Perioperative nursing
71 theses under this subject heading
Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin mesleki bağlılıkları ile bireyselleştirilmiş bakım algıları arasındaki ilişki
Bireyselleştirilmiş bakım; Hasta bakım uygulamalarının hızlı ve yoğun bir şekilde verilmesini gerektiren cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin dar sınırlar içerisinde standardize edilmiş bakım uygulamalarının dışında hasta bireylerin ihtiyaçları, değerleri, düşünceleri, tercihleri ve deneyimleri doğrultusunda planlanan ve uygulanan bireyselleştirilmiş bakımı uygulamaları gerekir. Hemşirelerin hastalara bireyselleştirilmiş bakım vermelerini etkileyen durumlardan biri de mesleki bağlılık düzeyleridir. Araştırmanın Amacı: Bu araştırma, cerrahi birimlerde görev yapan hemşirelerin mesleki bağlılık düzeyleri ile bireyselleştirilmiş bakım algıları arasındaki ilişkinin ortaya konması amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı tipte anket araştırmasıdır. Çalışma verileri, Aralık 2021 – Ocak 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma evrenini tüm Türkiye'deki cerrahi birim hemşireleri oluştururken, araştırma örneklemi ilgili tarihler arasında ulaşılabilen 138 cerrahi hemşireleri ile sınırlandırılmıştır. Araştırmanın verilerini; Sosyodemografik veri formu, 4 Boyutlu Mesleki Bağlılık Ölçeği (MBÖ), Bireyselleştirilmiş Bakım Algısı(BBS) A-Hemşire Versiyonu oluşturmaktadır. Bulgular: Hemşirelerin mesleki bağlılık genel ve duygusal bağlılık puan ortalamalarının yüksek oluşunun bireyselleştirilmiş bakım algısı genel puan ortalamalarını arttırdığı görülmektedir (p=0,04). Hemşirelerin mesleki bağlılık alt boyutlarından biri olan alternatiflerin sınırlılığı puan ortalamalarındaki artışın, hemşirelerin bireyselleştirilmiş bakım algısı alt boyutlarından kişisel yaşam durumu alt boyut puanlarında azalmaya neden olmaktadır. Sonuç: Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin mesleki bağlılık düzeyleri bireyselleştirilmiş bakım algıları ile yakından ilişkilidir. Bu nedenle hemşirelerin mesleki bağlılıklarını arttırmak hem çalışan memnuniyetini hem bakım kalitesini arttıracaktır.
Çocuk cerrahi servisinde çalışan hemşirelerin ameliyat öncesi besin/sıvı kısıtlamasına ilişkin bilgi ve uygulamaları
Araştırma, çocuk cerrahisi servislerinde çalışan hemşirelerin ameliyat öncesi besin ve sıvı kısıtlaması ile ilgili bilgi ve uygulamalarını belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini İstanbul Avrupa yakasındaki Kamu ve Özel hastanelerde Ocak-Ağustos 2021 tarihleri arasında, çocuk cerrahisi birimlerinde görev yapan 214 hemşire oluşturdu. Verilerin toplanmasında 9 sorudan oluşan "Sosyodemografik özellikler bilgi formu" ile araştırmacılar tarafından literatür derlenerek hazırlanan ve 21 soru içeren "Çocuk cerrahisi hemşirelerinin ameliyat öncesi besin-sıvı kısıtlaması ile ilgili bilgi ve uygulamalarını belirlemeye yönelik sorgu formu" kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde ve Ki-Kare analizleri kullanıldı. Araştırma kapsamında, hemşirelerin %45,3'ü ameliyata gitmeden önce çocuk hastaların 8 saat, %27,6'sı 10 saat ve daha fazla süre aç kaldığını belirtmiştir. Hemşirelerin %94,8'i çalıştıkları birimde hasta yakınlarına sıvı-besin kısıtlaması ile ilgili bilgileri hemşirelerin verdiğini, güncel sıvı-besin kısıtlama önerilerine uyulmadığını ifade edenlerin tamamı ekipler arası anlaşmazlık nedeniyle uyulmadığını belirtmiştir. Hemşirelerin %24,8'i çocukların gece yarısından sonra aç bırakılmasını doğru bulduğunu, %44,9'u katı besin kısıtlamasına gece yarısından sonra başladığını ve %66,4'ü anne sütü kısıtlamasına 4 saat önce başladığını belirtmiştir. Güncel su ve berrak sıvı kısıtlama süresine hiçbir hemşire tarafından uyulmadığı saptanmıştır. Hemşirelerin yalnızca %13,6'sı sıvı-katı besin ve anne sütü kısıtlama süreleri ile ilgili ifadelerin tamamına doğru cevap vermiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda ameliyat öncesi besin/sıvı kısıtlama süreleri ile ilgili güncel rehberlere uyulmadığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Cerrahi, Çocuk Cerrahisi, Ameliyat Öncesi Hazırlık, Açlık, Sıvı-Besin Kısıtlaması, Anne sütü
COVID-19 döneminde ameliyathanede çalışan hemşirelerin iş doyumlarını etkileyen faktörler
Salgın dönemlerinde hasta ile yakın temas halinde olan ameliyathane hemşirelerinde, oluşabilecek korku, endişe ve bunlara bağlı iş doyumunda azalma etkenlerine yönelik önlem almak gerekmektedir. Hemşirelerin iyilik hali ve duygusal dayanıklılığı, COVID-19 pandemisi boyunca temel sağlık hizmetlerinin devamlılığı, eş zamanlı olarak hemşirelerin uygulamaları ve mesleğe bağlılıkları için zorunludur. Hemşirelerin mesleklerine olan bağlılıkları iş doyumlarına, kendilerini yeterli hissetmelerine, iş devamlılığına, hastanın güvenliğini sağlamaya ve vermiş oldukları bakımların kalitesine direk etki etmektedir. Mevcut araştırma, COVID-19 döneminde ameliyathanede çalışan hemşirelerin iş doyumlarını etkileyen faktörleri belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Bu amaç doğrultusunda, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi ameliyathanede hemşire olarak çalışan 100 bireye ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında; hemşirelere ait tanıtıcı bilgilerini elde etmek amacıyla 20 sorudan oluşan "Kişisel Bilgi Formu" ve hemşirelerin iş doyumlarının incelenmesi amacıyla 20 sorudan oluşan "Minnesota İş Doyum Ölçeği" kullanıldı. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) sürüm 25.0 (IBM Corp., Armonk, NY, USA) programı kullanıldı. Araştırmaya katılan hemşirelerin, %80'i 30-39 yaş aralığında, %71'i kadın, %65'i evli, %49'u çocuk sahibi ve %74'ü lisans mezunudur. Çalışma sonuçlarına göre; hemşirelerin iş doyumunun, %20'sinin düşük, %58'inin orta ve %22'sinin yüksek düzeyde olduğu belirlendi. Yaş arttıkça iş doyumunun yükseldiği, ameliyata girilen vaka sayısı arttıkça iş doyumunun azaldığı ve ameliyathane ortamını olumsuz olarak değerlendiren hemşirelere kıyasla, ameliyathane ortamını olumlu olarak değerlendirenlerin iş doyumunun daha yüksek olduğu saptandı. COVID-19 virüsüne yakalanan hemşirelerin, virüse yakalanmayanlara göre iş doyumunun istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptandı. Araştırma bulguları alan yazın bağlamında ele alınarak tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.
Ameliyathane hemşirelerinin hasta güvenliğine ilişkin bilgi düzeylerinin ve uygulamalarının değerlendirilmesi
Hasta güvenliği, bireylerin görebileceği zararların önlenmesi amacıyla sağlık bakım hizmetleri sistemi içerisinde yer alan önemli bir unsurdur. İlgili bakım sisteminde her bireyin tedavi aşamasında öncelikli amaçlardan biri hasta güvenliğinin sağlanmasıdır. Bu bağlamda, bireylerin güvenli bir sağlık bakım hizmetine ulaşabilmesi için kurumlar tarafından iyi bir biçimde yapılandırılmış olan hasta güvenliği kültürü son derece önem taşımaktadır. Hasta güvenliğinin sağlanması hem sağlık çalışanlarının hem de kurum yönetiminin bir sorumluluğudur. Bu nedenle hasta güvenliğine ilişkin bilgi düzeylerinin geliştirilmesi ve çeşitli uygulamalarının yer alması konusunda hem hemşirelere hem de kurum yönetimine önemli bir rol düşmektedir. Mevcut araştırmanın amacı, ameliyathane hemşirelerinin hasta güvenliğine ilişkin bilgi düzeyleri ve uygulamaların değerlendirilmesi, ilgili değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda Hamidiye Etfal Hastanesi ve Sarıyer Hamidiye Etfal Hastanesi'nde görev yapan ve ameliyathane ünitesinde hemşire olarak çalışan 65 bireye ulaşılmıştır. Katılımcıların %89,2'si kadın, %10,8'i erkek; %70,8'i bekar, %29,2'si evli bireylerden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, Cerrahi Güvenlik Kontrol Listesi, Güvenlik Tutumları Ölçeği (Ameliyathanedeki Uygulaması), Çalışan Bilgi Formu ve Gönüllü Bilgilendirme ve Onay Formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS 23 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Gruplar arası farklılıkların incelenmesi için Mann Whitney U testi, Kruskal-Wallis H testi, Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U testi; değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesi amacıyla Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, hemşirelerin güvenlik tutumları, medeni durumları, kendi istekleri ile ameliyathanede çalışma durumları, çalışma saatleri dışında dinlenebilme düzeyleri, bulundukları kurumda ameliyathane oryantasyon programı bulunan ve bu program katılıp katılmadıkları, çalıştıkları kurumda hizmet içi eğitim programlarının belirlenmesinde hemşirelerin gereksinimlerinin önemsenme durumuna göre anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Korelasyon analizi sonuçlarına göre, hemşirelerin hastane deneyimleri ile yönetim ile ilgili düşünceler ve gece vaka sayısı ile stres düzeylerinin belirlenmesi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Araştırma bulguları alan yazın bağlamında ele alınarak tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ameliyathane, Ameliyathane Hemşiresi, Hasta Güvenliği
Cerrahi ekip üyelerinin ameliyat sırası cerrahi sonrası hızlandırılmış iyileşme bileşenlerine ilişkin bilgi düzeyleri
Ameliyat sürecinde; hasta bireyin ameliyat öncesi anksiyetesi, ameliyat sırası fizyolojinin bozulması ve ameliyat sonrası dönemde sıvı-elektrolit dengesizlikleri, mobilizasyonda gecikme, beslenme düzeninde bozulma gibi pek çok nedenle çeşitli komplikasyonlar görülebilmektedir. Ameliyat süreci; hasta bireyi fizyolojik, psikolojik ve sosyal yönden etkilemektedir. Ameliyat sırası dönem sürecin en önemli aşamasıdır. Ameliyat Sonrası Hızlandırılmış İyileşme (ERAS) protokolü, hastaların perioperatif bakımına yönelik bir yaklaşım ve paradigma değişikliğidir. Yerleşik cerrahi dogmalar yerine kişiselleştirilmiş hasta bakımını etkileyen multidisipliner kanıta dayalı uygulamalardır. Ameliyat sırası dönemde ameliyathane hemşiresinin liderliğinde cerrahi ekip üyelerinin aralarında uyumlu çalışması ERAS'ı görünür hale getirmektedir. Bu çalışma, cerrahi ekip üyelerinin ameliyat sırası cerrahi sonrası hızlandırılmış iyileşme bileşenlerine ilişkin bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla yapıldı. Çalışma tanımlayıcı ve kesitsel tipte, İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışmaya katılmayı kabul eden 106 cerrahi ekip üyesi ile gerçekleştirildi. Araştırma verileri 07.04.2022- 29.04.2022 tarihleri arasında, cerrahi ekip üyeleri sosyodemografik özellikleri-ERAS Protokol formu ve ameliyat sırası ERAS Bileşenleri bilgi düzeylerine yönelik form kullanılarak e- anket yöntemiyle toplandı. Verilerin analizi SPSS 26.0 programı ile yapıldı. %95 güven düzeyi ile çalışılmıştır. Kategorik (nitel) değişkenler için frekans ve yüzde (n(%)) istatistikleri verilmiştir. Çalışmada Kikare testi kullanılmıştır. Cerrahi ekip üyelerinin %52,4'ü hemşire, %47,6'sı hekim, %24,5'inin branşı Genel Cerrahidir. Cerrahi ekip üyelerinin %40,0'ı ERAS kavramını internetten öğrendiği, %54,3'ü ERAS Protokolü hakkında bilgi sahibi olduğu, %13,3'ü ERAS ile ilgili daha önce eğitim aldığı ve eğitim alanların %41,7'si yüksek lisans eğitiminde aldığı belirlendi. Cerrahi ekip üyelerinin %89,5'i ERAS Protokolü hakkında bilgi sahibi olma istediği tespit edildi. Aynı zamanda ekip üyelerinin %81,9'u ameliyathane hemşiresinin deneyimi, ameliyat sırası ERAS Protokol bileşenleri uygulamasında etkili olduğunu ifade etti. Tüm veriler değerlendirildiğinde; cerrahi ekip üyelerinin ameliyat sırası hızlandırılmış iyileşmeye yönelik bilgi düzeyleri ve bakış açıları aldıkları eğitim düzeyi ile paralel ilerlediği, ameliyat sırası ERAS Protokol bileşenlerini uygulayabilmek için cerrahi ekip üyelerine kapsamlı eğitimler düzenli olarak verilmesi gerektiği öngörülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ameliyathane Hemşiresi, Cerrahi Ekip Üyeleri, ERAS, FTS
Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin tıbbi hataya ilişkin bilgi, eğilim, tutum ve görüşleri: Karma yöntem çalışması
Bu araştırma, cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin; tıbbi hataya ilişkin bilgilerini, eğilimlerini, tutumlarını tespit etmek ve tıbbi hata, tıbbi hata nedenleri ve yönetimine ilişkin görüşlerini belirlemek amacıyla karma yöntem araştırması olarak yürütülmüştür. Araştırmada kısmen karma eş zamanlı eşit statülü tasarım benimsenmiştir. 13 Mart – 28 Haziran 2019 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Gazi Hastanesi cerrahi klinik ve cerrahi yoğun bakım hemşireleri ile yürütülen araştırmanın nicel bölümüne 161, nitel bölümüne 29 hemşire katılmıştır. Verilerin toplanmasında; Sosyodemografik Veri Toplama Formu, Tıbbi Hata Bilgisi Değerlendirme Formu, Hemşirelikte Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği, Tıbbi Hatalarda Tutum Ölçeği ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Soruları kullanılmıştır. Nitel bölüme ilişkin veriler, yarı yapılandırılmış açık uçlu soruların kullanıldığı odak grup görüşmesi yöntemiyle toplanmıştır. Hemşirelerin tıbbi hata bilgisinin doğruluğuna yönelik yapılan değerlendirmede hemşirelerin büyük çoğunluğu (%83,9) hataların önlenmesine ilişkin soruya yanlış cevap vermiştir. Araştırmada hemşirelerin tıbbi hataya eğilimlerinin düşük (4,72±0,34) ve tıbbi hatalarda tutumlarının olumlu (3,87±0,32) olduğu tespit edilmiştir. Odak grup görüşmesinden elde edilen verilerin içerik analizi sonucu; tıbbi hata algısı, tıbbi hata nedenleri, tıbbi hata durumunda sergilenen davranış ve tıbbi hataların önlenmesi bağlamları ile birlikte on bir tema ve yirmi dokuz alt tema ortaya çıkmıştır. Hemşireler tıbbi hatayı; yanlış eylemlerde bulunma, uygulamaları eksik yapma/yapmama ve hastaya zarar verme olarak tanımlamışlardır. Hemşireler tıbbi hata nedenlerini insan ilişkili, kurum ilişkili ve sistem ilişkili olarak ifade etmişlerdir. Hemşirelerin tıbbi hataların önlenmesine yönelik ifadelerinden kurumsal düzenleme ön plana çıkan ifade olmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda tıbbi hataların azaltılmasına yönelik; bireysel, kurumsal ve sağlık sistemine ilişkin stratejiler geliştirilmesi önerilmektedir.
Cerrahi yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin hasta güvenliği kültürü ve sağlık kalite göstergeleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma cerrahi "yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin hasta güvenliği kültürü ve sağlık kalite göstergeleri arasındaki ilişkinin" incelenmesi amacıyla yapıldı. Yöntem:Ttanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu araştırma, Kasım 2018 - Şubat 2019 tarihleri arasında, Ege Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesi, Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Yoğun Bakım Ünitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Yoğun Bakım Ünitesi, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesi ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Yoğun Bakım Ünitesinde yürütüldü. Araştırma, Helsinki Bildirgesi'ne uygun olarak gerçekleştirildi ve etik izin alındı. Araştırma örneklenimi Kasım 2018 - Şubat 2019 tarihleri arasında araştırmanın yürütüldüğü yoğun bakım ünitelerinde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 113 hemşire oluşturdu. Araştırma verilerinin elde edilmesinde literatür doğrultusunda hazırlanan ve üç bölümden oluşan veri formu (birey tanılama formu, sağlık kalite göstergeleri, hasta güvenliği kültürü hastane anketi) kullanıldı. Araştrma sonuçlarının değerlendirilmesinde Student t Testi, Tek Yönlü Anova ve lojistik regrasyon analizi kullanıldı. İstatistiksel değerlendirmede p<0.05 anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Araştırma sonucunda, hemşirelerin hasta güvenliği kültürü düzeylerinin orta düzeyde olduğu (%65.5), ölçek alt boyutları pozitif cevap ortalamasının en fazla üniteler içi ekip çalışması (%63.5), en az hataların raporlanma sıklığı (%25.5) alt boyutundan alındığı saptandı. "Hasta güvenliği kültürü ile sağlık kalite göstergeleri" arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki (p=0.027, p<0.05) bulundu. Sonuç: Cerrahi yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin orta düzey hasta güvenliği kültürüne sahip olduğu, hasta güvenliği kültürü ile sağlık kalite göstergeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptandı.
Ameliyathanede destek yüzey kullanımının ve pozisyonların arayüz basıncına etkisi
Amaç: Araştırma; ameliyathanede destek yüzey kullanımının ve pozisyonların arayüz basıncına etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel tipte planlanan bu araştırma Ekim 2018- Haziran 2019 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Ameliyathanesinde yürütüldü. Araştırmaya supine ve prone pozisyonda planlı ameliyat olan, 18 yaş üzeri, ameliyat öncesi dönemde basınç yarası olmayan, ameliyatı 2 saatten uzun süren ve çalışmaya katılmaya gönüllü hastalar dahil edildi. Örneklemin büyüklüğü %95 güç, α= 0.05 yanılma düzeyinde her bir gruba 12'şer olmak üzere, toplam 72 hasta seçildi. Gruplara eşit bir dağılım yapılabilmesi için blok randomizasyon yöntemi kullanıldı. Randomizasyon bilgisayar programından elde edilen rastgele sayılar tablosundan yararlanılarak oluşturuldu. Ameliyat öncesi dönemde araştırma kriterlerine uygun hastalar belirlendi, yazılı onamı alınıp Birey Tanıtım Formu dolduruldu ve Braden Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği ile basınç yarası riski değerlendirildi. Ameliyat günü örneklem kapsamına alınan hastalar üç gruba ayrıldı. Belirlenen randomizasyon tablosuna göre hastalar bu gruplara atandı. Birinci grupta yer alan hastalarda jel destek yüzeyi, ikinci grupta yer alan hastalarda viskoelastik sünger destek yüzeyi, üçüncü grupta yer alan hastalarda standart ameliyat masası kullanıldı. Hastanın ameliyatının gerçekleşeceği ameliyat masasında hasta ile destek yüzey arasına "basınç haritalama sistemi" ölçüm matı yerleştirildi. Ameliyat süresinde hastaların vücutlarında oluşan basınç kaydedildi ve Ameliyathanede Basınç Yarası Risk Değerlendirme Formu dolduruldu. Ameliyattan sonra ilk 24 saat Ameliyat Sonrası Basınç Yarası Gözlem Formu kullanılarak değerlendirildi. Çalışmada nümerik veriler ortalama, standart sapma, ortanca, minimum, maksimum değerler ile, kategorik veriler ise frekans ve oran değerleri kullanılarak IBM SPSS Statistics 25.0 paket programıyla yapıldı. Tüm analizlerde anlamlılık düzeyi 0,05 olarak belirlendi (etkileşim hariç, p<0,1). Bulgular: Prone pozisyonunda destek yüzeyler arasında tüm vücut ortalama arayüz basıncı (mmHg) değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı (p=0,179; p>0,05), supine pozisyonunda destek yüzeyler arasında tüm vücut ortalama arayüz basıncı (mmHg) değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (p=0,002; p<0,05) ve viskoelastik sünger destek yüzeyinde ölçülen ortalama arayüz basıncının; jel destek yüzeyi ve standart ameliyat masasına göre anlamlı düzeyde düşük olduğu (sırasıyla p=0,033 ve p=0,002; p<0,05) bulundu. Prone pozisyonunda destek yüzeyler arasında tüm vücut en yüksek arayüz basıncı (mmHg) değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (p<0,001), viskoelastik sünger destek yüzeyinde ölçülen en yüksek arayüz basıncının jel destek yüzeyi ve standart ameliyat masasına göre anlamlı düzeyde düşük olduğu (sırasıyla p=0,044 ve p=0,000; p<0,05) görüldü. Supine pozisyonunda destek yüzeyler arasında tüm vücut en yüksek arayüz basıncı (mmHg) değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (p=0,015; p<0,05) ve viskoelastik sünger destek yüzeyinde ölçülen en yüksek arayüz basıncının; standart ameliyat masasına göre anlamlı düzeyde düşük olduğu (p=0,012; p<0,05) bulundu. Sonuç: Çalışmada ameliyathanede viskoelastik sünger destek yüzeyi kullanımının arayüz basıncını azaltmada standart ameliyat masası kullanımına göre daha etkili olduğu, jel destek yüzeyi kullanımının ise viskoelastik sünger destek yüzeyi kadar etkili olmadığı görüldü. Ameliyathanede basınç yaralanması açısından riskli olan hastalarda viskoelastik sünger destek yüzeyi kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; ameliyathane, basınç yarası, destek yüzey, cerrahi hemşireliği, ameliyathane hemşireliği
Ameliyat sonrası hastaların ayağa kalkma durumlarının incelenmesi
AMELİYAT SONRASI HASTALARIN AYAĞA KALKMA DURUMLARININ İNCELENMESİ Ameliyat sonrası hastaların ayağa kalkma durumlarının incelenmesi amacıyla planlanan tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırma evrenini, Balıkesir ilinde T.C Sağlık Bakanlığı Balıkesir Devlet Hastanesinde Şubat-Haziran 2017 tarihleri arasında Genel Cerrahi Kliniğinde yatan ve kolesistektomi (açık laparoskopik) ameliyatı olan hastalar oluşturdu. Araştırma örneklemine Şubat-Haziran 2017 tarihleri arasında Balıkesir ilinde T.C Sağlık Bakanlığı Balıkesir Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinde yatan açık ve laparoskopik yöntemle kolesistektomi ameliyatı olan, araştırma sınırlılıklarına uyan 206 hasta dahil edildi. Veriler araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda geliştirilen hastaların sosyodemografik özellikleri, ameliyat sonrası ayağa kalkma durumları ve ayağa kalkma durumlarını etkileyen etmenlere yönelik toplam 38 sorudan oluşan soru formu kullanılarak toplandı. Verilerin toplanmasında yüz yüze görüşme yöntemi kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde; sayı, yüzde, ortalama, minimum, maksimum, standart sapma, fisher's exact test, paired samples t testi, ki-kare testi ile SPSS 18.0 version (Statistical Package For Social Scientists) paket programı kullanıldı. Araştırma verilerine göre; hastaların yaş ortalamaları 51.34±12.56 ve min-max değerleri 18.00-65.00 olduğu, hastaların %35.9'unun 60-65 yaş grubundan, %51.0'ının kadın olduğu, %89.8'inin evli olduğu, %58.7'sinin ilkokul mezunu,%44.7'sinin ev hanımı, %93.7'sinin sosyal güvencesinin olduğu, %67.0'ının kronik hastalığın olmadığı, %20.4'ünün hipertansiyon hastası olduğu, %67.5'inin ilaç kullanmadığı, %20.4'ünün antihipertansif ilaç kullandığı, %44.2'sinin hafif egzersiz, %63.1'inin daha önce ameliyat olduğu ve hastaların %79.6'sının laparoskopik kolesistektomi ameliyatı olduğu bulundu. Hastaların %61.7'sinin 31-60 dakikalar arasında ameliyatın sürdüğü, %85.9'unun 0-12 saatleri arasında ameliyattan çıktığı, %96.6'sının 0-12 saatler arasında yoğun bakımda kaldıkları, % 72.8'sinin 7-12 saatler arasında aç kalkdıkları, %94.2'sinin idrar kateteri olmadığı, ve %73.8'inin dren olmadığı, %99.0'ının parenteral sıvı tedavisi aldığı saptandı. Hastaların ayağa kalkma öncesi ve sonrası yaşam bulguları arasında istatiksel olarak anlamlı fark olduğu bulundu. Araştırma kapsamına alınan hastaların, erken ayağa kalkma ile abdominal distansiyon değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p>0.05). Araştırma kapsamına alınan hastaların, ilk ayağa kalkma ile ağrı durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı (p>0.05). Araştırma kapsamına alınan hastaların, ilk ayağa kalkma ile ameliyat tipi arasında istatiksel olarak istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Araştırma kapsamına alınan hastaların, ilk ayağa kalkma ile bulantı durumu arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar; ayağa kalkmanın yaşam bulguları üzerinde etkili olduğu, fakat ayağa kalkmanın abdominal distansiyon, konstipasyon, ağrı durumu, ameliyat tipi, bulantı durumu üzerinde etkili olmadığı bulundu. Anahtar Kelimeler: Kolesistektomi, ameliyat sonrası dönem, erken ayağa kalkma.
Bariatrik cerrahi geçiren hastaların roy uyum modeline göre durumlarının incelenmesi
Amaç: Bariatrik cerrahi geçiren hastaların Roy Uyum Modeline (RUM) göre durumlarının incelenmesidir. Yöntem: Araştırma, olgubilim (fenomenolojik) araştırma tasarımı kullanılarak yapılmış niteliksel bir çalışmadır. Örneklemini bariatrik cerrahi geçiren hastalar (n: 32) oluşturmuştur. Veriler Aralık 2016 – Haziran 2017 tarihleri arasında yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Elde edilen veriler "içerik analizi" ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 40.28+09.94'dür. Hastaların %84.40'ü kadın, %59.40'ü evli, %37.50'i yükseköğrenim mezunu %37.50'i ev hanımıdır. Araştırma verilerinin içerik analizi sonucunda Roy Uyum Modeline göre bariatrik cerrahi geçiren hastaların, fizyolojik alandaki uyumlu davranışları "Hayatım değişti" temasıyla, uyumsuz davranışları ise "Ya başaramazsam" temaları ile açıklanmıştır. Benlik kavramı alanında elde edilen temalar; uyumlu davranışları için "Her şey güzel", uyumsuz davranışları için ise "Kötü haber" dir. Rol fonksiyon alanındaki uyumlu davranışlarda "Üstesinden gelebilirim" temasına ulaşılmıştır. Karşılıklı bağlılık alanında uyumlu davranışlarda "İyi ki varlar", uyumsuz davranışlarda ise "Her kafadan bir ses" temalarına ulaşılmıştır. Sonuç: Hastaların bariatrik cerrahi sonrası değişen yaşamlarına ve bedenlerine uymada çeşitli güçlükler yaşadıkları ancak cerrahinin beden algısı, sosyal yaşam, kişisel ilişkiler ve rollerini sürdürebilme konularında olumlu gelişmelere yol açtığı belirlenmiştir. Buna karşın bazı hastaların ameliyat sonrası komplikasyonlardan korktukları ve tekrar kilo alma kaygısı duydukları bulunmuştur. Hastaların ameliyattan sonra multidsipliner bir yaklaşımla izlemlerinin yapılması ve desteklenmelerinin uyumlarını arttıracağı ve komplikasyonları azaltacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Bariatrik Cerrahi; Obezite; Roy Uyum Modeli; Niteliksel Araştırma
Tonsillektomi olan çocuklarda ameliyat öncesi açlık süresinin ameliyat sonrası ajitasyon, bulantı ve kusmaya etkisi
AMAÇ: Bu çalışma tonsillektomi olan çocuklarda ameliyat öncesi açlık süresinin ameliyat sonrası ajitasyon, bulantı ve kusmaya olan etkisini incelemek amacıyla yapıldı. YÖNTEM: Araştırmaya, Haziran-Aralık 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Hastanesi Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Ameliyathanesi derlenme ünitesinde bulunan, tonsillektomi ameliyatı olmuş, araştırmaya katılmaya gönüllü, iletişim kurulabilen ve 4-13 yaş aralığındaki çocuk ve aileleri (n: 123) dâhil edildi. Araştırmada veri toplama aracı olarak çocukların sosyodemografik ve klinik durumlarıyla ilgili özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacılar tarafından ilgili literatürden yararlanılarak hazırlanan 29 sorudan oluşan form kullanıldı. Çocukların açlık ve susuzluk hissetme düzeylerini 0 ile 10 puan arasında değerlendirmeleri istendi. Ajitasyon durumları Watcha Davranış Skalası, emezis durumları ise Abramowitz Emezis Skoru ile değerlendirildi. Araştırmada verilerin değerlendirilmesinde; Statistical Package For Social Science (SPSS) 18 paket programı kullanıldı. Verilerin değerlendirmesinde sayı, yüzdelik dağılımlar, ortalama, minimum, maksimum, standart sapma, Mann-Whitney U Testi, Spearman Korelasyon analizi kullanıldı. BULGULAR: Çalışmada çocukların yaş ortalaması 9.76 ± 1.74 yaştır. Çocukların ameliyat öncesi aç kalma sürelerinin ortalama 11.03 ± 1.17 saat olduğu, susuz kalma sürelerinin ortalama 10.17 ± 1.00 saat olduğu, açlık düzeyinin ortalama 7.82 ± 0.76 puan olduğu, susuzluk düzeylerinin ortalama 7.56 ± 0.93 puan olduğu saptanmıştır. Çocukların ameliyatta kalış sürelerinin ortalama 68.17 ± 12.51 dakika olduğu, derlenme ünitesinde kalış sürelerinin ortalama 48.17 ± 6.99 dakika olduğu saptanmıştır. Çocukların davranış puanı ortalamasının 1.28 ± 0.27 puan olduğu, çocukların kusma skoru ortalamasının 0.01± 0.07 puan olduğu, çocukların derlenme ünitesinde %56,9'unun bulantı yaşamadığı, çocukların ortalama 5.25 ± 0.75 saat hastanede kaldığı saptanmıştır. Ameliyat öncesi aç kalma süreleri ile derlenme ünitesinde ajitasyon durumları ve derlenme ünitesinde kusma durumları arasında, ameliyatta kalış süreleri ile derlenme ünitesinde ajitasyon durumları ve kusma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Derlenme ünitesinde kalış süreleri ile ajitasyon durumları arasında ve kusma durumları arasında istatistiksel olarak pozitif yönde zayıf ilişki olduğu, çocukların yaşları ile ajitasyon durumları arasında istatistiksel olarak negatif yönde orta düzey ilişki olduğu, yaşları ile kusma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı saptanmıştır. Çocukların cinsiyetleri ile ajitasyon durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark (z:-2,130, p:0,033) bulunduğu, cinsiyetleri ile kusma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark (z:-0.141, p:0.888) bulunmadığı saptanmıştır. Çocukların aç kalma sürelerine göre bulantısı olup olmama durumları incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark (z: -2.115, p: 0.034) bulunduğu, ameliyatta kalma süreleri ile bulantısı olup olmama durumları incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark (z: -1.821, p: 0.069) olmadığı saptanmıştır. Çocukların ameliyat sonrası derlenme ünitesinde kalış süreleri ile bulantısı olup olmama durumları incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark (z: -3.508, p: 0.001) olduğu, annelerin derlenme ünitesine alınış süreleri ile ajitasyon ve kusma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı saptanmıştır. SONUÇ: Çocukların aç kalma sürelerinin rehberlerde önerilen sürelerden daha uzun olduğu, ameliyat öncesi açlık süresinin ameliyat sonrası ajitasyon ve kusma durumunu etkilemediği, bulantı durumunu etkilediği görüldü. Anahtar Sözcükler: Çocuk; tonsillektomi; açlık süresi; ajitasyon; bulantı-kusma; hemşirelik.
Kafa travmalı hastalarda TRISS puanı hesaplamanın hemşirelerin klinik karar vermesine etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, kafa travmalı hastalarda TRISS (Travma ve Yaralanma Ciddiyeti Skoru) hesaplamanın hemşirelerin klinik karar vermesine etkisinin incelenmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırma, 1 Mart-30 Mayıs 2018 tarihleri arasında, araştırmaya katılmayı kabul eden ve yazılı onam veren 20 acil servis hemşiresi ve örneklem büyüklüğü power analiz ile belirlenen toplam 225 travma hastası ile Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Anabilimdalı'nda yapılmıştır. Çalışma verilerinin toplanmasında bilgilendirilmiş gönüllü olur formları, hasta tanıtım formu, hemşire bilgi formu, travma skorlama sistemi ve klinik karar verme ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sayı yüzde, ortalama (X), standart sapma (Sd), Kruskal-Wallis Testi, Spearman Kolerasyon Analizi, Mann-Whitney U Testi, İşaretli Wilcoxon Testi, Bağımlı İki Grup Ortalaması Student t-testi ve McNemar Testi kullanılmıştır. Hemşirelerin %70'i daha önce travma hastasına yaklaşım konusunda eğitim almış ve eğitim alan hemşirelerin %50'sinin bu eğitimi çalıştığı kurumda aldığı saptanmıştır. Daha önce travma eğitimi almış olmanın TRISS puanı hesaplanmasında klinik karar vermeye etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır (p=0,1). Hemşirelerin, araştırma öncesi klinik karar verme puan ortalaması 95,15±9,37 iken araştırma sonrası puan ortalaması 116,9±7,63 olarak hesaplanmıştır. Araştırma öncesi ve sonrası elde edilen puanların fark ortalaması pozitif yönde 21,75±9,76 artış göstermiş ve bu artışın istatistiksel olarak da anlamlı olduğu saptanmıştır (t=9,96 p<‰1). Hemşirelerin araştırma öncesi toplam puanları ile puan artışı arasında orta düzeyde, negatif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=-0,50 p=0,2). Hemşirelerin meslekte çalışma yıl ortalaması 4,85±2,30, acil serviste çalışma yıl ortalaması 3,95±2,30 olarak bulunmuştur. Hemşirelerin araştırma öncesi toplam puanları ile çalışma yılları ve acil de çalışma yılları arasında orta düzeyde ve pozitif yönde bir ilişki bulunmuş ve bu ilişkinin istatistiksel olarak da anlamlı olduğu saptanmıştır ( r= 0,44 p=0,05; r=0,47 p=0,03). Araştırma sonrası aldıkları puan ile puan artışı arasındaki ilişki orta düzeyde pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (r= 0,48 p=0,02). Hemşirelik lisans eğitimi boyunca verilen teorik bilgilerin, travma ve resüsitasyon hastasına yaklaşım konularında uygulamalarla desteklenerek zenginleştirilmesi, hemşirelerin mezuniyet sonrası hasta yönetiminde karar verici olabilmelerini sağlayacak nitelik ve kapsamda hizmet içi eğitimlerinle süreklilik göstermesi ve güncel yaklaşımlarla yenilenmesi kaçınılmaz bir gereklilik göstermektedir Çoklu travma hastalarının tanısal değerlendirmelerinde, izlem ve tedavilerinde ekiple işbirliği içinde hasta yönetim algoritmalarının oluşturulması, resüsitasyon ya da invaziv girişim gerektiren hastalarda bu algoritmaların zaman yönetimi, morbidite ve mortalite üzerine etkisinin değerlendirilmesi ve acil servislerde çalışan hemşirelerin hasta yönetimindebireysel farklılıklarının ortadan kaldırılmasını sağlayacak standartlar oluşturulmalıdır. Acil serviste çoklu travma hastasına yaklaşım protokollerinin oluşturulması, bu birimlerde çalışan hemşirelerin hasta yönetimine sistematik ve etkin bir şekilde katılmasının yanında izlem gerektiren durumlarda bu protokollerle ve yasal düzenlemelerle, hasta bakım kalitesinin yükseltilmesine de katkı sağlayacağı düşünülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Travma, Klinik karar verme, Hemşire
Güçlü yönlere dayalı bakım modeli: Koroner arter bypass greft ameliyatı olan hastaların deneyimleri
Amaç: Bu çalışma güçlü yönlere dayalı bakım modeliyle koroner arter bypass greft ameliyatı olan hastaların deneyimlerini belirlemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik bir yaklaşımla yapılan bu araştırmada, çalışmanın evrenini 14 Ağustos 2015-02 Kasım 2015 tarihleri arasında koroner arter bypass greft ameliyatı için kliniğe yatışı yapılan 32 hasta, örneklemini araştırmaya katılmayı kabul eden 23 hasta oluşturdu. Verilerin toplanabilmesi için Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nden Etik Kurul izni, araştırmanın yapılacağı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimliği'nden yazılı izin, çalışmaya katılmayı kabul eden hastalardan sözel ve yazılı izin alındı. Veriler, hastaların tanıtıcı bilgilerini içeren birey tanıtım formu, yarı yapılandırılmış görüşme formu, niteliksel güçlü yönlerin sınıflandırılması formu, SWOT analizi formu, ameliyat sonrası hasta izlem formu ve hemşire bakım planı ile toplandı. Hastaların kliniğe yattığı gün ve taburcu olduğu gün kendileriyle ve aileleriyle, izinleri alınarak yapılan görüşmeler ses kayıt cihazıyla kaydedildi ve derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak yüz yüze yapıldı. Hastaların kliniğe yattığı gün görüşme süresi ortalaması 53 dakika (min.45- max. 72) ve taburcu olduğu gün görüşme süresi ortalaması 38 dakika (min.32-max.50)'dır. Görüşmelerden sonra kayıtlar bilgisayar ortamında yazılı döküm haline getirildi, veriler kodlanıp temalara göre sınıflandırıldı ve yorumlanarak rapor haline getirildi. Verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanıldı. Güçlü Yönlere Dayalı Bakım Modeli doğrultusunda hastayla ve ailesiyle yapılan ilk görüşmeden ortaya çıkan temalarla hastaların güçlü yönleri belirlenerek uzman görüşü alındı ve ameliyat döneminde hastaların ihtiyaçları doğrultusunda eğitimler verildi. Ameliyat sonrası hasta izlem formuyla toplanan veriler doğrultusunda NANDA hemşirelik tanıları belirlenip hemşire bakım planı eşliğinde ve hastaların güçlü yönleri de kullanılarak taburculuğa kadar bireye özgü hasta izlemleri sağlandı. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 60.91±9.67 yıl, hastanede yatış günü ortalaması 12.73±2.75 gündür. Hastaların %73.9'u erkek, %95.7'si evli, %56.5'i ilkokul mezunu ve emekli, %95.7'si sosyal güvenceye sahip, % 56.5'i daha önce ameliyat geçirmiş ve % 87.0'ı sürekli ilaç kullanmaktadır. Yapılan görüşmeler iki bölümde incelendi. Ameliyat öncesi görüşmede Kalp Hastalığının Etkileri, Hastalığın Oluşma Nedeni, Bilgi Gereksinimi, Güçlü Olmak Algısı, Güçsüz Olmak Algısı, Çözüm Arayışı ve Bakım Süreci olmak üzere yedi ana tema; ameliyat sonrası görüşmede Ameliyat, Güçlü Olmak Algısı, Güçsüz Olmak Algısı, Bakım Süreci ve Eğitim olmak üzere beş ana tema belirlendi. Sonuç: Güçlü Yönlere Dayalı Bakım Modeli'ne göre bakım verilen hastaların en çok ifade ettiği güçlü yönleri 'Ameliyat Sürecini Yönetme İsteğinin Olması', 'Temel Fizyolojik ve Güvenlik İhtiyaçlarını Sağlayabilmesi', 'Yaşama Dair Umudunun Olması', 'Öğrenme İsteğinin Güçlü Oması 've 'Aile Desteğinin Olması'dır. Cerrahi süreçte bireyleri en çok güçsüz kılan unsurlar ise 'Hastalık Sürecine İlişkin Bilgi Eksikliği', 'Tedavi Sürecine İlişkin Bilgi Eksikliği', 'Başka Hastalıkların Varlığı', 'Fazla Kilolu Olması' ve 'Sinirli Olması' olarak ifade edilmiştir. Hastalık sürecinde yaşanan sınırlılıkların hastaları olumsuz etkilediği, güçlü yönleri ön plana çıkarılan ve bakımda kullanılan hastaların cerrahi sürece uyumda başarılı olduğu görülmüştür. Hasta bakımında yeni bir model olan Güçlü Yönlere Dayalı Bakım Modeli'yle verilen bakımın hastaların iyileşmeleri üzerine olumlu etkilerinin olması ve yaşama ve iyileşme umudunu arttırması nedeniyle etkili olduğu söylenebilir. Bu çalışma sonuçlarına göre; bireye özgü bakım verilmesini sağlayan Güçlü Yönlere Dayalı Bakım Modeli'nin iyileşme üzerine pozitif etkisinden dolayı farklı ve daha büyük hasta gruplarında kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Güçlü yönlere dayalı bakım modeli; hemşirelik; koroner arter bypass greft ameliyatı
Hemşirelik son sınıf öğrencilerinin ERAS protokolüne ilişkin bilgi ve algı düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırma hemşirelik son sınıf öğrencilerinin ameliyat sonrası hızlandırılmış iyileşme protokolüne ilişkin bilgi ve algı düzeylerini belirlemek amacı ile nicel araştırma deseni içinde yer alan tanımlayıcı ve kesitsel türde gerçekleşmiştir. Araştırmanın evrenini, Mart 2023- Mayıs 2023 tarihleri arasında Yüksek Öğretim Kurulunun 2019 yılında üniversite verilerini yayınlamış olduğu atlasta İstanbul ilinde bulunan üniversitelerde okuyan hemşirelik son sınıf öğrencileri; araştırmanın örneklemini N=311 hemşirelik son sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmadaki veriler, ERAS'A Yönelik Bilgi ve Algı Düzeylerini Belirleme Anketi kullanılarak Google Formlar üzerinden çevrimiçi platformda, katılımcı bilgilendirme ve onam formu alınarak araştırmaya katılmayı kabul eden hemşirelik son sınıf öğrencilerinden elde edilmiştir. Elde edilen veriler, SPSS-22 for Windows paket programı kullanılarak analizi yapılmıştır. Araştırma verileri sayı (n), yüzdelik dağılım (%), ortalamalar (±standart sapma) ve tablolar ile ifade edilmiştir. Araştırma verileri, t testi, ANOVA (Post Hoc Tukey ve Games Howell), testleri kullanılarak istatiksel analizi sunulmuştur. Araştırmaya katılan hemşirelik öğrencilerinin %74,6'sı (n=232) kadın, %94,5'inin (n=294) çalışmadığı, %52,4'ünün (n=163) diğer liselerden mezun olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların %51,4'ünün (n=160) ERAS protokolleri hakkında kısmen bilgi sahibi olduğu, %40,9'unun (n=127) ERAS protokolleri hakkında bilgisi olmadığı, %7.7'sinin (n=24) ise ERAS protokolleri hakkında bilgi sahibi olduğu görülmüştür. ERAS protokolleri hakkında bilgi sahibi olanların bu bilgiyi cerrahi hastalıkları hemşireliği dersinde almış olduğu ve staj uygulamalarında ERAS protokollerinin uygulanmasından dolayı edindikleri belirlenmiştir. Sonuç olarak son sınıf hemşirelik öğrencilerinin cerrahi hastalıkları hemşireliği dersinde ERAS protokolleri hakkında eğitim almaması, kendilerinin bu konuyla ilgili makale okumaması ve cerrahi kliniklerde geleneksel uygulamalara devam edilmesinden dolayı staj uygulamalarında ERAS protokolü kullanmamaları nedeniyle bilgi ve algı düzeylerinin düşük olduğu belirlenmiştir.
Ameliyathane hemşirelerinin perioperatif yeterlilik algılarının değerlendirilmesi
Bu araştırma ameliyathane hemşirelerinin perioperatif yeterlilik algılarını belirlemek amacı ile nicel araştırma deseni içinde yer alan tanımlayıcı ve kesitsel türde gerçekleşmiştir. Araştırmanın evrenini, Haziran 2022 - Haziran 2023 tarihleri arasında Türkiyede farklı illerde on sekiz şubesi bulanan sağlık grubunun minimum bir yıldır ameliyathanede çalışan ameliyathane hemşireleri oluşturmuştur. Evren 353 hesaplanmıştır. Güç analizi sonucu örneklem 184 bulunmuştur. Araştırma sonunda N = 222 ameliyathane hemşiresine ulaşılmıştır. Araştırma verileri, Revize Algılanan Perioperatif Hemşirelik Yeterlilik Ölçeği kullanılarak Google Formlar üzerinden çevrimiçi platformda, katılımcı bilgilendirme ve onam formu alınarak araştırmaya katılmayı kabul eden en az bir yıl ameliyathane deneyimi olan hemşirelerden toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS-26 Windows paket programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırma verileri, t testi, ANOVA (Post Hoc Tukey ve Games Howell), testleri kullanılarak istatiksel analize sunulmuştur. Araştırma sonucunda ameliyathane hemşirelerinin %39 (n=222) oranı ile çoğunluk lisans mezunu olduğu, %35 sağlık meslek lisesi, %23 ile ön lisans mezunu oldukları en düşük oranın ise %3 ile yüksek lisans mezunlarına ait olduğu saptanmış hemşirelerin eğitim düzeylerine göre karşılaştırıldığında lise ve önlisans mezunu hemşirelerin yeterlilik düzeyi lisans mezunlarından yüksek bulunmuştur.
Açık kalp ameliyatı sonrası ortaya çıkan yaşam biçimi değişikliklerinin hastaların yaşam kalitesine etkisi
Bu araştırma, açık kalp ameliyatı geçiren hastaların, ameliyat sonrası ortaya çıkan yaşam biçimi değişikliklerini ve bunların hastaların yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlandı ve gerçekleştirildi. Araştırma, bir özel hastaneler grubunun İstanbul ilinde bulunan bir hastanesinde, gerekli izinler alındıktan sonra Eylül 2013- Mayıs 2014 tarihleri arasında yapıldı. Evreni, hastanede son bir yıl içerisinde açık kalp ameliyatı olmuş hastalar oluşturdu. Evreni temsil edecek örneklem sayısı 75 olarak belirlendi. Çalışmada veri toplama aracı olarak; "Hasta Bilgi Formu", "Açık Kalp Ameliyatı Geçiren Bireylerin Fonksiyonel Sağlık Örüntülerine Göre Yaşam Biçimi Davranış Değişikliklerini Değerlendirme Formu" ve SF 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Araştırmada elde edilen veriler SPSS for Windows 17.0 programı kullanılarak analiz edildi. Verileri değerlendirirken tanımlayıcı istatistiksel metotların (Sayı, Yüzde, Ortalama, Standart Sapma) yanı sıra Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis H-testi kullanıldı. Sonuçlar %95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Elde edilen veriler sonucunda, Fonksiyonel Sağlık Örüntüleri kapsamında Sağlığı Algılama ve Sağlık Yönetimi, Beslenme ve Metabolizma, Aktivite ve Egzersiz, Uyku/ Dinlenme, Bilişsel ve Algısal Değerlendirme, Kendini Algılama, Rol ve İlişkiler, Cinsellik ve Üretkenlik, Stresle Başetme ve Stres Toleransı, Değerler ve İnançlar örüntüleri ile, SF 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği fiziksel fonksiyon, ağrı, genel sağlık, vitalite (enerji), sosyal fonksiyon, emosyonel rol güçlüğü, mental sağlık alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunduğu (p<0,05), fiziksel rol güçlüğü alt boyut puan ortalaması ile istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmadığı (p>0,05) belirlendi.
Kardiyo-vasküler operasyon geçiren hastaların erken postoperatif dönemde ağrı ile baş etme düzeylerinin belirlenmesi
Kardiyo-vasküler cerrahi hastalıkları yıllardır en riskli ve en ölümcül hastalıklar kategorisinde birinci sıralarda yer almaktadır. Kardiyo-vasküler operasyonlar riskli olduğu kadar bu operasyonların post operatif süreci de bir o kadar riskli ve uzun bir süreçtir. Ağrı bu süreçte hastanın genel durumunu etkileyen önemli faktörlerden biridir. Kardiyo-vasküler cerrahi girişimlerinin önemli bir ağrı nedeni olduğu bilinmektedir. Bunun yanı sıra erken postoperatif dönemde hastayı en çok etkileyen komplikasyonlardan biride ağrı'dır. Postoperatif ağrı düzeyi farklı farmakolojik ve nonfarmakolojik tekniklerle azaltılabilir. Her hastanın ağrıyı algılama düzeyi, tedaviye yanıt süresi ve baş etme yöntemleri farklıdır. Bu çalışma, kardiyak cerrahi sonrası ilk birkaç gün içerisinde hastaların yaşadığı ağrı olgusunu, bunlara yönelik ağrı probleminde uygulanabilecek hemşirelik uygulamalarını belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak planlandı. Çalışma İstanbul' da bir özel hastanenin kardiyo-vasküler cerrahi biriminde yatan kardiyo-vasküler cerrahi opersyon sonrası en fazla 2 haftadır serviste yatan 25 yaş üstü 80 hasta ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak "Tanımlayıcı Özellikler Soru Formu'',"Ağrıyı Etkileyen Faktörler Formu'' ve "McGill Melzack Ağrı Soru Formu" kullanıldı. Araştırma öncesinde gerekli kurum izni ve etik kurul onayı alındı. Verilerin istatistiksel analizi SPSS programı kullanılarak gerçekleştirildi. Verilerin analizleri sayı-yüzde, Mann-Whitney-U testi, Kruskal Wallis ve Spearman's korelasyon ile yapıldı. Bu çalışmada hastaların yaş ortalaması = 58,63 ±10,50 bulundu. Hastaların erken post operatif dönemde ağrı ile baş etmeleri için yapılan uygulama puanı 15,95 ± 3,14 bulundu. Araştırmaya katılan hastaların % 56,3'ünün postoperatif ilk 1 haftada olduğu, % 56,3'ünün bypass operasyonu geçirdiği ve % 45'inin operasyon sonrası sağlık durumlarının orta derecede olduğu saptandı. Hasta değerlendirme puanları ile hemşire değerlendirme puanları arasında uyum olduğu gözlendi. Hemşireler hastaların ağrılarını değerlendirmeli ve bakım planlarına ağrıyı gidermede kullandıkları baş etme yöntemlerini de dahil etmelidirler.
Cerrahi kliniklerinde yatan hastaların uyku durumlarını etkileyen faktörler
Amaç: Uyku, patofizyolojik, fiziksel, psikolojik ve çevresel faktörlerden etkilenen, kompleks, fizyolojik temel bir yaşam gereksinimidir. Hastaların daha rahat uyumalarına engel olan faktörlerin belirlenmesi, ortadan kaldırılması ile normal uyku sürecinin sağlanması ve sürdürülmesi önemli bir hemşirelik girişimidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, hemşirelik girişimleri için temel bir veri oluşturmak üzere cerrahi kliniklerinde yatan hastaların uyku durumlarını etkileyen faktörleri araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya Özel Üniversite Hastanesinde Şubat-Nisan 2016 tarihleri arasında en az üç gün hastanede yatan, yer, kişi, zaman farkındalığı olan, normal soruları yanıtlayabilecek durumda olan 100 kişi dahil edilmiştir. Bulgular: Hastaların yaş gruplarına göre dağılımları, hastaların %31'inin 18-29 yaş grubunda, %37'sinin 30-39 yaş grubunda, %32'sinin ise 40-49 yaş grubunda olduğu, %79' u ameliyat sonrası 3. günde, %21' i ise ameliyat sonrası 4. günde olduğu, uykularının %23 hastalıkları ile ilgili kaygı, %14 gürültü, %24'ünde bulantı, %18' inde iştahsızlık nedeniyle etkilendiği görülmüştür. Sonuç: Elde edilen araştırma sonuçları hemşirelik ve hemşirelik bakımının kalitesini arttırmakta kullanılacaktır. Anahtar Sözcükler: Uyku, Uyku Kalitesi, Cerrahi Klinikleri, Uykuyu Etkileyen Faktörler, Hasta
Ameliyathane hemşirelerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Araştırma, ameliyathane hemşirelerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını belirleyerek ve bu davranışları etkileyen faktörlerin belirlenmesini sağlamak amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, SBÜ Kanuni Eğitim Araştırma Hastanesi Kanuni Kampüsü, Kanuni Eğitim Araştırma Hastanesi Numune Kampüsü, KTÜ Farabi Hastanesi ameliyathanelerinde çalışan 100 ameliyathane hemşiresi oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini araştırmayı kabul eden 80 ameliyathane hemşiresi oluşturmuştur. Araştırmanın verileri; sosyodemografik özellikler, hastane-ameliyathane çalışma ortamı kaynaklı risk ve tehlikeler, sağlık durumları ve çalışma şartlarını içeren sorular ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği sorularından oluşan anketin direkt gözlem altında uygulanmasıyla toplanmıştır. Verilerin analizi frekans, t testi, tek yönlü varyans analizi ve korelasyon analizi kullanılarak yapılmıştır. Ameliyathane hemşirelerinin %90.0'ı (72 kişi) kadın, %10.0'ı (8 kişi) erkek olup yaş ortalamaları 36.05±8.11'dir. 1-3 saat dinlenmeden aralıksız çalışan ameliyathane hemşirelerinin SYBDÖ puan ortalamaları yüksek bulunmuştur (p=0.05, KW=2.9). Bu araştırmada ameliyathanede görev yapan hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının orta düzeyde olduğu bulunmuştur.
Ameliyathane hemşirelerinin hasta güvenliğine ilişkin tutumları ve etkileyen faktörler (Trabzon ili örneği)
Bu çalışma, ameliyathane hemşirelerinin hasta güvenliğine ilişkin tutumları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacı ile yapılan kesitsel, tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Çalışmanın evrenini, KTÜ Rektörlüğü'ne bağlı Farabi Hastanesi'ndeki ameliyathane birimlerinde çalışan 57 hemşire oluşturmuştur. Çalışmaya gönüllü olarak katılmak isteyen, en az 4 aydır ameliyathanede görev yapan ve araştırma döneminde aktif çalışan hemşireler (52 kişi) örneklemi oluşturmuştur. Araştırmanın verileri; araştırmacı ve danışman tarafından literatür incelenerek oluşturulan bilgilendirilmiş onam formu, sosyodemografik özellikleri, kurumda ve meslekte çalışma özellikleri, çalışma koşulları ve hasta güvenliğini artırmaya yönelik düşünceleri içeren 23 adet soru ile GTÖ sorularından oluşan anketin direkt gözlem altında uygulanmasıyla toplanmıştır. Hemşirelerin %84.6'sı kadın, %15.4'ü erkek olup yaş ortalamaları 34.1±7.1'dir. Güvenlik raporlama sistemini etkin kullanan hemşirelerin kullanmayanlara göre, bir hatayı rapor ettiğinde yönetimin kendilerini desteklediğini düşünen hemşirelerin düşünmeyenlere göre GTÖ puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur. Hemşirelerin hasta güvenliği tutumlarının orta düzeyde olduğu bulunmuştur. GTÖ alt boyutları açısından en düşük puan ortalaması yönetimle ilgili düşünceler, en yüksek puan ortalaması ise stres düzeyinin belirlenmesi alt boyutu olarak saptanmıştır.
Riskli birimlerde çalışan hemşirelerin psikolojik sağlamlıklarının değerlendirilmesi
Çalışma, riskli birimlerde çalışan hemşirelerin psikolojik sağlamlıklarının değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırma, Rize İli merkez ve ilçelerinde yer alan hastanelerin ameliyathane, yoğun bakım ve acil servis gibi riskli birimlerinde çalışan toplam 181 hemşire ile gerçekleştirildi. Araştırmada veriler, kişisel bilgi formu ve Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği kullanılarak toplandı. Veriler, SPSS 15.0 paket programı kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde, yüzdelik, ortalama, minimum ve maksimum değerler, t testi ve tek yönlü ANOVA testi kullanıldı. Araştırma sonucunda bekar hemşirelerin gelecek algısı boyutunda daha yüksek psikolojik sağlamlık düzeyine sahip oldukları; mevcut biriminde uzun süre çalışan hemşirelerin, mevcut birimde yeni başlayan hemşirelere göre psikolojik sağlamlık düzeylerinin yüksek olduğu; bir ay içinde tutulan nöbet sayısının hemşirelerin yapısal stil alt boyutunda psikolojik sağlamlıkları üzerinde etkisi olduğu; çalıştığı birimle ilgili eğitim alan hemşirelerin psikolojik sağlamlıklarının toplam boyut, kendililik algısı boyutu ve aile algısı boyutlarında yüksek olduğu; hemşirelikten memnun olanların psikolojik sağlamlıkları toplum boyutta ve kendilik algısı, gelecek algısı, yapısal stil, sosyal yeterlik, aile uyumu ve sosyal kaynaklar alt boyutlarında yüksek çıktığı tespit edildi. Sonuçlar literatür çerçevesinde tartışıldı ve gelecekte yapılacak araştırmalara ışık tutması bakımından önerilerde bulunuldu.
Ebe ve cerrahi hemşirelerin doğum şekli tercihleri ve etkileyen faktörler
Bu çalışma cerrahi birimde çalışan ebe ve hemşirelerin doğum şekli tercihleri ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla kesitsel-tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışma, Ocak-Nisan 2021 tarihleri arasında Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi'nde cerrahi birimde çalışan, 60 ebe ve 110 hemşire ile yapılmıştır. Veriler, ''Birey Tanıtım Formu'' ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Anket formu iki bölümden ve toplamda 31 sorudan oluşmaktadır. Birinci bölümde katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, obstetrik özellikleri, doğuma yönelik düşünceleri, doğum şekli tercihleri ve tercih nedenleri, ikinci bölümde ise katılımcıların doğum eğitimi ve doğum şekli kararını etkileyen faktörler yer almaktadır. Verilerin istatistik analizinde SPSS 22,0 programı kullanılmıştır. Sonuçlar %95 güven aralığında, p<0,05 anlamlılık ile değerlendirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 35,00±7,20 idi. Katılımcıların vajinal doğumu tercih etme oranı %55.9'dur. Sağlık çalışanlarının vaginal doğumu tercih etme nedenleri arasında en çok önceki sezaryende olumsuz deneyim yaşanması (%85.3) ve daha az kanama olmasıdır. (%81.1). Sezaryen doğumu tercih nedenleri arasında doğum korkusu (%82.7), doğum ağrılarının şiddetli olması (%80), epizyotomi korkusu (%56) gibi nedenler olmuştur. Çalışmada gebelerin doğum şekli tercihini yaş, ekonomik durum, medeni durum, meslek, mesleki deneyim, çalışılan birim ve çocuğu olma durumunun etkilediği (p<0,05) görülmüştür. Ebe\hemşirelerin doğum şekli tercihleri gebeler üzerinde etkili olabilmektedir. Sağlık çalışanlarının doğum şekli tercihleri dikkatle takip edilmeli, bu konudaki bilgi eksiklikleri giderilmeli ve onların rol model oldukları unutulmamalıdır. Anahtar Kelimeler: Ebe, Hemşire, Sezaryen Doğum, Vajinal Doğum, Doğum Tercihi
Cerrahi hemşirelerin meslektaş dayanışmasının iş yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmada cerrahi hemşirelerin meslektaş dayanışmasının iş-yaşam kalitesi üzerine etkisi incelemek amacıyla Nisan 2023-Mayıs 2023 tarihleri arasında İstanbul ili bir özel hastanede çalışan toplam 209 cerrahi hemşiresi ile gerçekleştirildi. Araştırma verileri ''Tanıtıcı Bilgi Formu'', ''Hemşirelerde Meslektaş Dayanışması Ölçeği'', ''Hemşirelik İş Yaşam Kalitesi Ölçeği'' ile toplandı. Veriler, SPSS (Statistical Package Program for Social Science) 21.0 programı kullanılarak analiz edildi. Ölçek puanlarının normallik sınamasında çarpıklık (skewness) ve basıklık (kurtosis) katsayıları kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen puanların logaritmik dönüşümleri yapılarak hemşirelerde meslektaş dayanışması ile iş yaşamı kalitesi arasındaki ilişkinin analizinde Pearson korelasyon testi, hemşirelerde meslektaş dayanışmasının iş yaşamı kalitesi üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla çoklu regresyon analizi kullanıldı. Analizlerde güven aralığı %95 (p<0,05) olarak belirlendi. Hemşirelerde mesleki dayanışma ölçek toplam puanı 97,01±8,33 olarak tespit edildi. Alt boyutlar düzeyinde incelendiğinde en yüksek mesleki dayanışmanın akademik danışma (27,73±9,56) olduğu, mesleki dayanışmaya ilişkin olumsuz düşünce puanlarının ise, (13,02±5,46) düşük düzeyde olduğu belirlendi. Hemşirelik iş yaşamı kalitesi ölçek toplam puanı 142,61±14,41 olarak tespit edildi. Alt boyutlar düzeyinde incelendiğinde en yüksek iş yaşamı kalitesinin iş/çalışma ortamı (37,77±4,16) olduğu, en düşük iş yaşamı kalitesinin ise yöneticilerle ilişkiler (18,96±2,42) olduğu belirlendi. Araştırma bulgularına bakıldığında cerrahi hemşireleri arasında meslektaş dayanışmasının iş yaşam kalitesi üzerine olumlu yönde bir etkisi olduğu meslektaş dayanışması arttıkça iş yaşam kalitesinin arttığını söyleyebiliriz.
Ameliyathane hemşirelerinin robotik cerrahi ile ilgili görüş, deneyim ve algılanan stres düzeylerinin belirlenmesi
Bu araştırmada, Robotik cerrahi (RC) yapılan hastanelerde çalışan ameliyathane hemşirelerinin, RC tecrübeleri olsun veya olmasın, RC ile ilgili görüş, deneyim ve algılanan stres düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmada etik kurul onayı ve kurum izni alınmıştır. İstanbul'daki RC uygulanan ve gerekli izinlerin alınabildiği 8 kurumda çalışan 242 gönüllü ameliyathane hemşiresi örnekleme dahil edilmiştir. Veriler anket yöntemiyle toplanmış ve hemşirelerin demografik özelliklerini içeren Hemşire Bilgi Formu ile RC'ye ilişkin görüş ve deneyim anket formu ve algılanan stres ölçeği kullanılmıştır. Toplanan veriler Shapiro-Wilk testi, Bağımsız gruplar t testi, Pearson Chi-Square Test, Fisher Freeman Halton Test, Fisher Exact Test ve Mann Whitney-U Test yöntemleri kullanılarak bilgisayar ortamında değerlendirilmiştir. İkiyüzkırkiki katılımcının %39,3'ünün (95) ameliyathane hemşireliği sertifikası, %28,1'inin (68) RC eğitimi vardı. RC eğitimi almış 68 kişinin 4'ü RC ameliyathanesinde çalışmıyordu. RC eğitimi almış 68 hemşirenin %63'ünün (43) eğitimlerini tecrübeli ameliyathane hemşiresinden, %20,6'sının (14) sertifikalı RC eğitiminden faydalanmıştı. RC ameliyathanesinde çalışan 64 hemşirenin RC eğitimini nasıl almak istersiniz sorusuna verdikleri cevaplar arasında %85,9 ile ilk sırada Sertifikalı robotik cerrahi eğitimi yer aldı. RC tecrübesi olan katılımcıların RC ile ilgili görüşleri olumlu olarak saptandı. Algılanan stres ölçeği (ASÖ) ile yapılan incelemede gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. RC sistemleri ile çalışan hemşirelerin yetiştirilmesi için yapılandırılmış sertifikalı eğitim programlarına ihtiyaç vardır. ASÖ'de gruplar arası anlamlı farkın olmamasının sebeplerini araştırmak için yeni bir çalışma yapılması uygun olabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ameliyathane, hemşirelik, robotik cerrahi, stres