Privatization
105 theses under this subject heading
The critique of neoliberalism in David Hare's plays
This study aims at exploring the significance of neoliberalism in the selected plays written by David Hare. Acknowledging that any literary production cannot be examined without considering a bigger and more complex social structure, the study attempts to find out about the dialectical relationships among Hare's selected plays, the societies which they reflect and the neoliberal policies which have been perceptibly dominant in the world politics since 1970s. Using dialectical method, this study deals with the analysis of the interactive arrangements between the plays and their socio-political context. The impetus behind this study is therefore to investigate the ways in which David Hare critiques neoliberalism which destroys the foundational values of the western society and the social consensus lying in its base by deepening the economic and social injustices. In the parts of analysis and discussion, the thesis argues that, first; Hare presents the historical development of the neoliberalism by underlining its current political dimensions such as neo-imperialism. Second, neoliberalism is examined as a thematic marker in Hare's plays implying politics of dispossession and privatisation. Consequently, corruption of institutions is analysed in terms of legitimacy market capitalism and cynicism of the labour. Keywords: David Hare, Neoliberalism, Theatre, New Imperialism, Dispossession, Privatization, Social Integrity
Özelleştirme sürecinin istihdam üzerine etkileri: 1990-2014 Türkiye örneği
1929 Dünya ekonomik krizinden sonra, serbest piyasa ekonomisinin işleyişine olan güvenin sarsıldığı ve ekonomide devlet müdahalesinin sınırlı düzeylerde tutulması gerektiğini savunan klasik görüşün terkedilerek devletin ekonomiye aktif bir biçimde müdahalesini savunan Keynesyen görüşün hâkim olduğu görülmektedir. 1930'lu yıllardan itibaren yoğunlaşan ve yaygınlaşan müdahalecilik eğilimi sonucunda devletin ekonomiye müdahale araçlarından biri olan kamu işletmeleri artmış ve kamu ekonomileri büyümüştür. 1970'li yıllara gelindiğinde makroekonomik sorunlarla karşılaşan dünya ekonomileri bu sorunlardan kurtulmanın en iyi çözümü olarak özelleştirmeyi uygulamaya koymuşlardır. 1980'li yılların başından itibaren ise piyasa ekonomisinin egemen olmasıyla birlikte "piyasa mekanizmasına uyum" ve "özelleştirme" gibi girişimlere konu olmaya başlamıştır.
Küreselleşme sürecinde Türk Dünyası'nda İMF politikalarının ekonomik analizi: Kazakistan örneği
Küreselleşen dünya ekonomisinde en önemli rolü oynayan aktörlerin başında şüphesiz IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gelmektedir. Bu kuruluşlardan özellikle IMF, uyguladığı ekonomi politikaları ile Türkiye'de ve Türk dünyası ülkelerinde ekonomik küreselleşmenin hızla yayılmasını sağlamıştır. Kurulduğu 1947 yılından günümüze üye ülkelere çeşitli mekanizmalar ile krediler sağlayan IMF, bu krediler karşılığında yalnızca faiz getirisi elde etmekle yetinmemiş, ülkelerin ekonomi politikalarına da doğrudan ve dolaylı müdahalelerde bulunmuştur. Bu müdahaleler genellikle Ortodoks iktisat politikaları çerçevesinde şekillenen, özelleştirme, döviz kurunun devalüasyonu, para arzının kontrolü, sübvansiyonlar ve sosyal yardımların kaldırılması gibi uygulamalardır. Söz konusu müdahalelerin yalnızca ekonomi üzerinde değil siyaset ve sosyo-kültürel hayat üzerinde de olumlu ve olumsuz etkileri olmuştur. Bu çalışmada IMF politikaları ile Türkiye ve Türk dünyası ülkelerinde yayılan ekonomik küreselleşmenin söz konusu ülkelere ekonomik, siyasi ve sosyo-kültürel etkilerinin karşılaştırmalı olarak araştırılması amaçlanmaktadır. Söz konusu etkileri topluca ve karşılaştırmalı olarak ele alan herhangi bir çalışma olmadığından bu çalışma literatüre önemli bir katkı sağlayacaktır. Çalışmanın ilk bölümünde küreselleşme kavramı özellikle ekonomik boyutu ile ele alınmıştır. İkinci bölümde ekonomik küreselleşmenin hızla yayılmasında önemli etkisi olan IMF politikaları ülke örnekleri ile araştırılmıştır. Üçüncü bölümde benzerlikleri nedeniyle seçilen Türkiye ve Kazakistan'da uygulanan IMF politikaları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise küreselleşmenin son olarak ulaştığı nokta, post-globalizasyon süreci ve küreselleşmenin ekonomik boyutunda IMF gibi kurumların değişen yapısı ve rolü incelenmiştir.
Ortak para birimi kullanımı: Türk devletleri arasında uygulanabilirliği
Bu çalışma; devletlerarası ortak para birimi kullanımının Türk devletleri arasında uygulanabilirliğini araştırmak amacıyla kaleme alınmıştır. Çalışmadaki araştırma yöntemi durumsal olup, para birliği kavramını tanımlamak ve dünyadaki para birliklerinin sistemlerini karşılaştırıp Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye'nin para birimini ortak bir zeminde oturtmaktır. Çalışma karma araştırma yöntemi (nicel ve nitel verilere dayanarak) olup, parasal birliği gerçekleştirme aşamaları ile konu ele alınmıştır. Ülkeler arası ekonomik entegrasyonun ve para birliğinin başarısının genellikle birbirini takip eden aşamalara bağlı olduğu görülmüştür. Bu aşamalar, paranın tam ve değiştirilemez konvertibilitesini, döviz kuru dalgalanmalarının azaltılması, değişmez sabit fiyat istikrarının sağlanması ve üye ülkeler arası sermaye hareketlerinin tamamen liberalizasyonudur. Bu aşamalar Türk Cumhuriyetlerinin ekonomik entegrasyonun ve para birliğinin gerçekleşmesi için de geçerlidir. Bu tezde yapılan incelemede, bu adımlardan sonra ortak merkez bankasının kurulması ile birlikte Türk Cumhuriyetleri arasındaki ekonomik entegrasyonun ve para birliğinin başarılı olabileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Para Birliği, Türk Cumhuriyetleri, Ekonomik Entegrasyon, Uluslararası Ticaret, Ekonomik Kalkınma.
How popular is privatization? public attitudes towards privatization in Turkey
Privatization became a global phenomenon in the 1980s, and as one of the main pillars of structural adjustment programs it was promoted by international institutions, namely the International Monetary Fund and the World Bank. Turkey was among the first countries to adopt this policy, ostensibly for the sake of increasing competition and efficiency. Until the 2000s, however, a very limited number of divestitures was finalized. Most privatizations in Turkey were undertaken thereafter with a speed and scope not experienced before. Privatization is more than an economic policy choice for the ownership of a firm; it has political and social implications for governments and, more importantly, for citizens. This thesis examines the main drivers that have shaped the support for privatization in Turkey from a public opinion point of view. Through the use of quantitative methods, it analyses the relationship between public opinion on privatization and socio-demographic characteristics, subjective income evaluation, political inclination and employment by using data from 5 waves of the World Values Survey for Turkey, conducted between years 1990 and 2011. The results indicate that socio-economic and socio-demographic factors as well as ideological factors and support for government are significant in shaping support for privatization. Nevertheless, temporality in general and the 2001 crisis in particular were the strongest factors in increased public support.
Eğitim hakkı ve eşitlik bağlamında eğitim alanındaki özel sektörleşme
Türkiye'de son yıllarda eğitimde özel sektörleşme politikaları doğrultusunda özel sektör okullarının sayısı ve bu okullara devam eden öğrenci sayıları artmıştır. Bu durum, bir dizi toplumsal sorunu gündeme getirmiştir. Bu çalışmanın problemini eğitimde özel sektörleşmenin eğitim hakkı ve eğitimde eşitlik bağlamında yarattığı sorunlar oluşturmaktadır. Çalışmada, Türkiye'de eğitim alanında devletin özel okullaşmayı teşvik etmesinin dinamikleri çözümlenmeye çalışılarak bu durumun eğitim hakkı ve eğitimde eşitlik bağlamında yarattığı toplumsal sorunlar çözümlenmeye çalışılmıştır. Araştırma, genel olarak yeni liberal politikaların işlerlik kazandığı 1980'li yıllardan günümüze, özel olaraksa eğitimde özel sektörleşme dinamiklerinin ivme kazandığı 2000'li yıllardaki gelişmelerle, araştırma bağlamında ele alınıp değerlendirilen kamu politikası belgeleri ile ve okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim basamaklarındaki devlet okulları ve özel okullarla sınırlıdır. Bu çalışma nitel araştırmadır. Araştırmada, doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Doküman analizi yapılırken, eğitim alanında özel sektörleşme literatürü ile birlikte, kamu politikası metinleri ele alınmış, ilgili dokümanlar araştırmanın amaçlarına uygun olarak yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda, eğitimde özel sektörleşme politikalarının, çeşitli kamu politikası metinlerinde yer bulduğu, bu politikaların eğitimde eşitlik ve eğitim hakkı açısından önemli toplumsal sorunları beraberinde getirdiği belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına bağlı olarak, eğitimde eşitliği ve eğitim hakkının gerçekleşmesini sağlamak için, kamusal politikalar geliştirilmesi ve eğitim hizmetinin kamu hizmeti olarak örgütlenmesi önerilmiştir.
Velilerin eğitim harcamalarının eğitimden beklentilerini karşılaması konusunda veli görüşleri
Velilerin eğitim için yaptıkları harcamalar son yıllarda giderek artmaktadır. 1980'lerden sonra değişen dünya ekonomik sistemiyle birlikte kamu hizmetlerinde başlayan özelleştirme yönündeki dönüşüm eğitim alanında da 2000'li yıllardan sonra etkisini arttırarak devam ettirmektedir. Hükümet politikalarıyla yasal zemini oluşturulan eğitim sistemindeki özelleştirme temel eğitim, ortaöğretim ve yükseköğretim düzeylerinde hızlı bir ivmeyle artarak yaygınlaşmaktadır. Bu özelleştirme doğrudan ya da dolaylı olarak bireylerin ya da velilerin eğitim harcamalarını da etkilemiştir. Eğitimin maliyetini geçmişe göre veliler daha büyük oranlarda ceplerinden ödemeye başlamışlardır. Velilerin Türkiye'de gerek kamu gerek özel okullarda okuyan öğrencileri için doğrudan veya dolaylı olarak eğitim için yaptıkları harcamalar giderek artmaktadır. Bu araştırmada velilerin eğitim harcamalarının eğitimden beklentilerini karşılaması konusuna ilişkin görüşlerinin çözümlenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu bir devlet okulundan ve bir özel okuldan maksimum çeşitlilik yöntemiyle seçilen 28 veliden oluşmaktadır. Veriler görüşme yöntemiyle toplanarak içerik analizi tekniğiyle çözümlenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında; velilerin çocuklarının eğitimi için yaptıkları harcamalar, özel eğitim kurumları öğrenim ücretleri, kitaplar, kırtasiye malzemeleri, etüt veya özel ders ücretleri, eğitim teknolojileri, ulaşım ve yemek gibi çeşitli kalemleri içermekte olup bu harcamalar 2022-2023 öğretim yılı özelinde öğrenci başı 2.500 TL ile 200.000 TL arasında değişmektedir. Eğitim harcamaları, velilerin eğitim düzeyine, eğitim kurumu tercihlerine, gelir düzeyine, yaşadığı bölgeye ve diğer faktörlere bağlı olarak değişmektedir. Velilerin eğitimden beklentileri bağlamında eğitime yapılan harcamalarda büyük bir pay özel okul ücretleri olmak üzere hem devlet okulu hem de özel okul velileri, okullarını çeşitli alanlarda yetersiz gördüklerinden dolayı çocuklarının hem akademik hem de sosyal gelişimi açısından etüt merkezleri, özel dersler, sosyal, sportif, sanatsal etkinlik ve kurslar gibi alanlarda yoğun harcamalar yapmaya kendilerini zorunlu görmektedirler. Araştırma sonucunda hem özel hem de devlet okulu velilerinin; özellikle akademik ve sosyal etkinlik alanında okul eğitiminden beklentileri karşılanmamakta ve bu alanlarda yoğun bir şekilde harcama yaptıkları sonucu ortaya çıkmıştır. Sosyal adalet ve gelir dengesizlikleri açısından Türkiye'de velilerin eğitime yapabildiği harcamalar değişkenlik göstermekte olup belirli kesimler için bu durum sınırlılık (dezavantaj) oluşturmaktadır. Eğitimin doğrudan ya da dolaylı olarak özelleştirilmesinde düşük gelir grubundaki kesimlerin rekabet ortamında dezavantajlarının giderilebilmesi için gerek devlet okulları gerek de özel okullar daha eşitlikçi bir modelle dengelenmelidir. Özel okulların ve devlet okullarının velilerin beklentilerini karşılamadaki yetersizlikleri dikkate alınarak, eğitim sistemlerini ölçütlere oturtmaları, devlet tarafından denetlenmeleri ve aradaki yoğun nitelik farklılıklarının giderilmesi önerilmektedir.
Türk tütüncülüğünde özelleştirme sonrası yaşanan sosyal ve ekonomik değişikliklerin belirlenmesi üzerine bir araştırma
Yürütülen bu araştırma ile TEKEL'in özelleştirme sonrasında, yazılı sözleşme usulü ile üretim yapan, ekonomik dayanakları önemli ölçüde tütün üretimine bağlı olanlar ile tütün üretiminden vazgeçip alternatif üretime geçen üreticilerin sosyal ve ekonomik yapılarındaki değişimler belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca Adıyaman'da Ege Bölgesinde üretilen İzmir menşei olarak adlandırılan tütün üretimine geçilmesi ile birlikte bu yeni tütün menşeinin yetiştiriciliğini benimseme davranışı üzerinde üreticilerin sosyo-ekonomik nitelikleri, işletmeye ait özellikleri, iletişim davranışları ve yararlandıkları bilgi kaynaklarının etkisinin de belirlenmesi ele alınmıştır. Bu değişimleri ortaya çıkarmada, tütün üretiminin yoğun yapıldığı Adıyaman, Manisa ve Samsun illerine bağlı toplam altı ilçede tütün yetiştiriciliği yapan 18 köy/mahalleden basit tesadüfi örnekleme yöntemine göre seçilen 134 üretici ile anket çalışması yapılmıştır. Tütün üreticileri dışında aynı il, ilçe ve köy/mahallelerde daha önceki yıllarda tütün üretimi yapan ve hali hazırda tütün üretiminden vazgeçen üreticiler de araştırma kapsamına alınmış ve 142 üretici ile de anket çalışması gerçekleştirilmiştir. TEKEL'in özelleştirme sonrasında üreticilerin karşılaştıkları sosyal ve ekonomik değişiklikleri belirlemede Veri Madenciliği yöntemlerinden Karar Ağaçlarında kullanılan algoritmalardan biri olan CHAID Algoritması kullanılmıştır. Bu yöntemin kullanılmasının sebebi ise araştırma verilerinin; bağımlı değişkenin nominal, kategorik olması ile bağımsız değişkenlerin de sürekli, kategorik veya nominal kategorik olmasından ileri gelmektedir. Bu Algoritmada bağımlı değişken olarak tütün yetiştiriciliği yapıp/yapmama, bağımsız değişkenler olarak da bireysel özellikler, işletme özellikleri ile bilgi kaynakları ele alınmıştır. Çıkan sonuçlara göre çeşitli senaryolar oluşturulmuştur. Araştırma bölgesinde, tütün üretiminden vazgeçen üreticilerin; Adıyaman ilinde %81,2'si, Manisa ilinde %86,7'si ve Samsun ilinde ise %77,3'ü de TEKEL özelleştirildikten sonra tütün üretiminden vazgeçtikleri tespit edilmiştir. Manisa ve Samsun illerinde tütün üretimi yapan üreticilerin tütün üretiminden vazgeçen üreticilere göre gelirlerinin daha az ve yeterli olmadığı, tütün üretimi yapan üreticilerin tütün üretiminden vazgeçen üreticilere göre daha az çiftçi kayıt sistemine kayıtlı oldukları ve daha az tarım dışı gelire sahip oldukları, tütün üretimi yapan üreticilerin tütün üretiminden vazgeçen üreticilere göre görece daha yaşlı oldukları ve yabancı iş gücüne daha fazla gereksinim duydukları saptanmıştır.
Elektronik haberleşme sektöründe ayrıştırma uygulamaları ve Türk Telekom Özelleştirmesi
Elektronik haberleşme sektöründe ayrıştırma çözümlerinin uygulanmasın temel amacı, serbestleşme sürecinde yerleşik işletmeci yanında pazara yeni işletmecilerin girmesi esnasında dikey güç aktarma riskinden kaynaklanan erişimin reddi, ayrımcılık uygulamaları ve çapraz sübvansiyon gibi rekabet aksaklıklarının önlenmesidir. Ayrıştırma çözümleri temelde hesap ayrımı yükümlülüğü, hukuki ayrıştırma ve yapısal ayrıştırma şeklinde sınıflandırılmıştır. Ancak bu ayrım ülkelerin pazar yapılarına göre farklılaştırılabilmektedir. Elektronik haberleşme sektöründe uygulanan ayrıştırma çözümleri önlenmesi hedeflenen rekabet aksaklığına göre son on yıl içinde oldukça hızlı bir şekilde değişmiştir. Türk Telekomünikasyon AŞ özelleştirmesinde Rekabet Kurulu görüşü sonrsasında ihale şartnamesinde Türkiye'de kablo TV altyapısını işleten Türksat AŞ'nin yapısal olarak ayrıştırılması ile TTNet faaliyetlerinin ayrı bir ticari şirket altında toplaması şeklinde belirlenen hukuki ayrıştırma çözümü ihale şartnamesinde yer verilmiştir. Ancak halihazırdaki mevzuat çerçevesinde ihale şartnamesine eklenen çözümlerin daha sonra değiştirilmesi gündeme geldiğinde yetki sorunları ile karşılaşılabilecektir. İşbu çalışmada rekabet ve regülasyon hukuku perpektifi ile elektronik haberleşme sektöründe ayrıştırma çözümleri, bu çözümlerin uygulanması noktasında Kurumlar arasındaki yetki paylaşımı ve Türk Telekomünikasyon AŞ özelleştirmesi sırasında öngörülen ayrıştırma çözümü konuları ele alınmaktadır.
The making and unmaking of the Zonguldak Coal Basin: Deindustrialization as a process
This thesis investigates the social, economic, and political construction of the deindustrialization of the Zonguldak Coal Basin. For more than a century, the Zonguldak Coal Basin has been associated with coal mining, the capital of labor, and the industrial hub of Turkey, albeit these characteristics have been eroding by the deliberate policies and apparatuses of deindustrialization since the 1980s. In order to understand this particular phenomenon, this thesis firstly focuses on the long history of making the Zonguldak Coal Basin as a resource frontier of both the Ottoman Empire and the Turkish Republic where the state authorities fueled their dreams of progress and a civilized nation by trying to secure the flow of coal. Secondly, it explores how this coal basin which has been central to the national economy, has come to be perceived as a burden. Within that context, it critically evaluates the emergence of a new way to calculate the value of coal due to the neoliberal restructuring of the state and energy market, as well as the concomitant resistance of coal miners to that neoliberal calculation. This thesis claims that neoliberalization process, in general, paved the way for the deindustrialization of the basin in particular. In relation to that, thirdly, this study examines the apparatuses and policies of deindustrialization, emphasizing that the term deindustrialization does not refer to the "coming to an end", but rather to a reconfiguration in the mode and capacity of coal production in favor of private operators in the basin. For this thesis, I employed ethnographic field research methods consisting of in-depth interviews, life histories, and collecting archival material. By examining a case study from the Global South, this study aims primarily to critically engage with Turkey's neoliberalization process and contribute to the field of labor history and studies on deindustrialization.
Türkiye'deki KİT'lerin özelleştirilmesi ve satış yöntemleri
On the direction of to reduce-elevate the heaviness of the government on economic activities, privatization activities are put on the agenda, with which it is aimed to realize the possession rotation, In application to realize possession rotation named as sale method at privatization, beside the characteristics which affects the salability of the good on sale, the quality of the purchasers (particularly the insufficiency of the buying capability) are the elements which determine the success and unsuccess of the studies, The important peculiarities which affect the salability of the public enterprises are, that they are multinational enterprises, the difficulties of determining the value, the negative effects that are caused by the establishments that fall in damage. Beside the negative effects the enterprises for sale, the negative look of the purchasers at privatization, the insufficiency of buying capability, particularly the frightened look at foreign capital makes the sale difficult. The negative point of views likes this, will make it possible for the privatization activities to drag on, will cause an unclear environment in the decisions of the economy and will cause to appear social fluctuations with the pressure groups. For this reason in order to makeup a positive sight for the public, an arrangement that will purpose to satisfy all the purchasers, have to be handled, In our study "Privatization of Public Enterprises and Sale Methods in Turkey" we can say that it is necessary to make special studies in the direction of applications; that aims to verify the privatization purposes exactly and that prefers to look privatization from the point of economic view instead of political view, and these applications have to be directed to all groups of purchasers.
Türkiye'deki ekonomi basını gündemi ve siyasal gündem ilişkisi (Özelleştirme örneğinde bir gündem belirleme çalışması)
Ill DOKTORA TEZ ÖZÜ TÜRKİYE'DE EKONOMİ BASINI GÜNDEMİ VE SİYASAL GÜNDEM İLİŞKİSİ (Özelleştirme Örneğinde Bir Gündem Belirleme Çalışması) Erkan Yüksel Basım ve Yayımcılık Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1999 Danışman: Prof. Dr. Uğur Demiray Bu çalışma en temelde, kitle iletişimi etki araştırmaları arasında ön plana çıkan gündem belirleme yaklaşımını, son yıllarda üzerinde en çok durulan ekonomik, sosyal ve siyasal boyutları olan özelleştirme konusu örneğinde, Türk basınının gelişmekte olan bir alt dalı niteliğindeki ekonomi basınının, siyasal gündem üzerindeki etkileri çerçevesinde irdelemektedir. Kuramsal boyutlarıyla çalışma; "iletişim, kitle iletişimi, etki araştırmalanna genel bir bakış ve gündem belirleme araştırmaları", "basın ve ekonomi basını" ve "özelleştirme" bölümlerinden oluşmaktadır. Uygulama anlamında ise, ekonomi basınının özelleştirme konusuna yönelik gündemenin ortaya konulması anlamında uygulanan içerik analizi ve siyasal gündemde özelleştirme konusuna yönelik gündemin ortaya konulması anlamında TBMM Genel Kurul tutanaklarını kayıtlarının tutulduğu Tutanak Dergisi üzerinde uygulanan içerik analizine yönelik bulgular ve yorumlarına yer verilmektedir. Yine bu bölümde, gündem belirleme yaklaşımının öngördüğü varsayımlar da istatistiksel ilişki değerleriyle yorumlanmıştır. Öte yandan haber içerikleri ve siyasal gündem içerikleri üzerine yapılan değerlendirmeler ise, özelleştirme konusunun Türkiye'de hangi boyutları ile gündeme geldiğini ve hangi boyutları ile eksik kaldığını ortaya koyar niteliktedir. Bu yapısıyla her iki tarafta da kendini sorgulama anlamında sorulması gereken sorular olduğu, belki de bir kez daha, bu araştırma sonuçlan ile aydınlanmıştır. Elde edilen bulgular, gündem belirlemenin özelleştirme konusu örneğinde Türk ekonomi basınına ve siyasal gündemine özgü veriler sağlamıştır. Buna göre, uygulamaya konu olan 1988-1998 döneminde ekonomi basını, siyasal gündem ve gerçek yaşam göstergelerinin her birinin, birbiri ile anlamlı bir ilişki içinde olduğu belirlenmiştir. Gündem belirleme yaklaşımına yönelik genellemelerden bazıları ise, doğrulanmamıştır. Gerçek yaşam göstergeleri ile gündemlerin ilişkili bulunması bunlardan ilkidir. İkincisi ise çarpıcı bir nitelik taşıyan, ekonomi basını gündeminin siyasal gündemi etkilemesi yargısının tam tersinin ortaya çıkmasıdır. Türkiye'de siyasal iktidar, ekonomi basınının içeriği üzerinde önemli ölçüde söz sahibi görülmektedir. Anahtar sözcükler: Kitle İletişimi Etki Araştırmaları, Gündem Belirleme, Basın, Ekonomi Basını, Basında Ekonomi, Özelleştirme.
Mesleki ve teknik ortaöğretim yönetici ve öğretmenlerinin mesleki eğitimde özelleştirmeye ilişkin görüşleri
Bu araştırmada mesleki eğitimde özelleştirmeye ilişkin mesleki ve teknik anadolu liselerinde görev yapan yönetici ve öğretmenlerin görüşlerinin nasıl olduğunun cevabı aranmıştır. Kavramsal alt yapının oluşturulmasına dönük olarak öncelikle özelleştirme kavramı ile ilgili siyasi, iktisadi ve toplumsal alanlarda alan yazın taraması yapılmıştır. Bunun ardından özelleştirme ile ilgili eğitim alanındaki algılara yönelik alan yazın taraması yapılmıştır. Tüm bunlarla beraber araştırmanın konusunu oluşturan mesleki eğitim ile ilgili alan yazın taramasının yapılmasıyla beraber özelleştirme ve mesleki eğitim konusu ele alınmıştır. Nicel araştırma yönteminin tercih edildiği çalışma için araştırmacı tarafından mesleki eğitimde özelleştirmeye ilişkin görüşler ölçeği geliştirilmiştir. Ölçek araştırma için gereken verileri toplayacak toplumsal fayda, insan kaynakları ve finansman olmak üzere üç boyutlu bir model oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinde mesleki ve teknik anadolu liselerinde görev yapan tüm öğretmenler içinde 378 öğretmen oluşturmuş ve araştırmaya katılan 484 öğretmenin görüşleri değerlendirilmiştir. Yapılan analizler neticesinde mesleki eğitimde özelleştirmeye yönelik öğretmen görüşlerinin tüm boyutlarda olumlu olmadığı görülmüştür. Öğretmenlerin verdiği cevaplar göz önünde bulundurulduğunda özelleştirme ile ilgili en büyük kaygının toplumsal fayda boyutunda yaşandığı anlaşılmıştır.
Özelleştirmede Karabük Demirçelik Fabrikaları örneği ve özelleştirme sonrasındaki gelişmeler
A critical view of the relations of art capital, public sphere and art initiatives in Turkey
The present study discusses the concept of the public sphere in relation to the field of contemporary art. It presents a critical perspective on how the idea of a symbolic public sphere, art capital and the organization of the art scene in Turkey are related. It focuses on various understandings of the public sphere concept, forms of contemporary art organizations and ownership relations, after exploring the global neoliberal policies after 1980s and their effects on arts in terms of privatisation processes. It investigates local legislation that set out the framework for the art field and its actors; and discusses if these historic and current developments contribute to the expansion of a symbolic public sphere. The study aims to adapt the fundamental questions of the critical political economy of communication to the field of contemporary art in Turkey. Its main objective is to uncover how the changes in the forces of control over cultural production and distribution limit or liberate the public sphere and its diversity, multivocality and plurality in representation. While theoretically, the study dwells on this wide platform, its basic object of research is the relatively small-scale, independent art initiatives in Turkey which represent an area of academic research that is not yet fully explored, especially not from the crtical political economy approach.
Türkiye'de kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi politikaları ve sonuçları
ÖZET Kamu işletmeciliğinin ilk kumcusu olarak M.Ö.140 yılında tahta çıkan Çin İmparatoru WOU-TI kabul edilmektedir. Saltanatı döneminde madenleri, dökümhaneleri, tuzlaları, deniz ve kara taşımacılığım kapsayan müesseseleri ülkesinde kurmuştur. Diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de devletimiz işletmeci olarak ekonomik hayatta aktif rol almıştır, kamu İktisadi Teşebbüslerinin tarihi, bir çok araştırmacı tararından Osmanlı İmparatorluğuna kadar dayandırılmaktadır. İmparatorluk askeri araç ve gereçleri zamanında karşılayabilmek amacıyla birçok fabrika ve işletme kurmuştur. özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında bir çok Kamu İktisadi Teşebbüsü kurulmuştur. Ayrıca devletçilik yıllarında, millileştirme yoluyla yabancı ve yerli işletmecilerden bir çok kuruluş satın alınarak işletilmiştir. Bu kuruluşların çoğu, günümüzde hala faaliyetlerini sürdürmektedir. 24 Ocak 1980 tarihinde liberalizm anlayışı yeniden gündeme gelmiştir. Alınan bir dizi ekonomik kararla, serbest serbest pazar ekonomisinin kurallarını hakim kılacak düzenlemeler yapılarak ekonomiye devletin müdahalesi en aza indirilmeye çalışılmıştır. Kamu sektörünün küçültülmesi amacıyla özelleştirme konusu ülkemiz gündeminde yoğun bir şekilde yer almaya başlamıştır. 1983 yılında iktidara gelen Anavatan Partisi, serbest piyasa ekonomisini benimsediğini belirtmiştir. Bu alanda çok önemli kararlar alınmasını rağmen icraatları ile serbest piyasa ekonomisini yerleştirme gerekçesiyle, devletin ekonomiye müdahalesi azaltılacağına artırılmıştır. Özelleştirme 1985 yılında Iğdır Sümerbank Dokuma Fabrikasının blok olarak satılmasıyla başlamıştır, uygulamaları yürütmek amacıyla görevlendirilen ilk kuruluş "Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi" yetersiz kalmıştır. Daha sonra önceki deneyimlerin ışığında "Kamu Ortaklığı İdaresi" ayrı bir kuruluş haline getirilmişsede, problemin çözümünde yine yetersiz kalmıştır. Bu duruma iktidara gelen her hükümetin ayrı özelleştirme plan ve programlarını uygulamalarının etkisi vardır. Ekonomik sıkıntının yaşandığı ülkemizde sıkıntının kaynaklan arasında gösterilen KİT'lerin özelleştirilmesinin tamamlanamayışı gündemdeki yerini 20001i yıllara kadar koruyacaktır.
Belediye iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi: İstanbul Deniz Otobüsleri (İDO) A. Ş. örneği
1970'li yılların sonlarında etkisini artıran ekonomik kriz ile gelişmiş ülkelerde kamu hizmetlerinin sunum yöntemleri sorgulanmaya başlanmış kamu idaresinin teorisyenler ve uygulayan birimlerce yeniden ele alınmasını sağlamıştır. Kapitalist sistemin, 1970'li yılların sonlarında etkisini artıran ekonomik krizden çıkış yolu olarak gördüğü neo-liberal politikalar, bu tarihten sonra başta gelişmiş ülkelerde ve ardından gelişmekte olan diğer ülkelerle birlikte ülkemizde de uygulanmaya başlanmıştır. Dünya ekonomisinde yaşanan gelişmelere kayıtsız kalmayan Türkiye'de Neo-liberal politikaların etkinliğini artırmasıyla birlikte yerel hizmetlerin sunulmasında da değişiklikler yaşanmaya başlanmış, yerel idareler halkın ihtiyaçlarını etkin ve verimli bir biçimde yerine getirebilmek için yeni hizmet araç ve teknikleri bulma ve geliştirme gayreti içine girmişlerdir. Özelleştirme olgusunun dünyanın gündeminde yer aldığı bu dönemde, Türkiye'de de yerel hizmetlerin sunumunda özel sektör kuruluş ve yöntemlerinden yararlanma yoluna gidilmiştir. Kamu hizmetlerinin sunumunda verimlilik ve etkililiği en üst seviyeye çıkarma amacıyla yola çıkan belediyelerimiz, kamu sektörü içinde özel sektör olmanın vermiş olduğu avantajlardan yararlanmak istemişlerdir. Yerel hizmet sunucusu belediyeler, özel sektör statüsünden yararlanmak, bazı kamu hizmetlerini daha etkin ve verimli yerine getirmek amacı ile kamu hukukunun ve bürokrasinin katı kurallarından ve hantal yapısından kurtulmak için ekonomik girişimlerini belediye iktisadi teşebbüsleri kurma yolunu tercih ederek yerine getirmişlerdir. Bu ekonomik gelişmeler göz önüne alınarak bu tez çalışmasında belediyelerin ekonomik girişimlerinin bir sonucu olarak doğan belediye iktisadi teşebbüsleri detaylı olarak tanıtılmış, kuruluş itibariyle bir belediye iktisadi teşebbüsü olan İstanbul Deniz Otobüsleri AŞ'nin 2011 yılında satılarak özelleştirilmesinin analizi yapılarak sonuçları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Özelleştirme, Belediye İktisadi Teşebbüsleri. Kamu Hizmeti, Özelleştirme Yöntemleri
Kamu işletmelerinin serbest piyasa ekonomisine uyumlaştırılmasında etkin ve etkili yönetim modeli Et ve Balık Kurumu örneği
İşletme; insan iradesiyle üretim öğelerinin bir araya getirilerek ve belli bir amaca yönelik olarak, mal veya hizmet şeklinde kıymet üreten ünitedir. İster küçük olsun, ister büyük olsun her türlü işletmenin, kâr elde etmeyi hedef alarak en iyi yönetilmesi olgusu, çalıştırmak anlamına gelen ?İşletmeciliğin? konusunu oluşturmaktadır. Girişimcilik, işletme yöneticiliği, çalışanlar ve tüketiciler ile ilgili bilinmesi gerekli tüm normlar, işletme sahiplerinin ve yöneticilerinin bilmesi gerekli temel konulardır. Verimlilik, etkinlik, etkililik, üretkenlik ve kârlılık, işletmecilikte başarı ilkeleri olarak sayılmaktadır.Devletin, ekonomik alanda faaliyet göstermek için kurduğu işletmelere ?Kamu İktisadi Teşebbüsü? denmektedir. Ekonomik, ticari ve siyasi konjonktürle yakından ilişkili olan KİT'ler, 20. yüzyılın başlarından itibaren hızlı bir gelişim göstermiştir. Bunun nedenleri olarak, piyasa mekanizmasının yetersizliği, sosyal amaçlar, kalkınma, özel teşebbüsün isteksizliği, monopollerle mücadele ve stratejik sektörlerin varlığı gibi faktörler sayılabilir.Günümüzde KİT'ler, 1984 yılında çıkartılan 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye göre kurulup yönetilmektedirler. Başlangıçtaki faaliyetleri ile bir çok alanda gelişmeye ve özel sektöre öncülük eden kamu işletmeleri, daha sonraları özellikle siyasi baskılar ve daha başka baskı ve uygulamalar ile, işlevlerini tam anlamıyla yerine getirememiştir. Dolayısıyla kamu açıklarına sebep olacak nitelikte zarar etmeleri kaçınılmaz olmuştur.1980'lerdeki liberalleşme rüzgarından sonra ve özellikle ?24 Ocak Kararları? ile ekonomimizde, ?Serbest Piyasa Ekonomisi? kuralları, programa alınmış ve ?Özelleştirme? uygulamalarına geçilmiştir. Piyasa ekonomisinin başarılı olması güçlü bir devlet yapısı ile mümkündür. Özelleştirme, serbest piyasa ekonomisinin vazgeçilmezidir.. Ancak, KİT'lerin özelleştirme uygulamalarına, sadece gelir getirici bir rol yüklenmiştir. Bu ise, sosyal dengenin bozulmasına sebep olmuş ve ardından hukuki mücadelelere gidilmiş ve mahkemeler, özelleştirmesi yapılan KİT'lerin, satışlarını ?iptal? kararları vermiştir. Bununla beraber, serbest piyasa ekonomisinin egemen olduğu modern ekonomilerde bile, belli ölçülerde bazı devlet müdahaleleri de söz konusu olmaktadır. Devletin ekonomik yaşama müdahalesinin temelinde, genel yarar ve kamusal hizmet nedenleri yatmaktadır.Özel sektörün elinde bulunmayan imkanların, devletin elinde bulunduğu halde, KİT'lerin aşırı zarar etmeleri etkin ve etkili yönetilmediğini göstermektedir. İşletmecilikteki başarı ilkeleri doğrultusunda, KİT'lerin yeniden yapılandırılması ile , etkin ve etkili yönetilmeleri mutlaka sağlanmalıdır.KİT'ler, tek tip bir kanuni düzenleme ile yönetilmemeli, başta siyasi olmak üzere her türlü baskılardan arındırılmalıdır. Özel sektörün girmek istemediği veya başarılı olamadığı sektörlerde, stratejik ürünlerin olduğu sektörlerde, katılımcılığın ön planda olduğu ve kamu yararı ve sosyal fayda temelli ve sınırları iyice çizilmiş kamu işletmelerinin varlığına ihtiyaç vardır. KİT'lerin yönetim şekli yeniden belirlenmeli ve yönetim kurullarına özerklik verilmelidir.Et ve Balık Kurumu için de, ayrı bir kanuni düzenleme yapılarak yeniden yapılandırılması gereklidir. EBK'nın yeniden yapılanma süreci kısa bir sürede bitirildiği taktirde; oluşturulacak yeni yönetim anlayışı ile etkin ve etkili yönetilmesi durumunda, özel sektör ile ve hatta özel sektörün gelişmesine yardımcı olacak şekilde piyasa ekonomisi kuralları içerisinde kamu yararı ağırlıklı faaliyetlerini sürdürüp düzenleyici ve destekleyici bir rol üstlenmesi mümkündür.Anahtar Kelimeler : Etkili, İşletme, Özelleştirme, Serbest piyasa ekonomisi, Teşebbüs,Verimlilik, Yönetim.
Telekomünikasyon sektöründeki regülasyonun rekabet üzerindeki etkisi: OECD ülkeleri için ampirik bir uygulama
Regülasyon iktisadı, bir iktisat alt disiplini olarak gelişmeye devam etmektedir. Regülasyonun kamu yararı teorisinden bu yana pek çok iktisadi regülasyon teorisi geliştirilmiştir. Bu teorilerin tamamı kendi içinde tutarlı olmakla birlikte, değişen iktisadi koşullar ve devletin ekonomiye müdahale şeklinin hızla değişiyor olması, bu alanda genel bir teorinin kabul görmesini zorlaştırmaktadır. Günümüzde rekabet politikasının bir aracı olarak kabul edilen regülasyonlar, bağımsız düzenleyici kurumlar tarafından yürütülmekte, piyasalarda rekabeti geliştirmek ve rekabeti engelleyici uygulamaları ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Doğal tekel özelliğine sahip olan telkekomünikasyon sektörü, rekabetçi bir yapıya dönüşmeye başlamış, kamuya ait operatörler özelleştirilmiş ve sektörde bağımsız düzenleyici kuruluşlar oluşturulmuştur.Bu çalışmada, literatürdeki çalışmalardaki yöntemlere paralellik gösterecek şekilde, telekomünikasyon sektöründeki düzenleyici reformların OECD ülkelerindeki telekomünikasyon sektörünün rekabetçi performansı üzerindeki etkileri panel veri yöntemi ile analiz edilmiştir. OECD ülkeleri için yapılan çalışmada, telekomünikasyon sektöründeki regülasyon çalışmalarının fiyatlar ve abone başına düşen gelir seviyesi üzerinde azalış; istihdam, yatırım, gelir, İnternet kullanımı, abone sayısı ve işgücü verimliliği üzerinde artış etkisi sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca sektörde rekabetçi katkısı olduğu düşünülen özelleştirme çalışmalarının fiyatlar, istihdam ve abone başına düşen gelir üzerinde azaltıcı; yatırım, abone sayısı, İnternet kullanımı, gelir ve işgücü verimliliği üzerinde ise arttırıcı etkisi vardır. Araştırmanın uygulama sonuçlarına göre, telekomünikasyon sektöründeki düzenleyici faaliyetlerin oluşturulmasının sektörün rekabetçi yapısının gelişimi ve sektörün büyüme dinamikleri üzerinde olumlu etkileri olduğu, panel veri sonuçlarının teorik beklentilerle genel olarak tutarlı ve araştırmanın hipotezlerini destekleyici nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Regülasyon, Rekabet, Telekomünikasyon, Panel Veri, Bağımsız Düzenleyici Kurum, Özelleştirme.
Özelleştirmenin verimlilik üzerine etkisi Kütahya Azot Fabrikası örneği
Çalışmanın ilk bölümlerinde özelleştirme kavramı üzerinde durulmuş olup, özelleştirmenin tanımı çeşitleri ve yöntemleri açıklanmaya çalışılmıştır. Temel kavramların açıklanmış, KİT'lerin tarihi süreç içerisindeki kurulmaları, gelişmeleri, ekonomi içerisindeki önemleri sorunları ortaya konulmuştur. Türkiye ve dünyadaki özelleştirme uygulamalarına yer verilmiş özelleştirmeyle ilgili yasal çerçeve açıklanmıştır. Özelleştirmeye gerekçe teşkil eden nedenler sorunlar ve çözüm önerileri ortaya konmuştur. İkinci bölümde verimlilik kavramı üzerinde durulmuş verimlilik kavramları açıklanmıştır. Üçüncü bölümde özelleştirme ve verimlilik kavramları tartışılmış ve özelleştirmenin verimlilik üzerine etkisi araştırılmıştır. Son bölümde ise örnek işletmemiz tanıtılmış, örnek işletmemiz hakkında toplanan veriler değerlendirilmiş ve kurumun özelleşmeden önceki verileri ile özelleştikten sonraki verileri karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmada kapasite kullanım oranları, üretim miktarları ve personel sayıları göz önünde bulundurularak yorumlanmıştır.Bugüne kadar yapılan Özelleştirme uygulamalarında dersler çıkartılması bundan sonra yapılacak özelleştirmelerin başarısı bakımından büyük önem arz etmektedir. Zira Türkiye'nin KİT'lerin özelleştirilmesi ve serbest piyasa mekanizmasının işlerliği konularında göstereceği performans bilgi çağındaki konumunu belirleyecektir.Anahtar Kelimeler: Özelleştirme, Verimlilik, Karlılık
Türkiye'de seçilmiş bazı sektörlerde altyapı hizmetlerine özelleştirme yoluyla özel sektör katılımı
Altyapı, bir yatırımın yapılabileceği yerde aranan ulaştırma, iletişim, enerji, su gibi maddi olanakları içermektedir. Ekonomik ve sosyal kalkınmanın en temel unsuru, iyi bir altyapı oluşumunun gerçekleştirilmiş olmasıdır. Bir anlamda altyapı, kalkınmanın ve refahın en önemli unsurudur. Bu hizmetlerin sunumu ve finansmanı kamu tarafından üstlenilmiştir. Ancak günümüzde farklı nedenlerden dolayı, altyapı hizmetleri sunum ve finansmanında özel sektöre başvurulmaktadır. Özelleştirme ile bütçe yükünün hafifletilmesi, ekonomide etkinlik ve verimliliğin arttırılması düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Altyapı, Özelleştirme, Altyapı Yatırımları.
Yerel yönetimlerde özelleştirme -Yozgat belediyesi örneği-
VI ÖZET Tarihsel süreçte kumu hizmeti ve faaliyetlerinin yürütülmesi umacıyla oluşturulun devlet, merkezi yönetim ve yerel yönetimle amaçlarını gerçekleştirmeye çalışmaktadır; Devlet ve yerel yönetim, ekonomik anlamda teşebbüsatı elinde bulunduruyorsa, birey üzerinde ekonomik hegemonya olması söz konusudur. Bu hegemonya bireyin hareket kabiliyetini önemli ölçüde kısıtlayacaktır. Dolaysıyla tam demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Ekonomik teşebbüsatı da elinde bulunduran bir devlet ve yerel idare, asli vazifelerini yerine getirmede zayıf kalacaktır. Ayrıca asli unsurlar dışındaki işler üzerinde de verim noktasında zayıf kalacaktır. Kısacası ekonomide başarılı olması, halkına refahı sağlaması çok zordur. Ayrıca birçok problemle karşı karşıya kalacaktır. Bu tür problem yaşayan devletler ve yerel idareler, alternatif bir gelişme içerisine girerek, özelleştirme yöntemini uygulamaya başlamışlardır. Özelleştirme uygulaması tüm gelişmiş devletlerde ve yerel idarelerde çok ileri bir düzeyde uygulama alanı göstermektedir. İleride ne gibi bir olumsuz sonuçları olabilir bilinmez fakat bugün için faydasının olduğu tartışılmaz bir gerçek gibi görünmektedir. Uygulamada geç kalan ülkemizin, özellikle konu başlığımız olan yerel yönetimlerin, problemlerine karşı alternatif bir yöntem olarak özelleştirmeyi aktif bir şekilde uygulamaları gerektiğini düşünüyoruz. Fakat bilimsel ve rasyonel bir temele oturtulması en önemli şartlardan biridir. Yerel yönetimlerde özelleştirme konusundaki bilimsel çalışmalar, ülkemizde yeterli noktadan çok uzaktır. Bu çalışma, bu alandaki eksikliğin giderilmesine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Ekonomik karar alma süreçlerindeki aktörler: Iran Islam Cumhuriyeti'nde özelleştirme örneği
This thesis investigates the participation of the informal actors in the economic policy-making processes. Emerging in the wake of the 1979 Islamic Revolution, these informal actors, similar to the formal actors, have had a big say since then in the decision-making mechanisms in almost every field from politics to culture. Adopting the political economy approach, this thesis was written with a narrative technique due to the nature of the subject. This study examines mainly formal and informal actors who play an active role in the privatization processes, their connections, how and in which ways they are involved in the process, and finally, their effects on the results through some significant examples. The results show that the informal actors turned the privatization processes into their favor through strategies like cooperation with official actors, changing the agenda, creating public pressure, exclusion of competitors, and even military intervention. Besides this, the results indicate the informal actors are the main actors in economic policy-making processes.
Türkiye'de ve Balkan ülkelerinde özelleştirme uygulamaları ve karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi
Özelleştirme kavramı 1980 yılından sonra meydana gelen liberalizasyon akımıyla birlikte ortaya çıkmıştır. Kısa sürede tüm dünyaya yayılan özelleştirmeler, 1980 sonrasında Türkiye ve Balkan ülkelerinde de uygulanmaya başlamıştır. Türkiye ve Balkan ülkeleri, gelişmiş ülkelere kıyasla özelleştirmelerde oldukça geç kalmışlardır. Çalışmada, Türkiye'de ve Balkan ülkelerinde özelleştirmelere engel olan sebepler incelenmiştir. Daha sonra bu ülkelerin yıllar itibariyle özelleştirme süreçleri ve gelirleri ele alınmıştır. Elde edilen bulgular çerçevesinde karşılaştırmalı bir değerlendirme yapılarak, sağlıklı bir özelleştirme sürecinin nasıl olması gerektiği maddeler halinde önerilmiştir.