Vitamin D deficiency

155 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansı: Sistematik derleme ve meta-analiz

Araştırmalar, tüm dünyada D vitamini eksikliğinin artmakta olduğunu ve bunun önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini göstermektedir. D vitamini eksikliği, genel popülasyonda mortalite için bağımsız bir risk faktörü olup, kanser, kalp hastalıkları, kırıklar, otoimmün hastalıklar, grip, tip 2 diyabet ve depresyon gibi birçok hastalığın etiyolojisinde rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı, 2003-2023 yılları arasında dünya genelinde sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansını sistematik derleme ve meta-analiz ile tahmin etmektir. Sistematik derlemeler ve meta-analizler için tercih edilen raporlama öğeleri önerilerine uygun prosedürler izlenmiş ve sistematik derlemelerin uluslararası prospektif kaydı kaydı oluşturulmuştur. 4 farklı veri tabanından literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Dünya genelinde sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansı % 51,1 olarak saptandı. Bu oran kadınlarda % 56,8 iken; erkeklerde % 43,8 olarak tespit edildi. Afrika bölgesinde D vitamini eksikliği prevalansı % 54,2 olarak tahmin edilmekte, bu oran sağlıklı yetişkin kadınlarda % 61,6'dır. Amerika bölgesinde genel D vitamini eksikliği prevalansı % 34,3 iken, kadınlarda % 33,5, erkeklerde ise % 30,7 olarak hesaplanmıştır. Avrupa'da genel prevalans % 51,6, kadınlarda % 60,5 ve erkeklerde % 52,8 olarak tespit edilmiştir. Batı Pasifik bölgesinde genel prevalans % 44,9, kadınlarda % 55,3 ve erkeklerde %33,5 olarak bulunmuştur. Doğu Akdeniz bölgesinde sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansı % 62,1.Doğu Akdeniz'de kadınlarda D vitamini eksikliği % 62,7, erkeklerde % 49,3 olarak hesaplanmıştır. Güneydoğu Asya bölgesinde genel prevalans % 55,3, kadınlarda % 58,8 ve erkeklerde % 53,0 olarak gözlemlenmiştir. Genel olarak en düşük D vitamini eksikliği prevalansı Amerika'da saptanmış olup, burada her üç kişiden birinde eksiklik tespit edilmiştir. Kadınlarda D vitamini eksikliği erkeklere göre daha yüksek oranlarda bulunmuş, özellikle Doğu Akdeniz'de % 62,7 ile en yüksek prevalansa ulaşmıştır. Bu bulgular, her bölgenin kendine özgü stratejiler geliştirmesi gerektiğini göstermektedir. Güneş ışığına maruziyeti artırma ve D vitamini takviyeleri gibi halk sağlığı önlemleri, eksiklikle mücadelede etkili olabilir. Uluslararası ve yerel sağlık kuruluşlarının bu konuda eğitim ve farkındalık kampanyaları düzenlemesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: D vitamini eksikliği, yetişkinler, prevalans, sistematik derleme ve meta-analiz

Vitamin D eksikliği
Berna Büşra Ergin
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

25-OH vitamin D eksikliği olan yenidoğanlarda oral vitamin D tedavi protokollerinin karşılaştırılması

Ciddi bir halk sağlığı sorunu olan D vitamini eksikliği, tüm dünyada bebekleri ve çocukları etkilemektedir. D vitamininin insan organizmasında birçok işlevi olmasına rağmen esas görevi; dolaşımda normal kalsiyum ve fosfor dengesini sağlayarak kemik sağlığının korunması ve idamesini sağlamaktır. D vitamininin iskelet sistemi dışında, diğer sistemler üzerinde de düzenleyici rolü vardır. Araştırmamız kesitsel retrospektif bir çalışmasıdır. Çalışmamızda, 25 OH vitamin D eksikliği veya yetersizliği saptanan yenidoğanlarda, üç ay boyunca rastgele yöntem ile verilen 1000 ve 1500 ünite/gün D vitamini tedavi dozlarının etkinlikleri ve sonuçları karşılaştırıldı. Gebelik haftası 32-40 olan, 80 yenidoğan çalışmaya dahil edildi. Tedavi öncesi ve sonrasında 25 OH vitamin D, parathormon, kalsium, fosfor, alkalen fosfataz, spot idrar kalsiyum/kreatinin oranı bakıldı. Grupların demografik özellikleri ve diğer sonuçları karşılaştırıldı. Hastaların %35'inde hipokalsemi, %2.5'inde hipofosfatemi, %1.3'ünde hiperfosfatemi mevcuttu. Hastalarda konvülzyon gibi semptomatik hipokalsemi bulguları görülmedi. Alkalen fosfataz yüksekliği %2.5, parathormon yüksekliği %18.8, düşüklüğü %1.3 hastada tespit edildi. Yüksek doz D vitamini tedavi grubunda, tedavi sonrası 25 OH vitamin D ortalama değeri 60.7 ng/ml, düşük doz tedavi grubunda 48.5 ng/ml saptandı. Tedavi sonrası D vitamini intoksikasyonu bulguları olan hasta yoktu. Yüksek doz grubunda tedavi sonrası üç hastada, düşük doz grubunda bir hastada asemptomatik vitamin D hipervitaminozu görüldü. Tedavi öncesi hipofosfatemi ve hipokalsemi olan hastalarda, tedavi sonrasında hipokalsemi ve hipofosfatemi görülmedi. Tedavi öncesi parathormon yüksekliği olan hastalarda, tedavi sonrası parathormon düzeyi normal bulundu. Yüksek doz D vitamini tedavisi alan grupta tedavi sonrası iki, düşük doz D vitamini alan grupta tedavi sonrası iki hastada izole hiperkalsiüri görüldü. Bu hastalarda kontrol D vitamini değerleri normal aralıklarda idi.

Bebek beslenmesiBebek-yenidoğmuşBebekler+3
Shafa Gozalova
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik lenfositik lösemi hastalarında serum D vitamini düzeyleri ve D vitamini reseptör polimorfizminin NK hücre aktivitesi ile ilişkisi

KLL yetişkinlerde en sık görülen lösemi türüdür.Çok yönlü immün disfonksyonun görüldüğü KLL hastalarında hastalık etiyopatogenezi ve sürecinde önemli rolü olan NK hücre disfonksyonunun aydınlatılması hastalık tedavi sürecine katkı sağlıyacaktır.Bu amaçla KLL hastalarında hastalık etiyopatogeneziyle ilişkisi öne sürülen D vitamini düzeyi ve reseptör polimorfizminin NK hücre ile ilişkisi iredelenmiştir. KLL tanısı ile takip edilen 40 hasta bilgilendirilmiş onamları alınarak çalışmaya dahil edilmiş , hastaların demografik ve biyokimyasal parameterelerine ek olarak 25 OH D vitamini düzeyleri kayıt altına alınarak vitamin D reseptör geninde en sık karşılşılan 3 polimorfizm araştırılmıştır. 25 OH D vitamini düzeyine göre hastalar 20 pg /dl altı ve üstü olacak şekilde 2 gruba ayrılmış, 25 OH D vitamini ve her bölge polimorfizminin ayrı ayrı diğer biyokimysal parametereler ve NK hücre fonksyonuyla ilişkisi istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiştir. D vitamini düzeyi ile NK hücre sayısı ve NK hücre fonksyonu arasında bir ilişki tespit edilememekle beraber her üç bölgedeki polimorfizm sıklığının popülasyona göre yüksek saptanması D vitamini reseptöründeki değişikliklerin hastalıkla ilişkisine dair şüphe uyandırmaktadır. Geniş ölçekli çalışmalar bu ilişkiyi daha güçlü şekilde aydınlatacaktır.

Doğal öldürücü hücrelerLösemiLösemi-lenfositik-kronik-B hücreli+4
Mustafa Oran
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Anne sütünde bisfenol A ve D vitamini düzeyleri arasındaki ilişki

Endokrin bozuculardan Bisfenol A (BPA) günlük hayatta yaygın kullanılmaktadır ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinden birinin de vitamin D metabolizması üzerine olabildiği öne sürülmektedir. Bu çalışmada, anne sütü BPA teması ile 25(OH)D vitamin düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Sağlam Çocuk Polikliniği'ne başvuran ve çalışmaya onam veren 70 anne ve zamanında doğan bebekleri çalışmaya alındı. Anket formu ile annelerin prenatal BPA maruziyetini artıran olası faktörleri, bebeğin doğum kilosu, gebelik haftası, annenin yaşı, gebelik sayısı, doğum öncesi ve sonrası kiloları ve boyu kaydedildi. Anne sütü 25(OH)D vitamini ve BPA düzeyleri çalışıldı ve düzeyleri düşük, orta, yüksek üçlü gruplara ayrıldı. Anneler ortalama 31,9 yaşında iken bebekler 62 günlüktü. Vakaların anne sütü ortanca 25(OH)D vitamini düzeyi: 12,6 ng/mL idi. Gebelik, anne ve bebek ile ilgili değişkenlere göre anne sütü 25(OH)D vitamini ve BPA düzeylerinin farklılık göstermediği görüldü. Anne sütlerinin %92,9'unda BPA saptanabilir düzeyde bulundu, ortanca BPA düzeyi: 2,56 ng/mL idi. Anne sütü BPA ile 25(OH)D vitamini düzeyleri arasında korelasyon saptanmadı (r=0,01, p=0,964). Anne ve bebek özellikleri kontrol edildiğinde hem BPA düzey grupları ile 25(OH)D vitaminin üst %33'lük kesimde olma durumu hem de 25(OH)D vitamininin BPA'nın üst %33'lük kesimde olma durumu arasında ilişki görülmedi. Sağlıklı anne-bebek çiftinde anne sütü BPA ve 25(OH)D vitamin düzeyleri arasında ilişki yoktur. Anahtar kelimeler: Anne sütü, Bisfenol A, vitamin D, Endokrin bozucu Bu çalışma Hacettepe Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. THD-2021-19566

Anne sütüBisfenol AEndokrin bezler+4
Esra Cınkıllı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Multiple skleroz hastalarının serum d vitamini ve kalsiyum düzeylerinin sağlıklı bireylerle karşılaştırılması ve beslenme durumlarının değerlendirilmesi

Multiple Skleroz (MS), Merkezi Sinir Sistemi (MSS)'nin kronik ve inflamatuar bir hastalığıdır. Bu çalışmanın amacı, MS'li ve sağlıklı bireyleri, serum kalsiyum (Ca) ve D vitamini düzeyi, beslenme durumu ve bazı biyokimyasal parametreler açısından karşılaştırmaktır. Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi MS Polikliniği'ne başvuran 19-65 yaş arası MS'li 196 birey ve sağlıklı 196 birey olmak üzere toplam 392 birey araştırma kapsamına alınmıştır. Tüm bireylerin genel özellikleri, sağlık durumu, beslenme alışkanlıkları, besin tüketimleri, besin tüketim sıklıkları ve fiziksel aktivite durumları anket formu ile belirlenmiştir. Bireylerin serum Ca, D vitamini ve diğer biyokimyasal değerleri analiz edilmiştir. MS'li bireylerin serum Ca (kadın ve erkekler için sırasıyla, 9,24±0,9 mg/dL, 9,29±0,49 mg/dL) ve D vitamini (sırasıyla; 8,55±5,48 ng/mL ve 9,85±4,35 ng/mL) değerleri sağlıklı bireylerden anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. MS'li kadın ve erkeklerde günlük enerji (MS'li kadın ve erkekler için sırasıyla; 1616,65±613,43 kkal ve 1890,67±741,15 kkal), karbonhidrat (CHO) (sırasıyla; 188,10±85,03 g ve 212,93±99,36 g), yağ (sırasıyla; 71,13±30,41 g ve 81,18±38,53 g) ve protein (sırasıyla; 52,94±22,29 g ve 74,07±38,18 g) alımının sağlıklı kadın ve erkeklerdekinden (enerji, CHO, yağ ve protein için sırasıyla; 2024,46±577,12 kkal ve 2550,17±649,61 kkal, 62,76±21,63 g ve 86,84±28,01 g, 90,80±31,61 g ve 113,32±34,30 g, 62,76±21,63 g ve 86,84±28,01 g) anlamlı derecede daha düşük olduğu tespit edilmiştir. MS'li bireylerin düzenli fiziksel aktivite yapma oranı sağlıklı bireylerden daha düşüktür (p<0,001). Toplam enerji harcaması MS'li bireylerde 1870,0±182,8 kkal ve sağlıklı bireylerde 1941,6±190,5 kkal'dir. Bu araştırmada, MS'li bireylerin biyokimyasal parametrelerinin (alkalen fosfataz (ALP) (kadın ve erkekler için sırasıyla; 73,67±36,98 U/L ve 77,77±23,71 U/L), C-reaktif protein (CRP) (sırasıyla; 0,31±0,50 mg/L ve 0,41±0,70 mg/L)), antropometrik ölçümlerinin (sırasıyla; vücut ağırlığı 67,89±13,44 kg ve 77,93±12,75 kg, bel çevresi 91,11±15,66 cm ve 95,62±12,10 cm, kalça çevresi 106,04±10,47 cm ve 104,31±8,65 cm), fiziksel aktivite düzeylerinin ve beslenme durumlarının sağlıklı bireylerden farklı olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, beslenme durumunun takibi ve iyileştirilmesi MS'li bireylerin tedavi sürecine dahil edilmelidir.

BeslenmeBeslenme durumuFiziksel aktivite+5
Gülşen Delikanlı Akbay
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Primer infertil hastalarda D-vit düzeyinin fertil kadınlardaki d-vit düzeyi ile karşılaştırılması

Amaç: Bu araştırma primer infertil hastalardaki D vitamin düzeyinin fertil kadınlardaki d vitamin düzeyiyle karşılaştırması yapmak amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Bu çalışma prospektif olarak Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde 1. Haziran 2022-31. Mart 2023 tarihleri arasında hastaneye başvuran 75 açıklanamayan primer infertil ve 75 fertil sağlıklı kadın bireylerden oluşturulmuştur. 20-40 yaşları arasında açıklanamayan primer infertil kadınlardan ve fertil kadınlardan iki ml kan örneği alınmıştır. Tüm venöz kan örnekleri 4000 rpm de 10 dk santrifüj edilmiştir. Örneklerden elde edilen plazma LSMS 8045 cihazında 25 hidroksi vitamin düzeylerine bakılarak karşılaştırma yapılmıştır Bulgular: Açıklanmayan primer infertil grubundaki D vitaminin ortalaması 5.35 ± 1.81'ken, fertil kadınlarda D vitamin ortalamasının 12.6 ± 4.44 olduğu saptanmıştır. Çalışma gruplarına göre D vitamin düzeyleri arasında anlamlı olacak düzeyde bir farkın olduğu belirlenmiştir. Açıklanamayan primer infertil grubunun fertil grubuna göre FSH, LH, Progesteron, prolaktin ve Östrojen değerlerinin daha düşük olduğu ancak değerleri arasında anlamlı farklılığın olmadığı fark edilmiştir. Açıklanamayan primer infertil grup ile fertil gruptaki kadınların AMH değerleri arasında anlamlı farklılığın olmadığı ve birbirine yakın değerlere sahip olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Açıklanamayan primer İnfertil grubundaki D vitamin düzeylerinin fertil grubundaki kadınlardan düşük olduğu bu bağlamda D vitamin takviyesinin infertil kadınlarda önemli olduğunu düşünmekteyiz. Konu ile ilgili daha fazla randomize kontrollü çalışmanın aydınlatıcı olacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: D vitamin düzeyi, infertil kadınlar, fertil kadınlar

KadınlarKısırlıkKısırlık-kadın+2
Rahime Kada Düken
Harran University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran 18-35 yaş aralığındaki bölge kadınlarının son 5 yıllık D vitamini düzeyinin saptanması

Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine Başvuran 18-35 Yaş Aralığındaki Bölge Kadınlarının Son 5 Yıllık D Vitamini Düzeyinin Saptanması. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Biyokimya Anabilim Dalı, Veteriner Programı Yüksek Lisans Tezi, Van, 2018. Sunulan bu tez ile Van ilinde beş yıllık bir sürede çeşitli sağlık nedenleriyle Van Eğitim ve Araştırma hastanesine gelen bayan hastaların temelde Vitamin D düzeyleri olmak üzere onunla bağlantılı Ca, Mg ve K düzeylerini saptamak amaçlanmıştır. Çalışmanın insan materyalini 2012-2016 yılları arasında Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran ve serum D vitamin analizleri yapılmış olan 18-35 yaş aralığındaki bayan hastalar oluşturdu. Her yıl için 20 hasta, toplam 100 hasta, gerekli izinleri alınıp araştırmaya dâhil edildi. 2012-2015 yıllları arasındaki istenilen analiz sonuçları arşivden alınırken, 2016 yılında ise yine 20 bayanın kan örnekleri bizzat alınıp, D vitamini, kalsiyum, potasyum ve magnezyum değerleri tayin edildi. Roche marka Cobas otoanalizörü kullanarak analizler yapıldı. 2012 ile 2016 yılında 5 yılık süre yılında bu parametrelerin ortalama değerleri sırasıyla Vitamin D için 7.88±8.23 – 11.90±10.88 - 10.67±10.39 – 12.68±13.76 – 15.98±15.72 ng/ml. Kalsiyum için 9.33±0.96 – 9.64±0.54 – 9.38±1.03 – 8.84±1.03 – 9.53±0.62 mg/dl, Magnezyum için 2.05±0.20 – 2.12±0.17 -2.03±0.14 – 1.93±0.22 – 2.00±0.26 mg/dl iken potasyum için 4.11±0.34 - 4.22±0.43 – 4.03±0.44 -4.10±0.47 – 4.18±0.36 mmol/l olarak saptandı. Çeşitli tıp otoriteleri tarafından 50 nmol /l (20-30 ng/ml) den fazla serum vitamin D düzeyi yeterli olarak kabul edildiğinden, klinik D vitamini eksikliğinde düzey 25 nmol/ l (10ng/ml)' den düşük olduğunda ortaya çıkmaktadır. İncelenen tüm yıllarda saptanan vitamin D düzeyleri eksiklik sınırları içinde olup Van ilinde kadınlarda ciddi eksiklikler bulunmuştur. Yöresel temelde kapalı olarak giyilen giysiler, gün ışığından faydalanma süresinin azlığı ve yetersiz beslenme eksiklik nedenleri olabilir. Diğer parametrelerde ciddi bir eksiklik tesbit edilmemiştir. Sonuç olarak Van ilinde yıllara dayanan bir çalışma olarak bu eser önem arzetmektedir. Daha detaylı Vitamin D seviye tesbiti çalışmalarının yapılması, bölgesel çalışmalara ağırlık verilerek, genç-yaşlı nüfüsta saptanacak eksik vitamin değerlerine karşı çeşitli kuruluşlar nezdinde, özellikle temel bazı gıdalar belirlenecek oranlarda takviye yapılması önerilmelidir. Anahtar Kelimeler: D Vitamini, Kadın, Kolekalsiferol, Kalsiyum, Magnezyum, Potasyum

HastanelerHastaneler-devletKadınlar+7
Ümit Güneş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda vitamin D eksikliğinin arteriyel sistem ve kalbin ileti sistemi üzerine olan etkileri

D vitamini, kemik metabolizması ve nöromüsküler fonksiyonlar açısından önemli rolü olduğu bilinen steroid yapıda bir hormondur. D vitamininin immün işlevleri iyileştirerek, anti-inflamatuar etkinlik göstererek ve endotelyum aracılı vazodilatasyonu sağlayarak kalbin ileti sistemi ve arteriyel sertliğin azalması üzerinde de olumlu etkiler gösterdiği düşünülmektedir. D vitamini eksikliği dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi ülkemizde de bir halk sağlığı problemi olmaya devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı; çocuklarda D vitamini eksikliğinin arteriyel sertlik ve kalbin ileti sistemi üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Çalışmamıza, Ekim 2017 ile Temmuz 2018 tarihleri arasında Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakultesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerine başvurup herhangi bir kronik hastalık tespit edilmemiş 2-18 yaş arası 101 çocuk çalışmaya dahil edildi. Hastalar D vitamini düzeyine göre 3 gruba ayrıldı. D Vitamini 0-12 ng/ml arasında olanlar grup 1, D vitamini 12-20 ng/ml arasında olanlar grup 2 ve D vitamini 20 ng/ml ve üzerinde olanlar grup 3 (Kontrol grubu) şeklinde değerlendirildi. Hastaların poliklinik başvurularında vücut ağırlıklarına, boylarına, biyokimyasal parametrelerden 25 hidroksi vitamin D3, Ca, P, Alkalen fosfataz (ALP), PTH, glukoz, kreatinin, kolesterol, HDL, LDL ve trigliserit değerlerine bakıldı. Hastaların sistolik ve diyastolik kan basınç değerlerine, kalp hızlarına, elektrokardiyogramlarına bakıldı. Hastaların arteriyel ultrasonografik görüntülemeleri yapıldı ve CIM kalınlıklarına bakıldı. Çalışmamızda, D vitamini eksikliğinin kardiyovasküler ileti sistem üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla EKG parametreleri incelendi. D vitamini eksik grubun Pmax ve Pdis değerleri D vitamini yetersiz gruba ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksekti (p <0.05). D vitamini eksik grubun QTmax ve QT dis değerleri D vitamini yetersiz gruba ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksekti (p<0.005). D vitamini eksik grubun QTcmax değeri D vitamini yetersiz gruba ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksekti (p <0.05). D vitamini eksik grubun QTcdis değeri kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksekti (p <0.05). Gruplar arasında Tpe, Tpe / QT ve Tpe / QTc değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı (p > 0.05 ). VIII Çalışmamızda D vitamini eksikliğinin Pmax, Pdis, QTmax, QTdis, QTcmax ve QTcdis sürelerinde anlamlı düzeyde uzama yaptığını saptadık. Çalışmamız ülkemizde pediatrik populasyonda D vitamini eksikliği ile arteriyel sertlik ilişkisini ortaya koymak açısından ilk çalışmadır. Çalışmamızda D vitamini düzeyi ile arteriyel sertlik arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulmadık (p>0.05). Sonuç olarak, çocuklarda D vitamini eksikliğinin kalbin ileti sitemi üzerinde olumsuz etki yaptığını ve bunun çocukluk yaşta daha çok subklinik etkilenme şeklinde olduğu sonucuna vardık. Arteriyel sertlik ilişkisinin ise yaşlanmayla birlikte daha somut bir şekilde ortaya çıkabilecek bir süreç olabileceğini düşündük. D vitamini eksikliği kardiyovasküler açıdan birçok olumsuz durumu ortaya çıkarabilmektedir. Bu yüzden D vitamini eksikliğinin tanı ve tedavisi açısından tüm hekimler uyanık olmalıdır.

ArterlerAterosklerozElektrokardiyografi+7
Ali Kurt
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ülkemizde D vitamini reçetelemesinin ve tüketiminin değerlendirilmesi

D vitamini sağlık ve zindelik için son derece önemlidir. Vücudun hücrelerinin sağlıklı kalmasında ve vücudun olağan işlevinde çeşitli roller oynar. Çoğu insan yeterli D vitamini almaz, bu nedenle takviye kullanımı yaygındır. Bununla birlikte, bu vitaminin vücutta birikip toksik seviyelere ulaşması da mümkündür. Bu nedenle D vitamini kullanımında dikkatli olmak gerekir. Bu tez çalışmasında; Vitamin D ve Analoglarını içeren preparatların 2015-2018 yılları arasında Ülkemizdeki birinci basamak sağlık kuruluşlarında reçetelenme ve ayaktan hastalarda tüketim durumu incelenmiştir. Reçetelemeye ilişkin elde edilen veri; yaş, cinsiyet, kalem sayısı, kutu sayısı, iller ve istatistiki bölge birimleri sınıflandırma sistemi bölgelerine göre değerlendirilmiştir Ayrıca Ülkemizde Hipervitaminozis D, Vitaminler ile Zehirlenme ve Vitaminlerin Sebep Olduğu Yan Etkiler tanıları ile oluşturulmuş protokol sayıları değerlendirilmiştir

Akılcı ilaç kullanımıAkılcı ilaç kullanımıElektronik reçete+7
Didem Varımlı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

D vitamininin kognisyon, fiziksel fonksiyon ve ultrasonografik cilt, cilt altı yağ dokusu ve kas ölçümleri üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Doğan, Y., D vitaminin Kognisyon, Fiziksel Fonksiyon ve Ultrasonografik Cilt, Cilt Altı Yağ Dokusu ve Kas Ölçümleri Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2021. Bu çalışmanın amacı, D vitamini düzeyi ile cilt, cilt altı yağ dokusu ve kas kalınlığı, kognitif ve fiziksel fonksiyon arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmaya 200 erişkin birey (125 kadın, 75 erkek) alındı. Bireylerin demografik/klinik özellikleri ve vücut kitle indeksi (VKİ), bel ve kalça çevresi kaydedildi. Ultrasonografi (US) ile el dorsumundan ve önkol, kol ve uyluk ön yüzlerinden cilt, cilt altı yağ dokusu ve kas kalınlıkları ölçüldü. Kas kuvveti; el kavrama kuvveti ile, fiziksel performans ise; yürüme hızı, zamanlı kalk ve yürü testi (TUG) ve 5 tekrarlı otur kalk testi (CST) ile değerlendirildi. Kognitif fonksiyon için Standardize Mini Mental Test (SMMT) kullanıldı. Hastalar D vitamini düzeyine göre (eksiklik olan; <20 ng/ml ve olmayan; ≥20 ng/ml) iki gruba ayrıldı. Hastaların %61'inde D vitamini eksikliği saptandı. Demografik/klinik özellikler karşılaştırıldığında; sadece D vitamini eksikliği olan kadınların daha genç olduğu saptandı (p<0.05). İki grup karşılaştırıldığında; D vitamini eksikliği olan kadınlarda, tüm yağ kalınlıklarında, önkol kas kalınlığında ve SMMT skorunda artış, erkeklerde ise sadece CST süresinde artış gözlendi (tüm p<0.05). Yağ kalınlıklarını etkileyen faktörler için yapılan lojistik regresyon analizinde; kadınlarda önkol ve kol, VKİ ve D vitamini eksikliği ile, uyluk ise VKİ, D vitamini eksikliği ve yaş ile ilişkili, erkeklerde ise; önkol ve kol VKİ ve D vitamini eksikliği ile, uyluk anterioru ise VKİ ve yaş ile ilişkili saptandı (tüm p<0.05). CST için yapılan regresyon analizinde; erkeklerde yaş ve D vitamini eksikliği, kadınlarda ise yaş ve egzersiz bağımsız olarak ilişkili saptandı (tüm p<0.05). Sonuç olarak D vitamini eksikliği; kadınlarda yağ dokusunda artış ile, erkeklerde ise CST süresinin uzaması ile ilişkili saptandı. Bölgesel yağ dokusu kalınlıklarının US ile ölçümü, D vitamini eksikliğinde vücut kompozisyonunu ortaya koymada faydalı olabilir. D vitamini düzeyinin vücut kompozisyonu ve fiziksel/kognitif fonksiyonlar üzerine etkisini araştırmak için örneklem sayısı daha fazla olan ve daha yaşlı popülasyonda prospektif çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: El kavrama kuvveti, güç, kuvvet, performans, ultrason

Adipoz dokuBilişBiliş bozuklukları+7
Yahya Doğan
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin astımında vitamin d düzeyleri ve astım kontrolüne etkisi

AMAÇ: Bu çalışmada; D vitamini düşük olan hastalarda astım kontrolünün daha güç olabileceği hipotezinden yola çıkılarak; Vitamin D ile erişkin astımı arasındaki ilişkiyi kendi hasta grubumuzda araştırmak, serum vitamin D düzeyleri ile astım şiddeti arasındaki ilişkiyi ve vitamin D eksikliğinin astım kontrolüne etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Kliniğimiz astım polikliniğinde düzenli olarak izlenen kayıtlı astım olgularının verileri, vitamin D düzeyleri ile kontrol durumu arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla retrospektif olarak değerlendirilmiş, eksiklikler prospektif olarak tamamlanmaya çalışılmıştır. Kontrol grubu olarak da göğüs hastalıklarına başvurusu olan ve tetkikleri yapılan, ancak anlamlı solunumsal patoloji saptanmayan erişkin olguların verileri alınmıştır. Astım grubunda; astım dışı hastalığın olmaması, D vitamini düzeyini etkileyecek ilaç kullanımı veya hastalıkların bulunmaması, VKİ≥35 olması dikkate alınmıştır. D vitamini için 25(OH)D değerleri kullanılmıştır. Serum 25(OH)D düzeyinin >30 ng/ml olmasını yeterli D vitamini düzeyi, 20-30 ng/ml arasında olmasını D vitamini yetersizliği, <20 ng/ml olmasını D vitamini eksikliği ve <10 ng/ml olması ciddi D vitamini eksikliği olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: Çalışmamızda Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Polikliniklerine Mayıs 2014 – Mayıs 2016 tarihleri arasında başvuran hastalardan herhangi bir nedenle D vitamini bakılan 329 hasta dosyası taranmıştır. 25 atak döneminde ve 77 stabil döemde toplam 102 astım tanısı olan hasta ve benzer özelliklere sahip 62 sağlıklı yetişkinin verileri kontrol grubu olarak alınmıştır. Kontrol grubu ve astım grubu D vitamin düzeyleri arasında anlamlı fark gözlenmedi ( p=0.047). Stabil dönem astım hastaları (43.93±24.06 ng/ml) ile atak grubu astım hastalarının(29.96±18.96 ng/ml) D vitamini düzeyi karşılaştırıldığında atak grubunda D vitamini düzeyinin daha düşük olduğu görüldü (p=0.07). Astım hastalarında D vitamini eksikliği olan grup ile D vitamini eksikliği olmayan grup karşılaştırıldığı zaman, D vitamini eksikliği olan grubun VKİ'nin daha yüksek olduğu izlenmiştir (30.54±4.91 kg/m2, 28.31±5.38 kg/m2; p=0.035). D vitamini düzeyi ile FEV1 değeri arasında doğrusal bir ilişki saptanmış, bu ilişkinin, VKİ ve diğer değiştirici faktörlerden bağımsız olduğu görülmüştür (p<0.001). Astım kontrol anketine göre kontrol altında olmayan hastalarda D vitamini değeri daha düşük bulunmuştur (47.76±24.11, 30.55±19.03; p<0.001). SONUÇ Çalışmamızda astımlı hasta grubu ile sağlıklı grup arasında D vitamini düzeyi açısından anlamlı fark saptanmamış, stabil astımlı hastalar ile atak dönemindeki astımlı hastalar arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Ayrıca, D vitamini düzeyi düşük olan hastaların solunum fonksiyon testi değerlerinin de düşük olduğu gözlenmiştir. Kontrol altında olmayan astımlı hastalarda kontrolü güçleştiren nedenlerden biri olarak D vitamini düzeylerinin dikkate alınması gerekliliği sonucuna varılmış, D vitamini düzeyi düşük olan astım hastalarında astım kontrolünün daha zor olduğu görüşü desteklenmiştir.

AstımNöbetlerTedavi+2
Dilek Eraslan
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2014 yılında Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniklerinde insülin direnci olan hastalar ile sağlıklı bireylerin D vitamini düzeyinin karşılaştırılması

Tüm dünyada D vitamini eksikliği yaygın bir sağlık problemidir (1).İnsülin direnci, insülin yapım yeri olan pankreasın β- hücrelerinden salınmasından, hedef hücrelerde etkilerini oluşturuncaya kadar olan herhangi bir aşamada ortaya çıkabilecek etki azalması olarak tanımlanabilir (6). D vitamininin, insülin direncinin yol açtığı hastalıkları önlediği, eksikliğinin ise hastalıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırdığı ileri sürülmektedir. Polikliniklerimizde çok sayıda D vitamini eksikliği ve insülin direnci olan hasta takip edilmektedir. Bu çalışmada retrospektif olarak dosya kayıtları incelenerek insülin direnci olan hastaların demografik özellikleri, ek hastalıkları, D vitamini düzeyleri ve sağlıklı bireyler ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Poliklinikleri'ne (Çukurambar Semt Polikliniği, İçişleri Bakanlığı Semt Polikliniği, TEDAŞ Semt Polikliniği, Danıştay Semt Polikliniği)01.01.2014 ile 01.01.2015 tarihleri arasında başvuran insülin direnci olan hastalar ile sağlıklı bireyler dahil edildi.34743 hastadan serum D vitamini düzeyi bakılan 6182 hasta dosya kayıtlarının retrospektif olarak incelenmesine dayanan kesitsel ve gözlemsel bir çalışmadır. Kayıtlar değerlendirilirken hastalardan 18 yaş altı, hipotiroidi, diabetes mellitus, esansiyel (primer) hipertansiyon, kronik iskemik kalp hastalığı, hiperlipidemi, kronik karaciğer hastalıkları tanıları olan hastalar çalışmadan çıkarılmıştır.Dosya kayıtlarında plazma açlık insülin ve plazma açlık glukoz düzeyi de mevcut 669 çalışmaya dâhil edilmiştir. Tüm hastaların insülin direnci HOMA yöntemi kullanılarak hesaplanmıştır. Polikliniğimizde D vitamini seviyesi çalışılan 6182 kişiden 1254 kişi ilkbahar mevsiminde değerlendirilmiş, bunların % 25.1 şiddetli eksik, % 50.5 eksik, % 14.8 yetersiz, % 9.6 normal saptanmıştır. Çalışmamızda değerlendirilen 669 hastadan 56' sının serum D vitamini seviyesi (%8.4) normal(≥ 30 ng/ml) olarak bulunmuştur.418' inde (% 62.5) insülin direnci saptanmazken, 251 hastada insülin direnci saptanmıştır. 2014 yılında Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Poliklinikleri'nde insülin direnci olan hastalar ile sağlıklı bireylerin D vitamini düzeylerinin karşılaştırıldığı çalışmamızda D vitamini düzeyi ile insülin direnci arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p 0.533). Ülkemizde birçok sebeple bireyler güneş ışınlarından yeteri kadar faydalanamamaktadır. Bu sebeple D vitamini eksikliği sık görülmektedir ve bu kişilere D vitamini destek tedavisi başlanmalıdır. Anahtar kelimeler: D vitamini eksikliği, İnsülin direnci, Aile hekimliği

Aile hekimliğiVitamin DVitamin D eksikliği+1
Derya Kaya Babırhan
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı erişkinlerde D vitamini seviyesi ile trombosit parametreleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

GİRİŞ: Son yıllarda D vitamininin fonksiyonları ve trombosit parametreleri oldukça popüler hale gelmiştir. D vitamini seviyelerinin trombosit parametrelerine etkisi tartışmalı bir konudur. D vitamini seviyeleri ile Ortalama Trombosit Hacmi (MPV), Trombosit Dağılım Genişliği (PDW), Trombosit Lenfosit oranı (NLO) ve Nötrofil Lenfosit Oranı (NLO) arasındaki ilişki hakkında yayınlanmış az sayıda çalışma mevcuttur. Bizim çalışmamızın amacı da D vitamini seviyelerinin trombosit parametreleri arasındaki ilişkiyi saptamaktır. YÖNTEM: Çalışmamız da hastanemiz aile hekimliği polikliniklerinde 01.01.2016-31.08.2016 tarihleri arasında halsizlik, yorgunluk gibi müphem şikayetlerle başvuran hastalarımızın bakılan D vitamini ve hemogram tetkikleri incelenmiş olup bireyler arasından 18-28 yaş arası bireyler çalışmaya dahil edilmiştir. Dahil edilen bireylerin medikal geçmişinde herhangi bir kronik hastalık, sürekli kullandığı ilaç ve hamilelik durumu yoktur. Kriterlere uyan 877 hasta tespit edilmiş olup ardından hastalar D vitamini seviyelerine göre 3 gruba ayrılmıştır. Hastaların 5 tanesinin D vitamini seviyesi 150 ng/ml'nin üstünde saptanmış olup çalışmadan çıkarılmıştır. Hastaların D vitamini grupları ise 30-150 ng/ml, 20-30ng/ml ve 20 ng/ml'nin altı şeklinde ayrılmıştır. İlk grupta 114 kişi, ikinci grupta 111 kişi ve üçüncü grup 647 kişi olarak belirlenmiştir. Ancak istatistiksel olarak 3. grup diğer gruplara göre çok kişi içerdiği için 3. gruptan rastgele 111 kişi çalışmaya seçilmiştir. Verilerin analizi için SPSS 20.0 paket programı kullanılmıştır. BULGULAR: D vitamini grupları, MPV, PDW, TLO ve NLO açısından değerlendirildiğinde anlamlı bir farklılık saptanmadı (p=0,112, p=0,236, p=0,223 ve p=0,249). SONUÇ: Çalışmamızda D vitamini seviyesinin MPV, PDW, TLO ve NLO parametreleri üzerine etkisi saptanmamıştır. Fakat bu konu üzerine yapılmış çalışma sayısı oldukça azdır. Daha büyük gruplarla ve prospektif kohort çalışmalarının yapılması gerekmektedir. ANAHTAR KELİMELER: D vitamini, Trombosit parametreleri

Kan trombositleriLenfositlerNötrofiller+3
Samet Uludağ
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

3-24 ay arası, en az 3 aylık rutin D vitamini kullanmış olan çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu ile D vitamini düzeyi arasındaki ilişkinin araştırılması

3-24 Ay Arası, En Az 3 Aylık Rutin D Vitamini Kullanmış Olan Çocuklarda İdrar Yolu Enfeksiyonu ile D Vitamini Düzeyi Arasındaki İlişkinin Araştırılması Giriş ve Amaç İdrar yolu enfeksiyonu, çocuklarda görülen enfeksiyonlar içinde ikinci sıklıkta yer almaktadır. Tanısı konmamış veya düzgün tedavi edilmemiş İYE, infantlarda özellikle büyüme geriliğine neden olmaktadır. D vitamini ve immün sistemle ilgili literatürde birçok çalışma bulunmaktadır. Vitamin D'nin immün sistem üzerine etkileri iki biyolojik temele dayandırılmaktadır. Lenfosit, makrofaj ve dendritik hücreler gibi immünite ile ilgili hücrelerde vitamin D reseptörlerinin varlığı ve bu hücrelerin lokal olarak aktif vitamin D sentezini sağlayan 1-alfa hidroksilaz enzimini bünyelerinde barındırmalarıdır. Bu çalışmada İYE tanısı alan, 3-24 ay arası çocuklarda, idrar yolu enfeksiyonu geçirme ile 25-(OH) D ve 1,25-(OH)2 D3 düzeyi arasındaki ilişki araştırıldı. Ayrıca, İYE'ye sebep olan predispozan faktörler, İYE etiyolojisi ve tedavileri de değerlendirildi. Gereç ve Yöntemler Çalışmamız, kesitsel olarak, 1 Eylül 2021 ile 1 Eylül 2022 tarihleri arasında, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvuran, idrar yolu enfeksiyonu (İYE) tanısı alan (n=57) ve aynı yaş ve cinsiyette sağlıklı (n=57) toplam 114 çocuk ile gerçekleştirildi. Tüm çocukların demografik verileri (yaş – kilo – boy – D vitamini kullanım dozu ve süresi – sünnet – üriner USG bulguları) olgu takip formuna kaydedildi. Ayrıca, tüm çocukların üriner USG'leri aynı deneyimli radyolog tarafından yapıldı. Çalışmadaki veriler, istatistiksel analizler değerlendirildiğinde, p<0.05 anlamlı kabul edildi. Bulgular Çalışmamızda İYE ve kontrol grubu arasında vücut ağırlığı, vücut ağırlığı persantili ve baş çevresi dışındaki demografik veriler arasında farklılık saptanmadı. Ayrıca, İYE ve kontrol gruplarının serum 25-(OH) D (21.9 ng/ml karşı 23.3 ng/ml) ve 1,25-(OH)2 D3 (37.6 pg/dl karşı 39.6 pg/dl) düzeyleri arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). İYE grubu erkek çocuklarında sünnet oranının sağlıklı gruba göre düşük (p<0.05) ve İYE grubunda böbrek anomalilerinin sağlıklı gruba oranla anlamlı yüksek olduğu görüldü (p<0.05). İYE etkeni olarak, en sık görülen mikroorganizma E.Coli olup, tedavide en sık tercih edilen antibiyotiğin Amoksisilin-Klavulonat olduğu saptandı. Çalışmaya alınan olgular 25-OH D düzeylerine göre; (12-19.9 ng/ml) değerinde olanlar yetersiz ve (≥20 ng/ml) olan çocuklar yeterli olarak iki gruba ayrıldı. 25-(OH) D düzeyi yetersiz ve yeterli olan gruplar arasında demografik veriler açısından anlamlı fark saptanmadı. Sonuç ve Tartışma Çalışmamızda idameden D vitamini (400 IU/gün) alan ve İYE saptanan infantlarda serum 25-(OH) D ve 1,25-(OH)2D3 düzeylerinin kontrol grubundan farklı olmadığını gördük. Sonuçta, serum 25-(OH) D ve 1,25-(OH)2D3 düzeyleri normal olan infantlarda, İYE geçirmede başka sebeplerin enfeksiyonla ilişkili olabileceğini düşünüyoruz. D vitamininin immün sistem üzerindeki etkilerinin kısmen bilinmesine rağmen, çalışmamızda İYE ve sağlıklı grup arasında 25-(OH) D ve 1,25-(OH)2D3 düzeyleri arasında anlamlı fark saptanmaması, D vitamininin İYE'ye karşı koruyucu etkisinde sadece serum D vitamini düzeyinin değil, aynı zamanda immün sistem yoloğında yer alan başka moleküllerin de etkili olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca, D vitamini epitelyal bağlantılarının sağlanmasında görevli vitamin D reseptörü (VDR) çalışmamızda bakılamamış olup, buradaki farklı mekanizmaların da katkısı olabilir. Literatürde, 25-(OH) D ile İYE arasındaki ilişkiyi araştıran birçok çalışma olsa da, bildiğimiz kadarıyla 1,25-(OH)2D3 ile İYE arasındaki ilişkiyi araştıran çalışma bulunmamaktadır. Erkek çocuklarda sünnet ile prepisyumda bakteri taşıyıcılığının ortadan kaldırılmasının, İYE'ye karşı koruyucu olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir (10,12,17,18). Çalışmamızda da, sünnet olan sağlıklı çocuklarda İYE geçirme sıklığının 12 kat azaldığını gördük. Bu bağlamda, infantlarda İYE'nin önlenmesinde sünnetin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Konjenital üriner sistem anomalileri (CAKUT), çocuklarda idrar yolu enfeksiyonunun en önemli risk faktörleri arasında yer almaktadır (10,34). Çalışmamıza alınan tüm olgulara, üriner sistem anomalilerinin araştırılması amacıyla üriner sistem USG yapıldı. Çalışmamızda, USG'de sağ böbrekte %36.8 ve sol böbrekte %59.6 oranında kontrol grubundan anlamlı fazla olan USG anomalileri saptandı. Böbrek anomalisi varlığının İYE için ciddi risk faktörü olduğunu düşünüyoruz. Çalışmamızda, İYE semptomları, antibiyogramda üreyen mikroorganizmalar ve tedavide kullanılan antibiyotikler literatür ile uyumlu saptandı. Çalışmamızda bakterilerin antibiyogram dirençlerine bakıldığında; ampisilin ve TMP-SMX'e karşı yüksek oranda direnç saptandı. Sonuçta idrar kültüründe üreyen bakterilerde antibiyotik direnci ciddi bir sorundur. Özellikle, farklı enfeksiyonlarda ortak kullanılan antibiyotiklere olan direnç ilerleyen yıllarda daha fazla sorun olarak karşımıza çıkacaktır.

EnfeksiyonlarVitamin DVitamin D eksikliği+3
Onur İntizamoğlu
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Miadında komplike olmayan gebelerde D vitamini düzeyinin ultrasonda fetusun femur uzunluğu/abdominal çevre oranına (FL/AC) etkisi

D vitamini eksikliği tüm dünyayı etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. D vitamini yetersizliği Türkiye'de % 47 gibi yüksek bir seviyede saptanmıştır(1). Düşük D vitamini seviyelerine sahip anneler ve bu annelerin bebekleri ile birçok hastalığın ilişkisi mevcuttur(2, 3). D vitamini insan vücudunda sentezlenebilen tek vitamindir. Hedef doku reseptörlerine D vitamininin etki edebilmesi için karaciğerde sitokrom p450-25 hidroksilaz (CYP27A1) ile 25-hidroksivitamin D (25(OH)D)'ye daha sonrasında böbrekte 1-alfa hidroksilaz (CYP27B1) ile 1,25 dihidroksivitamin D (1,25(OH)2D )'ye dönüşmesi gerekmektedir. 1,25(OH)2D, D vitamininin hedef organları olan barsak, kemik, böbrek ve paratiroid bezlerinde etkisini gösterir. Aktif D vitaminin temel görevi barsaklardan kalsiyum (Ca) ve fosfor (P) emilimini artırmak ve parathormon (PTH) ile birlikte organizmanın Ca ve P homeostazisini sağlayarak kemik mineral dansitesini en optimal düzeyde tutmaktır. Gebelik döneminde D vitamini ve kalsiyum metabolizması açısından optimal maternal durum korunurken, fetüste mineralize yapıların artmış gereksinimi karşılanmaya çalışılır. Maternal D vitamini durumu yenidoğan dönemindeki fetal depolar için çok önemlidir. Bu özellikle fetal kemik büyümesinin zirveye ulaştığı 3. trimesterde daha önemli hale gelmektedir. Biz çalışmamıza 23/06/2021-03/03/2022 tarihleri arasında Muğla Eğitim Araştırma Hastanesinde 37 hafta ve üzeri haftalarda doğum yapan gestasyonel diabetes mellitus (GDM), preeklempsi, fetal gelişim kısıtlılığı, kronik hipertansiyon, tip 2 diabet, kollajen doku hastalığı, sigara kullanımı, kolestaz, kronik böbrek yetmezliği, kronik hastalık öyküsü olmayan gebeleri dahil ettik. Gebelerin özgeçmişi, soygeçmişi, D vitamini takviyesi alıp almadıkları sorgulandı ve doğum öncesi ultrasonografik ölçümleri yapıldı. Çalışma için gebelere kullanmakta olduklarının haricinde bir D vitamini takviyesi yapılmadı ve bu çalışma amaçlı doğum şekli ve zamanı değişmedi. Maternal serum 25(OH)D seviyelerine göre hastalar 20 ng/ml cut-off değer kabul edilerek 2 gruba ayrıldı ve serum değeri > 20 ng/ml olanlar normovitamin grubu, < 20 ng/ml olanlar hipovitamin grubu olarak kabul edildi. Biz çalışmamızda komplike olmayan term gebelerdeki maternal serum 25(OH)D düzeyinin fetal femur uzunluğu/abdominal çevre (FL/AC) oranına etkisini araştırdık. Literatürdeki maternal serum 25(OH)D düzeyi ile fetal biyometri sonuçlarını karşılaştıran çalışmalar çelişkilidir. Biz çalışmamızda komplike olmayan term gebelerdeki maternal serum 25(OH)D düzeyi ile fetal biyometri ve doğum sonuçları ile bir ilişki saptamadık fakat maternal ve paternal boy ile femur uzunluğu (FL) ve FL/AC oranı arasında zayıf pozitif korelasyon saptadık. Anahtar Kelimeler: 25-hidroksivitamin-D, Femur uzunluğu, Kalsiyum, FL/AC

AbdomenFemurFetüs+5
Begüm Aktaş Çiftçi
Muğla Sıtkı Kocman University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Evre 1-3 KOAH hastalarında D vitamini düzeyi ile solunum fonksiyonları, fiziksel performans ve denge arasındaki ilişki

Evre 1-- 3 KOAH Hastalarında D Vitamini düzeyi ile solunum fonksiyonları, fiziksel performans ve denge arasındaki ilişki

Akciğer hastalıkları-obstrüktifDengeGöğüs hastalıkları+4
Tuncay Yumrutepe
İnönü University
2011
30
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Periton diyalizi yapan kronik böbrek yetmezliği hastalarında vitamin D ile immün sistem arasındaki ilişki

Vitamin D `nin kemik metabolizması üzerindeki klasik rolü dışında birçok biyolojik fonksiyonun olduğu oldukça iyi bilinen bir durumdur. Bu çalışmanın amacı vitamin D eksikliği olan peritoneal diyaliz hastalarına kolekalsiferol desteği yapılmasının, pro-inflamatuvar sitokin IFN-? ve anti-inflamatuvar sitokinler IL-4, IL-10 ve pentraxin-3 ve serum total lökositlerin yüzdesinde, granülositler, lenfositler ve periferal kan mononükleer hücre alt gruplarında (CD3, CD4, CD8, CD45) ve CD4/CD8 oranında herhangi bir değişikliğe sebep olup olmadığını bulmaktır. Biz 31 sürekli ayaktan periton diyaliz hastalarının (15 erkek, 16 kadın, yaş ortalaması 48,6±14,8 yıl ) vitamin D durumu (serum 25-hidroksivitamin D3 [25(OH)D3)]) ve spesifik plazma sitokin konsantrasyonları (interferon-gamma [IFN-?], interleukin [IL]-4, ve IL-10), pentraxin-3, CD3, CD4, CD8 ve CD45 seviyesi için açlık kan örnekleri alarak analiz ettik. 25(OH)D3?ün bazal ortalama seviyesi 6,1±2,1 ng/dL ve kolekalsiferol desteğinin ardından 25(OH)D3?ün ortalama seviyesi 39,7±10,9 ng/dL (p<0,05). Hastalarımızın 24 tanesi (%77,4) paratiroid hormonu kontrol altında tutmak için alfacalsiferol almaktaydı. Alfa-kalsiferol alan ve almayan hastaların kolekalsiferol desteği öncesi ya da sonrası süreçlerinde hastaların CD4, CD8, CD4/CD8 oranı ve CD45, serum IL-4, IL-10, interferon-?, pentaxin-3 seviyelerinde bir farklılık olmadı (p>0,05). Vitamin D desteğinin ardından CD3, CD4, CD8, CD4/CD8 oranında ve CD45, serum IL-4, IL-10 ve pentraxin-3 seviyelerinde bir değişiklik olmadı ancak beyaz kan hücre sayısında, IFN-? seviyelerinde anlamlı bir düşüş oldu (p < 0.05). Sonuçlar: Bizim çalışmamızda kolekalsiferol desteği sonucunda proinflamatuvar sitokin IFN-? seviyesinde düşüş olurken kolekalsiferol tedavisi antiinflamatuvar sitokin IL-4 ve IL-10 serum seviyelerinde artışa neden olamamıştır. Görülmektedir ki, birçok sitokin üretimini aynı anda stimule eden bir uyaran olduğu halde, her bir sitokinin vitamin D?nin farklı şekillerde etkileyebileceği başka yollardan da türeyebileceği söylenebilir.

Böbrek yetmezliği-kronikDiyalizPentraksin 3+6
İbrahim Orman
İnönü University
2013
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

D vitamini eksikliği olan non alkolik yağlı karaciğer hastalarında metformin, vitamin d ve kombine tedavilerin "fatty liver index" üzerine etkinliğinin retrospektif olarak araştırılması

Amaç: Çağdaş toplumlarda Non Alkolik Karaciğer Yağlanması Hastalığı oldukça sık karşımıza çıkmaktadır. Daha basit yöntemlerle erken teşhis ve tedavi edilmesi amaçlanmaktadır. D vitamini eksikliğinin karaciğer yağlanmasının etiopatogenezinde rol oynayabileceğini hipotetik olarak ileri süren makaleler vardır. Metformin ve D vitamini tedavisinin karaciğer yağlanmasının iyileştirilmesinde etkinliğini araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metod: Non Alkolik Karaciğer Yağlanması ve beraberinde D vitamini eksikliği olan hastalar üzerinde retrospektif analiz yapıldı. Dahiliye polikliniğinde metobolik send-rom ve insülin direnci nedeniyle takip edilen, NAFLD düşünülen hastalar çalışmaya dahil edildi. Ortalama 6-10 ay arayla iki muayene yapılmış, yeterli demografik ve laboratuar verileri Hastane İletişim Sisteminde bulunan, D vitamini eksikliği ve Fatty Liver Index (FLI) ile kara-ciğer yağlanması düşünülen hastalar çalışmaya alındı. Metformin ve D vitamini replasman tedavisi alıp almamalarına göre hastalar 4 grupta ele alındı. Her grupta 21 hasta çalışmaya dâhil edildi. Tedavi sonrası ve bazal değerler arasında olan değişim değerlendirildi. Primer sonlanım noktası: Metformin ve D vitamini replasman tedavisini tek ve kombine alanlarda, FLI değişiminin analizi, sekonder sonlanım noktası: Kilo, VKİ, bel çevresi, HOMA-IR, AST, ALT, GGT, TG değerlerinde olan değişimlerin istatiksel analizidir. Bulgular: Metformin + D vitamini tedavisi alan hastalarda karaciğer yağlanmasında azalma istatiksel anlamlı saptandı (FLI - % 5,85±11,1 p=0,025). Sadece metformin tedavisi alan hasta grubunda ise kombine tedavi alan grupla benzer olarak kilo, bel çevresi, HOMA-IR de istatiksel anlamlı gerileme görüldü, ancak Fatty Liver Index'te olan değişim istatiksel an-lamlı olmadı (p=0,090). Farmakolojik tedavi almayan sadece diyet ve egzersiz ile takip edilen hasta grubunda da FLI'de gerileme oldu. Bu FLI'yi oluşturan GGT, TG, kilo, bel çevresi parametrelerinde anlamlı olmasa da azalmanın etkisine bağlı düşünüldü. Sonuç: Daha önce yapılan çalışmalardan farklı olarak, metformin ve D vitamini replasman tedavisini birlikte alan hastaları izledik ve karaciğer yağlanmasında anlamlı gerileme saptadık. Sadece metformin alan veya sadece D vitamini alan hasta gruplarında bu etki yoktu. Anahtar kelimeler: fatty liver ındex, non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı, D vitamini eksikliği, metformin.

Antioksidan vitaminlerKaraciğer yağlanmasıKaraciğer yağlanması+6
Vusal Abdurahmanov
Yeditepe University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

CYP24A1 gen polimorfizminin primer infertil hastalar üzerindeki etkisi

Vitamin D'nin doğurganlıkla ilgisi olduğu, eksikliğinin de gebelikte bazı problemlere yol açtığını gösteren çalışmalar vardır .Vitamin D'nin mekanizmasında rol olan genlerden biri mitokondrial sitokrom P450 familyasından Cyp24A1 dir.Cyp24A1 vitamin D yi parçalar bu nedenle vitamin D eksikliğine bağlı hastalıkları tedavi etme sürecinde inhibitör olarak kullanmayı hedefleyen çalışmalar yapılmaktadır.Bu nedenle çalışmamızda vitamin D mekanizmasını doğrudan etkileyen CYP24A1 geninin kısırlık üzerinde etkisi olabileceği düşünülerek ,primer infertil hastalar üzerinde ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmamızda tüp bebek tedavisine başvurmuş 40 primer infertil kadından alınmış örneklerin DNA'larında Hakiki zamanlı PZR yöntemi ile CYP24A1 (rs2248137) geninde polimorfizme bakılmıştır.

KısırlıkPolimeraz zincirleme reaksiyonuPolimorfizm-genetik+2
Melis Doğantan
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda polikistik over sendromu oluşturma sürecinde D vitamininin uterus, over dokusu ve serum AMH düzeyi üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi

DHEA ile PCOS oluşum sürecinde ratlarda D vitamininin overdeki folikülogenezis üzerine olan etkisi ile over ve uterus histolojisinde ve serum AMH düzeylerinde oluşturduğu değişikliklerin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmada 180-200 gram ağırlığında, 8-10 haftalık toplam 24 adet Wistar Albino cinsi dişi rat kullanıldı. Ratlar rastgele olarak 8'er adet 3 eşit gruba ayrıldı. Grup 1 (Kontrol Grubu); deney süresince 0,2 mg/ 100 ml/gün subkutan susam yağı uygulandı. Grup 2 (PCOS Grubu); deney süresince 6 mg/100g/ gün 0,2ml susam yağı içinde Dehidroepiandesteron (DHEA) uygulandı. Grup 3 (PCOS + Vitamin D Grubu); PCOS oluşturulan gruba D vitamini etkisininin araştırıldığı bu gruba ise deney boyunca 6 mg/100g/ gün 0,2ml susam yağı içinde DHEA + 120 ng/100 mg/hafta D vitamini uygulandı. Her üç gruba da 21 gün boyunca medikal ajanlar uygulandı.Çalışma 28.gün sonlandırıldı. Çalışma sonucunda rat serum AMH seviyeleri ölçüldü. Uterus ve Over dokusu histolojik olarak değerlendirildi. Serum AMH değeri Grup 2'de diğer gruplara kıyasla yüksek tespit edilirken, Grup 3'te en düşüktü. Grupların AMH değerlerinin ortalaması karşılaştırıldığında, grup 1 ile 2 arasında ve grup 2 ile 3 arasında anlamlı fark bulundu (p sırasıyla 0,001 ve <0,001). Over dokusundaki primordial ve primer folikül sayısı gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Sekonder folikül sayısı grup 2'de en yüksek, grup 3'te en düşük sayıda idi. Grup 1 ile 2 arasında ve grup 2 ile 3 arasında anlamlı fark bulundu (p sırasıyla 0,001 ve 0,002). Overdeki graaf folikül sayısı, grup 3'te diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha fazla sayıda tespit edildi. Graaf folikül sayısı; grup 2 ile 3 arasında anlamlı fark tespit edildi (p: 0,021). Overdeki atretik folikül sayısı, grup 2'te diğer gruplara göre daha fazla idi. Atretik folikül sayısı karşılaştırıldığında, grup 1 ile 2 arasında ve grup 2 ile 3 arasında anlamlı fark bulundu (p değerleri sırasıyla 0,001 ve 0,001). D vitamini verilen PCOS grubunda; AMH düzeyleri ve ovaryen histolojideki primordial, primer follikül sayıları etkilenmezken, sekonder, atretik follikül sayısı azalmış, folikülogenezin ileri dönemini temsil eden graaf folikül sayısı artmıştır. Serum AMH düzeyleri PCOS oluşum sürecinde vitamin D verilen grupta azalmıştır. Anahtar kelimeler: AMH, DHEA, folikülogenez, over, rat, polikistik over sendromu

Antimüllerian hormonDehidroepiandrosteronOver+6
Bünyamin Çim
Fırat University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akne vulgaris patogenezinde D vitamini ve IL-17'nin rolünün değerlendirilmesi

Amaç-hipotez: Akne vulgaris (AV) genellikle ergenlik dönemindeki gençleri etkileyen, pilosebase ünitenin kronik, inflamatuar bir hastalığıdır. AV oluşumunda foliküler epitelyal hiperproliferasyon ve sonucunda foliküler tıkanma, hormonal etkiler, sebum salgısının artışı ve Propionibacterium acnes (P. acnes) varlığı ve aktivitesinin artışı olmak üzere dört temel patogenetik faktör rol oynamaktadır. Patogenetik mekanizmaların ve basamakların hemen hepsinde rol oynadığı düşünülen P. acnes'in immun sistemin uyarılmasında ve bunun sonucunda ortaya çıkan inflamasyonun başlamasında temel faktör olduğu yönünde veriler bulunmaktadır. Akne vugariste rol oynayan immun yanıtın hem doğal immun sistem ile Toll-like reseptör 2 (TLR2) üzerinden uyarıldığı, aynı zamanda Th1 lenfositlerin aktive olması ile kazanılmış immun sistem yoluyla oluştuğu kanıtlanmışsa da son yıllarda yapılan çalışmalar Th17 hücrelerinin ve IL-17'nin de rolü olduğunu düşündürmektedir. Kemik metabolizmasında rol aldığını bildiğimiz D vitaminin günümüzde immunregülasyonda da rol aldığı gösterilmiştir. D vitaminin monositler üzerinde TLR2 ekspresyonunu ve Th17 hücrelerini inhibe ederek proinflamatuar sitokilerin üretimini azalttığı yolunda veriler bulunmaktadır. Çalışmamızda AV patogenezinde IL-17 ve D vitamini düzeylerinin etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Bu iki maddenin AV şiddetindeki rolleri ve birbirlerine olan etkileri de araştırılacaktır. Yöntem: Çalışmaya Ekim 2015 ile Nisan 2017 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Polikliniği'nde AV tanısı alan 80 olgu (49 kadın/ 31 erkek) ve 80 sağlıklı kontrol (40 kadın/40 erkek) dahil edildi. Araştırmaya anamnezinde ve fizik muayenesinde kronik hastalığı olanlar, son bir ayda D vitamini preparatı kullananlar, 15 yaş altı ya da 45 yaş üstü hastalar dahil edilmedi. Olgu grubunda ek olarak son bir ayda AV hastalığı için sistemik ya da topikal tedavi almış olanlar çalışmaya dahil edilmedi. Demografik ve klinik özellikler takip formuna kaydedildi. Tüm katılımcılardan kan örnekleri toplandı. IL- 17, sandviç ELİSA yöntemiyle, D vitamini ise kemilüminesans yöntemiyle çalışıldı. Bulgular: Çalışmaya 80 (49 kadın/31 erkek) akne vulgarisli olgu ve 80 (40 kadın/40 erkek) sağlıklı kontrol alındı. Gruplar arasında yaş ve cinsiyet dağılımı açısından anlamlı fark yoktu. Hasta grubunun 25(OH)D3 vitamini düzeyi medyan değeri 18.90 (11,50-22,95) ng/ml idi. Kontrol grubunun 25(OH)D3 vitamini düzeyi medyan değeri 17,20 (10,40-19,30) ng/ml idi. Hasta grubunda 25(OH)D3 vitamini düzeyi kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksekti (p=0,038). Çalışmamızda hasta grubunun medyan IL-17 düzeyi 469,71(157,26-640,00) (pg/ml) iken kontrol grubunun medyan IL-17 düzeyi 468,40(153,54-640,00) (pg/ml) olarak saptandı ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p= 0,959). AV hastaları global akne derecelendirme sistemine göre <18 (hafif) ve >18 (orta-şiddetli) olarak şiddete göre ikiye ayrıldığında hafif şiddetli grupta D vitamini düzeyi 18,45 (12,75-23,12) ng/ml iken orta-şiddetli grupta D vitamini düzeyi 17,95 (11,18-23,13) ng/ml olarak saptandı. Hastalarda AV lezyonlarının şiddetiyle 25 (OH)D3 vitamini düzeyi arasında anlamlı ilişki olmadığı gözlendi (p=0,623). AV hastaları aynı şekilde global akne derecelendirme sistemine göre <18 (hafif) ve >18 (orta-şiddetli) olarak şiddete göre ikiye ayrıldığında hafif şiddetli grupta IL-17 düzeyi 534,70 (207,36- 640,00) pg/ml iken orta-şiddetli grupta IL-17 düzeyi 368,05 (137,64- 640,00) pg/ml olarak saptandı. Hastalarda AV lezyonlarının şiddetiyle IL-17 düzeyi arasında anlamlı ilişki olmadığı gözlendi (p=0,256). Sonuç: AV hastalığının patogenezinde D vitamini ve IL-17 düzeylerinin rolü olup olmadığı araştırılan bu çalışmada AV hastalığı ile D vitamini ve IL-17 düzeyleri arasında belirgin bir ilişki gözlenmemiştir. Anahtar kelimeler: Akne vulgaris, D vitamini, IL-17

Akne vulgarisDeri hastalıklarıVitamin D+2
Ahmet Erdal Topan
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesi doktorlarının d vitamini testi kullanma özellikleri, pozitif sonuçlar ve klinik kararlara etkisi

AMAÇ: Vitamin D eksikliği kemik ve kas dokuları üzerinde bazı klinik belirtilere neden olmaktadır. Serum 25-OH Vitamin D eksikliği tanısı, genellikle 20 ng/ml'nin (50 nmol/L) altında serum düzeyi ile konur(1). Serum 25-OH Vitamin D testi, günlük uygulamada çok fazla kullanılmakta ve pozitif test sonucu da oldukça yüksek görünmektedir. Riskli gruplar haricinde düşük olarak elde edilen sonuçların birçoğu yalancı pozitiflikler olabilir. Çünkü serum 25-OH Vitamin D ölçümünde ülkemiz için yeterli standardizasyon çalışması yoktur, uluslararası ortak kabul edilen bir sınır değeri belirlenememiştir, mevsimsel olarak serum 25-OH Vitamin D düzeyi değişebilmektedir ve serum 25-OH Vitamin D düzeyi kontrol edilirken serum Ca-PTH düzeyleri ile birlikte değerlendirilmelidir (2-3) . Bu gibi durumlar da göz önüne alınmadan genellikle Vitamin D takviyesi yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, bir üniversite hastanesinde 2016 yılı içinde yapılan tüm serum 25–OH Vitamin D incelemelerindeki pozitif test sıklığı, test isteme endikasyonları ve klinik vitamin D eksikliği ön olasılıklarını dikkate alarak test sonuçlarının klinik kararlara(tanı-tedavi-takip) etkisini belirlemektir. Ön Bilgi: Vitamin D yağda eriyen vitaminler grubunda yer alan, besinlerle de elde edilebilmesine karşılık bir takım biyokimyasal tepkimeler sonucunda vücutta da sentezlenebilen bir hormondur. Ön hormon olarak bulunan vitamin D ultraviyole ışınlarıyla deride aktifleştirilir. Dolayısıyla vitamin D'nin aktifleşmesi kişinin güneşlenme düzeyine, yaşadığı mevsime, bulunduğu coğrafi bölgenin özelliklerine bağlı olarak değişebilmektedir. Besinlerle alınan vitamin D miktarı günlük ihtiyacını karşılayacak şekilde değildir (8). Vücutta kolesterolden sentezlenen vitamin D ise previtamin şeklinde karaciğerde birkaç ay depolanabilir. Kanda 1,25-OH vit D şekli birkaç saat bulunurken, 25-OH vit D 15-20gün kalabilir (4,5,6,7,8) . Vitamin D düzeylerini en iyi gösteren parametre 25-OH vit D testidir. Bu testin ülkemiz için yeterli standardizasyon çalışması yoktur. Laboratuvarın ölçüm yöntemleri arasında bile belirgin farklılıklar oluşabilmektedir (4) . Klinik semptomların olmadığı durumlarda bakılan serum vit D düzeyleri ise daha fazla yanıltıcı sonuçlara yol açmaktadır. Vitamin D, A vitamini gibi intoksikasyon tehlikesi oluşturan bir hormondur. Yenidoğanlarda D vitamininin günde 40.000 IU 1-4 ay kullanımı, erişkinde ise günde 100.000 IU birkaç ay kullanımı sonrasında vitamin D intoksikasyonu görülebilmektedir (5) . Vitamin D eksikliği düşünülürken, vitamin D tanısı koyarken ya da takviyesi yaparken klinik semptomlar çok iyi değerlendirilmelidir. Testteki yalancı pozitiflikler her zaman akılda tutulmalı, eğer imkanlar dahilinde ise Ca, PTH, P, ALP testi ile tanısal doğrulama yapılmasına dikkat etmek gerekmektedir (2-3-6-7) . Yöntem ve gereç: Çalışmamız tanımlayıcı bir araştırmadır. Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesinde 1 OCAK 2016 – 31 ARALIK 2016 tarihleri arasında yapılan tüm serum 25-OH vit D testleri değerlendirmeye alındı. Ön araştırmada yaklaşık 16 bin defa testin yapıldığı saptanmıştır. Veriler hastane kayıtlarından elektronik olarak elde edilip ve test istemi ile ilgili tüm bilgiler, oluşturulan veri tabanına işlenecektir. Aynı kişide yapılan birden fazla test uygulamaları dikkate alındı. Bir yıl içinde test istenen tüm hastaların içinden rastgele seçilecek 800 hastanın klinik dosyalarına erişildi ve D vitamini ile ilişkili tüm veriler ayrıca kaydedilip değerlendirildi. Çalışma için hastane yönetiminden idari izin ve Tıp Fakültesi Etik Kurulundan onay alındı. Veriler bir istatistik paket programında işlenerek istatistiksel olarak değerlendirildi

DoktorlarHastanelerHastaneler-üniversite+2
Melikhan Küçüktaşçı
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Demir ve vitamin d düzeylerinin febril konvülziyon ile ilişkisi

Şentürk, M. Demir ve Vitamin D Düzeylerinin febril konvülziyon ile İlişkisi. DPU Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Tıpta Uzmanlık Tezi, Kütahya, 2018. Febril konvülziyonlar (FK) benign karakterde, ateşle birlikte görülen çocuklardaki en yaygın nöbet tipidir ve tüm çocukların % 2-5'inde görülür. FK etyopatogenezinde ateş, yaş ve genetik eğilimin önemli rolleri vardır. Pediatrik hastalarda en sık rastlanan nutrisyonel eksiklik olan demir (Fe) eksikliğinin bir çok nörolojik problemde etkin rol oynadığı bilinmektedir. İnsanlarda D vitamini eksikliğinin erken beyin gelişimi üzerine olan etkisi konusunda yeterli çalışma olmamakla birlikte, in vitro olarak D vitamininin beyin hücreleri üzerine nöroprotektif etkisi olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızın amacı FK nedeniyle başvuran hastaların demir ve vitamin D düzeylerini retrospektif olarak inceleyip, FK ile aralarındaki bağlantının varlığını, FK etyopatagenezindeki yerlerini göstermektir. Çalışmanın hasta grubunu DPÜ Tıp Fakültesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği'ne Ocak 2015 – Aralık 2016 tarihleri arasında basit ve komplike FK tanıları ile başvuran 6 ay - 5 yaş arasındaki afebril konvülziyon, serebral palsi, mental retardasyon gibi nörolojik bozukluğu, kan elektrolit dengesizliği olmayan, antiepileptik ilaç kullanmayan ve santral sinir sistemi (SSS) enfeksiyonu olmayan 78 hasta oluştururken, kontrol grubunu aynı tarihler arasında aynı yaş grubunda FK haricinde ateşli hastalıklar nedeniyle takip edilen 118 hasta oluşturdu. Hastaların retrospektif olarak klinik, sosyo-demografik özellikleri ve labaratuar sonuçları hasta dosyalarından ve hastane otomasyon sisteminden bulunarak kaydedildi. Vitamin D seviyelerinin FK grubunda farklılık göstermediği, diğer taraftan demir eksikliği ve demir eksikliği anemisinin FK grubunda daha sık izlendiği görüldü. Konvülziyon riskini arttırması nedeniyle demir eksikliği anemisinin özellikle 6 ay - 5 yaş arası çocuklarda tedavi edilmesinin, febril hastalıkların nöbetle birlikte seyretmesini engelleyeceği düşünüldü. Anahtar kelimeler: Febril konvülziyon, Vitamin D, Demir Eksikliği

Anemi-demir eksikliğiDemirNöbetler-febril+2
Merve Şentürk
Kütahya Dumlupınar University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediatrik hastalarda D hipervitaminozunun retrospektif olarak araştırılması

D vitamini yetersizliği nedeniyle bilgi eksikliği veya gereksiz D vitamini kullanımı D hipervitaminozunu karşımıza çıkarmaktadır. Bu çalışmada, pediatrik yaş grubunda D hipervitaminozu etkilerinin retrospektif araştırılması amaçlanmıştır. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerine 1 Ocak 2009 ile 15 Kasım 2019 tarihleri arasında başvuran ve tetkiklerde D vitamini fazlalığı saptanan 20 hasta çalışmaya alınmıştır. Tanı yaşı, cinsiyet dağılımları, halsizlik, yorgunluk, karın ağrısı, bulantı, kusma, kabızlık, poliüri, polidipsi gibi semptom ve bulgular; hiperkalsemi, hiperfosfatemi, hiperkalsiüri gibi elektrolit patolojileri, parathormon, kalsiyum/kreatinin oranı ve kalsiyumxfosfor çarpımı; elektrokardiyografide aritmi, QT kısalığı ve ultrasonografide nefrokalsinozis varlığı araştırılmıştır. Hastaların %55'i kız, %45'i erkek olup, ortalama yaş 2,08 ± 1,69 yıl saptanmıştır. Hastaların %30'unda halsizlik ve yorgunluk, %35'inde karın ağrısı, %45'inde kusma, %30'unda kabızlık, %25'inde poliüri-polidipsi görülmüştür. D vitamini düzeyi ≤150 ng/mL ve >150 ng/mL olacak şekilde iki gruba ayrılmıştır. Hastaların 6'sının D vitamini düzeyi ≤150 ng/mL, 14'ünün D vitamini düzeyi >150 ng/mL olarak saptanmıştır. D hipervitaminozu ile başvuran hastalarda, belirlenen gruplar arasında kalsiyum, fosfor, parathormon düzeyi, hiperkalsiüri, nefrokalsinozis açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. Alınan doz miktarı ile D vitamini düzeyi karşılaştırıldığında anlamlı bir korelasyon saptanmamışken; alınan doz miktarı ile kalsiyum düzeyi karşılaştırıldığında kalsiyum ≥10,80 mg/dl olan grupta alınan doz miktarı anlamlı olarak yüksek saptanmıştır. D vitamini düzeyi ile kalsiyum ve fosfor düzeyi arasında beklenen korelasyonun saptanmaması hasta sayısının az olmasıyla ilişkilendirilebilir. Ayrıca D vitamininin serum ve doku düzeylerinde farklılık göstermesi ve yüksek doz vitamin alımından sonra geçen sürenin farklı olması kalsiyum ve fosfor düzeylerinin değişkenliğini açıklayabilir. Bu bulgular D iii hipervitaminozunda beklenen hiperkalsemi ve hiperfosfateminin her zaman birlikte olmayabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Pediatri, D hipervitaminozu, hiperkalsemi.

HiperkalsemiRetrospektif çalışmalarVitamin D+2
Kübra Köroğlu Gürbüz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00

Related subjects