Privacy
122 theses under this subject heading
Hemşirelerin sağlık kayıtlarında güvenlik, gizlilik ve mahremiyet uygulamalarına ilişkin görüşleri
Bu çalışma sağlık kayıtlarında güvenlik, gizlilik ve mahremiyet (SKGGM) uygulamalarını etkileyen faktörler ve çözüm önerilerine ilişkin hemşire görüşlerinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve tanımlayıcı-fenomenolojik olmak üzere sıralı açıklayıcı tasarımda gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın nicel bölümü tanımlayıcı araştırma olarak tasarlanmıştır. 272 hemşire örneklemde yer almıştır. Veriler Ekim-Aralık 2019 tarihlerinde "Tanıtıcı Bilgiler Formu" ve "Sağlık Kayıtlarının Güvenlik, Gizlilik ve Mahremiyetine İlişkin Hemşire Görüş Formu" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Çalışmanın nitel bölümü tanımlayıcı-fenomenolojik araştırma olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın örnekleminde 21 hemşire yer almıştır. Veriler Aralık 2019 tarihinde odak grup görüşmesi yöntemiyle "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Soruları" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesi için yapılan içerik analizinde verilerin kavramlaştırılması ve temaların ortaya çıkarılması sağlanmıştır. Nicel bulgulardan elde edilen başlıca sonuçlar; hemşirelerin şifre güvenliğine yeteri kadar uymadığı, günlük işleyişte hasta bilgilerinin gizliliğinin ve mahremiyetinin sağlanması için gerekli tüm tedbirleri almadıkları yönündedir. Hemşirelerin yarıya yakını çalıştıkları hastanede SKGGM'nin sağlanması açısından hemşirelerin birincil derecede sorumlu olduğunu düşünmektedir. Hemşirelerin çalıştıkları kurumda sağlık kayıtlarının güvenliğinin sağlanması konusunda yaşlarına, kurumdaki süreye, çalıştıkları kliniğe ve eğitim alma durumlarına göre farklılık vardır. Gizliliğinin sağlanması konusunda çalıştıkları pozisyona ve eğitim alma durumuna göre farklılık vardır. Mahremiyetinin sağlanması konusunda çalıştıkları kliniğe ve eğitim alma durumlarına göre farklılık vardır. Görüşmelerden elde edilen sonuçlar, hemşirelerin sağlık kayıtlarının güvenliğinin sağlanmasıyla ilgili olarak erişim güvenliği, fiziki güvenlik ve idari güvenlik konularına, gizliliğin sağlanmasında ise sağlık çalışanlarının davranışlarına odaklandıklarını göstermektedir. Hemşireler sağlık kayıtlarının mahremiyetinin sağlanmasıyla ilgili olarak kurumsal düzenlemeler, hastane çalışanlarının davranışları ile hasta/hasta yakınlarının davranışları konularına odaklanmışlardır. Hemşirelere göre SKGGM'nin sağlanması için öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemeler yapılması, etik anlayışının güçlendirilmesi, çalışanların eğitim alması, teknolojinin uygun kullanımına ilişkin düzenlemeler ve kontrolünün sağlanması, yönetsel düzenlemelerin yerine getirilmesi ve olay bildirim sisteminin sağlık kayıtları detayında özelleştirilmesi önemlidir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda yönetici hemşireler, sağlık kuruluşları, meslek örgütleri ve araştırmacılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları
Bu çalışmada 5237 sayılı TCK'da yer alan devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları ele alınmıştır. Çalışmamızın ilk bölümünde gizlilik, sır, gizli bilginin konusu, güvenlik kavramları ile gizli bilginin süjesi olarak istihbari bilgilerin, bilimsel bilginin, özel hayata veya kişisel verilere ilişkin bilgilerin, soruşturmanın, devletin ekonomik mahiyet taşıyan bilgilerin gizliliği ele alınmıştır. Bu bölümde ayrıca şeffaflık kavramı ve kavramın gelişimi, kamu yönetiminde şeffaflık, son olarak da gizli bilginin konusu olarak güvenlik kavramı ve kavramın tarihi ele alınmıştır. Çalışmamızın 2. bölümünde devlet sırrı kavramı ve kavramın ortaya çıkışına ilişkin tarihsel süreç ele alınmış, gizli bilgiye devlet sırrı hüviyetinin kazandırılması yöntemi, sır kategorileri, devlet sırrı gerekçesiyle temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına yer verilmiştir. Ayrıca yine bu bölümde bilgi edinme hakkı, mahremiyet hakkı, hukuk devleti, adil yargılanma hakkı açısından devlet sırrı kavramı incelenmiştir. 3. bölümde devlet sırrı kavramına yer veren TCK dışındaki mevzuata değinilmiştir. Bu hükümlerden bazıları sır kavramını temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması veya ceza muhakemesindeki süreçler bakımından, bazıları ise ticari sır, meslek sırrı, bankacılık sırrı olarak ele almıştır. Sonraki bölümde devlet sırrı açısıdan mukayeseli hukuktaki durum, anayasal boyut, bilgi edinme hakkı, kişisel verilerin korunması gibi farklı perspektiflerden detaylandırılmaya çalışılmıştır. 5 ve 6. bölümlerde çalışmanın konusu oluşturan suçlar; korunan hukukî değer, unsurları, suçun özel görünüş biçimleri, soruşturma, kovuşturma, yaptırım ve zamanaşımı alt başlıklarında incelenmiştir. Son bölümde ise, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanunu perspektifinden irdelenmiştir.
Gözetimin yeniden üretildiği bir alan olarak yeni medya ve mahremiyet algısındaki değişim: Kosova örneği
Teknolojinin gelişmesi ve yeni medyanın kendimizi ifade edebilmek için sunduğu imkanlar, mahremiyet kavramını bir değişime ve dönüşüme uğratırken; aynı anda insanların güvenliği adına yeni gözetim araçlarını geliştirdiği görülmektedir. Gözetim ve mahremiyet algıları hayatımızda her zaman var olmuştur ancak iletişim teknolojilerinin ilerlemesi ile sürekli değişim ve gelişme göstermiştir. Kamusal ve özel yaşam ekseninde düşünülünce bu iki alanın birbiriyle sürekli etkileşim ve çatışma içinde olması, özellikle sosyal paylaşım ağlarının bireylerin mahremiyet alanına ihlali değerlendirilirse gözetim ve mahremiyet algısı üzerine daha fazla durmamız gerekmektedir. Bu çalışma, Kosova'da interneti ve sosyal araçları yoğun olarak kullanan gençlerin, gözetimin yeniden üretildiği bir alan olarak yeni medya ve mahremiyet algısındaki değişimini incelemeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda 18 lisans ve lisansüstü Hasan Prishtina Üniversitesi öğrencileri ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış ve bu öğrencilerin görüşleri alınıp değerlendirilmiştir.
Çevrim içi sınavlarda uygulanabilecek kimlik doğrulama şemalarına ilişkin öğretim elemanı ve üniversite öğrencilerinin görüşlerinin incelenmesi
Dijitalleşmeye giden dünyada eğitim süreçlerinde de büyük dönüşümler yaşanmaktadır. Sadece öğrenme süreçlerinde değil, ölçme değerlendirme süreçlerinde de özellikle çevrim içi ortamlarda büyük yenilikler oluşmaktadır. Bu çevrim içi sınavlara erişim için çeşitli kimlik doğrulama faktörlerine bağlı kimlik doğrulama şemaları kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı çevrim içi sınavlarda uygulanabilecek kimlik doğrulama şemalarına ilişkin öğretim elemanı ve üniversite öğrencilerinin görüşlerinin incelenmesidir. Araştırma 2022-2023 eğitim yılında gerçekleştirilmiştir. Çalışma 9 farklı üniversitede, 9 farklı bölümde görev yapan öğretim elemanları ile gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte çalışma 7 farklı üniversitenin, 8 farklı bölümünde öğrenim gören öğrencilerin katılımından oluşmaktadır. Bu doğrultuda 10 öğretim elemanı ve 8 öğrenci ile yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak veriler toplanmıştır. Çalışma öncesinde katılımcılara konuya ilişkin bir video- animasyon izletilmiştir. Elde edilen veriler içerik analizi ile çözümlenmiştir. Bilgi güvenliği unsurlarına göre değerlendirilen kimlik doğrulama şemalarının tercih edilme durumları incelenmiştir. Yapılan araştırma sonucunda öğretim elemanlarının verdiği yanıtlara göre kullanılabilirlik için yaygın kullanılan kimlik doğrulama şeması parola olarak belirlenmiştir. Öğretim elemanları gizlilik için sırasıyla parola, tek kullanımlık şifre ve fiziksel aygıtı, güvenlik için yüz tarama ve parmak izi şemalarını tercih etmişlerdir. Yapılan araştırma sonucunda üniversite öğrencilerinin verdiği yanıtlara göre kullanılabilirlik için yaygın kullanılan kimlik doğrulama şeması parola olarak belirlenmiştir. Tercihler gizlilik için sırasıyla parola, tek kullanımlık şifre ve fiziksel aygıt olmuştur. Güvenlik için yüz tarama ve parmak izi olmuştur. Verilen yanıtlar bilgi güvenliği unsurları (kullanılabilirlik, gizlilik, güvenlik) bakımından değerlendirildiğinde elde edilen sonuçlar parola ve tek kullanımlık şifre gibi yaygın kullanılan kimlik doğrulama şemalarının, kimlik hırsızlığıyla mücadele etmek ya da güvenliği sağlamak için yeterli olmadığı yönündedir. Bu tür kimlik doğrulama şemalarının kolay bir şekilde unutulabilir, kaybolabilir, tahmin edilebilir, çalınabilir ve paylaşılabilir olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Biyometrik faktöre bağlı kimlik doğrulama şemaları güvenlik bakımından yüksek güvenliğe sahip olsa da yaygın kullanımı nedeniyle kullanıcılar için birtakım endişeler taşımaktadır. Bu tür sistemlerin yaygınlaşması kullanıcıların biyometrik faktöre bağlı kimlik doğrulama şemalarını benimseyebilmeleri için güvenirlik kazanılabilir ve sistemlere entegre edilerek denemelerde bulunulabilir. Bunun sonucunda çevrim içi sınavların, sınava girecek öğrenci tarafından gerçekleşmesiyle ölçme değerlendirme sonuçlarının güvenirliği artırılabilir.
Mahremiyetin dönüşümü: Yeni medya perspektifinden kuşaklararası farklar
Bu araştırmanın amacı, geçmişten günümüze kadar gelen mahremiyet algısının yeni medya kaynaklı olarak kuşaklar arası değişim gösterip göstermediğini belirlemektir. Bu araştırmada, öncelikle nicel yaklaşımlar temel alınarak betimsel araştırma modeli ve nicel yaklaşımların veri toplama araç ve analiz şekillerinden faydalanılmıştır. Bu nedenle çalışma, anket tekniği ve buna paralel olarak içerik analizi yöntemi ile yürütülmüştür. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan katılımcıların yeni medya kullanım durumlarına yönelik 37 soruluk anket formu aracılığı ile toplanmıştır. Araştırma X, Y ve Z kuşaklarını kapsayan 154 katılımcıyı kapsamaktadır. Araştırma gönüllülük esası alınarak gerçekleştirilmiş ve katılımcılara veri toplamadan önce detaylı bilgi aktarıldıktan sonra onayları alınmıştır. Veri analizinde, SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Betimsel analizler için aritmetik ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Betimsel analizlerinin yanı sıra cinsiyet değişkenine göre yeni medya kullanımlarına yönelik soruların yorumlanabilmesi için Bağımsız Gruplar (Independent Sample) T Test, iki veya daha fazla gruplara tek yönlü anova ve gruplar arası farklar için post-hoc testi kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara bakıldığında; katılımcıların %57,8'inin kadın, %42,2'sinin erkek olduğu görülmektedir. Yaş değişkenine göre değerlendirdiğimiz zaman katılımcıların % 35,1'i 15-25 yaşlarında, %72,1'i 26-40 yaşlarında ve %27,3'ü ise 41 ve üzeri yaşlarda olduğunu belirtmişlerdir. Katılımcıların %96,8'i yeni medya araçlarını aktif olarak kullandıklarını belirtirken; %3,2'si yeni medya araçlarını kullanmadıklarını beyan etmişlerdir. Sosyal medya kullanım sıklığı değişkenine göre sosyal medya kullanımlarına yönelik verilen cevaplarda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Cinsiyet değişkenine göre sosyal medya kullanımlarına yönelik sorulara verilen yanıtlar incelendiği zaman ise istatistiksel olarak anlamlılık tespit edilmemiştir (p>0.05). Tarihsel olarak bakıldığında; geçmişten günümüze kuşaklar arası mahremiyet algısının gerek gelişen teknoloji sebebiyle gerekse ağ toplumunun getirisi olan gösteriş kültüründen ötürü mahremiyet algısının bireylerde farklı anlamlara gelmesine sebep olmuştur. Bu nedenle, yeni medya bağlamında mahremiyet algısının kuşaklar arası dönüşüme uğradığını söyleyebiliriz.
Sosyal medya ve sosyal hayat: İstanbul ve Roma'da üniversite öğrencileri arasında çapraz durum çalışması
This study has been designed to explore the changes in social life of university students both online and in daily life due to the developments and wide usage of social media. Moreover, it was particularly chosen to be a comparative case study to examine whether the context affects these changes and to make the study more comprehensive. The study focused on issues such as relationships and communication with family, friends (close, far, romantic) and formal contacts on social media, privacy, the sharing culture and changes in daily life due to using social media. The study aims to contribute to the understanding of social change and transformation especially in social life brought about by using social media. The study was conducted as a comparative case study in which students from different departments of various public and private universities in Istanbul and Rome took part. Participants were chosen from undergraduate and graduate students who were between the ages of twenty to thirty and active users on at least one social media platform or application. Data were collected through semi-structured interviews with students. The findings of the study indicated that social media has different effects on various kind of relationships. Sharing is seen as a habitual, automatic, collective action. Sharing is believed to have evolved into 'showing' and serves different purposes. Tough they may be ground for serious debates and news, social media platforms are also spaces to have fun and to hang out. One important function of social media is the fact that it works like an archive which is easy to reach for users. Its positive and negative effects on daily life are observed to be almost equal. Privacy is still important, however, for certain platforms or content publicity can be preferred. The results in the two cases of the study were found to be very similar, there were only a small number of minor differences.
Developing techniques for robustness of privacy-preserving distributed collaborative filtering
Success of collaborative filtering systems strongly depend on having adequate data. Due to customers' shopping habits and increasing number of e-commerce sites, data collected for referral purposes might be distributed among various sites. Therefore, especially for newly established companies, offering recommendation services might turn out to be a trouble, due to lack of qualified data. To overcome this challenge, collaboration of online vendors on distributed data while preserving privacy has become an important topic. Researchers have proposed several privacy-preserving distributed collaborative filtering schemes, which enable collaboration of online vendors, even the competing ones, on distributed data without jeopardizing privacy. However, such schemes have not been evaluated in terms of robustness against attacks. If manipulating the outcomes of privacy-preserving distributed collaborative filtering algorithms by injecting fake profiles is possible, shilling attacks might be an obstacle for collaboration. Online vendors, who are unsure of being subject to shilling attacks, might refrain from cooperation, even if they need it for offering more useful recommendation services to their customers. In this dissertation, robustness of state-of-the-art privacy-preserving distributed collaborative filtering schemes proposed for arbitrarily distributed data are analyzed against shilling attacks. A new attack strategy that can be applied on arbitrarily distributed data, and used in generation of distributed adaptations of formerly proposed attack models is outlined. Empirical studies show that attacks generated by the proposed strategy are effective in manipulating predicted outcomes, hence, despite privacy, these schemes are not resistant to attacks. The reasons of why existing shilling attack detection methods cannot be directly employed on arbitrarily distributed data are discussed. To protect these algorithms against attacks, distributed version of a well-known classification-based attack detection method is proposed, which can operate on arbitrarily distributed data. Real data-based experiments demonstrate that the proposed detection method is able to identify distributed attack profiles on arbitrary data with privacy. Moreover, the need for collaboration in detection of distributed attacks is exposed with experimental analyzes.
Üniversite öğrencisi sosyal medya kullanıcılarının mahremiyet algısı
Mahremiyet kavramı, insanlığın topluluk hâlinde yaşamaya başladığı günden itibaren konuşulan ve tartışılan bir konudur. Tarihsel süreç boyunca kültüre ve zamana göre bağlamı değişen mahremiyet kavramı, günümüzde gerçek hayatın yanında sanal ortamlarda da önem taşımaktadır. 20. yüzyılın sonlarından itibaren kullanımı yaygınlaşan internet tabanlı iletişim teknolojileri, sanal ortamda yeni bir dünyanın inşasını beraberinde getirmiştir. Gerçek dünyanın kişi ve kurumları günümüzde sanal ortamda da temsil edilmektedir. Dolayısıyla gerçek dünyaya ait normların bir bölümü, sanal ortamdaki yaşantıyı da etkilemektedir. Mahremiyet ve kişisel verilerin güvenliği bu bağlamda tartışılan konulardır. Dünyanın geri kalanında olduğu gibi Türkiye'de de sosyal medya araçlarını yoğun olarak kullananlar genç bireylerdir. Peki, gençler mahremiyet kavramını nasıl anlamlandırmaktadır? Gençler sosyal medya araçlarını kullanırken mahremiyet konusunda bir kaygı duymakta mıdır ve bu konudaki genel eğilimi nasıl yorumlamaktadır? Bu ve benzeri sorulara cevap bulmak adına hazırlanan bu çalışmada 18 lisans ve yüksek lisans öğrencisi ile yarı yapılandırılmış görüşme yapılarak görüşleri alınmış ve bu görüşler yorumlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Mahremiyet, Kişisel veri, Sosyal medya, Yeni medya
Sosyal medyada mahremiyet farkındalığı: Hitit Üniversitesi örneği
Yeni iletişim teknolojilerinin artmasıyla beraber sosyal medya, gücünü artırmış ve birçok değişim ve dönüşümü de beraberinde getirmiştir. Toplumsal hayatın içinde varlığını devam ettiren sosyal medya, aile kurumunu ve özel yaşamı da bünyesine dahil etmiştir. Sosyal medyada beğenilmek, takdir edilmek, beğeniyle izlenmek ve takip edilmek amaçlanmaktadır. Sosyal medya platformlarını düzenli şekilde kullanan bireyler, her anlarını kayıt altına alarak mahremiyetlerine zarar vermektedirler. Bu nedenle sosyal medya, bireylerin mahremiyet alanını sınırlamakta ve giderek bu alanı daraltmaktadır. Günümüzde mahrem olan durumlar, alanlar, geçmişten gelen ahlâki olgu ve değerler yok olmaya ve normalleşmeye başlamıştır. Bu çalışmanın amacı; mahremiyet, mahremiyet ihlâli ve gözetleme kavramları çerçevesinde, öğrencilerin sosyal medya paylaşımlarını değerlendirmektir. Araştırmada, katılımcıların cinsiyet, yaş, eğitim, anne-baba birliktelik ve gelir durumu gibi sosyo-demografik değişkenlerin, sosyal medya kullanım pratiklerindeki mahremiyet algı ve farkındalıklarını ölçmek ve öğrencilere bu konuda öneriler sunmak amaçlanmıştır. Çalışmamızda anket yöntemi kulanılmıştır. Bireylerin sosyal medya paylaşımlarıyla ilgili tutumlarını belirlemek amacıyla 390 öğrenci ile anket çalışması yapılmıştır. Elde edilen veriler, sosyal medyada yapılan paylaşımların mahremiyet kavramı doğrultusunda yaş, cinsiyet, eğitim, anne-baba birliktelik ve gelir durumu gibi sosyo-demografik boyutlarıyla incelenmiştir. Bu çalışmayla teknolojik gelişmelerin ve internetin yaygın kullanımıyla artan sosyal medyanın, bireylerin mahremiyet algı düzeylerinde oluşturduğu etki/ler ve mahremiyet algısındaki değişim ele alınarak kişilerin mahremiyet anlayışındaki dönüşümün resmi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Dünyada ve Türkiye'de bu konuyla ilgili mevcut durum ile olası sonuçlar ortaya konmuştur. Bu çalışma, sosyal medya ve mahremiyetin tanımı, değerlendirilmesi, sınıflandırılması ve sosyal medya ile mahremiyet arasındaki ilişki faktörlerini ele almakta ve sosyal medya plaformlarının yaygın kullanımıyla zedelenen mahremiyet kavramına gereken önemin verilmesi, bu ihlâlinin önlenmesi ve bireylerin bu konuda farkındalığını arttırmak amaçlanmıştır. Çalışma, Türkçe olarak yayımlanmış önceki araştırmaların incelenmesini kapsayan alanyazın taraması şeklinde desenlenerek ulusal ve uluslararası dergiler, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) lisansüstü tez veri tabanı ve Google arama motoru aracılığıyla ilgili çalışmalara ulaşılmıştır.
Sosyal medya uygulamalarında dijital mahremiyet farkındalığının ölçülmesi
İnternetin ve sosyal medya platformlarının hayatımıza girmesiyle her yaştan bireyin özel alanı olan mahremiyet kavramı yeni bir anlam daha kazanmaktadır. Sürekli gelişen, kendini yenileyen ve verilerle beslenen bir dünyada büyük verinin çılgın boyutlara ulaştığını söylemek mümkündür. Bu verilerin toplanması ve işlenmesi kişilerin mahremiyetlerini tehdit etmektedir. Bu durumun kişilerin mahremiyet algılarını değiştirerek "dijital mahremiyet" kavramını da literatürlerine eklediği görülmektedir. Bu değişim ve gelişim sosyal medya uygulamalarının kullanımıyla bireylerin dijital mahremiyet farkındalıkları ölçülmeye çalışılarak değişimin boyutları ortaya konulmaktadır. Araştırma bulgularına göre yapılan anket çalışmasıyla ve literatür taramasında incelenen çalışmalarla görülmektedir ki bireylerin yıllar içindeki dijital mahremiyet farkındalıkları gelişme göstermiştir. Bireyler her ne kadar dijital mahremiyetlerinin bilincinde hareket etmeye çalışsalar da yapılan paylaşımlar ve yıllar içinde oluşturdukları sanal kimlikleriyle her zaman tehdit altında kalabilirler. Çünkü internet üzerinde paylaşılan depolanan hiçbir veri kaybolmaz ve silinemez. Elde edilen verilerde dikkat çeken diğer bir nokta bekar, eğitim derecesi yüksek ve 18-25 yaş arası grupların dijital mahremiyetlerine diğer gruplardan daha fazla önem verdikleri görülmektedir. Sosyal medya üzerinden iletişime geçtikleri kişi sayılarını ve niteliğini daha sınırlı tuttukları ve gizlilik/güvenlik ayarlarına önem verdikleri görülmektedir. Sonuç olarak yüz yüze ilişkilerin günümüzde yerini sosyal medya ilişkilerine bıraktığı bu dönemde bireylerin "karşı taraf/kişi ben ve hayatımdaki kişilerle ilgili ne kadar bilgiyi bilirse rahatsızlık duymam?" sorusunu kendilerine sorup verdikleri cevaba göre profillerini ve paylaşım türlerini gözden geçirmeleri yerinde olacaktır. İnternet ve sosyal medya üzerinden gelen tanınmayan ve güven duyulmayan kişileri arkadaş listelerinde tutmamak, yabancılardan gelen linklere tıklamamak ve üçüncü şahıslarla ilgili paylaşımlar yapmamak, konum servislerini etkin durumda tutmamak ne kadar zor olsa da bireylerin dijital mahremiyetlerini korumalarına katkı sağlayacaktır.
Anaokullarında çocukların mahremiyet gereksinimine yönelik oyun mekânlarının tasarımı üzerine bir inceleme
Fiziksel çevrede mahremiyet gereksinime yönelik kullanım olanakların sağlanması, günümüzde eğitim ortamlarının tasarımında önem verilmesi gereken kriterlerden biri olarak ifade edilmektedir. Çeşitli araştırmalarda, mahremiyet gereksinime yönelik çalışmalar ışığında farklı mekânların tasarımında, belirtilen eksikliğin söz konusu olduğu belirtilmekte ve bu yönde çözümlerin geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekilmektedir. Ancak bu yöndeki uygulamaların genel olarak ihmal edilmesi de eleştirilmektedir. Çocukların mahremiyet ihtiyaçlarını karşıladığı sessiz oyun aktivitelerini gerçekleştirdikleri kişisel mekânların varlığı benliklerinin oluşmasını destekleyerek özgüvenlerini artırmakta ve gelişimleri üzerinde pozitif yönde etkili olmaktadır. Bu bağlamda çalışmada anaokullarında mahremiyet gereksinimlerine yönelik sessiz oyun mekânlarının tasarım alternatiflerini tanımlayabilmek ve anaokulu mekânlarının kullanıcısı olan çocukların bu alternatiflere ilişkin düşüncelerini öğrenebilmek amaçlanmaktadır. Böylece çocukların gereksinimlerine cevap veren, mahremiyet olanağı sağlayan sessiz oyun mekânlarının tasarımına katkı sağlayan bir değerlendirme sunabilmek hedeflenmektedir. Çalışmada çocukların sessiz oyun aktivitelerini gerçekleştirdikleri kişisel alanları mekânı tanımlayan unsurlar ile ilişkilendirilerek iç ve dış olmak üzere iki ayrı grup şeklinde kategorize edilmektedir. Tezin alan çalışması çocukların bireysel gereksinimlerine verdiği önemle bilinen Montessori yaklaşımın uygulandığı Bursa'da yer alan Özel Tuna Çakır Uluslararası Montessori Anaokulu öğrencilerinin katılımı ile gerçekleştirilmektedir. Çalışmada grup ve bireysel görüşmeler yapılarak, çocukların görüşme formunda belirtilen tasarımlara yönelik görüşleri incelenmektedir. Çocukların kendi gereksinimleriyle bağlantılı olarak tasarımları değerlendirebildikleri ve tercihlerini ifade edebildikleri görülmektedir. Bu kapsamda katılımcı bir yaklaşımın benimsendiği araştırmanın, okulöncesi eğitim mekânlarında, çocukların mahremiyet gereksinimine yönelik oyun alanlarının tasarım süreçlerine katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Böylece okulöncesi eğitim mekânlarında bulunması önem taşıyan sessiz oyun mekânlarının çocuk gereksinimleri dikkate alınarak geliştirilmesi açısından tasarımcılara ışık tutan bir kaynak sunulacağına inanılmaktadır.
Filistin ve Ürdün Anayasaları çerçevesinde dijital mahremiyet hakkı: Niteliği, kapsamı ve mevcut anayasal güvenceler
Bu tez, dijital mahremiyet hakkının Ürdün ve Filistin'deki anayasal düzenlemesini ele almakta ve özellikle dijital mahremiyet hakkının gelişimi, yasal kapsamı, Ürdün ve Filistin anayasalarındaki ele alınışı ve iki ülke mevzuatının bu hakka tanınan anayasal güvencelere uygunluğu gibi çeşitli konuları incelemektedir. Ayrıca tezin önemi, dijital mahremiyet hakkı anlayışının yeni olmasından ve anayasa ile diğer mevzuat kapsamında bu hakkın konusunu düzenleyen açık ve net yasal metinlerin bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Bu durum, doğalarındaki benzerlikten dolayı özel hayat gizliliği hakkının genel kurallarını dijital mahremiyet hakkı için uyarlama ve örnek alma gerekliliğini doğurmaktadır. Zira günümüz dünyasında dijital mahremiyet hakkı, giderek daha önemli bir hale gelmektedir. Bu tezin ilk bölümü, dijital mahremiyet hakkı anlayışının gelişim tarihini sunarken, ikinci bölüm, bu hakkın Ürdün ve Filistin anayasal ve yasal anlamda ele alınmasını ve bunların karşılaştırılmasını incelemiştir. Üçüncü bölüm ise, Ürdün ve Filistin'de dijital mahremiyet hakkına tanınan anayasal güvenceleri analiz etmiş ve bu hakla ilgili yasaların Ürdün ve Filistin anayasalarının ilkeleriyle ne kadar uyumlu olduğu ele almıştır.
İletişim ve sosyal medya çağında din eğitiminin dönüşüm ve etkileri
İçerisinde bulunduğumuz iletişim çağının hiç şüphesiz en önemli unsuru internettir. İnternet aracılığı ile kullanıcılar tarafından üretilen, ortaya koyulan içeriklerin yine bu kullanıcılar tarafından paylaşıldığı sanal ağ, sosyal medya olarak tanımlanmaktadır. Sosyal medyanın etkileri sadece bireysel olgu ve düşüncelerin paylaşılması ile sınırlı kalmayarak geleneksel yaşamı, kültürü ve dini hayatı doğrudan etkilemektedir. Bu çalışmada hayatımızın her alanına aktif olarak yerleşmiş olan sosyal medyanın din eğitiminin dönüşümü üzerine etkileri incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın incelenme aşamasında nitel araştırma yöntemlerinden biri olan durum çalışması deseni kullanılmıştır. Öncelikle iletişim, medya, sosyal medya ve din eğitimi kavramları tanımlanmaya çalışılmış, devamında insanlığın iletişim tarihi ve sosyal medyanın hayatımıza dahil oluşuna, iletişim ve sosyal medya çağında dini eğitimin dönüşümüne ve sonrasında sosyal medyadaki dini dönüşüm ve algılara değinilmiştir. İlerleyen bölümlerde ise sosyal medyada mahremiyet sınırlarından bahsedildikten sonra tezin temel konusu olan iletişim ve sosyal medya çağında din eğitiminin nasıl olması gerektiği üzerinde durularak çalışma özetlenmeye çalışılmıştır.
Rivayetler ışığında kadının aile içindeki yeri ve önemi
Bu çalışmada Peygamberimizin rivayetleri göz önünde bulundurularak, kadının, aile içinde eş ve anne olarak dikkat edeceği hususlardan çocuk terbiyesine, aile içerisindeki sırlardan mahremiyet kurallarına, çocuklar arasında ayrım yapılmamasından kız çocuklarının eğitimine, çocukların ihmal edilmemesinden sosyal hayatta konum alınmasına kadar pek çok görev ve sorumlulukları bulunan kadının aile içindeki yeri ve önemi ele alınmıştır. Bu çalışmada Peygamberimizin rivayetleri göz önünde bulundurularak, kadının, aile içinde eş ve anne olarak dikkat edeceği hususlardan çocuk terbiyesine, aile içerisindeki sırlardan mahremiyet kurallarına, çocuklar arasında ayrım yapılmamasından kız çocuklarının eğitimine, çocukların ihmal edilmemesinden sosyal hayatta konum alınmasına kadar pek çok görev ve sorumlulukları bulunan kadının aile içindeki yeri ve önemi ele alınmıştır. İlk insanın yaratılmasından itibaren kadın, gerek yaratılış, gerekse konumu açısından daima kendisinden bahsedilen bir varlık olarak tarihteki yerini almıştır. Modernleşme ve teknolojik gelişmelerle birlikte kadının toplum içerisindeki görev ve sorumlulukları giderek artmaktadır. Müslüman bireyin hayatının hiçbir alanında boşluk bırakmayan İslâm dini, nesillerin yetiştirilmesi konusunda merkezi bir konuma sahip olan kadının aile içindeki görev ve sorumluluklarıyla ilgili çeşitli düzenlemeler getirmektedir. Müslüman kadının aile içindeki yeri ve önemi konusunda en güzel örnek ise Hz. Peygamberin Kur'ânî bir yaşam tarzı sunan sünnetinin rehberliğidir. Zira insanlık tarihinde hiçbir kişi veya öğreti kadına Hz. Peygamberin "Cennet annelerin ayakları altındadır" hadîsinde kendisini bulan kutsal bir konum vermemiştir. Bundan dolayı modern düşüncenin kadına biçtiği rol ve feminist düşüncenin bu durumdan kendisine çıkardığı vaziyetten farklı olarak, İslâm Peygamberinin rivayetleri bağlamında kadının aile içindeki yerinin ne olduğunu anlamaya çalışmak, kadının yaratılış gayesinin gerçekliğine doğru yol almak olacaktır.
Kadınların doğum sırasındaki mahremiyet ile ilgili deneyim, görüş ve önerileri
Bu araştırma, kadınların doğum sırasındaki mahremiyet ile ilgili deneyim, görüş ve önerilerini belirlenmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı olarak Aralık 2018 ve Aralık 2019 tarihleri arasında Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinin Obstetri Servisi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya gelişi güzel örnekleme yöntemi (convenience sampling) ile 300 kadın alınmıştır (n=300). Araştırma verileri Tanıtıcı Bilgi Formu ve Deneyim, Görüş ve Öneri Belirleme Formu ile toplanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde ve ortalama) kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 27,10±5,9'dur. Çalışmadaki kadınların %56,7'si İlkokul ve ortaokul mezunu ve %82,7'sinin ev hanımı olduğu, %20,7'sinin sağlık güvencesinin bulunmadığı belirlenmiştir. Araştırmadaki kadınların %58'sinin 2-3 gebe kaldığı ve %45,3'nün normal doğum yaptığı tespit edilmiştir. Kadınların, %76,7'sinin doğum salonunda yanlarında yakının bulunması ve %53,3'nün doğum eylemi süresince bağırma ya da istemsiz ses çıkarma ile ilgili deneyim yaşadığı belirlenmiştir. Doğum eylemi süresince kadınların %91,6'sının doğum salonunda mahremiyetin korunması, tamamının doğum salonunda fiziki ortam konusunda, %97,3'nün muayene sonuçlarının yüksek sesle paylaşılması ve %94,7'sinin doğum eyleminde bazı fiziksel durumlara ilişkin mahremiyet ile ilgili görüşlerinin olduğu saptanmıştır. Kadınların %47,3'ünün doğum salonunda fiziki ortam konusunda ve %25'inin doğum eylemi süresince ortamda bulunan kişilere ilişkin önerilerinin olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada, kadınların doğum eylemi süresince genellikle mahremiyet kaybı yaşamadıkları, ancak mahremiyete ilişkin çok sayıda görüş ve öneri bildirdikleri sonuçları elde edilmiştir. Ebelerin hizmet sunumunda hasta mahremiyetine dikkat etmeleri, empatik yaklaşımda bulunmaları, mahremiyet hakkının insan hakkı olduğunu kabul ederek etik davranmaları ile kadın sağlığının geliştirilmesine ve kadınların pozitif doğum deneyimi yaşamalarına katkı sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Bakım, deneyim, doğum, ebelik, görüş, mahremiyet.
Türk vergi hukukunda mahremiyet hakkı
Devletin üstün konumda olduğu vergilendirme ilişkisinde, her ne kadar mükellefin ödevleri ağır bassa da, mükellefe idare karşısında bazı haklar da tanınmıştır. Çünkü devletin vergilendirme yetkisini kullanarak gerçekleştirdiği müdahaleler karşısında, mükelleflerin tamamen korunmasız kalması düşünülemez. Bu amaçla ortaya çıkan mükellef haklarından biri de mahremiyet hakkıdır. Hemen her ülkede olduğu gibi Türkiye'de de, idarenin mükellefler hakkında neredeyse sınırsız denebilecek boyutlarda bilgi toplama yetkisi bulunmaktadır. İdarenin sahip olduğu bu yetkiyi dengeleyen ve vergi mükellefini koruyan tek düzenleme ise, mükellefler için bir "hak", yükümlüleri için ise bir "yasak" teşkil eden vergi mahremiyetidir. Bu hak ile mükelleflere, vergi idaresinde bulunan gizli bilgilerinin başkalarıyla paylaşılmayacağı ve kullanılmayacağı güvencesi sağlanmaktadır. Çünkü bu bilgilerin gizli kalmasıyla, mükelleflerin maddi ve manevi pek çok menfaati korunmaktadır. Vergi mahremiyeti hakkı temel olarak kişinin sır alanını korumayı amaçlasa da, aynı zamanda bu hak ile vergi idaresinin güvenilirliğine de katkı sağlanmış olur. Son yıllarda, bilgi teknolojilerindeki ve kişisel verilerin korunması konusundaki gelişmeler ise her alanda olduğu gibi vergilendirme alanında da mahremiyetin önemini artırmıştır. Vergi mahremiyeti hakkının doğurduğu sır saklama yükümlülüğü bir sözleşmeden değil, kanundan kaynaklanmaktadır. Türk vergi hukukunda mükelleflerin mahremiyet hakkını gözeten başlıca hukuki düzenlemeler, Vergi Usul Kanunu'nun 5. maddesinde yer alan "vergi mahremiyeti" ile Amme Alacaklarının Tahsil Usulünün Hakkında Kanun'un 107. maddesinde yer alan "Sırrın ifşası" hükümleridir. Mahremiyet hakkının kapsamı ve bu hakkın ihlali durumuna bağlanan sonuçlar, bu hakla korunan kişilik değerleri bakımından oldukça önemlidir. Mükelleflerin vergi mahremiyeti hakkına yönelik farkındalığı ve idarenin bu hakka karşı saygılı yaklaşımı ise vergi sistemini olumlu yönde etkileyecek unsurlardır. ANAHTAR KELİMELER: Hak, Vergi mahremiyeti, Mükellef hakları, Özel hayatın gizliliği, Vergi mahremiyetinin ihlali
Attribute inference over real-world online social networks: a comprehensive privacy analysis
Today, people can make interactions through online social networks (OSNs) that allow users to reveal and see their personal information, make connections with other users, and view the public information of other users through the connections. As such, OSNs are extremely popular and inevitable parts of people's daily lives today. As a result, OSNs have become attractive data sources for researchers from many disciplines including computer science to investigate privacy, security, and user behavior issues. However, studies that aim to make privacy analysis of Turkish OSN users are quite limited. In this thesis, a comprehensive privacy analysis of Turkish Facebook users was carried out due to the popularity of Facebook OSN. Different methods were used to infer users' private attributes including gender, kinship, and so on. Then the inferred attributes were used in the privacy risk analysis to show that users are at higher risk than they believe. Additionally, two natural language processing (NLP) tasks including sentiment analysis and named entity recognition have been performed as they can be utilized in privacy risk analysis. NLP and feature inference tasks were handled as sub-problems. In these tasks, various contributions were made to the literature, and some of them provided state-of-the-art results.
Unutulma hakkı: Mahremiyet, veri gizliliği ve etik tartışmalar
Dijitalleşmeyle birlikte hem çevrimiçi ortamda geçirilen zaman hem de bu ortamda kişisel verilerin paylaşımı ve kontrolsüz dolaşımı hızla artmıştır. Bu durum da mahremiyetin, özel hayatın ve kişisel verilerin ihlali tartışmalarını beraberinde getirmiştir. İhlaller karşısında kişinin ihlale konu içeriğin silinmesini talep etme hakkı olarak adlandırılan unutulma hakkını kullanmak istemektedir. Unutulma hakkı bir yandan kişi hak ihlallerinin giderilmesine olanak sağlarken diğer yandan da kamu yararı, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü tartışmalarını beraberinde getirmektedir. Bu durum unutulma hakkının sadece hukuki açıdan değil etik açıdan da incelenmesi gerektiğini göstermektedir. Bu çalışmada temel olarak hukuk ve iletişim fakültelerinde çalışan akademisyenlerin internette unutulma hakkının etik şekilde kullanılmasıyla ilgili görüşlerinin ortaya çıkarılması ve görüşleri arasında disipliner farklılıklar bulunup bulunmadığının sorgulanması amaçlanmıştır. Amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenen akademisyenlerle yapılan derinlemesine görüşmeler sonucunda elde edilen veriler temalar altında sınıflandırılarak sunulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre unutulma hakkına genel olarak kişi hak ve özgürlükleri, mahremiyetin ihlali, özel hayatın gizliliği, veri gizliliği, kişinin gündelik yaşamı üzerindeki olumsuz etkileri çerçevesinde yaklaşılmaktadır. Dezavantajlı gruplar arasında yer alan çocukların unutulma hakkından yararlanması bir gereklilik olarak görülmektedir. Taleplere objektif yaklaşılması, her olayın kendi özelinde ve bağlamında değerlendirilmesi, haklar arasında denge kurulması, basın yayın kuruluşlarının ve diğer paydaşların da dahil edildiği bir kurul oluşturulması önerilmektedir.
Hastane öncesi acil bakım profesyonellerinin mahremiyete ilişkin görüşleri: Adana ili ölçeğinde bir çalışma
Hastane öncesi acil tıp kendine has özellikleri bulunan bir alandır. Oldukça dinamik olan bu alanda sınırları koymak da esasında pek mümkün değildir. Her an farklı bir olguyla farklı bir yer ve farklı bir zamanda karşılaşmak olanaklıdır. Alanın spesifikliği ise eldeki imkanlar ile zor şartlar altında hastaya müdahalede bulunmaktır. Monoton olmayan bu alanda yer alan acil sağlık profesyonelleri asli olan görevlerini yerine getirirken pek çok problemle de baş başa kalmaktadır. Etik ikilemler ve ihlaller ile karşılaşan sağlık profesyonelleri hasta için doğru ve yararlı olanı yapmak için bir çıkış aramaktadır. Çalışmamızın amacı, hastane öncesi alanda görev alan acil sağlık profesyonellerinin hasta mahremiyet konusundaki yaklaşımlarını belirlemektir. Bu amaçla Adana 112 İl Ambulans Servisi'nde aktif olarak görev yapan sağlık profesyonellerine yönelik tanımlayıcı bir araştırma yapılmıştır. Uygulanan veri toplama formunda demografik bilgilere ait 7, alana yönelik ise 17 adet ifade bulunmaktadır. Katılımcılardan bu ifadeleri benimseme derecelerine göre 0-10 arası puan vermeleri istenmiştir. Toplamda 500 adet katılımcının verileri değerlendirilmiştir. Genel olarak; hastane öncesi acil sağlık profesyonellerinin mahremiyet hakkını benimsediği, ancak hayati tehlikenin söz konusu olduğu durumlarda bu hakkın ikinci plana atılabildiği bulunmuştur.
Kişisel veri gizliliği ve dijital çağda mahremiyet: Sesli sanal asistanlar
Dijitalleşen dünyada kişisel verilerin gizliliği ve korunabilirliği, insan hakları konusunun en öncelikli güncel problemlerinden biri haline gelmiştir. Bireyin gündelik yaşantısının her anında kullanmasının artık zorunlu hale geldiği dijital teknolojiler, olumlu yanlarının yanı sıra bireyin mahremiyetine yönelik tehditler de oluşturmaktadır. Bu teknolojilerden biri olan sesli sanal asistanlar, ses tanıma ve doğal dil işleme gibi yapay zekâ destekli çalışma sistemleriyle kullanıcılarının sesli komutlarını algılayabilen ve yanıtlayabilen yazılımlardır. Cep telefonları ve ev tipi hoparlörler aracılığıyla hizmet sunabilen sesli sanal asistanlar, bu sayede kullanıcıların daima yanlarında bulundurdukları araçlar haline gelmişlerdir. Bu araçlar ihtiyaç çeşitliliğine bağlı olarak her gün daha fazla geliştirilmektedir ve bunun için kullanıcı verilerine ihtiyaç duymaktadır. Bu çalışmada, sesli sanal asistanlar kişisel veri gizliliği yönünden incelenerek, bu teknolojinin kullanımı sırasında yaşanabilecek risklere vurgu yapılmıştır. Kişisel veriye yönelik riskler karşısında kullanıcıların bilinçlenmelerinin öneminden dolayı, çalışma kapsamında İletişim Fakültesi öğrencilerinin sesli sanal asistanlar ve kişisel veri gizliliğiyle ilgili algı, tutum ve farkındalıklarını ortaya koymayı amaçlayan görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerde elde edilen bulgular MAXQDA nitel veri analizi programı ile analiz edilerek kodlara ayrılmıştır. Çalışmanın sonucunda kullanıcıların veri gizliliğine dair bilgisi ile mahremiyet endişelerinin her zaman doğru orantılı olmadığı, kullanıcıların bilgileri olsa da mahremiyet ihlallerini kabul eden, akıllı teknolojileri benimseyen ve kullanmaya devam eden bir tutum benimsedikleri görülmüştür.
Dijital toplumda ebeveynlik
Dijitalleşmenin ebeveyn ve çocuk üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkileri vardır. Mevcut çalışma dijitalleşmenin çocuğun değeri üzerine etkisine odaklanmıştır. Çalışmanın amacı, çocuğa ebeveynler tarafından atfedilen değerler ile ebeveynlerin sosyal medyada çocuklarına dair paylaşım yapmalarının altında yatan motivasyonlarının, fenomen anne\baba olma durumu, dindarlık ve eğitim değişkenlerinden etkilenip etkilenmediğini araştırmaktır. Çalışmada nicel veri toplama yöntemi olan anket tekniği kullanılmış ve veriler SPSS ile analiz edilmiştir. Çalışma kapsamında ebeveynlerin çocuğa atfettikleri değer Kağıtçıbaşı'nın Çocuğun Değeri (2005, 2017) ölçeğiyle, sos-yal medya paylaşımlarının altında yatan motivasyon ise Duygulu (2019) tarafından hazırlanan sorularla ölçülmüştür. Verilerin tek yönlü Anova testi ile analizi sonucunda, dijitalleşmenin bir getirisi olan fenomen anne\baba olma durumunun çocuğun psikolojik değeri üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Fenomen olma-yan babalarda ekonomik değer (Ort.= 1,87, SS=0,91) ve sosyal değer (Ort.=2,94, SS=0,93) verme eğiliminin en yüksek oranda olduğu saptanmıştır. Fenomen annelerin ise ekonomik değer (Ort.=1,33, SS=0,60) verme ve sosyal değer (Ort.=2,02, SS=0,74) verme eğiliminin en düşük oranda olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal medyada ço-cuk mahremiyetini gözeterek çocuklarına dair görüntü paylaşmama oranı fenomen olmayan babalarda (%80) ve fenomen olmayan annelerde (%56) en yüksek düzeyde olduğu; istismar riski sebebiyle paylaşım yapmama oranı fenomen olmayan anneler grubunda (%28) ve fenomen anneler grubunda (%7,7) en yüksek düzeyde olduğu bulunmuştur. Çocuğun iradesini fenomen babaların (%50) ve fenomen annelerin (%46,2) daha çok gözettiği saptanmıştır. Sosyal medyanın çocuğu metalaştırma eğilimini ölçen maddeyi en yüksek oranda seçme eğiliminin fenomen olmayan babalar (%28,6) ve fenomen olmayan anneler (%16,2) gruplarında olduğu saptanmıştır. Dindarlık seviyesi çocuğa atfedilen değeri etkilemezken (p>0,05); sosyal medya kullanımı ve çocuklara dair görüntü paylaşmama nedenini etkilemektedir (p<0,05). Eğitim seviyesi ile çocuğun ekonomik ve sosyal değeri arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p<0,05). Lise ve altı eğitim seviyesine sahip olan ebeveynlerde ekonomik değer (Ort.=1,96, SS=0,92) ve sosyal değer (Ort.=2,78, SS= 1,01) düzeyi en yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuğun Değeri, Paylaşananababalık (Sharenting), Mahremiyet, Tween, Dijital Ebeveynlik
Yeni medyada mahremiyetin dönüşümü: Instagram'da özel alanın sembolik inşası
Bu çalışmada "sunumcular", "moda ve yaşam tarzcıları" ve "makyajcılar" şeklindeki 15 Instagram kullanıcı tiplemesinin sosyal medyadaki kullanım, tutum ve açıklamaları mahremiyet bakımından incelenmiştir. Toplumsal dönüşüm sürecinde Batı'da meydana gelen bir dizi değişiklik mahremiyete etki etmiştir. Yeni teknolojilerin gelişmesiyle toplumdaki değer, inanç ve norm sistemleri değişime uğramıştır. Çalışmada, mahremiyet çerçevesinde modern ve postmodern toplumdaki kamusal ve özel alan tartışmaları incelenmiştir. Ardından sembolik inşa, yeni medya teknolojileri, sosyal medya ve benlik ekseninde irdelenmiştir. Bu kapsamda, belgesel tarama tekniği ile betimsel istatistik ve tarama modelleri kullanılarak 682 Instagram paylaşımı SPSS programı ile analiz edilmiştir. Tiplemelerin mahremiyet ve Instagram kullanımları bakımından yapılan veri analizine göre mekân boyutu açısından kamusal alandaki paylaşımların (%57,2), özel alanda yapılan paylaşımlara (%30,8) ve yarı özel alanda yapılan paylaşımlara (%12) oranla daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Etkinlik türünde en çok boş zaman etkinliği (%62,6) kategorisinde yapılan paylaşımlara rastlanılmıştır. İlişki türünde ise tiplemelerin yalnız bulunduğu görselleri, paylaştığı nesneleri ve manzara fotoğraflarını içeren ilişki yok (%63,5) kategorisinde en çok paylaşımda bulundukları belirlenmiştir. Toplamda 31 bin 418 yorumun incelendiği çalışmada %87,47 oranında olumlu yorum yapıldığı saptanmıştır. Tiplemelerin özelde kendi aralarında ve genelde ise diğer tiplemeler ile ortak sunum ve görünümlere sahip olduğu görülmüştür.
İslam hukukunda süt akrabalığı–problemler ve çözüm önerileri
Bu tez, İslam hukukunun önemli müesseselerinden biri olan süt akrabalığını, kavramsal, toplumsal ve hukuki boyutlarıyla ele almakta ve doğurduğu fıkhi, sosyal ve ahlaki sonuçları kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Araştırmada, süt akrabalığının evlenme engeli ve mahremiyet hükümleri gibi temel sonuçları detaylı bir şekilde ele alınmış; bu bağlamda Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhepleri başta olmak üzere klasik görüşler karşılaştırmalı bir şekilde değerlendirilmiştir. Bu karşılaştırmada, mezheplerin birbirinden farklı yaklaşımları ifade edildiği gibi bunların teorik ve pratik yansımaları ile problemler karşısındaki işlevselliği de ortaya konmuştur. Modern tıptaki gelişmeler ve toplumsal değişimlerden ortaya çıkan mesele ve problemler, süt akrabalığı bağlamında incelenmiştir. Hamilelik dışında süt oluşumu, kasıtsız şekilde süt akrabalığı oluşumu ve farklı inançlara mensup bireyler arasındaki durumlar, inceleme konusu olan meselelerden birkaçı olup hem klasik literatür hem de modern hukuki ve sosyal bağlamda analiz edilmiştir. Bu analizde mezheplerin çözüm sağlayan yaklaşımlarına yer verilmiş; bunun yanı sıra bazı görüşlerin sorunları derinleştirdiği alanlar da tespit edilmiştir. Bu bağlamda, hem teorik çözüm önerilerinin hem de bu önerilerin pratikteki uygulanabilirliğinin tartışılması, çalışmaya ayrı bir derinlik kazandırmıştır. Tezin temel amacı süt akrabalığına ilişkin gerek klasikte incelenmiş olan gerekse güncel değişimlerle ortaya çıkan sorunlara çözüm önerileri geliştirmektir. İslam hukukunun maslahat ilkesine dayalı, aile ve toplumun muhafazasını sağlayacak bir yöntem benimsenmiştir. Bunun yanı sıra, klasik ve modern yaklaşımlar arasında bir köprü kurularak, bu müessesenin günümüz İslami toplumlarındaki yeri ve etkisinin daha iyi anlaşılması hedeflenmiştir. Bu çalışma, toplumsal ve teknolojik gelişmelerin İslam hukukuna etkilerini göz önünde bulundurmakta, klasik fıkhi bilgiyi günümüz koşullarıyla harmanlayarak pratik ve uygulanabilir çözümler sunmayı amaçlamaktadır. Ayrıca süt akrabalığı kavramının sadece hukuki değil, aynı zamanda toplumsal ve etik boyutlarını da vurgulamayı hedeflemektedir.
Dijital gözetim ve mahremiyetin dönüşümü: "The Circle" örneği
Gözetim, geçmişten günümüze kişileri, toplulukları denetlemek ve belirli bir disiplin altında tutmak üzere gözetlenene ilişkin veri akışlarına yönelik bilgiye sahip olmayı sağlayan sistemli takip işlemidir. Dijitalleşme ve ağ teknolojilerinin artışı ile gözetim, izlenen kişinin de gözetleyen olarak aktif bir katılım sağladığı çift taraflı bir eylem halini almıştır. Dijital gözetim, hem toplum ve bireylerin verilerine küresel ve bölgesel asayiş için erişimin sağlandığı hem de fail olarak bireylerin internet teknolojileri aracılığıyla birbirini gözetleyebildiği bir izleme yöntemidir. Bu çalışma, gözetimin dijitalleşme ile değişen anlamını tarihsel bir perspektiften ele alırken sosyolojik olarak mahremiyet kavramının neyi ifade ettiğini ve bu kavramın dijital gözetime bağlı olarak yaşadığı anlam kaymasını incelemektedir. Çalışmanın ilk kısmı, Karl Marx ve Max Weber'in gözetime ilişkin düşünceleri ve Jeremy Bentham'ın panoptikon mimarisi modeli üzerinden gözetim kavramının açıklamasını sunarken bu doğrultuda Michel Foucault'nun gözetime ilişkin düşünce mirası da derinlemesine incelenmiştir. İkinci kısımda ise dijital gözetime ilişkin modellere ve Manuel Castells, Gilles Deleuze, David Lyon ve Zygmunt Bauman gibi düşünürlerin görüşlerine yer verilirken mahremiyet kavramının tarihsel süreçteki yeri, kamusal-özel alan, güvenlik ve risk bağlamında değerlendirilmiştir. Dijital gözetimin içsel ve dışsal boyutu, küresel ölçekte güvenlik stratejileri ve internetteki gözetim, bireysel ölçekte ise sosyal medya ve sanal kimlikler üzerinden açıklanmıştır. Güvenlik amaçlı dijital gözetim teknolojilerinin artışı ile kişisel mahremiyet alanlarının sınırlanması dışında sosyal medya ve sosyal ağlar üzerinden bireylerin kendi mahrem alanlarını açıkça teşhiri dikkat çekicidir. Bu bakımdan çalışmanın analiz kısmında ağırlıklı olarak bireylerin kendi rızası ile teknolojik bazda bir gösteriye feda ettikleri mahremiyetleri çözümlenmektedir. Çalışma, dijital gözetim ve mahremiyet ilişkisinin özünün kavranması amacıyla nitel araştırma olarak tasarlanmıştır. İçerik analizi kapsamında Çember (The Circle) kitap ve filmi incelenerek bireylerin mahrem alanlarının sosyal ağlar üzerinden sunumu açıkça örneklendirilmiş ve mahremiyetin dijital dünyadaki dönüşümü öyküdeki karakterler, teknolojik uygulamalar ve özlü sözler üzerinden ortaya konmuştur. Analiz sonucunda sosyal medya ve internet teknolojilerinin günlük hayattaki yerinin mahremiyetin anlamında bir değişime sebebiyet verdiği ve alenileşme hareketinin her şeyi bilme isteğini artırdığı gözlemlenmektedir. Linç kültürü ve toplumun birbirine yabancılaşmasını tetikleyen bu durum bireylerin kendi isteği ile hayatlarını bir gösteri nesnesine dönüştürmelerine de kapı aralamaktadır. Sonuçlar bağlamında dijital gözetimin mahremiyete olumsuz etkilerinin giderilmesi için sosyal medya ve internet teknolojileri hakkında toplumsal bilinçlenmenin oluşturulması ciddi bir önem arz etmektedir.