizleri ile antropometrik ölçümleri alınmıştır. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 52.44±6.0, hastalık sürelerinin ortalaması 102,79±72,76 ay, boy ortalaması 162,35±10,28 cm olarak saptanmıştır. Başlangıç ağırlık ortalamaları 87,76±18,47, 3. ayda ağırlık ortalamaları 86,47±19,33'dir. Hastaların başlangıç BKİ ölçümleri 23 ile 50 kg/m² arasında değişmekte olup, ortalama 33,11±6 kg/m² iken 3. ayda BKİ ölçümleri 22,5 ile 48 kg/m² arasında değişmekte ortalama 32,63±6,21 kg/m² dir. Hastaların başlangıç enerji alımları ortalama 1.099,kcal, protein 50,2 gr, karbonhidrat 110 gr, yağ 47 gr, kolesterol 173gr lif 20 gr iken probiyotik kullandıktan sonraki 3. ayda enerji alımı ortalaması 1.189 kcal, protein 58 gr, karbonhidrat 119 gr, yağ 50 gr, kolesterol 187 gr, lif değeri ise değişmemiştir. Çalışmaya katılan hastaların başlangıç ağırlık ortalama standart sapması 87,76±18,47 mg/dl iken 3. ayda hastaların ağırlık ortalama standart sapması 86,47±19,33 mg/dl'dir. Başlangıç ve 3. Aydaki ağırlıkları kıyaslandığında aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,015). Hastaların başlangıç BKİ Ort±SS: 33,11±6 iken 3. Ayda BKİ Ort±SS: 32,63±6,21 mg/dl olarak saptanmıştır. Hastaların başlangıç ve 3 aydaki BKİ kıyaslandığında aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,016). Çalışmaya katılan hastaların başlangıç HbA1C ortalama standart sapması 9,1±2,27 iken 3.ayda HbA1C ortalama standart sapması 8,32±1,9'dur. Aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.(p<0,033).Hastaların başlangıç kalsiyum Ort±SS: 9,71±0,54 iken 3. Ayda kalsiyum Ort±SS: 9,9±0,37 olarak saptanmıştır. Aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,035). Sonuç olarak, başlangıç ve üçüncü ay biyokimyasal kan sonuçları karşılaştırıldığında probiyotik fermente süt tüketen diyabetik hastaların açlık kan şekeri ve HbA1C seviyesi düşmüştür. Total Kolesterol, LDL Kolesterol ve trigliserit değerleri başlangıç değerlerine göre 3. ayda azalmış ancak bu azalma istatistiksel olarak anlamlı değildir. Hastaların başlangıç değelerine göre 3. aydaki ağırlık ve BKİ değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde azalmıştır. Tüm bu sonuçlara göre probiyotik fermente sütün (kefir) diyabetin ve birçok hastalığın tedavisinde tamamlayıcı tedavi olarak kullanılabilirliği söylenebilir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Glükoz+4
Pınar Kılıçsokan
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kilolu ve obez bireylerde probiyotik kullanımının kan lipitleri, insülin direnci ve bel-kalça çevresi üzerine etkisi

Probiyotik kullanımının, bireylerin biyokimyasal sonuçları ve antropometrik ölçümleri üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılan; gözlemsel, randomize olmayan retrospektif klinik bir çalışma olarak yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemi, İstanbul'da özel bir sağlıklı beslenme kliniğine başvurmuş en az 8 hafta takip edilen, kilolu ve obez olan, 18 yaş üzeri, insülin direnci ve karaciğer yağlanması olan, beden kütle indeksi (BKİ) 25 kg/m2 ve üzeri olan 39'u çalışma ve 21'i kontrol grubu toplam 60 kişiden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan bireylere, gündüz odaklı beslenme düzeni uygulanmıştır. Çalışma grubu probiyotik desteği kullanan (2 şase/gün), kontrol grubu ise probiyotik desteği kullanmayan bireyler arasından araştırmaya katılmayı kabul eden bireylerden oluşturulmuştur. Çalışmanın verileri, hasta kayıt sisteminden biyokimya sonuçları alınarak değerlendirilmiştir. Bir günlük besin tüketim kaydı ve antropometrik ölçümleri başlangıçta ve 8.haftada alınmıştır. Çalışmanın sonuçlarının analizi için SPSS 22 programı kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda; çalışma grubunun antropometrik ölçümlerindeki azalma kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). İki grupta kalça çevresi ölçümleri arasında istatistiksel düzeyde fark bulunmamıştır. Biyokimya ölçümleri değerlendirildiğinde; probiyotik kullananların açlık glikoz, açlık insülin, hemoglobin A1c (HbA1c), insülin direncinin homeostatik modeli değerlendirilmesi (HOMA-IR), total kolesterol, düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL-C), yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol (HDL-C) değerlerinde anlamlı azalma görülmüştür fakat trigliserid düzeylerinde anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Kontrol grubu bireylerinde, LDL-C'de anlamlı düzeyde azalma meydana gelirken; diğer biyokimyasal değerlerinin arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark bulunmamaktadır. Probiyotiklerin etki mekanizmasının açıklandığı daha fazla klinik çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: İnsülin Direnci, Kan Lipidleri, Obezite, Probiyotik

Bel çevresiKan lipidleriLipidler+3
Nurselen Yıldız
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dahiliye kliniklerine başvuran 19- 65 yaş arası bireylerin yaş ve BKİ ile kan lipidleri korelasyonunun değerlendirilmesi

ÖZET ​Bu çalışma Şubat 2018-Mart 2018 tarihleri arasında Harran Üniversitesi Araştırma Ve Uygulama Hastanesi Dahiliye Kliniklerine başvuran, 19-65 yaş arası 54 kadın ve 36 erkeğin genel özelliklerinin saptanması, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktive, sigara ve alkol tüketimleri, antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal parametreleri arasındaki olası etkileşimleri incelemek amacıyla yapıldı. Bireylerin genel özellikleri, sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları, 3 günlük besin tüketim kaydı araştırmacı tarafından oluşturulan anket formunda sorgulandı. Bireylerin antropometrik ölçümleri alındı ve biyokimyasal analizleri kayıtlı hastane verilerinden yararlanılarak saptandı. Laboratuvar kayıtlarından bireylerin trigliserit, total kolesterol, LDL kolesterol, HDL kolesterol ve açlık kan şekeri düzeyleri elde edildi ve elde edilen bilgilerin istatistiksel analizi yapıldı. 19- 34 yaş arası grubun BKI, kolesterol, LDL kolesterol ve trigliserit ortalamaları 35- 49 ve 50-65 yaş arası gruplara göre daha düşük saptandı. AGD ve HDL ortalamaları yaş grupları arasında istatistiksel olarak farklılık göstermedi. Çalışmaya katılan erkeklerde kadınlara göre sigara içen kişi sayısı daha çok (p=0,0108) ve günlük içilen sigara miktarı erkeklerde daha fazla (p=0,0004) olarak saptandı. Alkol kullanımı ise; çok düşük olmakla beraber kadınlarda %3,7, erkeklerde ise %5,6 oranında bulundu. Düzenli fiziksel aktivite yapanların genel yüzdesi az olmakla birlikte kadınların (%9,3) yüzde dilimi erkeklere (%17,1) göre daha düşük saptandı. Çalışmaya katılan kadın olguların BKİ ortalaması 29,57±6,91, erkek katılımcıların ise 28,10±4,66 olarak bulundu. Katılımcıların hafta içi yağ alım düzeyi ortalama 63,98±25,76 gram iken; hafta sonu ortalama 59,76±27,11 gram, hafta içi çoklu doymamış yağ alım düzeyi ortalama 12,98±7,94 gram iken; hafta sonu ortalama 10,11±7,26 gram, hafta içi karbonhidrat alım düzeyi ortalama 319,73±134,38 gram iken; hafta sonu ortalama 307,10±118,80 gram olarak saptandı. Bu çalışmanın sonucunda yüksek BKİ, ilerleyen yaş, sedanter yaşam şekli ve düzensiz beslenme alışkanlıklarının kan lipidlerini etkileyen ve önlenebilir faktörler olduğu gözlemlendi. Bu faktörlerin kan lipidlerine olan etkisini önlemek amacıyla tıbbi tedavinin yanı sıra fiziksel aktivitenin arttırılması, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması gibi yaşam tarzı değişikliklerinin de oldukça önemli olduğu anlaşıldı.

BeslenmeFiziksel aktiviteLipidler+4
Gamze Taş
Haliç University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ortadoğu körfez ülkelerinden gelen 30-55 yaş arası bireylerde BKİ ile insülin direnci, kan lipidleri ve glikoz toleransının ilişkisi

Bu araştırma Ortadoğu Körfez ülkelerinde yaşayan bireylerin BKİ ile insülin direnci, kan lipidleri ve glikoz toleransı arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Aralık 2017- Mayıs 2018 tarihleri arasında Doku Tıp Merkezi, Beslenme ve Diyet Polikliniğine başvurmuş olan 30- 55 Yaş arasında çalışmaya katılmaya gönüllü 40 yetişkin katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Kesitsel bir çalışmadır. Araştırmanın verileri araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu (Ek-4) ve laboratuvar bilgileri formu (Ek-3) kullanılarak toplanmıştır. Sonuçlar %95'lik güven aralığında anlamlılık p<0,05 düzeyinde non- parametrik yöntemlerle değerlendirilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlar arasında, biyokimya ortalamaları BKI gruplarına göre Kruskal-Wallis Testi ile karşılaştırılmıştır. Yalnızca BKI ≥30 grubunun HDL ortalaması diğer iki BKI grubunun ortalamasından istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. BKI ile HOMA IR (p: 0,376), açlık insülin düzeyi (p: 0,341), açlık glikoz düzeyi (p: 0,349), LDL kolesterol (p: 0,330), HDL kolesterol (p: 0,629) arasında anlamlı korelasyon olduğu bulunmuştur. HOMA IR ile açlık insülin düzeyi (p: 0.910), açlık glikoz düzeyi (p: 0.660), LDL kolesterol (p: 0.386) değerleri arasında da anlamlı korelasyon bulunmuştur. Son olarak açlık insülin düzeyi ile açlık glikoz düzeyi (p: 0.327); açlık glikoz düzeyi ile LDL kolesterol (p: 0.368) ve LDL kolesterol ile trigliserid arasında da anlamlı korelasyon bulunmuştur. Sonuç olarak bu çalışma BKİ değerinin artması ile Homa IR, açlık glikoz düzeyi, açlık insülin düzeyi, HDL ve LDL kolesterol düzeylerinde önemli bir artışa neden olduğu görülmüştür. Bu nedenle sağlıklı BKİ aralığında olmayan bireylerde insülin direnci, kan lipidleri ve glikoz toleransının kontrolünün sağlanması için beslenmenin önemi anlatılmalı ve önerilen uygulamaların yaşam tarzı haline getirilmesi sağlanmalıdır.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme durumu+7
Nida Çeliksoydan
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda etanol ile oluşturulmuş karaciğer fibrozisinde ısırgan otu tohumunun (Urtica dioica seed) tedavi edici etkisinin histopatolojik ve immunohistokimyasal olarak araştırılması

Yardımcı M, Ratlarda Etanol İle Oluşturulmuş Karaciğer Fibrozisinde Isırgan Otu Tohumunun (Urtica dioica Seed) Tedavi Edici Etkisinin Histopatolojik ve İmmunohistokimyasal Olarak Araştırılması, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Patoloji Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Van, 2019. Planlanan bu çalışmada, etil alkol ile deneysel olarak 8 haftalık süre içinde karaciğerde fibrozis oluşturulduktan sonraki 2 aylık tedavi sürecinde, ısırgan otu tohumu ekstrakt'ı kullanılarak fibrozisin geri dönüşümünün mümkün olup olmadığı histopatolojik ve immünohistokimyasal olarak araştırıldı. Çalışmada toplam 24 adet rat kullanıldı ve ratlar her grupta 8'er adet olmak üzere üç gruba ayrıldı. Deneme süresi toplam 4 ay olarak belirlendi. Birinci grup (Kontrol); Standart rat pelet yemiyle beslendi. Alkol grubu ve alkol+ısırgan tohumu esktrat grubunda ise denemenin ilk 2 ayında günde bir defa orogastrık gavajla 4 mL/kg %30'luk etil alkol verilerek hepatik fibrozis oluşturuldu. Daha sonraki 3. ve 4. aylarda 2. gruba yine sadece alkol verilirken, 3. grup ratlara alkol alımıyla beraber ısırgan otu tohumu ekstrakt'ı (30mg/kg)'da verilerek oluşturulan fibrozisin geri dönüşümü uygulama sonunda izlendi. Deneme sonunda nekropsi yapılan ratların karaciğerlerinden alınan doku örnekleri histopatolojik ve immünohistokimyasal olarak incelendi. Sonuçta, histopatolojik ve immünohistokimyasal bulgular doğrultusunda; ısırgan tohumu ekstrakt'ının kaydedilen birçok terapötik özelliklerinin etkisiyle ve karaciğerin de rejeneratif kapasitesi sayesinde karaciğerdeki dejeneratif-nekrotik değişikliklerin ve fibrozisin önemli düzeylerde geri dönüşümünün gerçekleştiği gözlenmiştir. Biyokimyasal analizler Alkol grubunda ALT, AST, LDL, GGT ve HDL düzeyleri kontrol grubuna göre azalmıştı. Ancak, Glukoz, LDL, Total Kolesterol ve Trigliserid seviyeleri kontrol grubuna göre artmıştı. Alkol+Isırgan grubunda ise kontrol grubuna göre ALT, AST, LDH, Glukoz, LDL ve Trigliserid düzeyleri azalmıştı. Ancak AlkPaz, GGT, HDL ve Total Kolesterol seviyeleri kontrol grubuna göre artmıştı. Çalışmanın sonuçları, alkolik hepatik fibrozisli olgularda, ısırgan otu tohumu ekstrakt'ının fibrozisli karaciğer tedavisinde kullanılabileceğini gösterdi.

EtanolFibrozHistopatoloji+7
Mahmut Yardımcı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anaplasmosisli keçilerde eritrosit membranı lipit ve protein oksidasyonu ile Na+/K+ATPaz aktivitesinin araştırılması

Bu çalışma, keçilerde anaplasmosisin eritrosit membranı malondialdehit (MDA), ileri oksidasyon protein ürünleri (AOPP), Na+/K+ATPaz, hematolojik ve biyokimyasal parametreler üzerindeki etkisini değerlendirmek için yapıldı. Antikoagülantlı kan örneklerinde hematolojik parametreler kansayım cihazında ve serum örneklerinde biyokimyasal parametreler modüler oto analizör cihazında ticari kit kullanılarak ölçüldü. Eritrosit membranında MDA ve AOPP düzeyleri spektrofotometrik metotlar ile spektrofotometre cihazında, Na+ /K+ATPaz aktivitesi ise ticari kiti kullanılarak ELISA cihazında ölçüldü. Hematolojik analiz sonuçları, anaplasmosis ile enfekte keçilerde RBC, Hb, Hct, MCV, MCH ve MCHC değerlerinde belirgin bir azalma, WBC degerinde ise artış olduğu ortaya koydu. Biyokimyasal analiz sonuçları, anaplasmosis ile enfekte keçilerde, AST, ALT, GGT aktivitelerinin ve globulin, totalbilirubin, direkt bilirubin, trigliserit ve demir seviyelerinde belirgin bir artış olduğunu, total protein, albumin, total kolesterol ve TDBK seviyelerinde ise önemli bir azalma olduğunu ortaya koydu. Anaplasmosisli keçilerde eritrosit membranı MDA ve AOPP seviyelerinin önem gösterecek şekilde artarken, Na+/K+ATPaz aktivesinin azaldığı belirlendi. Elde edilen sonuçlar, hematolojik ve biyokimyasal parametrelerde önemli değişiklikler olduğunu, aneminin ve oksidatif stresin ruminantlarda anaplasmosisin ortak bir komplikasyonu olduğunu, ayrıca MDA, AOPP düzeylerinin ve Na+/K+ATPaz aktivitesinin belirlenmesinin hastalığın prognozunun takip edilmesinde faydalı olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Anaplasmosis, AOPP, keçi, MDA, Na+

AnaplazmozEritrosit membranıHayvan hastalıkları+7
Salim İlkaya
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Glioblastoma multiforme, menenjiyom (birincil) ve metastaz (ikincil) beyin tümörlerine ait fenotiplerin belirlenmesinde kullanılacak bütünleşik omiks analizler için analitik yöntem geliştirilmesi ve uygulanması

Genotip ve fenotip arasındaki doğrudan nedensel ve fonksiyonel bağlantıları göstermek için protein, metabolit ve lipit gibi ara moleküler seviyelerin kapsamlı şeklilde incelenmesi çok önemlidir. Kapsamlı metabolomik ve lipidomik analizler için birden çok analitik tekniğe ve analiz koşullarının optimizasyonuna ihtiyaç vardır. Çalışma kapsamında metabolomik analizler eş zamanlı olarak GC-MS ve LC-qTOF-MS ile lipidomik analizler ise LC-qTOF-MS ile gerçekleştirilmiş ve kullanılan analitik yöntemler çeşitli deneysel tasarımlar ile optimize edilmiştir. Plazma örnekleri için metanol:su:kloroform (3:1:3, h/h/h), doku örnekleri için ise metanol:su:diklorometan (2:1:3, h/h/h) metabolitlerin, lipitlerin ve hatta proteinlerin tüketilmesi için optimum çözücü karışımları olarak belirlenmiştir. Doku örneklerinin GC-MS temelli metabolomik analizleri için sililleme reaktifinin inkübasyon süresi ve sıcaklığının, metoksiamin derişimi-metanol hacmi etkileşiminin, plazma örnekleri içinse metoksiamin derişimi ile sililleme reaktifinin inkübasyon süresinin ve metanol-metoksiamin hacmi etkileşiminin analiz sonuçlarını etkileyen önemli parametreler olduğu belirlenmiştir. LC-qTOF-MS temelli metabolomik analizler için uçurulan örneklerin yeniden çözülmesinde kullanılan hareketli faz bileşiminin hem doku hem de plazma örneklerinden yapılan analizlerin sonuçlarını etkilediği tespit edilmiştir. LC-qTOF-MS temelli metabolomik ve lipidomik analizlerin kromatografik koşullarına etki eden parametreler ise Box-Behnken tasarımı ile optimize edilmiştir. Metabolomik ve lipidomik analizler için geliştirilen analitik yöntemler beyin tümörlü hasta grupları ile kontrol grubunu oluşturan bireylerden toplanan doku ve plazma örneklerine uygulanmış ve bu tümörlere ait fenotipler aydınlatılarak sonuçlar klink açıdan bütüncül olarak değerlendirilmiştir.

Beyin neoplazmlarıFenotipGlioblastoma+7
Cemil Can Eylem
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Parenteral lipid emülsiyonlarının deney fare sepsis modelinde mezenterik hipoperfüzyon, oksidatif stres ve organ hasarına etkisi

Bu çalışmada, farede lipopolisakkarit ile oluşturulan septik şok modelinde farklı parenteral lipid emülsiyonlarının, mezenterik hipoperfüzyon, inflamasyona bağlı oksidatif hasar ve organ hasarına etkisi incelenmiştir. Mezenterik kan akımı değerlendirildiğinde, lipopolisakkarit uygulanan hayvanlarda akım, kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde azaldı (ml/dk, kontrol: 3,02 ± 0,10, LPS: 1,44 ± 0,10). Kontrol grubunda zeytinyağı ve soya yağı mezenterik kan akımını azalttı. Lipopolisakkaritle azalan mezenterik kan akımını, balık yağı düzeltti ancak veri vücut ağırlığına göre yorumlandığında bu fark gözlenmedi. Lipopolisakkarit uygulaması sonrasında artan karaciğer ve dalak yaş ağırlığını lipid emülsiyonları önlemedi. Soya yağı, karaciğer, akciğer ve serumda oksidatif stres indeksini istatistiksel anlamlı olarak arttırdı. Zeytinyağı, dalakta, lipopolisakkarit ile artmış olan oksidatif stres indeksini azalttı, ancak serumda kontrol grubunda arttırdı. Histopatolojik incelemede, kullanılan dozlarda lipid emülsiyonları, normal fare karaciğer ve dalağı için histopatolojik olarak zararlı etkiler göstermektedir. Lipopolisakkarit varlığında balık yağı, sadece lipopolisakkarit uygulamasına göre karaciğere daha az hasar vermektedir. Bu sonuçların ana bulgusu yüksek omega-3 yağ asidi içeren balık yağı emülsiyonlarının deneysel sepsis modelinde azalmış mezenter kan akımını arttırması ve karaciğer hasarını önlemesidir. Balık yağı emülsiyonları, sepsis oluşturulmuş farelerde, koruyucu etki gösterdiği dozlarda, sağlıklı hayvanlarda organ hasarına sebep olmaktadır.

EmülsiyonlarFarelerHayvan deneyleri+6
Gökşen Öz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyetle alınan bazı heterosiklik aromatik amin türlerinin farelerde ateroskleroz, kan lipid profili ve endotel disfonksiyon üzerine etkisi.

Heterosiklik aromatik aminler protein içeren besinlerin pişirilmesiyle oluşmaktadır. Genel olarak kanser oluşumu üzerindeki etkileri araştırılırken; kardiyovasküler hastalıklar üzerindeki etkilerini inceleyen çalışmalar oldukça yetersizdir. Ayrıca heterosiklik aminlere maruz kalınan sürenin dislipidemi ve ateroskleroz gelişimindeki etkilerini inceleyen çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle bu tez heterosiklik aminlerin kısa veya uzun süreli alımının etkilerinin ateroskleroz ve kardiyovasküler hastalıkların temel oluşum mekanizmaları açısından incelenmesi amacıyla planlanmıştır. C57Bl/6 orijinli (n=80, 3 haftalık, dişi) fare 21 hafta boyunca yüksek yağ ve kolesterol (%20,w/w Hindistan cevizi yağı; %0,2 w/w kolesterol) içeren diyet ile beslenmiştir. Randomize olarak 8 gruba ayrılan farelere 3 ya da 10 hafta boyunca farklı türde heterosiklik amin içeren yüksek yağlı yem verilmiştir (10 mg/kg va PhIP, MeIQx veya PhIP+MeIQx). Müdahalenin sonunda plazma ve karaciğerde total kolesterol, trigliserit, LDL, VLDL, HDL, Apo B, Apo A1; plazmada VCAM-1 ve ICAM-1 düzeyleri kolorimetrik/ELISA yöntemiyle; aortta ICAM-1 ve VCAM-1 miktarı Western Blot yöntemiyle; ekspresyon düzeyleri RT-qPCR yöntemiyle incelenmiştir. Plazma ve karaciğerde total kolesterol, LDL, Apo A1 ve Apo B düzeyleri hem heterosiklik amin türünden hem de alım süresinden etkilenmemektedir (p>0,05). Yüksek yağlı ve kolesterol içeren diyet alan farelerde uzun süreli (10 hafta) heterosiklik aromatik amin alan gruplarda kontrol grubu ile karşılaştırıldığında plazma trigliserit (p=0,037) düzeylerinin azaldığı, karaciğer HDL düzeylerinin arttığı (p=0,025) bulunmuştur. Aynı heterosiklik amini uzun ve kısa süreli alan gruplar karşılaştırıldığında plazma HDL düzeylerinin PhIP gruplarında kısa ve uzun süre sırasıyla; 0,284±0,03 ve 0,152±0,01 mmol/L, MeIQx gruplarında 0,204±0,02 ve 0,210±0,01 mmol/L her iki türü birlikte alan gruplarda 0,250±0,02 ve 0,216±0,01 mmol/L olduğu bulunmuştur (p<0,05). Endotel disfonksiyon ve aterosklerotik plak gelişiminde gruplar arasında anlamlı farklılık olmadığı görülmüştür (p>0,05). Sonuç olarak heterosiklik amin alımının vücutta meydana getirdiği kardiyovasküler hastalık riski ve karsinojenik/mutajenik etki gibi etkileri de göz önüne alınarak diyetle alımının sınırlandırılması önemlidir.

AminlerAterosklerozDiyet+5
Armağan Aytuğ Yürük
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Keratokonus tedavisinde Riboflavin'in girişimsel olmayan ("EPİ-ON") teknik ile korneaya taşınması için oküler ilaç taşıyıcı platformların tasarlanması ve in vitro-in vivo değerlendirilmesi

Keratokonus, ilerleyici özellikte ve etkin tedavinin sağlanamaması durumunda kornea nakli ile sonuçlanabilen bir göz hastalığıdır. Hastalığın tedavisi için klinikte en yaygın kullanılan yöntem korneal çapraz bağlama işlemidir. Ancak, riboflavinin kornea epitelinden geçememesi nedeniyle, bu işlemde ilk olarak göz üzerindeki epitel tabakası cerrahi işlem ile kazınarak uzaklaştırılmaktadır. Bu durum hastada birçok komplikasyonlara neden olmaktadır. Bu sorunun üstesinden gelmek için bu tez kapsamında epitel tabakasının kaldırılmasına ihtiyaç duymayan riboflavin (RB) ve riboflavin-5-fosfat sodyum (RT) içeren hidrofilik jel, nanoyapılı lipit taşıyıcı (NLT) ve RB ko-kristal formülasyonları geliştirilmiş ve in vitro, ex vivo ve in vivo olarak değerlendirilmiştir. Ex vivo ilaç geçiş çalışmalarında mannitol içeren ko-kristal formülasyonlarının ve pozitif yüklü RT içeren NLT formülasyonlarının daha yüksek ilaç geçişi sağladığı belirlenmiştir. Ex vivo kornea ilaç tutulumu çalışmalarında RB içeren NLT formülasyonlarının diğer gruplara üstünlük gösterdiği bulunmuştur. İn vivo çalışmalarda RB içeren formülasyonların RT içeren formülasyonlara oranla daha yüksek kornea ilaç konsantrasyonu sağladığı tespit edilmiştir. İn vivo biyomekanik çalışmalarda geliştirilen formülasyonlardan en ümit verici olanın RT ve Transcutol P içeren (THJ-TP) termosensitif jel formülasyonu olduğu tespit edilmiştir. Bu formülasyonun 15 dakikada bir uygulanmasına rağmen, her iki dakikada bir uygulanan ve "epi-on" (epitel kazınmadan) yönteme uygun olarak geliştirilmiş ticari preparat olan MedioCROSS TE'den istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha etkin olduğu tespit edilmiştir.

Göz hastalıklarıJellerKeratokonus+7
Eren Aytekin
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

İnsan serum bütirilkolinesterazının olası lipolitik aktivitesi-lipid metabolizması ile ilişkisi

Kolinesterazlar (AChE ve BChE), başlıca kas-sinir kavşaklarındaki kolinerjik sinapslarda asetilkolin uyarılı nörotranmisyonu sonlandırır. BChE ekspresyonunun esansiyel yağ asitleri tarafından düzenlendiğini daha önce göstermiştik. Lipazların ve kolinesterazların (ChE) katalitik bölgesinin benzeşmesi, ChE'lerin da çeşitli lipit ve fosfolipitleri hidroliz edebilecekleri hipotezini öne sürmemize neden oldu. ChE'lerin serbest yağ asitleri, trigliseritler ve fosfatidilkolin-sfingomiyelin gibi zar fosfolipitlerinin olası hidrolizi kromatografik ve spektrofotometrik-florometrik yöntemlerle incelendi. Ticari BChE-AChE ve insan plazmasından saflaştırılan BChE'nin lipolitik aktiviteleri farklı kaynaklardan kontrol enzimleri (Pankreatik (PanL) ve buğday tohumu (BTL) lipaz, fosfolipaz (PLA2), sfingomiyelinaz) ile birlikte değerlendirildi. BChE'nin PLA2 ve sfingomiyelinaz aktiviteleri tarandı. BChE'nin kısmi PLA2 aktivitesi gösterdiği, ancak sfingomiyelinaz aktivitesi göstermediği bulundu. Substrat olarak serbest yağ asidi hidrolizi, 4-mu palmitat ile gerçekleştirildi. Sonuçlar, saflaştırılan BChE'nin 4-mu palmitat'ı BTL kadar etkin hidroliz edebildiğini gösterdi. Michaelis-Menten kinetik sonuçları substrat olarak 4-mu palmitat kullanan enzimlerin afinitesini şu şekilde sıralar: BTL (10,4 µM)> Safl BChE (34,2 µM)> PanL (129,8 µM)> tic BChE (186 µM). Kolinesterazların trioleik asit (TO) hidrolizi GC-MS ve LC-MS/MS ile analiz edildi. TO hidrolizinin GC-MS sonuçları, saflaştırılan BChE'nin PanL'nin %7'si kadar oleik asiti ortama saldığını gösterdi. LC-MS/MS sonuçları PanL'nin diğer enzimlerden daha yüksek TO hidrolitik aktivitesi (18593 ppm/dk/mg protein enzim) olduğunu gösterdi (p<0,001). TO hidroliz yetisi olduğu bugüne kadar gösterilmemiş olan saflaştırılan BChE'nin aktivite değeri (714,3 ppm/dk/mg protein enzim), BTL'den (80,7 ppm/dk/mg protein enzim) daha yüksekti (p=0,024). Aynı çalışmalar ticari AChE ile gerçekleştirildi. Ancak AChE'nin adı geçen substratları hidroliz etmediği gözlendi. BChE aktivitesinin spesifik inhibitörü IsoOMPA varlığında ve BChE'nin lektin afinite kromatografisi sonrası elde edilen süpernatanda lipolitik aktivitesi çok düşüktü. Bu sonuç lipolitik aktivitenin BChE'ye ait olduğunu ve BChE'nin 4-mu palmitat ile trioleik asiti hidroliz ettiğini göstermektedir.

AsetilkolinesterazButirilkolinesterazFosfolipidler+7
Müslüm Gök
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Fazla kilolu ve obez bireylerde direnç egzersizi ve diyetin vücut kompozisyonu ile sağlığa etkisi

Bu araştırmanın amacı, fazla kilolu ve obez bireylerde diyet ve diyete ek olarak direnç egzersizi programlarının vücut kompozisyonu ve kan parametreleri üzerine etkilerinin retrospektif olarak karşılaştırmaktır. Özel bir spor stüdyosuna devam eden 18-65 yaş arası toplam 260 kadın ve erkeğin dosyası araştırmaya dahil edilme kriterleri çerçevesinde taranmıştır. Çalışmaya, 12 hafta boyunca sadece diyet programı (n=47; 22 kadın, 25 erkek) ve diyet programına ek olarak haftada 2 veya 3 gün orta şiddette direnç egzersizi programına katılan (n=55; 28 kadın, 27 erkek), beden kütle indeksi ≥25 kg/m2 olan, sağlık problemi olmayan, fazla kilolu ve obez bireylerin verileri dahil edilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, grup içi karşılaştırmalarda Wilcoxon testi kullanılmıştır. Her iki cinsiyette de 3 aylık diyet ve diyet+egzersiz uygulamaları yağsız vücut ağırlığı dahil tüm vücut kompozisyonu değişkenlerinde, glikoz metabolizması göstergelerinde, HDL dışındaki tüm lipit profili göstergelerinde ve karaciğer enzimlerinde anlamlı azalmaya yol açmıştır (p<0,05). Diyet+egzersiz uygulayan kadınlarda, vücut ağırlığı, beden kütle indeksi ve yağsız vücut kütlesi, sadece diyet uygulayan kadınlara göre daha fazla azalmıştır (p<0,05). Erkeklerde diyet ve diyet+egzersiz uygulamalarının vücut kompozisyonuna etkileri benzerdir (p>0,05). Diyet ve diyet+egzersiz uygulamalarının her ikisi de kadın ve erkeklerde, açlık kan şekeri, HbA1c ve HOMA-IR değerlerini azaltmış (p<0,05), ancak iki uygulamanın etkileri benzer bulunmuştur (p>0,05). Her iki program da total kolesterol, trigliserit ve LDL düzeylerini kadın ve erkeklerde azaltmış (p<0,05), ancak etki düzeyleri benzer bulunmuş (p>0,05). Bu bulgu, direnç egzersizinin TG, LDL ve total kolesterol düzeylerindeki düşüşe ek bir katkısı olmadığını göstermiştir. HDL kolesterol düzeyleri; diyet+egzersiz grubunda artarken (p<0,00), sadece diyet yapan katılımcılarda düşme eğilimi göstermiştir (kadınlarda p<0,05, erkeklerde p>0,05). Üç aylık diyet ve diyet+egzersiz uygulamalarının her ikisi de karaciğer fonksiyon testi göstergelerinin tamamında azalmaya yol açmıştır (p<0,05). Diyete ek olarak uygulanan egzersizin AST, ALT ve GGT üzerinde herhangi bir ekstra değişikliğe yol açmadığı saptanmıştır (p>0,05). Bu çalışmanın bulguları; fazla kilolu ve obez bireylerde diyetin vücut kompozisyonu ve genel sağlık üzerinde pozitif etkisi olduğunu, diyete ek olarak uygulanan orta şiddette direnç egzersizinin ise ilave bir etkisinin olmadığını göstermiştir.

DiyetEgzersizGlükoz+7
Funda Büşra Dumankaya
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Halk oyunları çalışmalarının kan oksidatif stres düzeyi ile lipid ve lipoproteinleri üzerine etkisi

Halk oyunları, müzik eşliğinde tüm vücudu koordineli bir biçimde kullanabilmeyi sağlayan ve bu özelliği yörelere göre farklılıklar gösteren fiziksel aktivite türüdür. Bu çalışmada amaç, halk dansları oyuncularında 12 haftalık halk oyunları çalışmalarının kan oksidatif stres belirteçleri ile kan lipid ve lipoproteinleri üzerine etkisini araştırmaktır. Ayrıca halk dansları çalışmalarının kas hasarı belirteçleri üzerindeki etkisi ile dansçılara ait bazı fiziksel ve fizyolojik özelliklerin belirlenmesi de amaçlanmıştır. Çalışmaya yaşları 21-24 arasındaki sağlıklı, ortalama 11 yıllık dans antrenman geçmişi olan, 38 erkek halk dansçısı katıldı. Dansçıların bazı fiziksel ve fizyolojik ölçümleri ile alınan kan örneklerinden oksidatif stres göstergeleri (serum TAS, TOS ve OSİ), kan lipid ve lipoprotein düzeyleri (TK, TG, HDL-K, LDL-K) ve kas hasarı belirteçleri (LDH, CK, ALT, AST) farklı yörelerin (Kafkas, Bar, Zeybek, Kaşık, Trakya, Horon) her gün 2'şer saat çalışıldığı haftada 10 saatten oluşan toplam 12 haftalık antrenman dönemi öncesi ve hemen sonrası gerçekleştirildi. Tüm kan değerleri, belirlenen referans aralıkları içinde bulunan halk dansçılarının 12 haftalık antrenman programının kan lipid profili üzerinde anlamlı etkisinin olmadığı, buna karşılık vücut yağ miktarı (p ≤ 0.012) ve zirve oksijen kullanım kapasitesi (p = 0.000) ile kas hasarı belirteci (CK için, ∆% = ─19.6) ve total antioksidan kapasiteyi (TAS ve OSİ, p ≤ 0.002) geliştirdiği bulundu. Branşa özgü bir fiziksel ve fizyolojik karakteristik gerektirmediği görülen halk oyunlarının, düzenli yapılması halinde dansçıların vücut yağ miktarı, aerobik güç ve antioksidan kapasiteleri ile kas hasarı belirteçleri üzerinde olumlu etkilere sahip olduğu söylenebilir. Bu sonuçlarla, halk oyunları aktivitelerinin tüm topluma yaygınlaştırılmasına önem verilmesi önerilebilir.

Adipoz dokuAntioksidanlarHalk oyunları+6
Bora Okdan
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin kadınlarda beslenme durumu, uyku kalitesi ve kan lipid profili arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Obezite dünyada sürekli artmakta olan büyük bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Obezitenin temeldeki en büyük nedeni beslenmeye dayanmakla birlikte, çeşitli hastalıkların da temelini oluşturur. Bu çalışma Afyonda özel bir hastanede beslenme ve diyet polikliniğine başvuran 150 kadının beslenme durumu, uyku kalitesi ve kan lipid profili arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim sıklığı ve kaydı, Pittsburgh uyku kalite anketi yüzyüze görüşülerek, kan biyokimya bulguları ise hastaların veri dosyasından alınarak, (glukoz, total kolesterol, düşük yoğunluklu lipoprotein (low density lipoprotein [LDL]) ve yüksek yoğunluklu lipoprotein (high density lipoprotein [HDL]) kaydedilmiştir. Çalışmaya katılan katılımcıların yaş ortalamaları 35,3±8,90 yıl çıkmıştır. Beden kütle indeksi (BKİ) ortalamaları 24,5 kg/m2 bulunmuştur. Günlük alınan toplam enerji ortalama 1592,8±381,62 kkaldir. Pittsburgh uyku kalite indeksine göre katılımcıların %28,7'si kötü uyku kalitesine, %71,3'ü iyi uyku kalitesine sahip olarak bulunmuştur. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri ile uyku kaliteleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Katılımcıların BKİ değerleri ile kan lipid değerleri arasında pozitif bir ilişki vardır. BKİ değerleri arttıkça kan lipid değerleri de aynı oranda artmaktadır (p:0,001; r:0,390, p:0,001; r:0,365, p:0,001; r:0,456, p:0,001; r:0,364). BKİ değeri arttıkça uyku sürelerinde anlamlı bir artış, uyku sürelerinin artması ile BKİ de anlamlı bir artış meydana gelmiştir (p:0,048; p:0,001; p:0,030; p:0,002). Sonuç olarak BKİ değerinin artması ile kan değerlerinde bozulmalar ve uyku süresinde azalmalar görülmektedir. Yaptığımız çalışma önceki çalışmaları destekler nitelikte olup konuyla alakalı daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.

Beslenme durumuKadınlarKan lipidleri+6
Elif Çoşgun
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Akut koroner sendrom ve kronik koroner arter hastalarında endotelyal nitrik oksit sentetaz (e NOS) Glu 298-Asp polimorfizminin klinik ve biyokimyasal etkilerinin araştırılması

ÖZETNitrik oksid (NO), nitrik oksid sentaz (NOS) enzimi tarafından L-Argininden sentezlenir. NOS enziminin nöronal (nNOS), indüklenebilir (iNOS) ve endotelyal (eNOS) olmak üzere üç izoformu vardır. eNOS geni Glu 298-Asp polimorfizmi koroner arter spazmı, koroner arter hastalığı, miyokard infarktüsü, ateroskleroz, koroner ateroskleroz yaygınlığı ve hipertansiyon ile olan ilişkisi çeşitli çalışmalarla belirlenmiştir.Bu çalışmada amacımız, akut koroner sendrom (AKS) ve kronik koroner arter hastalığı (KKAH) tanısı konmuş hastalarda eNOS geni Glu 298-Asp polimorfizminin hastalık oluşumu üzerindeki ve biyokimyasal parametrelere olan etkileri araştırmak idi. Bu amaçla, 17 adet AKS ve 13 adet KKAH tanısı konmuş hasta ve rutin sağlık kontrolleri için müracaat edip koroner anjiografiyle koronerlerinin normal olduğu tespit edilen 46 sağlıklı kişi incelendi. eNOS Glu 298-Asp genotipleri, polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ve restriksiyon uzunluk parça polimorfizmi (RFLP) yöntemlerinin uygulanması ile saptandı.Endotelyal nitrik oksid sentaz genine ait Glu 298-Asp genotip sıklıkları; AKS' lu grupta %70,6 Glu/Glu, %23.5Glu/Asp, %5,9 Asp/Asp; KKAH grupta %76,9 Glu/Glu, %15.4 Glu/Asp, %7,7 Asp/Asp ve kontrol grupta %17 Glu/Glu, %51.1 Glu/Asp, %31,9 Asp/Asp olarak bulundu. AKS'lu ve KKAH gruplarda Glu/Asp ve Asp/Asp genotiplerinin sıklıklarını normal genotip olan Glu/Glu'ya kıyasla daha düşük yüzdelerde bulmamız Glu 298-Asp varyasyonunun hastalıkla ilişkili olmadıgını düşündürmektedir. Ayrıca Glu 298-Asp genotiplerinin serum lipidleri üzerinde herhangi bir etkisine rastlanmadı. Sonuç olarak çalışmamızda eNOS geni Glu 298-Asp polimorfizminin nitrik oksit aracılı vasküler cevapları etkilemediğini tespit ettik.

Akut hastalıkBiyokimyaKoroner damarlar+2
Yurdanur Çebi
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2006
00
Master'sOpen AccessTR

İnsüline bağımlı olmayan Diabetes Mellitus'lu hastalarda endotelyal nitrik oksid sentaz (eNOS) Glu298Asp polimorfizminin araştırılması

Çalışmamızın amacı, Tip 2 diyabet (T2DM) gözlenmiş hastalarda eNOS Glu298Asp polimorfizminin sıklığını belirlemek, eNOS Glu298Asp genotiplerinin (Glu/Glu, Glu/Asp, Asp/Asp) insülin ile ilişkili fenotipler ve serum lipidleri üzerindeki etkilerini saptamaktır.Çalışma, T2DM tanısı konmuş 115 hasta (67 Erkek, 48 Kadın) ve klinik tanı yöntemleri ile T2DM olmadığı belirlenen 68 sağlıklı kontrol (47 Erkek, 21 Kadın) üzerinde yapıldı. eNOS genotipleri, polimeraz zincir reaksiyonu ve restriksiyon parça uzunluk polimorfizmi yöntemlerinin uygulanması ile saptandı. eNOS geni Glu298Asp genotipleri, insülin ile ilişkili fenotipler ve serum lipid parametreleri açısından karşılaştırıldı.Endotelyal nitrik oksid sentaz Glu298Asp genotip frekansları Glu/Glu, Asp/Asp ve Glu/Asp için T2DM grubunda sırasıyla % 13.0, % 49.6 ve % 37.4; kontrol grubunda ise % 16.2, % 41.2 ve % 42.6 olarak saptandı. T2DM ve kontrol grupları arasında eNOS Glu298Asp genotip sıklıkları açısından istatistiksel anlamlı bir fark bulunmadı. Açlık kan şekeri, insülin, HbA1c, insülin direnci, hepatik insülin hassasiyeti (HİS) ve ß hücre indeksi (HOMA) düzeyleri T2DM ve kontrol grupları karşılaştırıldığında anlamlı bulundu (p?0.001). T2DM grubunda Asp/Asp genotipine sahip kişilere ait HİS düzeyleri Glu/Glu genotipine sahip hastalara oranla daha düşük bulundu. İnsülin ve HOMA düzeyleri ise Asp/Asp genotipine sahip sağlıklı kontrollerde Glu/Glu genotipine kıyasla daha düşük bulundu. Ayrıca, Asp/Asp genotipine sahip tip 2 diyabetli kişilerde viseral obezite Glu/Glu genotipine sahip hastalara kıyasla daha yüksek bulundu. T2DM grubunda eNOS Glu298Asp polimorfizminin lipid düzeyleri üzerine bir etkisi saptanmazken, sağlıklı kontrol grubunda Asp/Asp genotipine sahip kişilerde Glu/Glu genotipine kıyasla daha düşük oranda serum apoB düzeyleri tespit edildi (p?0.05).Anahtar Kelimeler: eNOS, Glu298Asp, Tip 2 diyabet, hepatik insülin hassasiyeti, HOMA

BiyokimyaDiabetes mellitus-tip 2Lipidler+1
Burcu Bayoğlu
Demiroğlu Bilim University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Subtoksik dozlarda uygulanan İvermektin ve Karprofen'in farmakokinetiği / toksikokinetiği üzerine damar içi yağ emülsiyonunun etkilerinin araştırılması

Damar içi yağ emülsiyonu olarak da adlandırılan intravenöz lipit emülsiyonu çeşitli bitkisel yağlar, yumurta fosfolipitleri, su ve gliserinden oluşan parenteral bir beslenme formülasyonudur. Son yıllarda hem beşerî hem de veteriner hekimliğinde, özellikle lipofilik ilaçların ve çeşitli bileşiklerin akut toksikasyonlarında tedavi amacıyla etiket dışı etkin bir antidot olarak kullanılmaktadır. İntravenöz lipit emülsiyonunun etki mekanizması net olarak belli olmamakla birlikte toksikasyona neden olan ilaçların kinetik davranışları üzerine etkisi de tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu çalışmada, subtoksik dozlarda damar içi yolla uygulanan ivermektin ve karprofenin kinetik davranışları üzerine intravenöz lipit emülsiyonunun etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma klinik olarak sağlıklı ve ilaç uygulanmamış, ortalama 2.78±0.2 kg ağırlığında, 24 adet erkek Yeni Zelanda tavşanı üzerinde gerçekleştirildi. Her bir grupta 12 adet tavşan olacak şekilde karprofen ve ivermektin gruplarına ayrıldı. Karprofen grubunda, 6 tavşana sadece karprofen (12 mg/kg, damar içi), diğer 6 tavşana aynı dozda karprofen ve belirli aralıklarla üç defa bolus olarak intravenöz lipit emülsiyonu (2.5 ml/kg) uygulandı. Uygulamalar sonrası 0.5, 1., 2., 4., 6., 8., 12., 16., 24., 32., 48. saatlerde ve 3., 4., 5. günlerde kan örnekleri alındı. İvermektin grubunda, 6 tavşana sadece ivermektin (0.6 mg/kg, damar içi), diğer 6 tavşana aynı dozda ivermektin ve belirli aralıklarla üç defa bolus olarak intravenöz lipit emülsiyonu (2.5 ml/kg) uygulandı. Uygulamalar sonrası 0.5., 1., 2., 4., 8., 12., 16., 24., 32., 48. saatlerde ve 3., 4., 5., 6., 7., 8., 10., 15., 20. günlerde kan örnekleri alındı. Plazma örneklerinde ilaç konsantrasyonları yüksek basınçlı sıvı kromatografi ile belirlendi. Kinetik parametreler ivermektin uygulamalarında bölmesiz ve üç bölmeli, karprofen uygulamalarında ise sadece bölmesiz model kullanılarak hesaplandı. Biyokimyasal analizler ise otoanalizör cihazında yapıldı. Hiçbir hayvanda klinik olarak herhangi bir olumsuzluk gözlenmedi. Tavşanlara karprofen ve eş zamanlı intravenöz lipit emülsiyonu uygulamasını takiben C0 ve ilk 6 saat EAA değerlerinin yüksek ve Vdss ile Vz değerlerinin ise düşük olduğu belirlendi (P<0.05). Biyokimyasal parametrelerde 1. gün trigliserit ve uygulama süresince ALT ile AST düzeylerinde artış tespit edildi (P<0.05). İvermektin ve eş zamanlı intravenöz lipit emülsiyonu uygulamasını takiben C0, EAA, OKS ve T1/2α değerlerinin yüksek ve Cl, Vz, Vdss, K12 ve ClD1-2 değerlerinin ise düşük (P<0.05) olduğu belirlendi. Biyokimyasal parametrelerde 2. gün kolesterol düzeylerinde artış belirlendi (P<0.05). Sonuç olarak, intravenöz lipit emülsiyonunun tavşanlarda ivermektin ve karprofenin kinetik profilini değiştirdiği ve etki mekanizmasının lipit lavabo teorisini destekler nitelikte olduğu fikrine varıldı.

FarmakokinetikFarmakolojiKan damarları+4
Büşra Aslan Akyol
Balıkesir University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Batı tarzı diyet ile beslenen farelerde n-asetilsisteinin ateroskleroz ve oksidatif stres parametreleri üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada NAS'ın batı tarzı diyet ile beslenen farelerde obezite ve ateroskleroz parametreleri üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, 8-9 haftalık 32 adet BALB/C türü erkek fare ile gerçekleştirilmiştir. BALB/C türü erkek fareler pürifiye yem (Enerjinin %10'u yağ, %70'i karbonhidrat, %20'si protein, 3,85 kkal/g) (Kontrol, K); pürifiye yem (Enerjinin %10'u yağ, %70'i karbonhidrat, %20'si protein; 3,85 kkal/g) + NAS (K+NAS); yüksek yağ ve sükroz içeren diyet (Enerjinin %45'i yağ, %35'i karbonhidrat, %20'si protein; 4,73 kkal/g) (YYSD); yüksek yağ ve sükroz içeren diyet (Enerjinin %45'i yağ, %35'i karbonhidrat, %20'si protein; 4,73 kkal/g) + NAS (YYSD + NAS) olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. Farelerin sularına 2 g/L olacak şekilde NAS verilmiştir. Farelerin yem ve suları ad libitum şeklinde verilmiş olup fareler 11 hafta boyunca takip edilmiştir. Takibin ardından fareler sakrifiye edilip kalp dokusu ve kanları alınmıştır. Kalp dokusu ve plazmada TAS, TOS, TGF-1β, IL-12 ve CT-1 analizleri; plazmalarından ise total kolesterol, trigliserit, LDL-C, HDL-C, VLDL analizleri yapılmıştır. İlk ve son ölçümler karşılaştırıldığında, bütün grupların vücut ağırlıklarında istatistiksel açıdan anlamlılık saptanmıştır (p<0,05). Çalışma boyunca YYSD grubunda yer alan farelerin vücut ağırlıkları, yem tüketim miktarları ve enerji alımları diğer gruplardaki farelere göre yüksektir. N-asetilsistein (NAS) verilen farelerin ortalama yem tüketim miktarları, enerji, karbonhidrat, protein ve yağ alımları verilmeyen fereler göre düşük bulunmuştur. Serum trigliserit ve VLDL-C düzeylerinin en yüksek K grubunda olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). N-asetilsistein takviyesinin yüksek yağlı ve sükrozlu diyet verilen farelerde HDL-C ve total kolesterol düzeylerini arttırdığı belirlenmiştir (p<0,05). N-asetilsistein takviyesinin yüksek yağlı ve sükrozlu yem ve kontrol yemi ile beslenen farelerde TAS düzeylerini arttırdığı belirlenmiştir (p<0,05). Yüksek yağlı ve sükrozlu diyet + NAS, K+NAS ve K gruplarında serum TGF-β düzeyinin YYSD grubundaki farelere göre yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). N-asetilsistein takviyesinin kalp dokusunda yüksek yağlı ve sükrozlu diyetin neden olduğu IL-12 artışını iyileştirebileceği bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca kalp dokusunda TGF-β1 düzeylerinin YYSD + NAS grubunda YYSD grubuna; K + NAS grubunda K grubuna göre düşük olduğu belirlenmiştir (p>0,05). Sonuç olarak NAS takviyesi yüksek yağlı ve sükrozlu diyetin neden olduğu artmış serum lipit düzeylerini ve ateroskleroz belirteçlerini iyileştirebilmektedir. N-asetilsistein'in aterosklerozun gelişimini önlemede rolü olabileceği düşünülmektedir. Farklı ateroskleroz belirteçlerinin de değerlendirilmesi ve çalışmaların insanlarda yapılması N-asetilsisteinin ateroskleroz üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

AterosklerozBeslenmeDiyet+5
Kerim Kaan Göküstün
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik Lenfoid Lösemili hastalarda eritrosit membran lipid profili, oksidatif stres ve DNA hasarı parametrelerinin incelenmesi

ÖZET Kronik lenfoid lösemili hastalarda eritrosit membran lipid profili, oksidatif stres ve DNA hasarı parametrelerinin incelenmesi Dr. Bahadır KARAKULA Kronik lenfositik lösemi (KLL), en sık tanı alan lösemi türüdür ve yetişkinlerdeki tüm lösemilerin yaklaşık %30'unu oluşturur. KLL insidansı yılda 4.2/100.000'dir. Medyan tanı yaşı 72'dir. KLL insidansı erkeklerde kadınlardan daha yüksektir ve erkek-kadın oranı 1.9:1'dir. Çalışmada, KLL hastalarında sistemik oksidatif stres parametreleri, KLL hastalarında comet yöntemi ile izole edilen lenfositlerde DNA hasarı varlığı, eritrosit membran lipid profili araştırıldı. Çalışmamıza Haziran 2021 - Aralık 2022 tarihleri arasında Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Hematoloji polikliniğine başvuran, yeni tanı 38 KLL hasta ile yaş-cinsiyet uyumlu 38 kontrol grubu dahil edildi. TOS ve TAS ölçümleri, OSİ, Comet analizi ile DNA hasarı incelemesi, serum 8-OHdG, gaz kromatografik analiz gerçekleştirildi. Olgu grubunda TOS ve OSİ değerinin kontrol grubundan daha yüksek olduğu gözlendi (sırasıyla p=0.014 ve p=0.022). Olgu ve kontrol grubu arasında TAS ve 8-OHdG değerinde anlamlı farklılık yoktu (p>0.05). Comet yöntemi ile ölçülen DNA hasarının olgu grubunda arttığı saptandı (p<0.05). Membran yağ asitleri düzeyi, olgu grubunda kontrol grubuna göre azalmış bulunsa da, istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Sonuç olarak, KLL'de oksidatif stres ve DNA hasarının arttığı gözlendi. Çalışmamızın prognostik bir önemi olduğuna ve potansiyel terapötik etkileri olan hastalığın biyolojik olarak anlaşılmasında yeni fikirler ortaya çıkardığına inanıyoruz. Anahtar kelimeler: Oksidatif stres, DNA hasarı, Eritrosit membran lipit profili, Kronik lenfositik lösemi

DNA hasarıEritrosit membranıLipidler+4
Bahadır Karakula
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit tanılı hastalarda retrospektif olarak tofasitinib'inetki, yan etki ile tam kan sayımı, lipit profili ve karaciğer fonksiyon testleri üzerine etkisinin incelenmesi

Amaç: Romatoid Artrit (RA) otoimmun, kronik ve sistemik bir hastalık olup birçok organı etkilemektedir. Sinovyal inflamasyon sonucu oluşan kıkırdak ve eklem hasarı hastalığın temelini oluşturmaktadır. Prevalansı yaklaşık %1-2 olan RA'nın insidansı da yaş ve kadın cinsiyet ile birlikte artmaktadır. Etiyolojisinde pek çok faktörün rol oynadığı RA'nın patogenezisinin her geçen gün daha da aydınlanmasıyla birlikte tedavisine de yeni ajanlar eklenmektedir. Yeni bir ilaç olan Tofasitinib, janus tirozin kinaz inhibitörü olup RA tedavisinde yerini almıştır. Bu çalışmanın amacı RA tanılı hastalarda Tofasitinib'in etkinliğini ve laboratuvar değerleri üzerindeki etkisini belirlemek ve Tofasitinib'e bağlı gelişebilecek yan etkileri göstermektir. Materyal ve Yöntem: Bu çalışmada Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi- Ankara Şehir Hastanesi Romatoloji Polikliniği'nde takipli, 18 yaşından büyük, 2010 ACR klasifikasyon kriterlerine uygun Romatoid Artrit tanısı olan ve RA tanısı sebebiyle en az üç ay Tofasitinib kullanan toplam 66 hasta; hastanenin bilgi işlem biriminden destek alınarak retrospektif olarak değerlendirildi. Hastane bilgi işlem birimi aracılığıyla romatoloji poliklinik epikrizleri, yeniden değerlendirme notları, laboratuvar tetkikleri incelendi ve hastalar ile görüşülerek edinilen anamnez ve muayene bilgileri ile veriler oluşturuldu. Hastaların yaş, cinsiyet, RA tanı yılı, RA tanı yaşı, hastalık tanısı konulduğu dönemdeki otoantikor varlığı ve eşlik eden ko-morbiditeleri kaydedildi. Tofasitinib tedavisi öncesi ile tedavi sonrası üçüncü ve altıncı ay tam kan sayımı, lipit profili, karaciğer transaminaz düzeyleri, eritrosit sedimentasyon hızı ve CRP düzeyleri tespit edildi. Ayrıca Tofasitinib tedavisi öncesi ve sonrası; sabah tutukluluğu süresi, DAS 28-ESH, VAS skoru belirlendi. Elde edilen veriler SPSS veri tabanına yüklendi ve istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Çalışmamızda 2010 ACR klasifikasyon kriterlerine uygun Romatoid Artrit tanısı olan ve RA tanısı sebebiyle en az üç ay Tofasitinib kullanan toplam 66 hasta yer almaktaydı. Çalışmamızda yer alan hastaların yaş ortalaması 54.7±12.0 yıl olup %84.8'i kadındı. Hastaların Tofasitinib kullanma ortalama süresi 19.0±13.5 aydı. Hastaların %19.7'si Tofasitinib'i monoterapi olarak alırken %80.3'i en az bir ksDMARD ile kombine olarak alıyordu. Hastaların Tofasitinib tedavisi sonrası sabah tutukluğu süresi ile DAS-28(ESH) ve VAS(Hasta) puanları öncesine göre anlamlı olarak azalmıştı(p<0.001). Hastaların tedavi sonrası 6.aydaki lökosit sayısı tedavi öncesine göre anlamlı olarak azalmıştı (p=0.015) fakat hemoglobin düzeyi, trombosit sayısı, ESH, CRP, AST, ALT, total kolesterol, HDL, LDL ve trigliserid değerlerindeki değişim istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Hastaların %33.3'ünde Tofasitinib'e bağlı yan etki gelişmişti. En sık gelişen yan etkiler döküntü, öksürük ve bulantıydı. Hastaların %13.6'sında Tofasitinib ilişkili Herpes Zoster enfeksiyonu gelişmişti. İncelenen hastaların %48.5'inde ilaç etkinsizliği, hastalık aktivasyonu ve yan etkiler sebebiyle Tofasitinib tedavisi kesilmişti. Sonuç: Romatoid Artrit tedavi kılavuzlarında ksDMARD'lara yanıtsız hastalarda hedefe yönelik sentetik, biyolojik veya biyobenzer ajanlar önerilmektedir. Tofasitinib'in oral formunun olması diğer ilaçlara göre kullanım kolaylığı sağlamaktadır fakat etkinliği ve güvenilirliği ile ilgili daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.

Artrit-romatoidKan sayımıKaraciğer fonksiyon testleri+5
Doğan Bayram
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Düzenli spor yapan öğrenci gruplarında egzersizin total antioksidan kapasite ve serum lipit profili üzerine etkisi

Sağlıklı yaşam için düzenli egzersizin önemi her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. Egzersizin, kardiyovasküler zindelik, sağlıklı vücut ağırlığı ve kas kitlesinin devamlılığı, karın bölgesi yağlanmasının azaltılması, insülin duyarlılığının düzeltilmesi, kan lipit profilinin dengelenmesi gibi sağlık üzerinde olumlu birçok faydası gözlemlenmiştir.Egzersiz sırasında, ortaya çıkan ROS'un vücutta yol açtığı kısa süreli oksidatif stresin kalıcı bir hasara neden olmadığına hatta vücut antioksidan savunma sistemini kuvvetlendirdiğine inanılmaktadır. Bu düşünce düzenli egzersiz yapan bireylerin kanlarında antioksidan enzimlerin arttığının gözlemlenmesi ile de desteklenmektedir. Oksidatif stresde ki patolojik artışın kanser, kardiyovasküler hastalıklar, diabetes mellitus gibi pek çok hastalığa sebep olduğu da bilinmektedir.Çalışmamızın amacı, egzersizin insan sağlığı, oksidatif stres ve antioksidan kapasite üzerine etkilerini araştırmaktır. Bu amaçla; düzenli spor yapan beden eğitimi öğrencileri ile benzer özelliklere sahip fakat spor yapmayan ve sedanter bir yaşam tarzına sahip olan tıp fakültesi öğrencilerinin kan parametrelerini karşılaştırmayı planladık.Kız öğrenciler ve erkek öğrenciler fiziksel aktivite oranlarına göre gruplandırıldılar. Kız öğrenciler kendi aralarında; erkek öğrenciler de kendi aralarında değerlendirmeye tabi tutuldu. Öğrencilerin açlık kan örnekleri alınarak elde edilen serum örnekleri aliquatlarına ayrıldı ve analiz gününe kadar -20?C ta muhafaza edildi.Serum örneklerine rutin biyokimyasal analizlere ilaveten, oksidatif stres belirteci olarak TBARS testi; non-protein antioksidan kapasite ölçümü için FRAP; bireysel antioksidan etkileri yönünden A, C, E vitaminleri; serum lipit profili değerlendirilmesi için total lipit, Total-K, HDL-K, LDL-K, trigliserit testleri; anemi göstergesi olarak serum demir, demir bağlama kapasite testleri; serum proteinleri profili için Albümin, ferritin, transferrin, seruloplazmin, testleri yapılmıştır.Tıp fakültesi öğrencileri lipit profili kolesterol, HDL-K, LDL-K ve total lipit testleri grup ortalamaları; Beden eğitimi öğrencilerine kıyasla istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Ancak LDL-K / HDL-K oranları yönünden beden eğitimi öğrencileri lehine düşüş bulunmuştur. Bu durum egzersizin lipit profili üzerine iyileştirici etkisi olarak yorumlanmıştır.Serum proteinleri ve proteinlerden etkilenen Ca, demir, TBARS analiz sonuçları tıp fakültesi öğrencilerinde beden eğitimi öğrencilerine kıyasla hem erkeklerde hem de kızlarda istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Bu yüksekliğin önemli oranda serum proteinlerine bağlı olarak gerçekleştiği görülmüştür. Bu nedenle egzersizin kan Ca düzeyine olumsuz etkisi olmadığı, demir düzeylerine ise kısmen etkili olduğu yorumu yapılmıştır. TBARS yönünden egzersize bağlı olarak hafif bir oksidatif stres arştı her zaman mümkün olacağı düşüncesiyle gruplar arası fark normal kabul edilmiştir.Sonuç olarak düzenli aerobik egzersizin serum lipit profili üzerine iyileştirici etkide bulunarak kardiyovasküler hastalık riskini azalttığı söylenebilir. Ayrıca serum demir düzeylerindeki azalmanın egzersizden kaynaklanan aşırı ROS üretimini dengelediği ancak demir düzeylerinin aşırı azalması durumunda kontrollü olarak demir takviyesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Antioksidan vitaminlerAntioksidanlarEgzersiz+7
Şule Gürsoy
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
10
Master'sOpen AccessEN

The influence of coffee consumption frequence on ldl cholesterol and total cholesterol

Coffee is one of the most consuming beverages of world. Coffee is owe its effects on health to its compounds; caffeine, diterpene alcohols and chlorogenic acid. Caffeine shows effect as a potential antagonist of adenosine receptors in nerve system. The physiological effects related to caffeine are central nerve system stimulation, metabolism rate acceleration and acute rise on blood pressure. In epidemiologic studies conducted last 30 years the effect of coffee and caffeine consumption on hearth diseases is researched and although it showed coffee has potential of increasing the risk of cardiovascular disease; in cohort studies it is showed that on individuals who consume high amount of coffee, there is no relation between coffee consumption and cardiovascular risks. People often consider coffee has bad effect on health of hearth though lately research results has the opinion of coffee has a strong effect reducing risk of chronic diseases. Because of that, there is need for randomize controlled, prospective and highly provable long termed studies. Within this scope, this study is conducted between September 15th and December 15th 2017, in Istanbul-Keyifle Yaşam Healthy Nutrition and Diet Advice Center, with women that have body mass index higher than 25kg/m2 between the ages of 18-65 to investigate the effect of coffee consumption to cholesterol LDL and total cholesterol values. As a result of the study, it is found that coffee consumption rate is; related with cholesterol LDL values, not related with total cholesterol level, coffee type, size and amount consumed in a day is related with cholesterol LDL and total cholesterol levels. Key words: Coffee, lipids, cholesterol LDL, total cholesterol

CaffeineCoffeeCholesterol+2
Pınar Ermiş
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2018
00

Related subjects