Socio-demographic characteristics
251 theses under this subject heading
Aile içi şiddet nedeniyle kadın konukevinden hizmet alan kadınların sosyo-demografik faktörler açısından değerlendirilmesi: Trakya bölgesi örneği
Aile içi şiddet tüm toplumlar ve sosyo-ekonomik gruplardaki kadınları etkileyen önemli bir sorundur. Aile içi şiddet, kadınlarda, sakatlıklar, cinsel yolla bulaşan HIV/AIDS vb. hastalıklar, intihar, ilaç-alkol bağımlılığı, travma sonrası stres bozukluğu gibi fiziksel, sosyal ve ruhsal problemlere yol açmaktadır. Şiddet gören kadınların genel sağlık durumu kötüleşmekte, yaşam kaliteleri düşmekte bu nedenle de; sağlık hizmeti kullanma oranları artmaktadır. Dünyada milyonlarca kadının şiddete maruz kaldığı bilinmektedir. Ancak gelenekler, kadının statüsünün düşük olması ve ekonomik özgürlüğünün olmaması gibi nedenlerle kadına yönelik şiddet çoğunlukla gizli tutulmaktadır. Konukevleri şiddete maruz kalan kadınların koruma altında tutulduğu mekânların başında gelmektedir. Bu çalışmada aile içi şiddet sebebiyle kadın konuk evinde kalan kadınlar sosyo-demografik faktörler açısından araştırılmıştır. Çalışma çerçevesinde, Trakya bölgesindeki üç şehirdeki (Edirne, Kırklareli, Tekirdağ) kadın konukevinde kalan, aile içi şiddet öyküsü olan 69 kadına uygulanan anketlerden elde edilen bulgular analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, eğitim seviyesi, ekonomik durum, birlikte yaşanılan süre, şiddet görme öyküsü gibi değişkenlerin kadınların şiddete maruz kalmaları üzerindeki etkisinin öne çıktığı görülmüştür. Bunun yanında, şiddete maruz kalmanın psikolojik açıdan farklı seviye ve türlerde rahatsızlıklara sebebiyet verdiği bulgulamıştır. Araştırmanın sonucunda elde edilen bulgularla bu mağduriyetin yarattığı belirtilerin azaltılmasına yönelik çözümler elde edilmiştir. Bu çalışmanın, aile içi şiddet nedeniyle kadın konukevinden hizmet alan kadınların sosyo-demografik faktörlerin incelenmesi açısından ilerleyen dönemlerde yapılacak araştırmalar ve müdahale programlarına katkı sağlayabilecek bulgular sunduğu düşünülmektedir.
Bireylerin tüketim tercihlerinde etkili olan sosyo-demografik faktörlerin belirlenmesi: Türkiye örneği
Günümüzde tüketim toplumlarının giderek çoğalması ve alışverişe olan tutku; toplumsal, dini, kültürel ve coğrafi sınırları aşarak küresel bir şekilde giderek artmaktadır. Literatürde yer alan tüketim ve tüketici davranışlarını etkileyen sosyo-demografik faktörler incelendiğinde, gelir, cinsiyet, yaş, eğitim, yerleşim yeri gibi boyutların ön plana çıktığı görülmektedir. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de bireylerin ve toplulukların alışverişe yönelimleri sosyo-demografik faktörlere göre değişiklikler göstermektedir. Tüketim ve tüketici davranışlarının ortaya çıkardığı çeşitli sonuçlar söz konusudur. Yüksek tüketim düzeyindeki bireylerin mutluluklarının başlıca sebeplerinden biri alışveriş haline gelirken, düşük tüketim düzeyindeki bireylerin aynı tüketim seviyesine ulaşamamalarından kaynaklanan mutsuzluk duygusu ortaya çıkmaktadır. Dünyada ve Türkiye'de aşırı tüketimi engellemek adına çeşitli kampanyalar ve yasal düzenlemeler yapılmasına rağmen, yeterince başarı sağlanamamıştır. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı, Türkiye'de yaşayan bireylerin tüketim harcamalarını etkileyen sosyo-demografik ve ekonomik faktörlerin bireyin tüketim tercihleri üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmada bu amaç kapsamında, bireylerin tüketim harcamalarını etkileyen faktörler öncelikle regresyon analizi ile araştırılmış, ardından tüketim harcamaları ile onu etkileyen faktörler arasındaki ilişkinin farklı tüketim harcama düzeylerinde değişip değişmediğini belirlemek amacıyla, kantil regresyon modeli tahmin edilmiştir. Son olarak, farklı harcama gruplarını etkileyen (12 alt grup) faktörlerin değişip değişmediğini belirlemek amacıyla tobit regresyon modelinden yararlanılmıştır.
Aile hekimliği polikliniğine başvuran hipertansiyon hastalarının sosyodemografik özelliklerinin ilaç tedavisi ve kronik hastalık uyumuna etkisi
Arteryal kan basıncının tekrarlayan ölçümlerle 140/90 mmHg üstünde olmasına hipertansiyon denir. Hipertansiyon kan basıncının devamlı yüksek seyretmesiyle kendini gösteren sistemik bir hastalık olup, çeşitli komplikasyonlara sebep olması ve toplumda sık görülmesi sebebiyle önemli bir sağlık sorunudur. Hipertansiyon olgularının tamamının %80-90'ı mekanizması kesin olarak belirlenememiş olan primer (esansiyel) hipertansiyondur. Geriye kalan %10-20'lik kısmı ise altta yatan ek bir hastalığa bağlı olarak meydana gelen sekonder hipertansiyondur. Hipertansiyon tedavisine başlama kriterleri sistolik ve diyastolik kan basıncı seviyeleri ve total KV risk seviyesine göre belirlenir. Hipertansiyonu kontrol altına alabilmek için ilaç tedavisi kadar yaşam tarzı değişiklikleri dediğimiz non-farmakolojik tedavide önemlidir. Bunların yanında diyabet, dislipidemi, abdominal obezite ve sigara gibi değiştirilebilir risk faktörleri de tespit edilmelidir. Hipertansiyonun kronik bir hastalık olması nedeniyle hastaların hipertansiyonla birlikte yaşamayı öğrenmeleri gerekmektedir. Bu nedenle hastaların hipertansiyona uyum sağlarken hangi alanda zorlandıklarını belirlemek önemlidir. Hipertansiyon tedavisindeki başarıyı arttırabilmek amacıyla doğru ilaç tedavisinin seçilmesi kadar, bu tedaviye hastaların ne kadar uyum gösterdiği tespit edilmelidir. Birinci basamakta hastaların almakta oldukları tedavilerin etkinliğini arttırmak amacıyla hastaların ilaç tedavisi uyumları ve kronik hastalıklara uyumları açısından hızlı bir değerlendirme yapılması mümkündür. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniğine Nisan 2021-Temmuz 2021 tarihleri arasında başvuran 106 hipertansiyon hastasının sosyodemografik özelliklerinin ilaç tedavisi ve kronik hastalıklara uyumunu değerlendirmek amacıyla yapıldı. Çalışmamızda hastalarımızın %63,2'si ilaç tedavisine düşük uyum göstermekteydi. İlaç tedavisine yüksek uyum gösteren hastaların hipertansiyona fiziksel, sosyal ve psikolojik uyumlarının da anlamlı derecede yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.Literatüre baktığımızda uyuma etki eden birçok neden tanımlanmıştır. Ancak sonuçlar çelişkidir. Benzer çalışmaların birinci basamakta ve daha çok katılımcı ile yapılabilmesi hastaların tedaviye uyumunu ve yaşam kalitesini arttırabilmek adına önemlidir.
Mersin ilinde örtü altı tarım çalışanlarının sosyodemografik özellikleri, çalışma koşulları ve iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerine erişim düzeylerinin saptanması
Özellikle ülkemizde, kırsal kesimlerde okuma-yazma oranı yetersiz kalıp, genellikle bu kesimdeki insanlar geçimlerini tarım ve hayvancılıktan sağlamaktadır. Fakat ekonomik açıdan bu denli önem verilen sektör, ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği çerçevesinde hukuki ve insani olarak hala gereken düzeylerde önemsenmeyip geri planda tutulmaktadır. Bu çalışmada; tarımsal faaliyetlerin önemli bir bölümünü kapsayan örtü altı tarım sektörünün, birçok tehlike ve riske açık olması, iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları ile irdelenmesi gerekliliği ve iş kazası ve meslek hastalıklarına maruz kalma olasılığının göz ardı edilemeyecek boyutlarda olmasından yola çıkılarak örtü altı tarım çalışanlarının sosyodemografik özellikleri, çalışma koşulları ve iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerine erişim düzeylerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı epidemiyolojik bir araştırma yapılması planlanmıştır. Çalışmanın Mersin ili, Erdemli ilçesinin Kocahasanlı kasabasındaki seralarda tarım işçiliği yapan örtü altı tarım çalışanları ile yürütülmesi planlanmıştır. Örtü altı tarım çalışanlarının kayıt altına alınamaması ve toplam istihdam sayısının bilinmemesinden dolayı araştırmanın evreni belirlenememiştir. Araştırma 42 tarım işçisi ile yapılmıştır. Veriler, araştırmaya katılım için gönüllülük esas alınarak, örtü altı tarım işçilerinin sosyodemografik özellikleri, çalışma koşulları ve iş güvenliği hizmetlerine erişim durumlarını içeren ''Anket Formu'' ile toplanmıştır. Verilerin analizi için SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde Ki-Kare önemlilik testi, frekans ve yüzdelik değerler kullanılmıştır. İstatistik anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Araştırmaya katılan örtü altı tarım çalışanlarının %52,4'ü kadın, yaş ortalaması 41,5'tir.
Batman ili bağcılık potansiyelinin belirlenmesi
Bu çalışma, 2020-2021 yılları arasında Batman ili Merkez ilçe ile Gercüş, Hasankeyf, Beşiri, Sason ve Kozluk ilçelerindeki çiftçi kayıt sistemine kayıtlı toplam 3.231 üreticiden oransal örnek hacmi formülüyle belirlenen 105 katılımcı ile yüz yüze anket yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, üreticilerin sosyodemografik özellikleri ile bağların genel özellikleri, fidan dikimi, toprak analizi, zirai mücadele yöntemleri, sulama, gübreleme, budama, toprak işleme, kullanılan alet ve ekipman varlığı, yabancı iş gücü kullanımı, pazarlama ve satış, tarım sigortası ve organik tarıma ilişkin bilgileri ortaya konulmuştur. Sosyodemografik özellikleri bakımından üreticilerinin yaş ortalamalarının 51,55 olduğu, öğrenim durumları bakımından ise %49,5'inin ilkokul mezunu olduğu belirlenmiştir. Öğrenim durumları ile bağını kurarken teşvikten faydalanma, bağında toprak analizi yaptırma, aşılı fidan kullanma, tarım sigortası yaptırma gibi yetiştiriciliğe etki edebilecek bazı faktörler karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Ancak öğrenim durumları ile bağında gübreleme yapma durumu arasındaki ilişki istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur. Üreticilerin dekardan elde ettikleri verim ile gübre kullanımı, kullanılan gübre türü, budama yöntemi ve yaz budaması gibi verime etki edebilecek bazı faktörler karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki belirlenememiştir. Fakat verim ile kullandıkları sulama yöntemi arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anket sonuçlarına göre; katılımcıların büyük çoğunluğunun öğrenim durumlarının temel düzeyde olduğu, arazilerinin miras yoluyla kaldığı ve maliyetli olduğu için yeni bağcılık sistemlerini kullanmadıkları, üzümden elde edilen kardan memnun olmadıkları için alternatif ürün olarak badem ve Antepfıstığına yöneldikleri, toprak analizi ve kültürel işlemler konusunda bilgisiz oldukları ve sorunları diğer çiftçilerle birlikte çözdükleri belirlenmiştir. Bu sorunların giderilebilmesi için yetiştiricilikten pazarlamaya kadar üreticilere eğitimler verilmesi, kooperatifler aracılığıyla örgütlenmelerinin sağlanması, danışmanlık sisteminin yerleştirilmesi, üreticilerin bilinçlendirilmesi gibi çözümlerin biran önce hayata geçirilmesi gerekli görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bağcılık sorunları, frekans analizi, karlılık, khi-kare analizi, kültürel işlemler, sosyodemografik özellikler
Intercultural communicative competence, communication apprehension and willingness to communicate levels of English language instructors
This study aims to examine the Intercultural Communicative Competence (ICC), Communication Apprehension (CA) and Willingness to Communicate (WTC) levels of English language instructors and if there is any relationship among these constructs. The study also explores whether there is a relationship between demographic factors and the aforementioned constructs. Based on these purposes, data of the study which a quantitative method design were collected from a total of 108 English language instructors working at the School of Foreign Languages of 8 different universities in Turkey. Data analyses revealed that English language instructors had average ICC, CA and WTC. In addition, ICC, CA and WTC of English language instructors were significantly correlated. Regarding the demographic factors, it appeared that age, gender, years of teaching, educational background and time spent in a foreign country had no statistically significant effect on ICC, CA and WTC levels of English language instructors. Nevertheless, a noteworthy outcome related to the amount of time spent in a foreign country was that as the amount of time spent in a foreign country increased the mean values of Intercultural Communicative Competence increased while the mean values of Communication Apprehension decreased. Overall, the study puts forward significant implications for language teacher education departments, professional development programs, curriculum developers, language teaching institutions and language teachers.
Enformel koruyucu aile bakımı üzerine geçmişte bu deneyimi yaşamış kişilerin gözünden bir değerlendirme
Bu araştırmada, biyolojik ebeveyni yanında bakım görmeyen; buna karşılık haklarında bakım tedbiri kararı da bulunmayan çocukların bakım gördükleri enformel koruyucu aile bakımını; çocukluğunda böyle bir deneyimi olan yetişkinlerin gözünden değerlendirmek, ayrıca kişilerin yaşadıkları sorunları, karşılaştıkları ihtiyaçları ve bu bakım türüne ilişkin deneyimlerini, değerlendirmelerini anlayabilmek ve ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, niteliksel araştırma modeli kullanılarak, geçmişinde enformel koruyucu aile bakımını deneyimlemiş 14 bireyle, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşme içerikleri yazıya aktarılmış, sonrasında kuramsal bilgiler doğrultusunda temalara ve kodlara ayrılmıştır. Araştırma sonuçları, sosyo-demografik bulgular, enformel koruyucu aile bakımını yaşama nedenleri, ebeveynden ayrılmaya ilişkin değerlendirmeler, kişisel bakım, yaşanılan yerin fiziki koşulları, ekonomik koşullar, aile içi ilişkiler, katılımcıların değerlendirme ve önerileri temaları altında yorumlanmıştır. Bireylerin büyük bir bölümünün, yeterli ve sağlıklı beslenememe, sağlık hizmetlerine ulaşamama, eğitimin engellenmesi, oyun-eğlence haklarının ihlal edilmesi, temel ihtiyaçların karşılanmaması nedenleriyle ihmal edildikleri, ayrıca fiziksel, cinsel, ekonomik ve duygusal istismara, ayrımcılığa uğrayan bireylerin olduğu sonuçları ortaya çıkmıştır. Enformel koruyucu aile bakımını deneyimlemek bireylerde intihar girişimi, soğuk ve mesafeli bir kişilik yapısına sahip olma, toplum kurallarına uymakta zorluk çekme, güven duyamama, sevgi eksikliği yaşama, ezik ve eksik hissetme gibi olumsuz davranışlara, özelliklere yol açmakla birlikte; bireylere güçlü ve cesur olma, baş etme mekanizmalarının güçlenmesi, öz güvenin artması, çözüm odaklı olma gibi olumlu özellikler de kazandırmıştır. Yaşadıkları süreci olumlu olarak değerlendirenler, öz ebeveyn bakımından daha mutlu olduğunu belirtenler bulunmaktayken, süreci olumsuz değerlendirip başka koşullarda yaşayabilmeyi tercih edenler de olmuştur. Yakın akraba bakımı görmüş bireylerden özellikle büyükanne ve büyükbabalar yanında yaşayanların, diğer bireylere oranla daha mutlu bir dönem geçirdikleri görülmüştür. Araştırma sonucunda, bu bakım kapsamındaki ailelere ve çocuklara yönelik, koruyucu aile hizmetinde olduğu gibi profesyonel boyutta denetlenebilir ve desteklenebilir hizmetlerin sağlanmasının gerektiği anlaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Koruyucu Aile Hizmeti, Geleneksel Koruyucu Aile Bakımı, Enformel Koruyucu Aile Bakımı.
Bankacılık sektöründe hizmet kalite algısı ve ürün memnuniyet düzeyindeki sosyodemografik farklılıklar: Kuveyttürk Katılım Bankası örneği
Bankacılık sisteminde müşteri memnuniyetinin önemi gün geçtikçe artmaktadır. Verilen ürün ve hizmet kalitesinde, müşterilerin istek ve ihtiyaçlarına yönelik hizmetler verilmesi gerekmektedir. Bunda başarılı olabilmeleri için bankanın müşterilerini iyi tanıması çok önemlidir. Geleneksel pazarlamadan modern pazarlamaya geçişte oluşan değişimin en önemli göstergelerinden biri olan hizmet, ürün kalitesi ve müşteri memnuniyeti çağın vazgeçilmez stratejilerinden biri konumuna gelmiştir. Özellikle bankacılık sektöründe küreselleşmeden dolayı teknolojinin yönlendirdiği değişim, bu sektörde farklılaşma ve rekabetinde temelini oluşturmuştur. Bu çalışmada Kuveyt Türk Katılım Bankası üzerinden bankacılık sektöründe müşterilerin aldıkları hizmetlerden algıladıkları kalite düzeyleri ile algıladıkları ürün memnuniyet düzeylerinin müşterilerin sosyo-demografik özelliklerine göre farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada; hizmet ve ürün kalite memnuniyeti konusunda banka müşterilerine yönelik olarak hazırlanan bir anket, 160 kullanıcıya uygulanmıştır. Elde edilen veri, farklılık analizlerine tabi tutulmuştur. Çalışma sonucunda, demografik özelliklere göre algılanan hizmet kalitesinde çok fazla farklılıklar elde edilmemişken; yaş, eğitim, iş ve aylık gelir değişkenine göre banka müşterilerinin memnuniyet düzeylerinde farklılıklar görüldüğü anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Banka, Ürün, Hizmet, Kalite, Müşteri Memnuniyeti.
Reklam algısının tüketicinin demografik özelliklerine göre TV ve dijital platform uygulamalarında karşılaştırılması
Bu araştırmada tüketicinin sosyo-demografik özelliklerine göre reklama olan güveni ve tutumu araştırılmış olup, televizyon ve dijital medya özelinde de bu davranış şekilleri incelenmiştir. Günümüzde firmalar için reklam, en büyük pazarlama argümanıdır. Teknolojinin inanılmaz geliştiği günümüzde rekabette bir o kadar artmıştır. Firmalar teknoloji sayesinde seri üretime geçmiş olup, ürünlerini biran önce satmayı hedeflemektedir. Birçok tüketiciye ulaşabilmek içinde en yüksek hedef kitle televizyon ve dijital mecralardadır. Çalışmanın ilk bölümünde reklam ve medya detaylı bir şekilde incelenmiştir. Dünyada ve Türkiye'de medyanın mevcut durumuna ve yatırımlarına yer verilmiştir. İkinci bölümde ise tüketici davranışlarına ve satın alma modellerine değinilmiştir. Araştırmamızda anket yöntemi ile kişilere e-mail ve whatsapp üzerinde ulaşarak anket uygulaması yapılmıştır. Anketimizde tüketicinin televizyon ve dijitale karşı tutumu ve güveni incelenmiştir. Araştırmamızda tüketicinin reklamları izleme oranı oldukça düşük çıkmıştır. Firmaların bu konuda çeşitli önlemler alarak tüketiciyi etkileyecek alternatif reklamlara yönelmesi gerekmektedir. TV'de ve dijital platformda yayınlanan reklamlar için yayın içeriklerine uygun olarak tüketicinin sosyo- demografik özelliklerini de dikkate alacak şekilde içeriklere entegre özel reklam çalışmaları yapılması markaların faydasına olacaktır.
Bir grup ergenin toplumsal cinsiyet algılarının sosyodemografik özelliklere göre değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, yaşları 12 ile 17 arasında değişen İstanbul‟da yaşamakta olan bir grup ergenin toplumsal cinsiyet algılarının cinsiyet, yaş, doğum yeri, ekonomik durum, anne babanın eğitim durumu, medeni hali ve çalışma durumu gibi birtakım sosyodemografik özellikleri ile ilişkilerini analiz etmektir. Yöntem: Toplamda 100 katılımcının bulunduğu bu çalışmanın örneklemini Balıklı Rum Vakfı Hastanesi kliniklerine başvuran bireyler oluşturmaktadır. Katılımcıların sosyodemografik özelliklerini değerlendirmek adına araştırmacı tarafından oluşturulan yarı yapılandırılmış Sosyodemografik Veri Formu, toplumsal cinsiyet algılarını ve toplumsal cinsiyet rollerini değerlendirmek adına Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ve Bem Cinsiyet Rolü Envanteri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonuçlarına göre ergenlerin toplumsal cinsiyet algılarının sosyodemografik özellikler ile arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Araştırmanın temel değişkenleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği‟nden ve Bem Cinsiyet Rolleri Envanteri'nden almış oldukları puanları tespit etmek için Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Bağımsız iki Grup T-testi uygulanmıştır. Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği alt boyutları (eşitlikçi cinsiyet rolü, kadın cinsiyet rolü, evlilikte cinsiyet rolü, geleneksel cinsiyet rolü, erkek cinsiyet rolü) ile yaş, cinsiyet, anne baba eğitim düzeyi, annenin çalışma durumu, ekonomik düzey değişkenleri ile anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bem Cinsiyet Rolü Envanteri alt boyutları (feminenlik, maskülenlik, nötr) ile yaĢ, cinsiyet, anne eğitim düzeyi, annenin çalışma durumu ve ekonomik düzey değişkenleri ile anlamlı ilişki bulunmuştur. v Sonuç: Araştırmada katılımcıların yaşa göre eşit dağılamaması ve araştırma örnekleminin sınırlılığına rağmen, bireylerin yaş, cinsiyet, ekonomik durum gibi sosyodemografik özellikler ile toplumsal cinsiyet algıları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: cinsiyet rolleri, toplumsal cinsiyet, ergen, ergenlik dönemi, eşitlik
Çocukluk dönemi travmatik yaşam olaylarına maruz kalmış yetişkin bireylerin benlik saygısı, kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmada, çocukluk döneminde ebeveyn kaybı yaşamış yetişkin bireyler ile ebeveyn kaybı yaşamamış yetişkin bireylerin benlik saygısı, kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın örneklemini, yetiştirme yurdu geçmişi olan çocukluk dönemi ebeveyn kaybı yaşayan ve yetiştirme yurdu geçmişi olan çocukluk dönemi ebeveyn kaybı yaşamayan iki grup oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan 80 kişinin 52' sini ebeveyn kaybı yaşayan araştırma grubu, 28' ini ise ebeveyn kaybı yaşamayan kontrol grubu katılımcıları oluşturmaktadır. Veri toplama aşamasında Sosyo-Demografik Özellikler ve Bilgi Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ), Kişilerarası İlişki Tarzları Ölçeği (KİTO) ve Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) kullanılmıştır. Araştırmada, frekans analizi, tanımlayıcı istatistikler, ikili gruplar için bağımsız t-testi, oneway anova, Pearson korelasyon analizleri uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmamızda iki grup arasında benlik saygısı, kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinde ölçeklerin toplam puanları üzerinde anlamlı bir fark saptanmazken alt boyutlarında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Çocukluk dönemi ebeveyn kaybı yaşamayan kişilerin, kişilerarası ilişkilerinde besleyici alt boyutun daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ebeveyn kaybı yaşayan ve yaşamayan iki grup arasında demografik değişkenlere bakıldığında, erkeklerin benlik saygısının kadınlara oranla daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ebeveyn kaybı yaşamayan grupta ise kadınların kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinde daha olumlu tutum sergiledikleri bulunmuştur. Yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre, ebeveyn kaybı yaşamayan grupta kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerileri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunurken benlik saygısı arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Araştırma bulguları doğrultusunda, çocukluk dönemi ebeveyn kaybı yaşamayan kişilerin ebeveyn kaybı yaşayanlara göre kişilerarası ilişkilerinde besleyici ilişkiler kurdukları ve daha olumlu bir tutum sergiledikleri belirlenmiştir. Erkeklerin benlik saygısının kadınlara göre daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Ebeveyn kaybı yaşamayan kadınların, kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinde daha iyi oldukları gözlenmiştir. Ölçekler arasında kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinin birbiri ile ilişki içerisinde olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların kişilerarası ilişki tarzları olumlu yönde geliştikçe baş etme becerilerinin de olumlu yönde arttığı belirlenmiştir. Bu alanda yapılacak çalışmalar için uzun süreli, takip çalışması kullanılarak yapılacak olan araştırmalar önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Travma, çocukluk travması, benlik saygısı, kişilerarası ilişki tarzları, baş etme becerileri, yetiştirme yurdu
İnsan kaynakları yönetiminde motivasyon ve eğitim amacıyla sosyal medya kullanımının Bursa Ticaret ve Sanayi Odasına kayıtlı şirketler genelinde araştırılması
Hızla gelişen teknolojinin tüm dünyayı etkilediği günümüzde işletmelerin bu duruma ayak uydurabilmeleri için kendilerini sürekli yenilemeleri gerekmektedir. Yenilenme ve değişim sürecinde başarılı olmak isteyen işletmeler en önemli üretim ve hizmet girdisi olan İnsan Kaynaklarına bütçe ayırmak ve yatırım yapmak zorundadır. İnsan Kaynakları Yönetimine ayrılan kaynağın daha etkin kullanılması ve yönetim maliyetinin düşürülebilmesi için "İnsan Kaynakları Yönetiminde Motivasyon ve Eğitim Amacıyla" hızlı, erişilebilir ve ucuz olan "Sosyal Medya"dan yararlanabilme imkânları üzerine bu araştırma yapılmıştır. Uygulamada, Bursa Ticaret ve Sanayi Odasına kayıtlı şirketlerin, İnsan Kaynakları yönetici, uzman ve görevlilerinin İKY'de motivasyon ve eğitim amacıyla Sosyal Medya kullanım yöntem ve tutumları ile sosyo-demografik özelliklerin etkileri anket yöntemi ile araştırılmıştır. Araştırmada, İKY'de motivasyon ve eğitim amacıyla hızlı, erişilebilir ve ucuz olan Sosyal Medyanın disiplin yönetmelikleri ile belirlenen kurallara uygun şekilde kullanılmasının işletmelerin yönetim maliyetlerini düşürerek, motivasyon ve eğitimde etkinlik sağlayabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Sosyo-demografik özelliklerden motivasyon amacıyla kullanımda yaş grupları, eğitim amacıyla kullanımda yaş grupları ve cinsiyetin etkili olduğu bulunmuştur.
11-15 yaş arası bir grup ergende akılcı olmayan inançların benlik saygısı ve sosyal kaygı düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, benlik saygısı ve sosyal kaygı düzeyi değişkenlerinin akılcı olmayan inançlar ile olası ilişkilerine odaklanarak, söz konusu ilişkiyi yordayıcılık hipotezleri üzerinden analiz etmektir. 151 katılımcının bulunduğu bu çalışmanın örneklemini 11-15 yaş arası ortaokul 6., 7. ve 8. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Katılımcıların sosyal kaygı, benlik saygısı ve akılcı olmayan inanç düzeylerini değerlendirmek için sırasıyla; Ergenler için Sosyal Kaygı Ölçeği (ESKÖ), Coopersmith Benlik Saygısı Envanteri(CSEI) ve Ergenler için Mantıkdışı İnançlar Ölçeği (EMİÖ) kullanılan bu çalışmada, sosyodemografik özelliklerin değerlendirilmesi için ise Sosyodemografik Özellikler Veri Formu kullanılmıştır. Araştırmanın ana hipotezlerinin analiz edilmesi sürecinde Çoklu Regresyon, betimsel hipotezlerinin incelenmesi sürecinde ise Mann Whitney U ve Kruskal Wallis H test teknikleri uygulanmıştır. Temel hipotezlerin incelendiği analizlerden elde edilen bulgulara göre; benlik saygısının akılcı olmayan inançlar üzerinde anlamlı bir yordayıcı etkiye sahip olduğu görülürken (p<.05), sosyal kaygı düzeyinin akılcı olmayan inançlar üzerindeki yordayıcı etkisi ile sosyal kaygının benlik saygısı ile birlikte gerçekleştirdikleri etkileşimin akılcı olmayan inançlar üzerindeki ortak etkisinin anlamlı birer yordayıcı olmadıkları görülmüştür (p>.05). Araştırmanın betimsel hipotezlerinin sınandığı bir sonraki adımda, katılımcıların akılcı olmayan inanç, benlik saygısı ve sosyal kaygı düzeylerinin sosyo-demografik özelliklerle olan ilişkilerine odaklanılmıştır. Bu adımda elde edilen bulgulara göre katılımcıların akılcı olmayan inanç düzeylerinin yaşa, cinsiyete ve anne-babanın birlikteliğine göre, sosyal kaygı düzeylerinin annenin eğitim seviyesine ve anne-baba birlikteliğine göre, benlik saygısı düzeylerinin ise annenin ve babanın eğitim düzeyine ve cinsiyete göre anlamlı olarak farklılaştığı(p<.05) görülmüş, diğer sosyo-demografik özellikler ile aralarında anlamlı olan başka bir ilişkiye rastlanmamıştır. Anahtar kelimeler: Ergenlik Dönemi, Akılcı Olmayan İnançlar, Sosyal Kaygı, Benlik Saygısı, Sosyo-demografik Özellikler.
4-6 yaş aralığındaki çocukların bağlanma stillerinin ve duygu düzenleme becerilerinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmanın temel amacı, 4-6 yaş aralığındaki çocukların bağlanma stilleri ile duygu düzenleme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Yöntem: Araştırmanın çalışma grubunu, 4-6 yaş aralığındaki çocuklardan okul öncesine devam edenler oluşturmaktadır. İstanbul'da bulunan özel ve devlet okullarından 60 okul öncesi çağındaki çocuk çalışmaya alınmıştır. Araştırmanın tüm verileri Sosyodemografik Özellikler ve Bilgi Formu, Okul Öncesi Öz Düzenleme Ölçeği ve Güvenli Yer Senaryoları Testi ile toplanmıştır. Verilerin analizinde Güvenli Bağlanma Düzeyi ve Duygu Düzenleme Becerisi arasındaki ilişkiyi ölçmek için Pearson analizi duygu düzenleme becerileri ve bağlanma stilleri arasındaki ilişkiyi test etmek için bağımsız T testi ve diğer bağımsız değişkenlerin bağlanma stilleri sınıflamasına göre ilişkisini incelemek için ki kare analizi uygulanmıştır. Bulgular: Araştırma sonucuna göre Güvenli Bağlanma Düzeyi ile Duygu Düzenleme Becerisi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<.01). Buna ek olarak güvenli ve güvensiz bağlanma sınıflamasında elde edilen bulgulara göre güvenli bağlanan çocukların (N=30), güvensiz bağlanan çocuklara (N=30) göre duygu düzenleme becerilerinin daha gelişmiş olduğu bulunmuştur (t (45.61) =6.33, p<.001). Yine güvenli bağlanan çocukların dikkat/dürtü kontrolü güvensiz bağlanan çocuklara göre daha yüksek bulunmuştur (t (58) =6.33, p<.001). Sonuç: Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar, çocuk ile bakım veren arasındaki bağlanma stilinin, çocukların duygu düzenleme becerileri üzerine önemli bir faktör olduğunu vurgulamaktadır.
Çocukluk çağı travmaları ile mükemmeliyetçilik, ortorektik belirtiler ve yeme tutumu arasındaki ilişki
Amaç: Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağında yaşanmış olan travmalar ile erişkinlikteki mükemmeliyetçilik eğiliminin, ortorektik belirtilerin ve yeme tutumunun birbiriyle ve tüm değişkenlerin sosyodemografik özellikler ile olan ilişkisini incelemektir.Yöntem: Bu araştırma www.docs.google.com bağlantısı yoluyla herhangi bir psikiyatrik hastalığı olmayan erişkin yaştaki 180'i kadın ve 200'ü erkek olmak üzere toplam 380 katılımcı ile yürütülmüştür. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak sırasıyla Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmalar Ölçeği (ÇÇTÖ), ORTO-11 Testi, Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (FÇBMÖ) ve Yeme Tutumu Testi (YTT) kullanılmıştır. Analizler sonucunda örneklemin FÇBMÖ ve ORTO-11 testi puanlarının normal dağılım; ÇÇTÖ ve YTT toplam puanlarının normal olmayan dağılım gösterdiği bulunmuştur. Örneklemin yaş ortalaması 25.82±7.31 ve yaş aralığı 18 ile 57'dir. Bulgular: Araştırmanın örnekleminin çoğunluğunu eğitim düzeyi üniversite ve üzeri (%87.1), bekar (%87.9) ve gelir düzeyi orta (%63.9) olan bireyler oluşturmuştur. Katılımcıların ORTO-11 ve YTT puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunurken; FÇBMÖ ile negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Örneklemin ÇÇTÖ toplam puanları ile FÇBMÖ alt boyutlarından hata yapma endişesi, ailesel eleştiri ve yaptığından emin olamama puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler gözlenmiştir. Sonuç: Araştırmanın bulgularına göre örneklemimizin çocukluk çağı travma düzeyleri arttıkça mükemmeliyetçilik alt boyutlarından hata yapma endişesi, ailesel eleştiri ve yaptığından emin olamama düzeyleri de artmaktadır. Çocukluk çağı travma düzeyleri ve ortorektik belirti düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.Örneklemimizde ortorektik belirti düzeyleri arttıkça yeme tutumunda bozulmalar artmakta ve mükemmeliyetçilik düzeyleri azalmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı travmaları, mükemmeliyetçilik, ortoreksiya nervoza, yeme tutumu, sosyodemografik özellikler
Ön ergenlerin olumlu ve olumsuz mükemmeliyetçilik düzeylerinin mantıkdışı inançlar ve problem çözme becerisi ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, iki boyutuyla incelenen mükemmeliyetçilik kavramının ergenlik döneminde ilk işaretlerini veren mantıkdışı inanç düzeyi ile problem çözme becerisi üzerindeki yordayıcı etkilerini incelemektir. 383 katılımcının bulunduğu bu araştırmanın örneklemini 11-15 yaş arası ilköğretim ikinci kademede öğrenim gören 6., 7. ve 8. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışmada katılımcıların problem çözme, mantıkdışı inançlar ve mükemmeliyetçilik düzeylerini değerlendirmek için sırasıyla; Olumlu ve Olumsuz Mükemmeliyetçilik Ölçeği (OOMÖ), Ergenler için Mantıkdışı İnançlar Ölçeği (EMİÖ) ve Çocuklar için Problem Çözme Envanteri (ÇPÇE) kullanılmıştır. Ayrıca sosyodemografik özelliklerin değerlendirilmesi için de Sosyodemografik Özellikler Veri Formu kullanılmıştır. Temel hipotezlerin analizinden elde edilen bulgulara göre; olumlu mükemmeliyetçiliğin ve olumsuz mükemmeliyetçiliğin mantıkdışı inançlar ve problem çözme becerisi üzerinde anlamlı bir yordayıcı etkiye sahip olduğu görülmüştür (p<.05).
Geç ergenlik dönemindeki bireylerde duygusal yemenin yordayıcıları olarak irrasyonel inanışlar ve sosyal görünüş kaygısı
Amaç: Bu araştırmanın temel amacı geç ergenlik dönemindeki bireylerde irrasyonel inanışların ve sosyal görünüş kaygısının duygusal yeme davranışı ile olan ilişkilerindeki yordayıcı etkiyi tespit etmektir. Ayrıca, cinsiyete göre irrasyonel inanışların, sosyal görünüş kaygısının ve duygusal yemenin farklılaşıp farklılaşmadığı ile yaş, beden kitle indeksi ve sosyal medya kullanımının sosyal görünüş kaygısı üzerindeki yordayıcı etkisi kontrol edilmiştir. Yöntem: Araştırmaya 18-24 yaş aralığındaki 297 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılardan elde edilen veriler Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Genel Tutum ve İnanışlar Ölçeği (Kısa Formu), Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği ve Duygusal Yeme Ölçeği ile toplanmıştır. Bulgular: Elde edilen veriler ile birlikte gerçekleştirilen istatistiksel analizler sonucunda irrasyonel inanışlar ve sosyal görünüş kaygısının duygusal yemeyi anlamlı düzeyde ve pozitif yönde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Sosyo-demografik veriler ile gerçekleştirilen analizler sonucunda ise cinsiyete göre irrasyonel inanışlar, sosyal görünüş kaygısı ve duygusal yemenin farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Yaş, beden kitle indeksi ve sosyal medya kullanımı değişkenlerinin sosyal görünüş kaygısı üzerinde yordayıcı bir etkiye sahip olmadığı görülmüştür. Sonuç: Araştırmamızın bulgularının Türkçe alan yazınına irrasyonel inanışlar, sosyal görünüş kaygısı ve duygusal yeme değişkenleri arasındaki ilişkiye ışık tutarak literatüre katkı sağladığına inanılmaktadır.
Son ergenlik döneminde dissosiyatif bulgular ile ruminasyon arasındaki ilişkide duyguları ifade etmenin rolü
Amaç: Bu araştırmanın temel amacı son ergenlik dönemindeki bireylerin dissosiyatif bulguları ile ruminasyon düzeyleri arasındaki ilişkide duyguları ifade etmenin aracı rolünü incelemektir. Bununla birlikte katılımcıların dissosiyasyon, ruminasyon ve duyguları ifade etmeye ilişkin bulgularının sosyodemografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediği de araştırılmıştır. Yöntem: Araştırmaya 18-24 yaşları arasında olan 502 kişi katılmıştır. Veriler Sosyodemografik Bilgi Formu, Dissosiyasyon Ölçeği (DIS-Q), Ruminatif Düşünce Biçimi Ölçeği ve Duyguları İfade Etme Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Bulgular: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre son ergenlik dönemindeki bireylerin ruminasyon düzeyleri arttıkça duyguları ifade etme düzeylerinin azaldığı ve dissosiyasyon düzeylerinin arttığı; duyguları ifade etme düzeyleri azaldıkça dissosiyasyon düzeylerinin arttığı görülmüştür. Bununla birlikte dissosiyasyon, ruminasyon ve duyguları ifade etme düzeylerinin belirli sosyodemografik özelliklere göre farklılaştığı bulgulanmıştır. Son ergenlik dönemindeki bireylerin dissosiyatif bulguları ile ruminasyon düzeyleri arasındaki ilişkide duyguları ifade etmenin kısmi aracı etkisi olduğu saptanmıştır. Sonuç: Araştırmamızın söz konusu değişkenlerin geçmiş araştırmalarda sınırlı sayıda incelenmesi açısından literatüre katkı sağladığı düşünülmektedir.
Ortorektik belirtiler ve yeme tutumu ile benlik saygısı ve mükemmeliyetçilik arasındaki ilişki
Amaç: Bu araştırmanın amacı ortorektik belirtiler ve yeme tutumu ile benlik saygısı ve mükemmeliyetçilik arasındaki ilişkiyi ve değişkenlerin sosyodemografik özelliklere göre ne şekilde farklılık gösterdiğini incelemektedir. Yöntem: Çalışmanın örneklemini erişkin yaşta 287 kadın ve 236 erkek olmak üzere toplam 523 katılımcı oluşturmaktadır. Örneklemin yaş ortalaması 27.22±5.99'dur ve psikiyatrik tedavi gören katılımcılar araştırmadan dışlanmıştır. Tüm katılımcılara sırasıyla Sosyodemografik Özellikler ve Bilgi Formu, ORTO-11 Testi, Yeme Tutum Testi (YTT-40), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) ve Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (FÇBMÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Örneklemin ORTO-11 puanları ile YTT-40 ve FÇBMÖ toplam ve alt boyutlarından hata yapma endişesi, kişisel standartlar, ailesel beklentiler, yaptığından emin olamama ve düzen puanları arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Ayrıca yapılan hiyerarşik regresyon analizine göre FÇBMÖ'nün kişisel standartlar ve düzen alt boyutlarının ORTO-11 puanlarını yordadığı gözlenmiştir. Örneklemin YTT-40 puanları ile FÇBMÖ'nün hem toplam hem tüm alt boyut puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Ayrıca yapılan hiyerarşik regresyon analizine göre FÇBMÖ'nün kişisel standartlar alt boyutunun YTT-40 puanlarını yordadığı gözlenmiştir. Örneklemin ORTO-11 puanları ve YTT-40 puanları ile RBSÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı ve RBSÖ'nin ORTO-11 ve YTT-40 puanlarını yordamadığı saptanmıştır. Sonuç: Araştırmada elde edilen bulgulara göre örneklemde ortorektik belirtiler arttıkça yeme tutumundaki bozulmalar ve mükemmeliyetçiliğin hata yapma endişesi, kişisel standartlar, ailesel beklentiler, yaptığından emin olamama ve düzen alt boyutlarının düzeyleri de artmaktadır. Ayrıca örneklemde her boyutu ile mükemmeliyetçilik düzeyleri arttıkça yeme tutumundaki bozulmalar da artmaktadır. Mükemmeliyetçiliğin kişisel standartlar ve düzen alt boyutları ortorektik belirtilerin; mükemmeliyetçiliğin kişisel standartlar alt boyutu ise yeme tutumundaki bozulmaların açıklanmasında rol oynamaktadır.
Refakatsiz çocukların iyilik hallerini etkileyen faktörlerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, refakatsiz çocukların sosyo-demografik özellikleri, sosyo-kültürel özellikleri, sosyal destek sistemleri, geleceğe yönelik beklentileri, göç öncesi-esnası-sonrasına ait yaşam deneyimleri ve gelecek beklentilerini inceleyerek bu faktörlerin iyilik halleri arasındaki ilişkileri analiz etmek; elde edilen bilimsel veriler ışığında, refakatsiz çocukların iyilik halini artırmaya yönelik çözüm önerileri ortaya koymaktır. Nicel desende yapılan bu çalışmada, refakatsiz çocukların iyilik hallerini etkileyen değişkenlerin tanımlanarak ilişkilendirilmesi amaçlandığı için ilişkisel tarama modeline başvurulmuştur. Bu doğrultuda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı bulunan refakatsiz çocuk alanında ihtisaslaşmış 10 Çocuk Destek Merkezinde koruma ve bakım altında olan 13-18 yaş arasındaki ana dili Arapça ve Farsça olan 133 çocuğa ulaşılmıştır. Görüşmelerde araştırmacı tarafından geliştirilen görüşme formu ve DSÖ-V İyilik Hali Ölçeği aracılığı ile bilgi toplanmıştır. Veri toplama süreci, çocukların rıza ve istekleri doğrultusunda Arapça ve Farsça tercümanlar eşliğinde ve yüz yüze olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre refakatsiz çocukların eğitim durumu ve Türkçe konuşabilme becerilerinin iyilik haline düzeyi üzerinde önemli bir etkisi bulunmaktadır. Aynı zamanda göç döngüsünde yaşanan travmatik yaşam deneyimlerinin iyilik hali düzeyine olumsuz etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Refakatiz çocukların önemli oranda kendilerini yalnız ve dışlanmış hissettikleri görülmüştür. Sorunlarını ve duygularını aileleri, arkadaşları ve kurum personelleri ile paylaşabilen çocukların iyilik hali düzeyi daha yüksek bulunmuştur. Son olarak, refakatsiz çocukların kurum bakımı sonrasındaki sürece ilişkin yoğunlukla geleceğe yönelik endişe duygusuna sahip olduğu ve gelecek beklentilerinin iyilik hali üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda, refakatsiz çocukların iyilik halinin sağlanabilmesine yönelik mikro, mezzo ve makro düzeyde somut öneriler geliştirilmiştir. Özellikle refakatsiz çocukların kurum bakımı sona erdiğinde biyopsikososyal, manevi ve ekonomik olarak hazırlanması sağlanmalıdır. Bunun için mikro düzeyde yapılacak çalışmaların yanı sıra eğitim ve istihdam alanında geliştirilecek politikalara ve hizmet modellerine ihtiyaç duyulmaktadır. Öte yandan, var olan hizmet modellerinin daha işlevsel olabilmesi için refakatsiz çocuklarla çalışan meslek elemanlarının güçlendirilmesine; refakatsiz çocukların sosyo-kültürel dinamikleri ve geleceğe yönelik beklentileri göz önünde bulundurularak geliştirilecek programlara ihtiyaç duyulmaktadır.
Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde yatmakta olan hastalara bakım verenlerin sosyodemografik özelliklerinin ve yaşam kalitelerinin, hastaların yaşam kalitesi üzerine etkisi
Kanser, hastalık tanısı konulduğu andan itibaren hastaların ve hastalara bakım veren kişilerin yaşam kalitesini etkileyen kronik bir hastalıktır. Hastalara ait birçok özellik yanında, bakım verenlerin bazı özellikleri de hastaların yaşam kalitesini etkileyen faktörler arasındadır. Bu çalışmada kanser hastalarına bakım verenlerin bazı sosyodemografik özelliklerinin ve yaşam kalitelerinin, hastaların yaşam kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Kesitsel tipteki araştırmada, Şubat 2021-Mayıs 2021 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde yatmakta olan 40 hasta ve bakım verenleri ile görüşülmüştür. Hastaların yaşam kalitesi EORTC-Q ölçeği, bakım verenlerin yaşam kalitesi SF-12 ölçeği ile değerlendirilmiştir. Hastaların fiziksel işlevsellik skoru ortanca değere göre 2 gruba ayrılmış ve eş değişken olarak analizlere dahil edilmiştir. Bakım verenlerin özelliklerinin hastaların yaşam kalitesi üzerine olan etkileri eş değişken ile birlikte Mantel-Haenszel testi ile değerlendirilmiş, sonuçlar tabakalı analizlerle ve düzeltilmiş Odds oranları üzerinden yorumlanmıştır. Bakım verenin cinsiyetinin hastanın ağrı semptomunu, yaşının hastanın iştah kaybı, kabızlık ve ishal semptomlarını, öğrenim durumunun hastanın iştah kaybı ve ekonomik güçlük durumunu etkilediği görülmüştür. Bakım verenlerin fiziksel rol güçlüğü ile hastaların sosyal işlevleri arasında doğru yönde, bakım verenlerin genel sağlık durumları ve emosyonel rol güçlükleri ile hastaların fiziksel işlevi arasında doğru yönde bir ilişki bulunmuştur. Hastalarla birlikte bakım verenlerin de yaşam kalitelerinin de değerlendirilerek gerekli durumlarda eğitim, sosyal ve ekonomik destek verilmesi bakım verenlerin yaşam kalitesini ve hastalara sundukları bakımın kalitesini artırmada etkili olabilir.
Türkiye beslenme ve sağlık araştırması verilerine göre ultra işlenmiş gıda tüketim durumu ve tüketim ile ilişkili bazı sosyodemografik özellikler
Yaşam için gerekli olan beslenme eylemi sırasında farklı özellikte gıdalar tüketilmekte ve gıdalar çeşitli özelliklerine göre birtakım sağlık sonuçlarına neden olmaktadır. Değişen beslenme örüntüleri, beslenmeye bağlı sağlık sorunları ve gıda teknolojilerinin etkisiyle NOVA gibi gıdaların işlenmesine dayalı sınıflandırma sistemleri oluşturulmuştur. Bu sistemlerde en yüksek düzeyde işlenme durumunda olan ultra işlenmiş gıdaların (UİG) obezite, hipertansiyon, anksiyete, kardiyovasküler hastalıklar gibi bulaşıcı olmayan hastalıklara ve mortalite artışına sebep olabileceğine dair bulgular mevcuttur. Bu nedenle TBSA 2017 verilerinden yararlanılarak ülkemizdeki tahmini UİG tüketim miktarı ve çeşitli besin değerleri açısından katkıları ile UİG tüketimine etkili faktörler belirlenmiştir. Çalışmaya dahil edilen 15 yaş ve üzeri 12 609 katılımcının %50,4'ü kadın, %65,4'ü evli, ortalama yaş 40,77±17,31, ortalama eğitim süresi 8,85±4,91 yıl, ortalama BKİ 27,76±6,23, %33,1'i aktif tütün kullanıcısıdır. Günlük alınan enerji ortalama 1912,56±736,36 kcal olup bunun 605,30±422,69 kcal'i (%30,64±15,42) UİG'den gelmektedir. Günlük UİG tüketim miktarı 261,83±219,41 g olup tüketilen tüm besinlerin %15,98±11,43'ünü oluşturmaktadır. En çok tüketilen UİG grupları ultra işlenmiş ekmekler (%61,2), alkolsüz meşrubatlar (%16,1) ve hamur ürünleridir (%6,3). UİG'den alınan enerji içindeki paylarına bakıldığında ise sıralama ultra işlenmiş ekmekler (%62,87), sıvı ve katı yağlar (%9,9) ile hamur ürünleri (%8,7) şeklindedir. Erkek olmak, öğrenci olmak, zayıf beden algısı, tütün ve ürünlerini kullanmak, son bir yılda gıda güvencesi sorunu yaşamış olmak ve kirada oturmak UİG tüketim miktarını; erkek olmak, hiç evlenmemiş olmak, öğrenci olmak, kazanılan parayla ayı geçirmekte zorlanmak/geçirememek, hanede fazla kişi yaşaması, zayıf beden algısı, tütün ve ürünlerini kullanmak ve son bir yılda gıda güvencesi sorunu yaşamış olmak UİG'den alınan enerji payını artırmaktadır. UİG tüketimini azaltmaya yönelik müdahaleler bu gruplara öncelik verilerek planlanmalıdır.
Üniversite öğrencilerinin çocukluk çağı travmaları ile erken dönem uyumsuz şemaları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin çocukluk çağı travmaları ile erken dönem uyumsuz şemaları ve sosyodemografik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu amaç çerçevesinde üniversite öğrencilerinden ölçek seti aracılığıyla toplanan veriler analiz edilmiş ve çalışma bulguları saptanmıştır. Çalışmaya araştırma grubu olarak 2020 yılında İstanbul ilinde yaşamını sürdüren 62 erkek ve 198 kadın olmak üzere toplamda 260 üniversite öğrencisi dahil edilmiştir. Araştırmada veri toplama araçları olarak demografik özellikleri belirlemek amacıyla çalışmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği ve Çocukluk Çağı Travma Ölçeği kullanılmıştır. Veri toplama araçları online olarak katılımcılara sunulmuş ve katılımcıların doldurup tekrar çalışmacıya göndermeleri yoluyla veriler toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programı aracılığıyla analiz edilmiş ve çalışma sonuçları edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda şu sonuçlar elde edilmiştir: Çocukluk çağı travmalarından duygusal istismar ile duygusal yoksunluk, terk edilme, sosyal izolasyon, kusurluluk, bağımlılık, dayanıksızlık, başarısızlık, yetersiz özdenetim, onay arayıcılık, karamsarlık, duyguları bastırma, yüksek standartlar ve cezalandırıcılık şemaları arasında orta seviyede pozitif ilişki vardır. Fiziksel istismar ile duygusal yoksunluk, terk edilme, sosyal izolasyon ve başarısızlık arasında orta seviye pozitif ilişki bulunmaktadır. Cinsel istismar ile duygusal yoksunluk, terk edilme, sosyal izolasyon, kusurluluk, bağımlılık, dayanıksızlık, başarısızlık ve cezalandırıcılık arasında orta düzeyde pozitifi ilişki olduğu saptanmıştır. Fiziksel ihmal ve duygusal yoksunluk, terk edilme, sosyal izolasyon, kusurluluk, arasında orta seviye pozitif ilişki vardır. Duygusal ihmal ve duygusal yoksunluk, sosyal izolasyon, arasında orta seviye pozitif ilişki vardır. Elde edilen diğer tüm sonuçlar çalışmanın bulgular bölümünde sunulmuştur.
Ergenlik dönemindeki öğrencilerin internet bağımlılığı ve sosyal kaygı özellikleri arasındaki ilişkinin bazı değişkenler açısından incelenmesi
Ergenlik dönemindeki öğrencilerin internet bağımlılığı ve sosyal kaygı özellikleri arasındaki ilişkinin bazı değişkenler açısından incelenmesi adlı çalışma Niğde ilinde yaşayan 397 ergen üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırmadaki veriler kişilerin sosyo-demografik özelliklerinin, akademik başarılarına ilişkin yılsonu başarı ortalamalarına dair soru ile internet bağımlılığı ve sosyal kaygı düzeylerinin tespit edildiği ölçeklerle araştırılmıştır. Araştırmada ergenlerin sosyal kaygı düzeylerini tespit etmek amacıyla Aydın ve Sütcü (2007) tarafından geçerliliği güvenirliği gerçekleştirilen, ergenler için sosyal kaygı ölçeği kullanılmıştır. Ölçek 22 madde ve 3 alt boyuttan oluşan 5'li likert tipinde ölçektir. Ergenlerin internet bağımlılığını tespit etmek için Günüç ve Kayri (2010) tarafından geçerliği ve güvenirliği gerçekleştirilen, 5'li likert tipinde 4 alt boyut ve 35 sorudan oluşan ölçek kullanılmıştır. Araştırma sonucunda ergenlerin internet bağımlılıkları ile sosyal kaygı düzeyleri arasındaki ilişki korelasyon analizi yapılarak internet bağımlılığı yoksunluk alt boyutu ile genel sosyal kaygı arasında pozitif yönlü ve düşük düzeyli ilişki olduğu tespit edilmiştir. Genel internet bağımlılığının ise sosyal kaygı ölçeği Yeni Sosyal Durumlarda Korku ve Huzursuzluk Duyma (Y-SHKD) alt boyutu ile pozitif yönlü ve düşük düzeyli ilişkili olduğu tespit edilmiştir.